Yararlı Bilgiler

Bebek sahibi olmak mutluluk veren bir olaydır, ancak annenin yaşamı stresli ve zor olabilir. Birçok kadın anne olduktan sonra hafif hüzün ve kaygı hisseder, ruh halinde değişiklikler görülür. Bu belirtiler normalde 7-10 gün içinde kendiliğinden düzelir. Az görülen, ancak daha ağır sorunlar doğum sonrası depresyon ve psikozdur. Doğumdan sonraki ilk 6 hafta içinde sinsice başlar ve birkaç ay içinde düzelir fakat 1-2 yıla kadar da sürebilir.

NEDENLERİ genellikle iki alt başlık altında toplanabilir.

Biyolojik nedenler: Gebelik döneminde yükselen östrojen ve progesteron düzeylerinin doğumla birlikte ani düşmesi depresyondan sorumlu tutulmuştur. Geç başlangıçlı doğum sonrası depresyonda tiroit bozuklukları rol oynayabilir. Ayrıca folat eksikliğinin de doğum sonrası depresyonda etkili olabileceği düşünülmüştür.

Psikososyal nedenler: Doğum yapan tüm kadınlarda hormonal değişiklikler olmasına rağmen psikiatrik bozuklukların ancak kadınların %10-15'inde gelişmesi sosyal stres, kişiler arası ilişkiler, sosyal destekle ilgili olduğunu göstermektedir. Hayatlarını kendilerinden çok dış faktörlerin yönettiğini düşünen anneler doğum sonrası depresyon açısından yüksek risk grubundadır. Psikanalitik kurama göre bağımsız kendiliğin kaybıdır ve anne sadece alıcı rolünü kaybetmiş, besleyici rolünü de üstlenmiştir. Gebeliğin bitmesi fetusla olan yakınlığın kaybı olarak hissedilmekte ve sevilen birinin kaybını hatırlatabilmektedir.

Bir kadının bunu yaşamasındaki nedenler HAMİLELİK SIRASINDA yaşadıklarına mı, yoksa BEBEK DOĞDUKTAN SONRA karşı karşıya kaldığı durumlara mı daha çok bağlıdır?

Her iki durum da etkili olmaktadır. Doğum sonrası depresyon için risk faktörleri şunlardır; Geçmişteki ruhsal sıkıntılar (depresyon, bunaltı, kaygılar), evlilikle ilgili sorunlar, ailede ruhsal hastalık öyküsü, evli olmama, istenmeyen gebelik, annelik rolü için hazırlıksız olma, ilk gebelik olması, doğum korkuları, sosyal desteğin olmayışıdır.

Doğumla birlikte değişen rol tanımları (çift olmaktan anne, baba olmaya geçiş) ve bebek bakımının getirdiği psikososyal stresler ruhsal sorunların ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Gebelik süresince evlilik gerilimi ve doyumsuzluğu, istenmeyen hayat olayları ileri sürülmüş nedenlerdendir. Özellikle eşlerinden yeterli destek alamayan, evlilik ilişkilerinde sorunlu olan kadınlarda doğum sonrası depresif belirtilerinin ortaya çıkma riski yüksektir.

Doğum sonrası depresyon normal depresyondan NE AÇIDAN FARKLILIKLAR GÖSTERİR?

İntihar düşüncesi doğum sonrası depresyonda çok daha azdır. Akşamları daha kötü olmaktadır. Süre daha kısadır (6-8 hafta), zihin karışıklığı daha fazladır.

Belirtileri nelerdir?

  • Şiddetli hüzün ya da boşluk duygusu; duygusal küntlük ya da duyarsızlık
  • Aşırı yorgunluk, enerji eksikliği gibi bedensel yakınmalar
  • Aie, arkadaş ya da keyif veren etkinliklerden uzak durma
  • Bebeklerini yeterince sevmedikleriyle ya da bebeğin beslenmesiyle, uykusuyla ilgili endişeler, bebeğe zarar verme korkusu
  • Konsantrasyon güçlüğü
  • Bellek zayıflığı
  • Psikomotor hareketlilikte artış, yerinde duramama
  • Endişe, sinirlilik, sıkıntı, bunaltı, kendiliğinden ağlamalar ve panik atak
  • İştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluk
  • Bebekle ilgilenmek istememe ve bebeği öldürmek istemeyle ilgili düşünceler
  • Mutlu olmaları gerekirken çökkün duygulara sahip oldukları için suçluluk duygusu, ilgi ve istek kaybı.

Genellikle HANGİ YAŞ GRUBUNDAKİ doğum yapan kadınlar yaşıyor?

Erken yaşta gebe kalan (bluğ çağının hemen sonrasında) kadınlarda risk %30 daha fazladır. Geçmişte depresyon öyküsü olan kadınlarda doğum sonrası depresyon riski %25'tir. Daha önceki gebeliğinde doğum sonrası depresyon yaşayan ve şimdi ise hüzün bulguları mevcut olan kadınlarda major depresyon gelişme riski %85'tir.

DEPRESYON TEDAVİSİNDE hangi yöntemler önerilir?

Doğum sonrası duygusal değişmelerin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bu durumun tedavisi mümkündür. Doğum hüznü durumu ortaya çıktığında, istirahat ederek, bebek uyuduğunda uyuyarak, aile bireyleri ya da arkadaşlarından yardım alarak, her gün düzenli duş alıp giyinerek, dışarı çıkıp yürüyüş yaparak ve rahatlamak isteği zamanlarda bir çocuk bakıcısını çağırarak rahatlayabilir.

Daha ağır depresif durum ortaya çıktığında mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Depresyona neden olabilecek tıbbi durumları dışlamak için tıbbi muayene, tetkikler ve gerektiğinde antidepresan veya antipsikotik ilaç uygulaması yapılabilir. Bireysel terapi ya da grup terapisi, mümkün olduğunda anne ve babaya yönelik danışmanlık verilir.

Kimi zaman intiharla sonuçlanan doğum sonrası depresyon yaşayan kadınların eşlerine ve ailelerine NE GİBİ GÖREVLER DÜŞMEKTEDİR?

İyi bir sosyal destek önemlidir. Antropolojik olarak bazı kültürlerde ilk 40 gün annenin dinlenmesi gerektiği zaman olarak öngörülmüştür. Dinlenme, sağlığına kavuşma, yeme ve uyuma dönemidir. Kadının ailesi yemeğini hazırlar, ev işlerini yapar ve bebeğe bakar. Böylece sosyal destek, eğitim, bebek bakma, sosyal algılama (annelik durumu) sağlanır. Bu dönemde annenin çevresindeki sevdikleri tarafından desteklenmesi gerekiyor. Elbette ilk destekleyecek kişi babadır. Bebek bakımında annenin güvendiği anneanne ya da teyzeler de bu hüznün geçişinde yardımcı olacak kişilerdir.

HAMİLELİK SIRASINDA bir kadının bu duruma maruz kalmaması için kadın doğum uzmanına ne gibi görevler düşüyor?

İlk gebelik vizitinde mutlaka detaylı bir öykü alması ve geçirilmiş psikiatrik bozuklukları ve ailede psikiatrik hastalık öyküsünü sorgulamak gerekir. Bu tip öyküleri olan hastalarda bu konuda dikkatli davranması gerekir. Annenin tüm soruları, gebelikle ilgili endişeleri değerlendirilip, gerekli cevapların verilmesi önemlidir. Gebelik boyunca anneye özellikle baba tarafından sosyal destek sağlanması önerilir. Gebelik takiplerinde ve yapılacak tetkiklerde anneye destek olması önerilir. Doğum eyleminin uzun ve zor olmaması için gereken her türlü önlemi doktorun alması önemlidir.

Hamileliğin başlangıcından itibaren önlem olarak PSİKİYATRİST ya da PSİKOLOG almak gerekir mi?

Gebelik öncesinde herhangi bir psikiyatrik hastalığı olan ya da daha önceki doğumu sonrasında depresyon geçirmiş olan hastalara bu desteği önermek gerekir.

DOĞUM PSİKOZU ile LOHUSA SENDROMU arasındaki farklılıklar nelerdir?

