Yararlı Bilgiler

Bebek sahibi olmak mutluluk veren bir olaydır, ancak annenin yaşamı stresli ve zor olabilir. Birçok kadın anne olduktan sonra hafif hüzün ve kaygı hisseder, ruh halinde değişiklikler görülür. Bu belirtiler normalde 7-10 gün içinde kendiliğinden düzelir. Az görülen, ancak daha ağır sorunlar doğum sonrası depresyon ve psikozdur. Doğumdan sonraki ilk 6 hafta içinde sinsice başlar ve birkaç ay içinde düzelir fakat 1-2 yıla kadar da sürebilir.

NEDENLERİ genellikle iki alt başlık altında toplanabilir.

Biyolojik nedenler: Gebelik döneminde yükselen östrojen ve progesteron düzeylerinin doğumla birlikte ani düşmesi depresyondan sorumlu tutulmuştur. Geç başlangıçlı doğum sonrası depresyonda tiroit bozuklukları rol oynayabilir. Ayrıca folat eksikliğinin de doğum sonrası depresyonda etkili olabileceği düşünülmüştür.

Psikososyal nedenler: Doğum yapan tüm kadınlarda hormonal değişiklikler olmasına rağmen psikiatrik bozuklukların ancak kadınların %10-15'inde gelişmesi sosyal stres, kişiler arası ilişkiler, sosyal destekle ilgili olduğunu göstermektedir. Hayatlarını kendilerinden çok dış faktörlerin yönettiğini düşünen anneler doğum sonrası depresyon açısından yüksek risk grubundadır. Psikanalitik kurama göre bağımsız kendiliğin kaybıdır ve anne sadece alıcı rolünü kaybetmiş, besleyici rolünü de üstlenmiştir. Gebeliğin bitmesi fetusla olan yakınlığın kaybı olarak hissedilmekte ve sevilen birinin kaybını hatırlatabilmektedir.

Bir kadının bunu yaşamasındaki nedenler HAMİLELİK SIRASINDA yaşadıklarına mı, yoksa BEBEK DOĞDUKTAN SONRA karşı karşıya kaldığı durumlara mı daha çok bağlıdır?

Her iki durum da etkili olmaktadır. Doğum sonrası depresyon için risk faktörleri şunlardır; Geçmişteki ruhsal sıkıntılar (depresyon, bunaltı, kaygılar), evlilikle ilgili sorunlar, ailede ruhsal hastalık öyküsü, evli olmama, istenmeyen gebelik, annelik rolü için hazırlıksız olma, ilk gebelik olması, doğum korkuları, sosyal desteğin olmayışıdır.

Doğumla birlikte değişen rol tanımları (çift olmaktan anne, baba olmaya geçiş) ve bebek bakımının getirdiği psikososyal stresler ruhsal sorunların ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Gebelik süresince evlilik gerilimi ve doyumsuzluğu, istenmeyen hayat olayları ileri sürülmüş nedenlerdendir. Özellikle eşlerinden yeterli destek alamayan, evlilik ilişkilerinde sorunlu olan kadınlarda doğum sonrası depresif belirtilerinin ortaya çıkma riski yüksektir.

Doğum sonrası depresyon normal depresyondan NE AÇIDAN FARKLILIKLAR GÖSTERİR?

İntihar düşüncesi doğum sonrası depresyonda çok daha azdır. Akşamları daha kötü olmaktadır. Süre daha kısadır (6-8 hafta), zihin karışıklığı daha fazladır.

Belirtileri nelerdir?

