Yararlı Bilgiler

İlk hekim GÖRÜŞME & DEĞERLENDİRME (1. basamak)

Tüp bebek tedavisi hekim görüşmesi ile başlar. Bu ilk görüşme çocuk isteği olan çift için hangi tedavi yönteminin uygun olduğunun belirlenmesi amacını taşımaktadır. Görüşme sırasında çiftin ayrıntılı öyküsü alınır, varsa önceden yapılmış olan tüm tetkikleri değerlendirilir ve kadına dikkatlice jinekolojik muayene uygulanır.

İnfertilite (kısırlık) nedenlerinin %40'ı sadece erkek, %40'ı sadece kadın, %20'si ise çiftin ikisinde birden olan sorunlardan kaynaklanmaktadır. Çok daha karmaşık olan kadının değerlendirilmesinin yanında erkek faktörlerin araştırılmasının temelini Spermiogram (sperm analizi) oluşturmaktadır. Bu nedenle sperm analizinin çok iyi bir laboratuarda yapılması tedavi şemasının doğru belirlenmesi için çok önemlidir. Ekibimiz bu nedenle sperm analizin IVF/Tüp Bebek Merkezimizin androloji laboratuvarında yapılmasını tercih etmektedir.

Kadının jinekolojik muayene ve vajinal yolla uygulanan ultrason incelemesi yapıldıktan sonra, gerekli hallerin varlığında Pap Smear (rahim ağzı kanserinin ve kanser öncesi durumların saptanması için yapılan test) testi ve çeşitli bakteriyolojik incelemeler için numuneler alınır. Ultrason incelemesinde yumurta kapasitesi, rahim yapısı değerlendirilir. Adetin üçüncü günü yapılan hormon tetkikleriyle, hangi dozda ilaç ile yumurtalıkların uyarılacağına karar verilir. Çiftin ikisinden de AIDS, Hepatit (sarılık) gibi bulaşıcı hastalıklar açısından tarama yapılır.

Bu görüşmede hastanın hayat standartları hakkında da bilgi verilir. Çiftin içiliyorlarsa sigarayı bırakılmalı, proteinden zengin beslenmeleri, gece uykuları da dahil mümkün olduğu kadar düzenli ve stresten uzak bir hayat sürdürmeleri önerilir. Ayrıca tedavi başlamadan folik asit içeren bir vitamin desteğine de başlanmalıdır.

HORMONLARIN baskılanması (2. basamak)

Tüp bebek tedavilerinde verilecek ilaçlarla yumurtalar geliştirilmeden önce daha fazla sayıda ve düzenli şekilde yumurta elde edebilmek için hormonların baskılanması gerekmektedir. Bu baskılamanın diğer çok önemli bir faydası da gelişen yumurtaların istenmeyen zamanda çatlayarak karına dökülmelerinin önüne geçilmesidir.

Hormonların baskılanması, tercih edilecek tüp bebek tedavi protokolüne göre değişebilmektedir. Uzun (long) protokollerde tedavinin başlanmasından önceki adetin 20-21. günlerinde yumurtalıkları baskılamak amacı ile Lucrin, Suprecur, Synarel, Suprefact gibi bazı ilaçların kullanılması gerekmektedir. Kısa (short) protokollerde ise hormonların baskılanması tedavinin başlanmasından 4-5 gün sonra başlamaktadır ve Orgalutra, Cetrotide gibi ilaçlar kullanılmaktadır.

Ayrıca bazı durumlarda tüp bebek tedavi öncesindeki ay içinde doğum kontrol hapları kullanılması önerilebilmektedir. Bu sayede hastanın bir ay sonra tüp bebek tedavisi başlayacağı zaman yumurtalıklarının ve rahim içi zarının hazır halde olması sağlanmaktadır. Östrojen eksikliği olan erken menopoz bulguları olan hastalarda rahim içi zarının desteklenmesi için Estrofem gibi östrojen içerikli ilaçların da kullanılması gerekebilir.

Yumurtalıkların UYARILMASI (3. basamak)

İnfertilite (kısırlık) tedavilerinin tüp bebek dışındaki (aşılama gibi) tedavilerinde amaç tek bir yumurtanın elde edilmesidir. Tüp bebek tedavisinde ise yumurtalıkların uyarılmasının (bu uyarılma işlemine "kontrollü ovarian hiperstimülasyon-KOH" adı verilmektedir) amacı ise daha fazla sayıda olgun yumurta hücresi elde etmektir. Böylece daha fazla sayıda yumurta toplanabilecek, daha fazla sayıda embriyo elde edilecek ve hamilelik şansı arttırılabilecektir.

Kontrollü Ovarian Hiperstimülasyon (KOH) değişik ilaçlarla ve değişik protokollerle uygulanabilir. Tüp bebek tedavisinde uygulanan protokoller kısaca ikiye ayrılabilir:

Kısa (short) Protokol: Kısa protokol daha az enjeksiyon gerektiren, daha hasta dostu, daha yeni bir protokoldür. Yumurtalıkların uyarılmasına ve hormonların baskılanmasına adetten sonraki günlerde başlanılır. Böylece hasta yaklaşık olarak 10-11 gün ilaç kullandığında yumurtaları toplanması için hazır hale gelir.

Uzun (long) protokol: Tüm dünyada en çok tercih edilen protokolüdür. Hormon baskılama ilaçlarına bir önceki adet döneminin 21. günü başlanır. Takip eden adet kanamasının 3. gününde baskılanmanın olup olmadığı yapılacak olan kan testi ile anlaşılarak yumurta uyarıcı ilaçlar başlanılır. Bu protokolde hasta adet olmadan önce ve sonra 10'ar, toplamda da 20 güne yakın ilaç uygulamak durumunda kalmaktadır.

Tüp bebek tedavisinde yumurtaların uyarılmasında amaç mümkün olduğunca fazla sayıda, kaliteli 16-20 mm çaplı yumurtalar elde etmektir. Yumurtaların gelişimi aralıklı ultrason ve kan östrojen düzeyi bakılarak takip edilir. Geçmişte tüp bebek tedavisinden 20-30 yumurta elde edilecek dozda ilaç uygulanırken, günümüzde bu kadar çok yumurta elde etmenin tedavi maliyetlerini arttırdığı, komplikasyon riskini arttırdığı ve tedavi başarısını yükseltmediği gösterilmiştir. Artık güncel bilgilerimiz bize daha az sayıda ama daha yüksek kalitede yumurta elde edeceğimiz "mild" tedavilerin daha doğru olduğunu göstermektedir.

Yumurtalar yeterli büyüklüğe ulaştığında son olgunlaşmayı sağlamak için, halk arasında "çatlatma iğnesi" olarak da bilinen "Pregnyl" veya "Ovitrelle" gibi ilaçlar uygulanır. Bu ilaçlardan 32 - 36 saat sonrasına yumurta toplama işlemi (OPU) için hastaya randevu verilir.

Tüm tüp bebek protokollerinde adet kanamasının 2. ya da 3. gününde ultrason incelemesi ve kanda östrojen tayini (testi) yapılır. Böylece kullanılacak ilaç dozuna karar verilir. Uyarı tedavisi başladıktan sonra hasta belirli aralıklarla kontrole çağırılır. Bu kontrollerde vajinal ultrasonografi yapılarak gelişen foliküllerin sayısı ve büyüklüğü kontrol edilir. Zaman zaman yumurtalıkların durumuna göre kanda östrojen incelemesine gerek duyulabilir.

Yumurtaların büyümesinin takibi için yapılan ultrason takiplerinin bir diğer önemi de rahimin içini döşeyen "endometrium" adı verilen tabakanın yapısının ve kalınlığının incelenmesidir. Yumurtalar döllenip embriyo oluştuğunda gebeliğin oluşması için bu rahim tabakasının yeterli özelliklere ulaşmış olması gerekmektedir. Ultrasonda üç çizgi (trilaminar) görüntüsü varlığı kaliteli bir rahim içi zarı (endometrium) elde edildiğini gösterir. Benzer şekilde rahim içi zarının 6 mm'den ince ya da 14 mm'den kalın olması durumunda da gebelik şansı azalmaktadır.

Yumurtaların uyarılması sırasında yetersiz yumurta ya da rahim içi zarı (endometrium) gelişimi olabileceği gibi zaman zaman yaşamı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilen yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromu da oluşabilir. Tıbbi literatürde "Ovarian Hiperstimülasyon Sendromu (OHSS)" adı verilen bu tablo tüp bebek tedavilerinin en ciddi komplikasyonlarından biridir. Bu sendromda uygulanan ilaçlara yumurtalıkların verdiği aşırı cevap nedeniyle karın boşluğu başta olmak üzere göğüs boşluğu, cilt altı gibi bölgelerde sıvı toplanır. Hafif OHSS durumunda hasta poliklinik şartlarında takip edilebilirken, ciddi OHSS vakalarının hastaneye yatırılması, karında toplanan sıvının özel iğneyle boşaltılıp, birtakım işlemlerden geçirildikten sonra hastaya damardan geri verilmesi uygulanabilir. OHSS tablosunun gelişmemesi için hastanın tedavi öncesi iyi değerlendirilerek risk faktörlerinin belirlenmesi, ilaç dozunun mümkün olan en düşük düzeyde tutulması gerekmektedir.

ÇATLATMA İĞNESİ uygulaması (4. basamak)

Yaklaşık 10-11 gün SÜREN yumurtalıkların uyarılması sonunda oluşan olgun yumurtalar 16-20 mm büyüklüğe ulaştığında, halk arasında "yumurta çatlatma iğnesi" olarak bilinen ilaçlar (Pregnyl veya Ovitrelle) yapılmalıdır. Bu ilaçların uygulanmasıyla yumurtalar gelişimlerinin son fazını da sağlarlar ve yaklaşık 40 saat sonra karın içi boşluğunda çatlarlar. Tüp bebek tedavisi sırasında bu iğnelerin uygulanmasından yaklaşık 36 saat sonra, yumurtalar gelişimlerini tamamlayıp henüz çatlamadan ince bir iğne yardımıyla yumurtaların toplanması sağlanmaktadır.

Tedavinin başarısı açısından hastanın çatlatma iğnesini doğru şekilde ve zamanda uygulaması çok önemlidir. Çatlatma iğneleri ilacın çeşidine göre değişiklik göstermekte kalçadan kas içine ya da göbekten cilt altına uygulanabilmektedir. Çatlatma iğnelerinin uygulama saati ise tüp bebek laboratuarında yumurta toplama (OPU) işlemi randevusuna göre planlanmalıdır. Laboratuarın OPU için hazır olduğu zamandan 36 saat önce çatlatma iğnesi yapılmalıdır. İlacın randevuya göre erken yapılması ya da yumurta toplama (OPU) işleminin planlanan saatten geç uygulanması durumlarında tedavi ile geliştirilen yumurtalar karın içine çatlayarak kullanılamaz hale gelebilirler.

YUMURTA TOPLAMA işlemi (OPU) (5. basamak)

Yumurta toplama işlemi günübirlik cerrahi ameliyathanesi şartlarında uygulanan bir prosedürdür. Geçmişte lokal anestezi ile de uygulanmışken günümüzde hemen hemen tüm merkezlerde genel anestezi altında uygulanması tercih edilmektedir. Ancak bu uygulamada kullanılan genel anestezi "sedasyon" adını verdiğimiz çok daha yüzeyel ve kısa süreli bir anestezi tipidir. Genel anestezi ile uygulanması hem ağrı hissetmemesi, hem de işlem için verilen pozisyondan dolayı rahatsızlık duymaması açısından hasta için daha konforlu olmaktadır.

Yumurta toplama işlemi (OPU) vajinal yolla uygulanan ultrason cihazına ilave edilen özel bir kanülden ilerletilen ince bir iğnenin yardımı ile yumurtaların tek tek toplanmasıdır. Hasta ameliyathaneye alındıktan sonra jinekolojik muayene pozisyonunda yatar ve üzeri steril örtülerle örtülür. Vajina temizliği yapıldıktan sonra vajinaya lokal anestezi uygulanır. Ardından vajinal ultrasonografi uygulanarak yumurta toplama işlemine başlanır. Oosit pick up (OPU) da denilen bu işlem yaklaşık 15-20 dakika sürmektedir. Toplanan yumurtalar özel bir sıvı içinde ameliyathanenin hemen yan odasında bulunan laboratuardaki embriyologlara teslim edilir. Yumurta toplama işlemi (OPU) tamamlandığında hasta dinlenme odasına alınarak bir süre istirahat etmesi sağlanır ve aynı gün taburcu edilir.

Yumurta toplama işlemi düşük riskli bir cerrahidir. Genel anestezi uygulanması planlanan hastaların işlemden önce altı saat boyunca yiyecek ve içecek tüketmemeleri anestezi açısından çok önemlidir. Hastalarda işlem sonrası az miktarda ağrı ve kanama gözlenebilir. Genellikle ağrı kesiciler ile ağrı tamamen kesilebilirken, kanama birkaç günde tamamen yok olur. Son derece ender izlense de enfeksiyon gelişme riski de söz konusudur.

Tüp bebek uygulaması sırasında kadından yumurtaların (oositlerin) toplandığı sırada erkek de sperm vermelidir. Sperm elde edilmesi için en ideal yöntem mastürbasyondur. Tüp bebek merkezlerinde sperm verilmesi için mahremiyet ve hasta ihtiyaçları düşünülerek hazırlanmış "sperm verme odaları" mevcuttur. Eğer erkeğin menisinde canlı sperm bulunamıyorsa bu kişilerden cerrahi olarak sperm elde edilmeye çalışılır.