Lohusa sendromu (annelik hüznü) doğum sonrası birkaç gün içinde başlayıp 7-10 gün içinde düzelir. Bunaltı, sıkıntı, sinirlilik, ağlama, çabuk sinirlenme, unutkanlık ve dikkat dağınıklığı gözlenir. Lohusa sendromu kendiliğinden düzelir ve tedaviye genellikle gerek kalmaz. Doğum sonrası psikozu, doğum sonrası depresyonunun daha ağır bir şeklidir. Semptomları, hezeyanlar (yanlış düşünceler), halüsinasyonlar (ses duyma ya da gerçek olmayan bir şeyler görme), bebeğe zarar verme düşünceleri ve ağır depresif belirtilerdir. Mutlaka bu gurup hastanın, bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve tıbbi yardım alması gerekir.

ANNE ADAYLARINA bu konuda önerileriniz neler olabilir?

Gebeliğin normal fizyolojik bir olay olduğunu akıllarından çıkarmamaları gereklidir. Yeni bir bebekle baş başa kalmak, ona bakmak yeni doğum yapmış anneleri tedirgin eder. Aylardır beklediği bebek yanı başındadır ama başka bir varlıktır; küçücük, konuşamamakta, istediğini anlatamamakta ve ağlamaktadır. Onu emzirmek, temizlemek, altını açmak, gazını çıkarmak gibi işler sizi beklemektedir. Bambaşka bir sayfa açılmıştır. Anneliğin ilk adımlarını atmakta, onunla yaşamayı öğrenmekte, siz onu o sizi tanımaya çalışmakta ve birbirinize alışma dönemindesiniz. Bu zor dönemde mutlaka eş ve aile desteği almakta fayda var. Ayrıca bu dönemi daha rahat atlatmak için bir doğum öncesi eğitim grubuna katılmak, gerekli dökümanları okumak faydalı olacaktır. Ayrıca onları tedirgin eden, kaygılandıran her türlü fizyolojik ve psikolojik değişiklikleri doktorları ile paylaşmaları ve kafalarında büyütmemeleri gerekir.

20 haftanın altındaki 500 gramdan düşük ağırlıkta olan fetüslerin, 3 ya da daha fazla sayıda ve birbirini takip eden şekildeki kayıplarına; tekrarlayan gebelik kaybı (TGK) denilmektedir.

Düşük terimi yerine, gebelik kaybı teriminin kullanılması bu hasta grubunu kendi isteği ile tekrarlayan hamileliği sonlandırmayı seçen hastalardan ayrılmasına yardımcı olmaktadır.

Gebelik kaybının GÖRÜLME SIKLIĞI Nedir?

İn vitro fertilizasyon (IVF) alanında yapılan bilimsel çalışmalar; normal oositlerin (yumurta hücrelerinin) % 10-15'nin fertilize (döllenme) olamadığını, %10-15'inin fertilize olduğunu fakat bölünme ya da implantasyonun (rahme tutunma) gerçekleşmediğini göstermiştir.

Klinik olarak tanı konabilen hamileliklerin (ultrasonda gözlenen gebelikler) %15-20'si ise 20 haftadan önce spontan abortus (kendiliğinden düşük) ile sonuçlanabilmektedir. Bir kez spontan düşük yapma riski % 15-40, iki ardışık düşük riski, % 2-3 ; üç ardışık kayıp riski ise % 1'den azdır.

Tekrarlayan gebelik kaybının NEDENLERİ nelerdir?

Tekrarlayan gebelik kaybına neden olan tek bir etken olabileceği gibi, aynı anda birden fazla faktör de bu duruma etki edebilmektedir. Tekrarlayan gebelik kayıplarının %16-32'sinde ise hiç bir neden tespit edilememektedir.

Genetik nedenler: Kromozom bozuklukları, erken dönem gebelik kayıplarının en sık rastlanan nedenidir.Tekrarlayan gebelik kaybı hikayesi olan tüm çiftlerde mutlaka genetik inceleme yapılmalıdır. İlk trimesterdeki (hamileliğin 1.-13. haftası) spontan düşüklerde anormal kromozom (abnormal karyotip) görülme oranı %50-60'dır. İkinci trimester (hamileliğin 14.-26. haftası) kayıplarında anormal kromozom (abnormal karyotip) görülme oranı %5-10'a düşmektedir. Bir genelleme yapılırsa; gebelik kaybı ne kadar erken gözlenirse kromozomal anormalliklerin görülme sıklığı da o kadar artmaktadır.

Sık karşılaşılan genetik bozukluklarTranslokasyonlar; genetik nedenlere bağlı tekrarlayan gebelik kayıplarının büyük çoğunluğunu oluştururlar. "Resiprokal translokasyon" taşıyıcısı olan kişilerin düşük yapma riski %50'lere varabilmektedir. Bu risk "robertsonian translokasyon" taşıyısı olanlarda ise; % 25'dir. Mosaisizm aynı bireyde iki veya daha fazla hücre serisinin birlikte bulunması olarak tanımlanan genetik bozukluktur. Periferik kan testi ile tespit edilebilmektedir. En sık görülen cinsiyet kromozomal mosaisizm tipi 45,X / 46,XX'dir. İki ve üzerinde düşük yapan kişilerde gözlenen genetik bozuklukların neredeyse yarında mosaisizme rastlanmaktadır.

İmmunolojik faktörler / Supressor hücre ve supressor faktör eksikliği: Normal hamilelik desiduası (döl yatağı mukozası) supressor (baskılayıcı) hücreler ve supressor faktörler içermektedir. Bu baskılayıcı hücreler ve faktörler anne vücudunun bebeğe karşı bir tepki oluşturmasını önlemektedir. Hamilelik kaybını açıklamak için ortaya atılan varsayımlardan biri; annenin döl yatağı mukozasında bulunan baskılayıcı hücre (supressor hücre) eksikliği görüşüdür. Makrofaj denilen hücreler vücudumuzu yabancı maddelere karşı korumayı sağlamaktadır. Hamilelik döneminde ise bebek zarar görmesin diye döl yatağı mukozasında makrofajların aktivasyonu baskılanır.Spontan düşük yaşayan kadınların desiduası incelendiğinde makrofaj hücrelerin aktivitesinin arttığı gözlenmiştir.

MHC antijen artması (indüksiyonu): MHC (majör histokompatibilite kompleksi);temel doku uygunluğu bileşenidir. MHC moleküllerinin bağışıklık sistemi için önemli görevleri vardır. MHC bağışıklık hücrelerinin (T lenfositleri gibi) hangi hücrelere karşı savaş açıp açmayacağını belirler. Embriyoda anormal MHC üretimi söz konusu olursa, anne rahminde yer alan savunma hücreleri harekete geçebilir. Bu da düşük gözlenmesine neden olabilmektedir.
Bloke edici faktör eksikliği:Sağlıklı bir hamilelikte; annenin fetusa karşı oluşturduğu bağışıklık cevabının (immün cevabın) bloke edilmesi gerekir. Bütün başarılı hamileliklerde bloke edici antikorlar oluşur ve bunlar fetusu anne vücudundaki savunma hücrelerine karşı korur. Eğer bloke edici antikorlar yok ya da eksikse düşük gözlenir.

Antifosfolipid antikorlar: Otoimmün hastalığı olan kadınlarda spontan düşük görülme oranının arttığı bilinmektedir. Otoimmün bozukluklar, vücudun kendi kendine açtığı savaş olarak tanımlanabilir. Antifosfolipid antikor sendromu da tekrarlayan gebelik kayıplarına yol açabilen otoimmün hastalıklardan biridir. Antifosfolipid antikor sendromunda vücut yanlışlıkla fosfolipidlere saldıran antikorlar üretir. (Fosfolipidler kan hücreleri ve kan damarlarını döşeyen hücreler dahil olmak üzere tüm canlı hücrelerde bulunur). Bu durumda vücudun atardamar ve toplardamarlarında istenmeyen kan pıhtılarının oluşmasına neden olabilmektedir.