  • Şiddetli hüzün ya da boşluk duygusu; duygusal küntlük ya da duyarsızlık
  • Aşırı yorgunluk, enerji eksikliği gibi bedensel yakınmalar
  • Aie, arkadaş ya da keyif veren etkinliklerden uzak durma
  • Bebeklerini yeterince sevmedikleriyle ya da bebeğin beslenmesiyle, uykusuyla ilgili endişeler, bebeğe zarar verme korkusu
  • Konsantrasyon güçlüğü
  • Bellek zayıflığı
  • Psikomotor hareketlilikte artış, yerinde duramama
  • Endişe, sinirlilik, sıkıntı, bunaltı, kendiliğinden ağlamalar ve panik atak
  • İştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluk
  • Bebekle ilgilenmek istememe ve bebeği öldürmek istemeyle ilgili düşünceler
  • Mutlu olmaları gerekirken çökkün duygulara sahip oldukları için suçluluk duygusu, ilgi ve istek kaybı.

Genellikle HANGİ YAŞ GRUBUNDAKİ doğum yapan kadınlar yaşıyor?

Erken yaşta gebe kalan (bluğ çağının hemen sonrasında) kadınlarda risk %30 daha fazladır. Geçmişte depresyon öyküsü olan kadınlarda doğum sonrası depresyon riski %25'tir. Daha önceki gebeliğinde doğum sonrası depresyon yaşayan ve şimdi ise hüzün bulguları mevcut olan kadınlarda major depresyon gelişme riski %85'tir.

DEPRESYON TEDAVİSİNDE hangi yöntemler önerilir?

Doğum sonrası duygusal değişmelerin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bu durumun tedavisi mümkündür. Doğum hüznü durumu ortaya çıktığında, istirahat ederek, bebek uyuduğunda uyuyarak, aile bireyleri ya da arkadaşlarından yardım alarak, her gün düzenli duş alıp giyinerek, dışarı çıkıp yürüyüş yaparak ve rahatlamak isteği zamanlarda bir çocuk bakıcısını çağırarak rahatlayabilir.

Daha ağır depresif durum ortaya çıktığında mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Depresyona neden olabilecek tıbbi durumları dışlamak için tıbbi muayene, tetkikler ve gerektiğinde antidepresan veya antipsikotik ilaç uygulaması yapılabilir. Bireysel terapi ya da grup terapisi, mümkün olduğunda anne ve babaya yönelik danışmanlık verilir.

Kimi zaman intiharla sonuçlanan doğum sonrası depresyon yaşayan kadınların eşlerine ve ailelerine NE GİBİ GÖREVLER DÜŞMEKTEDİR?

İyi bir sosyal destek önemlidir. Antropolojik olarak bazı kültürlerde ilk 40 gün annenin dinlenmesi gerektiği zaman olarak öngörülmüştür. Dinlenme, sağlığına kavuşma, yeme ve uyuma dönemidir. Kadının ailesi yemeğini hazırlar, ev işlerini yapar ve bebeğe bakar. Böylece sosyal destek, eğitim, bebek bakma, sosyal algılama (annelik durumu) sağlanır. Bu dönemde annenin çevresindeki sevdikleri tarafından desteklenmesi gerekiyor. Elbette ilk destekleyecek kişi babadır. Bebek bakımında annenin güvendiği anneanne ya da teyzeler de bu hüznün geçişinde yardımcı olacak kişilerdir.

HAMİLELİK SIRASINDA bir kadının bu duruma maruz kalmaması için kadın doğum uzmanına ne gibi görevler düşüyor?

İlk gebelik vizitinde mutlaka detaylı bir öykü alması ve geçirilmiş psikiatrik bozuklukları ve ailede psikiatrik hastalık öyküsünü sorgulamak gerekir. Bu tip öyküleri olan hastalarda bu konuda dikkatli davranması gerekir. Annenin tüm soruları, gebelikle ilgili endişeleri değerlendirilip, gerekli cevapların verilmesi önemlidir. Gebelik boyunca anneye özellikle baba tarafından sosyal destek sağlanması önerilir. Gebelik takiplerinde ve yapılacak tetkiklerde anneye destek olması önerilir. Doğum eyleminin uzun ve zor olmaması için gereken her türlü önlemi doktorun alması önemlidir.

