Yararlı Bilgiler

Vücudumuzun çatısı oluşturan omurgamızın, hareketlerimizi sağlamadan, iyi nefes almamıza ve kalbimizin iyi çalışmasına kadar pek çok fonksiyonu bulunmaktadır. Gündelik hayat içinde hareket ve davranışlarımızda gerçekleştireceğimiz küçük iyileştirmeler ve dikkat edeceğimiz ayrıntılar omurga sağlığını korumamıza katkı sağlayacaktır.

Omurga, omur adı verilen 33 kemikten oluşmaktadır. Ve bunların da 23 tanesi hareketlidir. Bu kemikler birbirlerine bağ dokusu, eklemler ve disk denilen yastıkçıklarla bağlanır. Hareket, omurların her birine bağlanan omurga kaslarıyla sağlanır. Omurga yapısındaki tüm sistem son derece uyum içerisinde çalışarak, öne, arkaya ve yanlara kolaylıkla eğilip dönmemizi sağlar.

Omurganın fonksiyonları

  • Omurgamız her ne kadar arkadan bakıldığında düz bir sütün gibi görünse de yandan bakıldığında kıvrımlıdır. Bunlar boyunda öne doğru (lordoz), sırtta arkaya doğru (kifoz) ve belde öne doğru (lordoz) şeklindedir. Omurganın sırttan arkaya doğru kıvrılmasıyla kalp, akciğer gibi iç organların rahat yerleşimi sağlanır. Göğüs kafesiyle birlikte kalp ve akciğer üzerinde yaptığı koruma sayesinde doğru nefes almamız ve kalbimizin de sağlıklı kalmasına yardımcı olur.
  • Omurga, omurilik için de koruyucu bir işlev görmektedir. Beyinden çıkarak tüm organlara hareket komutunu ileten sinirler omurga tarafından taşınır. Omurilik, üst üstte dizilmiş olarak yerleşen omurların arasında oluşan kanal içerisinde taşınır. Böylelikle dışarıdan gelebilecek her türlü darbeden korunmuş olur.
  • Gövde iskeletimizi oluşturan omurganın en önemli işlevlerinden biri ayakta kalmamızı sağlamasıdır. Bunu, baş ile bacaklar arasında bağlantı kurarak gerçekleştirir.

Omurga sağlığı nasıl korunabilir?

Bu denli önemli işlevi olan omurgamızı korumamız ve mümkün olduğunca doğru kullanmamız için öncelikle omurgaya aşırı yük binmesini engelleyecek bir duruş (postür) sağlamamız gerekir.

İyi bir duruş, yürürken, otururken, ayakta dururken omurgaya en az yük bindirerek, kaslarda en az gerilme yaracak uygun pozisyonlarla sağlanabilir. Bunun için vücudu bir süre eğitmek gerekebilir.

Doğru bir duruşa ulaşmak için öncelikle güçlü ve esnek kaslara sahip olmak gerekir. Fizik kondisyonunu artırarak bunu sağlamak mümkün. Gün içinde mümkün olduğunca hareketli olmak, uzun süre bilgisayar başında oturan kişilerde düzenli aralıkları kalkıp hareket etmek ve düzenli olarak spor yapmak kondisyonun artmasına yardımcı olur. Aynı zamanda omurganın her iki tarafındaki kasların da güçlü ve dengede olması gerekir.

Doğru duruş alışkanlığı nasıl sağlanır?

Sağlıklı bir omurga ve doğru bir duruşa ulaşmak için öncelikle bu konuda farkındalığın artması gerekir. İlk adım duruş bozukluğunun farkına varmak ve bu konuda neler yapılabileceğini anlamaktır. Daha sonra, ayakta dururken, otururken ya da hareket ederken bazı noktalara dikkat edip düzeltmeye yönelik gayret ederek zaman içinde doğru duruşa ulaşmak mümkün olacaktır.

Doğru duruş ne sağlar?

  • İyi ve estetik bir görünüme katkı sağlar.
  • Omurga eklemlerin tutan bağlar üzerinde oluşan stresin azaltılmasına yardım ederek, bu yapı üzerine ez az yük binmesini sağlar.
  • Kasların düzgün kullanılmasıyla, kemik ve eklemlerin de sağlıklı çalışması sağlanır.
  • Kasların daha az enerji kullanarak daha verimli kullanılmasını ve böylelikle daha geç yorulma sağlanır.
  • Bel, boyun ve sırt bölgesinde oluşabilecek ağrıları önler.

Doğru duruş nasıl olmalı?

  • Çeneniz düz olarak başınızı dik tutun.
  • Başınızı geriye ya da yanlara eğmeden tam karşıya bakın.
  • Dizleriniz ve sırtınız düz olarak omuzlarınızı geriye atın.
  • Karnınızı içeri çekin, göğsünüzü önde tutun.