Trombofilik eksiklikler ve gebelik kaybı: Çok sayıda tekrarlayan gebelik kayıplarında; kusurlu plasenta ve plasenta damarlarında pıhtılaşma bozukluklarının varlığından söz etmek mümkündür. Pıhtılaşma sisteminin embriyonun rahme tutunmasında önemli rolü vardır. Tekrarlayan gebelik kayıplarında gözlenen fibrinolizisdeki (pıhtının çözünmesindeki) eksiklikler koryonik villuslarda (gelişmekte olan plasentanın bir kısmı) pıhtının fazla miktarda birikmesine yol açar. Pıhtılaşma bozuklukları (trombofilik eksiklikleri)olan kadınlara tanı konulması tekrarlayan gebelik kaybı durumunda yeni tedavi seçeneklerini ortaya koymakta ve gelecek araştırmalar için yol göstermektedir.

Anatomik nedenler: Anatomik anormallikler tekrarlayan gebelik kayıplarının ilk tanımlanan nedenlerinden olup tekrarlayan gebelik kayıplarının % 15'inden sorumludur. Doğumsal rahim (konjenital uterus ) anomallikleri , servikal yetmezlik, uterus (rahim) myomları, Asherman sendromu tekrarlayan gebelik kayıplarının anatomik nedenlerindendir.

Doğumsal(doğuştan var olan) rahim anormallikleri (Konjenital uterus anomalileri/Müllerian anomaliler): Bir çok rahim anormalliği olan hastada hiç bir belirti gözlenememektedir. Bu nedenle doğumsal rahim anormalliği olan bir çok hastaya tanı konmamıştır.Normal fetüsün ikinci trimester (gebeliğin 14.-26. haftası) dönemde kaybedilmesi, prematür doğum ve anormal fetal presentasyonlar (bebeğin rahim içindeki konumu), doğumsal rahim anormalliği olan kadınlarda sıklıkla gözlenebilmektedir. Bununla birlikte doğumsal rahim anormalliğine sahip kadınlarda sezaryen doğum ve doğum sonrası komplikasyonlar (plasenta retansiyonu ,subinvolusyon , hemoraji gibi) daha sık gözlenmektedir. Kadınlar arasında doğumsal rahim anormalliklerinin görülme oranı; % 1 ile % 2 civarındadır. Tekrarlayan gebelik kayıpları yaşayan kadınlarda ise doğumsal rahim anormallikleri görülme oranı ise; %10-20'dur. Bu nedenle tekrarlayan gebelik kaybı yaşayan kadınlarda mutlaka rahim içi boşluğun (uterin kavite) değerlendirilmesi gerekir. Doğumsal rahim anormallikleri başarı ile tedavi edilebilmektedir. (Histeroskopi ile hem yapısal rahim anomalilerine tanı konabilmekte hem de cerrahi düzeltme yapılabilmektedir.)

Servikal yetmezlik (Rahim ağzı yetmezliği): Serviks rahim ağzı, servikal ise rahim ağzı ile alakalı anlamına gelir. Rahim ağzının normalden daha geniş bir açıklıkta olmasına ise"rahim ağzı yetmezliği" veya "servikal yetmezlik" denir. Rahim ağzı yetmezliği; servikal travma (servikal amputasyonlar, kon biyopsi, tanı amaçlı kürtaj, teröpatik abartus, operatif doğuma bağlı obstetrik laserasyonlar), doğumsal/doğuştan var olan bozukluklar, çoğul gebelikler (rahimde birden fazla bebek olması) nedeniyle ortaya çıkabilmektedir.Rahim ağzı yetmezliği tanısı genellikle; kanama ve sancı olmaksızın ikinci trimesterde (gebeliğin 14-26. haftası) düşük yaşanması ile konulmaktadır. Bazı hastalarda sık idrara çıkma, alt karında basınç hissi, ıkınma hissi, kanla karışık veya sulu akıntı belirtileri gözlenebilmektedirRahim ağzı yetmezliğinde; çeşitli tedavi yöntemleri olmasına rağmen en yaygın ve etkili olanı cerrahi serklaj denilen rahim ağzına atılan dikiş yöntemidir.

Uterus (rahim) miyomları: Uterus (rahim) miyomları; iyi huylu (kanser olmayan) tümörlerdir.Bu iyi huylu tümörler; 30 yaşın üzerindeki kadınların %20'sinde gözlenmektedir. Miyomlar hormonlara karşı hassastır. Kadınlarda estrojen miyom gelişimini teşvik etmektedir. Menapoz ya da GnRH analogları ile tedavi estrojen hormonunun azalmasına neden olur ve bu da miyomların küçülmesini sağlar.Miyomun büyüklüğüne ve yeri nedeniyle gebelik kayıpları yaşanabilmektedir. Miyomlar rahme tutunmaya çalışan embriyonun ya da gelişmekte olan fetüsün beslenmesini engelleyebilir. Miyoma bağlı rahmin uyarılması embriyonun tutunmasına zarar verebilir ya da erken düşükler veya prematür doğumlara neden olabilir. Tekrarlayan spontan düşüklerde en önemli faktör miyomun yerleşimidir. Miyomların tanı ve tedavisinde kullanılan yöntemler: Rahim filmi (histerosalphingografi) miyomların yerleşimi, büyüklüğü ve sayısı hakkında oldukça bilgi verir. Histeroskopi ise tümörün karakteristiğinin doğrudan doğruya göz ile görülmesine olanak sağlamaktadır. Ultrasonografi de tanı koymak ya da tanıyı kesinleştirmek için yaygın olarak kullanılan bir diğer yöntemdir. Tekrarlayan düşükleri olan asemptomatik (belirti göstermeyen) hastalarda diğer bütün faktörler elendikten sonra cerrahi tedavi düşünülebilmektedir.

Asherman sendromu: Ashermann sendromu (rahim içi yapışıklıklar); rahim boşluğunun bir bölümünde veya tamamında meydana gelen, rahim içi boşluğun (uterin kavite) kapanmasına ya da tıkanmasına neden olan yapışıklıklardır.Asherman sendromu en sık doğum sonrası ya da düşük sonrası kürtaj yapılmış kadınlarda gözlenmektedir.Kürtaj sayısı arttıkça Asherman senderomu riski de artmaktadır. Asherman sendromunun diğer sebepleri arasında; travma, bazı cerrahi müdahaleler (myomektomi, D&C, rahim içi araç yerleştirilmesi) veya bazı enfeksiyonlar (genital tüberküloz, endometrit) yer almaktadır. Asherman sendromlu kadınlarında gözlenen komplikasyonlar: %43'ünde infertilite (kısırlık), menstrual (adet siklusu) anormallikler, %14 vakada da erken tekrarlayan düşük olarak sayılabilir.Kürtaj hikayesi bulunan, bozulmuş adet düzeni olan, infertilite (kısırlık), hamilelik kaybı şikayetleri ile başvuran her hasta Asherman sendromu açısından da değerlendirilmelidir. Asherman sendromunun tanısında; rahim filmi (histerosalpingografi/HSG), histeroskopi kullanılmaktadır. Tedavisinde ise en sık tercih edilen yöntem yine histeroskopidir. Hangi yöntem seçilirse seçilsin tedavinin temel prensipleri; var olan yapışıklıkların ortadan kaldırılmasını, rahim içi tabakanın yeniden düzenlenmesinin sağlanmasnıı ve operasyon sonrası dönemde yara dokusu oluşumunun engellenmesini içerir.

Endokrin faktörler: Endokrin faktörler; hormonal faktörle olarak tanımlanabilir. Hormonlardaki düzensizlikler tekrarlayan düşük vakalarının % 8-15'inden sorumludur. Endokrin faktöre bağlı tekrarlayan gebelik kayıplarında en sık karşılaşılan durum ise progesteron hormonu yetmezliğidir ( % 35).

Korpus luteum yetmezliği: Luteal faz defekti (LFD) tabiri sıklıkla korpus luteum yetmezliğininin klinik durumunu tarif etmek için kullanılır. Luteal faz defekti korpus luteum tarafından progesteronun eksik salınımına bağlı progesteron eksikliğini ifade eder. Normal fertil (doğurgan)kadınlarda LFD görülme oranı % 6.6 olarak rapor edilmiştir. Tekrarlayan gebelik kayıpları olan hastalarda ise LFD görülme sıklığı %23 ile %60 arasında rapor edilmiştir.Korpus luteum tarafından progesteron üretimi hamileliğin 7'nci haftaya kadar sürdürülebilmesi için gereklidir. Luteal faz defekti tanısı için: Basal vücut sıcaklığı ölçümü, progesteron ölçümü, endometrial biyopsi kullanılmaktadır.

