Yararlı Bilgiler

Yol yürümekle, ayakta durmakla ya da oturmakla ortaya çıkan her iki kalça ve bacaklara vuran ağrılar, giderek yol yürüme mesafesinin kısalması, öne eğildiğinizde rahat etme, dik durmaktan kaçınma gibi durumlar dar kanal hastalığının belirtileri olarak değerlendirilebilir.

Değişik nedenlerle bel bölgesindeki omurilik kanalının daralması ve kanal içinden geçen sinir liflerinin bası altında kalarak çeşitli yakınmaların ortaya çıkmasıdır.

Belirtileri nelerdir?

Bel bölgesindeki omurilik kanalının daralmasıyla değişik bulgular ortaya çıkar.

• Hastaların yol yürüme mesafesi kısalır. Yol yürümekle her iki bacağa ve kalçalara gelen ağrı ve kramplar nedeniyle hastalar dinlenme ihtiyacı duyarlar.

• Hastalar öne eğildiklerinde rahat ederler. Dik yürümeye çalıştıklarında ağrıları artar.

• Yürür ya da otururken bir bacakta kalçadan topuğa kadar yayılan ağrı ortaya çıkabilir.

Kimlerde görülür?

En sık 60 lı yaşlardan sonraki ileri yaşlarda görülür. Yavaş yavaş gelişir. Ancak değişik nedenlerle daha genç bireylerde de ortaya çıkabilir.

Nedenleri nelerdir?

Doğuştan dar kanal, dejenerasyon, omurilik kayması ve bel fıtığı olmak üzere 4 ana neden sayılabilir.

Doğuştan dar kanal (konjenital spinal stenosis):

Bazı insanlar normale göre omurilik kanalları daha dar doğarlar. Bu durumda ileri yaşlarda dar kanal hastalığına yakalanma riski artar.

Dejenerasyon:

Yaşlanmayla birlikte diskler büzüşür, omurlararası mesafe daralır ve kanal içine doğru gelişen kemik çıkıntılar kanalın daralmasına neden olabilir.

Omur kayması:

Değişik nedenlerle bel bölgesindeki omurlar birbiri üstünden kaydığında da kanal daralması ortaya çıkabilir.

Bel fıtığı:

Kalça üstüne düşme, ağır nesne kaldırma gibi ani travma ve hareketlerle gelişen büyük bel fıtıkları da dar kanal bulgularına neden olabilir.

Tedavi:

Hastalarda bulgulara göre cerrahi ya da cerrahi olmayan tedaviler uygulanır. Bel kaslarını güçlendirici germe egzersizleri uygulanır. Bu egzersizler özel aygıtlarla yapılır. Gövde kasları güçlendirilerek hastanın bel çevresinde doğal bir korse oluşturulur. Daha ileri durumlarda omurilik zarı çevresine enjeksiyonlar yapılabilir.

Hangi yöntemin uygulanacağına hekiminiz karar verecektir. Ancak korse kullanılması tavsiye edilen bir durum değildir.

Cerrahi tedavi:

En etkin tedavidir. Geçmişte yapılan ve hastaların kaslarının iki taraflı açılıp tüm kanalın genişletilmesine gerektiren ameliyatlar artık geride kalmıştır. Günümüzde minimal invaziv cerrahi konseptine uygun olarak küçük bir kesiyle tek yanlı girişim yapılmakta, mikroskop altında uygulanan mikrocerrahi yöntemle kanalın her iki tarafı da serbestleştirilebilmektedir. Böylece hastalar 1 gün içinde ayağa kalkmakta ve günlük aktivitelerine devam edebilmektedirler. Bu yöntem ileri yaş grubunda ve diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları gibi yandaş hastalıkları olan hastalarda güvenle uygulanabilmektedir.

Ameliyat sonrası dönem:

Hastalar ameliyat günü ayağa kaldırılır ve 1 gün sonra taburcu edilir.

1. Hastalara ilk haftayı evde geçirmeleri ve omurga merkezi fizyoterapi bölümünce öğretilecek yürüme egzersizlerini yapmaları önerilir.

2. Hastalar omurga merkezi fizyoterapi bölümünde gövde kök kaslarını geliştirmek üzere izometrik egzersiz programına alınırlar.

3. Hastalar ikinci haftadan itibaren ev dışına çıkabilir ve günlük aktivitelerine dönebilirler.

Dar kanal hastalarında enstrümentasyon gerekli midir?

Halk arasında platin takılması olarak adlandırılan ameliyatlar dar kanal hastalarının büyük bölümünde kesinlikle gereksizdir. Ancak omur kayması nedeniyle gelişen omurga dengesizliği durumlarında uygulanması gerekebilir.

Hastalar hangi hekime başvurmalıdır?

Dar kanal bulguları gösteren hastaların birden çok tıp dalına gereksinimleri vardır. Bu nedenle hastalar her türlü tanı ve tedavi yönteminin uygulandığı omurga merkezlerine (spine center) başvurmalıdır.

Aşil tendonu topuğun üstünde yer alır ve baldır kaslarının alt kısmında bulunur. İnsan vücudundaki en kuvvetli tendon olan Aşil Tendonu koşma, yürümede en önemli görevi üstlenir.

Aşil tendiniti, tendonun mikropsuz olarak iltihabıdır ve birçok nedeni mevcuttur. Fakat esas olarak değişen ayak ve ayak bileği biomekaniği buna neden olmaktadır. Düztabanlarda iç kısma daha fazla yük biner ve tendonun iç kısmı iltihap olur. Diğer biomekanik problemlerde aynı etki ile (zayıf ya da gergin baldır adalesi, ayak bilekte sertlik, yanlış ayakkabı) aşil tendinitine neden olurlar. Diğer önemli sebep yanlış antremandır. Aniden artan antreman süresi ve yoğunluğu, tendona fazla yük binmesine neden olur. Saha şartlarının bozukluğu, yanlış ve uygun olmayan ayakkabı giyilmesi de diğer sebepler arasında yer alır.

Sporcu antreman ile artan ağrıdan şikayetçidir. Antreman ya da koşu devam ederse ağrı çok şiddetlenir ve şişlik oluşur. Sıklıkla tendon sabahları sert hissedilir. Aşil tendonu kalınlaşır ve hassastır.

Başlangıçta tedavi olarak buz kompresi, istirahat ve bandaj uygulanır. Ağrı fazla ise analjezik ilave edilir. Şikayetler geçinceye kadar sportif aktiviteler yasaklanır. Antienflamatuvar ilaçlar verilebilir.

Fizik tedavi uygulanmaya başlanır. Enflamasyon geçince masör yada fizyoterapist baldır adalelerini kuvvetlendirme ve germe programına başlar. Eğer ayak bileği sertse, burası fizyoterapi ile açılır ve kuvvetlendirilir.

Aşil tendon kopmalarının çoğu ileri yaşlarda görülür, ancak genç sporcularda da sık olarak tendinitis görülmektedir. Karakteristik olarak tendon kemiğe yapıştığı yerden belirli mesafe yukarda yırtılır ve bu bölge kan akımının en az olduğu bölgedir. Yaşlanma ve bu bölgede kan akımının az olması arasında direkt bir ilişki mevcuttur.

Sakatlık anında sporcu bacağın arkasına tekme ya da bir şey atıldığını hisseder. Bazen bir ses duyduğunu ifade eder. Şişlik ve ağrı olur. Ayakta kuvvet kaybı vardır. Eli ile dokunduğunda tendon bölgesinde bir boşluk hisseder. Yüzükoyun yatarak ayağın itmesi ile gerçekleştirilen Thompson testi pozitiftir.

Genç sporcularda yapılacak cerrahi müdahale sonrası iyileşme ve spora dönüş en kısa zamanda olur. Yırtık iki uç karşılıklı olarak dikilir. Ayak bilek aşağı sarkık alçı uygulanır.

Yaşlılarda ve tam olmayan yırtıklarda alçı ile tedavi uygulanır. Bu arada son yıllarda Artroskopi olarak tamir yapılmakta ve başarılı sonuçlar yayınlanmaya başlamıştır.

6-12 haftalık bir iyileşme dönemi sonrası fizik tedavi uygulanmalıdır. İyi ve tam bir iyileşme olmadan spora dönüş, tekrar kopmalara neden olabilir.

Aşil tendon kopmaları önlenebilir mi?

Bizim burada tavsiyemiz antreman ya da maça başlamadan iyi bir ısınma, uygun germe hareketleri, uygun ve topuğu desteklenmiş spor ayakkabısıdır. Bir başka çok önemli husus en ufak ağrıda dinlenme, buz kompresi uygulanmalı ve derhal doktora başvurmadır.

Bu tür sakatlıklar özel adale çalışma programı, basış bozukluklarının düzeltilmesi, doğru ayakkabı giyme, antreman şeklinin değiştirilmesi ile en aza indirgenebilir.

Sizlere sağlıklı spor yapabileceğiniz günler dileği ile.

Sağlıklı yaşam için düzenli aktivitenin son yıllarda bilimsel olarak önem kazanırken, yapılan sporun kişiye zarar değil fayda sağlaması gerektiği, bilinçsiz yapılan sporun oluşturduğu riskler ve önlemleri şu şekildedir;

Havaların ısınmasıyla birlikte artan spor aktiviteleri yaralanmaları da birlikte getirmektedir. Spor yapanlarda sakatlanmaları önlemenin imkânsız olduğunu belirten uzmanlar, "ancak belirli hususlara dikkat ederek bunu en aza indirebilmek mümkündür. Yapılan geniş kapsamlı çalışmalarda sportif zedelenmelerin, belirli konulara dikkat edildiğinde %25 oranında daha az görüldüğü saptanmıştır" diyor.

