Aft, pek çok kişinin hayatının belli dönemlerinde karşılaştığı oldukça rahatsız edici bir ağız yarası problemidir. Küçük olmalarına rağmen yemek yemeyi, konuşmayı ve hatta su içmeyi bile zorlaştırabilen bu yaralar, günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Toplumda yaygın olarak görülen aftlar genellikle kendiliğinden geçse de iyileşme sürecini hızlandırmak ve ağrıyı dindirmek için çeşitli yöntemler mevcuttur.
Bu kapsamlı rehberimizde, başlıca aft nedenleri ve tipik aft belirtileri başta olmak üzere, “aft nasıl geçer?” sorusunun yanıtını detaylı bir şekilde ele alacağız. Evde uygulanabilecek pratik çözümlerden tıbbi tedavi yöntemlerine kadar pek çok konuya değinerek, aft sorunu yaşayanlara etkili çözümler sunmayı hedefliyoruz.
Aft Nedir? (Aftöz Ülser)
Aft, tıbbi literatürde aftöz stomatit veya aftöz ülser olarak bilinen, oldukça yaygın ve ağrılı bir ağız yarası türüdür. Bu lezyonlar, ağız içindeki yumuşak dokularda ortaya çıkar. Fiziksel olarak genellikle yuvarlak veya oval bir şekle sahip olan aftların ortası grimsi beyaz veya sarımsı bir tabakayla kaplıyken, çevresi parlak kırmızı ve iltihaplı bir hale ile sınırlıdır. En sık yanakların ve dudakların iç yüzeyinde, dilde, diş etlerinde ve damakta görülür.
Boyutları, aftın türüne göre farklılık gösterir. Genellikle birkaç milimetrelik küçük lezyonlar (minör aft) şeklinde ortaya çıksa da bir santimetreyi aşan daha derin ve büyük yaralar (majör aft) da oluşabilir. Temas edildiğinde veya özellikle asidik ve baharatlı yiyecekler tüketildiğinde şiddetli acıya neden olmaları en belirgin özelliklerindendir. Bulaşıcı bir yapısı olmayan aftöz stomatit, yarattığı rahatsızlık nedeniyle konuşma ve yemek yeme gibi günlük aktiviteleri zorlaştıran bir durumdur.
Aft Belirtileri Nelerdir?
Aft, ortaya çıktığı andan itibaren kendini belli eden ve günlük yaşamı zorlaştıran çeşitli semptomlarla karakterizedir. En yaygın aft belirtileri, lezyonun kendisi ortaya çıkmadan önce başlayabilir ve iyileşme sürecine kadar devam eder. Bu belirtiler, kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir.
Başlıca aft belirtileri şunlardır:
- Şiddetli Ağrı ve Hassasiyet: Aftın en belirgin özelliğidir. Ağrı, özellikle yemek yeme, konuşma ve yutkunma sırasında artar. Asidik, baharatlı veya sıcak gıdalarla temas ettiğinde dayanılmaz bir acıya dönüşebilir. Bu durum, diş fırçalama gibi basit eylemleri bile zorlaştırır.
- Karakteristik Görünüm: Yaralar genellikle yuvarlak veya oval bir şekle sahiptir. Ortası grimsi beyaz ya da sarımsı bir tabakayla kaplıyken, çevresi parlak kırmızı ve iltihaplı bir hale ile çevrilidir. Genellikle yanakların ve dudakların iç yüzeyinde, dilde, diş etlerinde ve damakta görülürler.
- Öncü Hisler: Aft oluşmadan yaklaşık 24 saat önce, ilgili bölgede yanma, batma veya karıncalanma gibi rahatsız edici hisler ortaya çıkabilir. Bu durum, yaranın habercisi olarak kabul edilir.
- Hafif Şişlik: Aftın bulunduğu bölgenin etrafındaki dokularda hafif bir kızarıklık ve şişlik gözlemlenebilir.
- Fonksiyonel Zorluklar: Ağrı ve hassasiyet nedeniyle ağız hareketleri kısıtlanır. Bu durum, yiyecekleri çiğnemeyi ve net bir şekilde konuşmayı zorlaştırarak genel bir rahatsızlık hissine yol açar.