Diyabet ve tekrarlayan hamilelik kaybı: Annede gözlenen diyabet tekrarlayan gebelik kayıpları nedenleri arasına yer almaktadır.Bu nedenle düşük yaşayan kadınlarda glukoz toleransı testinin yapılması önerilmektedir. Yapılan bilimsel çalışmalar ve araştırmalar; diyabeti iyi veya orta derecede kontrol altında tutulabilen kadınların, diyabeti olmayanlara göre daha fazla spontan düşük riski taşımadıklarını ancak diyabeti kontrol altında olmayan kadınlarda spontan düşük oranının arttığını göstermektedir. Başka bir deyişle kontrol altına alınan diyabet düşük gözlenme riskini önleyebilmektedir.

Luteinize edici hormon (LH) aşırı salınımı ve erken gebelik kaybı: Vücutta fazla oranda Luteinize edici Hormon (LH) salgılanması hem fertilite hem de gebelik sonucu üzerine olumsuz etkiye sahiptir. Özellikle folliküler fazda (adet siklusunun bir dönemi) kandaki LH seviyesinin yüksek olması infertilite(kısırlık) ve düşük riski ile doğrudan ilişkili bulunmaktadır. LH'un vücutta aşırı oranda bulunmasının neden infertilite(kısırlık) ve gebelik kaybına yol açtığı henüz tam olarak bilinmemektedir.

Diğer nedenler

Enfeksiyoz nedenler: Enfeksiyonlar gebelik kaybına neden olan faktörler arasındadır. Erken dönemde gebelik kaybına neden olabilecek enfeksiyonlar arasında; Mycoplasma Hominis, Ureaplasma urealyticum, Neisseria Gonorrhoeae, Klamidya, Listeria monocytogenes, Herpes simplex, Treponema pallidum ve Sitomegalovirus enfeksiyonları yer almaktadır. Şimdiye kadar enfeksiyonlar ve tekrarlayan gebelik kaybı ile ilgili yapılmış bilimse çalışmalar olmadığı için enfeksiyona bağlı gelişen gebelik kaybı görülme oranı bilinmemektedir.

Çevresel toksinler: Gebelik kayıplarının sadece oldukça az bir kısmında çevresel toksinler ile karşılaşılma söz konusu olmasına karşın; toksik ajanlar hamilelik kayıplarının önemli nedenlerinden biridir. Çünkü bunlara maruz kalma çoğunlukla engellenebilir.Tek bir ajana maruz kalma tekrarlayıcı ve uzun süreli olmadıkça tekrarlayan hamilelik kaybına neden olmaz.

Herhangi bir çift spina bifida ile doğan bir çocuğa sahip olabilir.

Dünyada 10 milyon spina bifidalı vardır.

Yaklaşık her bin çocuktan birinin spina bifidalı doğduğu bilinmektedir.

Nedeni bilinmeyen spina bifida için en büyük risk faktörü hamileliğin ilk 3 haftasında görülen folik asit eksikliğidir

2. Gebelikte spina bifida riskini azaltmak için, gebelik planladığı andan itibaren anneye folik asit takviyesi yapılması faydalı olur.

premature-bebek.jpgNormal bir gebelik periyodu yaklaşık 40 hafta sürmektedir. 37. gebelik haftasından önce doğum olursa "prematüre" doğum oluşur. Ülkemizde ise her yıl doğan bebeklerin % 10 kadarı 37. gebelik haftasından önce yani prematüre olarak doğmaktadır.

Preterm doğumlar ülkemizde ve dünyada artan bir sıklıkta görülmektedir. Doğumuyla beraber sorunları da beraber getiren bu bebekleri erken doğuma iten sebeplerin bir bölümü şu şekilde sayılabilir. Genç (18 yaş) veya yaşlı (35 yaş) anne, Zayıf anne, düşük eğitim düzeyi, düşük sosyoekonomik düzey, gebelik takibi yokluğu, istenmeyen gebelik, önceden prematüre doğum hikayesi, annede kronik hastalık hikayesi, gebelikte hipertansiyon, uyuşturucu, sigara ve alkol kullanımı, fiziksel ve ruhsal travma, kromozom anomalileri ve dismorfik sendromlar, çoğul gebelik, konjenital enfeksiyonlar, plasenta, uterus ve kordon anomalileri prematüre doğuma sebep olabilecek sebeplerdir.

Prematüre doğan bebekler ne kadar erken doğdularsa, öncelikle hayatta kalma şansları azalmakta ve uzun dönem izlemde çeşitli sorunları olması ihtimali de artmaktadır.

Bilinen risk faktörleri ve yapılan önlemlere rağmen doğan prematüre bebekleri bekleyen sorunların bir kısmı, gelişme ve büyüme geriliği, zihinsel gelişme geriliği, körlüğe kadar sebep olabilen preterm retinopatisi, işitme bozuklukları, kansızlık enfeksiyonlara eğilim ve bir takım nörolojik problemler olarak sayılabilir.

Prematüre doğumlarda belki yaşamsal olmasa da, karşılaşılan sorunlardan önemli bir tanesi bu bebeklerin zamanında doğan yaşıtlarına göre fiziksel gelişmelerinin geri kalıp kalmadığıdır.

Gebelikte sigara içimi fetal doğum ağırlığını azaltır, dolayısı ile büyümeyi olumsuz etkiler. Günde 10 sigaranın üzerinde içiliyorsa bebekte doğum ağırlığı belirgin azaldığı gösterilmiştir.

Prematüre bebeklerin doğuma yakın dönemde geçirdiği hastalıklar, taburculuk sonrası beslenme performansı, annenin gebelikte geçirdiği hipertansif hastalıklar da büyümeyi ve gelişmeyi etkileyen önemli faktörlerdendir. Çocuğun içinde bulunduğu aile yapısı, gelir düzeyi, anne ve babanın eğitim düzeyleri, sağlık durumları gibi sosyoekonomik durumla ilişkili etkenlerin gelişim üzerine önemli etkileri olduğu bildirilmiştir.

Prematüre bebeklerde kronik hastalığı olan, hastanede kaldığı sürede solunum aletine bağlanmış, beyin kanaması geçiren, anne sütünü hiç almayan veya az alan, patolojik muayene bulgusu olan ve aileyle beraber yemek yiyemeyen, sofra kültürü edinememiş bebeklerde hedef boya ulaşmada ve tartı almada sorun olması yüksek ihtimaldir.

Her ne kadar prematüre bebeklerin yaşatılması birinci önceliğimiz olsa da, bu bebekler yaşatıldıktan ve taburcu olduktan sonra muhtemel gelişebilecek sorunların yakından izlenmesi, büyüme ve beslenmenin takip edilmesi çok önemlidir.

Riskli gebelikler alanında yapılan çalışmalar, günümüze kadar doğum hekimlerinin en önemli uğraşı alanı olmuştur. Günümüzde gelişen bilgi teknolojisi ile birlikte riskli gebeliklerin tanınması, izlenmesi ve tedavilerinde yeni yöntemlerin kullanılması ile özellikle son 20 yılda anne ve bebek ölümleri ve anne-bebek sekelleri oldukça azaltılabilmiştir.

Riskli gebeliklerin anneden ve/veya fetusdan kaynaklanan riskler olarak iki boyutu olmakla birlikte, anne ve fetus o kadar yakın ilişkidedir ki genellikle birine dair problemler diğeri içinde yüksek risk taşımaktadır.

Anneden kaynaklanan riskler

Gebelik anne adayı için fiziksel ve ruhsal bir yüktür. Bugünkü teknolojik imkânlarla bile 50-60 yaşında kadınlar hamile kalabilseler bile pek çoğu yaşamlarını kaybedebilirlerdi.