Yapılan sporlarda zedelenmeler ve sakatlanmalar önlenebilinir mi?

- Öncelikle fiziksel kondisyonumuzun yapılan spora uygun olması gerekir. Eğer bir sporu yapacaksanız yeterli oranda antreman yapmalısınız. Sporunuza uygun muntazam aralıklarla yapılan antremanlar sizi yaptığınız spora uygun hale getirecek ve sakatlık oranı azalacaktır.

- Yapılan sporun kurallarını çok iyi bilmeniz gerekmektedir. Bilhassa temas sporlarında bu çok önem kazanır. Kurallara uyulmadan yapılan sporlarda sakatlık oranı artmaktadır.

- Yapılan spora uygun giyinmeli ve uygun ekipman kullanmalıdır.

- Yaptığımız spora göre dizlerimizi, ellerimizi, gözümüzü, dişlerimizi ve başımızı koruyucu ekipman kullanmalıyız. Giydiğimiz ayakkabılar içlerindeki destekler daima gözden geçirilmelidir.

- Sakatlıkların önlenmesinde istirahat çok önemli bir konudur. Yorgun olarak yapılacak spor sonrası sakatlık oranlarında artma gözlemekteyiz. Aynı şekilde yapılan sporun uzun süre yapılması ya da yapılan bir müsabaka sonrası diğer bir müsabakaya devam daima vücudumuz için zararlı olacaktır. Vücudumuzun önce dinlenmesi sonra spor yapmanız gerektiği akıldan asla çıkarılmamalıdır.

- Yapılacak her sportif aktivasyon öncesinde mutlaka iyi bir ısınma ve germe yapılmalıdır. Isınma ve germeler sizi yapacağınız spora uygun hale getirir yani sizi yapacağınız spora hazırlar.

- Yorgun olduğunuzda ya da ağrınız olduğunda asla spor yapmamalısınız. Ağrı size bir problem olduğunu göstermektedir. Üzerine gitmekle daha sonra ciddi sorunlar yaratacak sakatlıklarla yüz yüze kalabilirsiniz.

- Maalesef son günlerde yanlış ayakkabı giyme, destek kullanmama ve ağrısı olmasına rağmen spora devam etme sonrası onlarca aşil tendon rüptürü görülmüş ve ameliyat edilmiştir ve edilmektedir.

En sık karşılaşılan sakatlıklar nelerdir?

  • Bağların gerilmesi ya da kopması,
  • Diz sakatlıkları,
  • Ayak bilek bağ zedelenmesi,
  • Aşil tendon zedelenmesi,
  • Adele sakatlıkları,
  • Stres kırıkları,
  • Kırık ve çıkıklar, gibi sakatlıklar görülmektedir.

Spor yaralanmaları kendini nasıl hissettirir?

Eklemde ya da sakatlanan bölgede ani ve şiddetli ağrı, şişlik, bacak ya da uylukta ise üzerine basamama, eklemi oynatamama, kırık ya da çıkık bölgesinde şekil bozukluğu gözlenmektedir.

Unutulmaması gereken bir husus ise eğer spor sırasında herhangi bir sakatlık oluşursa derhal sportif faaliyete ya da egzersize son verilmelidir.

Spor yaralanmalarında ilk yardım olarak neler yapılmalıdır?

Yaptığımız sporu hemen bırakmalıyız. Sonra sakatlanan bölgeye kompresyon bandajı uygulamalı ve üstünden buz kompresi uygulamalıyız. Eğer alt ekstremitede sorunumuz varsa asla üzerine ağırlık vermemeliyiz. Daha sonra mutlaka bir doktora görünmeli ve daha sonra ciddi problem yaratabilecek zedelenmelerin acilen ve kısa sürede tedavisini yaptırmalıyız.

Spor yapılmadan önce dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

Spor sağlığınız için yapılmalıdır. Ancak düzgün ve kurallara uygun olarak yapılmazsa karşımıza sakatlıklar çıkar. Sağlığımız için yaptığımız sporun vücudumuza uygun olup olmadığına, o spor için uygun ekipmanımız var mı yok mu, spor yapılacak zeminin uygunluğuna bakılmalı, spor öncesi mutlaka ısınma ve germe hareketleri yapılmalı ve asla tok karnına spor yapmaya çıkılmamalıdır.

Bel ağrıları dünyada insanların hekime başvurmasına neden olan ikinci en sık yakınmadır.

Omurgamız silindir biçimde 24 adet omurun üstüste birleşmesinden oluşur.“Lumbar bölge” olarak adlandırılan omurganın bel bölgesinde L1, L2, L3, L4 ve L5 olarak numaralandırılan 5 omur bulunurç ve bunlar içeri doğru bir yaylanma oluşturacak biçimde dizilir. En alttaki L5 omuru omurgamızı “sakrum” adı verilen, her iki kalça kemiğinin ortasında yer alan üçgen biçimli kemikle birleştirir. Omurlar birbirinden “disk”lerle ayrılırlar.

Sağlıklı bir disk omurgada tıpkı araba amortisörü gibi şok emici olarak çalışır. Disklerimiz omurgayı yerçekimine karşı korur. Aynı zamanda atlama, çekme, itme gibi güçlü hareketlerde omurgayı korur.

Fıtıklaşma diskin merkezindeki çekirdek dışarı doğru basınç yapmaya başladığında oluşur. Çekirdek dış halkalara basınç yapar, halkaların bir bölümü çatlar ve disk dışarı doğru kabararak fıtıklaşır.

Disk çekirdeğinin dışarı doğru kabarmasına “bel fıtığı” adı verilir.

Bel fıtığına yol açan nedenler

Atlama, zıplama, itme, çekme gibi günlük aktivitelerimiz sırasında diskin çekirdek bölümü dıştaki halkalara her zaman basınç yapmakla birlikte halkalar basınca karşı dirençlidir. Ancak anulus giderek yaşlanır, daha gevrek olmaya başlar va halkalarda çatlamalar ve yırtılmalar ortaya çıkar. Bu çatlayan ve yırtılan bölümleri vücut nedbe dokusuyla onarır. Bu süreç “dejenerasyon” olarak bilinir. Zamanla halkalar zayıflar ve çekirdek halkaların zayıf bölgesinden diskin tümüyle dışa doğru kabararak fıtıklaşmasına neden olur. Başlangıçta fıtıklaşma halkaların dışa kabarması biçimindedir. Sonuçta halkalar yırtılır ve çekirdek bölümü tümüyle dışarı fıtıklaşır.

Günlük aktivitelerimizin etkileri ve yaşlanmayla birlikte halkaların gevrekleşmesi dışında aşırı kilo, egzersizden uzak yaşam, karın ve bel kaslarının zayıflığı gibi etmenler bel fıtığının önemli nedenleri arasındadır. Ayrıca tam kanıtlanmamış olmakla birlikte ailevi yatkınlıktan da sözedilebilir.

Halkalarda ya da çekirdekte herhangibir dejenerasyon olmaksızın ani travmalarda da disk fıtıklaşabilir. Ağır bir nesneyi öne eğilerek kaldırmak, çekmek ya da merdivenlerden kalça üstü düşmek gibi ani hareket ve travmalarda bel fıtığı gelişebilir.

Bel fıtığının belirtileri nelerdir?

Fıtıklaşma değişik nedenlerle ağrıya neden olur. İlk ağrı tipi “mekanik” ağrıdır. Disk fıtıklaştığında, günlük hareketlerimiz sırasında diskin hareketleriyle birlikte halkaların dışındaki sinir ağı tahriş olarak mekanik bel ağrısı yapar. İkinci ağrı tipi ise “enflamasyon” ağrısıdır. Diskin kan damarlarıyla beslenmesi olmadığı için normal koşullarda diskin çekirdeği kan damarlarıyla temas halinde değildir. Ancak halkalar yırtılıp çekirdek dışarı çıkarsa kan damarlarıyla temasa geçer. Böylece çekirdek içinde bir reaksiyon gelişerek kimyasal maddeler açığa çıkar. Vücut da bu kimyasal yabancı maddelere karşı mikroplara verdiği reaksiyona bezer “enflamasyon” adı verilen bir reaksiyon verir ve sonuçta enflamasyon ağrısı da ortaya çıkmış olur. Üçüncü tip ağrı ise fıtıklaşan diskin sinire baskısıyla ortaya çıkan ağrıdır. Bu ağrı genellikle kalçadan bacak boyunca topuğa kadar yayılır. Bu ağrıya da sinir basısı nedeniyle ortaya çıktığı için “nörojenik” ağrı adı verilir.

Bel fıtıklarının büyük bölümü dejeneratif değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkar. Dejeneratif değişiklikler sonuçta fıtıklaşmaya gitmekle birlikte belirtiler yavaş yavaş artarak ortaya çıkar. Başlangıçta yakınmalar gelip geçici künt bel ağrısı atakları biçimindedir. 1-2 günle 1-2 hafta süreli bu ağrı atakları aralıklarla birkaç yıl devam eder. Hekimler bu tür ataklarda durumun diskin halkalarındaki küçük yırtıklara bağlı olduğunu bilirler. Halkalarda çatlamalar büyüyüp yırtılma meydana geldiğinde sinire basıyla birlikte kuyruksokumu ve bacağa vuran ağrılar ortaya çıkar.