Doğru bir duruşa sahip olmak bir zamanla kazanılan bir alışkanlıktır. Bunun için de doğru duruş pozisyonunu mümkün olduğunca her ortamda tekrarlamak ve alışkanlık haline getirmek gerekir. Uzun süre ayakta durmak da omurga üzerine aşırı yük binmesine neden olur. Bu yüzden böyle bir işle uğraşanlar ya da uzun süre ayakta durulması gereken bir durumla karşılaşanlar, omurgasını aşırı yükten kurtarmak için ara sıra hareket etmeli ya da oturarak omurgasını dinlendirmeye çalışmalıdır.

Doğru oturma nasıl olmalı?

  • Omuzlarınız ve sırtınız aynı hizada ve dik oturun.
  • Sandalyede otururken sırtınızın sandalyeye temas etmesini sağlayın.
  • Sandalyenin ucunda oturmayan. Sırtını kavrayan arkası yüksek bir sandalye tercih edin.
  • Sandalyenin bel çukuru kavraması gerekir. Buna uygun bir sandalye seçmeye çalışın. Bu sağlanamıyorsa sandalyenizde bel çukurunu destekleyen bir yastık kullanın.
  • Vücut ağırlığınızı mümkün olduğunca her iki kalçanıza eşit dağıtmaya çalışın. Bu durumu engelleyen bacak bacak üstüne atma pozisyonundan kaçının.
  • Dizlerinizi dik açıda tutun, ayaklarınızın yerle temas etmesini sağlayın.
  • Uzun süreli oturarak çalışmanız gerekiyorsa, 30 dakikadan fazla aynı pozisyonda kalmayın. Düzenli aralıklarla kalkıp hareket edin.
  • Bilgisayar karşısında çalışırken sandalyenizi bilgisayarla göz hizasında olmanızı sağlayacak uygun bir yüksekliğe ayarlayın ve masaya doğru yaklaştırın.
  • Bilgisayar ekranına doğru yaslanmayın. Omuzlarınızı rahat, sırtınızın dik tutun ve kollarınızın rahat hareket etmesini sağlayın.

Doğru yatış pozisyonları

  • Omurganızı mümkün olduğunca dengede tutmaya çalışın.
  • Başınızın altında omurganın dengesini bozmayacak boyutta çok yüksek olmayan bir yastık koyun.

Ayakkabı köselesi mümkün olduğu kadar esnek olmalıdır. İç taban, ayakkabının ayak tabanı ile temas eden kısmıdır. Deriden yapılmış olmalı. Ayakkabının en geniş yeri tarak kemikleri başlarına gelen kısımdır. Bu kısım tarak kemiklerini sıkıştıracak kadar dar veya ayağın ayakkabı içinde hareket etmesine izin verecek kadar bol olmamalı.

Ayakkabının uç kısmında ise taban yerden 1.5 cm uzaklaşarak havaya kalkık olmalıdır. Topuk ile yürümenin itme fazı daha kolay olur, o nedenle belirli bir topuk yüksekliği olan ayakkabılar hiç topuğu olmayan düz ayakkabılardan daha sağlıklıdır.

Topuk yüksekliği küçük çocuklarda 0.5 cm, büyük çocuklarda 1.5-2 cm, yetişkin erkeklerde 2.5cm, yetişkin kadınlarda 3.5 cm olmalıdır. Kadınlarda yüksek topuklar, zamanla taraklı ayağa neden olur.

Ayrıca yüksek topuklar bacak arka kaslarında kısalma ve ayak bileği bağlarında esneme ve zayıflama yaparak ayak bileği burkulmalarına neden olur. Ayakkabı içinde parmakların uç kısmı ile ayakkabı ön kısmı arasında 12 mm'lik boşluk olmalıdır.

Parmakların üst kısmı ayakkabıya sürtünmemesi için burda boşluk olmalı aksi takdirde parmak üstlerinde ve tarak kemikleri başlarının altında nasırlar oluşur. En önemli kural; önce ayak sağlığımız, sonra modaya uygunluk ve güzel görünüştür.

Günübirlik ( OUTPATIENT ) ortopedik CERRAHİ girişimler

Bu tanımlama; hastanede kalmadan yapılan küçük-orta girişimsel işlemleri kapsar. İşlem yapılır ve hasta aynı gün evine gidebilir. Günübirlik cerrahi uygulamalar ve girişimsel işlemler; dünyada giderek yaygınlaşmakta olup, bu amaçla kurulmuş merkezlerde yapıldığı gibi, hastanelerin özel ayrılmış bölümlerinde de yapılmaktadır. Günübirlik cerrahi tedavide amaç; hastane maliyetlerini düşürmek, hastanın zamanını harcamamak, ev ortamının rahatlığını öne çıkarmak ve hastane enfeksiyonlarından kaçınmaktır. Bu tür girişimlerde, işlem süresi kısa ve komplikasyon oranı da, % 1 ' in altındadır.

