Robotik Üroloji

Robotik sistemler ile cerrahinin ortaya çıkışı NASA'nın öncülüğünde, bir astronotun uzayda uzaktan kumanda ile ameliyat edilmesi düşüncesiyle başlamıştır. Bu düşünce yıllar içinde geliştirilmiş ve tıp alanında heyecan verici ve oldukça önemli bir teknolojik gelişme olarak karşımıza çıkmıştır.

Grup Florence Nightingale Hastanelerinde de robotik cerrahinin yoğun olarak uygulandığı alan Prof. Dr. Fatih Atuğ ve Prof.Dr. Haluk Akpınar öncülüğünde ürolojik cerrahidir.

Grup Florence Nightingale Hastaneleri Robotik Ürolojik Cerrahi bölümünde özellikle böbrek, mesane ve prostat ameliyatları alanında büyük deneyim sahibi bir ekip iş başındadır.

Grup Florence Nightingale Hastaneleri Robotik Ürolojik Cerrahi bölümünde tecrübeli ekibimiz yıllardır başarılı ameliyatlara imza atmaktadır.

Grup Florence Nightingale Hastaneleri Robotik Cerrahi Merkezi Robotik Ürolojide; uygulanan başlıca ameliyatlar şöyledir:

  • Radikal prostatektomi
  • Piyeloplasti (böbrek çıkışı darlığı)
  • Psoas hitch
  • Boari flap
  • Üreteral reimplantasyon
  • Radikal Sistektomi
  • İleal neobladder
  • Donör nefrektomi
  • Adrenalektomi
  • Radikal ve basit nefrektomi
  • Parsiyel nefrektomi
  • Sakrokolpopeksi

Robotik prostat ameliyatları 

Prostat erkek genital sisteminde, mesanenin altında yer alan ceviz büyüklüğünde bir salgı bezidir.

Prostat; spermin dışarı atılması için gerekli akışkan sıvıların ve enzimlerin salgılanmasında görevlidir. Testislerde oluşan spermler vas deferans denilen tüpler aracılığı ile taşınır. Bu sırada prostattan üretilen salgılar da eklenir ve penise ulaşarak meninin (semenin) dışarı atılması sağlanır.

Prostat; salgılamayı yapan hücrelerden ve bunlara ait destek çevre dokusundan meydana gelmiştir.Prostat kanseri bu salgı yapan hücrelerin anormal gelişimi ile ortaya çıkmaktadır.

Prostat kanseri erkeklerde deri kanserinden sonra en sık görülen kanserdir. Kansere bağlı ölümlerde ise ikinci sırada yer alır. Genellikle 50 yaş üstünde görülür ancak seyrekte olsa gençlerde de görülme olasılığı vardır.

Erken dönemde tanı konamadığı taktirde prostat kanseri lenf ve kan damarları yoluyla çevre dokulara yayılabilmektedir. En sık yayılım yeri çevresindeki lenf düğümleri ve kemiklerdir. Ek olarak akciğer, karaciğer ve diğer organlara da yayılabilir.

Prostat kanserinin 70 yaş üzeri erkeklerin %50'sinde, 90 yaş üzerindekilerin de hemen hemen hepsinde mikroskobik düzeyde bulunduğu hesaplanmaktadır.

Sağlıklı bir erkeğin hayat boyu prostat kanserine yakalanma riski yaklaşık olarak %17'dir. Yani yaklaşık olarak her 6 erkekten biri prostat kanserine yakalanmaktadır.

Prostat kanserinin tanısında sıklıkla kullanılan PSA (Prostat Spesifik Antijeni) testinin bulunup klinik kullanıma girmesi ile hastalığa bağlı ölüm oranları azalmıştır. Bu test sayesinde hastalığa erken tanı konulabilmektedir. Bu da tedavi başarısını arttırmaktadır.

Ülkemiz için kesin veriler mevcut olmamakla birlikte ABD'de yılda 250 bin erkekte prostat kanseri saptanmaktadır ve bu kişilerin %95i 45 yaş üzerindedir.

Prostat kanserine neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir.

Diğer kanser türlerinde olduğu gibi genetik bir yatkınlıkla birlikte olumsuz çevre koşullarının, bu hastalığın meydana gelmesinde rol aldığı düşünülmektedir.

Prostat kanseri oluşumuna katkısı olabileceği düşünülen bazı risk faktörleri şunlardır:

  • Yaş
  • Ailede prostat kanseri varlığı
  • Yağlı beslenme
  • Hormonlar
  • Kadmium
  • A ve D Vitaminleri

En önemli risk faktörleri yaş, aile hikayesidir. Normal kontroller sırasında prostat kanseri araştırılması 50 yaş sonrası tavsiye edilirken, ailede prostat kanseri mevcudiyeti varsa bu araştırmalar 40 yaş sonrasında başlatılmaktadır. Tüm prostat kanserlerinin %10'unun babadan oğla kalıtım yoluyla geçtiği tahmin edilmektedir.Prostat kanseri olan hastaların erkek çocuklarında veya erkek kardeşlerinde prostat kanserine yakalanma riski 2-9 kat daha yüksektir.