Fıtıklaşma eğer halkaları tümüyle yırtar ve çekirdek dışarı çıkarsa aniden kalçada başlayan ve bacağa yayılan keskin ağrı biçiminde bulgular ortaya çıkar. Bu durumda hastalar bel ağrısından çok keskin bacak ağrısı hissederler. Bu durum muhtemelen halka bölümünün yırtılıp basınç etkisinden kurtulması ve basıncın sadece sinire yönelmesiyle ortaya çıkar. Bir diğer ağrı da çekirdeğin halkaları yırtıp dışarı çıktığında kan damarlarıyla temas ederek ortaya çıkmasına neden olduğu kimyasal maddelerin yarattığı “enflamasyon” ağrısıdır. Enflamasyon belden başlayıp kuyruksokumu ve kalçalara yayılan zonklayıcı ağrıların kaynağı olabilir.

Fıtıklaşan disk omurilikten çıkan sinire bası yaparak sinir basısı bulgularına neden olabilir. Bu durumda ağrı sinirin yayılım alanına uygun olarak bacağa yayılı

Ağrı fıtıklaşma tarafındaki kalçada, baldırda ve hatta ayak ve parmaklarda hissedilebilir.

Sinir basısı aynı zamanda bacakta sinirin yayılım alanında iğnelenme, karıncalanma ve uyuşmalara neden olabilir. Duyu bozukluklarının ortaya çıktığı hastalarda reflekslerde de yavaşlama görülür. Sinir basısının sonucu olarak sinirin idare ettiği kaslarda güçsüzlük ve duyusunu sağladığı alanlarda duyu bozuklukları ortaya çıkar.

Ender olarak da ortaya idrar ve gayta bozuklukları çıkar. İleri derecede büyük fıtıklar spinal kanal içini doldurarak mesane ve barsakları idare eden sinirlere bası yapabilirler. Bu bası nedeniyle belde başlayan ağrı her iki bacağa yayılır ve apış arasında hissizlik ya da karıncalanma gelişir. Bası nedeniyle idrar ve dışkılama kontrolü bozulur. Böylesi bir bozukluk acil bir duruma işaret eder. Basınç acil olarak ortadan kaldırılmadığı takdirde bozukluklar kalıcı hale gelebilir. Bu duruma “kauda ekuina” sendromu adı verilir. Bu durum geliştiğinde hekiminiz acil ameliyat önerecektir.

Belirti vermeden de ortaya çıkabilir mi?

Bel fıtığının belirti vermeksizin disk dejenerasyonu olarak görülen biçimi vardır. Ender olarak tam fıtıklaşma gelişip bulgu vermeyen durumlar da sözkonusudur. Her iki halde de herhangi girişim gerekmez. Ancak önlem olarak hastanın düzenli egzersiz yapması ve kilo almaması önerilir.

Her bel ağrısı bel fıtığı göstergesi midir?

Bel ağrılarının bel fıtığı dışında çeşitli nedenleri vardır. Bunları iki ana grupta toplayabiliriz. Birinci grupta omurgamızı ilgilendiren sorunlar vardır. Bunlar omurlar arası eklemlerin bozukluğu, omur kaymaları, dar kanal hastalığı (lumbar stenotok kanal), omurga eğriliği (skolyoz), omurga ve omurilik tümörleri ve enfeksiyonları gibi nedenlerdir.

İkinci grubu ise omurga dışı nedenler oluşturur. Özellikle kalça, diz ve ayak eklemlerindeki bozukluklar omurganın günlük aktivitelerimiz sırasında normal duruşunu bozarak bel ağrısına neden olabilirler. Bu nedenle hastaların ayrıntılı hikayelerinin bilinmesi ve ayrıntılı olarak muayene edilmesi tanı ve tedavi açısından büyük önem taşımaktadır.

Risk grubunda kimler vardır?

Düzenli egzersiz yapmayanlar, aşırı kilolu olanlar, çalışma yaşamlarında ağır fizik yük altında çalışanlar, ailevi yatkınlığı olanlar ana risk gruplarını oluşturmaktadır.

Hangi yaşlarda daha sık görülür?

En sık görülme yaşları 40-60 yaşlar arasıdır. 60 yaş sonrasında daha çok dejeneratif değişiklikler görülmekle birlikte, ileri yaşlarda uzak fıtıklaşma (ekstraforaminal herniasyon) denen, kanal dışı fıtıklaşmalar daha sıktır.

Bel fıtığının görülme sıklığı nedir?

Bel ağrıları tüm toplumların en büyük sorunlarından bir tanesidir. Tüm insanların %90’ı, hayatının bir döneminde kendisini kısa süreli de olsa çalışma yaşamından alıkoyacak bir bel ağrısıyla mutlaka karşılaşır. Tüm bel ağrılı hastaların %3-4’ünde girişim gerektiren bel fıtığı görülür.

Bel ağrısı olan hastaların hangi uzmana başvurması gerekiyor?

Bel ağrısı ile tıbbın birçok dalı yakından ilgilenme ve değişik uygulamalar yapmaktadır. Bu dalların başlıcaları nöroşirürji, nöroloji, fizik tedavi ve rehabilitasyon, ortopedi ve algoloji (ağrı tedavisi) dallarıdır. Bunun dışında hekim denetiminde ya da hekimler tarafından uygulanan manuel terapiyi sayabiliriz. Bu kadar çok tıp dalının ilgilenmesi hastalar açısından yararlı olmakla birlikte aynı zamanda hastalarda büyük bir kafa karışıklığı da yaratmaktadır. Farklı uzmanlardan değişik öneriler alan hastalar ne yapacağını bilemez duruma düşmektedir. Bu nedenle hastaların gerek tanı gerekse tedavi açısından değişik uzmanları dolaşıp alınan bilgileri sentezlemeye çalışmak yerine, ilgili tüm dalların birarada işbirliği içinde hizmet verdiği, hastanın ortaklaşa değerlendirilip yapılacak uygulamalara ilgili tüm dalların katılımıyla karar verildiği omurga merkezlerine (spine center) başvurması en uygun yoldur.

Ameliyat gerektiren durumlarda, hastada sadece bel fıtığı varsa iki ana ameliyat tekniğinden söz edilebilir.

1. İlk ameliyat tekniği mikrodiskektomi ameliyatıdır.

Mikrodiskektomi bir Türk hekimi tarafından (Prof.Dr. Gazi Yaşargil) dünyada ilk kez tanımlandıktan sonra yaklaşık 40 yıldır tüm beyin cerrahları tarafından güvenle uygulanmaktadır.

Disk fıtıklaşmasının sinire bası yaparak oluşturduğu ağrı, uyuşukluk ve güç kaybı gibi belirtiler geçmediğinde uygulanır. Bu yöntemde cerrah ameliyat mikroskobu kullanarak dokuları daha büyük ve aydınlatılmış olarak görür. Böylece dokulara en az zararı vererek fıtıklaşmış diski çıkartır. Ameliyat sırasında kasların ayrılması ve küçük bir kemik bölümünün çıkartılması gereklidir. Ancak ameliyat sırasında mikroskop kullanılması hastaya en az zararı verilmesini sağlar.

2. İkinci yöntem Endoskopik bel fıtığı ameliyatıdır (Kapalı ameliyat)

Son 10 yıl içinde kullanımı artan ve son 5 yıl içinde de artık mikrodiskektominin yerini alan son yöntem “tam endoskopik diskektomi”dir “. Bu yöntem diz artroskopik ameliyatına benzediği için “artroskopik diskektomi” olarak da adlandırılmaktadır. Tam endoskopik diskektominin en büyük özelliği tümüyle kapalı bir ameliyat olmasıdır. Ameliyat yarım santimetrelik bir kesiden fıtıklaşmış disk alanına sokulan 4 milimetrelik bir endoskop içinden ekrandan görülerek gerçekleştirilir. Belin arkasından ya da yan tarafından endoskopun ilerletildiği iki ayrı yöntem kullanılır.

Yöntemin avantajları:

  • Lokal anesteziyle uygulanabilmesi
  • Hastanede yatış gerektirmemesi
  • Komplikasyon oranının düşüklüğü
  • Mikrocerrahi yöntemle ameliyat edilen hastalarda nüks görüldüğünde uygulanabilmesi

Lokal anestezi hangi durumlarda, nasıl uygulanabilir? Eski tekniklere göre avantajı nelerdir?

Lokal anestezi endoskopik ameliyatların hastanın yan tarafından uygulanan teknik olan transforaminal ameliyatlarda uygulanabilir. Tüm endoskopik bel fıtığı ameliyatlarının %70’i bu teknikle yapılmaktadır. Lokal anestezi hastayı genel anestezi risklerinden korur, ilave sistemik hastalığı olan yaşlı hastalarda güvenle kullanılabilir, hastanın hastanede kalma ve iş yaşamına dönüş süresini kısaltır.