Hamileliğin başlangıcından itibaren önlem olarak PSİKİYATRİST ya da PSİKOLOG almak gerekir mi?

Gebelik öncesinde herhangi bir psikiyatrik hastalığı olan ya da daha önceki doğumu sonrasında depresyon geçirmiş olan hastalara bu desteği önermek gerekir.

DOĞUM PSİKOZU ile LOHUSA SENDROMU arasındaki farklılıklar nelerdir?

Lohusa sendromu (annelik hüznü) doğum sonrası birkaç gün içinde başlayıp 7-10 gün içinde düzelir. Bunaltı, sıkıntı, sinirlilik, ağlama, çabuk sinirlenme, unutkanlık ve dikkat dağınıklığı gözlenir. Lohusa sendromu kendiliğinden düzelir ve tedaviye genellikle gerek kalmaz. Doğum sonrası psikozu, doğum sonrası depresyonunun daha ağır bir şeklidir. Semptomları, hezeyanlar (yanlış düşünceler), halüsinasyonlar (ses duyma ya da gerçek olmayan bir şeyler görme), bebeğe zarar verme düşünceleri ve ağır depresif belirtilerdir. Mutlaka bu gurup hastanın, bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve tıbbi yardım alması gerekir.

ANNE ADAYLARINA bu konuda önerileriniz neler olabilir?

Gebeliğin normal fizyolojik bir olay olduğunu akıllarından çıkarmamaları gereklidir. Yeni bir bebekle baş başa kalmak, ona bakmak yeni doğum yapmış anneleri tedirgin eder. Aylardır beklediği bebek yanı başındadır ama başka bir varlıktır; küçücük, konuşamamakta, istediğini anlatamamakta ve ağlamaktadır. Onu emzirmek, temizlemek, altını açmak, gazını çıkarmak gibi işler sizi beklemektedir. Bambaşka bir sayfa açılmıştır. Anneliğin ilk adımlarını atmakta, onunla yaşamayı öğrenmekte, siz onu o sizi tanımaya çalışmakta ve birbirinize alışma dönemindesiniz. Bu zor dönemde mutlaka eş ve aile desteği almakta fayda var. Ayrıca bu dönemi daha rahat atlatmak için bir doğum öncesi eğitim grubuna katılmak, gerekli dökümanları okumak faydalı olacaktır. Ayrıca onları tedirgin eden, kaygılandıran her türlü fizyolojik ve psikolojik değişiklikleri doktorları ile paylaşmaları ve kafalarında büyütmemeleri gerekir.

Biz istemeden aklımıza tekrar tekrar gelen, sıkıntı veren ve aklımızdan çıkartmakta zorlandığımız düşüncelere saplantı, takıntı (obsesyon) denir.

  • Mikrop veya pis bir şey (idrar dışkı sperm gibi) bulaşması takıntısı
  • Kişinin kendine veya başkasına zarar vermekten korkması
  • Bir şeyi yapıp yapmadığıyla ilgili emin olamama (kapıyı kilitleyip kilitlemediğinden, ütüyü prizden çekip çekmediğinden emin olamama)
  • Cinsellikle ilgili saplantılar (kişinin çocuklarıyla, ebeveynleriyle cinsel ilişkiye girdiği düşünceleri ve imgeleri, eşcinsel olmakla ilgili korkuları içeren düşünceler)
  • Eşyaların ve nesnelerin belli bir düzen ve konumda olması saplantısı
  • Günah sayılan düşüncelerin akla gelmesi
  • Kanser, AIDS, kuduz gibi hayatı tehdit eden bir hastalığa yakalanma saplantısı

Zorlantı; ise çoğu kez takıntılı düşünceleri kovmak için yaptığımız irademiz dışı yinelen hareketlerdir.