Günübirlik ORTOPEDİK CERRAHİ girişimler nelerdir?

Basit kırıklar; sedasyon altında redükte edilip perkütan fiske edilebilirler. Lokal anestezi ile kısa sürede çözümlenebilecek, basit tendon yaralanmaları, yüzeysel ve küçük kitle eksizyonları, bazı artroskopik işlemler ve bölgesel çeşitli enjeksiyonlar, günübirlik uygulanabilir.

SPOR yaralanmaları ve ARTROSKOPİK cerrahide uygulamalar

Spor travmalarında; en fazla oynar eklemler ve bunların çevresindeki tendon, kas gibi yapılar yaralanırlar. Büyük eklem yaralanmalarında, eskiden, ekleme kesiler yapılarak ve eklem açılarak ameliyat gerçekleştirilirken, günümüzde eklem ameliyatlarında sıklıkla kapalı yöntemler tercih edilmektedir. Ekleme belli noktalardan girilerek ve eklem içini video-kameralarla görüntülüyerek, özel el aletleri ile yapılan bu cerrahi girişimlere artroskopik uygulamalar denilmektedir ( video: Artroskopi hasta pozisyonu, Resim : Artroskopi 1, 2 ve 3 ). Artroskopik cerrahi; hastanın çabuk iyileşmesi ve ayağa kalkması, komplikasyonlarının düşük oranda olması gibi önemli avantajlara sahiptir. En fazla uygulanan diz eklemi artroskopisini, omuz, ayak bileği, dirsek ve kalça eklemi artroskopileri izlemektedir. Artroskopik diz cerrahisinde; kısa sürecek ve hastanın hemen işlem sonrası ayağa kalkarak, basabileceği günübirlik uygulamalar vardır. Bunlar; eklemden serbest cisim çıkarılması, eklem kıkırdak debridmanı, parsiyel menisektomi gibi işlemlerdir. Menisküs tamirleri, kıkırdak kanlandırma, yeni kıkırdak oluşturma, bağ rekonstrüksiyonu gibi işlemler; günübirlik girişimler için çok uygun değillerdir Bir parça daha uzun süren ve hastanın da uzun süre ekleme yük bindirmemesini gerektiren işlemlerdir. Kıkırdak hasarları; ciddi, tedavisi zor yaralanmalardır, bununla birlikte, artroskopik girişim yardımıyla bir çok tedavi yöntemi denenebilir. Bu girişimler sırasında, eklemi, mini insizyonla da olsa, açmak gerekebilir .

Yine eklemlere ve derin yumuşak dokulara tedavi amaçlı uygulanan enjeksiyonları da, günübirlik yapılabilen işlemler arasında sayabiliriz. Yumuşak doku ve eklem hasarları; spor yaralanmalarından köken alabileceği gibi, günlük yaşantı sırasında da gerçekleşebilir. Eklem, kas, tendon ve ligamentlere yapılabilen enjeksiyonlardan amaç; ağrıyı gidermek, hasarlı dokuda iyileşmeyi hızlandırmaktır. Bunlar uygulanırken, özellikle, kalça artrozu, derin adale yırtığı gibi ulaşması güç bölgelerde; lokal anestezi uygulanabilir ve skopi, USG cihazı gibi araçlardan da yararlanılabilir .

Enjeksiyonla uygulanan maddeler; kortikosteroid, lokal anestezik , hiyaluronik asit ve son yıllarda yaygın kullanıma giren, Trombositten Zengin Plazma ( TZP )' dır.

TROMBOSİTTEN zengin plazma ( TZP ) nedir?

Kan bileşenleri ; plazma ve hücrelerden oluşur. Hücreleri ise; Alyuvarlar (Eritrositler), Akyuvarlar (Lökositler) ve Trombositler oluşturur.

Trombositler; pıhtılaşma mekanizmasında rol oynamakla beraber, içerdikleri sitokinler, büyüme faktörleri gibi çok sayıda proteinlerle yara iyileşmesinde de önemli rol oynarlar. Yani insan vücudu; kendi trombositlerinin yaralanma bölgesine toplanıp, ortama büyüme faktörlerini salmasıyla gerçekleşen "doğal bir iyileşme potansiyeline" sahiptir. Mantıksal olarak, hasarlı bölgede Trombosit sayısı ve yoğunluğunun artırılmasıyla, ortama daha fazla büyüme faktörünün salınacağı ve daha hızlı yara iyileşmesi sağlanacağı varsayılabilir.

