Yararlı Bilgiler

Bebek sahibi olmak mutluluk veren bir olaydır, ancak annenin yaşamı stresli ve zor olabilir. Birçok kadın anne olduktan sonra hafif hüzün ve kaygı hisseder, ruh halinde değişiklikler görülür. Bu belirtiler normalde 7-10 gün içinde kendiliğinden düzelir. Az görülen, ancak daha ağır sorunlar doğum sonrası depresyon ve psikozdur. Doğumdan sonraki ilk 6 hafta içinde sinsice başlar ve birkaç ay içinde düzelir fakat 1-2 yıla kadar da sürebilir.

NEDENLERİ genellikle iki alt başlık altında toplanabilir.

Biyolojik nedenler: Gebelik döneminde yükselen östrojen ve progesteron düzeylerinin doğumla birlikte ani düşmesi depresyondan sorumlu tutulmuştur. Geç başlangıçlı doğum sonrası depresyonda tiroit bozuklukları rol oynayabilir. Ayrıca folat eksikliğinin de doğum sonrası depresyonda etkili olabileceği düşünülmüştür.

Psikososyal nedenler: Doğum yapan tüm kadınlarda hormonal değişiklikler olmasına rağmen psikiatrik bozuklukların ancak kadınların %10-15'inde gelişmesi sosyal stres, kişiler arası ilişkiler, sosyal destekle ilgili olduğunu göstermektedir. Hayatlarını kendilerinden çok dış faktörlerin yönettiğini düşünen anneler doğum sonrası depresyon açısından yüksek risk grubundadır. Psikanalitik kurama göre bağımsız kendiliğin kaybıdır ve anne sadece alıcı rolünü kaybetmiş, besleyici rolünü de üstlenmiştir. Gebeliğin bitmesi fetusla olan yakınlığın kaybı olarak hissedilmekte ve sevilen birinin kaybını hatırlatabilmektedir.

Bir kadının bunu yaşamasındaki nedenler HAMİLELİK SIRASINDA yaşadıklarına mı, yoksa BEBEK DOĞDUKTAN SONRA karşı karşıya kaldığı durumlara mı daha çok bağlıdır?

Her iki durum da etkili olmaktadır. Doğum sonrası depresyon için risk faktörleri şunlardır; Geçmişteki ruhsal sıkıntılar (depresyon, bunaltı, kaygılar), evlilikle ilgili sorunlar, ailede ruhsal hastalık öyküsü, evli olmama, istenmeyen gebelik, annelik rolü için hazırlıksız olma, ilk gebelik olması, doğum korkuları, sosyal desteğin olmayışıdır.

Doğumla birlikte değişen rol tanımları (çift olmaktan anne, baba olmaya geçiş) ve bebek bakımının getirdiği psikososyal stresler ruhsal sorunların ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Gebelik süresince evlilik gerilimi ve doyumsuzluğu, istenmeyen hayat olayları ileri sürülmüş nedenlerdendir. Özellikle eşlerinden yeterli destek alamayan, evlilik ilişkilerinde sorunlu olan kadınlarda doğum sonrası depresif belirtilerinin ortaya çıkma riski yüksektir.

Doğum sonrası depresyon normal depresyondan NE AÇIDAN FARKLILIKLAR GÖSTERİR?

İntihar düşüncesi doğum sonrası depresyonda çok daha azdır. Akşamları daha kötü olmaktadır. Süre daha kısadır (6-8 hafta), zihin karışıklığı daha fazladır.

Belirtileri nelerdir?

  • Şiddetli hüzün ya da boşluk duygusu; duygusal küntlük ya da duyarsızlık
  • Aşırı yorgunluk, enerji eksikliği gibi bedensel yakınmalar
  • Aie, arkadaş ya da keyif veren etkinliklerden uzak durma
  • Bebeklerini yeterince sevmedikleriyle ya da bebeğin beslenmesiyle, uykusuyla ilgili endişeler, bebeğe zarar verme korkusu
  • Konsantrasyon güçlüğü
  • Bellek zayıflığı
  • Psikomotor hareketlilikte artış, yerinde duramama
  • Endişe, sinirlilik, sıkıntı, bunaltı, kendiliğinden ağlamalar ve panik atak
  • İştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluk
  • Bebekle ilgilenmek istememe ve bebeği öldürmek istemeyle ilgili düşünceler
  • Mutlu olmaları gerekirken çökkün duygulara sahip oldukları için suçluluk duygusu, ilgi ve istek kaybı.