  • Yineleyen tarzda el yıkama, banyo yapma, sürekli evi, eşyaları temizleme, saatlerce bulaşık ve çamaşır yıkama
  • Güvenliği sağlamakla ilişkili olarak (ütünün prizde unutulup unutulmadığını) defalarca kontrol etmek
  • Bir denge ve simetri sağlamak üzere eşyaları belli bir düzen içinde tutmaya çalışmak
  • Bir takım davranışların belli bir tarzda ve sayıda yinelenmesi
  • Otomobil plakalarını, evlerin numaralarını vb. saymak
  • Kişinin kendini belli nesnelere dokunmak zorunda hissetmesi
  • Birçok şeyi gereksinim duymadığı halde satın alma, sahip olunan hiçbir şeyi atamama

Temiz olduğunu bildiği herhangi bir şeye dokunduğunda elinin kirlendiğini düşünerek (takıntı) kişinin birçok kez el yıkama zorunluluğunu hissetmesi birçok kez elini yıkaması zorlantı örneğidir.

Bir diğer örnek; Abdest alırken gelen Tanrı'ya küfür düşünceleri (takıntı) yüzünden kişinin abdestini birçok kez yeni baştan almak zorunda kalması olabilir.

Kişi takıntıların aklına gelmemesi ya da zorlantılı hareketleri yapmamak için kendini zorlar. Fakat zorladıkça istenmeyen düşünceler gene gelir. İstenmeyen hareketler tekrar tekrar yapılır.

Saplantı - zorlantı hastalığı (OKB) genellikle genç yaşta başlar. Büyük çoğunlukla ortalama başlama yaşı 18-25 yaşları arasındadır. Erken dönem çocukluk yaşlarında bile görülebilir. Zaman zaman orta yaşlarda, hatta yaşlılıkta başladığı görülmektedir.

Hastalığı'n her 100 kişiden 2-3'ünde görüldüğü saptanmıştır. Erişkinlerde cinsiyet farkı hemen hemen görülmezken; ergenler arasında erkek hastalar biraz daha fazladır.

Hastaların çoğunda belirtiler hafif olduğundan doktora gitmezler ve rahatsız oldukları belli olmaz. Bir kısmı hastalıklarını gizlerler, kimseye belli etmek istemezler. Fakat kendi evleri içinde açıkça bellidir. Bazıları da yıllarca süren hastalığı benimsemişlerdir.

Saplantı-zorlantı bozukluğu gösteren hastalarda, majör depresyon sık görülmektedir. Çoğunlukla saplantı ve zorlantılar bir arada bulunmakla birlikte, bazı kişilerde sadece saplantı bazılarında sadece zorlantılar görülebilirHastalık insanların kendilerine sıkıntı vermesinin yanında çalışma, sosyal ve aile hayatlarında da ciddi sıkıntılar yaşamasına neden olabilmektedir.

Nedenleri nelerdir?

Beyin işlevlerinde bozulma; Beynimizin çalışmasında yer alan sinir hücrelerinin arasındaki iletişimi sağlayan kimyasallardan serotonin maddesinin işlevinde bozukluktan dolayı olabileceği gösterilmiştir.

Kalıtım faktörü; 1. Derece akrabalarında yüzde 20-25 sıklığında görülmesi, ailesel yatkınlığın olabileceğini düşündürmektedir.

Hazırlayıcı etkenler; Hastaların yaklaşık yarısında belirtiler; bir yakının ölümü, gebelik gibi stresli bir olaydan sonra birden başlayabilmektedir. Ayrıca çocukluk çağı travmalarına maruz kalanlarda ileri yaşamlarında önemli bir stresle ardından OKB ortaya çıkabilmesi erken çocukluk dönemlerinin hastalık gelişiminde rol oynadığını göstermektedir.

Tedavi; Günümüzde OKB'li hastaların çoğu ilaç ve davranış tedavilerinden yararlanmaktadır. Özellikle serotonin sistemi üzerine etkili ilaçlar tedavide faydalı olmaktadır.