Aft Çeşitleri ve Özellikleri
Aftlar; boyutlarına, iyileşme sürelerine ve görünümlerine göre minör, majör ve herpetiform olmak üzere üç ana türe ayrılır. Tıpta aftöz stomatit olarak da bilinen bu ağız yaralarının her tipi, farklı özellikler sergiler ve tedavi yaklaşımının belirlenmesinde rol oynar.
En sık karşılaşılan tür olan minör aftlar, genellikle 1 santimetreden küçük ve yüzeysel lezyonlardır. Çoğunlukla yanak, dudakların iç yüzeyi, dil kenarları veya diş etlerinde görülürler. Genellikle 1 ila 2 hafta içinde iz bırakmadan kendiliğinden iyileşen bu aftların ağrısı, günlük yaşamı ciddi ölçüde kısıtlamaz. Stres, küçük travmalar veya hormonal değişiklikler gibi faktörler minör aftları tetikleyebilir.
Daha nadir görülen majör aftlar, minör aftlara göre çok daha şiddetlidir. Genellikle 1 santimetreden büyük, derin ve geniş yaralardır. Yanak, dudak içi ve yumuşak damak gibi bölgelerde ortaya çıkabilirler. İyileşme süreleri 2 ila 6 hafta arasında değişir, bazı durumlarda aylarca sürebilir ve iyileştiklerinde genellikle iz bırakırlar. Neden oldukları şiddetli ağrı, yemek yemeyi, konuşmayı ve yutkunmayı ciddi anlamda zorlaştırır.
Herpetiform aftlar, isminin aksine herpes virüsü ile ilişkisi olmayan nadir bir türdür. Bu isim, çok sayıda küçük yaranın kümeler halinde birleşerek uçuğa benzer bir görünüm oluşturmasından gelir. Genellikle 1-3 mm çapındaki bu lezyonlar oldukça ağrılı olabilir. Daha çok yetişkinlerde rastlanan herpetiform aftlar, genellikle 1-2 hafta içinde iz bırakmadan iyileşir.
Aft Neden Olur? Aft Oluşumunu Tetikleyen Faktörler
Aft, ağız içinde aniden ortaya çıkan ve günlük yaşamı olumsuz etkileyen ağrılı bir lezyondur. Çoğu zaman küçük bir ağız yarası gibi görünse de aft oluşumunun altında yatan birçok farklı sebep olabilir. Bilim insanları, aftın tek bir nedene bağlı olarak değil, genellikle birden fazla faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını belirtmektedir. Peki, tam olarak aft neden olur ve bu rahatsız edici durum hangi etkenler tarafından tetiklenir? İşte aft oluşumunu etkileyen başlıca faktörler:
Bağışıklık Sistemi Zayıflığı Vücudun savunma mekanizması olan bağışıklık sistemi, aft oluşumunda kritik bir rol oynar. Bağışıklık sistemi zayıfladığında, ağız mukozası dış etkenlere karşı daha savunmasız hale gelir. Mevsim geçişleri, uzun süreli hastalıklar veya yetersiz beslenme gibi durumlar bağışıklık sistemini baskılayabilir. Bağışıklık sistemindeki bu zayıflık, aft oluşumuna neden olabilir; çünkü vücut normalde tepki vermeyeceği küçük tahrişlere veya bakterilere karşı aşırı reaksiyon göstererek aftların ortaya çıkışını kolaylaştırabilir. Genetik Yatkınlık Bazı kişilerde aftların aile öyküsünde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Eğer ebeveynlerinizde veya yakın akrabalarınızda sık sık aft çıkıyorsa, sizde de aft görülme olasılığı artabilir. Bu durum, genetik faktörlerin aft oluşumundaki etkisini gözler önüne serer. Genetik yatkınlık, kişiyi belirli tetikleyicilere karşı daha duyarlı hale getirebilir. Stres ve Psikolojik Faktörler Yoğun stres, kaygı, depresyon ve uykusuzluk gibi psikolojik durumlar, vücudun genel direncini düşürerek bağışıklık sistemini olumsuz etkiler. Bu da aft oluşumu için uygun bir zemin hazırlar. Özellikle sınav dönemleri, iş