Son yüzyılda kırsal yaşamdan şehir yaşamına hızlı geçiş sonrası özellikle ileri yaşlarda hareket azlığı, güneş ile temas eksikliği, beslenme alışkanlıklarındaki değişme çeşitli rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden oldu. İnsan ömrünün uzaması ve yaşlı insanların artması (şu an da %20, 2050 yılında %40 yaşlı nüfus olacaktır.) sonucu yaşlı kırıkları denilen bir başlığı açılmasına ihtiyaç olmuştur.

Yaş, osteoporozun ve dolayısıyla kırık riskinin en önemli belirleyici unsurudur. 65 yaş üsttü kadınların 3/1 erkeklerin 8/1 osteoporatiktir. Yaşlıların 3/1 her yıl en az bir defa düşerler. Tekrar düşme korkusuyla hareketleri azalır, bu da osteoporozu tetikler.

En çok görülen kırık nedenleri nelerdir?

65 yaşından sonra hareketsizlik mental bozukluklar eklemlerde koordinasyon kaybına neden olur. Kas kütlesi kaybı çok olur postür bozukluğu gelişir, görme bozukluğu, anemi, hipertansiyon, hipotansiyon, diyabete bağlı bayılmaları kırık nedenleri arasına girer.

İleri yaşlarda yaşanan kırıkların en çok görüldükleri bölgeler şunlardır:

• El bileği kırıkları
• Ayak bileği kırıkları
• Kalça kırıkları
• Omurga kırıkları
• Omuz kırıkları
• Dirsek kırıkları

Kırık tedavisi nasıl yapılır?

Daha basit olan kırıklarda tedavi bandaj ve omuz kol askısıyla yapılır. Ancak daha ciddi durumlarda ayrılmamış kırıklar alçı ile tedavi edilir. Saydığımız bu yöntemlerle tedavi edilemeyen kırıklarda ise cerrahi müdahale gereklidir. Yapılan ameliyatlarda ya plak, vidalar ve uygun çiviler kullanılır ya da tedavi uygun protezler ile gerçekleştirilir.

Yaşlı kırıkları gerekli tetkikleri yapıldıktan sonra olabilecek en uygun sürede deneyimli uzmanlar tarafından ameliyat edilmelidir. Özellikle protez ameliyatları erken harekete müsaade ettiği için yüz güldürücü sonuçlar verir:

• Hasta 48 saat içinde ayağa kalkar.
• Kendisi yemeğini yer.
• Wolker ile yürüyerek tuvaletine gider.
• Yatak yarası açılmaz.
• Enfeksiyon ve akciğer iltihabı riski azalır.
• Enboli riski azalır.

İleri yaşlarda kırıktan korunmak için ne gibi önlemler alınabilir?

• Ev içinde halı ve kilimleri kaldırılması veya raptiye ile tutturulması kayma ve takılma ile düşmeyi önler.
• Banyo zeminlerinde kaymayı önleyen örtüler kullanılması uygundur.
• Geceleri hafif bir ışık bulunmalıdır.
• Duvarlara bant halinde korkuluklar çakmak güvenli yürümeyi sağlar.
• Yatak yanında Wolker yürüme cihazı bulunması uygundur.
• Yatak başında ve banyoda telefon bulunması acil durumda ulaşılmayı kolaylaştırır.

Pektus (Kunduracı / Güvercin göğsü) hastalığı nedir?

Doğumsal / ailesel göğüs duvarının yapısal bozukluğu

Beş tipi vardır;

  • En sık Pektus Excavatum (kunduracı göğsü)
  • Pektus Carinatum (güvercin göğsü)
  • Poland sendromu (kas ve kaburga yokluğu)
  • Sternal (iman tahtası) yapı bozukluğu
  • Diğer

Görülme sıklığı?

  • 300-400 canlı doğumda 1 tane
  • Erkeklerde kadınlara göre daha fazla (4 katı)
  • %37’sinde ailede de mevcut

Cinsiyet farklılığı var mıdır?

Erkek / Kadın = 4/1

Tanı nasıl konur?

  • Çoğu ilk yaş içerisinde aile tarafından fark edilir
  • Göğüs duvarında çökme veya dışa çıkıntı vardır
  • İki yönlü direk akciğer grafisi
  • Göğüsün Bilgisayarlı Tomografisi (BT)
  • EKG, EKO
  • Solunum Fonksiyon Testi

Başka hangi hastalıklar eşlik edebilir?

  • Marfan sendromu
  • Ehlers Danlos sendromu
  • Osteogenezis imperfekta
  • Skolyoz (omurga yan eğriliği)
  • Kifoskolyoz (kamburlukla birlikte omurga yan eğriliği)
  • Kalıtsal kalp hastalığı (TOF = Fallot tetralojisi)
  • Mitral kapakçıkta sarkma (MVP = Mitral valve prolapsusu)

Şikayetler nelerdir?

  • Çoğunda görüntüde bozukluk dışında (kozmetik) bir şikayet yoktur
  • Yaş ilerledikçe;
  • Efor – egzersiz sonrası göğüs ön duvarında kaburgalarda ve sol meme bölgesinde ağrı
  • Efor sonrası kalpte çarpıntı
  • Kalp ritminde bozulma
  • Kalpte üfürüm

Tedavisi nasıl yapılır?

  • Gözlem
  • Kunduracı göğüsü;

- Modifiye Ravitch ameliyatı
- Robicsek ameliyatı
- *NUSS (kapalı – endoskopik Lorenz barı yerleştirilmesi) ameliyatı

  • Güvercin Göğsü

- Modifiye Ravitch ameliyatı
- Robicsek ameliyatı
- ABRAMSON (kapalı – Lorenz barı yerleştirilmesi) ameliyatı

  • Poland sendromu

- Hastadaki kas ve kaburga eksiklileri tespit edilir
- Plastik cerrahi konsültasyonu
- Kardiyoloji konsültasyonu
- Eksiklerin uygun yerine koyucu cerrahi tedavisi

Tedavi yaşı nedir?

İDEAL YAŞ: “7-14 yaş”
Cerrahi yöntemler artık “40 yaş” grubunda da başarıyla uygulanmaktadır*.

Tedavinin başarısı nedir?

  • Cerrahi yöntemlerin başarı oranları %90-95 oldukça *yüksektir!;
  • NUSS & ABRAMSON ameliyatlarının (kapalı –endoskopik) avantajları;

• Daha kısa ameliyat süresi
• Daha kısa hastane yatış süresi
• Daha az ağrı
• Daha erken yemek ve yürüme,
• Hasta ve hasta yakınlarının daha yüksek memnuniyeti
• Hasta ve hasta yakınlarının daha erken okula, işe ve gündelik hayata dönmesi.

Pektus hastalığının (Kunduracı ve güvercin göğsü) torakoskopik (kapalı) cerrahi tedavisi

  • Daha kısa ameliyat süresi
  • Daha az ağrı
  • Ameliyattan hemen sonra göğüs duvarının düzelmesi
  • Kozmetik düzelmenin ve memnuniyetin daha hızlı sağlanması
  • Daha hızlı akciğer fonksiyonlarının normale dönmesi
  • Daha hızlı ayağa kalkma
  • Daha az hastane yatış süresi
  • Daha hızlı taburculuk
  • Daha hızlı günlük hayata dönme
  • Daha hızlı iş hayatına veya okula dönme
  • Hasta ve hasta yakınlarının daha az işgücü ve zaman kaybı

 

bel-agrisi.jpgEpidural enjeksiyonlar, son yıllarda bel ve bacak ağrılarını kontrol etmekte en sık kullanılan yöntemler arasındadır. Enjeksiyon tedavileri bel fıtıklarına bağlı sinir sıkışmaları ve omurilik kanalının daralması durumlarında kullanılır. Sıkışmış sinirlerdeki ödemi azaltarak ağrının kontrol altına alınmasını sağlar. Ağrının azalmasıyla birlikte hastanın fizyoterapi ve omurga güçlendirme programlarına katılımı kolaylaşır ve aktif günlük yaşamına dönmesi hızlanır. Hastanın ağrıya bağlı hareketsizlik dönemi kısalır.

Tedavinin amacı nedir ve hangi durumlarda uygulanır?

Enjeksiyon tedavileri, cerrahi önerilmeyen veya fıtığa bağlı olarak sinirlerinde hasar gelişmemiş hastalarda kullanılır. Ağrılara eşlik edebilen uyuşukluk ve güçsüzlüğü de tedavi edebilir. Enjeksiyon içeriği içinde düşük doz kortizon ve lokal anestetik madde bulunur. Kortizon çok güçlü bir antienflamatuar ilaçtır. Bu ilaç ödemli sinirler ve dokular üzerine enjekte edilirse ödemi alır ve inflamasyonu (şişlik) azaltır. İnflamasyon azalınca ağrı azalır. Ödem azalınca sinirler tekrar normal işlevlerini yapmaya başlar ve ağrı ile birlikte uyuşukluk ve güçsüzlük de azalır.