Gebelik öncesi riskler

  • Anne Yaşı: İdeal gebelik yaşının 20-30 arası olduğu kabul edilir. Her ne kadar sınırlar gelişen teknoloji ile zorlansa da 18 yaş altı ve 35 yaş üzeri gebelikler yüksek risk taşırlar. Yaşla birlikte genetik hastalıkların sıklığı artar, kronik hastalıklara maruz kalma artarken annenin gebelikte oluşabilecek fiziksel yük artışına dayanıklılığı azalır. 18 yaş altı anne adayları fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlamadığından gebelik risklerini daha yoğun yaşarlar.
  • Yüksek Tansiyon: Yüksek tansiyonlu anneler gebelikte kalp damar sistemlerinin yüklenmesine bağlı sorunlara daha açıktır. Ayrıca gebelik tansiyonu ile komplike olduğunda hem anne hem de bebek için yaşamsal sorunlar çıkarabilir.
  • Şeker Hastalığı: Şeker hastalığı gebe kalmayı engelleyebilir. Gebelik sırasında da annenin bozulan metabolizması hem anne için ek bir yük oluşturur hem de fetüs da yapısal anomalilerin sıklığını arttırır.
  • İleri Derecede Kansızlık: Diğer sistem hastalıklarının olması (kalp, böbrek, romatizmal vb.
  • Aşırı zayıf (50 kg altı), aşırı kilolu kadınlar.
  • Alkol, sigara (sigara kullanımı bebekte anomali yaptığı kanıtlanmıştır ancak kesin olan bir şey vardır; sigara kullanan annelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olurlar ve erken doğarlar. Bu nedenle annelerin mümkünse gebeliği süresince sigarayı bırakmalı bırakamıyorsa mümkün olan en az sayıda sigara tüketmelidirler) ilaç bağımlılığı olanlar, hastalığı nedeniyle kronik ilaç kullanan kadınlar.
  • Miyomlu Gebelikler: Burada miyomun yeri, büyüklüğü ve bebeğin eşiyle ilişkisi çok önemlidir.

Gebelikte gelişebilecek riskler

  • Gebelik tansiyonu ve buna bağlı gelişebilecek komplikasyonlar. Gebelik takiplerinin en önemli amaçlarından biri gebeliğin tetiklediği tansiyonu erken tanımak olası önlemleri hem anne hem de bebek için alıp, gebelik seyrini ve doğumu mükemmele yakın yönetmektir.
  • Gebelik Şekeri
  • Çoğul Gebelikler: Bu gebelikler başlı başına yüksek risklidir ve bebek sayısı arttıkça riskler de artmaktadır. Genellikle anne için artan fiziksel yük ve birden çok bebeğin karında yer kaplamasına bağlı annenin organlarının baskı altında kalmasından kaynaklanan problemler sık görülmektedir. Ayrıca tek yumurta ikizleri ya da tek eşli ikiz bebekler birbirinden kan çalabilmekte ve her iki bebeğin hayatını tehlikeye atmaktadır. Bu durumun tanısı içinse gebeliğin ilk 3 ayında çoğul gebeliklerinin yapısı ortaya çıkarılmalıdır.
  • Birtakım romatizmal hastalıklar.
  • Annenin sularının erken gelmesi: Bebeklerde enfeksiyondan annede yaygın sepsise ve bebekte solunum sıkıntısına kadar pek çok problem oluşturulabilir. Anne adaylarının bu konuda duyarlı olması, hafifte olsa bu tür şikâyetlerini doktoruna iletmesi gerekmektedir.
  • Erken su gelmesi durumunda doğum hekimi ve bebek yoğun bakım ekibi neredeyse satranç oynamak zorundadır. Sürecin doğru yönetilmesi hayati önem taşır.
  • Bebek eşinin doğum yolunu kapaması. Bu risk sadece ultrasonla anlaşılabilir ve gebeliği boyunca hiç ultrasona girmeyen kadınlar zaman zaman acil şartlarda bebeklerini ve yaşamlarını kaybedebilmektedir. Tanısı çok kolay ama oluşturabileceği problemler yaşam kaybına kadar gidebilmektedir.
  • Anne rahminde doğumsal kusurların olması. Düşüklerden erken doğumlara, bebekte ekstremite kusurlarına kadar bir takım sıkıntılar yaratabilmektedir. Gelişmiş ultrason teknolojisi ve cerrahi yöntemlerle henüz gebelik oluşmadan bu tür sorunlar tespit edilip sorunlar giderilebilmektedir. Mutlaka hamile kalmadan doğum hekimine muayene olmanın en önemli faydalarından biride bu tür sorunların gebelik öncesi giderilmesine zemin hazırlamaktır.
  • Daha önceden sezeryan ya da diğer rahim ameliyatları geçirmiş olanlar. Bu grup gebelikler yırtılmaları konusunda risk altındadırlar. Titiz izlenip zamanında doğum planlaması yapılmalıdır.

Bebekten kaynaklanan riskler

Bebeklerde oluşabilecek yapısal anomaliler en önemli risklerdir. Aileler mutlaka rutin kontrollerini aksatmamalı ve belirtilen özellikli testleri mutlaka zamanında ve deneyimli ellerde yaptırmalıdırlar.

  • 11-14 hafta erken fetal değerlendirme testi: Fetusun kromozom anomali riskinin tespiti için yapılır gibi olsa da; deneyimli ellerde ve gelişmiş ultrason teknolojisi ile yapısal anomalileri, oluşabilecek gebelik tansiyonu ve gelişme gerilikleri konusunda bizleri uyarmaktadır. O nedenle son yıllarda önem kazanan anne karnında fetusun kromozom analizi yapılabilen testler (free cell dna) varken dahi önemini sürdürmektedir.
  • 18-23 hafta 2 düzey ultrasonografik değerlendirmesi yapılıp varsa problemler tespit edilmelidir. Anne karnında tedavi edilebilenler tedavi edilmeli, doğum sonrası tıbbi ya da cerrahi girişim gerektiren bebekler için uygun şartlar sağlanmalıdır.

Aslında 11-14 hafta değerlendirme testi ve 18-23 hafta detaylı ultrasonuna bu dönemde yapılacak gebelik kontrolü ve rutin testlerde eklendiğinde gelişebilecek riskler konusunda genel bir izlenim edilebilmektedir. Belki de tüm riskli gebelik taramalarının en önemli iki basamağı bu dönem olmaktadır.

Önemli uyarı

Risklerden kaçınmak aslında gebelik öncesinden başlamalıdır. Hamile kalmak planlı bir eylem olmalı çiftler bebek sahibi olmaya karar verdiklerinde mutlaka bir doğum hekimine gidip danışmanlık almalı olası riskler hakkında bilgilenmelidir. Erken hekime başvurmak olası tedavi edilebilir düşük tehditlerinin önlenmesi, olası dış gebelik ve sonuçlarından mümkün olduğunca en az hasarla atlatılması açısından çok önemlidir. Gebelik riskleri doğum sonrasına kadar sürdüğünden doğum sonu 40. güne kadar da hekimiyle bağlantısını koparılmamalıdır.

Riskli gebelikleri azaltmak için;

  • İdeal zamanda doğuma karar vermelidir. (Mümkün oldukça 18 yaş üzeri ve 35 yaş altı olmalı)
  • Ailedeki kronik hastalıklar ve genetik sorunlar hakkında hekime eksiksiz bilgi vermeli.
  • Doğum sırasında dengeli beslenmeli, gebelik öncesi ve gebelikte uygun egzersizle efor kapasitesi ve dayanıklılık arttırılmalıdır.
  • Gebelik kontrollerini aksatılmamalı.
  • 6-7. aydan itibaren bebek hareketlerini düzenli olarak saymalıdır. Anne kendi kendine bebeğinin sağlığını sadece bebek hareketlerini sayarak takip edebilir. Bebek gün içinde en az 10 kez oynamalıdır.
  • Gebelik sırasında sularının gelmesi, kanama olması ya da genital akıntıları olduğunda derhal doktoruna başvurmalı.
  • İmkânları olan aileler 11-14 hafta değerlendirme testini ve 18-23 hafta detaylı ultrasonografik incelemesini ihmal etmemeli.

Günümüzde gebelik risklerinin saptanmasında teknolojinin sınırları nelerdir?

Gelişen teknoloji ve bilgi birikimiyle artık bebeğin burun kemiği, ense kalınlığı, fetal karaciğer kan akımı ölçümü ve fetal kalp kapak akımı ölçümü gibi özel yöntemlerle kromozom anomalilerini tarayabiliyoruz.