Prostat kanserine özgü bir başka özellik de hastalığın latent form ve klinik aktif form olmak üzere birbirinden çok farklı karakterde, iki ayrı formunun olmasıdır. Latent formdaki prostat kanseri; hayat boyu hiç tanı konmadan sessiz kalabilirken, klinik aktif formdaki hastalık prostat dışına sıçrayarak yayılım gösterebilmektedir.

Prostat kanserinin belirtileri hastalığın formu ve evresine göre farklılık gösterebilmektedir.

Latent formda olan ve sadece tek bir alanda bulunan (lokalize) prostat kanseri hiç bir belirti vermeden ilerleyebilmektedir. Bu tip belirti vermeyen prostat kanserlerinin tanısı PSA testi ile kolaylıkla yapılabilmektedir.

Prostat kanseri kemiğe yayılım (metastaz) yaptığı zaman ciddi kemik ağrılarına neden olabilmektedir. Eğer kemik tutulumu yaygınsa kan üretimi bozulur ve kansızlık (anemi) ortaya çıkar. Kansızlığa bağlı gelişen halsizlik, güçsüzlük de belirtiler arasındadır.

İleri evre prostat kanserlerinde; prostatın etrafındaki lenf bezleri aşırı derecede büyüyerek, idrar kanallarında tıkanmalara yol açabilir. İdrar kanallarında tıkanma ise böbreklerde "hidronefroz" adı verilen şişme ve fonksiyonlarda bozulmaya neden olabilmektedir.

Lokal ileri evre denilen prostat kanserinde; prostatın kendisi de ileri derecede büyüyerek idrar kanalını tıkayabilir. Bu durumda da yine hidronefroz ya da  mesaneye (idrar torbasına) olan baskı nedeniyle ağrı ve irritasyonu oluşturabilir.

Prostat kanseri erken dönemde genellikle bir belirtiye neden olmaz. İdrar yapmada zorluk, akım hızında azalma, sık idrara gitme gibi şikayetler genellikle yaşa bağlı prostat hacminde iyi huylu büyüme nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Prostat kanserinde; asıl büyüme yeri prostatının dış kapsülüne yakın kısımlarıdır. Bu nedenle prostat kanseri ancak ileri evrelerinde idrar kanalında tıkanmaya neden olur.

Prostat kanserinde kullanılan tanı yöntemleri;

  • Kanda bakılan PSA testi
  • Rektal muayene
  • Biyopsidir

Prostat kanseri sıklıkla genel sağlık taraması sırasında; kanda bakılan PSA (Prostat Spesifik Antijeni) testi ile saptanmaktadır.

Genel sağlık taramalarında kanda bakılan bu test sayesinde erken dönemde prostat kanserinin tespit edilme oranında artış sağlanmıştır.Diğer testlere göre daha kolay uygulanabilir olması bunun başlıca nedenlerindendir. Ancak şu da unutulmamalıdır ki bazı kanser hastalarında PSA testi normal düzeyde çıkabilmektedir. Bu nedenle doktorunuz ileri tetkikler de isteyebilmektedir.

Prostat spesifik antijen (PSA) erkeklerde prostat ve idrar yolu (üretra) çevresindeki bezlerden salınan bir proteindir. Görevi meninin (semenin) boşalma öncesi sıvılaşmasına yardım etmektir.

PSA için normal değer 0-4 arası kabul edilirken, son yıllarda bu aralıkta PSA’ya sahip pek çok kanser hastası saptanması nedeniyle güvenli sınır özellikle genç hastalarda daha aşağı düzeylere çekilmiştir.

Yaşa bağlı normal PSA değerleri:

  •  40-49 yaş       PSA ≤2.5 ng/ml
  •  50-59 yaş       PSA ≤3.5 ng/ml
  •  60-69 yaş       PSA ≤4.5 ng/ml
  •  70 ve üstü      PSA ≤5.5 

Tümör şüphesi uyandıran bazı başka PSA değerleri vardır. Bunlar:

  • PSA hızı: PSA’nın yıllık artış hızı 0.75 ng/ml üzerinde ise biyopsi düşünülmelidir.
  • PSA dansitesi: PSA değerinin prostat hacmine bölünmesi ile bulunur. PSAD = 0.15 ve üzeri durumlarda biyopsi düşünülmelidir.

Rektal muayene ürolojide fizik incelemenin en önemli kısımlarından biridir.

İnceleme esnasında üroloji doktorunuz prostatın dış yüzeyinde tümör açısından şüpheli herhangi bir sertlik yada düzensizlik olup olmadığını kontrol eder.

Unutulmamalıdır ki prostat kanseri teşhis edilen hastaların %25’inde PSA düzeyi normal sınırlarda olmasına rağmen tanı sadece parmakla  muayenede saptanan sertlik ve düzensizlik nedeni ile konulmaktadır.

Prostat biyopsisi Trans Rektal Ultrason (TRUS) ile yapılmaktadır.

TRUS rektal yolla uygulanan bir ultrasonografi aygıtıdır. Prostatı çok yakından gösterdiği için standart karın (batın) ultrasonuna göre avantajlıdır. TRUS bazen biyopsi amaçlı olmadan sadece prostatı daha iyi görüntülemek amacıyla da kullanılabilmektedir.

Trans rektal ultrasona eklenen bir parça sayesinde prostat dokularında hedeflenen yerden doku örneği almak mümkündür.