Enjeksiyonlar geçici etkiye sahip olabilir ve etkileri birkaç haftadan birkaç aya kadar sürebilir. Burada asıl amaç vücudun normal fonksiyona dönmesini sağlayacak fizyoterapi programına kolaylıkla ve en erken dönemde başlanmasını sağlamaktır. Vücut, bu sırada kendi iyileşme mekanizmalarını kullanmaya başlar ve ağrı nedeniyle oluşan hareketsizlik kısır döngüsünden çıkar. Örneğin herniasyonların (fıtıkların) çoğu ilk oluştuğu dönemde büyük ağrı yaparlar. Ağrı diskin içinden akan kimyasal maddelerin, sinir üzerindeki kimyasal etkisine ve ödem yapıcı etkisine bağlıdır. Haftalar ve aylar içinde disk iyileşme gösterir ve kimyasalların akışı azalır. Eğer kortizon ilk zamanlarda belirtileri azaltırsa, kortizonun etkisi bittiği anda kimyasal irritasyon ortadan kalkabilir ve ağrı tekrarlamayabilir. Yani tam doğru noktaya yapılan kortizon, kendisi direkt olarak diski iyileştirmez ama hastanın ağrı-hareketsizlik kısır döngüsünü kırarak normal hayata geçişine yardımcı olur. Süreci hızlandırır.

Epidural enjeksiyonlar bazen şikayetleri kontrol altında tutabilmek için tekrarlanır. Çoğunlukla cerrahi girişim riskli ise veya hasta operasyon istemiyorsa izlenecek yol budur. Özellikle yaşlı hastalarda omurilik kanalının daralması ile seyreden bir tablo olabilir. Bu kişilerin yürüme mesafesi bacak ağrıları nedeniyle kısıtlanmıştır ve sık sık oturma ve öne eğilme ihtiyacı duyarlar. Buna Dar Kanal Hastalığı denir. Dar kanal sinirlerin omurilik kanalı içinde birbirlerine çok yakın seyrettikleri bir durumdur. Bu yakın komşuluk sinirlerde ve yumuşak dokuda ödeme yol açar. Ödem kanalı daha da daraltır. Sinirler bu durumda normal işlevlerini gerçekleştiremez ve ağrı, uyuşukluk, güçsüzlük ortaya çıkar. Bu kişilerde de Epidural steroid enjeksiyonu 6 ay arayla veya yılda bir uygulandığında kanal içi ödem azalır ve şikayetler geriler..

Epidural enjeksiyondaki hedef nokta neresidir?

Epidural Enjeksiyon yaparken doktorunuz iğneyi epidural boşluğa yönlendirir. Omurilik omurganın ortasındaki kanal içinde yerleşmiştir. Epidural boşluk, omuriliği saran zar şeklindeki kesenin (duranın) hemen dışındaki boşluktur.

Bel ağrılarında yaptığımız enjeksiyonlar şu şekilde isimlendirilmektedir;

İnterlaminer, kaudal, transforaminal enjeksiyonlar, faset eklem enjeksiyonları ve denervasyon, sakroiliak eklem enjeksiyonları. Hangi enjeksiyon şeklinin kullanılacağına doktorunuz teşhisinize göre karar verecektir.

İşlemin uygulanışı

Epidural Enjeksiyon işlemleri floroskopi (X ışını ile görüntüleme) cihazı ile veya bilgisayarlı tomografi ile yapılmaktadır. Cihaz doktorunuzun işlem sırasında omurganızın radyolojik görüntüsünü tam olarak almasını ve iğnesini doğru yere yönlendirmesini sağlayacaktır. Böylece işlem daha güvenli ve doğru yapılacaktır. Bundan sonra fizyoterapi ve omurga güçlendirme programına hemen başlayabilirsiniz.

Vücudumuzun çatısı oluşturan omurgamızın, hareketlerimizi sağlamadan, iyi nefes almamıza ve kalbimizin iyi çalışmasına kadar pek çok fonksiyonu bulunmaktadır. Gündelik hayat içinde hareket ve davranışlarımızda gerçekleştireceğimiz küçük iyileştirmeler ve dikkat edeceğimiz ayrıntılar omurga sağlığını korumamıza katkı sağlayacaktır.

Omurga, omur adı verilen 33 kemikten oluşmaktadır. Ve bunların da 23 tanesi hareketlidir. Bu kemikler birbirlerine bağ dokusu, eklemler ve disk denilen yastıkçıklarla bağlanır. Hareket, omurların her birine bağlanan omurga kaslarıyla sağlanır. Omurga yapısındaki tüm sistem son derece uyum içerisinde çalışarak, öne, arkaya ve yanlara kolaylıkla eğilip dönmemizi sağlar.

Omurganın fonksiyonları

  • Omurgamız her ne kadar arkadan bakıldığında düz bir sütün gibi görünse de yandan bakıldığında kıvrımlıdır. Bunlar boyunda öne doğru (lordoz), sırtta arkaya doğru (kifoz) ve belde öne doğru (lordoz) şeklindedir. Omurganın sırttan arkaya doğru kıvrılmasıyla kalp, akciğer gibi iç organların rahat yerleşimi sağlanır. Göğüs kafesiyle birlikte kalp ve akciğer üzerinde yaptığı koruma sayesinde doğru nefes almamız ve kalbimizin de sağlıklı kalmasına yardımcı olur.
  • Omurga, omurilik için de koruyucu bir işlev görmektedir. Beyinden çıkarak tüm organlara hareket komutunu ileten sinirler omurga tarafından taşınır. Omurilik, üst üstte dizilmiş olarak yerleşen omurların arasında oluşan kanal içerisinde taşınır. Böylelikle dışarıdan gelebilecek her türlü darbeden korunmuş olur.
  • Gövde iskeletimizi oluşturan omurganın en önemli işlevlerinden biri ayakta kalmamızı sağlamasıdır. Bunu, baş ile bacaklar arasında bağlantı kurarak gerçekleştirir.

Omurga sağlığı nasıl korunabilir?

Bu denli önemli işlevi olan omurgamızı korumamız ve mümkün olduğunca doğru kullanmamız için öncelikle omurgaya aşırı yük binmesini engelleyecek bir duruş (postür) sağlamamız gerekir.

İyi bir duruş, yürürken, otururken, ayakta dururken omurgaya en az yük bindirerek, kaslarda en az gerilme yaracak uygun pozisyonlarla sağlanabilir. Bunun için vücudu bir süre eğitmek gerekebilir.

Doğru bir duruşa ulaşmak için öncelikle güçlü ve esnek kaslara sahip olmak gerekir. Fizik kondisyonunu artırarak bunu sağlamak mümkün. Gün içinde mümkün olduğunca hareketli olmak, uzun süre bilgisayar başında oturan kişilerde düzenli aralıkları kalkıp hareket etmek ve düzenli olarak spor yapmak kondisyonun artmasına yardımcı olur. Aynı zamanda omurganın her iki tarafındaki kasların da güçlü ve dengede olması gerekir.

Doğru duruş alışkanlığı nasıl sağlanır?

Sağlıklı bir omurga ve doğru bir duruşa ulaşmak için öncelikle bu konuda farkındalığın artması gerekir. İlk adım duruş bozukluğunun farkına varmak ve bu konuda neler yapılabileceğini anlamaktır. Daha sonra, ayakta dururken, otururken ya da hareket ederken bazı noktalara dikkat edip düzeltmeye yönelik gayret ederek zaman içinde doğru duruşa ulaşmak mümkün olacaktır.

Doğru duruş ne sağlar?

  • İyi ve estetik bir görünüme katkı sağlar.
  • Omurga eklemlerin tutan bağlar üzerinde oluşan stresin azaltılmasına yardım ederek, bu yapı üzerine ez az yük binmesini sağlar.
  • Kasların düzgün kullanılmasıyla, kemik ve eklemlerin de sağlıklı çalışması sağlanır.
  • Kasların daha az enerji kullanarak daha verimli kullanılmasını ve böylelikle daha geç yorulma sağlanır.
  • Bel, boyun ve sırt bölgesinde oluşabilecek ağrıları önler.

Doğru duruş nasıl olmalı?

  • Çeneniz düz olarak başınızı dik tutun.
  • Başınızı geriye ya da yanlara eğmeden tam karşıya bakın.
  • Dizleriniz ve sırtınız düz olarak omuzlarınızı geriye atın.
  • Karnınızı içeri çekin, göğsünüzü önde tutun.

Doğru bir duruşa sahip olmak bir zamanla kazanılan bir alışkanlıktır. Bunun için de doğru duruş pozisyonunu mümkün olduğunca her ortamda tekrarlamak ve alışkanlık haline getirmek gerekir. Uzun süre ayakta durmak da omurga üzerine aşırı yük binmesine neden olur. Bu yüzden böyle bir işle uğraşanlar ya da uzun süre ayakta durulması gereken bir durumla karşılaşanlar, omurgasını aşırı yükten kurtarmak için ara sıra hareket etmeli ya da oturarak omurgasını dinlendirmeye çalışmalıdır.

Doğru oturma nasıl olmalı?

  • Omuzlarınız ve sırtınız aynı hizada ve dik oturun.
  • Sandalyede otururken sırtınızın sandalyeye temas etmesini sağlayın.
  • Sandalyenin ucunda oturmayan. Sırtını kavrayan arkası yüksek bir sandalye tercih edin.
  • Sandalyenin bel çukuru kavraması gerekir. Buna uygun bir sandalye seçmeye çalışın. Bu sağlanamıyorsa sandalyenizde bel çukurunu destekleyen bir yastık kullanın.
  • Vücut ağırlığınızı mümkün olduğunca her iki kalçanıza eşit dağıtmaya çalışın. Bu durumu engelleyen bacak bacak üstüne atma pozisyonundan kaçının.
  • Dizlerinizi dik açıda tutun, ayaklarınızın yerle temas etmesini sağlayın.
  • Uzun süreli oturarak çalışmanız gerekiyorsa, 30 dakikadan fazla aynı pozisyonda kalmayın. Düzenli aralıklarla kalkıp hareket edin.
  • Bilgisayar karşısında çalışırken sandalyenizi bilgisayarla göz hizasında olmanızı sağlayacak uygun bir yüksekliğe ayarlayın ve masaya doğru yaklaştırın.
  • Bilgisayar ekranına doğru yaslanmayın. Omuzlarınızı rahat, sırtınızın dik tutun ve kollarınızın rahat hareket etmesini sağlayın.

