Gizli Şeker

Ülkemizde ve dünyada en sık görülen hastalık türlerinden biri olan diyabet, kontrol altına alınmadığı takdirde kardiyovasküler hastalıklardan böbrek hastalıklarına kadar pek çok ciddi sağlık sorununa yol açabilen bir tür kronik hastalıktır. Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki yaygın türü bulunan diyabet hastalığında tip 1 diyabetlilerde pankreastan insülin salınımı yetersiz olduğundan insülin kullanımı gerekir. Tip 2 diyabet hastalarında ise pankreasta insülin salınımı olmasına karşın hücrelerin insülin hormonuna karşı duyarsız olması nedeniyle kandaki şeker, dokular tarafından kullanılamaz ve birikerek yüksek kan glukoz seviyelerine yol açar. Tip 2 diyabet, tip 1 diyabet hastalığına göre çok daha yaygın görülür ve genellikle orta yaş döneminden itibaren ortaya çıkar. Kandaki şeker seviyesinin olması gereken seviyelerin üzerinde seyrettiği (hiperglisemi) her gün, diyabet hastalığının yol açtığı 3 temel sorun olan retinopati, nöropati ve nefropati sorunlarına yakalanma ihtimali artar. Dolayısıyla diyabette erken teşhis, tedavi ve takip çok büyük bir öneme sahiptir. Tip 2 diyabet teşhisi konulmadan önce hastalarda prediyabet veya gizli şeker olarak tanımlanan bir süreç söz konusudur. Bu süreçte kan şekerinde açlık glukoz seviyelerinde yükselmenin tespit edilemeyeceği veya diyabet teşhisi için yeterli gelmeyecek düzeyde artış gözlenir. Hastalığın bu evrede tespit edilmesi halinde diyabet tanısının koyulacağı boyuta ulaşması önemli ölçüde geciktirilebilir ve hatta hastaların bir kısmında diyabet önlenebilir. Dolayısıyla prediyabet belirtileri halk tarafından bilinmeli, özellikle orta yaşlardan itibaren rutin sağlık taramalarına gereken özen gösterilmelidir. İşte Florence Nightingale Hastaneler grubu hekimlerinden şeker hastalığı öncesinde görülen gizli şeker durumuna ilişkin önemli bilgiler...

Prediyabet Nedir?

Prediyabet (gizli şeker), kan şekeri düzeylerinin olması gerekenin üzerinde olduğu fakat bu düzeyin henüz diyabet tanısının net bir şekilde konulabilmesi için yeterli olmadığı süreci ifade eder. Bu durum aynı zamanda sınırda diyabet ve oral glukoz tolerans testi (şeker yükleme testi) sonuçları ile belirlendiğinde bozulmuş glukoz toleransı veya bozulmuş açlık glukozu olarak da adlandırılabilir. Tip 2 diyabet teşhisi almış olan hastaların hemen hepsi hastalığa yakalanmadan önce prediyabet evresinden geçmektedir. Fakat bu dönemde hastalık kişide fark edilebilir belirtilere neden olmadığından hastaların birçoğu hekime başvurma ihtiyacı hissetmez. Prediyabet döneminde hastalığın teşhis edilmesi ile öncelikle tıbbi beslenme tedavisi ve buna ek olarak hekim tarafından önerilecek olan tedavi ilkelerine uyum sağlandığı takdirde; diyabet hastalığı veya diyabetin gözler, böbrekler, damarlar ve kalp üzerinde yol açtığı olumsuz etkiler çok büyük ölçüde önlenebilir. Prediyabet evresindeki hastalarda besinlerle birlikte vücuda alınan karbonhidratlara yanıt olarak pankreas tarafından yeterli insülin üretimi vardır. Fakat insülin hormonunun, dolaşımdaki glukozu kandan uzaklaştırma özelliği azalmaya başlamıştır. Bu durum insülin direnci olarak tanımlanır ve tip 2 diyabetin temelinde yatan sorundur. Hastalık bu evrede fark edilmez ve gerekli önlemler alınmaz ise insülin direnci şiddetlenir, kandaki yüksek şeker pankreasın işlevini olumsuz etkiler ve insülin üretimi de azalmaya başlayarak diyabet tablosu ortaya çıkar. Buna karşın prediyabet teşhisi alan hastalarda kesinlikle diyabet tablosunun gelişeceğini söylemek doğru değildir. Bu dönemde beslenme düzenine dikkat etmek, hekim tarafından önerilecek ilaç tedavisine özen göstermek ve fiziksel aktiviteyi arttırmak, ideal vücut kütlesine ulaşmak gibi önlemlerle diyabet önlenebilir. Fakat prediyabet sürecindeki hastaların normal kan şekeri düzeylerine sahip olan bireylere oranla diyabete yakalanma konusunda 5-15 kat daha yüksek risk taşıdığı bilinmelidir.