yoğunluğu veya kişisel sorunlar gibi stresli süreçlerde birçok kişi aft problemi yaşadığını belirtir. Hormonal Değişiklikler Kadınlarda adet döngüsü, hamilelik veya menopoz gibi hormonal dalgalanmalar aft oluşumunu etkileyebilir. Özellikle adet öncesi dönemde veya hamilelik sırasında vücuttaki hormon seviyelerindeki değişimler, aftların daha sık ya da şiddetli bir şekilde ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu durum, hormonal dengesi hassas olan kişilerde daha belirginleşir. Beslenme Eksiklikleri B12 vitamini, folik asit, demir ve çinko gibi vitamin ve minerallerin eksikliği, ağız mukozasının sağlığını doğrudan etkiler. Bu besin öğelerinin yetersiz alımı, hücre yenilenmesini yavaşlatır ve dokuların kendini onarma kapasitesini azaltır. Dolayısıyla bu eksiklikler, aft oluşumuna zemin hazırlayabilir ve var olan aftların iyileşme sürecini uzatabilir. Bu nedenle beslenmeye dikkat etmek, bilinen aft nedenleri arasında yer alan bu faktörü kontrol altına almada önemlidir. Gıda Hassasiyetleri ve Alerjiler Bazı gıdalar, kişilerde alerjik reaksiyonlara veya hassasiyetlere yol açarak aftları tetikleyebilir. Özellikle asidik (domates, turunçgiller), baharatlı veya sert (kuruyemişler) yiyecekler, ağız mukozasını tahriş ederek aft oluşumuna katkıda bulunabilir. Gluten veya laktoz gibi maddelere karşı duyarlılık da bazı bireylerde aftlara yol açabilir. Bu tür gıdaların tespiti ve tüketiminden kaçınılması, aft ataklarını azaltmada etkili olabilir. Ağız İçi Travmalar Fiziksel travmalar, aft oluşumunun en sık görülen nedenlerinden biridir. Yanlışlıkla yanak veya dil ısırmak, sert bir diş fırçasıyla fırçalama, diş teli ya da kötü oturan protezlerin neden olduğu sürtünmeler, ağız içi dokularda küçük yaralanmalar oluşturabilir. Bu yaralanmalar, aftın başlangıç noktası olabilir. Bu tür travmalardan korunmak, aft oluşumunu engellemede önemli bir adımdır. Bazı Hastalıklar Bazı sistemik hastalıklar, aft oluşumunun bir belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Behçet hastalığı, Crohn hastalığı, ülseratif kolit ve çölyak hastalığı gibi rahatsızlıklar, ağızda tekrarlayan aftlarla ilişkilendirilebilir. HIV enfeksiyonu gibi bağışıklık sistemini doğrudan etkileyen durumlar da aftların sık görülmesine yol açabilir. Bu tür durumlarda, altta yatan hastalığın tedavisi aftların kontrol altına alınması için hayati önem taşır. Kimyasal Tahriş Ediciler Diş macunları ve ağız gargaralarında bulunan bazı kimyasal maddeler, özellikle sodyum lauril sülfat (SLS), ağız mukozasını tahriş edebilir. Bu tahriş, bazı kişilerde aft oluşumunu tetikleyebilir. SLS içermeyen ağız bakım ürünlerini tercih etmek, aft sorunu yaşayanlar için faydalı olabilir. Alkol ve Sigara Kullanımı Alkol ve sigara, ağız mukozasını kurutarak ve tahriş ederek aft oluşumunu kolaylaştırabilir. Bu alışkanlıklar, ağızdaki sağlıklı bakteri dengesini bozabilir ve yaraların iyileşme sürecini yavaşlatabilir. Genel ağız sağlığı için bu tür alışkanlıklardan uzak durmak önemlidir, zira bu etkenler de bilinen aft nedenleri arasındadır.Aft Teşhisi Nasıl Konulur?
Aft teşhisi, genellikle bir doktor veya diş hekimi tarafından yapılan klinik muayene ve hastanın öyküsünün alınmasıyla konulur. Bu süreç, doğru bir tedavi planı oluşturmak için kesin tanıyı gerektirir.