Rahim kan akımları Renkli Doppler ultrasonla ölçülerek, gelişebilecek gebelik tansiyonu (gebelik zehirlenmeleri) ve fetusta büyüme gelişme geriliği olabileceğini tahmin edebiliyoruz.

Bebeğin beyin kan akımı ölçülerek bebekte anne karnında iken kansızlığının derecesini takip ediyor, birtakım damarlarını inceleyerek bebeğin anne karnında oksijenlenmesini tespit edebiliyoruz.

Lazer yöntemiyle ikizler arasında birbirlerine kan kaçaklarını anne karnında ameliyat edebiliyoruz.

Kalem kadar küçük kameralar kullanarak anne karnında bebeği görüntüleyip bir takım ameliyatları bebeğe anne karnında uygulayabiliyoruz.

Amacımız; sorunsuz ve huzurlu bir hamilelik geçiren annelerin sayısını arttırmak ve daha sağlıklı bir nesil yetiştirmek.

PERİNATOLOJİ nedir?

Perinatoloji, risk faktörleri olan ve gebelik planlaması yapan anne adayları ile gebelik sürecinde ve perinatal dönem dediğimiz doğum öncesi ve doğumdan sonraki ilk dört haftalık dönemi de kapsayan süreçte anne ile fetusun (anne karnındaki bebek) sağlık durumuyla ilgilenen, risk taşıyan hastalara yapılacak yaklaşımı disipline eden ve tedavi sunan bir bilim dalıdır. Yüksek Riskli Gebelik veya Maternal Fetal Tıp olarak da adlandırılmaktadır. Tıpta en hızlı gelişen bilim dallarından biri olan Perinatoloji Kadın Hastalıkları ve Doğum anabilim dalının Jinekolojik Onkoloji ile birlikte bir yan dalıdır.

Perinatoloji 2009 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge ile Türkiye’de de bir yandal haline gelmiştir. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanları arasında yapılan yandal uzmanlığı sınavını kazananlar üç yıl yandal uzmanlığı eğitimi sonucunda başarılı olurlarsa Perinatoloji uzmanı (Perinatolog) olma hakkını kazanırlar. Perinatoloji biliminin diğer adı da “Maternal Fetal Tıp” olup, bu dalın uzmanlarına “Maternal Fetal Tıp Uzmanı” da denilmektedir.

Perinatoloji uzmanı, gebelikte ortaya çıkan komplikasyonların yanı sıra annenin mevcut hastalıkları ile birlikte olan gebeliklerini takip etmek, çoğul gebelikler, gelişme geriliği, erken doğum, tekrarlayan gebelik kayıpları gibi pek çok sıkıntılı durumda tanı ve tedaviye yönelik yaklaşımları sergilemek, ileri düzey ultrasonografik taramalar yapmak ve ayrıca şüpheli durumlarda tanısal invazif testleri yapmak gibi pek çok riskli yaklaşımları gerçekleştirir. Tanı sonrası tedavisi mümkün olan durumlarda tedaviyi uygulamak da ilgi alanı içerisindedir. Kısaca perinatolog hem fetusun hem de annenin doktorudur.

Perinatoloji dediğimiz gebelik ve doğum bilimi gebe kadınların ve bebeklerinin sağlığını düzeltmek, fetal anormalliklerin erken teşhisi, kromozomal anormalliklerin taranması, düşüklerin ve ölü doğumların engellenmesi, erken doğumun önceden anlaşılıp önlenebilmesi, çoğul gebeliklerde oluşabilecek problemlerin teşhisi ve gebeliklerin takibini yönetebilmek için çok önemlidir.

Anne ve bebek için RİSKLER NELERDİR?

Yüksek Riskli Gebelik kavramı çok geniş bir kavram olup, genetik yapı, anne yaşı ve yaşam tarzı gebelikte gelişen risklerin önemli bir kısmını belirlemektedir. Sigara içimi, kilo artışı, ilaç kullanımı gibi yaşam tarzımızı etkileyen bazı durumlarda yapabileceğimiz değişiklikler ile hamilelik sırasında gelişebilecek bazı riskli durumları azaltabiliriz. Bütün hamileleri ilgilendiren az veya çok riskler bulunmaktadır. Burada önemli olan daha yüksek risk grubundaki hastaları belirlemek ve yüksek risk varsa önlem almaktır.

Perinatolojinin amacı gebelikteki riskli durumları belirlemek ve buna göre gebelik takibini ve tedaviyi planlamaktır. İdeal bir gebelik bakımına gebelik öncesi danışmanlık verilmesi ile başlamalıdır. Ancak, ülkemizde bu konuda çok fazla eksiğimiz olduğu bir gerçektir. Perinatal dönem doğumdan sonraki ilk dört haftalık dönemi de kapsar. Bu nedenle perinatoloji yenidoğan uzmanlık alanı ile iç içedir. Aslında genetik, biyokimya, hematoloji, çocuk cerrahisi gibi geniş bir yelpazede işbirliği yapmak kaçınılmazdır ve başarıyı belirleyici temel unsurlardan birisidir.

YÜKSEK RİSKLİ GEBELİK nedir ve takibi nasıl olmalıdır?

Gebelik öncesi veya gebelik döneminde sorun çıkan gebeliklere yüksek riskli gebelik denmektedir. Yüksek riskli gebelik takibi, normal gebelik takibine göre farklılıklar gösterebileceğinden bu gebeliklerin perinatoloji uzmanı tarafından takip edilmesi önerilmektedir. Çoğu gebeliklerde herhangi bir sorun olmamasına rağmen, gebelik dönemi süresince ne zaman sorunla karşılaşılabileceğini öngörmek hamile anne için mümkün değildir. İlk başta normal görünen bir hamilelik döneminde bile sonradan ciddi sorunlar yaşanabileceği için, riskli gebelik olsun olmasın bütün hamileliklerin takip altında olması büyük önem taşımaktadır. Yüksek riskli gebelik takibinde hastanın tek bir hekim (Perinatoloji uzmanı) tarafından izlenmesi yeterli değildir. Bu, farklı branşlardan hekimlerin ortak bilgi ve deneyimleriyle yürütülebilen bir izlem şeklidir. Ekipte kadın hastalıkları ve doğum uzmanı başta olmak üzere, dahiliye uzmanı, endokrinoloji uzmanı, diyetisyen, genetik uzmanı, çocuk cerrahı, neonatolog da bulunmalıdır.

Detaylı ULTRASONOGRAFİ nedir?

Normal gebelik takibinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından 17-22 haftalar arasında fetal anomali taraması yapılmaktadır. Fetal anomali taraması (birinci düzey ultrasonografi) normal, risksiz her gebelikte bebekte bir anomali varlığını araştırmak amacıyla yapılır. Fetal anomali taramasında bir risk veya şüphe saptandığında ayrıntılı inceleme için hasta detaylı (ikinci düzey) ultrasonografi incelemesine sevk edilir. Burada perinatoloji uzmanı tekrar inceler ve aileye bebeğin durumu hakkında ayrıntılı bilgi verir. Gebelik takibi sırasında yapılan detaylı ultrasonografi kadın hastalıkları ve doğum uzmanına yardımcı olan ikinci bir değerlendirme olarak kabul etmek gerekir. Yani bu işlemi, normal yapılan ultrasonografilere ek olarak bebeğin ikinci bir çift göz ile ayrıntılı incelenmesi olarak da yorumlayabiliriz. Perinatoloji uzmanı aynı zamanda kadın hastalıkları ve doğum uzmanı da olduğu için, gebelerin klinik durumlarının açıklanmasında zaman kaybının önlenmesi, ayrıntılı ultrasonografiyi takiben gerekli olan tanısal testlerin aynı anda yapılması, ayrıca, gebelikte var olan sorun hakkında hastaya danışmanlık hizmeti (konsültasyon) vererek yeniden kendi doktoruna en kısa zamanda dönmesine yardımcı olmak amacıyla detaylı ultrasonografinin perinatoloji uzmanları tarafından yapılmasında fayda vardır.

En sık görülen SORUNLAR nelerdir?