Yaş, prostat büyüklüğü, daha önceden biyopsi yapılıp yapılmadığı değerlendirilerek doktorunuz biyopsi alınmasını önerebilmektedir.

Prostat kanserinin tedavisinde izlenecek yol; hastalığa (ilerlemesi, tümörün büyüklüğü, yeri gibi) ve hastanın durumuna (yaşı, genel sağlık durumu gibi) göre farklılık gösterebilmektedir.

Size en uygun ve doğru tedavi planın yapılması için doktorunuz rehberlik edecektir.

Ancak genel olarak prostat kanserinde izlenen tedavi aşamaları şöyle sıralanabilir:

A. Eğer prostat kanseri sınırlı (lokalize) ise;

  • Öncelikle hastalık yakından takip edilir
  • Gerekli görüldüğünde cerrahi olarak prostatın alınması söz konusudur. Bu ameliyata; radikal prostatektomi denir. Radikal prostatektomi çeşitli şekillerde uygulanabilir:
    • Açık ameliyat
    • Laparoskopik ameliyat (kapalı ameliyat)
    • Robotik radikal prostatektomi
  • Radyoterapi yani ışın tedavisi uygulanan diğer yöntemlerdendir. Tek başına ya da ardışık tedavi olarak uygulanabilir. Çeşitli yöntemleri bulunur:
    • Eksternal Radyoterapi
    • IMRT
    • Brakiterapi
  • Krioterapi denilen yöntem de lokalize prostat kanserlerinde uygulanabilmektedir. Krioterapide prostat dondurularak hastalık elemine edilir.

B. Eğer prostat kanseri yayılım göstermişse (metastatik ise);

Cerrahiden önce kanserin kontrol altına alınması hedeflenir. Bunun içinde;

  • Hormon tedavisi
  • Kemoterapi uygulanabilmektedir.

Prostat kanserinin tedavisinde farklı yöntemler  mevcuttur.

Prostat bezinin ameliyat ile tamamen alındığı; "radikal prostatektomi ameliyatı" denilen yöntem etkinliği nedeniyle sıklıkla tercih edilmektedir.

Yapılan araştırmalarda; radikal prostatektomi ameliyatı geçiren lokalize (sınırlı/yayılım yapmamış) prostat kanserli hastaların 10 yıllık sağ kalım oranlarının %90’ın üzerinde olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle radikal prostatektomi ameliyatı uygun hastalarda en çok tercih edilen tedavi yöntemidir.

Radikal prostatetoktomi ameliyatı farklı yöntemlerle yapılabilmektedir;

Geleneksel açık radikal prostatektomi ameliyatları; büyük bir cerrahi kesi ile yapılmaktadır. Bu da hastanın operasyondan sonra geç sürede iyileşmesine, daha uzun süre hastanede yatmasına, daha fazla yara enfeksiyonu riskine maruz kalmasına ve  hastada büyük bir yara izine yol açmaktadır.

Son yıllarda oldukça yaygınlaşan robotik radikal prostatektomi ameliyatında ise; çok küçük kesiler ile operasyon yapılabilmekte ve böylece hastaların ameliyat sonrası iyileşme süreleri azalmakta, enfeksiyon riskleri minimalize edilmektedir.

  • Daha az kan kaybı: Robotik radikal prostatektomi ameliyatında karın (batın) gazla şişirilir. Bu gaz basıncından dolayı kanamalar oldukça azalmaktadır. Ameliyatın bitiminde ise karındaki gaz boşaltılır. Ayrıca 3 boyutlu yüksek çözünürlüklü ve operasyon alanını büyütebilen kameralar yardımı ile kanamalar daha net olarak görülebilmekte ve erkenden durdurulabilmektedir. Ameliyatların çoğunda hastalara kan nakli ihtiyacı bile duyulmamaktadır.
  • Daha az hastanede kalış süresi: Robotik cerrahide ameliyat kesilerinin daha küçük olması ve kan kaybının çok daha az olması nedeniyle hastalar geleneksel açık operasyonlara oranla daha erken hastaneden taburcu edilebilmektedir.
  • Daha kısa sonda süresi: Robotik prostatektomi ameliyatında idrar kesesi ile idrar yolunun birbirine su geçirmez şekilde dikilebilmesi (anastomoz) mümkündür. Bu nedenle hastalara ameliyat sonrası takılan idrarın çıkışını sağlayan "sonda" 6-7 gün içinde çıkartılabilmektedir.
  • Daha az ağrı: Yara kesilerinin daha küçük olması nedeniyle hastalar açık ameliyatlara oranla daha az ağrı hissetmektedirler.
  • Daha iyi kanser kontrolü: 3 boyutlu yüksek çözünürlüklü görüntü ve 7 derece hareket edebilen araçlar yardımı ile cerrah robotik prostatektomide prostat dokusunu daha net olarak görebilmektedir.
  • Daha iyi idrar kontrolü: Robotik prostatektomide; açık radikal prostatektomiye oranla idrar kontrolü daha erken sağlanmaktadır. Görüntünün daha iyi olması, daha az kanamanın olması ve idrar yolunun daha uzun bırakılabilmesiidrar kontrolünün erken oluşmasını sağlayanetkenler arasındadır.
  • Daha erken cinsel yaşama dönüş: Uygun hastada prostat civarındaki sinir-damar demetinin korunması, açık ameliyata göre; robotik prostatektomide daha iyi sağlanabilmektedir. Bu sayede ameliyat sonrası hastaların cinsel yaşamanın normale dönmesi daha çabuk olmaktadır.