Doğru yatış pozisyonları

  • Omurganızı mümkün olduğunca dengede tutmaya çalışın.
  • Başınızın altında omurganın dengesini bozmayacak boyutta çok yüksek olmayan bir yastık koyun.

Ayakkabı köselesi mümkün olduğu kadar esnek olmalıdır. İç taban, ayakkabının ayak tabanı ile temas eden kısmıdır. Deriden yapılmış olmalı. Ayakkabının en geniş yeri tarak kemikleri başlarına gelen kısımdır. Bu kısım tarak kemiklerini sıkıştıracak kadar dar veya ayağın ayakkabı içinde hareket etmesine izin verecek kadar bol olmamalı.

Ayakkabının uç kısmında ise taban yerden 1.5 cm uzaklaşarak havaya kalkık olmalıdır. Topuk ile yürümenin itme fazı daha kolay olur, o nedenle belirli bir topuk yüksekliği olan ayakkabılar hiç topuğu olmayan düz ayakkabılardan daha sağlıklıdır.

Topuk yüksekliği küçük çocuklarda 0.5 cm, büyük çocuklarda 1.5-2 cm, yetişkin erkeklerde 2.5cm, yetişkin kadınlarda 3.5 cm olmalıdır. Kadınlarda yüksek topuklar, zamanla taraklı ayağa neden olur.

Ayrıca yüksek topuklar bacak arka kaslarında kısalma ve ayak bileği bağlarında esneme ve zayıflama yaparak ayak bileği burkulmalarına neden olur. Ayakkabı içinde parmakların uç kısmı ile ayakkabı ön kısmı arasında 12 mm'lik boşluk olmalıdır.

Parmakların üst kısmı ayakkabıya sürtünmemesi için burda boşluk olmalı aksi takdirde parmak üstlerinde ve tarak kemikleri başlarının altında nasırlar oluşur. En önemli kural; önce ayak sağlığımız, sonra modaya uygunluk ve güzel görünüştür.

Günübirlik ( OUTPATIENT ) ortopedik CERRAHİ girişimler

Bu tanımlama; hastanede kalmadan yapılan küçük-orta girişimsel işlemleri kapsar. İşlem yapılır ve hasta aynı gün evine gidebilir. Günübirlik cerrahi uygulamalar ve girişimsel işlemler; dünyada giderek yaygınlaşmakta olup, bu amaçla kurulmuş merkezlerde yapıldığı gibi, hastanelerin özel ayrılmış bölümlerinde de yapılmaktadır. Günübirlik cerrahi tedavide amaç; hastane maliyetlerini düşürmek, hastanın zamanını harcamamak, ev ortamının rahatlığını öne çıkarmak ve hastane enfeksiyonlarından kaçınmaktır. Bu tür girişimlerde, işlem süresi kısa ve komplikasyon oranı da, % 1 ' in altındadır.

Günübirlik ORTOPEDİK CERRAHİ girişimler nelerdir?

Basit kırıklar; sedasyon altında redükte edilip perkütan fiske edilebilirler. Lokal anestezi ile kısa sürede çözümlenebilecek, basit tendon yaralanmaları, yüzeysel ve küçük kitle eksizyonları, bazı artroskopik işlemler ve bölgesel çeşitli enjeksiyonlar, günübirlik uygulanabilir.

SPOR yaralanmaları ve ARTROSKOPİK cerrahide uygulamalar

Spor travmalarında; en fazla oynar eklemler ve bunların çevresindeki tendon, kas gibi yapılar yaralanırlar. Büyük eklem yaralanmalarında, eskiden, ekleme kesiler yapılarak ve eklem açılarak ameliyat gerçekleştirilirken, günümüzde eklem ameliyatlarında sıklıkla kapalı yöntemler tercih edilmektedir. Ekleme belli noktalardan girilerek ve eklem içini video-kameralarla görüntülüyerek, özel el aletleri ile yapılan bu cerrahi girişimlere artroskopik uygulamalar denilmektedir ( video: Artroskopi hasta pozisyonu, Resim : Artroskopi 1, 2 ve 3 ). Artroskopik cerrahi; hastanın çabuk iyileşmesi ve ayağa kalkması, komplikasyonlarının düşük oranda olması gibi önemli avantajlara sahiptir. En fazla uygulanan diz eklemi artroskopisini, omuz, ayak bileği, dirsek ve kalça eklemi artroskopileri izlemektedir. Artroskopik diz cerrahisinde; kısa sürecek ve hastanın hemen işlem sonrası ayağa kalkarak, basabileceği günübirlik uygulamalar vardır. Bunlar; eklemden serbest cisim çıkarılması, eklem kıkırdak debridmanı, parsiyel menisektomi gibi işlemlerdir. Menisküs tamirleri, kıkırdak kanlandırma, yeni kıkırdak oluşturma, bağ rekonstrüksiyonu gibi işlemler; günübirlik girişimler için çok uygun değillerdir Bir parça daha uzun süren ve hastanın da uzun süre ekleme yük bindirmemesini gerektiren işlemlerdir. Kıkırdak hasarları; ciddi, tedavisi zor yaralanmalardır, bununla birlikte, artroskopik girişim yardımıyla bir çok tedavi yöntemi denenebilir. Bu girişimler sırasında, eklemi, mini insizyonla da olsa, açmak gerekebilir .

Yine eklemlere ve derin yumuşak dokulara tedavi amaçlı uygulanan enjeksiyonları da, günübirlik yapılabilen işlemler arasında sayabiliriz. Yumuşak doku ve eklem hasarları; spor yaralanmalarından köken alabileceği gibi, günlük yaşantı sırasında da gerçekleşebilir. Eklem, kas, tendon ve ligamentlere yapılabilen enjeksiyonlardan amaç; ağrıyı gidermek, hasarlı dokuda iyileşmeyi hızlandırmaktır. Bunlar uygulanırken, özellikle, kalça artrozu, derin adale yırtığı gibi ulaşması güç bölgelerde; lokal anestezi uygulanabilir ve skopi, USG cihazı gibi araçlardan da yararlanılabilir .

Enjeksiyonla uygulanan maddeler; kortikosteroid, lokal anestezik , hiyaluronik asit ve son yıllarda yaygın kullanıma giren, Trombositten Zengin Plazma ( TZP )' dır.

TROMBOSİTTEN zengin plazma ( TZP ) nedir?

Kan bileşenleri ; plazma ve hücrelerden oluşur. Hücreleri ise; Alyuvarlar (Eritrositler), Akyuvarlar (Lökositler) ve Trombositler oluşturur.

Trombositler; pıhtılaşma mekanizmasında rol oynamakla beraber, içerdikleri sitokinler, büyüme faktörleri gibi çok sayıda proteinlerle yara iyileşmesinde de önemli rol oynarlar. Yani insan vücudu; kendi trombositlerinin yaralanma bölgesine toplanıp, ortama büyüme faktörlerini salmasıyla gerçekleşen "doğal bir iyileşme potansiyeline" sahiptir. Mantıksal olarak, hasarlı bölgede Trombosit sayısı ve yoğunluğunun artırılmasıyla, ortama daha fazla büyüme faktörünün salınacağı ve daha hızlı yara iyileşmesi sağlanacağı varsayılabilir.

Bu amaçla hastadan alınan uygun miktarda kanın santrifüj edilerek, trombositten yoğun olan kısmının elde edilmesi ve bu kısmın yaralı bögeye enjekte edilmesi işlemine "TZP uygulaması" denilmektedir. Bu işlemle, kanda normal olarak mm küpte 150-350 bin olan trombosit sayısı 1 milyonun üzerine çıkarılarak, 5-10 kat fazla bir yoğunlaştırma elde edilmektedir.

TZP; yara iyileşmesinde NASIL ROL oynar?

Mekanizma tam bilinmemekle birlikte; artmış yoğunluktaki trombositlereden yoğun olarak ortama salınan büyüme faktörlerinin iyileşme potansiyelini hızlandırdıkları düşünülmektedir. Bu olguyu doğrulayan çok sayıda bilimsel çalışma vardır. Bu yöntem, spor yaralanmasına uğramış çok sayıda profesyonel sporcuyu erkenden spora döndürmek için uygulanmaktadır. Akut olguların yanısıra, kronik olgularda, örneğin, tenisçi dirseğinde TZP uygulaması iyi sonuçlar vermektedir.

TZP hangi DURUMLARDA uygulanır?