LUTEAL FAZ desteği (6. basamak)

Embriyonun tutunmasını desteklemek için transfer sonrası hormon içeren ilaçların düzenli kullanılması çok önemlidir. Progesteron hormonu içeren bu ilaçların ağızdan, vajinal, makattan ve kas içi (kalçadan) enjeksiyonlar şeklinde kullanım türleri mevcuttur. Tüm bu formlar arasında vajinal ve kas içi (kalçadan) enjeksiyon seçeneklerinin başarı oranı daha yüksektir. Günümüzde tüp bebek tedavilerinde yaygın olarak vajinal kullanım şekli tercih edilmektedir. Çünkü hormon ilaçlarının vajinal uygulaması hastanın kendi başına uygulayabildiği, ağrısız, daha pratik ve konforlu olmaktadır. Kas içi enjeksiyon ile yapılan progesteron ilaçları ağrılı olmakla birlikte, vajinal uygulamadan daha yüksek başarılı sağlamamaktadırlar.

Luteal faz desteği için hormon ilaçları yumurta toplama işleminin hemen ardından başlanmalı ve gebelik testinin yapılacağı güne kadar anne adayı ilaçlarını büyük bir titizlikle kullanmalıdır. Gebelik testinin pozitif olması durumunda bu ilaçlar gebeliğin ilk üç ayında da kullanılmaktadır.

Laboratuar aşaması - DÖLLENME (Fertilizasyon) (7. basamak)

Yumurta toplama işlemi (OPU) sırasında elde edilen yumurtalar besleyici bir sıvı içinde hemen laboratuvara iletilir. Özel bir mikroskopla incelenen besleyici sıvının içinde bulunan yumurtalar "inkübatör" denilen aygıta kaldırılır. İnkübatörler sıcaklığı 37 °C, karbondioksit oranını da %5-6 düzeyinde sabit tutarak yumurta hücrelerinin 4-6 saat sonra döllenme için hazır hale gelmelerini sağlar. İlaç tedavisi sonrası çapları 18-22 mm arasında olan toplanan yumurtaların %75-80'i hücresel gelişimlerini tamamlayarak (metafaz-II aşaması) döllenmeye uygun hale gelirler.

Yumurtalar döllenmeye hazır hale gelirken erkekten elde edilem spermlerde özel işlemlerden geçirilir. Spermin hazırlanması iki nedenden dolayı önemlidir. Bunlardan ilki menide bulunan yabancı proteinlerin temizlemesi, ikincisi bazı reaksiyonları tetikleyerek spermin hiperaktif hale getirilmesidir, bu şekilde spermlerin dölleme kapasiteleri arttırılmış olunur. Yumurta ve sperm hazırlanması tamamlandıktan sonra döllenme işlemine geçilir. Klasik tüp bebek yönteminde spermlerle yumurtalar bir araya bırakılırlar. Her bir yumurta hücresi için 25-75 bin sperm hücresi kullanılmaktadır. Sperm analizinde sperm parametrelerinin bozuk olduğu durumlarda bu sayı arttırılabilir. Böylece spermlerin yumurtayı döllemeleri sağlanmış olunur. İnfertilitenin altta yatan nedeninin erkek faktör olduğunda, nedeni açıklanamamış infertilite olgularında ya da klasik tüp bebek tedavisi başarısızlık durumunda mikroenjeksiyon (ICSI) tercih edilmelidir. Mikroenjeksiyon-ICSI işleminde her bir yumurta içine hazırlanmış spermler mikroskop altında enjekte edilmektedir. Klasik tüp bebek ya da mikroenjeksiyon işleminden yaklaşık 16-18 saat sonra döllenme olup olmadığı mikroskop altında kontrol edilir. Döllenmiş yumurtalara "embriyo" adı verilir. Tüm oluşan embriyolar tekrar kültür ortamına konularak, hücre çoğalmalarının takibi için uygun ortamda saklanmaya devam edilir. Transfer için uygun aşamaya gelindiğinde embriyolardan kaliteli olanları alınarak kadının rahmi içine transfer edilir.

Embriyo TRANSFERİ (8. basamak)

Yumurtaların spermlerle döllenmesinden sonra oluşan embriyolar, hücresel gelişimlerine bağlı olarak rahim içine 2–6. günler arasında transfer edilebilir. Transfer zamanı için en sık tercih edilen dönem 4-8 hücreli embriyo aşamasıdır.

Tüp bebek tedavisinin başarısı ile transfer edilen embriyo sayısıyla arsında direk bir bağlantı vardır. En iyi klinik gebelik oranları 2-4 embriyonun transfer edilmesiyle alınmaktadır. Ancak ikiden fazla sayıda embriyo transfer edildiğinde çoğul gebelik oranları da artmaktadır. Ülkemizde kadının yaşına ve embriyoların kalitesine göre transfer edilecek embriyo sayısı bir veya iki tane olarak belirlenir. Yasalarımız 35 yaş altında transfer edilecek embriyo sayısı bir, 35 yaş üstünde ise iki olarak sınırlandırılmıştır.

Embriyo transferi ağrısız, herhangi bir anestezi uygulamasını gerektirmeyen bir işlemdir. Hastanın mesanesinin dolu olması işlemin kolay yapılabilmesi açısından çok önemlidir. Embriyo transferi yapılırken hasta jinekolojik muayene pozisyonunda yatırılır. Vajinaya spekulum adı verilen jinekolojik muayene aleti uygulanır. Vajina içi bazı özel sıvılarla temizlenerek, karından uygulanan ultrason eşliğinde embriyo transferi yapılır. Transfer işlemi ince uçlu ve genellikle sert bir kateter yardımıyla yapılır ve bu işlem sırasında çok dikkatli davranmak, ultrason ile kateteri izleyerek rahim içi zarında (endometrium) travma uğratmamak gerekir.

Bazı hastalarda embriyo transferinde zorluk yaşanabilmektedir. Özellikle rahim ağzından geçirilmiş cerrahi varlığı gibi risk faktörlerinin söz konusu olduğu ve transferin zor olacağının düşünüldüğü hastalarda yumurta toplamı işlemi (OPU) sonrasında "mock transfer" denilen deneme transferi yapılması, gerçek embriyo transferi öncesi önemli bilgilerin edinilmesini sağlayacaktır.

Embriyo transferi sonrası hastaların yaklaşık yarım saat (otuz dakika) dinlenmesi yeterli olmaktadır. Hastanın transfer sonrası bu sürede dinlenmesi, ardından normal hayatına geri dönmesinde (yolculuk yapması, uçağa binmesi veya yürümesi) herhangi bir sakınca yoktur. Tüp bebek tedavisi sonrası gebelik oranlarını aşırı olmamak üzere fiziksel hareketlerin azaltmayacağı gibi, gebelik testine kadar hiç kalkmadan yatmak da arttırmamaktadır. Embriyo transfer sonrası çiftlerin cinsel ilişkiye girmeleri yasaklanmakta, tüp bebek tedavisinin tüm aşamalarında sigara ve alkol kullanımı yasaklanmaktadır.

Embriyo transferi sonrası 12. günde hastaya gebelik testi yapılması önerilir. Transfer işlemi sonrası rahim içi zarını (endometrium) ve embriyonun tutunmasını desteklemek için hastaya enjeksiyon, fitil ya da krem şeklinde hormon ilaçları verilmektedir. "Luteal faz desteği" adı verilen bu tedavi eğer gebelik elde edilse bile 10. gebelik haftasına kadar devam etmelidir. Gebelik testinin negatif olarak tespit edilmesi durumunda ise luteal faz desteği kesilir.

GEBELİK testi (9. basamak)

Embriyo transferinden yaklaşık 12 gün sonra anne adayı kanda gebelik (β-hCG) testi yaptırmalıdır. Kanda yapılan bu testin sonucuna göre gebeliğin olup olmadığına karar verilmektedir. Gebelik testi sonucu pozitif olan hastaların iki gün sonra yeniden testi tekrar etmeleri istenir. İki gün arayla yapılan testlerin sonuçları arasındaki ilişki değerlendirilerek gebeliğin sağlıklı devam edip etmediği değerlendirilir. Sağlıklı bir hamileliğin varlığında kandaki gebelik (β-hCG) testi iki gün arayla bakıldığında yaklaşık iki kat artmış saptanmalıdır. Gebelik testini pozitif sonuçlanmasından yaklaşık 10-15 gün sonra ultrasonda gebelik kesesi görünmeye başlamaktadır.

Tüm tüp bebek tedavi sürecinin en zor kısmı embriyo transferi sonrasında gebelik testinin yapılması için beklenilen 12 günlük süredir. Testi sabırsız davranarak erken yaptırmak kafa karıştırıcı sonuçlara neden olabileceği için önerilmemektedir.

Eğer sigara kullanıyorsanız, TÜM YAŞANTINIZ VE ÜREME SAĞLIĞINIZ için bırakmanızı öneririz!

Sigara içmenin genel sağlık (kalp, akciğer ve kan damarları) üzerine olan zararları bilinmektedir. Sigara içmenin fertilite (üreme potansiyeli) üzerine de oldukça zararlı etkilerinin olduğu neredeyse yapılan tüm bilimsel çalışmalarda kanıtlanmıştır.

fertilite-ve-sigara.jpg

Sigara içmek, gebe kalma potansiyelini ve gebeliği negatif etkilemektedir. Yaş ilerledikçe bu olumsuz etkiler katlanarak artmaktadır. Sigara içenlerde içmeyenlere oranla infertilite (kısırlık) daha yaygın olarak görülmekte, gebe kalma daha uzun bir zamanda gerçekleşmektedir. Ayrıca gebelik sırasında sigara kullanımı, erken doğum, gelişim geriliği, düşük doğum ağırlıklı bebek ve diğer komplikasyonların görülme riskini de arttırmaktadır.

Araştırmalar; sigara içmenin yumurtalıklar üzerinde zararlı etkisinin olduğunu, zararın derecesinin ise miktara ve sigara içme süresine bağlı olduğunu göstermektedir. Sigaranın içinde bulunan maddeler yumurtalıkta bulunan hücrelerin östrojen üretimine zarar vermekte ve yumurtada genetik anormalliklerin görülmesine neden olabilmektedir. Ayrıca sigara, yumurta sayısını ve üreme fonksiyonlarını azaltmakta, menopoza daha erken girilmesine de neden olmaktadır.

Sigaranın sadece kadın değil erkek fertilitesi üzerinde de ciddi olumsuz etkileri vardır. Sigara içen erkeklerde sperm sayısı düşmekte, hareket azalmakta, sperm şekil ve fonksiyon bozuklukları artmaktadır. Bunun gibi olumsuz etkiler sonucunda da infertilite (kısırlık) risk faktörü artmaktadır.

Bununla birlikte çiftlerden herhangi birinde görülen aktif içiciliğin negatif etkilerinin yanında, pasif içiciliğin de en az diğeri kadar zararlı etkileri vardır. Yani çiftlerin her ikisinin de sigarayı bırakması fertilite ve sağlıklı gebelik için oldukça önemlidir.

Sigara içmenin yardımcı üreme teknikleri sonuçları üzerine de olumsuz etkileri olduğu gözlenmiştir. Yapılan değerlendirmelere göre sigara içen kadınların içmeyenlere kıyasla ovulasyon indüksiyonu için daha yüksek doz gonadotropin kullandırıldıkları, bu hastalarda siklus iptallerinin daha fazla görüldüğü, implantasyon (tutunma) ve fertilizasyon (döllenme) oranlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca elde edilen gebeliğinde düşük ile sonlanma oranları maalesef artmaktadır.Yine yapılan çalışmalar; tüp bebek tedavisinden en az 2 ay önce sigarayı bırakmanın gebelik şansını arttırdığını göstermektedir.

Özet olarak mevcut olan bilimsel veriler sigara içmenin infertilite (kısırlık) ile kuvvetli bir ilişkisinin olduğunu göstermektedir.Daha önce düşük ile sonlanmış gebeliği bulunan ya da infertilite geçmişi bulunan çiftlerde sigara kullanımı çiftlerin her ikisi tarafından durdurulmalıdır. Böylece doğal fertilite şansı ve infertilite tedavisi sonucunda başarı oranı artacaktır.

Yanlış: İnfertilite (kısırlık) sorunları her zaman kadından kaynaklanır.
Doğru: Bir yıl süre ile ortalama haftada 2-3 kez düzenli ilişkiye girilmesine ve herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanılmamasına rağmen gebe kalınamaması “infertilite”(kısırlık) olarak tanımlanır. Yaklaşık olarak fertilite (üreme potansiyeli)problemlerinin %40 ı kadından, %40 ı erkekten kaynaklanırken, %20 vakada ya her iki tarafta da sorun saptanmakta ya da hiçbir sorun tespit edilememektedir. Dolayısıyla infertilite (kısırlık) nedeni araştırılırken her zaman hem kadının hem erkeğin araştırılması gerekmektedir.

Yanlış: Gebe kalmak nasılsa kolay, gebeliğimi kariyer planlarıma göre yapabilirim
Doğru: Bir kadının üreme kapasitesi yaş ilerledikçe azalmaktadır. Yaş ile birlikte yumurta sayısı ve kalitesi düşmektedir. Bu da kadının hormon seviyesini etkileyerek düzensiz ovülasyona (yumurtlamaya) neden olur. 35 yaşın altında her ay gebe kalma şansı %20 civarındadır. 40 yaş civarında ise bu oran %5'lere geriler ve düşük riski oranları da hızla artar. Ayrıca kadının yaşı 40 civarındayken kalan yumurtalarının yaklaşık yarısı kromozomal olarak anormal olacaktır.