Anne adayının gebelik öncesi veya gebelikte riskli olarak tanımlanmasını sağlayan faktörler:

GEBELİK ÖNCESİ sorunlar

  • Kalp hastalığı, tansiyon yüksekliği
  • Şeker hastalığı (Diyabet)
  • Hipo/hipertiroidi gibi endokrin hastalıklar
  • Böbrek hastalıkları
  • Karaciğer hastalıkları
  • İnfeksiyon hastalıkları
  • Kollajen doku hastalıkları (Lupus, Sjögren hastalığı vs)
  • Kromozom ya da gen hastalıkları riski
  • Kan uyuşmazlığı
  • Anne adayının 18 yaşından küçük, 35 yaşından büyük olması
  • Anne adayının çok zayıf veya çok şişman olması
  • Akraba evliliği
  • Annede ilaç kullanım öyküsü (epilepsi, psikiyatrik hastalık vs)
  • Sigara ya da alkol kullanımı

GEBELİK SIRASINDA karşılaşılan sorunlar

  • Gebelik hipertansiyonu, preeklampsi, eklampsi (gebelik toksikozları)
  • Gestasyonel Diyabet (gebelik şekeri)
  • Erken gebelik dönemi kanamaları
  • Anormal tarama test sonucu (ikili test, üçlü test, dörtlü test vs)
  • İkiz gebelik, üçüz gebelik ve diğer çoğul gebelikler
  • Erken doğum öyküsü
  • Erken membran rüptürü (suların erken gelmesi)
  • Habitüel abortus (Tekrarlayan gebelik kaybı)
  • Bebekte gelişme geriliği
  • Plasenta yerleşim anomalileri (bebeğin eşinin yerleşim bozuklukları)
  • Fetusta saptanan organ anomalileri (kalp, akciğer, yüz, beyin, böbrek vs)
  • Amnios sıvısı (bebeğin anne karnında yaşadığı sıvı ortamı) anomalileri (az/çok olması)
  • Annenin enfeksiyonlarının bebeğe geçmesi
  • İri bebek
  • Fetus duruş anomalileri
  • Fetal kist ve tümörler
  • Fetal kemik gelişim anomalileri olduğu durumlarda ikinci bir göz amacıyla perinatoloji uzmanının görmesinde fayda vardır.


Çeşitli risk faktörleri bulunan ve gebelik düşünen anne adayları ile gebeliğinde çeşitli riskler tespit edilen, komplikasyon gelişen ya da çeşitli nedenlerle gebeliği hakkında endişeleri olan gebeler perinatolojiye başvurmalıdır.

Yaz sıcak ve nemli havalar özellikle gebelikte çok zor olabilir. Hamile bayanların sıcağa dayanamama durumu zaten vardır.

  • Hava sıcaklıkları arttıkça rahatsızlık derecesi de artar
  • Sabah veya akşamüstü hava sıcaklığının azaldığı zamanlarda yürüyüşe çıkın
  • Hava sıcaklığının artacağını öğrendiğiniz günlerde yürüyüşe çıkmayın
  • Baş dönmesi veya kendinizi kötü hissettiğinizde güneşten uzak durun
  • Mutlaka hafif gölge alanları tercih edin
  • Sık sık ufak istirahatlar şekerlemeler yapın
  • Uzun süre ayakta kalmayın 
  • Kendinizi yorgun ve halsiz hissederseniz sol yanınıza doğru uzanın ve soğuk kompres uygulayın

Alnınıza, başınızın üstüne, boyun arkanıza yapılacak olan hafif ıslak, soğuk nemli havlu ile vücut ısısını düşürebilirsiniz. Ayrıca sık sık nefes alıp vermekte vücut ısınızı düşürür. Astım gibi nefes darlığı problemleriniz varsa sıcaklarda dışarı çıkmamanız tavsiye edilir.

Gebelikte oluşabilen ödem, kilo alımı, bebeğin büyümüş olması, nefes darlığı, mide ekşime ve yanmaları, uykusuzluk, çarpıntı şikayetlerini belirginleştirebilir. Yaz mevsiminde aşırı sıcakların olması gebe kadınlarda daha kolay vücut ısısı artışı sağlar ve buda gebelikte tansiyon yükselmesi veya düşmesine sebep olabilir. Sık sık alınacak ılık duşlar cildi nemlendireceği gibi özellikle sıcak basması ve uykusuzluk problemlerine de iyi gelecektir.

Gebelik döneminde güneşten bilinçli şekilde yararlanmak gerekir. Güneş bir D vitamini kaynağıdır. Kemikleri, vücut savunma sistemini ve insan psikolojisi üzerinde olumlu etkileri vardır.

Ancak güneş ışınlarının en dik geldiği saatler arasında yani saat 11 ile saat 16 arasında güneşlenmemek, Direk güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmamak gerekir.

Gebelikte vücudun sıvı ihtiyacı artacağından her gün bol miktarda sıvı alımına dikkat edilmelidir. Günde en az 2-3 litre (8-10 bardak) sıvı alımı şarttır. Bol su, taze meyve suları, hafif çorbalar, az şekerli kompostolar, limonata, sıvı miktarı fazla ayranlar vs seçenekler arasındadır. Yalnız gereğinden fazla sıvı tüketiminin de su zehirlenmesi durumuna yol açabileceği bilinmelidir.

Alınan bol sıvı gebelikte görülme sıklığı artan kabızlık, basur, idrar yolu enfeksiyonları erken doğum, düşük riski gibi çok önemli problemlerin de oluşmasını engelleyebilir.

Gebelerin dışarı çıktığında yanlarında su bulundurmaları faydalıdır.

Tabi hem idrar çıkışını arttıran kola, kahve, çay gibi içeceklerden hemde su tutucu özelliği olan gazlı soda gibi içeceklerden çok miktarda alınmamalıdır. Taze sıkılmış meyve sularını içerken de şeker içeriğini unutmamak ve aşırıya kaçmamak gerekir.

Yaz aylarında az yağlı yiyecekler yenmeli, kızartmalar, bol yağ ve salçalı yemeklerden kaçınılmalıdır. Salata, zeytinyağlı sebze yemekleri tüketilmelidir. Et, süt, yoğurt, peynir gibi temel protein kaynaklarını da tüketirken az yağlı olmasına özen gösterilmelidir.

İlk aylarda bulantı kusma şikayetlerinin hafifletilmesi için az yağlı ve katı besinler tercih edilebilir. Yine akşam yemeklerinin daha hafif tutulması, az yağlı, düşük kalorili olması ve yatmadan en az 1-2 saat önce bir şey yenmemesi nefes darlığı şikayetini azaltabilir.

Sıcaklarla birlikte artan besin zehirlenmelerine dikkat edilmelidir. Açıkta uzun süre beklemiş gıdalarda kolayca mikrop üreyebileceği unutulmamalıdır.

Gebelikte vajinal akıntılar, mantar enfeksiyonları özellikle yaz aylarında daha fazladır. İdrarda koku, yanma, kötü kokulu akıntı, kaşıntı gibi şikayetlerde de başvurulması gerekmektedir. Aşırı terleme ve vücudun katlantılı yerlerin hava almaması enfeksiyonlara sebep olabilir. Güneş kızarıklıklara yol açabilir. Bu bölgeleri kuru ve temiz tutmak gereklidir. Her gün alınan ılık duşlar, pamuklu, terlemeyi ve cildin nemli kalmasını önleyecek rahat hafif ince, açık renk kıyafetler tercih edilebilir.

Gebelikte melanin denen pigment hormonu daha yüksek seviyelerde olduğundan güneş ışınlarının yüzde ve ciltte leke oluşturma riski daha fazladır. Yüksek koruma faktörlü güneş kremleri tercih edilmelidir. Ayrıca kaliteli güneş gözlükleri ve korumalı şapkalar, mantar enfeksiyonunu engelleyici ter emici rahat, açık renk kıyafetler güneş ışığını yansıttığından tercih edilmelidir.

Havuzların hastalıkların yayıldığı önemli alanlardan biri olduğunu unutmamak gerekir.

Denizin dezenfektan özelliği olduğundan bulaşıcı hastalıkları havuzdan daha kolay kapmak mümkün olduğundan Havuz yerine deniz tercih edilebilir. Havuz tercih edilecekse de sürekli denetlenen havuzlar kalabalık olmadığı zamanlarda tercih edilmelidir. Hamile bayanlar 15-20 dakika gibi kısa süreli denize girip tekrar gölgelik alanları tercih edebilirler.