Teşhisin ilk adımı olan fiziksel muayenede hekim, yaranın konumunu, boyutunu, sayısını ve ortası sarımsı beyaz, çevresi ise kırmızı olan tipik görünümünü inceler. Bu değerlendirme sırasında kişinin gözle görülür aft belirtileri dikkate alınarak aftöz ülser tanısına yönelik ilk tespit yapılır. Ardından hastanın tıbbi öyküsü (anamnez) alınır. Bu aşamada aftların ne zamandır var olduğu, tekrarlama sıklığı, ağrının şiddeti, stresi veya belirli gıdaları tetikleyen faktörler, kullanılan ilaçlar ve mevcut alerjiler sorgulanır.
Ayırıcı tanı, teşhisin kritik bir adımıdır. Aftların, uçuk veya pamukçuk gibi ağızdaki diğer lezyonlarla karıştırılmaması gerekir. Uçuk genellikle ağız dışında ve içi sıvı dolu kabarcıklar halinde görülürken aft, ağız içinde açık yara şeklindedir. Pamukçuk ise beyaz ve peynirimsi plaklar halinde belirir.
Genellikle ek testlere ihtiyaç duyulmaz. Ancak aftlar sık tekrarlıyorsa, normalden büyükse, geç iyileşiyorsa veya ateş ve kilo kaybı gibi belirtiler eşlik ediyorsa altta yatan bir neden araştırılabilir. Bu durumda vitamin eksikliklerini veya Behçet hastalığı gibi otoimmün rahatsızlıkları tespit etmek için kan testleri istenebilir. Nadiren de olsa kesin tanı için biyopsiye başvurulabilir.
Aft Yarasına Ne İyi Gelir? Evde Uygulanabilecek Yöntemler
Aftlar, boyutları küçük olsa da yarattığı ağrı nedeniyle günlük yaşamı olumsuz etkileyen bir ağız yarası türüdür. Genellikle kendiliğinden iyileşseler de bu süreci daha konforlu atlatmak ve hızlandırmak mümkündür. Peki, afta ne iyi gelir ve evde hangi pratik çözümlerle bu rahatsızlık hafifletilebilir?
Aft evde tedavi yöntemlerinin başında antiseptik gargaralar gelir. Bir çay kaşığı tuzu veya karbonatı bir bardak ılık suda eriterek günde birkaç kez gargara yapmak, ağız içindeki pH dengesini düzenler, iltihabı hafifletir ve yaranın temiz kalmasını sağlar. Benzer şekilde, balın antibakteriyel özellikleri, aloe vera jelinin serinletici etkisi veya Hindistan cevizi yağının antimikrobiyal yapısı da doğrudan yara üzerine uygulandığında ağrıyı yatıştırır ve iyileşmeyi hızlandırır.
Beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzı da iyileşme sürecini doğrudan etkiler. Afta ne iyi gelir sorusunun bir diğer yanıtı, tetikleyici gıdalardan kaçınmaktır. Aft iyileşene kadar asitli (domates, turunçgiller), baharatlı ve sert yiyeceklerden uzak durmak, yaranın daha fazla tahriş olmasını engeller. B12 vitamini, folik asit ve demir gibi besinler açısından zengin bir diyet uygulamak, tekrarlayan aftları önlemede önemlidir. Ayrıca demlenip soğutulmuş papatya veya adaçayı ile gargara yapmak da rahatlatıcı bir etki sunar.
Doğru ağız hijyeni ve stres yönetimi de aft evde tedavi sürecinin kritik parçalarıdır. Yumuşak kıllı bir diş fırçası kullanmak ve sodyum lauril sülfat (SLS) içermeyen diş macunları tercih etmek, tahrişi önleyebilir. Stres bağışıklık sistemini zayıflattığı için yoga veya meditasyon gibi rahatlatıcı aktiviteler de dolaylı olarak iyileşmeyi destekler.
Aft Tedavisi: İlaçlar ve Tıbbi Yaklaşımlar
Aftlar genellikle kendiliğinden iyileşme eğiliminde olsa da şiddetli ağrı, geniş lezyonlar veya sık tekrarlama durumlarında tıbbi müdahale gerekebilir. Profesyonel aft tedavisi yaklaşımları, semptomları hafifletmeyi, iyileşme sürecini hızlandırmayı ve olası komplikasyonları önlemeyi hedefler. Bu tedaviler mutlaka bir hekim veya diş hekimi tavsiyesi ve kontrolü altında kullanılmalıdır.