Yanlış:
Adetlerim düzenli, çabuk gebe kalabilirim.
Doğru: Düzenli adet gören kadınlarda da infertilite (kısırlık) problemi ile karşılaşabilmektedirler. Düzenli adet ovülasyon yani yumurtlamanın olduğunu belirten bir göstergedir ancak gebelik oluşmasında etkili olan başka birçok faktör de bulunmaktadır. Günümüzde her 10 çiftten birinde infertilite problemi gözlenmektedir.

Yanlış: Fazla kilo gebe kalmayı etkilemez
Doğru: Bir kadının kilosu fertiliteyi (üreme potansiyelini) direkt etkileyebilen faktörlerden biridir. Kadınlarda vücuttaki yağ miktarının östrojen üretimi ve dağılımının etkilendiği bilinmektedir. Aşırı kilolu ya da aşırı zayıf olan kadınlar yumurtlamada oluşabilecek sorunlara bağlı olarak gebe kalmada sorun  yaşayabilmektedir. Vücut kitle endeksleri 30'un üzerinde ya da 20'nin altında olan kadınların gebe kalma olasılıkları azalmaktadır.

Yanlış:
Eğer kadın doğum uzmanım beni düzenli olarak muayene eder ve her şeyin yolunda olduğunu söylerse, gebe kalmakta problem yaşamam
Doğru: Sağlığınız için kadın doğum muayenelerinizin çok önemli olmasına rağmen rutin muayeneler fertilite (üreme potansiyeli) araştırması için çok az bilgi vermektedir. Rutin kontrollerde , vajina, uterus (rahim) hacmi, yumurtalık hacmi kontrol edilmekte ayrıca Pap smear ile serviks kanseri taraması yapılmaktadır. İnfertilite(kısırlık) değerlendirmesinde ise yumurtalık rezervi, yumurta kalitesi, tüplerin açık olup olmadığı, rahim anormalliklerinin ve erkek nedenli araştırmanın yapılması söz konusudur. Kadın doğum uzmanınız konu hakkında yeterince tecrübe sahibi değilse sizi genellikle üreme üzerine uzmanlaşmış kişilere yönlendireceklerdir.

Yanlış: Bir çocuğumuz var, tekrar çocuk sahibi olmam kolay
Doğru: Bir grup hasta için bu durum doğru olmakla birlikte her zaman bu kural geçerli olmayacaktır. Birçok çift ikinci çocuğunu isterken zorluklarla karşılaşabilmektedir. Özellikle kadının yaşı ilk çocuktan sonra çok ilerlemişse bu durum daha sık gözlenebilmektedir.

Yanlış: Sigara içmek üreme potansiyelimi engellemez
Doğru: Tüm bilimsel yayınlar sigaranın erkek ve kadın fertilitesi (üreme potansiyeli) üzerinde negatif etkisi olduğunu göstermektedir. Kadınlar için sigara içmek yumurtalıklar üzerine olumsuz etkilidir. Sigara, yumurta kaybını artırıp kalitesini düşürmektedir. Bir çok bilimsel çalışmada sigara içenlerin içmeyenler göre daha önce menopoza girdiği belirtilmiştir. Bu nedenle gebe kalmak isteyen kadınlar eğer sigara içiyorlarsa hemen bırakmalarını şiddetle tavsiye ediyoruz.

Yanlış:
İnfertilite uzmanına giden her hasta direk tüp bebek tedavisine alınır
Doğru: Birçok fertilite kliniğinin hastaları çok hızlı tüp bebek tedavisine aldıkları doğrudur. Tüp bebek tedavisi bebek isteyen çiftler için tek alternatif olmayıp, son çare de değildir. Tedaviye başlamadan önce altta yatan nedene yönelik tanısal testlerin yapılıp, ona göre tedavinin planlanması gerekmektedir. Tanısal testler ve incelemeler yapıldıktan sonra çifte özgü tedavi planlanmalıdır. Bu şekilde hastaların birçoğu ilaçlarla yumurtalıkların uyarılması ya da aşılama işlemi gibi daha az maliyetli ve daha az invazif yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

Yanlış:
Tüp bebek en son tedavi alternatifidir
Doğru: Kadında her iki tüpün tıkalı olduğu ya da ileri yaşta ve şiddetli erkek faktör infertilitesinde (kısırlığında) tüp bebek tedavisi seçilecek ilk tedavi alternatifidir.

Yanlış: Tedavilerde kullanılan yumurtalıkları uyarıcı ilaçlar kalan yumurtalarımı bitirir
Doğru: Bir kadının henüz anne karnındayken tüm yaşamı boyunca kullanabileceği yumurtaları bellidir. Bu sayının yaklaşık 7-8milyon arasında olduğu bilinmektedir. Doğduğu anda bu sayı yaklaşık 3-4 milyona, ergenlikte ise 500.000-700.000 seviyelerine inmektedir. Her ay bir grup olgun olmayan yumurta, yumurtalıklarda o ay kullanılmak ya da kaybedilmek üzere seçilir. Erken yirmili yaşlarda her ay bir kadın 15-30 yumurta kaybetmektedir. Her ay bu yumurtalardan biri dominant (baskın) olarak seçilmekte ve bu yumurta olgunlaşarak atılmakta yani yumurtlama (ovülasyon) olmaktadır. Kalan yumurta hücreleri ise bozulup atılmaktadırlar. Kadın yaşlandıkça her ay daha az yumurta mümkün olabilmekte ve siklus süreleri kısalmaya başlamaktadır. Böylece daha hızlı yumurta kaybı olmaktadır. Fertilite tedavilerinde amaç, olgun yumurta sayısını arttırmaktır, azaltmak değildir. Bununla birlikte fertilite ilaçları, vücudun kendi yumurta kapasitesini değiştirememektedir.

Yanlış: Tüp bebek sadece genç hasta grubuna uygulanmaktadır.
Doğru: Tüp bebek tedavisi kadında yumurta erkekte sperm olduğu sürece her yaş grubunda uygulanabilen bir tedavidir.

Yanlış: Tüp bebek tedavisi hastanede yatmayı gerektirir.
Doğru: Tüp bebek tedavisinin tamamı ayaktan olup sadece yumurta toplamanın yapıldığı gün ve transfer günü hastanede kısa süreli ( 1-2 saat) yatış olur.

Yanlış: Tüm tüp bebek merkezleri aynıdır, o halde evime en yakın olanı tercih edebilirim.
Doğru: Tüm tüp bebek merkezleri aynı değildir. Başarı oranları tüm merkezler arasında farklılık gösterebilmektedir. Doktorların ve tüm ekibin deneyimli ve işinin ehli olmasının yanı sıra tüp bebek merkezindeki laboratuvarlar tam donanımlı ve ileri teknolojiye sahip olmalıdır. Hastalar kliniklerini seçmeden önce mutlaka araştırmalı, başvurdukları doktorun ve ekip elemanlarının her zaman ulaşılabilir olup olmadığını değerlendirmelidir.

Yanlış: Tüp bebek uygulaması her zaman başarı ile sonuçlanır.
Doğru: Tüp bebekte merkezin deneyimi, kadının yaşı, infertilite (kısırlık) nedeni, biyolojik ve hormonal bir çok faktör başarıyı etkilemektedir. Tüp bebek uygulamalarında % 40 vakada gebelik elde edilebilmektedir. Canlı çocuk sahibi olma oranları ise % 30 civarındadır.

Yanlış: Tüp bebek tedavileri her zaman ikiz yada üçüz gebelikle sonlanmaktadır.
Doğru: Çoğul gebelik olma olasılığı transfer edilecek embriyo sayısındaki kısıtlama ile azalmaktadır. Özellikle genç ve daha önce denemesi olmayan kadınlarda tek embriyo transferi ile çoğul gebelik riski ortadan kalkmaktadır.

Yanlış:
Tüp bebek ile oluşan gebeliklerde doğumsal anomali sıklığı artmaktadır.
Doğru: Tüp bebek gebeliklerinde doğumsal anomali (konjenital malformasyon) görülme sıklığı artmamaktadır.

Yanlış: Tüp bebek tedavisinde transfer sonrası mutlaka yatak istirahati gerekir.
Doğru: Transfer sonrası hayatınıza normal şekilde devam edebilirsiniz. Yapılan çalışmalar transfer sonrası yatağa bağlı kalarak güncel aktivitelerden kaçınmanın gebelik oranını arttırmayıp aksine azalttığını göstermiştir. Biz hastalarımıza transfer günü dinlenmelerini daha sonraki günlerde ise normal günlük aktivitelerine geri dönmelerini öneriyoruz.

Yanlış:
Tüp bebek tehlikeli bir tedavidir.
Doğru: Tüp bebek sanılanın aksine güvenilir bir tedavi yöntemi olup yakın takip ile olası komplikasyonları (yumurtalıkların aşırı uyarılma sendromu gibi) da minimuma indirmek mümkündür.
Tedavi iptali halinde

IVF siklusları, az ya da fazla sayıda folikül gelişmesi gibi, birçok farklı nedenden dolayı iptal edilebilmektedir. Yumurtalıkları uyarıcı ilaçlara verilen cevabın az olması nedeniyle siklus iptal etme oranları, yaşla birlikte (özellikle 35 yaşın üzerinde) artmaktadır. Yetersiz yumurtalık cevabı nedeniyle iptal edilen siklus, daha sonraki denemeler için alternatif tedavi stratejileri denenmesini ve daha iyi cevap alınmasını sağlayabilir. Bazen de fazla sayıda folikül gelişmesi sonucu ciddi ‘Ovaryan Hiperstimülasyon Sendromu (OHSS) riski nedeniyle de siklus iptal edilebilir.

Bu durumun büyük bir hayal kırıklığı yaratacağının farkındayız, ancak, bazen komplikasyon olasılığına engel olmak ve daha ileri dönemlerde başarı şansını arttırmak amacıyla ilaçların kesilmesinin gerekli olduğunu anlamalısınız. Siklusun iptal edilmesini gerektiren durumlarda, size enjeksiyonları kesmeniz söylenecektir. Bu durumda, hCG enjeksiyonu yapılmayacak ve yumurta toplama işlemi uygulanmayacaktır.

Siklus iptali, bir daha tedavi şansınız olmadığı anlamına gelmez. Bir sonraki denemenizde önceki tedavi süreciniz göz önünde bulundurularak tedavi planınız yeniden yapılacak ve daha uygun bir tedavi ile gebelik şansınız artacaktır.

Sperm bulunamaması durumunda

Mastürbasyon ile elde edilen semen örneğinde sperm olmaması durumunda testislerden cerrahi yolla sperm elde etme yöntemlerine başvurulmaktadır. Testislerden sperm elde etmek için kullanılan yöntemlerden enjektör kullanılarak aspirasyon (çekilme)yoluyla sperm aranması işlemine; TESA (testiküler sperm aspirasyonu), testislerin cerrahi olarak açılıp sperm aranması işlemine ise; TESE (testiküler sperm ekstraksiyonu) adı verilir.

Merkezimizde başarı ile uyguladığımız yöntemlerden biri de; mikroTESE'dir. Özel bir mikroskop kullanılarak yapılan microTESE işlemi sperm bulma olasılığı yüksek olan bölgelerden doku alınmasını sağlamaktadır. Bu teknik kullanıldığında sperm bulma olasılığı normal TESE yöntemine göre daha yüksektir.

Tüm bu yöntemlere rağmen bazı durumlarda cerrahi olarak da sperm bulunması mümkün olamayabilmektedir. Bu tip vakalarda 6 ay sonra tekrar cerrahi yolla sperm aranması önerilmektedir.

Yumurta elde edilememesiyle

Başarısız tüp bebek denemeleri sonrası; hep iyi kalite embriyo transferine rağmen gebelik elde edilemeyen grupla, hep kötü embriyo transferi sonrası gebelik elde edilemeyen grup arasındaki yaklaşım farklı olmalıdır.

Hep kötü kalite embryo gelişiminin görüldüğü hasta grubunda sorun, çoğunlukla oosit-yumurta kaynaklıdır. Nadiren sperm özelliklerindeki olumsuzluklar bu konuda neden olarak karşımıza çıkar.

Rahmin gebeliğe uygun olmaması halinde

İyi kalite embriyo transferine rağmen gebelik elde edilemeyen grupta; öncelikle rahim içi boşluğunun incelenmesi gerekir. Bu inceleme; HSG (rahim filmi), SİS (Salin İnfüzyon Sonografisi-Rahim içinin sıvı ile doldurulup vajinal ultrasonografi ile bakılması) ile yapılabilirse de, ideali histeroskopi ile yapılmalıdır. Rahim içi boşluğunun sıvı ile doldurulup ışıklı bir optik cihazla görüntülediğimiz histeroskopi işleminde; daha önce gözden kaçan, yapışıklık, myom veya polip gibi oluşumların saptanması olasılığı yüksektir. Bu olumsuzlukların tedavisi gebelik başarısını yükseltecektir.

Obezite kişinin yaşam konforunu bozarak bazı hastalık ve olumsuz sağlık durumlarının oluşmasına yol açar. Bu olumsuz durumlardan biri gebe kalmayı zorlaştırmasıdır.

Obezite kelime anlamıyla vücut kitle indeksinin (BMI) 30 kg/m2 ve üzerinde olmasıdır. Normal olarak vücut kitle indeksinin 25 kg/m2’nin altında olması gerekir. Eğer bu değerler 25 ile 29,9 arasında olursa bu şahıslara aşırı kilolu denmektedir.

Yapılan çalışmalar göstermiştir ki; üreme potansiyelinin maksimum oranda negatif etkilendiği BMI değeri, 32 ve üzeridir.

Fazla kilolu ve obez kadınlarda adet düzensizliği ve ovulasyon (yumurtlama) bozukluğu olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Ayrıca polikistik over sendromu olan kilolu kadınların gebe kalmakta sorun yaşadıkları, fazla kilolarını verince önemli bir kısmının spontan gebe kaldığı bilinmektedir.