Bu amaçla hastadan alınan uygun miktarda kanın santrifüj edilerek, trombositten yoğun olan kısmının elde edilmesi ve bu kısmın yaralı bögeye enjekte edilmesi işlemine "TZP uygulaması" denilmektedir. Bu işlemle, kanda normal olarak mm küpte 150-350 bin olan trombosit sayısı 1 milyonun üzerine çıkarılarak, 5-10 kat fazla bir yoğunlaştırma elde edilmektedir.

TZP; yara iyileşmesinde NASIL ROL oynar?

Mekanizma tam bilinmemekle birlikte; artmış yoğunluktaki trombositlereden yoğun olarak ortama salınan büyüme faktörlerinin iyileşme potansiyelini hızlandırdıkları düşünülmektedir. Bu olguyu doğrulayan çok sayıda bilimsel çalışma vardır. Bu yöntem, spor yaralanmasına uğramış çok sayıda profesyonel sporcuyu erkenden spora döndürmek için uygulanmaktadır. Akut olguların yanısıra, kronik olgularda, örneğin, tenisçi dirseğinde TZP uygulaması iyi sonuçlar vermektedir.

TZP hangi DURUMLARDA uygulanır?

Tarihsel gelişime bakıldığında, TZP'nin; Kalp-Damar Cerrahisi, Plastik Cerrahi, Dermatoloji, Diş Hekimliği ve Çene Cerrahisi gibi birçok alanda da da uygulanmakta olduğu görülmektedir. Son yılarda ise, Ortopedi ve Travmatoloji alanında kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Akut-kronik yaralanmalarda, dejeneratif eklemlerde, kırık tedavisinde, bazan ameliyat sırasında ve sonrası dönemde uygulanmaktadır. Tenisçi dirseği, aşil tendon yaralanması, topuk dikeni, bağ ve tendon yaralanmaları, kas yırtıkları, eklem kıkırdak hasarları (kireçlenme = osteoartrit ), kırık tedavisi gibi pek çok problemin çözümünde, TZP uygulamaları yapılmaktadır. TZP; ameliyat sırasında ve sonrasında da, iyileşmeyi çabuklaştıran bir faktör olarak uygulanmaktadır.

osteoartrit = kireçlenme

osteoartrit = kireçlenme

TZP nasıl UYGULANMALIDIR?

Steril bir ortamda hastadan gerektiği kadar kan alınıp, yine aynı yerde santrifüj işlemi yapılmalıdır. Bu amaçla, standarize edilmiş ticari kit ve santrifüj cihazlarını kullanmak daha uygun olacaktır. Elde edilen TZP, steril şartlarda, yaralı (hasarlı) bölgeye lokal anestezi uygulanarak enjekte edilmelidir. Özellikle kalça eklemi, kuadriseps kası gibi, derine enjeksiyon gerektiren bölgelerde, skopi, ultrason cihazı gibi araçlardan yararlanılabilir. Hastaya işlemin bir parça ağrılı olabileceği ve bunun bazan 1-2 hafta sürebileceği anlatılmalıdır. TZP uygulaması; birden fazla yapılabilir. Enjekte edilen materyal; hastanın kendi kanı olduğu için, komplikasyon riski minimaldir.

Kadıköy Florence Nightingale Hastanesinde; günübirlik; artroskopik cerrahi gibi pek çok küçük cerrahi girişimin yanı sıra, TZP uygulamaları da başlamıştır. Spor yaralanmalarında olduğu kadar, günlük yaşamda ortaya çıkan kas-iskelet sistemi yaralanmalarında, yaşla birlikte artan denjenere eklem hastalıklarında da, TZP uygulamalarının sonuçları yüz güldürücü olmaktadır. Kadıköy Florence Nightingale Hastanesinde, TZP uygulanırken, azami sterilizasyona dikkat edilmekte ve ameliyathane koşulları aranmaktadır.

Spor nedir ?

Spor; kısaca, harekettir. Belli bir düzen içinde yapılan, vücudun kas, eklem gibi hareketi sağlayan yapılarını çalıştıran aktivitelerin tümüdür.

Spor sırasında en çok çalışan ve en çok yaralanan organlarımız hakkında bilgi verirmisiniz?

En fazla kas, tendon, eklem kapsülü ve kıkırdak gibi yumuşak dokular yük altında kalır ve yaralanırlar. Bunların yanı sıra; ağır travmalar sırasında kemikler ve iç organ yaralanmaları da görülmektedir. Vücudumuzda; 639 adet kas vardır ve bunlar yaklaşık olarak vücut ağırlığının % 40'nı oluşturmaktadır. Kemikler ise; doğumda 300 kadarken, yetişkinlikte 206 adettir ( bazıları zamanla kaynamıştır ).

Spor yaralanmaları neden olur ve tehlikeli sporlar hangileridir?