Prediyabet Belirtileri Nelerdir?

Diyabet ve prediyabet sorunları, ülkemizde ve dünyada çok sık karşılaşılan ve kendine özgü belirtileri olan sağlık sorunlarıdır. Prediyabetin yol açtığı belirtiler, diyabetin hafifletilmiş belirtileri olarak tanımlanabilir ve hemen hemen tüm hastalarda benzer şekillerde görülür. Fakat bu belirtiler genellikle hafif ve fark edilmesi zor semptomlardan oluşur ve bazı hastalarda ise diyabet teşhisine dek herhangi bir belirti gözlenmeyebilir. Prediyabette en yaygın görülen belirtiler arasında şunlar yer alır:
  • Susuzluk ve ağız kuruluğu hissi
  • Su tüketiminin normalin üzerinde olması (polidipsi)
  • Sık idrara çıkma, geceleri idrar yapma isteği ile çok sık olarak uyanma
  • Bulanık görme ve görüş kaybı
  • Sürekli yorgunluk hissi
  • Uyku düzenine ilişkin bozukluklar
  • Ağızda tatlı tat hissi
Bazı bireyler diyabet hastalığına yakalanma konusunda çok daha fazla risk altındadır. Obezite, hareketsiz yaşam, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, normalin üzerinde kiloya sahip bebek doğurmuş olmak ve ailede tip 2 diyabet öyküsünün bulunması gibi durumlar diyabet ve prediyabet için risk faktörü olarak değerlendirilir. Bu nedenle bu risk faktörlerine sahip olan hastalar prediyabet belirtileri konusunda çok daha dikkatli olmalı, hekim tarafından önerilecek aralıklarla sağlıklı bireylerden daha sık bir şekilde sağlık taramalarını yaptırmalıdır.

Prediyabet Teşhisi Nasıl Konulur?

Prediyabet belirtileri ile sağlık kuruluşlarına başvuran hastalarda veya ailesinde diyabet öyküsü bulunan bireylerin rutin kontrollerinde birtakım kan testleri yapılarak diyabet ve prediyabet varlığı kolaylıkla teşhis edilebilir. Hastalığa ilişkin çeşitli şikayetlerle başvuran hastalarda öncelikli olarak hastanın öyküsü detaylı bir şekilde alınır. Eşlik eden hastalıklar ve sürekli olarak kullanılan hastalıklar öğrenilir. Sonrasında hekim tarafından istenebilecek tanı testleri şunlardır:
•    Açlık kan şekeri testi: 8 saat süren açlığın ardından kan örneği alınarak plazma glukoz düzeyinin araştırılması şeklinde uygulanan tanı testidir. Sağlıklı bireylerde açlık kan şekerinin 100 mg/dL'nin altında olması beklenir. 100-125 mg/dL aralığındaki açlık şekeri prediyabet, 126 mg/dL ve üzerindeki kan şekeri ise diyabet teşhisi konulması için yeterlidir.
•    Oral glukoz tolerans testi (OGTT): Şeker yükleme testi olarak da adlandırılan bu testte öncelikle açlık kan şekeri ölçülür. Sonrasında hastaya belirli düzeyde şeker içeren bir sıvı içirilerek, bundan 2 saat sonra yeniden kan şekeri ölçümü yapılır. Bu şekilde ölçülen tokluk kan şekerinin sağlıklı bireylerde 140 mg/dL'nin altında olması beklenir. 140-199 mg/dL aralığında olması halinde prediyabet, 200 mg/dL ve daha fazla olması halinde diyabet teşhisi konulabilir.
•    Hemoglobin A1C (HbA1C, Glikozillenmiş hemoglobin) testi: Kan şekerinin uzun süre boyunca yüksek seyretmesi kırmızı kan hücreleri olan hemoglobinlerin glukozla birleşmesine neden olur. Bu durum son 2-3 aylık kan şekeri ortalamasının belirlenmesinde kullanılır. HbA1C testinden elde edilen sonuçlar yaklaşık 3 aylık kan şekeri ortalamasını verir. HbA1C testi sonuçları %5,6 veya daha düşükse normal olarak değerlendirilir. %5,7 ile %6,4 aralığında ise prediyabet, %6,5 ve üzerinde ise diyabet teşhisi konulur.
Yukarıdaki tanı testlerinin haricinde rastlantısal kan şekeri olarak adlandırılan ve günün herhangi bir zaman diliminde yemek yeme zamanlarından bağımsız olarak yapılan rastgele ölçümlerde, kan şekeri düzeyinin 200 mg/dL üzerinde tespit edilmesi diyabet teşhisinin konulabilmesi için yeterlidir. Fakat prediyabetin teşhisi için yukarıdaki testlerden uygun olanları yapılmalıdır.