Kadın yaşı ve üreme potansiyeli

Günümüz toplumunda ileri yaş nedenli gebe kalamama (infertilite) gittikçe daha yaygın hale gelmektedir. Kadınların yaklaşık %20’si ailelerini kurmak ve çocuk sahibi olmak için 35 yaşından sonrayı beklemektedirler. Bu eğilim çeşitli faktörlerin etkisi altında gerçekleşmiştir:

  • Daha fazla kadın iş hayatına katılmıştır
  • Kadınlar artık daha ileri yaşlarda evlenmektedir
  • Boşanma oranları yüksektir
  • Çiftler çocuk sahibi olmak için finansal olarak daha güvenli zamanı beklemektedirler
  • Gebelikten korunma imkanları kolaylaşmıştır
  • Birçok kadın 20’li yaşların sonlarında ya da 30’lu yaşların başlangıcında üreme potansiyellerinin azalmaya başladığını farkında olmamaktadır.

Ayrıca, medyada duyulan haberler, gebe kalmayı erteleyebileceğiniz ve sonra hazır olduğunuzda yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalınabileceği düşüncesine neden olabilmektedir. Ancak, ileri yaş doğal yolla gebe kalabilme şansınızı azalttığı gibi infertilite(kısırlık) tedavilerinin başarı şansını da olumsuz yönde etkilemektedir. Örneğin, sağlıklı 30 yaşında bir kadınsanız, her ay gebe kalma şansınız yaklaşık % 20-25'dir. Oysa bu oran 40 yaşında her ay için % 5-10'lara düşmektedir. Birçok durumda doğal yolla gebe kalma için geçerli olan bu oranlar yardımcı üreme teknikleri için de geçerlidir.

Yaşla birlikte (özellikle 35 yaşından sonra) gebe kalma potansiyelinin (fertilite) azaldığını bilmek önemlidir. Günümüzde kadınlar geçmişe göre daha sağlıklı ve kendilerine daha fazla bakmalarına rağmen, fertilitedeki yaşa bağlı düşüş telafi edilememektedir.

Yaş ilerledikçe kadında olduğu gibi erkekte de bazı hormonal değişiklikler ve sperm üretiminde azalma olmaktadır. Ancak bu değişiklikler çoğunlukla infertiliteye neden olacak düzeyde değildir. Bu nedenle yaş en çok kadın fertilitesini etkilemektedir.

Yaşa bağlı olarak genetik anomalilerin (anormalliklerin) gözlenme oranı artmaktadır

Yumurtalıklarda yaşa bağlı yumurta kalitesinin azalması sonucu genetik anomali görülme sıklığı da artar ve düşük oranında artış görülür. Bu nedenle, 40 yaşın üstündeki kadınlarda düşük riski % 30-40'lara kadar çıkabilmektedir.

Down sendromu gibi kromozomal anomaliler, ileri yaş annelerden doğan çocuklarda daha sık görülmektedir . 25 yaşındaki bir gebede kromozomal anomalili bir bebek doğurma riski; 1/476 iken, bu risk 40 yaşında ki bir gebede 1/66 ' ya yükselmektedir.

Yaşa bağlı olan ve fertiliteyi etkileyen diğer faktörler

Kadında yaşa bağlı fertilitedeki azalmaya yol açan diğer bir faktör ise jinekolojik hastalıkların (endometriozis, pelvik enfeksiyon ve miyom gibi ) görülme sıklığının yaşla birlikte artmasıdır. Bu hastalıklar çeşitli olumsuzluklara neden olarak (tüplerin kapanması, rahim içi yapışıklıklar) fertiliteyi olumsuz yönde etkilemektedir.

Ne zaman doktora başvurmalısınız?

Yaşınız 35 ve üzerindeyse araştırmanızı mümkün olduğunca çabuk başlatmalısınız. 35 yaş ve üzeri kadınlarda 6 ay korunmasız olarak ilişkiye girilmesine rağmen gebelik oluşmamışsa infertilite(kısırlık) tanısı konulmaktadır ve incelemeler başlar. Eğer gebe kalmanızı etkileyecek medikal bir problem (amenore, seksüel disfonksiyon, pelvik hastalık hikayesi ya da cerrahi girişim gibi) varsa 6 ay beklemeden infertilite araştırmasına acilen başlamalısınız.

Gebelik Öncesi Yüksek tansiyon ya da diyabet gibi bir rahatsızlığınız varsa gebelik planlanırken doktorunuzla konuşmalısınız. Sağlık problemlerinizin kontrol altında olması önemlidir. Doktorunuz, gebelik oluşmadan önce ilaçlarınızın değişmesini isteyebilir. Hamilelik öncesi yüksek tansiyon ya da diyabetiniz olmasa bile, 35 yaşından sonra gebe kalan kadınlarda bu rahatsızlıklar daha sık görülür. Bu durumda, gebelik süresince özel takip ve testler önerilebilir.

35 yaş üzerindeki kadınların çocuklarında kromozomal anomali riski daha yüksek olduğundan, gebelik planlarken bu riskleri doktorunuz ya da bir genetik uzmanıyla konuşmayı isteyebilirsiniz. Birçok ebeveyn doğru kararlar verebilmek için gebelik hakkında mümkün olduğunca fazla şey bilmek istemektedir.

Özetle

Yaşlandıkça fertilite doğal olarak azalır. Bu azalmanın ne zaman başladığı ve hangi hızda ilerlediği kadından kadına değişkenlik gösterir. Eğer 35 yaşından sonra gebe kalmayı planlıyorsanız, uygun testler ve tedavi yöntemleriyle ilgili bilgi sahibi olmanız ayrıca infertilite(kısırlık) tedavilerindeki başarı şansınız konusunda gerçekçi olmanız önemlidir. Her türlü seçeneği öğrenmeniz, kendi ihtiyaç ve hedeflerinizin farkında olmanız, siz ve eşinizin için en iyi kararları verebilmenize olanak sağlayacaktır.

20 haftanın altındaki 500 gramdan düşük ağırlıkta olan fetüslerin, 3 ya da daha fazla sayıda ve birbirini takip eden şekildeki kayıplarına; tekrarlayan gebelik kaybı (TGK) denilmektedir.

Düşük terimi yerine, gebelik kaybı teriminin kullanılması bu hasta grubunu kendi isteği ile tekrarlayan hamileliği sonlandırmayı seçen hastalardan ayrılmasına yardımcı olmaktadır.

Gebelik kaybının GÖRÜLME SIKLIĞI Nedir?

İn vitro fertilizasyon (IVF) alanında yapılan bilimsel çalışmalar; normal oositlerin (yumurta hücrelerinin) % 10-15'nin fertilize (döllenme) olamadığını, %10-15'inin fertilize olduğunu fakat bölünme ya da implantasyonun (rahme tutunma) gerçekleşmediğini göstermiştir.

Klinik olarak tanı konabilen hamileliklerin (ultrasonda gözlenen gebelikler) %15-20'si ise 20 haftadan önce spontan abortus (kendiliğinden düşük) ile sonuçlanabilmektedir. Bir kez spontan düşük yapma riski % 15-40, iki ardışık düşük riski, % 2-3 ; üç ardışık kayıp riski ise % 1'den azdır.

Tekrarlayan gebelik kaybının NEDENLERİ nelerdir?

Tekrarlayan gebelik kaybına neden olan tek bir etken olabileceği gibi, aynı anda birden fazla faktör de bu duruma etki edebilmektedir. Tekrarlayan gebelik kayıplarının %16-32'sinde ise hiç bir neden tespit edilememektedir.

Genetik nedenler: Kromozom bozuklukları, erken dönem gebelik kayıplarının en sık rastlanan nedenidir.Tekrarlayan gebelik kaybı hikayesi olan tüm çiftlerde mutlaka genetik inceleme yapılmalıdır. İlk trimesterdeki (hamileliğin 1.-13. haftası) spontan düşüklerde anormal kromozom (abnormal karyotip) görülme oranı %50-60'dır. İkinci trimester (hamileliğin 14.-26. haftası) kayıplarında anormal kromozom (abnormal karyotip) görülme oranı %5-10'a düşmektedir. Bir genelleme yapılırsa; gebelik kaybı ne kadar erken gözlenirse kromozomal anormalliklerin görülme sıklığı da o kadar artmaktadır.

Sık karşılaşılan genetik bozukluklarTranslokasyonlar; genetik nedenlere bağlı tekrarlayan gebelik kayıplarının büyük çoğunluğunu oluştururlar. "Resiprokal translokasyon" taşıyıcısı olan kişilerin düşük yapma riski %50'lere varabilmektedir. Bu risk "robertsonian translokasyon" taşıyısı olanlarda ise; % 25'dir. Mosaisizm aynı bireyde iki veya daha fazla hücre serisinin birlikte bulunması olarak tanımlanan genetik bozukluktur. Periferik kan testi ile tespit edilebilmektedir. En sık görülen cinsiyet kromozomal mosaisizm tipi 45,X / 46,XX'dir. İki ve üzerinde düşük yapan kişilerde gözlenen genetik bozuklukların neredeyse yarında mosaisizme rastlanmaktadır.

İmmunolojik faktörler / Supressor hücre ve supressor faktör eksikliği: Normal hamilelik desiduası (döl yatağı mukozası) supressor (baskılayıcı) hücreler ve supressor faktörler içermektedir. Bu baskılayıcı hücreler ve faktörler anne vücudunun bebeğe karşı bir tepki oluşturmasını önlemektedir. Hamilelik kaybını açıklamak için ortaya atılan varsayımlardan biri; annenin döl yatağı mukozasında bulunan baskılayıcı hücre (supressor hücre) eksikliği görüşüdür. Makrofaj denilen hücreler vücudumuzu yabancı maddelere karşı korumayı sağlamaktadır. Hamilelik döneminde ise bebek zarar görmesin diye döl yatağı mukozasında makrofajların aktivasyonu baskılanır.Spontan düşük yaşayan kadınların desiduası incelendiğinde makrofaj hücrelerin aktivitesinin arttığı gözlenmiştir.

MHC antijen artması (indüksiyonu): MHC (majör histokompatibilite kompleksi);temel doku uygunluğu bileşenidir. MHC moleküllerinin bağışıklık sistemi için önemli görevleri vardır. MHC bağışıklık hücrelerinin (T lenfositleri gibi) hangi hücrelere karşı savaş açıp açmayacağını belirler. Embriyoda anormal MHC üretimi söz konusu olursa, anne rahminde yer alan savunma hücreleri harekete geçebilir. Bu da düşük gözlenmesine neden olabilmektedir.
Bloke edici faktör eksikliği:Sağlıklı bir hamilelikte; annenin fetusa karşı oluşturduğu bağışıklık cevabının (immün cevabın) bloke edilmesi gerekir. Bütün başarılı hamileliklerde bloke edici antikorlar oluşur ve bunlar fetusu anne vücudundaki savunma hücrelerine karşı korur. Eğer bloke edici antikorlar yok ya da eksikse düşük gözlenir.

Antifosfolipid antikorlar: Otoimmün hastalığı olan kadınlarda spontan düşük görülme oranının arttığı bilinmektedir. Otoimmün bozukluklar, vücudun kendi kendine açtığı savaş olarak tanımlanabilir. Antifosfolipid antikor sendromu da tekrarlayan gebelik kayıplarına yol açabilen otoimmün hastalıklardan biridir. Antifosfolipid antikor sendromunda vücut yanlışlıkla fosfolipidlere saldıran antikorlar üretir. (Fosfolipidler kan hücreleri ve kan damarlarını döşeyen hücreler dahil olmak üzere tüm canlı hücrelerde bulunur). Bu durumda vücudun atardamar ve toplardamarlarında istenmeyen kan pıhtılarının oluşmasına neden olabilmektedir.

Trombofilik eksiklikler ve gebelik kaybı: Çok sayıda tekrarlayan gebelik kayıplarında; kusurlu plasenta ve plasenta damarlarında pıhtılaşma bozukluklarının varlığından söz etmek mümkündür. Pıhtılaşma sisteminin embriyonun rahme tutunmasında önemli rolü vardır. Tekrarlayan gebelik kayıplarında gözlenen fibrinolizisdeki (pıhtının çözünmesindeki) eksiklikler koryonik villuslarda (gelişmekte olan plasentanın bir kısmı) pıhtının fazla miktarda birikmesine yol açar. Pıhtılaşma bozuklukları (trombofilik eksiklikleri)olan kadınlara tanı konulması tekrarlayan gebelik kaybı durumunda yeni tedavi seçeneklerini ortaya koymakta ve gelecek araştırmalar için yol göstermektedir.

Anatomik nedenler: Anatomik anormallikler tekrarlayan gebelik kayıplarının ilk tanımlanan nedenlerinden olup tekrarlayan gebelik kayıplarının % 15'inden sorumludur. Doğumsal rahim (konjenital uterus ) anomallikleri , servikal yetmezlik, uterus (rahim) myomları, Asherman sendromu tekrarlayan gebelik kayıplarının anatomik nedenlerindendir.