Tarihsel gelişime bakıldığında, TZP'nin; Kalp-Damar Cerrahisi, Plastik Cerrahi, Dermatoloji, Diş Hekimliği ve Çene Cerrahisi gibi birçok alanda da da uygulanmakta olduğu görülmektedir. Son yılarda ise, Ortopedi ve Travmatoloji alanında kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Akut-kronik yaralanmalarda, dejeneratif eklemlerde, kırık tedavisinde, bazan ameliyat sırasında ve sonrası dönemde uygulanmaktadır. Tenisçi dirseği, aşil tendon yaralanması, topuk dikeni, bağ ve tendon yaralanmaları, kas yırtıkları, eklem kıkırdak hasarları (kireçlenme = osteoartrit ), kırık tedavisi gibi pek çok problemin çözümünde, TZP uygulamaları yapılmaktadır. TZP; ameliyat sırasında ve sonrasında da, iyileşmeyi çabuklaştıran bir faktör olarak uygulanmaktadır.

osteoartrit = kireçlenme

osteoartrit = kireçlenme

TZP nasıl UYGULANMALIDIR?

Steril bir ortamda hastadan gerektiği kadar kan alınıp, yine aynı yerde santrifüj işlemi yapılmalıdır. Bu amaçla, standarize edilmiş ticari kit ve santrifüj cihazlarını kullanmak daha uygun olacaktır. Elde edilen TZP, steril şartlarda, yaralı (hasarlı) bölgeye lokal anestezi uygulanarak enjekte edilmelidir. Özellikle kalça eklemi, kuadriseps kası gibi, derine enjeksiyon gerektiren bölgelerde, skopi, ultrason cihazı gibi araçlardan yararlanılabilir. Hastaya işlemin bir parça ağrılı olabileceği ve bunun bazan 1-2 hafta sürebileceği anlatılmalıdır. TZP uygulaması; birden fazla yapılabilir. Enjekte edilen materyal; hastanın kendi kanı olduğu için, komplikasyon riski minimaldir.

Kadıköy Florence Nightingale Hastanesinde; günübirlik; artroskopik cerrahi gibi pek çok küçük cerrahi girişimin yanı sıra, TZP uygulamaları da başlamıştır. Spor yaralanmalarında olduğu kadar, günlük yaşamda ortaya çıkan kas-iskelet sistemi yaralanmalarında, yaşla birlikte artan denjenere eklem hastalıklarında da, TZP uygulamalarının sonuçları yüz güldürücü olmaktadır. Kadıköy Florence Nightingale Hastanesinde, TZP uygulanırken, azami sterilizasyona dikkat edilmekte ve ameliyathane koşulları aranmaktadır.

Spor nedir ?

Spor; kısaca, harekettir. Belli bir düzen içinde yapılan, vücudun kas, eklem gibi hareketi sağlayan yapılarını çalıştıran aktivitelerin tümüdür.

Spor sırasında en çok çalışan ve en çok yaralanan organlarımız hakkında bilgi verirmisiniz?

En fazla kas, tendon, eklem kapsülü ve kıkırdak gibi yumuşak dokular yük altında kalır ve yaralanırlar. Bunların yanı sıra; ağır travmalar sırasında kemikler ve iç organ yaralanmaları da görülmektedir. Vücudumuzda; 639 adet kas vardır ve bunlar yaklaşık olarak vücut ağırlığının % 40'nı oluşturmaktadır. Kemikler ise; doğumda 300 kadarken, yetişkinlikte 206 adettir ( bazıları zamanla kaynamıştır ).

Spor yaralanmaları neden olur ve tehlikeli sporlar hangileridir?

Yaralanma nedenlerini 2'ye ayırabiliriz : 1) Kişisel nedenler 2) Çevresel nedenler. Kişisel nedenler arasında; "kas ve kemik yapısının zayıf olması, vücut anatomisinde bozukluk, geçirilmiş yaralanma ve ameliyatlar, vücutta var olan kronik hastalıklar ve enfeksiyon, psikolojik sorunlar, spor şekliyle uyumlu olmayan yaş ve cinsiyet, yapılacak spor konusunda yeterli bilgi sahibi olmamak" sayılabilir. Çevresel nedenlerse; "spor ve antreman tekniğinin uygun olmayışı, kullanılan ve giyilen malzemenin kötü olması, kurallara uyulmaması, elverişli zemin ve hava koşullarının olmamasıdır".

En çok yaralanmaya yol açan sporlar; futbol, Amerikan futbolu, basketbol, güreş gibi takım ve temas sporlarıdır. Bunlara; ülkemizde yaygın olmayan, otomobil ve motosiklet yarışlarını, yüksek hızda yapılan kayak sporlarını ekleyebiliriz.

Spora başlamadan önce ve sonra nelere dikkat edilmelidir?

Öncelikle, bir sağlık taramasından geçmek gerekir. Daha sonra da, düzenli sağlık kontrolleri gereklidir. Spora başlamadan önce mutlaka 15-20 dakika süreyle ısınma ve germe egzersizleri yapılmalıdır. Yapılacak spor dalı ile ilgili bilgi sahibi olunmalı ve ona uygun, giysi, ayakkabı ve malzeme kullanılmalıdır. Aşırı yorgunluk, çarpıntı, baş dönmesi, ağız kuruluğu gibi bulgular ortaya çıkarsa, harekete son verilmelidir. Sportif aktivite bitince 10-15 dakika süreyle soğuma egzersizleri yapılmalıdır.

Her yaşta spor yapmak mümkünmüdür?

Evet, her yaşta spor yapmak mümkündür ve gereklidir. 19. Yüzyılda insanların günlük fiziksel aktiviteleri % 92 oranındayken, günümüzün gelişmiş toplumlarında % 30'un altına düşmüştür. Bu durum; şişmanlık, kalp-damar hastalıkları, kemik erimesi, psikolojik sorunlar gibi birçok probleme yol açmaktadır. Okul öncesi yaş gurubunda (0-6 yaş), sağlıklı bir çocuk zaten hareketlidir. 6 yaştan itibaren çocuğun evde, okulda saatlerce bilgisayar ve televizyon karşısında zaman geçirmesinin önüne geçilmelidir. Fast-food denilen; hamburger, tost türü gıdaları tüketmemeli, kola ve gazlı içecekler içmesi engellenmelidir. Süt içmeleri teşvik edilmelidir. Yapılan çalışmalar, çocuklukta aşırı kilolu olanların, % 80'e varan oranda, yetişkinlikte de aşırı kilolu olduğunu göstermektedir.

Çocuklarda fiziksel aktivite (spor) yararlı mıdır ve nasıl olmalıdır?

Evet yararlıdır. Öncelikle, daha sağlıklı ve zinde olacaklardır, büyümeleri, gelişmeleri olumlu yönde etkilenecektir. Vücut hareketlerini daha iyi kontrol edip, doğal yeteneklerini geliştirme şansları olacaktır. Gerginlik, huzursuzluk, saldırganlık ve depresyon gibi sorunlarla daha kolay başa çıkabileceklerdir. Kendilerine güvenen, çevreleri ile sağlıklı iletişim kurabilen çocuklar ortaya çıkacaktır.

Yapılacak spor; çocuğa zarar vermemeli ve yaş gurubuna uygun olmalıdır. Kemik ve kas gelişimi sürerken yapılacak aşırı yüklemeler, zedelenmelere, kırıklara kızlarda adet bozukluklarına yol açabilir. 5-7 yaş arası; koşma, tırmanma, yüzme, dans- folklor gibi bireysel aktiviteler öne çıkarılırken, yaş ilerledikçe, daha fazla güç ve enerji gerektiren aktivitelere, kademeli olarak geçilmelidir. Unutulmaması gereken şey; çocuğun yaptığı spor dalını benimseyip, sevmesi ve sporu amatörce uygulayıp aşırı yüklenmelerden kaçınmasıdır.

Yaşla birlikte organizmada ne gibi değişiklikler olur ve ne tür sporların yapılması daha uygundur?

Günümüzde artık; 40-65 yaş arasını orta yaş, 65-75 yaş arasını emeklilik dönemi, 75-85 yaş arasını ileri yaşlılık ve 85 yaş üstünü de çok ileri yaşlılık dönemi olarak niteliyoruz. Yaşla birlikte: 1) Beyin ve sinir hücrelerinde artan kayıplar; denge, koordinasyon bozulmalarına, hareketlerde yavaşlamaya yol açmaktadır. 2) Görme ve işitme duyularında olan kayıplar, anlık tepkileri geciktirmektedir. 3) Kas ve kemik kitlesinde oluşan kayıp, yumuşak dokularda esneklik azalması; kolay yaralanma ve zorlu hareketleri yapamama sonucunu doğurmaktadır. 4) Kalp-dolaşım ve solunum sistemlerindeki kapasite azalması, güçsüzlük ve çabuk yorulmayı beraberinde getirmektedir. Bütün bunlara bakarak; orta yaş gurubunun, tenis, yüzme, koşma, bisiklete binme gibi aktiviteleri kolayca yapabileceğini, emekli ve ileri yaş gurubunda ise; yüzme ve yürümenin en iyi sporlar olduğunu söyleyebiliriz.

Yürüme ve koşma hakkında neler denebilir?

Yürüme her yaşın sporu olup, bir insan hayatı boyunca yaklaşık 200.000 km yani Dünya çevresinin 5 katı yürümektedir. Yürürken en önemli noktalar; uygun süre, uygun zemin, uygun giysi ve ayakkabılardır. Orta yaşın ilk yarısında; haftada 5 gün 1'er saatlik (yaklaşık 5 km) yürüyüş yeterliyken, daha ileri yaşlarda haftada 3-4 gün, 30-45 dakikalık yürüyüşler uygun olacaktır. Yürünen zemin; mümkünse sert olmamalı, esnek ve düz olmalıdır. Mevsime uygun spor giysileri, tabanı darbeleri emen ve ayağı iyi kavrayan kaliteli spor ayakkabılar tamamlamalıdır. Spor ayakkabılar; her 500-600 km'de bir değiştirilmelidir. Koşarken; 7-8 km'lik bir hızı, yani hafif bir tempoyu tercih etmek, hızı ve mesafeyi her hafta % 10 oranında artırmak uygun olacaktır.