Genellikle HANGİ YAŞ GRUBUNDAKİ doğum yapan kadınlar yaşıyor?

Erken yaşta gebe kalan (bluğ çağının hemen sonrasında) kadınlarda risk %30 daha fazladır. Geçmişte depresyon öyküsü olan kadınlarda doğum sonrası depresyon riski %25'tir. Daha önceki gebeliğinde doğum sonrası depresyon yaşayan ve şimdi ise hüzün bulguları mevcut olan kadınlarda major depresyon gelişme riski %85'tir.

DEPRESYON TEDAVİSİNDE hangi yöntemler önerilir?

Doğum sonrası duygusal değişmelerin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bu durumun tedavisi mümkündür. Doğum hüznü durumu ortaya çıktığında, istirahat ederek, bebek uyuduğunda uyuyarak, aile bireyleri ya da arkadaşlarından yardım alarak, her gün düzenli duş alıp giyinerek, dışarı çıkıp yürüyüş yaparak ve rahatlamak isteği zamanlarda bir çocuk bakıcısını çağırarak rahatlayabilir.

Daha ağır depresif durum ortaya çıktığında mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Depresyona neden olabilecek tıbbi durumları dışlamak için tıbbi muayene, tetkikler ve gerektiğinde antidepresan veya antipsikotik ilaç uygulaması yapılabilir. Bireysel terapi ya da grup terapisi, mümkün olduğunda anne ve babaya yönelik danışmanlık verilir.

Kimi zaman intiharla sonuçlanan doğum sonrası depresyon yaşayan kadınların eşlerine ve ailelerine NE GİBİ GÖREVLER DÜŞMEKTEDİR?

İyi bir sosyal destek önemlidir. Antropolojik olarak bazı kültürlerde ilk 40 gün annenin dinlenmesi gerektiği zaman olarak öngörülmüştür. Dinlenme, sağlığına kavuşma, yeme ve uyuma dönemidir. Kadının ailesi yemeğini hazırlar, ev işlerini yapar ve bebeğe bakar. Böylece sosyal destek, eğitim, bebek bakma, sosyal algılama (annelik durumu) sağlanır. Bu dönemde annenin çevresindeki sevdikleri tarafından desteklenmesi gerekiyor. Elbette ilk destekleyecek kişi babadır. Bebek bakımında annenin güvendiği anneanne ya da teyzeler de bu hüznün geçişinde yardımcı olacak kişilerdir.

HAMİLELİK SIRASINDA bir kadının bu duruma maruz kalmaması için kadın doğum uzmanına ne gibi görevler düşüyor?

İlk gebelik vizitinde mutlaka detaylı bir öykü alması ve geçirilmiş psikiatrik bozuklukları ve ailede psikiatrik hastalık öyküsünü sorgulamak gerekir. Bu tip öyküleri olan hastalarda bu konuda dikkatli davranması gerekir. Annenin tüm soruları, gebelikle ilgili endişeleri değerlendirilip, gerekli cevapların verilmesi önemlidir. Gebelik boyunca anneye özellikle baba tarafından sosyal destek sağlanması önerilir. Gebelik takiplerinde ve yapılacak tetkiklerde anneye destek olması önerilir. Doğum eyleminin uzun ve zor olmaması için gereken her türlü önlemi doktorun alması önemlidir.

Hamileliğin başlangıcından itibaren önlem olarak PSİKİYATRİST ya da PSİKOLOG almak gerekir mi?

Gebelik öncesinde herhangi bir psikiyatrik hastalığı olan ya da daha önceki doğumu sonrasında depresyon geçirmiş olan hastalara bu desteği önermek gerekir.

DOĞUM PSİKOZU ile LOHUSA SENDROMU arasındaki farklılıklar nelerdir?