Doğumsal(doğuştan var olan) rahim anormallikleri (Konjenital uterus anomalileri/Müllerian anomaliler): Bir çok rahim anormalliği olan hastada hiç bir belirti gözlenememektedir. Bu nedenle doğumsal rahim anormalliği olan bir çok hastaya tanı konmamıştır.Normal fetüsün ikinci trimester (gebeliğin 14.-26. haftası) dönemde kaybedilmesi, prematür doğum ve anormal fetal presentasyonlar (bebeğin rahim içindeki konumu), doğumsal rahim anormalliği olan kadınlarda sıklıkla gözlenebilmektedir. Bununla birlikte doğumsal rahim anormalliğine sahip kadınlarda sezaryen doğum ve doğum sonrası komplikasyonlar (plasenta retansiyonu ,subinvolusyon , hemoraji gibi) daha sık gözlenmektedir. Kadınlar arasında doğumsal rahim anormalliklerinin görülme oranı; % 1 ile % 2 civarındadır. Tekrarlayan gebelik kayıpları yaşayan kadınlarda ise doğumsal rahim anormallikleri görülme oranı ise; %10-20'dur. Bu nedenle tekrarlayan gebelik kaybı yaşayan kadınlarda mutlaka rahim içi boşluğun (uterin kavite) değerlendirilmesi gerekir. Doğumsal rahim anormallikleri başarı ile tedavi edilebilmektedir. (Histeroskopi ile hem yapısal rahim anomalilerine tanı konabilmekte hem de cerrahi düzeltme yapılabilmektedir.)

Servikal yetmezlik (Rahim ağzı yetmezliği): Serviks rahim ağzı, servikal ise rahim ağzı ile alakalı anlamına gelir. Rahim ağzının normalden daha geniş bir açıklıkta olmasına ise"rahim ağzı yetmezliği" veya "servikal yetmezlik" denir. Rahim ağzı yetmezliği; servikal travma (servikal amputasyonlar, kon biyopsi, tanı amaçlı kürtaj, teröpatik abartus, operatif doğuma bağlı obstetrik laserasyonlar), doğumsal/doğuştan var olan bozukluklar, çoğul gebelikler (rahimde birden fazla bebek olması) nedeniyle ortaya çıkabilmektedir.Rahim ağzı yetmezliği tanısı genellikle; kanama ve sancı olmaksızın ikinci trimesterde (gebeliğin 14-26. haftası) düşük yaşanması ile konulmaktadır. Bazı hastalarda sık idrara çıkma, alt karında basınç hissi, ıkınma hissi, kanla karışık veya sulu akıntı belirtileri gözlenebilmektedirRahim ağzı yetmezliğinde; çeşitli tedavi yöntemleri olmasına rağmen en yaygın ve etkili olanı cerrahi serklaj denilen rahim ağzına atılan dikiş yöntemidir.

Uterus (rahim) miyomları: Uterus (rahim) miyomları; iyi huylu (kanser olmayan) tümörlerdir.Bu iyi huylu tümörler; 30 yaşın üzerindeki kadınların %20'sinde gözlenmektedir. Miyomlar hormonlara karşı hassastır. Kadınlarda estrojen miyom gelişimini teşvik etmektedir. Menapoz ya da GnRH analogları ile tedavi estrojen hormonunun azalmasına neden olur ve bu da miyomların küçülmesini sağlar.Miyomun büyüklüğüne ve yeri nedeniyle gebelik kayıpları yaşanabilmektedir. Miyomlar rahme tutunmaya çalışan embriyonun ya da gelişmekte olan fetüsün beslenmesini engelleyebilir. Miyoma bağlı rahmin uyarılması embriyonun tutunmasına zarar verebilir ya da erken düşükler veya prematür doğumlara neden olabilir. Tekrarlayan spontan düşüklerde en önemli faktör miyomun yerleşimidir. Miyomların tanı ve tedavisinde kullanılan yöntemler: Rahim filmi (histerosalphingografi) miyomların yerleşimi, büyüklüğü ve sayısı hakkında oldukça bilgi verir. Histeroskopi ise tümörün karakteristiğinin doğrudan doğruya göz ile görülmesine olanak sağlamaktadır. Ultrasonografi de tanı koymak ya da tanıyı kesinleştirmek için yaygın olarak kullanılan bir diğer yöntemdir. Tekrarlayan düşükleri olan asemptomatik (belirti göstermeyen) hastalarda diğer bütün faktörler elendikten sonra cerrahi tedavi düşünülebilmektedir.

Asherman sendromu: Ashermann sendromu (rahim içi yapışıklıklar); rahim boşluğunun bir bölümünde veya tamamında meydana gelen, rahim içi boşluğun (uterin kavite) kapanmasına ya da tıkanmasına neden olan yapışıklıklardır.Asherman sendromu en sık doğum sonrası ya da düşük sonrası kürtaj yapılmış kadınlarda gözlenmektedir.Kürtaj sayısı arttıkça Asherman senderomu riski de artmaktadır. Asherman sendromunun diğer sebepleri arasında; travma, bazı cerrahi müdahaleler (myomektomi, D&C, rahim içi araç yerleştirilmesi) veya bazı enfeksiyonlar (genital tüberküloz, endometrit) yer almaktadır. Asherman sendromlu kadınlarında gözlenen komplikasyonlar: %43'ünde infertilite (kısırlık), menstrual (adet siklusu) anormallikler, %14 vakada da erken tekrarlayan düşük olarak sayılabilir.Kürtaj hikayesi bulunan, bozulmuş adet düzeni olan, infertilite (kısırlık), hamilelik kaybı şikayetleri ile başvuran her hasta Asherman sendromu açısından da değerlendirilmelidir. Asherman sendromunun tanısında; rahim filmi (histerosalpingografi/HSG), histeroskopi kullanılmaktadır. Tedavisinde ise en sık tercih edilen yöntem yine histeroskopidir. Hangi yöntem seçilirse seçilsin tedavinin temel prensipleri; var olan yapışıklıkların ortadan kaldırılmasını, rahim içi tabakanın yeniden düzenlenmesinin sağlanmasnıı ve operasyon sonrası dönemde yara dokusu oluşumunun engellenmesini içerir.

Endokrin faktörler: Endokrin faktörler; hormonal faktörle olarak tanımlanabilir. Hormonlardaki düzensizlikler tekrarlayan düşük vakalarının % 8-15'inden sorumludur. Endokrin faktöre bağlı tekrarlayan gebelik kayıplarında en sık karşılaşılan durum ise progesteron hormonu yetmezliğidir ( % 35).

Korpus luteum yetmezliği: Luteal faz defekti (LFD) tabiri sıklıkla korpus luteum yetmezliğininin klinik durumunu tarif etmek için kullanılır. Luteal faz defekti korpus luteum tarafından progesteronun eksik salınımına bağlı progesteron eksikliğini ifade eder. Normal fertil (doğurgan)kadınlarda LFD görülme oranı % 6.6 olarak rapor edilmiştir. Tekrarlayan gebelik kayıpları olan hastalarda ise LFD görülme sıklığı %23 ile %60 arasında rapor edilmiştir.Korpus luteum tarafından progesteron üretimi hamileliğin 7'nci haftaya kadar sürdürülebilmesi için gereklidir. Luteal faz defekti tanısı için: Basal vücut sıcaklığı ölçümü, progesteron ölçümü, endometrial biyopsi kullanılmaktadır.

Diyabet ve tekrarlayan hamilelik kaybı: Annede gözlenen diyabet tekrarlayan gebelik kayıpları nedenleri arasına yer almaktadır.Bu nedenle düşük yaşayan kadınlarda glukoz toleransı testinin yapılması önerilmektedir. Yapılan bilimsel çalışmalar ve araştırmalar; diyabeti iyi veya orta derecede kontrol altında tutulabilen kadınların, diyabeti olmayanlara göre daha fazla spontan düşük riski taşımadıklarını ancak diyabeti kontrol altında olmayan kadınlarda spontan düşük oranının arttığını göstermektedir. Başka bir deyişle kontrol altına alınan diyabet düşük gözlenme riskini önleyebilmektedir.

Luteinize edici hormon (LH) aşırı salınımı ve erken gebelik kaybı: Vücutta fazla oranda Luteinize edici Hormon (LH) salgılanması hem fertilite hem de gebelik sonucu üzerine olumsuz etkiye sahiptir. Özellikle folliküler fazda (adet siklusunun bir dönemi) kandaki LH seviyesinin yüksek olması infertilite(kısırlık) ve düşük riski ile doğrudan ilişkili bulunmaktadır. LH'un vücutta aşırı oranda bulunmasının neden infertilite(kısırlık) ve gebelik kaybına yol açtığı henüz tam olarak bilinmemektedir.

Diğer nedenler

Enfeksiyoz nedenler: Enfeksiyonlar gebelik kaybına neden olan faktörler arasındadır. Erken dönemde gebelik kaybına neden olabilecek enfeksiyonlar arasında; Mycoplasma Hominis, Ureaplasma urealyticum, Neisseria Gonorrhoeae, Klamidya, Listeria monocytogenes, Herpes simplex, Treponema pallidum ve Sitomegalovirus enfeksiyonları yer almaktadır. Şimdiye kadar enfeksiyonlar ve tekrarlayan gebelik kaybı ile ilgili yapılmış bilimse çalışmalar olmadığı için enfeksiyona bağlı gelişen gebelik kaybı görülme oranı bilinmemektedir.

Çevresel toksinler: Gebelik kayıplarının sadece oldukça az bir kısmında çevresel toksinler ile karşılaşılma söz konusu olmasına karşın; toksik ajanlar hamilelik kayıplarının önemli nedenlerinden biridir. Çünkü bunlara maruz kalma çoğunlukla engellenebilir.Tek bir ajana maruz kalma tekrarlayıcı ve uzun süreli olmadıkça tekrarlayan hamilelik kaybına neden olmaz.