Prostat bezi, erkeklerde idrar kesesinin hemen altında bulunmaktadır ve idrarın idrar kesesinden dışarı atıldığı üretra denilen kanalı çevreler. Erişkin bir erkekte prostat bezinin ağırlığı 25-30 gram civarındadır. Prostatın başlıca görevi, meninin sıvı olan kısmını imal edip cinsel boşalma sırasında bu sıvının dışarı atılmasına yardımcı olmaktır.

Prostat bezi 40’lı  yaşlardan itibaren giderek büyümeye başlar. Özellikle prostatın iç kısmı büyüyebilir ve normalde bir kestane büyüklüğünde olan prostat bezi bir elma hatta portakal büyüklüğüne kadar erişebilir. Bu duruma iyi huylu prostat büyümesi (BPH: benign prostatik hiperplazi) denilir.

Yapılan çalışmalarda 60 yaşındaki erkeklerin %50’sinde, 80 yaşındaki erkeklerin ise %90’ında iyi huylu prostat büyümesinin görüldüğünü bildirilmektedir. BPH ile prostat kanseri ayrı hastalıklardır. BPH prostat kanserine yol açmamakla birlikte bir arada bulabilir.

Prostat büyürken idrar yolunu tıkayarak idrar akışını engellemeye başlar. Bu hastalığın seyrinde, tıkanıklığın derecesine bağlı olarak hastalarda idrar yapmayla ilgili yakınmalar başlar. Hastaların yakınmaları 2 ana grupta değerlendirilir :

Tıkanmaya bağlı yakınmalar (Obstrüktif):

  • İdrar kuvvetinin ve kalınlığının azalması
  • İdrarı başlatmakta güçlük
  • Kesik kesik idrar yapma
  • İdrarın sonunda damlama
  • İdrarı tam boşaltamama hissi
  • İdrarda kan

İdrar kesesinin uyarılmasına bağlı yakınmalar (İrritatif):

  • Sık idrar yapma ( gündüz ve gece )
  • Ani idrar yapma isteği
  • İdrar yapma hissi oluştuğunda idrar kaçırma
  • İdrar yaparken yanma ve sızı hissinin olması

Bazen idrar yolu BPH nedeniyle tamamen tıkanabilir ve hasta aniden idrar yapamayabilir. Bu durumda hastalara acilen sonda takılması gerekir.

 

İyi huylu prostat büyümesi cerrahi olmayan yöntemler ya da cerrahi yöntemler ile tedavi edilebilmektedir.

İyi huylu prostat büyümesinin (BPH) cerrahi olmayan tedavileri

  • İzlem: İyi huylu prostat büyümesi olması tedavi edilmesi gerektiği anlamına gelmeyebilir. İdrar akımında zorluk ve buna bağlı belirti ve bulgular oluşmayan hastalarda ürolojik değerlendirmede böbrekler ve mesanenin zarar görmediği tespit edilebilirse hasta takibe alınabilir. En uzunu yıllık olmak üzere hekim tarafından hastaya önerilen sıklıklarla takip programlanır.
  • İlaçlarla tedavi: BPH semptomları kişinin günlük aktivitelerini ve yaşam kalitesini bozmaya başladığında tedaviye geçilir. Genellikle ilk seçenek ilaçlardır. 5-Alfa reduktaz inhibitörleri ve alfa-blokörler kullanılabilmektedir. 