Yaralanma nedenlerini 2'ye ayırabiliriz : 1) Kişisel nedenler 2) Çevresel nedenler. Kişisel nedenler arasında; "kas ve kemik yapısının zayıf olması, vücut anatomisinde bozukluk, geçirilmiş yaralanma ve ameliyatlar, vücutta var olan kronik hastalıklar ve enfeksiyon, psikolojik sorunlar, spor şekliyle uyumlu olmayan yaş ve cinsiyet, yapılacak spor konusunda yeterli bilgi sahibi olmamak" sayılabilir. Çevresel nedenlerse; "spor ve antreman tekniğinin uygun olmayışı, kullanılan ve giyilen malzemenin kötü olması, kurallara uyulmaması, elverişli zemin ve hava koşullarının olmamasıdır".

En çok yaralanmaya yol açan sporlar; futbol, Amerikan futbolu, basketbol, güreş gibi takım ve temas sporlarıdır. Bunlara; ülkemizde yaygın olmayan, otomobil ve motosiklet yarışlarını, yüksek hızda yapılan kayak sporlarını ekleyebiliriz.

Spora başlamadan önce ve sonra nelere dikkat edilmelidir?

Öncelikle, bir sağlık taramasından geçmek gerekir. Daha sonra da, düzenli sağlık kontrolleri gereklidir. Spora başlamadan önce mutlaka 15-20 dakika süreyle ısınma ve germe egzersizleri yapılmalıdır. Yapılacak spor dalı ile ilgili bilgi sahibi olunmalı ve ona uygun, giysi, ayakkabı ve malzeme kullanılmalıdır. Aşırı yorgunluk, çarpıntı, baş dönmesi, ağız kuruluğu gibi bulgular ortaya çıkarsa, harekete son verilmelidir. Sportif aktivite bitince 10-15 dakika süreyle soğuma egzersizleri yapılmalıdır.

Her yaşta spor yapmak mümkünmüdür?

Evet, her yaşta spor yapmak mümkündür ve gereklidir. 19. Yüzyılda insanların günlük fiziksel aktiviteleri % 92 oranındayken, günümüzün gelişmiş toplumlarında % 30'un altına düşmüştür. Bu durum; şişmanlık, kalp-damar hastalıkları, kemik erimesi, psikolojik sorunlar gibi birçok probleme yol açmaktadır. Okul öncesi yaş gurubunda (0-6 yaş), sağlıklı bir çocuk zaten hareketlidir. 6 yaştan itibaren çocuğun evde, okulda saatlerce bilgisayar ve televizyon karşısında zaman geçirmesinin önüne geçilmelidir. Fast-food denilen; hamburger, tost türü gıdaları tüketmemeli, kola ve gazlı içecekler içmesi engellenmelidir. Süt içmeleri teşvik edilmelidir. Yapılan çalışmalar, çocuklukta aşırı kilolu olanların, % 80'e varan oranda, yetişkinlikte de aşırı kilolu olduğunu göstermektedir.

Çocuklarda fiziksel aktivite (spor) yararlı mıdır ve nasıl olmalıdır?

Evet yararlıdır. Öncelikle, daha sağlıklı ve zinde olacaklardır, büyümeleri, gelişmeleri olumlu yönde etkilenecektir. Vücut hareketlerini daha iyi kontrol edip, doğal yeteneklerini geliştirme şansları olacaktır. Gerginlik, huzursuzluk, saldırganlık ve depresyon gibi sorunlarla daha kolay başa çıkabileceklerdir. Kendilerine güvenen, çevreleri ile sağlıklı iletişim kurabilen çocuklar ortaya çıkacaktır.

Yapılacak spor; çocuğa zarar vermemeli ve yaş gurubuna uygun olmalıdır. Kemik ve kas gelişimi sürerken yapılacak aşırı yüklemeler, zedelenmelere, kırıklara kızlarda adet bozukluklarına yol açabilir. 5-7 yaş arası; koşma, tırmanma, yüzme, dans- folklor gibi bireysel aktiviteler öne çıkarılırken, yaş ilerledikçe, daha fazla güç ve enerji gerektiren aktivitelere, kademeli olarak geçilmelidir. Unutulmaması gereken şey; çocuğun yaptığı spor dalını benimseyip, sevmesi ve sporu amatörce uygulayıp aşırı yüklenmelerden kaçınmasıdır.

Yaşla birlikte organizmada ne gibi değişiklikler olur ve ne tür sporların yapılması daha uygundur?