Prediyabet Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Prediyabet teşhisi alan hastalarda şeker hastalığı gelişiminin önlenmesi için gerekli uygulamalar bir an önce başlatılmalıdır.
Hastalığın en temel tedavisi tıbbi beslenme tedavisidir. Basit karbonhidratların tamamen azaltıldığı, tam tahıllar, kuru baklagiller gibi kompleks karbonhidratlar içeren ve karbonhidrat dağılımı dengeli olan bir diyet, diyetisyen tarafından hastaya özgü olarak hazırlanmalı ve hastaya anlatılmalıdır.
Vücutta yağ dokusu ne kadar fazla ise insülin direnci o kadar tetiklenir. Bu nedenle, fazla kilolu veya obezite sınırının üzerinde olan hastalarda bu beslenme planı bir zayıflama diyeti şeklinde hazırlanmalı ve kişinin ideal kilosuna mümkün ve sağlıklı olan en kısa süreçte ulaştırılması hedeflenmelidir.
Diyete ek olarak, düzenli bir egzersiz planı da oluşturularak spor yapmak alışkanlık haline getirilmelidir.
Hipertansiyonun söz konusu olduğu bireylerde diyet buna göre planlanmalı, ek olarak hipertansiyon tedavisine ilişkin hekim tarafından reçetelendirilmiş olan ilaçlar düzenli olarak kullanılmalı, tansiyon seviyeleri kontrol altında tutulmalıdır.
Sigara ve alkol kullanımından uzak durulmalıdır.
Diyabet teşhisi alma ihtimali yüksek olan ve diyetin tek başına fayda göstermediği hastalarda hekim tarafından metformin ve benzeri etken maddeler içeren ilaçlar önerilebilir. Bunlar günün önerilen zaman dilimlerinde düzenli olarak kullanılmalıdır.
Prediyabet belirtilerinin yeterince bilinmemesi ve önemsenmemesi gibi nedenlerle ülkemizde ve dünyada diyabet tanısı ortalama 9 yıl gibi geç süreler içerisinde ciddi komplikasyonların ortaya çıkması ile konulabilmektedir.
Şeker hastalığı ilerleyici bir süreç olduğundan başlangıçtaki risk faktörlerinin bilinmesi, bu riskleri taşıyan hastaların çok daha sık olarak kontrolden geçmesi gereklidir. Ek olarak, prediyabet belirtilerinden herhangi bir veya birkaçı hissedildiğinde gerekli tanı testlerinin yapılabilmesi için vakit kaybedilmeden sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır.
Eğer siz de prediyabet belirtileri yaşıyorsanız Florence Nightingale Hastaneler grubu hekimlerine başvurarak muayene ve tanı testlerinizi yaptırabilirsiniz. Olası bir diyabet riskine karşılık tedavi sürecinize bir an önce başlayarak diyabet hastalığı ve yol açtığı ciddi komplikasyonlardan korunabilir, daha sağlıklı bir yaşam sürebilirsiniz.