İyi huylu prostat büyümesinin (BPH) minimal invaziv tedavileri

  • Prostatik Stent uygulamaları: Medikal tedavilere cevap vermeyen ve cerrahi tedavi gerektirdiği halde genel durum bozukluğu nedeniyle ameliyat edilemeyecek olan hastalarda uygulanabilir. İnce bir tüp içerisinden yerleştirilen ve açıldığında üretrayı (idrar kanalını) genişleten helezonik yay şeklinde bir aparattır. Genel anestezi ve hastanede yatış gerektirmemesi, kanama riskinin çok az olması, kısa sürede uygulanabilmesi gibi avantajları vardır. Başlıca dezavantajları arasında bazen stentin iyi yerleştirilememesi, stentin yerinden çıkıp hareket etmesi,irritasyona ve buna bağlı sık idrar yapmaya neden olması, idrar kaçırma ve ağrı hissi yapabilmesi olarak sayılabilir.
  • Transüretral Prostat Rezeksiyonu (TURP): Transüretral Prostat Rezeksiyonu, iyi huylu prostat büyümesinin (BPH) cerrahi tedavisinde en sık uygulanan yöntemdir. Bu yöntemde hastaya genel veya lomber ( spinal veya epidural ) anestezi verildikten sonra idrar yolundan rezektoskop denilen özel bir alet ile girilerek prostat dokuları elektrik akımı kullanılarak kesilmektedir. Bir optik aracılığıyla hasta içerisindeki görüntülerin bir monitöre aktarılarak 10-12 kat daha büyütülmüş görüntüler eşliğinde uygulananbu ameliyat sırasında sürekli şekilde irrigasyon sıvısı kullanılması gerekmektedir. Elektrik akımı “loop” denilen yarım daire şeklindeki bir tel aracılığıyla dokulara iletilir veprostat dokusu şeritler halinde kesilirken bir yandan loop yardımıyla kanamalar durdurulur. İdrar kesesi içerisinde biriken prostat dokuları daha sonra vakum sistemiyle dışarıya çıkartılır. Operasyon sonrası idrar yolundan bir kateter konularak 2 gün süreyle bırakılır.
  • Prostat büyümesinde Greenlight Lazer: Son yıllarda lazer kullanımı tıbbın birçok alanında yaygınlaşmış ve günümüze kadar birçok lazer türleri prostat ameliyatlarında kullanılmıştır. Bu amaçla en son olarak Greenlight (Yeşil Işık) lazer yöntemi kullanılmaktadır.Greenlight lazer prostatektomi veya tıbbi adıyla PVP (photoselective vaporization of the prostate) yönteminde kullanılan KTP lazer , yeşil bir ışık oluşturmakta ve bu nedenle yöntem “Greenlight Prostatektomi” olarak anılmaktadır. KTP lazer prostat dokusu tarafından selektif olarak absorbe edilmektedir , yani prostat için seçici bir özelliği vardır. Greenlight lazer enerjisi aslında kandaki hemoglobin tarafından emilmekte ve prostat dokusu ile beraber kan damarlarını da buharlaşmaktadır. Bu yüzden işlem sırasında kanama yok denecek kadar az görülmektedir.

BPH’de prostatın büyümesi tek başına önemli bir bulgu değildir. Büyümeyle birlikte hastanın şikayetlerinin ortaya çıkması, şikayetlerin derecesi artması ve bu büyümenin idrar yollarında oluşturduğu olumsuz etkiler ( komplikasyonlar ) hastalığın önemini ortaya çıkartan unsurlardır.

BPH'nin idrar yollarında oluşturduğu olumsuz etkiler (komplikasyonlar) şunlardır:

  • Ani idrar tıkanması: İdrar yolu tam olarak tıkanır ve hasta idrar yapamaz.Buna bağlı olarak karın alt bölgede şiddetli ağrı oluşur. İdrar yolundan bir sonda takılarak idrar kesesinde biriken idrar boşaltılmalıdır.
  • İdrar yolu iltihabı: İdrar yolunun tıkanıklığına bağlı olarak idrar kesesinde iltihap oluşabilir. Bu durumda hastada idrarda şiddetli yanma ve yüksek ateş oluşabilir.
  • İdrar kesesi bozuklukları: Prostatın idrar yolunu tıkamasına bağlı olarak tam boşalamayan idrar kesesi giderek genişler, zayıflar ve zamanla kasılma yeteneğini kaybedebilir. İdrar kesesinin kasılma gücünü kaybetmesi içeride sürekli artık idrar kalmasına neden olur. Bazen ameliyat yapılsa bile bu bozukluk düzelmeyebilir.
  • İdrar kesesi taşları: İdrar kesesinde tıkanıklık nedeniyle biriken idrarda oluşan iltihap veya minerallerin çökmesiyle mesane taşları oluşabilir.
  • Böbrek bozuklukları: İdrar kesesi iltihapları böbrekleri etkileyebilir. Diğer yandan idrar kesesinde tıkanıklığa bağlı basınç artışı ve içeride sürekli artık idrar kalması nedeniyle zamanla böbreklerde genişleme ve işlev bozuklukları oluşabilir. Ender de olsa bazı hastalarda böbrek yetmezliği ortaya çıkabilir.

Bu komplikasyonların oluştuğu hastalarda ameliyat gerekmektedir.

Robotik böbrek ameliyatları 

Böbrekler kandaki atık maddeleri ve vücuttaki fazla su ve tuzu temizlemekten sorumlu, her iki boşluk bölgemizde yerleşmiş olan organlardır. Buradan kaynağını alan kanserlere böbrek kanseri adı verilir.

Böbrek kanserleri böbreğin idrarı üreten kısmından (parankim) ve idrarın toplandığı havuzcuktan (toplayıcı sistem) kaynaklanan kanserler olmak üzere ikiye ayrılır.

Parankim böbreğin idrarı üreten kısmıdır.

Böbrek parankim kanserleri yetişkin kanserlerinin yaklaşık %3’ünü oluşturmaktadır. Erkeklerde görülme oranı kadınlar görülme oranının neredeyse iki katıdır. Sıklıkla 50-60 yaşlarında ortaya çıkmaktadır.

Doğuştan olan bazı böbrek hastalıkları (at nalı böbrek, polikistik böbrek hastalığı gibi) ve bazı sistemik hastalıkları (von Hippel-Lindau sendromu gibi) olanlarda böbrek kanserinin daha sık görüldüğü bilinmektedir.

Kronik böbrek yetmezliği olan hastaların da böbrek kanserine yakalanma riskinin daha yüksek olduğu bilinmektedir.

 Sigara kullanımının böbrek kanseri oluşumunu arttırdığı kesin olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca ağrı kesicilerin aşırı kullanılmasının da böbrek parankim kanseri oluşumu riskini arttırdığı bildirilmektedir.