Kadınlar doğum sonrası ilk yıl içinde psikiyatrik hastalıklar açısından risk altındadır. En sık görülen doğum sonrası psikiyatrik hastalık depresyondur. Doğum yapan her 10 kadından birinde Doğum sonrası depresyonunun ortaya çıktığı tespit edilmiştir.

Doğum sonrası depresyon belirtileri şunlardır;

  • Şiddetli hüzün ya da boşluk duygusu, duygusal küntlük ya da duyarsızlık
  • Aile, arkadaş ya da keyif veren etkinliklerden uzak durma
  • Sürekli yorgunluk, uykuya dalma bozukluğu
  • Aşırı yeme ya da iştah kaybı
  • Başarısızlık ye da yetersizlik duygusu
  • Bebekle ilgili kaygı duyma
  • Bebeğe ilgi duymama konusunda yoğun kaygı
  • İntihar düşünceleri
  • Bebeğe zarar verme korkusu

Bazı durumlar doğum sonrası depresyon için risk yaratmaktadır

  • Daha önce depresyon yaşamış olmak
  • Gebelik ve doğum sürecinin travmatik geçmesi
  • Eşle ilgili sorunların varlığı
  • Kısıtlı sosyal destek

DSD (doğum sonrası depresyon) demek için depresyon belirtilerinin doğum sonrası ilk 4 haftada ortaya çıkması gerekmekle birlikte, bazı kadınlarda belirtiler haftalar ya da aylar sonra, daha sinsi bir şekilde başlar.

Yeni anne olan kadın neyin normal olduğunu ve ne beklemeleri gerektiğini bilmeyebilir. Bu yüzden anneler DSD yaşadığını anlamakta zorlanır, sorunun kendi eksikliklerinden kaynaklandığını düşünebilirler. Bu durumun kendi eksikliğinden olduğunu düşünen kadın, utanıp, başkalarından saklamaya çalışır.

Oysa DSD ne kadar erken anlaşılırsa, anne için o kadar iyi olacaktır. Çünkü DSD tedavi yöntemleri etkilidir.

Doğum yapan annenin ve yakınlarının depresyon açısından bilgi sahibi olmaları çok önemlidir. Çünkü bu konuda bilgi sahibi olan kişi, sorunu fark edince profesyonel yardım almakta hızlı davranacaktır.

2014 yılında yayımlanan Dünya Sağlık Örgütü İntiharı Önleme raporuna göre; dünyada her yıl en az 800 Bin kişi intihar ederek yaşamına son vermektedir. Zengin ülkelerde erkeklerin intihar etme olasılığı kadınların üç katı iken, daha fakir ülkelerde bu oran 1,5 kata inmektedir. Dünya genelinde 15-29 yaş aralığında en büyük ikinci ölüm nedeni intihardır.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre; ülkemizde 2013 yılında ölümle sonuçlanan intihar girişimi sayısı 3.189 olarak tespit edilmiştir. Buna karşın 2013 yılı trafik kazasından ölüm 3.685 olarak saptanmıştır. Bu rakamlar, intihar girişimi nedeniyle ölümlerin sayısının yüksekliğini göstermesi açısından önemlidir.

Cinsiyete göre bakıldığında intihar edenlerin %73’ünü erkekler, %27’sini kadınlar oluşturmuştur. Yaşa göre bakıldığında ise en fazla intihar olayı 75 üstü yaş grubunda görülürken, en az intihar olayı 35-39 yaş grubunda görülmüştür. Erkeklerde 75 üstü yaş grubunda, kadınlarda ise 15-19 yaş grubunda intihar oranları yüksek saptanmıştır.