Lohusa sendromu (annelik hüznü) doğum sonrası birkaç gün içinde başlayıp 7-10 gün içinde düzelir. Bunaltı, sıkıntı, sinirlilik, ağlama, çabuk sinirlenme, unutkanlık ve dikkat dağınıklığı gözlenir. Lohusa sendromu kendiliğinden düzelir ve tedaviye genellikle gerek kalmaz. Doğum sonrası psikozu, doğum sonrası depresyonunun daha ağır bir şeklidir. Semptomları, hezeyanlar (yanlış düşünceler), halüsinasyonlar (ses duyma ya da gerçek olmayan bir şeyler görme), bebeğe zarar verme düşünceleri ve ağır depresif belirtilerdir. Mutlaka bu gurup hastanın, bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve tıbbi yardım alması gerekir.

ANNE ADAYLARINA bu konuda önerileriniz neler olabilir?

Gebeliğin normal fizyolojik bir olay olduğunu akıllarından çıkarmamaları gereklidir. Yeni bir bebekle baş başa kalmak, ona bakmak yeni doğum yapmış anneleri tedirgin eder. Aylardır beklediği bebek yanı başındadır ama başka bir varlıktır; küçücük, konuşamamakta, istediğini anlatamamakta ve ağlamaktadır. Onu emzirmek, temizlemek, altını açmak, gazını çıkarmak gibi işler sizi beklemektedir. Bambaşka bir sayfa açılmıştır. Anneliğin ilk adımlarını atmakta, onunla yaşamayı öğrenmekte, siz onu o sizi tanımaya çalışmakta ve birbirinize alışma dönemindesiniz. Bu zor dönemde mutlaka eş ve aile desteği almakta fayda var. Ayrıca bu dönemi daha rahat atlatmak için bir doğum öncesi eğitim grubuna katılmak, gerekli dökümanları okumak faydalı olacaktır. Ayrıca onları tedirgin eden, kaygılandıran her türlü fizyolojik ve psikolojik değişiklikleri doktorları ile paylaşmaları ve kafalarında büyütmemeleri gerekir.

Onkoloji hastalarında grup terapisinin önemine olan inancımızla, hastaların tıbbi tedavilerden kaynaklanan yaşam tarzlarına yansıyan değişikliklerin en aza indirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. şunu biliyoruz ki; kanser teşhisi konan, teşhis konma olasılığı veya geçmişte yakınlarını kanserden kaybetmiş olan hasta ve hasta yakınlarında olumsuz duygu ve düşüncelerin gelişmesi neredeyse kaçınılmazdır.

Kanser teşhisi, bireyde psikolojik sıkıntı, fiziksel acı ve geleceğe yönelik kaygıları düsündürmesi halinde hayatın en rahatsız edici ve moral bozucu olaylarından biri olarak tanımlanır. Bireyin bedensel, ruhsal ve sosyal profiline aykırı hastalık tanısı almak, birey için zor bir yaşam olayıdır. Bu yaşam olayı, bireyin yaşam dengesi için bir takım tehditler, engeller içererek, duygusal krize neden olabilecek bir deneyimdir.

Birey bu aşamada, doğal sıkıntılarından olan kaygı ve yas tepkisinden tutun, kişisel bütünlüğünün tehdit edildiği düşüncesine kadar tepkiler gösterebilmektedir. Ayrılık endişesi, gelecek endişesi, ölüm korkusu, vücudun organ ve bölümlerinin zedeleneceği kaygısı, pişmanlık ve suçluluk gibi duygular, bireylerin zihinsel işlevine ve duygusal otonomisine sirayet ederek, hasta ve hasta yakınlarının sosyal yaşantılarını etkilemektedir.

Bu süreçte duygular karmakarışık bir hal aldığından, geçmiste kullanılan problem çözme becerileri etkisizleşebilir. Diyebiliriz ki; gerek duygusal gerekse zihinsel sorunların üstesinden gelebilmeleri için gerekli çözümler üretememeleri, anlaşılır bir durum sayılmalıdır. Teşhis konulan ilk tepkiler şok, inkar, öfke ile ifade edilir.

Bu tepkilerden sonra hasta ve hasta yakınlarının tedaviye ilişkin karar vermesi, uzun ve zorlayıcı olan tedaviler ile bas etme süreci baslar. Çünkü kanser, hastalar üzerinde uzun süre devam edebilecek ve hastaların hayatını ciddi şekilde etkileyerek yaşam kalitesini bozabileceği için, hasta ve hasta yakınlarının hastalığı kabul etmesi, uyum sağlama süreçleri, psikologların göz önünde bulundurdukları önemli aşamalardan biridir.