Böbrek parankim kanseri tanısında hastaların ancak %10-15’inde klasik üçlü olarak bilinen;

  • İdrarda gözle görülür kanama
  • Yan ağrısı (böğür ağrısı)
  • Ele gelen kitle görülür.

Birçok hastada tanı ise herhangi bir nedenle yapılan görüntüleme sırasında tesadüfen konulmaktadır.

Hastaların az bir bölümü de yayılıma (metastaza) bağlı yakınmalar nedeni ile başvurup (örneğin akciğer metastazında öksürük nefes darlığı, kemik metastazında kemik ağrısı veya kırık oluşması) bu şekilde de tanı konabilmektedir.

Görüntüleme yöntemlerinin yaygın olarak kullanımı ile rastlantısal tanı konulan böbrek kanserlerinin oranı giderek artmaktadır. Günümüzde böbrek kanserlerinin 3/4 ’ünün rastlantısal olarak teşhis edildiği bildirilmektedir.

Bu oranın artması ultrasonografinin “check up” programlarında yaygın olarak kullanılmasına bağlıdır. Bu nedenle erken tanı konulan hastaların oranında da artış olmaktadır.

Karın ultrasonografisinde böbrekte kitle görülmesi böbrek parankim kanserini düşündürmelidir. Ön tanı konulan hastaların bilgisayarlı tomografi ( CT ) veya manyetik rezonans (MRI) gibi daha ileri görüntüleme yöntemleriyle daha ileri düzeyde değerlendirmeleri mutlaka yapılmalıdır.

Böbrek kanserleri en çok akciğere metastaz yapabilir. Daha az sıklıkla karaciğer, kemikler, böbrek üstü bezi, beyin ve lenf düğümlerine yayılabilir. Tümör çapı büyüdükçe, metastaz yapma riski de artmaktadır. Hekim gerekli gördüğü takdirde akciğer grafileri, kemik sintigrafisi, pozitron emisyon tomografisi gibi incelemeler yapılmalıdır.

Böbrek parankim kanserinin öncelikli tedavisi, tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Tümörün büyüklüğüne ve yerleştiği yere  göre etrafındaki yağ dokusu, gerekirse böbrek üstü bezi  ile birlikte böbreğin tamamen çıkartılması söz konusudur. Bu ameliyat; "radikal nefrektomi" olarak adlandırılır.

Bu ameliyatlar;

  • Geleneksel açık cerrahi
  • Laparoskopik cerrahi
  • Robotik laparoskopik cerrahi yöntemleri ile yapılabilmektedir. (link)

Böbrek parankim kanseri tedavisinde kemoterapi ve radyoterapinin yeri ise çok sınırlıdır. Kemoterapiye oldukça dirençli bu tümör için yeni ajanlar geliştirilmekte ve klinik kullanıma sunulmaktadır. Radyoterapi ise ancak yayılım gösteren (metastatik) lezyonların tedavisinde (kemik, beyin) faydalı olmaktadır.

Böbrek parankim kanserinin tedavisinde en çok tercih edilen tedavi yöntemi cerrahidir.

Yıllardır geleneksel açık cerrahi ile yapılan bu ameliyatlar, günümüzde standart laparoskopik veya robotik laparoskopik  yöntemle ile yapılabilmektedir.                       

Robotik cerrahide; hastadaki yara izi açık cerrahiye oranla çok daha küçük olmakta, kan kaybı çok az olmakta ve hastalar ameliyat sonrası günlük normal yaşamlarına daha çabuk kavuşmaktadırlar.

 Robotik yöntem; böbrekteki tümörün çapının 4 cm veya daha küçük olduğu durumlarda sadece tümörlü bölümün alındığı "parsiyel nefrektomi-nefron koruyucu cerrahi" ameliyatlarında ve  normal böbrek dokusunun korunarak tümörlü bölümün alındığı cerrahi ameliyatlarda uygulanabilmektedir.

Tümörün çok büyük olması, böbrek toplardamarında tümör trombüsünün olması gibi durumlarda ise geleneksel açık radikal nefrektomi uygulaması tercih edilmektedir.

Böbrek toplayıcı sistem kanseri, böbrek paramkim kanserine nazaran daha nadir görülmektedir.

Pelvis renalis ve üreter tümörü olarak bilinen toplayıcı sistem kanserleri mesane kanserleri ile benzer yapıdadırlar.

Sigara kullanımının ve bazı kimyasal maddelere  maruz kalınmasının böbrek toplayıcı sistem kanseri görülme riskini arttırdığı bilinmektedir.

Hastaların çoğu idrarda kanama fark eder. Bazen bu kanama pıhtılarla birlikte olabilir. Yan ağrısı (böğür ağrısı), bulantı ve kusma daha az görülen diğer belirtilerdendir.

Böbreğin toplayıcı sistem kanserlerinin  ideal tedavisi böbrekle birlikte üreter kanalının (idrar kanalının) ve bu kanalın idrar torbasına girdiği bölümün civarındaki normal dokuyu da kapsayacak şekilde cerrahi olarak çıkartılmasıdır (nefroüreterektomi).