  • Akrozom Spermin başını kaplayan kısım
  • Akrozom reaksiyonu Başarılı döllenme için gerekli olan akrozomun kaybolması
  • Adezyon (Yapışıklık) Üremeyi etkileyecek biçimde overlerin(yumurtalıkların) tüplerin uterusun (rahmin) barsakların ve karın içindeki diğer yapıların birbirine veya karın duvarına yapışmasıdır. Genellikle pelvik ameliyatlar tubal enfeksiyonlar ya da endometriozis sonrası görülür
  • Amniosentez Gebeliğin 16-18. haftalarında bebeğin içinde bulunduğu amniyotik sıvıdan bir iğne yardımıyla az miktarda örnek alınması işlemi. Daha sonra sıvı, bebekte kromozom anomalisi olup olmadığının belirlenmesi için kullanılır.
  • Androjen Erkek seks hormonu
  • Anovulasyon Yumurtlamanın olmaması
  • Antikor (Antibody) Normal sperm fonksiyonunu etkileyecek biçimde kan mukus yada semen içinde bulunan bileşik
  • Assisted hatching (yardımla yuvalama) Embriyonun dış kısmı olan zona pelusidanın (dış kabuğun) implantasyonu (tutunmayı) kolaylaştırmak için kısmi olarak inceltilmesi
  • Azospermi Sperm yapımındaki bozukluğa ya da sperm kanallarındaki tıkanıklığa bağlı olarak seminal  sıvıda (menide) sperm olmaması
  • Biyokimyasal gebelik Hastanın gebelik testinin pozitif çıktığı fakat ultrasonda görülmeden önceki gebelik dönemi
  • Blastokist Yumurta toplama işleminden yaklaşık 5 gün sonra embriyonun kavite oluşturarak ve hücrelerin erken plasenta ve embriyoyu oluşturmaya başladığı evreye verilen isim
  • Down regülasyon Kadının bir adet siklusundaki tüm hormon salınımlarını kontrol etmeye yarayacak biçimde beynin bir parçası olan hipofiz salgı bezinden gönderilen tüm mesajların durdurulmasının sağlanması
  • Ektopik (dış) gebelik Döllenmiş yumurtanın rahim dışında genellikle fallop tüplerinde nadiren de yumurtalık ve karın boşluğunda yerleşmesi ile oluşan gebelik
  • Ejekülat Penisden çıkan semen ve sperm içeren sıvı
  • Embriyo dondurma Transfer edilmemiş embriyoların saklanmak üzere dondurulması
  • Embriyo Hücre bölünmeleri başlamış döllenmiş yumurta
  • Embriyo kültürü Embriyonun laboratuvar ortamında geliştirilmesi
  • Embriyo transferi İnce bir kateter yardımı ile embriyonun uterus (rahim) içine yerleştirilmesi
  • Endometriyum Uterusun (rahmin) iç kısmını kaplayan ve her siklusda tekrar büyüyüp dökülen embriyonun yerleştiği uterusun iç duvarı, aylık menstrüel (adet)  kanamaları iç duvarın yıkılması sonucu meydana gelir.
  • Endometriyozis Uterusun (rahmin) içini kaplayan endometrial dokunun tüpler overler ve periton boşluğu gibi uterus dışında olmaması gereken yerlerde bulunması
  • Epididimis Olgunlaşmış spermlerin depolandıkları testisin arka yüzündeki özel kanallar
  • Estradiol Yumurtalığın foliküler hücreleri tarafından üretilen östrojen hormonu tipi
  • Estrojen Ovülasyon ve olası gebelik için menstrüel siklusun ilk yarısında uterusun (rahmin) kalınlaşmasını sağlayan dişi hormonu
  • Fallop tüpleri Normal üreme sırasında sperm ve yumurtanın karşılaştığı ve uterusun her iki yanına bağlı olan bir çift tüp
  • Fertilizasyon Sperm ve yumurtanın birleşmesi
  • Fetus Gebeliğin 9. haftasından itibaren doğuma kadarki sürede büyüyen embriyoya verilen ad
  • Fimbria Fallop tüplerinin yumurtalıklardan atılan yumurtayı almaya yarayan kıvrıntılı uzantıları
  • Folikül Yumurtalıkta, yumurta ve etrafındaki hormon üreten hücreleri içeren sıvı dolu boşluklar
  • Folikül Stimülan Hormon (FSH) Kadında yumurtayı içeren folikülün büyümesini, erkekde sperm gelişimini sağlayan hipofiz hormonu. Aynı zamanda, enjekte edilebilir ovülasyon ilaçlarında bulunan ve folikül büyümesini sağlayan hormon
  • Foliküler Faz Menstruel siklusda (adet siklusunda) yumurtanın geliştiği ilk yarı dönem
  • Gamet Erkek yada kadın üreme hücreleri, sperm yada yumurta
  • Gamet İntrafallopian Transfer (GIFT) Kadından toplanan yumurtanın yıkanmış hazırlanmış sperm örneği ile birlikte steril plastik tüp vasıtası ile direkt olarak normal fallop tüpüne yerleştirilmesi ile uygulanan bir üremeye yardımcı tedavi yöntemi
  • Gonadotropin Testisleri ve yumurtalıkları sperm ve yumurta oluşturmak amacı ile uyarabilen hormon
  • Gonadotropin salgılatıcı (releasing) hormone (GnRH) Beynin kontrol merkezi olan hipotalamus tarafından üretilen ve hipofiz bezinin kana FSH ve LH hormonlarını salmasını sağlayan hormon
  • GnRH analoğu Doğal GnRH hormonu ile benzer olan ve erken yumurtlamaya engel olmak için kullanılan sentetik hormonlar
  • GnRH antagonistleri Doğal GnRH hormonu ile benzer olan ve erken yumurtlamaya engel olmak için kullanılan sentetik hormonlar
  • Hidrosalpenks Tıkanıklığa bağlı fallop tüpü içinin sıvı dolu görünümü
  • Hipofiz İnsan beyninin tabanında yerleşik olan ve normal büyüme gelişme ve üreme için gerekli çeşitli hormonları salgılayan bez
  • Hormon Vücudumuzda endokrin salgı bezleri tarafından üretilen ve kanda dolaşarak tüm vücudumuzu etkileyebilen kimyasal maddeler
  • ICSI (mikroenjeksiyon) Bu terim tek bir spermin yumurtanın içindeki maddeye direkt olarak enjekte edilmesi anlamına gelip açılımı da İntrasitoplazmik Sperm İnjeksiyonu dur
  • İmplantasyon Embriyonun uterusun(rahmin)  endometrium tabakası içine tutunup yerleşmesi
  • İnsan koryonik gonadotropini (hCG) Gebelik sırasında plasenta tarafından salgılanan ve korpus luteumun ömrünü uzatarak gebeliği devam ettiren hormon. Aynı zamanda infertilite problemlerinde ovulasyon indüksiyonu sırasında kullanılan ve yumurtanın son olgunlaşması ve yumurtlama için kullanılan ilaçlar
  • bhCG Plasenta tarafından üretilen ve gebelik testinde bakılan hormon
  • İnsan menopozal gonadotropini (hMG) menopozdaki kadınların idrarlarından elde edilen ve FSH+LH hormonlarını içeren yumurtalıkları uyaran ilaç
  • İnseminasyon Spermin uterus (rahim) içine (intraterin) ya da servikse (rahim ağzına) gebelik oluşturmak üzere bırakılması.
  • İn vitro fertilizasyon (IVF) Yumurta ve spermlerin fertilizasyon oluşturmak üzere laboratuvar ortamında bir araya getirilmesi
  • IVF kültür medyumu İnsan vücudu dışında sperm, yumurta ve embriyoların yerleştirildiği özel sıvılar
  • Kateter Sperm ya da embriyonun uterusa (rahme) yerleştirilmesi işleminde kullanılan özel kanüller
  • Klinik gebelik Gebelik kesesinin ultrasonda görülmesi ile onaylanmış gebelik
  • Klomifen challenge test (CCCT) Menstruel siklusun (adet siklusunun) 3. ve 10. günlerinde serum FSH seviyesi ölçülerek ve 5. günden 9.güne kadar klomifen sitrat kullandırılarak yumurtalık rezervinin ölçüldüğü bir test.
  • Kriyoprezervasyon Embriyo Yumurta ve spermlerin dondurularak -196°C lik sıvı nitrojen içinde saklanma işlemi
  • Laparoskopi Pelvik organları gözlemlemek amacı ile teleskopa benzer bir aletle yapılan cerrahi girişim
  • Luteinizan hormon (LH) Yumurtanın olgunlaşmasını ve yumurtlamayı sağlayan hipofiz hormonu.
  • LH surge Normal adet siklusunda ovulasyonun (yumurtlamanın) tetiklenmesini sağlayan yüksek miktarda Luteinizan Hormon salgılanması
  • Luteal faz Yumurtlamadan adet kanamasına (menstruasyon) kadar geçen dönem
  • Mikroepididimal sperm aspirasyonu (MESA) Vas deferens yokluğu ya da vazektomi sonrası gibi erkek üreme kanallarının bloke olduğu durumlarda sperm elde etmek için kullanılan bir mikrocerrahi yöntemi
  • Mikroenjeksiyon Döllenmeyi sağlamak amacı ile yumurtanın içine tek bir spermin direkt enjeksiyonu. Bu teknik aynı zamanda ICSI İntrasitoplazmik sperm injeksiyonu olarak da adlandırılır.
  • Motil    Hareketli
  • Multifetal gebelik redüksiyonu Uterusdaki (rahimdeki) fetus sayısını azaltma işlemi. Geç dönem gebelik kaybı riski olan çoğul gebelik durumlarında da kullanılmaktadır.
  • Myom (fibroid) Anormal uterus (rahim) kanamalarına neden olabilen uterus kaslarının iyi huylu (kanser olmayan) tümörleri
  • Oligospermi Seminal sıvıda (semen/meni) anormal derecede az sperm bulunması
  • Oosit    Dişi üreme hücresi , yumurta,
  • Ovaryan hiperstimülasyon sendromu (OHSS) Ovülasyon indüksiyonu (yumurtlamanın teşvik edilmesi)sırasında gelişen ve yumurtalıkların büyümesi, karında sıvı birikmesi ve kilo alımının gözlendiği  klinik durum.
  • Over rezervi Bir kadının fertilite potansiyeli. Azalmış ovaryan rezerv, yumurta sayısında ve kalitesinde düşüş ile birlikte görülür.
  • Over (yumurtalık) Pelviste uterusun (rahmin) her iki yanında bulunan dişi üreme bezleri.
  • Ovülasyon Yumurtalıktan olgun yumurtanın salınması ( yumurtlama).
  • Ovülasyon indüksiyonu Yumurtalıkların, birden fazla yumurta üretmesi için hormon ilaçlarıyla uyarılması. Kontrollü Ovaryan Stimülasyonu olarak da adlandırılır.
  • Perkütan epididimal sperm aspirasyonu (PESA) Testislerden vas deferense sperm taşıyan bez olan epididime iğne ile girilerek tüp bebek yönteminde kullanmak üzere sperm aspire edilmesi (çekilmesi) işlemi.
  • Polip Normal yüzeyden dışarı doğru çıkıntı oluşturan doku kitlelerinin tümüne verilen isim.
  • Preimplantasyon genetik tanı (PGD) Embriyolog tarafından uygulanan embriyodan bir ya da iki hücrenin alındığı işlem. Alınan hücreler daha sonra genetik anomaliler açısından araştırılır. PGD yöntemi, IVF ile birlikte kullanılır.
  • Progesteron Menstrüel siklusun ikinci yarısında salınan döllenmiş yumurtanın tutunabilmesi için uterusu hazırlayan hormon
  • Progesteron fitiller Vücudun doğal yolla üretilen progesteronuna destek amacı ile vajina içine yerleştirilen yağlı kaygan fitiller
  • Pronukleus Dişi ya da erkek gametin (yumurta ya da sperm) bir hücrelik embriyoda (zigot) görülen çekirdeği.
  • Semen Spermlerin içinde bulunduğu sıvı (meni)
  • Serviks Uterusun (rahmin), uterin kavite(rahim içi boşluk) ile vajinayı birleştiren son kısmı (rahim ağzı).
  • Servikal mukus Serviks tarafından üretilen ve ovülasyon zamanında spermin serviksten geçişini kolaylaştıran salgı
  • Sperm Bir kadının yumurtasını dölleyen erkek üreme hücreleri. Sperm başı genetik materyali (kromozomları) taşır, orta bölüm hareket için gerekli olan enerjiyi üretir ve ince uzun kuyruk spermin ileri doğru hareketini sağlar
  • Sperm hazırlama Seminal sıvıdan (semen/meni) sperm hücrelerinin ayrılması için uygulanan yöntem
  • Spina bifida Omurga ile ilgili doğumsal bir hata. Gelişim sırasında omurganın doğru olarak kapanmaması.
  • Split Ejekulat Semen örneği alma yöntemi olarak geliştirilmiş ve ejekülatın ilk yarısının bir tüpe kalanının diğer tüpe alındığı tekniktir.
  • Testis Testosteron ve sperm üreten erkek seks/cinsiyet bezleri
  • Testiküler sperm ekstraksiyonu (TESE) IVF-ICSI yönteminde kullanmak üzere canlı sperm bulmak için testis dokusundan parça alınması işlemi.
  • Ultrason İç organların bir monitörde görüntüsünü alabilmek için yüksek frekanslı ses dalgalarını kullanan bir teknoloji. 
  • Uterus (rahim) Pelviste bulunan ve gebelik sırasında embriyonun tutunup geliştiği kaslı ve içi boş kadın üreme organı.
  • Vajina Vajina 7-8 cm derinliğinde,  üst ucu rahimle bağlantılı, alt ucu dışa açılan esnek bir kanal şeklindeki kadın cinsel organıdır.
  • Vaz deferens Epididimden üretere spermleri taşıyan iki musküler tüp.
  • Yardımcı Üreme Teknikleri (YÜT) Yumurta ve/veya embriyolarla ilgili her türlü işlemi içeren tedaviler. Örneğin IVF, ICSI.
  • Yumurta (oosit) Yumurtalıklar tarafından üretilen ve spermle birleştiğinde embriyo oluşturan dişi üreme hücresi.
  • Yumurta toplama Yumurtalıklardaki foliküllere bir iğne ile girilerek yumurtaların toplanma işlemi.
  • Zigot Hücre bölünmeleri başlamadan önce döllenmiş yumurta.
  • Zona pelusida  Spermin yumurtayı dölleyebilmesi için tutunması gereken yumurtanın dış tabakası.

Yumurta geliştirici ilaçların uygulanmaya başlanmasından sonra yapılan ultrasonografi takiplerinde yumurtalıkların tedaviye beklenen yanıtı vermemesi, yeterli sayıda olgun yumurta (folikül) gelişmemesi durumunda tedavi iptal edilmelidir. İlaca yetersiz yumurtalık yanıtı genellikle anne adayının yaşının ilerlemiş olduğu tedavilerde izlenmektedir. Yaş ilerlememiş olsa bile eğer kadının yumurtalık rezervi azalmışsa tedaviye yanıt azalabilir. Bazen de hastanın ilaca aşırı duyarlılık gösterme riskinden dolayı hekimin düşük dozda ilaç ile tedaiye başlama düşüncesi de bu duruma neden olabilir. Bu nedenle hastaların tedavi öncesi iyi değerlendirilmeleri, protokolün ayrıntılı bir inceleme sonrası belirlenmesi çok önemlidir.

Yetersiz yanıt nedeniyle tedavinin iptal edilmesi durumunda hasta ultrasonla takibe devam edilmelidir. Kontrolsüz şekilde cinsel ilişki olması istenmeyen çoğul gebeliklere neden olabilir. Hastanın yumurtalıklarının yavaş yavaş sönmeye başlayana kadar utrason takipleri devam etmelidir.

Yumurta bulunamaması

Yumurta geliştirici tedavinin sonucunda ultrason takiplerinde olgun yumurtaların (folikül) geliştiği düşünülerek, toplama işleminin yapılmasına rağmen hiçbir folikülden yumurta elde edilememesi durumuna boş folikül sendromu (BFS) adı verilmektedir. Tüm tüp bebek tedavilerinin %1-2'sinde bu durum gerçekleşebilir. Boş folikül sendromu sıklıkla çatlatma iğnesinin yeterli etkiyi gösterememesinden kaynaklanmaktadır. Diğer sık görülen neden ise çiftlerin genetik yatkınlıklarıdır. Çatlatma iğnesinin yetersiz etki göstermesi ilacın iyi koşullarda saklanamaması, yanlış uygulanması ya da doğru uygulanmasına rağmen vücut içinde yeterince metabolize edilememesinden kaynaklanabilir.

Yumurta toplama işleme sırasında eğer ki bir yumurtalıktan hiç yumurta elde edilemediyse diğer yumurtalığa geçilmemelidir. Hastanın hemen idrarından alınacak örnekten β-hCG hormonu bakılarak karar verilmelidir. Eğer β-hCG seviyesi düşük ise hastaya yeniden çatlatma iğnesi uygulanarak diğer yumurtalıktan yumurtalar 36 saat sonra toplanmaya çalışılmalıdır. Ancak β-hCG seviyesi normal ise yeniden çatlatma iğnesi uygulanmaya gerek yoktur.

Döllenmenin olmaması

Laboratuvar şartlarında toplanan yumurtalar ile sağlıklı seçilen spermlerin döllenme oranı %65-70 civarında olmaktadır. Klasik tüp bebek yöntemine göre mikroenjeksiyon (ICSI) ile döllenme oranı daha yüksek olmaktadır. Bazı çiftlerde ise yumurtalar ve spermlerin elde edilmesine rağmen hiç döllenme sağlanamayabilir. Bu durumda yumurta geliştirme protokolü tekrar gözden geçirilmeleri, sperm analizi yeniden incelenmelidir. Eğer her ikisi için de bir problem saptanamazsa çiftlerin genetik yatkınlıkları açısından değerlendirilmeleri gerekebilir.