Uyum sürecinde tıbbi sanat terapisi olarak tanımladığımız grup terapisine; fiziksel olarak hasta, bedensel travmaya uğramış, ameliyat ya da kemoterapi gibi girişimsel tıbbi işlemlere maruz kalmış kişiler başvurabilir. Hasta ve hasta yakınlarının rahatsız olduğu anıların etkisini azaltmak için kullanılan sanat terapisinin bedensel hastalığı olan bireylerle yapılacak uygulamalar ile hastalığın varlığından bir süreliğine uzaklaşmaları amaçlanır. Ayrıca, hastalık ve yeti kaybını unutmalarını destekleyecek yaratıcı etkinliklerde bulunmaları sağlanarak, kısa sürede kişisel güçlerini tekrardan elde etmeleri hedeflenmektedir.
  • İnternetten yapılacak olan araştırmalar
  • Geniş aile ile erken dönemde paylaşılması
  • Bireyin durumunu kimse ile paylaşmaması

Çocuklar da ebeveynlerinin yaşadığı süreçlerin farkındadır ve bilgi almak isteyebilir. Soru sormamaları, ilgilenmiyormuş gibi görünmeleri merak etmedikleri anlamına gelmez. Çocuğun yaşına uygun, anlayabileceği bir dilde ve sindirebileceği bilgiyi vermek gerekir.

  • Hasta olan ebeveynin durumunu kısaca anlatın.
  • Tedavinin yan etkilerinden kaynaklanan değişikliklerin (saç dökülmesi, halsizlik gibi) hastalıktan değil tedavinin yan etkilerinden kaynaklandığını anlatın.
  • Bunun geçici bir durum olduğunu vurgulayın.
  • Sorularını cevaplayın endişelerini ifade etmesine izin verin
  • Endişelerini gidermeye çalışın.
  • Hastalık, doktor, hastane temalı oyunlar oynamasına, resimler yapmasına izin verin.
  • Hastalık ve iyileşme konularının işlendiği çocuk kitaplarından yardım alın.
  • Çocuğun günlük rutinlerinin devam etmesini sağlayın.
  • Ailece yaşadığınız duygusal çalkantılara tanık olmasına izin vermeyin.
  • Çocuğun hasta olan ebeveynine duygularını açmasını teşvik edin; resim çalışmaları ya da mektup yazmak gibi.
  • Tüm sorumluluğu ve yükü üstlenmeye çalışmayın, çevrenizdekilerle iş bölümü yapın.
  • Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin.
  • Hastaya duygularını ifade edebilmesi için fırsat tanıyın.
  • Kendinize zaman ayırın, keyif aldığınız aktiviteler yapın.
  • Duygu ve düşüncelerinizi bir uzmanla paylaşın.
  • Kendinizi yormayacak şekilde yürüyüş yapın.
  • Bugüne odaklanın ve yaşadığınız anın keyfini çıkarın.
  • Yardım istemekten ve kabul etmekten çekinmeyin.
  • Doktorunuza sormak istediklerinizi yazacağınız bir not defteri edinin
  • Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin.
  • Tedaviniz elverdiği oranda günlük yaşantınızı devam ettirin.
  • Sevdiklerinizle birlikte zaman geçirin.
  • Size iyi hissettirmeyen ortamlardan ve kişilerden uzak durun.
  • Günü ve anı yaşamayı ötelemeyin.

Tıbbın babası Hipokrat beynin merkezi sinir sistemi olduğunu ilk kez ileri sürmüş, akıl hastalıklarını da beyin hastalıkları olarak kabul etmiştir. Dikkatli bir gözlemci olan Hipokrat zamanında "melankoli, mani, paronoya" gibi halen geçerliliğini yitirmeyen bir takım terimler tanımlanmıştır.

Ancak Roma ve Yunan medeniyetlerinin duraklaması sonucu ilim, güzel sanatlar ve tıbbın gelişmesi de durmuştur. Ortaçağın karanlık yüzyıllarında akıl hastalarına “ içine şeytan girmiş”, “cadı olmuş” gibi bir takım yakıştırmalar yapılmış, akıl hastalıkları doğa üstü güçlere atfedilmiş, bu hastalar işkencelere, kötü davranışlara maruz kalmışlardır.