Başlıca nedenleri

İntiharın birçok nedeni olmakla birlikte, başlıca kaynağı ruhsal hastalıklardır. İlişki sorunları, ekonomik kayıplar, yalnızlık, düş kırıklığı, utanç, aşağılanma, başarısızlık, aile içi çatışmalar gibi zorlayıcı hayat olayları da intihar riskini artırmaktadır. Bununla birlikte bu risk faktörleri tek başına intihara yol açmamakta, genellikle ruhsal hastalıklarla birlikte olduğunda intihara neden olmaktadır. Nitekim araştırmalar, intihar girişiminde bulunanların %90'ından fazlasının o sırada psikiyatrik bir rahatsızlığının olduğunu göstermektedir.

İntihar davranışı için risk, psikiyatrik rahatsızlığın tipine göre değişir. İntiharların yaklaşık %60'ının depresif bozukluk ve bipolar bozukluktan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Ayrıca şizofreni, alkolizm ve kişilik bozukluğu da intihar riskini artırmaktadır.

İntihar davranışını tanımlama

İntihar düşüncesi kişinin kendine zarar verme veya öldürme düşünceleridir. Davranışa yansımayan intihar düşünceleri intihar girişimine göre daha sık görülür. Ciddi intihar düşünceleri gelecekteki intihar girişimi için önemli bir göstergedir.

İki tür intihar girişiminden bahsedebiliriz

Yüksek ölümcül girişimler kurtarılma şansının az olduğu daha dikkatli planları içerir ve ateşli silahlar gibi ölümcül yöntemler kullanılır. Bu girişimlerde kurtulma olasılığı düşüktür. Bu tür girişimlerin erkeklerde görülme sıklığı daha yüksektir.

Daha az ölümcül girişimler sosyal krizler sonrası olur ve esasen bir yardım çağrısıdır. Diğer bir deyişle yakınımız, ciddi bir sıkıntıdan geçtiğini yardım istediğini bize bu davranışla söylemiş olur. Bu intihar girişiminin tekrarlamaması için kişinin yardım almasını sağlamak hayati önem taşımaktadır. Bu tür girişimler kadınlarda daha sık görülür.

İntiharı nasıl önleriz?

Önceki intihar girişimi gelecekteki intihar için önemli bir göstergedir. Ailenin diğer bireylerinde intihar girişimlerinin yaygınlığı da kişinin intihara eğilimi açısından kayda değer bir göstergedir. Bu tür vakalarda, daha dikkatli olmak ve zamanında önlem almak yaşamsal önemdedir.

Yakınımız depresyondaysa, ümitsizlikten ve ölmekten bahsediyorsa yaşamak için nedeni olmadığını söylüyor veya ima ediyorsa bu söylemleri ciddiye almamız çok önemlidir. Ayrıca daha önce intihar girişiminde bulunmuş yakınlarımızın ölümcül intihar girişimi açısından risk altında olduğunu bilerek yakınımızın ruhsal durumundaki değişimlere dikkat etmeliyiz.

Yukarıda değinilen risk faktörlerini göz önünde bulundurarak, intihar eğiliminde olduğunu düşündüğümüz bir yakınımız var ise onun bir psikiyatriste başvurarak yardım almasını mutlaka sağlamalıyız. İntihar riski içinde bulunan kişilere duyarlı davranmak, intihar girişiminde bulunmuş olanlara karşı ön yargıdan kaçınmak ve tedavilerine destek vermek kritik önemdedir. Çünkü intihar, ölümcül ama önlenebilen bir sorundur.

Panik atak (PA) aniden, herhangi bir yerde ortaya çıkan şiddetli korku endişe nöbetidir. Aniden başlar. Hızlı bir şekilde (10 dakika veya daha kısa bir sürede) tepe noktasına ulaşır. Yaklaşık 10-15 dakika sürer, ancak bazen 1-2 dakika bazen de bir saatten uzun sürebilir.

PA hastalarının % 75 ini kadınlar oluşturmaktadır. Kadınlarda yüzde 2,1 erkeklerde yüzde 0,6 oranında görülmektedir. Panik atak ölüm korkusu yaşatan bir nöbettir. Başlama yaşı geç ergenlik ve 20'li yaşlar olmakla birlikte 25-45 yaş aralığında daha sık rastlanmaktadır.