Yıllardır geleneksel açık cerrahi ile yapılan bu ameliyatlarda böbreği ve üreter kanalı (idrar kanalı) alt bölümü çıkartmak için 2 ayrı kesi uygulanmaktaydı.

Günümüzde ise laparoskopik olarak da yapılabilen bu ameliyatta hastada sadece böbrek ve diğer dokuların çıkartıldığı 7 cm'lik bir yara izi kalmaktadır.

Klinik çalışmalar, laparoskopi yönteminin bu tip kanserlerde güvenle uygulanabileceğini göstermektedir.

Tedavide hastanın durumuna göre değişmekle birlikte kemoterapi ve/veya radyoterapi kullanılabilmektedir.

Böbreğin toplayıcı sistemi, yani pelvis renalis ve üreter tümörü nedeniyle ameliyat uygulanan hastaların idrar keseleri tümör gelişme riski olduğundan gerek ameliyat sırasında gerekse ameliyat sonrası belirli aralıklarla sürekli kontrol edilmelidir.

Böbreklerin en önemli hastalıklarından bir tanesi; böbrek kanal darlıkları tıptaki adı ile; "üreteroplevik bileşke darlıklar"dır.

Bu darlıklar böbrek ile idrar kanalının (üreter) birleştiği yerde oluşur. Erken dönemde teşhis edilen böbrek darlıkları böbrek zarar görmeden tedavi edilebilmektedir. Ancak geç dönemde teşhis edilmesi durumunda böbrekler zarar görebilmektedir (böbrek kanal darlıkları zamanla böbreğin şişmesine ve fonksiyonunu kaybetmesine yol açmaktadır).

Böbrek kanal darlıklarının  neden oluştuğu kesin değildir. Ancak bu darlıkların en önemli sebeplerinden bir tanesinin kalıtsal damar basıları (çaprazlayan damar) olduğu bilinmektedir.

Böbrek kanal darlıklarının hafif formları olabileceği gibi şiddetli derecede tıkanıklığa yol açabilen ileri formları da görülebilmektedir. 

Böbrek kanal darlıkları; idrar yolu iltihabı ile kendini gösterebilmektedir. Karında şişlik, yan ağrısı (böğür ağrısı), çocuklarda gelişme geriliği de diğer belirtiler arasında sayılabilir.

Görüntüleme tetkikleri ile tanı konulabilmektedir.

Böbrek kanal darlıklarının giderilmesi için yapılan ameliyata; piyeloplasti ameliyatı denmektedir. Ameliyatla dar  olan bölge çıkartılır, idrar kanalının sağlıklı ve geniş kısmı böbreğe dikilir.

Bu ameliyat klasik açık ameliyatın dışında robotik olarak da gerçekleştirilebilmektedir.

Robotik operasyonun açık operasyona göre avantajları bulunmaktadır. Bunlar şöyle sıralanabilir;

  • Daha küçük bir kesinin yapılması
  • Ameliyat sonrası daha az ağrı duyulması
  • Hastanede kalış süresinin daha kısa olması
  • Daha az yara enfeksiyon riski
  • Daha hızlı iyileşme

Robotik mesane ameliyatları 

Mesane yani idrar kesesi; börekten süzülen idrarın depolandığı ve dışarı atıldığı, adalelerden oluşmuş içi boş bir organdır.

Mesane kanseri en sık olarak, mesanenin iç yüzeyini döşeyen (değişici epitel ) hücrelerden kaynaklanmaktadır.

Mesane kanseri Amerika Birleşik Devletlerinde dördüncü, Avrupa'da ise beşinci sıklıkta görülen kanser çeşididir. Mesane tümörü erkeklerde kadınlardan 3 kat daha sık görülür. Erkeklerde prostat, akciğer ve kalın barsak kanserlerinden sonra dördüncü sıklıkta görülen kanserdir. Erkeklerde kanser vakalarının yaklaşık olarak %7’sini oluşturur. Kadınlarda en sık görülen dokuzuncu kanserdir ve tüm kanser vakalarının %2.5’ini oluşturur.

Mesane kanseri çocukluk dahil her yaşta olabilir. Ancak genellikle orta ve ileri yaş hastalığıdır. Görülme sıklığı yaşla orantılı olarak artmaktadır.

Mesanede başlıca 3 kanser (kötü huylu malin tümör) tipi gelişebilir.

  • Değişici epitel hücreli karsinom (Üroepiteliyal karsinom): Bu kanser tipinde, kanser mesanenin iç yüzeyini döşeyen ve epitel hücresi denilen hücrelerden kaynaklanır. En sık görülen mesane kanseri tipidir.
  • Skuamöz hücreli karsinom (Yassı epitel hücreli karsinom): Kanser, mesanenin uzun süre ile infeksiyon ve irritasyon ile karşı karşıya kalmasından sonra mesanede gelişen yassı epitel hücrelerinden (skuamöz hücrelerden) kaynaklanmaktadır.
  • Adenokarsinom: Bu kanser tipi, mesanedeki galndüler (sekretuar, salgı yapan) hücrelerinden kaynaklanmaktadır. Bu, salgı yapan glandüler hücreler, mesane duvarı döşer ve mukus yapımını sağlar.