Bunun yanında Doğu biliminde İbn-i Sina (XI. yy) ruhsal hastalıkların doğası konusunda Hipokrat’ın bakışlarını esas almış; bu hastalıkların tedavisi ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Bazı kaynaklarda IX. yüzyılda ilk defa olarak Bağdat, Şam ve Kudüs’te akıl hastalarına özel hastaneler açıldığı belirtilmektedir. Fransız ihtilali ile birlikte akıl hastalarına da insanca muamele başlamıştır. F.Pinel (1745 - 1826) ve öğrencilerinin getirdiği tedavi anlayışı psikiyatri tarihinde yeni bir çığır açmıştır. Hastalar zincirlerinden kurtarılmış; Avrupa'da ilk defa akıl hastalıklarına maruz kalanlar resmen hasta kabul edilmiştir.

20.yy ile birlikte psikiyatride yeni bir dönem başlamıştır. Kimi hekimler organik kökenlere, psikiyatrik bozuklukların nörolojik bulgularına ve beyin patolojileri ile ilişkilerine odaklanmışken; kimi hekimler de Freud'un geliştirdiği "psikanalitik" kuram doğrultusunda ilerlemiştir. Ayrıca yeni nöro-modülatör ilaçların geliştirilmesi ile birlikte psiko-farmakoloji önem kazanmıştır.

Günümüzde psikiyatrik bozuklukların kimisi ile ilgili patofizyolojik mekanizmalar giderek netleşirken bazıları için hala belirsizdir. Ancak hastalıkların ele alınması sadece tedavi etmekle sınırlı değildir.

Grup Florence Nightingale Hastaneleri Psikiyatri Bölümümüzde; hastalıkları tanımak, önlemek, sonuçlarını kestirmek, ilerlemesini durdurmak, yaşam kalitesini artırmak, mümkünse de tamamen tedavi etmek temel amaçlarımızdır. Medikal tedavi, çeşitli terapi yöntemleri, destek grupları, yaşam stilinin gözden geçirilmesi ve diğer tıp branşlarının da sürece katılımı ile bütünleştirilmiş bir tedavi planını esas tutmaktayız.

Tıpta "mevsimsel duygulanım bozukluğu" olarak tanımlanan bahar depresyonu, hafife alınırsa kronik depresyona dönüşebilir. Bu yüzden bazı önlemler almak, durum düzelmezse uzmana başvurmak gerekiyor.

İnsanlar arasında daha çok "bahar depresyonu" olarak bilinen "mevsimsel duygulanım bozukluğu" hastalığı, her yılın aynı zamanlarında tekrar eden bir depresyon türüdür. "Mevsimsel duygulanım bozukluğu" olanlarda "semptom”lar (belirtiler, arazlar) ilkbahar veya sonbahar aylarında başlayarak, yaz ve kış aylarına doğru devam eder. Bu süreçte hastalar kendilerini enerjileri sömürülmüş gibi ve daha karamsar hissedebilir.

Bahar depresyonu hastalığı ile ilgili en çok yapılan hata, hastalığı geçici bir moral bozukluğu gibi görerek hafife almaktır. Çünkü bu hastalık bazı kişilerde giderek ağırlaşıp sürekli bir depresyon haline gelebilir. Bu yüzden konuyu ciddiye alarak, motivasyonunuzu yıl boyunca yüksek tutabilmek için gerekli adımları atmanız gerekir.

Siz de bahar depresyonu mu yaşıyorsunuz?