Günümüzde artık; 40-65 yaş arasını orta yaş, 65-75 yaş arasını emeklilik dönemi, 75-85 yaş arasını ileri yaşlılık ve 85 yaş üstünü de çok ileri yaşlılık dönemi olarak niteliyoruz. Yaşla birlikte: 1) Beyin ve sinir hücrelerinde artan kayıplar; denge, koordinasyon bozulmalarına, hareketlerde yavaşlamaya yol açmaktadır. 2) Görme ve işitme duyularında olan kayıplar, anlık tepkileri geciktirmektedir. 3) Kas ve kemik kitlesinde oluşan kayıp, yumuşak dokularda esneklik azalması; kolay yaralanma ve zorlu hareketleri yapamama sonucunu doğurmaktadır. 4) Kalp-dolaşım ve solunum sistemlerindeki kapasite azalması, güçsüzlük ve çabuk yorulmayı beraberinde getirmektedir. Bütün bunlara bakarak; orta yaş gurubunun, tenis, yüzme, koşma, bisiklete binme gibi aktiviteleri kolayca yapabileceğini, emekli ve ileri yaş gurubunda ise; yüzme ve yürümenin en iyi sporlar olduğunu söyleyebiliriz.

Yürüme ve koşma hakkında neler denebilir?

Yürüme her yaşın sporu olup, bir insan hayatı boyunca yaklaşık 200.000 km yani Dünya çevresinin 5 katı yürümektedir. Yürürken en önemli noktalar; uygun süre, uygun zemin, uygun giysi ve ayakkabılardır. Orta yaşın ilk yarısında; haftada 5 gün 1'er saatlik (yaklaşık 5 km) yürüyüş yeterliyken, daha ileri yaşlarda haftada 3-4 gün, 30-45 dakikalık yürüyüşler uygun olacaktır. Yürünen zemin; mümkünse sert olmamalı, esnek ve düz olmalıdır. Mevsime uygun spor giysileri, tabanı darbeleri emen ve ayağı iyi kavrayan kaliteli spor ayakkabılar tamamlamalıdır. Spor ayakkabılar; her 500-600 km'de bir değiştirilmelidir. Koşarken; 7-8 km'lik bir hızı, yani hafif bir tempoyu tercih etmek, hızı ve mesafeyi her hafta % 10 oranında artırmak uygun olacaktır.

Spor yaralanması olursa acil yaklaşım nasıl olmalı, kesin tanı ne şekilde konulmalıdır?

Spora derhal son verilmeli ve sporcu oyun alanının dışına taşınmalıdır. İncinen bölgeye soğuk (buz) uygulanmalıdır, uygulama çıplak cilt üzerinden yapılmamalı, her 20-30 dakikalık uygulamadan sonra 1.5-2 saat ara verilmelidir. Şişliğin önüne geçmek için elastik bandajla kompresyon uygulanmalı ve kol-bacak kalp seviyesine yükseltilmelidir ( Video : buz uygulama ). Daha sonra, spor yaralanmaları konusunda uzman bir doktor dikkatli bir muayene ile yaralanmanın derecesini belirlemelidir. Kesin tanı, hastanede görüntüleme araçları yardımıyla konur. Kemikler ve eklemlerdeki kırık-çıkıkların tanısı için direk grafiler (x-ray) ve bilgisayarlı tomografiden (BT), yumuşak doku hasarları tanısı için; ultrasonografi (USG) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) yöntemlerinden yararlanılır.

Tedavi nasıl yapılır?

Hafif düzeydeki yaralanmalarda; istirahat, bandaj ve atel uygulamaları, steroid olmayan ağrı kesici ve ödem çözücü ilaçlar (NSAİİ), bölgesel kortizon enjeksiyonları ve fizik tedavi uygulamaları ön plandadır. Son günlerde çok popüler olan ve profesyonel sporcuların tedavisinde de kullanılan, trombositten zengin plazma enjeksiyonları da, doku iyileşmesinde etkili olmaktadır. Yaralanma ağır, hasar fazlaysa; cerrahi yaklaşım gerekir. Cerrahi uygulamalar; açık ve kapalı (artroskopik) girişimlerden oluşur. Kapalı ( artroskopik) yöntemlerle; eklem içi yapıları ekranda net bir şekilde görüntüleyip, müdahale etmek mümkündür. Hastaya verilen zarar daha azdır ve iyileşme süresi de daha hızlıdır.

İnsan ortalama ömrü ciddi olarak uzadı. Ülkemizde kadınlarda 76 erkeklerde ise 74 oldu. Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya gibi ülkelerde ise 80 yaşın üzerine çıktı. Ömrün uzamasının yanında acaba bizim eklemlerimizi kaplayan kıkırdaklarımız da yenilenerek uzun yaşama ayak uyduruyor mu? Bilindiği gibi eklem yüzlerini kaplayan hyalin kıkırdak olarak isimlendirilen yapının yenilenmesi son derece zordur. İçindeki hücre sayısı toplam kütlenin ancak %1 ini oluşturmaktadır.