Medikal aft tedavisi seçeneklerinin başında topikal kortikosteroidler gelir. Genellikle krem veya jel formunda olan bu ilaçlar, iltihabı ve ağrıyı azaltarak yaranın daha hızlı kapanmasına yardımcı olur. Uygulandıkları bölgede doğrudan etki göstererek lokal bir rahatlama sağlarlar. Özellikle triamsinolon asetonid içeren pastalar veya klobetazol propionat jeller hekim tarafından reçete edilebilir. Bu ürünlerin kullanımı, belirlenen doz ve süreye uygun olarak yapılmalıdır.
Ağrıyı yönetmek, aft tedavisi sürecinde önemli bir adımdır. Reçetesiz satılan ağrı kesiciler hafif ve orta şiddetli ağrılar için kullanılabilirken, daha şiddetli vakalarda hekim kontrolünde farklı analjezikler önerilebilir. Ağız hijyenini sağlamak ve enfeksiyon riskini azaltmak amacıyla antiseptik gargaralar da tedavinin önemli bir parçasıdır. Klorheksidin glukonat içeren gargaralar, ağızdaki bakteri yükünü azaltarak iyileşmeyi destekler ve ikincil enfeksiyonların önüne geçer. Hidrojen peroksit gibi oksijen salgılayan gargaralar da yara temizliğine katkıda bulunur.
Son yıllarda yaygın olarak uygulanan düşük seviyeli lazer terapisi, aft bölgesine uygulandığında ağrıyı anında azaltabilir, iltihabı hafifletebilir ve hücre yenilenmesini hızlandırarak iyileşme süresini kısaltabilir. Bu yöntem genellikle hızlı ve ağrısız olup, özellikle sık tekrarlayan veya çok ağrılı aftlarda tercih edilebilir. Ancak lazer tedavisinin uygunluğu için de mutlaka uzman görüşü alınmalıdır.
Şiddetli ve dirençli majör aftlarda veya altta yatan sistemik bir hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkan durumlarda, hekim tarafından oral yolla alınan ilaçlar veya bağışıklık sistemini düzenleyen tedaviler düşünülebilir. Vitamin ve mineral eksiklikleri tespit edildiğinde ise B12, folik asit, demir ve çinko takviyeleri de tedavi planına dahil edilir. Tüm bu tıbbi yaklaşımların etkinliği ve güvenliği, kişinin genel sağlık durumuna göre değişeceğinden, en uygun aft tedavisi için bir sağlık profesyoneline başvurmak büyük önem taşır.
Çocuklarda Aft: Nelere Dikkat Edilmeli?
Çocuklarda görülen aftlar, ağız içinde oluşan ağrılı yaralar olup yetişkinlere kıyasla daha yoğun rahatsızlıklara yol açabilir. Özellikle bebekler ve küçük çocuklar acılarını net ifade edemediklerinden, aftın varlığını anlamak ebeveynler için zorlayıcı olabilir. Bu yüzden çocuklardaki belirtilere karşı dikkatli olmak ve olası aft nedenleri hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir.
Çocukların gelişim aşamasındaki bağışıklık sistemi, onları enfeksiyonlara ve tahrişlere karşı daha savunmasız bırakır, bu da aft oluşum riskini artırır. Diş çıkarma, oyuncakları ağza götürme veya düşme gibi travmalar ve yetersiz ağız hijyeni de sık görülen tetikleyicilerdir. Ayrıca kreş gibi toplu ortamlarda virüs ve bakterilerle daha sık temas etmeleri, okul öncesi dönemdeki çocuklarda aft görülme sıklığını artırabilir.
Bebeklerdeki aft belirtileri genellikle iştahsızlık, emmeyi reddetme, salya artışı, hafif ateş ve genel bir huzursuzluk halidir. Beslenmeyi reddetmeleri, ağrı hissettiklerinin en önemli göstergesidir ve kilo kaybına dahi yol açabilir. Daha büyük çocuklar ise yemek yerken veya konuşurken acıdan şikâyet edebilir; ağızda yanma hissi, ağız kokusu ve yorgunluk gibi belirtiler de gösterebilirler.
