16 Şubat 2026
Kanda pıhtılaşmadan sorumlu olan trombosit hücrelerinin normal seviyelerin üzerine çıkması, tıp literatüründe trombositoz olarak adlandırılır. Bu durum, yani PLT yüksekliği, çeşitli sağlık sorunlarının bir habercisi olabileceğinden dikkatle değerlendirilmelidir. Bir kişinin kan testlerinde kanda PLT yüksekliği saptanması, vücutta bir dengesizlik olduğunu gösterebilir. Bu durum altta yatan başka bir rahatsızlığın belirtisi olabileceği gibi bazen geçici nedenlerle de ortaya çıkabilir. Bu yazıda, trombositoz durumunun ne anlama geldiğini, PLT yüksekliği nedenlerini, belirtilerini, teşhis yöntemlerini ve hastalar için uygun tedavi yaklaşımlarını ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.
PLT (Trombosit) Yüksekliği Nedir?
Trombositler, diğer adıyla plateletler, kemik iliğinde üretilen ve kanın pıhtılaşma sürecinde yaşamsal rol oynayan küçük hücre parçacıklarıdır. Vücutta bir kanama olduğunda bu hücreler hızla hasarlı bölgeye yönelerek bir tıkaç oluşturur ve pıhtılaşma mekanizmasını başlatarak kan kaybını durdurur. Bu temel işlevleri sayesinde yaralanmalarda vücudun kendini korumasını sağlarlar.
Kanda normalin üzerinde trombosit bulunması durumuna PLT (trombosit) yüksekliği veya tıbbi adıyla trombositoz denir. Peki, normal PLT değeri kaç olmalı? Sağlıklı bir bireyde bu değer, mikrolitre kanda 150.000 ila 450.000 arasında olmalıdır. Bu aralığın üzerindeki bir platelet yüksekliği, damar içinde istenmeyen pıhtıların (tromboz) oluşma riskini artırarak dolaşım sistemiyle ilgili ciddi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, kan testlerinde saptanan yüksek trombosit değerlerinin altta yatan nedenlerinin araştırılması büyük önem taşır.
PLT Yüksekliği Neden Olur?
PLT yüksekliği, yani trombosit sayısının normalin üstüne çıkması, her zaman ciddi bir hastalığa işaret etmez. Bazen geçici ve iyi huylu nedenlerle ortaya çıkabilse de altta yatan önemli sağlık sorunlarının da habercisi olabilir. PLT yüksekliği nedenleri, temel olarak iki başlık altında incelenir: Reaktif (ikincil) trombositoz ve Primer (esansiyel) trombositemi. Reaktif trombositoz vücudun başka bir duruma tepki vermesiyle oluşurken, primer trombositemi doğrudan kemik iliğindeki bir sorundan kaynaklanır.
Reaktif (Sekonder) Trombositoz Nedenleri Reaktif (sekonder) trombositoz, vücudun enfeksiyon veya inflamasyon gibi başka bir duruma tepki vermesiyle trombosit sayısının geçici olarak artmasıdır. Bu durum, sık görülen PLT yüksekliği nedenleri arasında yer alır ve primer trombositozun aksine, kemik iliğindeki bir sorundan değil, altta yatan hastalığın bir sonucu olarak ortaya çıkar. Genellikle altta yatan neden tedavi edildiğinde trombosit seviyeleri de normale döner.Reaktif trombositoza yol açan başlıca durumlar şunlardır:
- Enfeksiyonlar: Vücudun bakteriyel, viral veya paraziter enfeksiyonlarla mücadelesi sırasında savunma mekanizmasının bir parçası olarak trombosit üretimi artabilir.
- Demir Eksikliği Anemisi: Demir eksikliği, kemik iliğinin trombosit üretimini tetikleyerek platelet sayısında artışa yol açabilir. Bu durum, sık karşılaşılan PLT yüksekliği nedenleri arasındadır.
- İnflamatuar Hastalıklar: Romatoid artrit, lupus veya inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn, ülseratif kolit) gibi kronik iltihaplı durumlar, sürekli inflamasyon nedeniyle trombosit seviyelerini yükseltir.
- Dalağın Alınması (Splenektomi): Dalak, yaşlı trombositleri kandan temizler. Dalağın cerrahi ile alınması, bu temizleme mekanizmasını ortadan kaldırdığı için trombosit sayısında artışa neden olur.
- Büyük Cerrahi Operasyonlar ve Travmalar: Büyük ameliyatlar veya ciddi yaralanmalar, vücutta stres yanıtı oluşturur ve iyileşme sürecinin bir parçası olarak trombosit üretimini geçici şekilde artırabilir.
- Kanserler: Akciğer kanseri veya lenfoma gibi bazı kanser türleri, vücudun inflamatuar yanıtını tetikleyerek ikincil olarak trombosit sayısını artırabilir.