Birçok tümör baskılayıcı genin inaktivasyonun (aktivitelerinin bozulması) mesane kanseri oluşumunda rol oynadığı bildirilmektedir. Günümüzde mesane kanseri oluşumu ile ilgili olduğu gösterilen en önemli tümör baskılayıcı genler TP53 ve hücre siklüsü inhibitörleri RB, P21, P27 ve P16’dır.

Çevresel karsinojenlere (kanser yapan maddelere) maruz kalma mesane kanseri gelişiminde çok önemlidir. Baca temizleyicilerde, plastik ve lastik sanayi çalışanlarında mesane kanseri daha sık görülmektedir.

Ayrıca sigara içenlerde mesane kanserinin görülme oranın içmeyenlere göre 4 kat daha fazla olduğu bilinmektedir.

Mesane kanserinin en sık karşılaşılan belirtisi; idrarda ağrısız kanamalardır.

İdrarda ağrısız ve aralıklı kanama, mesane kanseri olan hastaların yaklaşık olarak %85’inde görülmektedir.

Sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, zor idrar yapma  gibi yakınmalar da mesane kanserinin diğer belirtileri arasında yer almaktadır.

Kanama ile idrardan pıhtılar da gelebilmektedir. Bunların yanı sıra karın alt bölgesinde veya bel bölgesinde ağrı bu yakınmalara eşlik edebilir.

Mesane kanserinin tanısında idrar tetkikleri önemli yer tutmaktadır. Tam idrar tahlilinde idrarda kan hücrelerinin (eritrosit) görülmesi tümör şüphesini ortaya koymalıdır.

  • İdrar Sitolojisi: İdrarın bir patolog tarafından incelenip kanser hücrelerinin saptanmasına dayanan bir yöntemdir. İdrar sitolojisi sensitivitesi düşük dereceli tümörlerde düşük, yüksek dereceli tümörlerde ise en fazla %80 olan bir yöntemdir.
  • Sistoskopi: Mesane tümöründen şüphelenildiğinde kesin tanı için en kolay ve emin yöntemdir. İdrar yolundan (üretra) optik bir aletle girilerek 8-10 kat büyütülmüş görüntülerle idrar kesesinin içerisi görülebilir. Fleksibl sistoskopi lokal anestezi ile bile yapılabilen basit ancak çok değerli bir tanı yöntemidir.
  • Görüntüleme Yöntemleri: Mesane tümörü tanısında en basit görüntüleme yöntemi karından yapılan ultrasonografidir (batın ultrasonografisi). Belirli bir büyüklüğe ulaşan tümör ultrasonografide görüntülenebilir.Diğer yöntemler Bilgisayarlı tomografi (CT / BT), Manyetik Rezonans (MRI) ve İntravenöz Ürografi’dir (İVP). Ayrıca Pozitron Emisyon Tomografi’si (PET) de bu hastalığın yayılım derecesini göstermede çok yararlıdır.

Mesane tümörünün ameliyat ile çıkartılması en sık tercih edilen tedavi yöntemidir. Hangi cerrahi uygulamanın yapılacağı hastalığın evresine ve hastanın genel durumuna göre farklılık göstermektedir.

Genel anestezi altında idrar yolundan girilerek tümörün çıkarıldığı ameliyata; "Transüretral Rezeksiyon, kısa adı ile TUR" denilmektedir. Yüzeyel tümörlerde TUR kalıcı bir iyileşme sağlayabilmektedir. Ancak birden fazla tümör varlığında veya tümör çapı 4 cm den büyük olduğunda tekrar riski daha fazladır ve bu hastalarda mesane içerisi bazı  ilaç solüsyonlarıyla haftada bir kez 6-8 hafta süreyle yıkanmalıdır.

Tümör kas tabakalarına yayılmış ise özellikle genç ve genel durumu iyi olan hastalarda mesanenin tamamen çıkartılması; yani "Radikal Sistektomi" söz konusudur. Bu ameliyat sonrası ortotopik mesane (idrar yoluna bağlanan barsak mesane ) uygun hastalarda hasta konforu açısından en iyi yöntemdir. Buna uygun olmayan hastalarda ileal loop (karında idrar torbası taşınan yöntem)  yapılmalıdır.  

Bu ameliyatlar merkezimizde hatta robotik olarak da yapılmaktadır.

Radikal sistektomi için uygun olmayan veya metastaz yani başka organlara yayılmış olan hastalarda sistemik kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanmalıdır.

Mesane tümörü olan bir hastada  daima tekrar riski mevcuttur. Bu nedenle hastalar hekimin önereceği aralıklarla periyodik olarak takip edilmelidir. Bu doğrultuda düzenli idrar testleri ve kontrol sistoskopisi yapılmalıdır.

Yüzeyel tümör tanısı konulan hastalarda, ilerideki yaşamları süresince az da olsa mesanenin tamamen alınması gereken bir durum ortaya çıkabilir. Düşük dereceli tümörlerde bu risk daha az, yüksek dereceli tümörlerde ise daha fazladır.

Özellikle yüksek dereceli tümörlerde üst üriner sistem yani böbrek pelvisi ve üreter denilen idrarın biriktiği ve iletildiği kanallarda da benzer tümör çıkma olasılığı az da olsa mevcuttur. Bu nedenle böbrekler de 2 yılda bir incelenmelidir.

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.