Panik atak ile panik olmak arasındaki fark nedir?

Şiddetli bir olumsuz olay yaşadığımızda veya tehdit hissettiğimizde aşırı telaşlanabiliriz. Yaşadığımız bu yoğun endişeye panik denir.

Buna karşın panik atak, herhangi bir olay veya tehdit olmaksızın beklenmeden aniden ortaya çıkar. Panik atak yaşayan kişi sadece yoğun endişe hissetmez. Aynı zamanda sanki kalp krizi gibi aniden gelişen bir hastalık yaşıyormuşçasına fiziksel tepkiler hisseder.

Belirtileri

Vücudumuzun birçok sistemiyle ilgili fiziksel belirtiler görülür. Sıklıkla; kalp çarpıntısı, nefes darlığı, soluğun kesilmesi, terleme, titreme, göğüs ağrısı, baş dönmesi, bulantı, karın ağrısı, üşüme veya ateş basması, el ve / veya ayakta uyuşma görülür. Ayrıca, çevresine veya kendisine yabancılaşma, kontrol kaybı hissetme, ölüm korkusu da fiziksel belirtilere eşlik eder. Bahsi geçen belirtilerden en az dört tanesinin varlığı bize panik atağı düşündürür.

Başlıca sebepleri

Panik atak'ın kişiden kişiye değişen nedenleri olabilir.

Fiziksel bazı hastalıklar panik atağa neden olabilir. Örneğin; kansızlık, tiroid hastalıkları, kan şekeri düşmesi, şeker hastalığı, yüksek tansiyon vb.

Fiziksel nedenler dışında genetik nedenler; beyin kimyasındaki değişimler, yaşanılan olumsuz travmalar ve sağlık sorunları.

Kişinin hayatındaki önemli değişimler de Panik Atağı tetikleyebilir. Örneğin; kişinin işini değiştirmesi, boşanması ve / veya sevdiği bir insandan ayrılması, uzun yıllardan beri kaldığı evini değiştirmesi bir anda panik atağın ortaya çıkmasına neden olabilir.

Kısaca geçmiş veya yakın zamanda yaşanan stresli yaşam olayları panik atağa yol açabilir.

Panik atak hastalarının çoğunda ek bir psikiyatrik bozukluk bulunmaktadır. Hastaların yarısından çoğunda depresyon görülmektedir. Hastaların yüzde 12'sinde intihar girişimi ve yüksek oranlarda intihar düşünceleri bulunmuştur.

İnsan hayatını nasıl etkiliyor?

Panik atak yaşayan kişiler sık acil başvuruları nedeniyle hem duygusal hem de ekonomik yönden yıpranırlar. Yaşamlarındaki diğer insanlar ile ilişkileri bozulur, işlerini ve eğitimlerini aksatabilirler.

Panik atak nedeniyle doktor doktor gezip çare arayan birçok insan bulunmaktadır. Tüm tıbbi tetkikler yapılıp herhangi bir neden bulunmayan panik atak hastaları çevresindeki yakınları tarafından "bir şeyin yok" denerek anlaşılamamaktadırlar. Bu durum kişinin daha fazla huzursuz olmasına yol açabilmektedir.

Hastalar ilk ataklarını unutmazlar. Oldukça dehşet verici bu atak nedeniyle atak nerede olduysa o ortamdan veya benzeri ortamlardan kaçınırlar. Örneğin; metro da olduysa metroda, kapalı kalabalık ortamlarda bulunmazlar. Uykuda yaşadıysa uyumak istemezler ve uyku bozuklukları ortaya çıkar.

Panik atak başka bir hastalıkla karışır mı?