Embriyo transfer zorluğu

Tedavi sonrasında gebeliğin oluşmasında birçok faktör çok önemli olmakla birlikte embriyo transferinin etkisi daha bir dramatiktir. Uzun bir tedavi sonrasında geliştirilen ve kalitesi ile gebelik oluşturma potansiyeli olan embriyolar basit bir manipülasyonla rahim içine yerleştirilmektedir. Anestezi gerektirmeyen ve çoğu zaman kolayca uygulanabilen bu işlem, bazen tedavinin tüm emeğinin boşa gitmesine neden olabilmektedir.

Embriyo transferinde zorluk yaşanabilecek hastaların öngörülmesi her zaman mümkün olmamaktadır. Geçmişte konizasyon, LEEP, koterizasyon (halk arasında rahim ağzının yakılması ya da dondurulması şeklinde ifade edilebilir) gibi rahim ağzı cerrahisi mevcut hastaların transferlerinde sıkıntı yaşanma riski daha yüksektir. Bunun yanı sıra takiplerinde rahim ağzı kanalında yeterince salgının gelişmediği hastalarda da dikkatli davranmak gerekmektedir.

Embriyo transferinin zorluğunun öncesinde test edilebilmesi için bazı tüp bebek ekipleri yumurta toplama işlemi sırasında transfer kateterleri ile deneme (mock transfer) yapılabilir. Bu şekilde içinde embriyo olmayan kateterler ile pratik yapılma şansı yakalanabilir. Eğer transfer zorluğu mevcutsa sert kateterler ile embriyo transferi uygulanmalıdır.

Sperm bulunamaması

Tedavi öncesi sperm analizlerinde azospermi saptanan çiftlerde, kadınların yumurtaları geliştirilip toplamaya hazırlandığında, erkek için de cerrahi olarak sperm bulma işlemi uygulanır. Birçok hasta sperm bulamama ihtimaline karşın yumurtaların neden geliştirildiğini sorgulamaktadırlar. Ancak gebelik şansının arttırılması için geliştirilen yumurtaların, taze spermler ile döllenmesi tercih edilmektedir. Tıkanıklığa bağlı (obstrüktif) azosperm söz konusu olduğunda sperm bulma oranı çok yüksektir, hemen hemen hastaların tamamında sperm elde edilebilmektedir. Ancak sperm üretme bozukluğuna (non-obstrüktif) azospermi durumunda sperm bulma oranı yaklaşık %60-65 civarında olmaktadır. Eğer cerrahi ile sperm bulunamama durumunda tedavi iptal edilmek zorunda kalınır.

Gebelik testi öncesi kanama olması

Gebelik testi yapmadan vajinal kanamanın başlaması hamilelik şansı bir miktar azalmakla birlikte gebeliğin oluşmadığı anlamına gelmemektedir. Kanamanın devam etmesi durumda bile gebelik testi mutlaka yapılmalıdır. Embriyo transferinden sonra luteal faz desteği amacıyla verilen ilaç tedavisinin düzenli uygulanması çok önemlidir.

Ovaryan Hiperstimülasyon sendromu (OHSS)

Yumurtalıkların geliştirilmesi sırasında kabul edilebilecek sayıda yumurta uyarılması ile aşırı uyarılma arasında ince bir çizgi vardır. Yumurtalıkları uygulanan tedaviye aşırı yanıt vermesi durumda yumurtalıkların boyutları artar ve travmaya çok hassas hale gelirler. Ayrıca damar içindeki sıvı damar dışına kaçarak karın içinde, göğüs kafesinde sıvı birikimine buna bağlı olarak karın çevresinde artma, vücut ağırlığında artış, nefes darlığı gözlenebilir. Ovaryan hiperstimülasyon sendromu çoğunlukla hafif seyrederken, hastanede yatmayı gerektirebilecek şiddette de gelişebilir.

1. AKROZOM: Spermin başını kaplayan kısım.

2. AKROZOM REAKSİYONU: Başarılı döllenme için gerekli olan akrozomun kaybolması. Genellikle spermlerin sadece %10’u akrozom reaksiyonuna uğrar.

3. ADEZYON (YAPIŞIKLIK): Kısırlıkta üremeyi etkileyecek biçimde overlerin tüplerin uterusun barsakların ve karın içindeki diğer yapıların birbirine veya karın duvarına yapışmasıdır.

4. ANOVULASYON: Yumurtlamanın olmamasıdır.

5. ANDROJEN: Erkek seks hormonudur.

6. ASSISTED HATCHING (YARDIMLA YUVALAMA): Embriyonun dış kısmı olan zona pelusidanın implantasyonu (rahim duvarına yerleşme) kolaylaştırmak için kısmi olarak inceltilmesi.

7. AZOSPERMİ: Sperm yapımındaki bozukluğa ya da sperm kanallarındaki tıkanıklığa bağlı olarak seminal sıvıda sperm olmaması.

8. BİYOKİMYASAL GEBELİK: Hastanın gebelik testinin pozitif çıktığı fakat ultrasonda görülmeden önce negatife dönüşen gebelik.

9. BLASTOKİST: Yumurtlama ya da yumurta toplama işleminden yaklaşık 5 gün sonra embriyonun kavite oluşturarak ve hücrelerin erken plasenta ve embriyoyu oluşturmaya başladığı evreye verilen isim.

10. EKTOPİK (DIŞ) GEBELİK: Döllenmiş yumurtanın rahim dışında genellikle fallop tüplerinde nadiren yumurtalık ve karın boşluğunda yerleşmesi ile oluşan gebelik.

11. EJEKULAT: Penisden çıkan semen.

12. EMBRİYO DONDURMA: Transfer edilmemi embriyoların saklamak üzere derin dondurulması.

13. EMBRİYO TRANSFERİ: İnce bir kateter yardımı ile embriyoların uterus içerisine yerleştirilmesi.

14. ELEKTROEJEKÜLASYON (EEJ): Prostat bölgesinde elektrik stimülasyonu kullanarak ejekülasyon oluşturma işlemi. Renkli Hücre bölünmeleri başlamış döllenmiş yumurta.

15. EMBRİYO KÜLTÜRÜ: Embriyonun laboratuvar ortamında geliştirilmesi.

16. ENDOMETRİUM: Endometrial dokunun tüpler, överler veya periton boşluğu gibi olmaması gereken yerlerde bulunması.

17. EPİDİDİMİS: Olgunlaşmış spermlerin depoladıkları testisinin arka yüzündeki özel kanallar.

18. ESTRADİOL: Yumurtalığın foliküler hücreleri tarafından üretilen östrojen hormonu tipi.

19. ESTROJEN: Ovülasyon ve olası gebeliğe karşı menstrüel siklusunun ilk yarısında uterusun kalınlaşmasını sağlayan dişi hormonu.

20. FALLOP TÜPLERİ: Normal üreme sırasında sperm ve yumurtanın karşılaştığı ve uterusun her iki yanına bağlı olan bir çift tüp.

21. FERTİLİZASYON: Sperm ve yumurtanın birleşmesi.

22. FETUS: Gebeliğin 9. haftasından itibaren doğuma kadarki sürede büyüyen embriyoya verilen ad.

23. FİBROİDLER (MİYOM): Anormal uterus kanamalarına neden olabilen uterus kaslarının iyi huylu (kanser olmayan) tümörleri.

24. FOLİKÜL: Yumurtalıkta, yumurta ve etrafındaki hormon üreten hücreleri içeren sıvı dolu boşluklar.

25. FOLİKÜL STIMÜLAN HORMON (FSH): Yumurtayı içeren folikülün büyümesini sağlayan hipofi z hormonu. Aynı zamanda, enjekte edilebilir ovülasyon ilaçlarında bulunan ve folikül büyümesini sağlayan hormon.

26. FOLİKÜLER FAZ: Menstruel siklusta yumurtanın geliştiği ilk yarı dönem.

27. GAMET: Erkek ya da kadın üreme hücreleri, sperm ya da yumurta.

28. GONADOTROPİN SALGILAT I C I (RELEASING) HORMONU (GnRH): Beynin kontrol merkezi olan hipotalamus tarafından üretilen ve hipofi z bezinin kana FSH ve LH salmasını sağlayan hormon.

29. GnRH ANALOĞU: Doğal GnRH hormonu ile benzer olan ve erken yumurtlamaya engel olmak için kullanılan sentetik hormonlar.

30. GnRH ANTAGONİSTLERİ: Doğal GnRH hormonu ile benzer olan ve erken yumurtlamaya engel olmak için kullanılan sentetik hormonlar. Bu ilaçların hipofi z bezi üzerinde ani baskılayıcı etkileri vardır.

31. HİDROSALPENKS: Tıkanıklığa bağlı içi sıvı dolu falop tüpü.

32. HİPOFİZ BEZİ: Beyinde hipotalamus altında bulunan ve folikül stimilan hormon (FSH) ve luteinizan hormon (LH) salgılayan bezin adı.

33. IVF KÜLTÜR MEDYUMU: İnsan vücudu dışında sperm, yumurta ve embriyoların yerleştirildiği özel sıvılar.

34. İMPLANTASYON: Embriyonun uterusun endometrium tabakası içine tutunup yerleşmesi.

35. İNSAN KORYONİK GONADOTROPİNİ (hCG): Ovulasyon indüksiyonu sırasında kullanılan ve yumurtanın son olgunlaşması ve yumurtlama için kullanılan ilaçlar.

36. bhCG: Plasenta tarafından üretilen ve gebelik testinde bakılan hormon.

37. İNSAN MENOPOZAL GONADOTROPİNİ (hMG): Postmenopozal kadınların idrarlarından elde edilen ve FSH ile LH hormonlarını içeren yumurtalıkları uyaran ilaç.

38. İNSEMİNASYON: Spermin uterus içine (intrauterin) ya da servikse gebelik oluşturmak üzere bırakılması.

39. İN VİTRO FERTILIZASYON (IVF): Yumurta ve spermlerin fertilizasyon oluşturmak üzere laboratuvar ortamında bir araya getirilmesi.

40. KATETER: Sperm ya da embriyonun kadının uterusuna yerleştirilmesi işleminde kullanılan özel kanuller.

41. KLİNİK GEBELİK: İnsan koryonik gonadotropin (hCG) hormonundaki artış ve ultrason ile onaylanmış gebelik türü.

42. KLOMİFEN CHALLENGE TEST (CCCT): Menstrüel siklusun 3. ve 10. günlerinde serum FSH seviyesi ölçülerek ve 5. günden 9. güne kadar klomifen sitrat alınarak yumurtalık rezervinin ölçüldüğü bir testtir.

43. KLOMİFEN SİTRAT: Ovulasyon indüksiyonu için kullanılan ağızdan alınan bir antiöstrojen ilacı.

44. KRİYOPREZERVASYON: Embriyo, yumurta ve spermlerin dondurularak -196°C’lik sıvı nitrojen içinde çok düşük ısıda saklanma işlemi.

45. LAPAROSKOPİ: Pelvik organların görülmesini sağlayan cerrahi bir yöntem.

46. LUTEİNİZAN HORMON (LH): Yumurtanın olgunlaşmasını ve yumurtlamayı sağlayan hipofiz hormonu.

47. LUTEAL FAZ: Yumurtlamadan adet kanamasına (menstruasyon) kadar geçen adetin ikinci yarısı.

48. MİKROEPİDİDİMAL SPERM ASPIRASYONU (MESA): Vas deferens yokluğu ya da vazektomi sonrası gibi erkek üreme kanallarının bloke olduğu durumlarda sperm elde etmek içinkullanılan bir mikrocerrahi yöntemi.

50. MİKROENJEKSİYON: Döllenmeyi sağlamak amacı ile yumurtanın içerisine tek bir spermin direkt enjeksiyonu. Bu teknik aynı zamanda ICSI İntrasitoplazmik sperm injeksiyonu olarak da adlandırılır.

51. MİROMANİPÜLASYON: Yumurta ve spermlerin özel aletler kullanıldığı, ICSI, yardımla yuvalama ya da embriyo biyopsisi gibi IVF laboratuvar işlemleri.

52. MOTİL: Hareketli.

53. MULTİFETAL GEBELİK REDÜKSIYONU: Uterusdaki fetus sayısını azaltma işlemi. Geç dönem gebelik kaybı riski olan çoğul gebelik durumlarında da kullanılır.

54. OLİGOSPERMİ: Seminal sıvıda anormal derecede az sperm bulunması.

55. OOSİT: Yumurta, dişi üreme hücresi.

56. OVARYAN HİPERSTİMÜLASYON SENDROMU (OHSS): Ovulasyon indüksiyonu sırasında gelişen yumurtalıkların büyümesi, karında sıvı birikmesi ve kilo alımı ile birlikte görülen durum.

58. OVARYAN REZERV: Bir kadının fertilite potansiyeli. Azalmış ovaryan rezerv, yumurta sayısında ve kalitesinde düşüş ile birlikte görülür.

59. OVER: Pelviste uterusun her iki yanında bulunan dişi üreme bezleri. Ovaryumlar yumurta ve östrojen, progesteron ve androjen hormonları üretir.

60. OVULASYON: Yumurtalıktan olgun yumurtanın bırakılması, yumurtlama.

61. OVULASYON İNDÜKSİYONU: Yumurtalıkların, birden fazla yumurta üretmesi için hormon ilaçlarıyla uyarılması. Kontrollü ovaryan hiperstimülasyonu olarak da adlandırılır.

62. PERKÜTAN EPİDİDİMAL SPERM ASPİRASYONU (PESA): Testislerden vas deferense sperm taşıyan bez olan epididime iğne ile girilerek tüp bebek yönteminde kullanmak üzere sperm aspire edilmesi işlemi.