Çoğu durumda bahar depresyonun belirtileri sonbaharın ortalarında başlayarak kış aylarının ortalarına kadar devam eder ve ilkbahar ve yaz aylarında tamamen ortadan kalkar. Ancak bazı kişilerde bunun tam tersi bir durum görülür. Belirtiler ilkbaharda başlayarak yazın ortalarına kadar devam eder. Her iki durumda da belirtiler hafif başlar ve mevsim ilerledikçe daha şiddetli hale gelebilir. Kaygı, uykusuzluk, sinirlilik, ajitasyon, kilo kaybı, iştahsızlık, cinsel dürtülerde artış sıkıntıları mı yaşıyorsunuz? Kendinizi bazı günler daha durgun veya daha keyifsiz hissetmeniz normaldir. Ancak bir anda bu şekilde hissetmeye başladınız ve bu şekilde hissetmeye devam ediyorsanız, ayrıca normalde yaptığınız günlük işlerinizi yaparken bile motive edilmeye ihtiyaç duyuyorsanız bir doktora görünmenizde fayda var. Ayrıca uyku alışkanlıklarınız ve iştah durumunuz değiştiyse, umutsuzluk hissine kapılıyorsanız, intihar fikri aklınıza geliyorsa ya da kendinizi daha rahat hissetmek için alkol almaya ihtiyaç duyuyorsanız, ilk işiniz bir doktora görünmek olmalıdır. Unutmayın tüm bunlar sizin gerçek duygu ve arzularınız değil.

Bahar depresyonunun sebepleri nelerdir?

Bahar depresyonunun spesifik sebepleri kesin olarak bilinmemektedir. Bütün ruhsal sağlık sorunlarında olduğu gibi bu hastalıkta da genetik faktörler, yaş ve büyük ölçüde vücudun doğal kimyasal yapısının rol oynadığı düşünülmektedir. Bu rahatsızlığın gelişmesinde rol oynayabilecek bazı spesifik faktörler şunlardır:

Biyolojik saatiniz: ilkbahar ve yaz aylarında güneş ışığı seviyesinin ve süresinin artması, gün içerisinde uyanık kalma sürenizi arttırmanız yönünde vücudunuzu uyararak vücudunuzun iç saatini bozabilir, Sarkadiyen ritimdeki bozulma da depresyon duygularına yol açabilir.

Serotonin seviyesi: Beyindeki kimyasal maddelerden birisi olan serotonin miktarındaki düşüş mevsimsel duygulanım bozukluğunu tetikleyebilir. Güneş ışığı miktarının azalması serotonin salgılanmasını azaltarak depresyon oluşumuna sebep olabilir

Melatonin seviyesi: Mevsim değişikliği uyku düzeni ve kalitesini etkileyen, melatonin hormonunun dengesini bozabilir.

Bahar Depresyonundan Kurtulmanın 8 Yolu

Eğer bahar depresyonu semptomlarınız şiddetli ise ilaç tedavisi veya ışık terapisi gibi tedavi yöntemlerinin uygulanması gerekebilir. Ancak bunun yanında yaşam tarzınızda yapacağınız bazı değişiklikler veya uygulayabileceğiniz evsel tedaviler de kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olarak, tedavinizi olumlu yönde etkileyecektir. Aşağıdaki tavsiyeleri de mutlaka denemelisiniz:

1- Yaşam Alanınızın Daha Aydınlık Olmasını Sağlayın: Evinizin en çok ışık alan odasını aktif olarak kullanabilirsiniz. Panjur ve perdeleriniz gün ışığının olduğu her an açık olsun. Eğer ışığın eve ulaşmasını engelleyen ağaçlar varsa dallarını budayarak ışığın daha fazla gelmesini sağlayabilirsiniz. Evde ve iş yerinde mümkün olduğunda pencerelere yakın yerlere oturmaya çalışın.

2- Dışarıda Vakit Geçirin: Uzun bir yürüyüş yapın, öğle yemeğinizi açık bir alan tercih edin ya da sadece bir bankta oturarak güneşlenin. Özellikle sabahın erken saatlerinde 2 saat kadar gün ışığı altında vakit geçirmek, soğuk ve bulutlu günlerde bile daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

3- Düzenli Olarak Egzersiz Yapın: Fiziksel egzersizler mevsimsel duygulanım bozukluğu hastalığı sonucunda artan anksiyete ve stresin önlenmesine yardımcı olur. Daha fit olmak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Bu da ruh halinizi olumlu yönde etkiler.

4- Tedavi Planınızdan Şaşmayın: ilaçlarınızı aksatmayın ve terapi seanslarınıza planlanan zamanlarda katılın.