Bu kondrosit adı verdiğimiz hücreler ya yaşamımız esnasında geçirdiğimiz travmalar sonucunda kıkırdağın yaralanması ile ya da yaşın ilerlemesine bağlı olarak azalmaktadır. Sonuçta kıkırdağın yenilenmesi azken tamamen yok olur. Dolayısı ile eskiden daha kısa yaşamlarda kullandığımız aynı kıkırdağı daha uzun sürede kullanmaya başladık. Günlük yüklenmeleri de hesaba kattığımız zaman kıkırdakların yıpranması daha da artmaktadır. Osteoartrit dediğimiz maalesef halk arasında yanlış isimlendirilen kireçlenme oluşmaktadır.

Son 10 senedir spor yapmak çok yaygınlaştı. Bunun sonucunda spor yaralanmaları da arttı ve özellikle diz kıkırdak yaralanmaları çok güncel konu haline geldi. Özellikle genç yaşta yaşanılan kıkırdak lezyonları bölgesel olmakta ve iyi tedavi edildiğinde ileriye dönük eklem bozukluğunu engellemektedir. Eğer tedavi edilmezse zaman içinde tüm eklemi bozmaktadır.

Yıllar önce eklemlerden geçirilmiş cerrahi girişimler mesela menisküs ameliyatları yıllar sonra kıkırdak lezyonlarına neden olmaktadır.

Son bir grupta yapısal ve genetik formatın neden olduğu özellikle 55 yaş üstü bayanlarda daha fazla görülen kıkırdak lezyonları söz konusudur.

Bahsettiğim tüm bu gruplar sonuçta kıkırdaklarındaki lezyonlar nedeni ile çeşitli şikayetlere sahip olacaklardır. Ortalama ömrün de uzadığı düşünülürse uzun seneler bu şikayetler devam edecek ve artacaktır sonunda da protez uygulamalarına gidilecektir.

Özellikle diz gibi yük taşıyıcı eklemlerdeki bu problemler kişilerin yaşam kalitelerini düşürmekte ve onları depresyona sokmaktadır.

Bilim dünyası bu gerçeği görerek kıkırdak lezyonlarının ciddiyetini ve doğurduğu sonuçları üzerine kıkırdağın yenilenmesi konusunda araştırmalara başlamıştır.

Önceleri eklemin yükünü azaltıcı egzersiz programları, kilo verdirmeler, ilaç tedavileri uygulanmış ama problemin ilerlediği görülmüştür. Özellikle de tam kat kıkırdak kayıplarında kemik ortaya çıkmakta ve kıkırdak oluşmamaktadır.

Birinci jenerasyon tedavi olarak özellikle sınırları belli genç ve orta yaşlardaki kıkırdak eksikliklerinde mikrokırık yöntemi uygulanmaya başlanmıştır. Bu yöntem artroskopik olarak diz eklemini hiç açmadan monitörde görerek uygulanmaktadır. Amaç kıkırdağın olmadığı bölgede kemik iliğini açarak buradan gelen kanın o bölgede yerleşerek içindeki kök hücreleri de kullanarak yeni bir kıkırdak oluşturma felsefesine dayalıdır. Ancak oluşan yeni kıkırdak orjinali gibi olmamakta ve dayanıklılığı daha kısa sürmektedir. Uygulanabilir lezyonlar 2 cm kareye kadar büyüklükte olanlardır.

Daha büyük lezyonlarda ise mozaikplasti adı verilen yöntem uygulanmaktadır. Bu teknikte kişinin aynı ekleminin sağlam bölgesinden 7-8-9-10 mm. çaplı silindirik kıkırdak ile birlikte kemik greftlerin alınarak kıkırdak olmayan yere transferi yapılmaktadır. Dört santimetre kareye kadar büyüklükte olan lezyonlarda tercih edilir.

Bu iki teknik de endoskopik olarak yapılabilmekte ve hasta aynı gün evine gönderilmektedir. Ancak yeni kıkırdak olması için kişi, 4-6 hafta o tarafına yük vermemelidir.

Eğer lezyon daha da büyükse veya daha önce söylediğim teknikler başarısız olduysa o zaman kontrosit kültür uygulaması yapılabilir. Artık bu teknikler ikinci jenerasyondur. Burada yapılan sağlam kıkırdaktan bir parça alıp bu parçadan laboratuarlarda kıkırdak hücresi olan kondrositlerin üretilmesidir. Sonra bu kültür hücreleri ikinci ameliyatla ekleme kıkırdağın olmadığı kısmına nakledilir. Bu sıvı ortamlı olduğu için orada durmasını sağlayacak kemik zarı periostta kullanılmaktadır. Bu teknik daha da ilerletilmiş olup sıvı materyalin kaybolmasını da azaltmak için özel materyaller üretilmiş ve üretilen hücreler bunlara emdirilmiştir. Bunlara skafold adı verilmektedir. Sonra bu skafoldlar problemli bölgeye konmaktadır.