Panik atak belirtileri birçok fiziksel hastalık belirtilerinde görülebilir. İlk kez atak belirtileri yaşayan bir kişinin ilk yapacağı hızla sağlık kurumuna başvurmaktır. Çünkü özelikle kalp krizi ve pulmoner emboli belirtileri panik atak belirtilerine benzer. Bu nedenle kişinin genel fiziksel durumunun değerlendirilmesi önemlidir. Fiziksel bir hastalık tespit edildiği durumda var olan duruma yönelik tedavi uygulanmalıdır. Unutulmaması gereken; belirtileri açıklayan bir fiziksel hastalık varlığıyla birlikte bir ruh sağlığı sorunu olan panik atak da ek olarak bulunabilir.

Tedavisi;

Tedavide öncelikle herhangi bir fiziksel hastalığın Panik Atak belirtilerine yol açıp açmadığı saptanmalıdır. Unutulmamalıdır ki; fiziksel ve ruhsal bir neden birlikte olabilir.

Tedavide; hem atak sırasında hem de atak endişesi esnasında kullanabileceği ilaçların yanı sıra, tekrarlamasını engelleyen tedavi edici ilaçlar kullanırız.

İlaç tedavisinin yanında kişinin hayatında olan ve atağı tetikleyen durumların araştırılması sorunun çözümü için oldukça faydalı olmaktadır.

Panik atak, ruhumuzda bazı şeylerin ters gittiğini gösteren bir sinyaldir. Bu ters giden durumların farkına varılması ve çözümlenmesinin tedaviye faydası büyüktür.

  • İnternetten yapılacak olan araştırmalar
  • Geniş aile ile erken dönemde paylaşılması
  • Bireyin durumunu kimse ile paylaşmaması

Çocuklar da ebeveynlerinin yaşadığı süreçlerin farkındadır ve bilgi almak isteyebilir. Soru sormamaları, ilgilenmiyormuş gibi görünmeleri merak etmedikleri anlamına gelmez. Çocuğun yaşına uygun, anlayabileceği bir dilde ve sindirebileceği bilgiyi vermek gerekir.

  • Hasta olan ebeveynin durumunu kısaca anlatın.
  • Tedavinin yan etkilerinden kaynaklanan değişikliklerin (saç dökülmesi, halsizlik gibi) hastalıktan değil tedavinin yan etkilerinden kaynaklandığını anlatın.
  • Bunun geçici bir durum olduğunu vurgulayın.
  • Sorularını cevaplayın endişelerini ifade etmesine izin verin
  • Endişelerini gidermeye çalışın.
  • Hastalık, doktor, hastane temalı oyunlar oynamasına, resimler yapmasına izin verin.
  • Hastalık ve iyileşme konularının işlendiği çocuk kitaplarından yardım alın.
  • Çocuğun günlük rutinlerinin devam etmesini sağlayın.
  • Ailece yaşadığınız duygusal çalkantılara tanık olmasına izin vermeyin.
  • Çocuğun hasta olan ebeveynine duygularını açmasını teşvik edin; resim çalışmaları ya da mektup yazmak gibi.
  • Tüm sorumluluğu ve yükü üstlenmeye çalışmayın, çevrenizdekilerle iş bölümü yapın.
  • Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin.
  • Hastaya duygularını ifade edebilmesi için fırsat tanıyın.
  • Kendinize zaman ayırın, keyif aldığınız aktiviteler yapın.
  • Duygu ve düşüncelerinizi bir uzmanla paylaşın.
  • Kendinizi yormayacak şekilde yürüyüş yapın.
  • Bugüne odaklanın ve yaşadığınız anın keyfini çıkarın.
  • Yardım istemekten ve kabul etmekten çekinmeyin.
  • Doktorunuza sormak istediklerinizi yazacağınız bir not defteri edinin
  • Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin.
  • Tedaviniz elverdiği oranda günlük yaşantınızı devam ettirin.
  • Sevdiklerinizle birlikte zaman geçirin.
  • Size iyi hissettirmeyen ortamlardan ve kişilerden uzak durun.
  • Günü ve anı yaşamayı ötelemeyin.