5- Kendinize İyi Bakın: Yeterince iyi dinlenin. Düzenli egzersiz yapın. Yemek saatlerinizi düzenleyin. Daha iyi hissetmek için alkol veya uyuşturucu ilaçlara başvurmayın.

6- Stres Yönetimine Özen Gösterin: Stres yönetimi tekniklerini öğrenin. Yönetilemeyen stres depresyon, aşırı yemek yeme ya da sağlıksız düşünce ve davranışlara sebep olabilir.

7- Sosyalleşin: Ruh haliniz kötü olduğu zaman sosyalleşmek de zor gelebilir. Yine de çevrenizde olmasından keyif aldığınız kişilerle iletişime girmek için çaba sarf edin. Arkadaşlarınız size ağlayacak bir omuz veya eğlenceli bir ortam sağlayabilir.

8-Seyahate Çıkın: Eğer mümkünse kendinizi harika hissedeceğinizi düşündüğünüz bir yere küçük bir seyahat organize edin. Hatta bu seyahate birkaç yakın arkadaş da eklerseniz harika olur.

Mevsimsel depresyon en sık kışın görülüyor. Yağışlı ve bulutlu hava şartları nedeniyle güneş ışığının eksikliği beyinde, mutluluk hormonu ve ciltte D vitamini üretimini azaltıyor. Çalıştığımız ortamın mümkünse gün ışığını bol miktarda alacak şeklide konumlandırılması gerekiyor. İşe gidip gelirken vasıtadan bir durak önce inip gün ışığında güneş gözlüğü takmadan yürümek kışa uyum sağlamamızı kolaylaştırıyor. İyimser arkadaşlarla vakit geçirmek ve hobiler ile meşgul olmak, sosyalleşmek depresyon riskini azaltıyor.

Kış yorgunluğunu atın!

Güneş yardımıyla cildimizde üretilen D vitamini, bağışıklık sisteminin 20'ye yakın antibiyotik benzeri silah üretimini sağlıyor. Özellikle yazın yeterli güneş görmeyen veya tatil yapamayanlar, havaların soğumasıyla virüslerle oluşan grip benzeri hastalıklara çok daha kolay yakalanıyor ve zor iyileşiyorlar. Bu kişilerin hekimlerine başvurarak kanda D vitamin seviyelerini ölçtürüp, takviye almaları gerekiyor.

Günde 2 saatten fazla TV seyretmek kalp hastalığı riskini 2 kat arttırıyor. Evde veya işte oturarak zaman geçirenlerin diyabet ve kalp hastalığı riski 2 kat artıyor ve 30 dakikalık egzersizin bile faydasını götürüyor, 1-2 saatte bir 2 dk kalkıp yürümek gerekiyor. Düzenli egzersiz meme ve kolon kanseri riskini %25-30 azaltıyor.

Üşüme birçok insanı tatlı yemeye sevk ediyor. Buysa kilo almaya neden oluyor. Ciltaltı yağ dokusunun artışı üşümeyi azaltsa da kilo fazlalığının getireceği hastalıklar uzun vadede sorun oluyor.

Mevsimsel ısı farkına uyum sağlamak için haftada en az 3 gün dışarıda 30-40 dakika yürüyüşe çıkmak gerekiyor.

Egzersiz ayrıca mevsimsel depresyon riskini de azaltıyor, vücuda mutluluk hormonu ve ağrı kesici madde ürettiriyor.

Serin havada yapılan egzersizin, daha çok kalori yakmayı sağladığı gibi soğuğa dayanıklılığı arttırdığı biliniyor. Japonya'dan bir araştırmaya göre, ormanda 2 saatlik yürüyüş bağışıklık hücrelerinin kısa sürede artmasını, güçlenmesini sağlıyor

Egzersize zaman ayıramayacakların alışverişe yürüyerek gitmek, asansör yerine merpen kullanmak gibi aktiviteler yapması faydalı olabiliyor. 10 ar dakikalık günde birkaç sefer yapılacak aktivite de benzer etki gösteriyor.

Düzenli egzersiz yapanlar soğuk algınlığı ve gribe yüzde 50 daha seyrek yakalanıyor. Yakalandığında kendini yorgun hissetmiyorsa, egzersize devam etmekle yüzde 30 çok daha çabuk iyileşiyor.

Bizden haberdar olmak ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.