Belirtiler şiddetliyse veya aft varlığından şüpheleniliyorsa, doğru teşhis ve tedavi için mutlaka bir çocuk doktoruna veya diş hekimine başvurulmalıdır. Evde ise çocuğun rahatlaması için tahriş edici, asitli ve baharatlı yiyeceklerden kaçınılmalı, bol sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. İyi bir ağız hijyeni alışkanlığı kazandırmak kritik öneme sahiptir. Bebeklerde soğuk bir kaşık veya temiz bir emzik ağrıyı hafifletebilir. Biberon ve emziklerin düzenli sterilizasyonu ise enfeksiyon riskini azaltır. Hekim önerisiyle B12, folik asit ve demir gibi takviyeler de aft oluşumunu engellemeye yardımcı olabilir.
Aft Oluşumunu Önlemek İçin Neler Yapılabilir?
Aftlar, ağız içinde neden oldukları ağrı ve rahatsızlıkla günlük yaşamı olumsuz etkileyen yaralardır. Tekrarlayan aft oluşumu sorunu yaşıyorsanız, bazı önleyici tedbirler alarak bu durumu kontrol altına alabilirsiniz. Etkili bir aft önleme stratejisi için aşağıdaki adımları uygulayabilirsiniz:
- Doğru Ağız Bakımı Uygulayın: Ağız içindeki bakteri birikimini azaltmak, temel bir adımdır. Yumuşak kıllı bir diş fırçası kullanın ve sodyum lauril sülfat (SLS) içermeyen diş macunlarını tercih edin. Düzenli diş ipi kullanımı, yemek artıklarını temizleyerek tahrişi azaltır.
- Beslenmenize Dikkat Edin: Bağışıklık sistemini destekleyen dengeli bir diyet, aft önleme için kritik öneme sahiptir. B12 vitamini, folik asit, demir ve çinko içeren gıdalar tüketin. Asitli (domates, turunçgiller), baharatlı ve sert kabuklu yiyecekler gibi kişisel tetikleyicilerinizi belirleyip bunlardan kaçının.
- Stresi Yönetin ve Fiziksel Tahrişten Kaçının: Yoğun stres, bağışıklık sistemini zayıflatır. Meditasyon, düzenli uyku ve yoga gibi yöntemlerle stresi azaltmak, etkili bir aft önleme yöntemidir. Ayrıca yanak ısırma, sert fırçalama gibi travmalardan sakının. Diş teli veya protez kullanıyorsanız düzenli kontrol yaptırarak olası tahrişleri önleyin.
- Düzenli Hekim Kontrolü Yaptırın: Yılda en az iki kez diş hekiminizi ziyaret ederek ağız sağlığınızı kontrol altında tutun. Tekrarlayan aftlar, altta yatan farklı bir sağlık sorununun belirtisi olabileceğinden, durumu hekiminize danışmak önemlidir.
Aft İçin Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız? Uyarı İşaretleri
Çoğu aft, genellikle bir veya iki hafta içinde tıbbi müdahale gerektirmeden kendiliğinden iyileşir. Ancak bazı durumlarda bu yaralar, altta yatan daha ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabilir ve mutlaka profesyonel değerlendirme gerektirir. Aşağıdaki uyarı işaretlerinden birini veya birkaçını yaşıyorsanız bir hekime ya da diş hekimine başvurmanız önemlidir:
- İyileşmeyen Yaralar: Aftınız 2-3 haftadan uzun süredir geçmiyorsa veya iyileşme göstermiyorsa, bu durum normal değildir ve tıbbi yardım almayı gerektirir.
- Sık Tekrarlama: Aftlar sürekli tekrarlıyorsa ve sık sık "aft nasıl geçer?" diye düşünmenize neden oluyorsa, bu durumun altındaki nedenin araştırılması için bir uzmana danışmak önemlidir.
- Şiddetli Ağrı: Yemek yemeyi, konuşmayı veya yutkunmayı engelleyecek kadar şiddetli bir ağrı yaşıyorsanız ağrıyı yönetmek ve rahatlamak için tıbbi destek almalısınız.
- Anormal Boyut ve Görünüm: Aftların normalden büyük, derin olması veya kümeleşerek yayılması da bir uyarı işaretidir ve incelenmelidir.
- Ek Belirtiler: Aftlara ek olarak yüksek ateş, lenf bezlerinde şişlik, kilo kaybı, genel halsizlik, gözde iltihaplanma veya vücudun başka yerlerinde (örneğin genital bölgede) benzer yaraların görülmesi sistemik bir hastalığa işaret edebilir.