Ancak iş bu kadarla da bitmemektedir. Daha iyilerini yapmak üzere üçüncü jenerasyon teknikler geliştirilmiştir. Bu teknikte skafoldlar üzerine kondroprogenitör adı verilen yani bulunduğu ortama göre yapı özelliğini taşıyanhücreler konmuş ve bunlar uygulanmaya başlanmıştır. Bu hücreler kemik iliğinden, adaleden, yağdan ve sinovyumdan elde edilmektedir.

Bu teknikler hep iki operasyon ile de yapılmaktadır. Birincide sağlam doku alınıp çoğaltılmakta; ikinci operasyonda da oluşturulan doku kıkırdak yokluğunun olduğu bölgeye yerleştirilmektedir. Son çalışmalar ise bu olayın tek ameliyatla nasıl halledileceği konusundadır. Birçok araştırma devam etmektedir. Yine bu tekniklerdeki diğer bir yenilik skafoldlar üstüne dokuların yapımında kullanılan vücut tarafında salgılanan mediatör dediğimiz maddelerin yerleştirilmesidir. Gerçekten çok ileri bir teknolojidir.

Şu ana kadar bahsettiğim uygulamalar daha çok eklemin belli bölgesinde olan sınırlı kalmış kıkırdak defektlerinde uygulanan tekniklerdir. Bir de eklemin tamamını tutan ve tüm eklemde kıkırdak kaybı ile giden hastalıklar vardır. Günümüzde ilerlemiş bu hastalıklarda eklem protezleri uygulamaları başarı ile yapılmaktadır. Ancak hastalar artık kendi eklemleri yerine artifisyal eklemler kullanmaktadırlar. Gen tedavisi ile bu tip kıkırdak sorunları da çözülecektir. Bununla ilgili çalışmalar devam etmektedir. Ancak bu tekniklerde canlı virüslerin ve onlara yüklenen DNA'ların kullanılması bazı sorunlar getirmektedir. Bu nedenle daha çalışmalar hastalar üzerinde yaygın kullanıma müsaade etmemektedir. Bu sorunlar giderildiği taktirde hangi kıkırdak lezyonu olursa olsun tedavi edilebilecek herkes her zaman kıkırdağını korumuş veya yeniden yapmış olacaktır.

Sonuç olarak kıkırdaklar yenileniyor mu? Belki kendi başlarına hayır ama yeni teknolojik gelişmeler ve tedavi şekilleri ile evet; yenileniyor.

Sağlıklı eklemler için SAĞLIKLI KİLO

Fazla kilolar bu eklemlerin yükünü arttırır ve kıkırdağın bozulmasına yol açar. Kaybettiğiniz her 1 kilo, dizlerinizdeki 4 kiloluk basıncı yok eder.

Eklemler için DÜŞÜK ETKİLİ egzersiz.

Eklemleri korumak için en iyi egzersizler, yüzmek ve bisiklete binmek gibi düşük etkili egzersizlerdir. Çünkü yüksek etkili, vuruşlu, sarsıntılı egzersizler eklemlerinizin incinmesine ve kıkırdağınbozulmasına neden olabilir. Eklemlerin Etrafındaki Kasları Geliştirin. Eklemlerin etrafındaki kasların daha güçlü olması, eklemlerde daha az gerilim olduğu anlamına gelir. Kasların gücünde çok az artış olması bile, eklemlerimizin yükünü azaltır.

Tam HAREKET AÇIKLIĞI sağlayın.

Eklemlerinizin sertleşmesini önlemek ve esnekliklerini muhafaza etmek için hareket açıklığının tamamını kullanacak doğrultuda hareket ettirin. Eğer kireçlenmeniz varsa, doktorunuz veya fizyoterapistiniz size günlük hareket açıklığı egzersizlerini önerebilir. Karnınızı Güçlendirin.

Güçlü karın ve sırt kasları dengeye yardım eder. Ne kadar dengeli olursanız, düşme sonucu eklemlerinizi incitme riskinden o derece uzak olursunuz. Bu nedenle düzenli egzersizlerle karın kaslarınızı güçlendirin.

İyi bir duruşla eklemlerinizi KORUYUN

Ayakta ve otururken düz durun. İyi duruş, dirseğinizden dizlerinize kadar olan tüm eklemlerinizi korur. Duruşu iyileştirmenin en iyi yolu yürüyüş yapamaktır. Ne kadar hızlı yürürseniz, sizi dik pozisyonda tutmak için kaslarınız o kadar çok çalışır. Yüzme de duruşu düzeltir.

Ağır kaldırırken ve taşırken DİKKATLİ olun

Bir şeyler kaldırırken ve taşırken eklemlerinizi düşün. Doğru eğilme, kalma pozisyonlarını öğrenin. Çantaları elleriniz yerine kollarınızda taşıyın.

Bizden haberdar olmak ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.