Gebelikte özellikle yaz aylarında en çok önerilen spor uygun saatlerde yürümek ve yüzmektir. Suyun içinde yapılacak jimnastik hareketleri de çok faydalıdır. Sabah saatlerinde yüzmek tüm günü daha rahat geçirmeye faydalı olabilir. Gebelikte pilates ve yoga da önerilen sporlardandır. Gebelikte yapılan bu tür sporlarla yorgunluk hissi azalmakta, psikolojik açıdan daha rahat olunabilmekte ve daha rahat uyunabilmektedir. Gebelikte düşme tehlikesi olan su kayağı, jet ski vb yaz sporları önerilmez.

Yüzme hem vücut ısınızı düşürür hem siatik sinirin üzerinden yükü alarak rahatlatır. Gebelikte yüzerken suyun boy hizasını geçmeyen derinlikte yüzülmesi olası kramp riskine karşıda önemlidir. Gebelikte dalma önerilmez. Suda jimnastik hareketleri yapmak sağlıklıdır. Havuz veya deniz içerisinde oluşabilecek kramplara karşı yalnız yüzülmemesi de tavsiye edilir.

Anne adayları dar olmayan gebeler için tasarlanmış olan mayolar tercih etmelidirler. Deniz veya havuzdan çıkıldığında mayo değiştirilerek kuru mayo ile 15-20 dakika güneşlenilebilir.

Ayaklarınızı sık sık yüksekte tutarak bacaklarınızdaki şişmeyi önleyebilir ve dolaşımı düzeltebilirsiniz. Su tutulmasını engellemek için aşırı tuz alımından kaçının. Ayaklardaki ödem için yemekten sonra veya günün sonunda yarım-bir saat uzanın. Ayaklarınızın altına bir yastık koyup ayaklarınızı hafif yukarıda tutarak uyuyun. Rahat ve normal ayak ölçünüzden yarım beden daha büyük bir ayakkabı giyinin. Yüzüğünüz sıkı geliyorsa çıkarın.

Gebelikte yaptığınız egzersizlerde bol bol ara verip soluklanmalı ve susamayı beklemeden bol su içilmelidir. Ayrıca güneş altında spor yapmamalıdır. Gebelerin eşleriyle yapacakları sabah ve akşamüstü yürüyüşleri hem fiziksel hem de psikolojik açıdan çok yararlıdır.

Genel olarak son 3 aylık gebelik döneminde uzun süreli yolculuk tavsiye edilmez.

Gebelikte gideceğiniz tatil yerinin de temiz, havalandırması olan, hastaneye yakın bir yer olması tercih edilmelidir.

Düzenli doktor KONTROLLERİ

Geleneksel olarak tekiz ve yüksek riskli olmayan gebeliklerde; başlangıçta ayda bir kez, 28-30. gebelik haftasından itibaren 2 haftada bir ve son ayda (36.haftadan itibaren) haftalık takip yapılır. Yeni modern yöntemde ise 12-14. haftada , 20, 26, 32, 36, 38, 40 ve 41. haftada kontrollerin yapılması yeterlidir.

İkiz gebeliklerde ya da annenin yüksek riskli gebelik sınıfında olması durumunda doktorun kararına göre 2-3 haftada bir, gerekirse haftada bir takipler yapılır.

İLK kontrol

İdeal olarak ilk kontrolün zamanı 8-12. haftalar arasındadır.

Bu kontrolde:

Anne adayının hastalık öyküsü dinlenir.

Aile hikayesi dinlenir.

Son normal adetin zamanının doğruluğunun tespiti yapılır.

Geçmiş gebelik öyküsü dinlenir.

İlaç kullanımı sorgulanır.

Allerji öyküsü dinlenir.

Sosyal öykü dinlenir.

MUAYENE aşağıdaki basamaklardan oluşur:

Anne kalbini dinlemek, tansiyon ve kilosunu ölçmek

Solunum sistemi muayenesi

Meme muayenesi

Kifoz ve skolyoz açısından omurganın değerlendirilmesi

Karın muayenesi

Varisler açısından bacakların kontrolü

Vajinal muayene (son zamanlarda yapılmadıysa pap-smear testi)

Aşağıdaki TETKİKLER yapılır:

Tam idrar tetkiki,

Tam kan sayımı,

Kan grubu,

Hemoglobin elektroforez,

Hepatit B antijeni,

Rubella antikoru,

HIV testi,

Sifiliz taraması

Gebelikte yapılan TARAMA TESTLERİ

İkili tarama test, bebekte ense kalınlığı ölçümü: 11-14 haftada Down Sendromu taraması için yapılır.

Ayrıca ense kalınlığı ölçümü başta kalp anormallikleri olmak üzere diğer bazı bebekte olabilecek anormallikler açısından da bilgi vericidir.

Üçlü test: 15-20. gebelik haftasında yapılır. Bu test Down sendromu dışında sinir sisteminin gelişimsel bozuklukları açısından da bilgi verir.

Ultrasonla rutin anomali taraması: 18-20. haftalar arasında yapılır.

Şeker yükleme testi: 24-28. gebelik haftası arasında yapılır.

Gebelikte yapılan GİRİŞİMSEL TESTLER

KORYON VİLLUS ÖRNEKLEMESİ; Gebeliğin daha sonraki dönemlerinde plasentayı oluşturacak olan koryondan genetik tanı amacı ile biyopsi alınmasıdır. 11-13. gebelik haftaları arasında yapılır.

AMNİOSENTEZ; Bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan iğne yardımı ile bir miktar örnek alınarak incelenmesi işlemidir. Günümüzde genetik anomalilerin tespitinde kullanılan en geçerli testlerden biridir.

KORDOSENTEZ; Anne karnında ultrason eşliğinde bir iğne ile girilerek bebek kordonundan kan alınmasıdır. Tanı ve tedavi amacıyla yapılabilir. Genellikle 20. gebelik haftasından sonra yapılır.

Bu işlemlere bağlı düşük, enfeksiyon, su kesesinin açılması, plasenta veya kordonun zedelenmesi, erken doğum riski, alınan sıvıdan yeterince hücre üretilememesi, iğnenin bebeğe zarar vermesi gibi riskler vardır. Uzman kişilerin elinde 1/100 den fazla değildir.

Sağlıklı bir GEBELİK İÇİN genel öğütler

Doktor ve anne adayı arasında plan belirlemek gerekmektedir.

Anneye gebelik ve doğum hakkında bilgi edinebileceği yollar gösterilmelidir. (ilgili kitaplar, anne eğitim sınıfları, rahatlama sınıfları)

Sosyal güvence imkanlarını gözden geçirmek gerekmektedir.

Uygun ilk zamanda diş muayenesi yapılmalıdır.

Beslenme ile ilgili öneriler geliştirilmelidir.

Anne karnında bebekte gelişme geriliği ve olgunlaşmayı geciktirdiği için sigaranın bırakılması gerkmektedir.

Alkolün bırakılması gerkmektedir.

Pastörize edilmemiş ürünler, taze peynir ve beyin tüketiminden kaçınılması gerkmektedir.

Toksoplazma riski açısından kedi eşya ve pisliklerinden uzak durulması gerkmektedir.

Demir takviyesi alınması gerekmektedir.

Vitamin kullanımı (folik asit) önerilmektedir.

Cinsel ilişki vajinal kanama olmadıkça serbesttir.

Egzersiz olarak yürüyüş ve yüzme tavsiye edilir.

Gebe sadece kendisini rahatsız etmeyecek uzaklığa yolculuk etmelidir.

Astım ve gebelik ;

 Gebelerin 1/3 ünde astım şikayetleri artar

 Astım semptomları en çok 29-38.haftalar arasında artış gösterir

 Gebelik süresince astımınızı tetikleyecek etkenlerden uzak durun

 Bebeğinize yardım etmenin en iyi yolu astımınızın kontrol altına alınmasıdır. Astım ilaçlarının büyük bir çoğunluğu bebek üzerine herhangi bir olumsuz etkiye sahip  olmayıp güvenle kullanılabilir.