Altta yatan temel sebep, sıklıkla JAK2, CALR veya MPL gibi genlerdeki mutasyonlardır. Bu genetik değişiklikler, kemik iliğindeki hücrelerin sürekli aktif kalarak gereğinden fazla trombosit üretmesine neden olur. Reaktif trombositozun aksine primer trombositoz, enfeksiyon veya demir eksikliği gibi dış etkenlere bağlı gelişmez. Bu durum, kemik iliğinin kendi içindeki bir işlev bozukluğunun sonucu olduğu için teşhisi daha kapsamlı hematolojik değerlendirme gerektirir.
PLT Yüksekliğinin Belirtileri Nelerdir?
PLT yüksekliği, yani trombositoz, çoğu zaman belirgin bir şikayete yol açmaz ve genellikle farklı bir sebeple yapılan rutin kan tahlillerinde tesadüfen fark edilir. Ancak trombosit seviyeleri aşırı arttığında bazı PLT yüksekliği belirtileri ortaya çıkabilir. Bunlar arasında sıkça görülenler; baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik ve özellikle el ile ayaklarda hissedilen uyuşma veya karıncalanmadır. Geçici görme sorunları ve ciltte kolay morarma gibi durumlar da gözlemlenebilir.
Daha ciddi vakalarda ise PLT yüksekliği belirtileri, kan pıhtısı (tromboz) oluşumuna bağlı olarak daha tehlikeli bir hal alabilir. Bu pıhtılar, beyin damarlarını tıkadığında felç, kalp damarlarını tıkadığında kalp krizi veya bacaklardan akciğere ulaştığında pulmoner emboli gibi hayati riskler doğurabilir. Paradoksal olarak, aşırı yüksek trombosit seviyeleri bazen pıhtılaşma fonksiyonunu bozarak burun veya diş eti kanaması gibi beklenmedik kanamalara da neden olabilir. Bu nedenle, bahsedilen belirtilerin varlığında bir uzmana danışmak, altta yatan nedeni belirlemek açısından kritik önem taşır.
PLT Yüksekliği Nasıl Teşhis Edilir?
PLT yüksekliğinin teşhisi, genellikle tam kan sayımı yani hemogram testi ile başlar. Bu test, kandaki trombosit miktarını ölçerek seviyenin normal aralık olan mikrolitre başına 150.000-450.000'in üzerinde olup olmadığını belirler. Bu değerin aşılması, kanda PLT yüksekliği olduğunu gösterir ve nedenin araştırılması için ek incelemeler gerektirir.
Yüksekliğin nedenini anlamak için öncelikle periferik yayma ile trombositlerin yapısı incelenir. Demir eksikliği ihtimaline karşı demir testleri ve vücuttaki iltihabı saptamak için C-reaktif protein (CRP) ile sedimantasyon gibi inflamasyon belirteçleri kontrol edilir. Bu testlerin sonuçlarına göre, primer bir kemik iliği hastalığından şüphelenilirse genetik testler veya kemik iliği biyopsisi gibi ileri tetkiklere başvurularak kesin tanı konulur.
PLT Yüksekliği Tedavisi Nasıl Yapılır?
PLT yüksekliği tedavisi, altta yatan nedene, trombosit sayısına ve hastanın pıhtı riskine göre kişiye özel olarak planlanır. Tedavideki temel amaç, yüksekliğin reaktif (ikincil) mi yoksa primer (esansiyel) mi olduğunu belirleyerek buna uygun bir strateji izlemektir.
Sekonder trombositoz durumunda tedavi, doğrudan trombositleri hedef almaz. Bu vakalarda PLT yüksekliği nasıl düşürülür sorusunun yanıtı, asıl nedeni ortadan kaldırmaktır. Örneğin, demir eksikliği anemisi demir takviyesiyle, enfeksiyonlar ise uygun antibiyotiklerle tedavi edildiğinde trombosit seviyeleri genellikle kendiliğinden normale döner. Vücuttaki inflamasyon kontrol altına alındığında da benzer bir düzelme gözlemlenir.
Primer trombositozda ise kemik iliğindeki bir sorun nedeniyle tedavi, pıhtı oluşma riskini azaltmaya odaklanır. Düşük pıhtı riski taşıyan hastalarda kanın akışkanlığını artırmak için genellikle düşük doz aspirin reçete edilir. Trombosit sayısı çok yüksekse veya hastanın kalp hastalığı gibi ek risk faktörleri varsa, trombosit üretimini yavaşlatan hidroksiüre gibi ilaçlar tedaviye eklenebilir. Tüm tedavi süreci, hastanın durumunun düzenli olarak takip edilmesini gerektirir.