64. POLİP: Normal yüzeyden dışarı doğru çıkıntı oluşturan doku kitlelerinin tümüne verilen isim.

65. PREİMPLANTASYON GENETİK TANI (PGD): Embriyolog tarafından embriyodan bir ya da iki hücrenin alındığı işlem. Alınan hücreler daha sonra genetik anomaliler açısından araştırılır. PGD yöntemi, IVF ile birlikte kullanılır.

66. PROGESTERON: Menstrüel siklusun ikinci yarısında salınan hormon. Döllenmiş yumurtanın tutunabilmesi için uterusu hazırlar.

67. PRONUKLEUS: Dişi ya da erkek gametin (yumurta ya da sperm) bir hücrelik embriyoda (zigot) görülen çekirdeği.

68. SEMEN: Spermlerin içinde bulunduğu sıvı.

69. SEPTUM, UTERİN: Doğuştan gelen ve uterus kavitesinde duvar oluşturan fi bröz doku bandı. Septum, düşük ya da diğer gebelik komplikasyonlarının oluşma riskini artırır.

70. SERVİKAL KANAL: Vajinadan uterusa doğru açılan kanalın adı.

71. SERVİKAL MUKUS: Spermin uterusa ulaşabilmesi için içinden geçmek zorunda olduğu serviksteki materyal.

72. SERVİKS: Uterusun, uterin kavite ile vajinayı birleştiren son kısım.

73. SPERM: Bir kadının yumurtasını dölleyen erkek üreme hücreleri. Sperm başı genetik materyali (kromozomları) taşır, orta bölüm hareket için gerekli olan enerjiyi üretir ve ince uzun kuyruk spermin ileri doğru hareketini sağlar. Bu bilgiler hasta eğitimi amacıyla hazırlanmış olup genel bilgi içermektedir. Tüp bebek tedavilerinin çifte özgü olması çiftin uzman tarafından değerlendirilerek tetkik ve tedavisinin planlanmasını gerektirmektedir.

74. SPERM HAZIRLAMA: Seminal sıvıdan sperm hücrelerinin ayrılması için uygulanan yöntem.

75. TESTİS: Testesteron ve sperm üreten erkeklik bezleri.

76. TESTİKÜLER SPERM EKSTRAKSİYONU (TESE): IVF – ICSI yönteminde kullanmak üzere canlı sperm bulmak için testis dokusundan parça alınması işlemi.

77. ULTRASON: İç organların bir monitörde görüntüsünü alabilmek için yüksek frekanslı ses dalgalarını kullanan bir teknoloji.

78. UTERUS (RAHİM): Pelviste bulunan ve gebelik sırasında embriyonun tutunup geliştiği kaslı ve içi boş kadın üreme organı.

79. VAJİNA: Dişilerde uterus alt ucu servikse, açılan kanal.

80. VAZ DEFERENS: Epididimden üretere spermleri taşıyan iki musküler tüp.

81. YARDIMCI ÜREME TEKNİKLERİ (YÜT): Sperm, yumurta ve / veya embriyolarla ilgili her türlü işlemi içeren tedaviler. Örneğin; aşılama, IVF, ICSI.

82. YUMURTA (OOSIT): Yumurtalıklar tarafından üretilen ve spermle birleştiğinde embriyo oluşturan dişi üreme hücresi.

83. YUMURTA TOPLAMA: Yumurtalıklardaki foliküllere bir iğne ile girilerek yumurtaların toplanma işlemi.

84. ZİGOT: Hücre bölünmeleri başlamadan önce döllenmiş yumurta.

85. ZONA PELUSİDA: Spermin yumurtayı dölleyebilmesi için tutunması gereken yumurtanın dış tabakası.


Embriyolar özel mikroskoplar ile değerlendirilerek sınıflanır ve puanlanır. Embriyonun puanı ne kadar yüksekse tutunup gebelik oluşturabilme potansiyeli o kadar yüksektir. Transfer gününde puanı en yüksek olan embriyo/ lar transfer için seçilir. Embriyonun birçok parametresi puanlamada kullanılmaktadır

I.İlk gün değerlendirmesi

  • Çekirdek pozisyonu ve boyutu
  • Çekirdekçik sayı, şekil ve dağılımı
  • Kutup cisimciğinin yerleşimiSitoplazmik halo olup olmadığı

II.2. ve 3. gün bölünme evresi değerlendirmesi

  • Erken bölünme
  • Bölünme hızı
  • Blastomer boyutu
  • Fragmantasyon derecesi
  • Blastomer multinükleasyonu (çekirdeklerin birden fazla olması)
  • Sitoplazmik görüntü
  • Perivitellin alan (sitoplazma dışı alan) ve zona pellusida (dış kabuk) özellikleri

III. 5. ve 6. gün blastosist evresi değerlendirmesi

  • Blastosel (orta boşluk) büyüklüğü
  • İç hücre kitlesi
  • Dış hücre kitlesi (Trofektoderm)

Birinci gün değerlendirmesi

Çekirdek pozisyonu ve boyutu

Mikroenjeksiyon işleminden 16-18 saat sonra, anne va babadan gelen kromozomları taşıyan 2 çekirdek yumurta ortasında oluşmaya başlar. Dişi pronukleus erkek pronükleusa iyice yaklaşana kadar ilerler ve bitişirler. Yumurtanın ortasında 2 çekirdeğin izlenmesi, oositin döllendiği anlamına gelir.

Yapılan çalışmalar, pronükleer oositlerin morfolojik olarak normal olarak değerlendirilebilmeleri için her iki PN’in sitoplazmada merkezi pozisyonda, birbirine yakın ve eşit büyüklükte olması gerektiğini göstermiştir.

Çekirdekçik sayısı, şekli ve dağılımı

Çekirdekçikler, çekirdekler içerisinde küçük, çok sayıda ve dağınık olarak bulunmaktadırlar. Zamanla birbirleriyle kaynaşır, sayıları azalır, büyürler ve sıkıca birbirlerine yapışmış olarak yanyana dizilirler. Çalışmalar, her iki çekirdekteki çekirdekçiklerin aynı sayıda ve aynı hizada olmalarının daha yüksek tutma potansiyeline sahip olmalarının bir göstergesi olduğu yolundadır.

Çekirdekcik sayı şekil ve dağılımına göre örnek puanlama sistemi

Tesarik ve Greco puanlama sistemine göre P0 en yüksek P5 ise en düşük tutunma potansiyeline sahiptir.

Tüp bebek embriyo atlası

Kutup cisimciğinin yerleşimi

Kutup cisimciği, perivitellin aralıkta bulunan ve mayoz bölünme sırasında ortaya çıkan bir yapıdır. Kutup cisimciğinin görülmesi yumurtanın olgun olduğunu gösterir. Çekirdeklerin kutup cisimciği ile yaptıkları açının küçük olması embriyonun tutma potansiyelinin arttığını gösterir.

Sitoplazmik halo yapısı

Sitoplazmik halo, yumurtanın çevresinde görülen az yoğun bölge olarak tanımlanır. Bu yapının varlığı embriyonun tutma potansiyelinin yüksek olduğunu gösteren bir bulgudur.

İkinci ve üçüncü gün bölünme evderi değerlendirmesi

Embriyo puanlama sistemlerinde, yüksek tutunma potansiyeline sahip embriyoları seçebilmek için, bölünme evresi de değerlendirilmelidir.

Bölünme evresinde erken bölünmenin varlığı, bölünme hızı, blastomer boyutu, fragmantasyon oranı, blastomerlerin nükleer durumu, sitoplazmik görüntü, perivitellin alan ve zona pellusida özellikleri değerlendirilmektedir. Literatürde birçok farklı bölünme evresi embriyo skorlama sistemi bildirilmiştir. Bu skorlama sistemlerinde değerlendirilen parametreler ile ilgili bilgi verildikten sonra örnek bir ‘bölünme evresi embriyo skorlama sistemi’ verilecektir.

Erken bölünme

Döllenmiş yumurta, yaklaşık 20 saat sonra bölünmeye başlayarak 2-hücreli bir embriyo oluşturmaktadır. Yirmibeşinci saatte döllenmiş yumurtaların yaklaşık %20’si, 2-hücreli evrede bulunmaktadırlar.

Yapılan araştırmalar erken bölünen embriyoların (mikroenjeksiyon işleminden 20-26 saat sonra) daha yüksek gebelik ve implantasyon potansiyeline sahip olduklarını göstermiştir. Bu verilere dayanarak, döllenmiş yumurtaların ilk hücre bölünme zamanı embriyo seçerken kullanılan önemli bir kriter olarak değerlendirilmektedir.

Bölünme hızı

İyi kaliteli bir embriyonun, 2. günde (42-44. saat) 4-5 blastomer ve 3. günde (66-68. saat ) en az 7 hücreye sahip olması gerekmektedir . Yapılan çalışmalar, çok yavaş ya da çok hızlı embriyo gelişiminin embriyo tutunma oranlarını olumsuz yönde etkilediğini göstermişlerdir.

Blastomer (hücre) büyüklüğü

Eşit olmayan hücresel bölünme, embriyo kalitesi ve embriyonun gelişim kapasitesi ile ilgili bilgi veren bir parametredir. Yapılan çalışmalar, eşit bölünmeyen embriyoların transferiyle gebelik ve tutunma oranlarının olumsuz yönde etkilendiğini göstermiştir.

Fragmantasyon derecesi

Embriyonun içinde bulunan ve hücre olmayan yapılar fragman olarak adlandırılır. Çekirdeği olmayan fragmanların sayısı ve miktarının embriyo hacmine oranı, embriyo kalitesi belirlenirken değerlendirilmelidir. Hücre fragmantasyonunun nedeni ve embriyo gelişimine etkisi tam olarak bilinmemekle birlikte hem embriyo hem de hastaya özgü bir durum olarak ortaya çıkabilmektedir.

Blastomerlerin yapısal özellikleri

Embriyo puanlamada kullanılan diğer bir morfolojik parametre ise bir hücrede birden fazla çekirdek görülme (multinukleasyon) durumudur. İstenmeyen bir durum olup bu durumdaki embriyoların transfer edilmemesi uygundur.

Sitoplazmik görünüm

Sitoplazma, açık renkli, şeffaf ya da hafif granülasyona (süngerimsi yapı) sahipse, normal olarak değerlendirilmektedir.

Perivitellin alan ve zona pellusida özellikleri

Embriyolar puanlanırken perivitellin alandaki (sitoplazma dışı alan) genişlik, darlık ve inklüzyonlar not edilmeli, zona pellusida (dış kabuk) yapısı ve kalınlığı da değerlendirilmektedir.

Baczkowski’ nin puanlama sistemi örnek alındığında

-İlk sembol hücre sayısını ifade eder.

-İkinci sembol blastomer yapısıyla ilgilidir:

Simetrik blastomerler,

Asimetrik blastomerler

Sitoplazma bozuklukları.

Üçüncü sembol fragmantasyon derecesi ile ilgilidir:

1. Fragmantasyon yok,

2. % 20’den az fragmantasyon,

3. % 20-50 fragmantasyon,

4. % 50’nin üzerinde fragmantasyon.

Bazı durumlarda embriyolar blastosist olarak adlandırılan evreye kadar (5. ve 6. Gün) laboratuarda geliştirilmektedirler. Blastosist kültüründe amaç, gelişen embriyolar arasından en iyi kalitede ve tutunma potansiyeli en yüksek embriyonun seçilmesine olanak tanınabilmesidir.

Bölünme evresindeki embriyolarında olduğu gibi blastosist değerlendirme ve seçiminde de zaman ve morfoloji (görüntü) çok büyük öneme sahiptir. Blastosist puanlama sisteminde embriyonun genişleme derecesi, iç hücre kitlesi ve dış hücre kitlesinin hücrelerinin yoğunluğu esas alınır. İyi kaliteli bir blastosistin, mikroenjeksiyondan yaklaşık 112-114 saat sonra belirli ve geniş (embriyo hacminin en az yarısı kadar) bir blastosöle (orta boşluk), belirli bir iç hücre kitlesine ve düzgün ve sık yerleşmiş dış hücre kitlesi hücrelerine sahip olması gerekmektedir.

Blastosist puanlama sistemi (Gardner ve ark)

Blastosist skorlamada, blastosiste ait üç parametre değerlendirilmektedir:

Blastosel büyüklüğü

Erken blastosist: Blastosel embriyo hacminin yarısından daha az bir alan kaplar.

Blastosist: Blastosel embriyo hacminin yarısından daha fazla bir alan kaplar.

Tam blastosist: Blastosel tamamen embriyoyu doldurur.

Genişlemiş blastosist: Blastosel hacmi erken embriyodan daha büyüktür ve zona incelmeye başlamıştır

Hatching başlamış blastosist: Blastosist zonadan dışarı doğru çıkmaya (hatching) başlamıştır

Hatch olmuş blastosist: Hatching işlemi tamamlanmıştır ve trofoektoderm zonadan kurtulmuştur.

İç hücre kitlesi

A. Sıkıca paketlenmiş çok sayıda ve poligonal hücrelerden meydana gelmiş bir iç hücre kitlesi gevşekçe bir araya gelmiş ve az sayıda hücreye sahip iç hücre kitlesi

B. Çok az hücreye sahip iç hücre kitlesi.

Trofoektoderm (dış hücre kitlesi)

A. Kesintisiz, tek katlı yassı ve çok sayıda epitel hücrelerinden meydana gelmiş bir trofoektoderm

B. Gevşekçe düzenlenmiş, az sayıda epitel hücresinden oluşan trofoektoderm tabakası

C. Çok az ve büyük hücrelerden meydana gelen trofoektoderm tabakası.