Spor yaralanması olursa acil yaklaşım nasıl olmalı, kesin tanı ne şekilde konulmalıdır?

Spora derhal son verilmeli ve sporcu oyun alanının dışına taşınmalıdır. İncinen bölgeye soğuk (buz) uygulanmalıdır, uygulama çıplak cilt üzerinden yapılmamalı, her 20-30 dakikalık uygulamadan sonra 1.5-2 saat ara verilmelidir. Şişliğin önüne geçmek için elastik bandajla kompresyon uygulanmalı ve kol-bacak kalp seviyesine yükseltilmelidir ( Video : buz uygulama ). Daha sonra, spor yaralanmaları konusunda uzman bir doktor dikkatli bir muayene ile yaralanmanın derecesini belirlemelidir. Kesin tanı, hastanede görüntüleme araçları yardımıyla konur. Kemikler ve eklemlerdeki kırık-çıkıkların tanısı için direk grafiler (x-ray) ve bilgisayarlı tomografiden (BT), yumuşak doku hasarları tanısı için; ultrasonografi (USG) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) yöntemlerinden yararlanılır.

Tedavi nasıl yapılır?

Hafif düzeydeki yaralanmalarda; istirahat, bandaj ve atel uygulamaları, steroid olmayan ağrı kesici ve ödem çözücü ilaçlar (NSAİİ), bölgesel kortizon enjeksiyonları ve fizik tedavi uygulamaları ön plandadır. Son günlerde çok popüler olan ve profesyonel sporcuların tedavisinde de kullanılan, trombositten zengin plazma enjeksiyonları da, doku iyileşmesinde etkili olmaktadır. Yaralanma ağır, hasar fazlaysa; cerrahi yaklaşım gerekir. Cerrahi uygulamalar; açık ve kapalı (artroskopik) girişimlerden oluşur. Kapalı ( artroskopik) yöntemlerle; eklem içi yapıları ekranda net bir şekilde görüntüleyip, müdahale etmek mümkündür. Hastaya verilen zarar daha azdır ve iyileşme süresi de daha hızlıdır.

İnsan ortalama ömrü ciddi olarak uzadı. Ülkemizde kadınlarda 76 erkeklerde ise 74 oldu. Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya gibi ülkelerde ise 80 yaşın üzerine çıktı. Ömrün uzamasının yanında acaba bizim eklemlerimizi kaplayan kıkırdaklarımız da yenilenerek uzun yaşama ayak uyduruyor mu? Bilindiği gibi eklem yüzlerini kaplayan hyalin kıkırdak olarak isimlendirilen yapının yenilenmesi son derece zordur. İçindeki hücre sayısı toplam kütlenin ancak %1 ini oluşturmaktadır.

Bu kondrosit adı verdiğimiz hücreler ya yaşamımız esnasında geçirdiğimiz travmalar sonucunda kıkırdağın yaralanması ile ya da yaşın ilerlemesine bağlı olarak azalmaktadır. Sonuçta kıkırdağın yenilenmesi azken tamamen yok olur. Dolayısı ile eskiden daha kısa yaşamlarda kullandığımız aynı kıkırdağı daha uzun sürede kullanmaya başladık. Günlük yüklenmeleri de hesaba kattığımız zaman kıkırdakların yıpranması daha da artmaktadır. Osteoartrit dediğimiz maalesef halk arasında yanlış isimlendirilen kireçlenme oluşmaktadır.

Son 10 senedir spor yapmak çok yaygınlaştı. Bunun sonucunda spor yaralanmaları da arttı ve özellikle diz kıkırdak yaralanmaları çok güncel konu haline geldi. Özellikle genç yaşta yaşanılan kıkırdak lezyonları bölgesel olmakta ve iyi tedavi edildiğinde ileriye dönük eklem bozukluğunu engellemektedir. Eğer tedavi edilmezse zaman içinde tüm eklemi bozmaktadır.

Yıllar önce eklemlerden geçirilmiş cerrahi girişimler mesela menisküs ameliyatları yıllar sonra kıkırdak lezyonlarına neden olmaktadır.

Son bir grupta yapısal ve genetik formatın neden olduğu özellikle 55 yaş üstü bayanlarda daha fazla görülen kıkırdak lezyonları söz konusudur.

Bahsettiğim tüm bu gruplar sonuçta kıkırdaklarındaki lezyonlar nedeni ile çeşitli şikayetlere sahip olacaklardır. Ortalama ömrün de uzadığı düşünülürse uzun seneler bu şikayetler devam edecek ve artacaktır sonunda da protez uygulamalarına gidilecektir.

Özellikle diz gibi yük taşıyıcı eklemlerdeki bu problemler kişilerin yaşam kalitelerini düşürmekte ve onları depresyona sokmaktadır.

Bilim dünyası bu gerçeği görerek kıkırdak lezyonlarının ciddiyetini ve doğurduğu sonuçları üzerine kıkırdağın yenilenmesi konusunda araştırmalara başlamıştır.

Önceleri eklemin yükünü azaltıcı egzersiz programları, kilo verdirmeler, ilaç tedavileri uygulanmış ama problemin ilerlediği görülmüştür. Özellikle de tam kat kıkırdak kayıplarında kemik ortaya çıkmakta ve kıkırdak oluşmamaktadır.

Birinci jenerasyon tedavi olarak özellikle sınırları belli genç ve orta yaşlardaki kıkırdak eksikliklerinde mikrokırık yöntemi uygulanmaya başlanmıştır. Bu yöntem artroskopik olarak diz eklemini hiç açmadan monitörde görerek uygulanmaktadır. Amaç kıkırdağın olmadığı bölgede kemik iliğini açarak buradan gelen kanın o bölgede yerleşerek içindeki kök hücreleri de kullanarak yeni bir kıkırdak oluşturma felsefesine dayalıdır. Ancak oluşan yeni kıkırdak orjinali gibi olmamakta ve dayanıklılığı daha kısa sürmektedir. Uygulanabilir lezyonlar 2 cm kareye kadar büyüklükte olanlardır.

Daha büyük lezyonlarda ise mozaikplasti adı verilen yöntem uygulanmaktadır. Bu teknikte kişinin aynı ekleminin sağlam bölgesinden 7-8-9-10 mm. çaplı silindirik kıkırdak ile birlikte kemik greftlerin alınarak kıkırdak olmayan yere transferi yapılmaktadır. Dört santimetre kareye kadar büyüklükte olan lezyonlarda tercih edilir.

Bu iki teknik de endoskopik olarak yapılabilmekte ve hasta aynı gün evine gönderilmektedir. Ancak yeni kıkırdak olması için kişi, 4-6 hafta o tarafına yük vermemelidir.

Eğer lezyon daha da büyükse veya daha önce söylediğim teknikler başarısız olduysa o zaman kontrosit kültür uygulaması yapılabilir. Artık bu teknikler ikinci jenerasyondur. Burada yapılan sağlam kıkırdaktan bir parça alıp bu parçadan laboratuarlarda kıkırdak hücresi olan kondrositlerin üretilmesidir. Sonra bu kültür hücreleri ikinci ameliyatla ekleme kıkırdağın olmadığı kısmına nakledilir. Bu sıvı ortamlı olduğu için orada durmasını sağlayacak kemik zarı periostta kullanılmaktadır. Bu teknik daha da ilerletilmiş olup sıvı materyalin kaybolmasını da azaltmak için özel materyaller üretilmiş ve üretilen hücreler bunlara emdirilmiştir. Bunlara skafold adı verilmektedir. Sonra bu skafoldlar problemli bölgeye konmaktadır.

Ancak iş bu kadarla da bitmemektedir. Daha iyilerini yapmak üzere üçüncü jenerasyon teknikler geliştirilmiştir. Bu teknikte skafoldlar üzerine kondroprogenitör adı verilen yani bulunduğu ortama göre yapı özelliğini taşıyanhücreler konmuş ve bunlar uygulanmaya başlanmıştır. Bu hücreler kemik iliğinden, adaleden, yağdan ve sinovyumdan elde edilmektedir.

Bu teknikler hep iki operasyon ile de yapılmaktadır. Birincide sağlam doku alınıp çoğaltılmakta; ikinci operasyonda da oluşturulan doku kıkırdak yokluğunun olduğu bölgeye yerleştirilmektedir. Son çalışmalar ise bu olayın tek ameliyatla nasıl halledileceği konusundadır. Birçok araştırma devam etmektedir. Yine bu tekniklerdeki diğer bir yenilik skafoldlar üstüne dokuların yapımında kullanılan vücut tarafında salgılanan mediatör dediğimiz maddelerin yerleştirilmesidir. Gerçekten çok ileri bir teknolojidir.

Şu ana kadar bahsettiğim uygulamalar daha çok eklemin belli bölgesinde olan sınırlı kalmış kıkırdak defektlerinde uygulanan tekniklerdir. Bir de eklemin tamamını tutan ve tüm eklemde kıkırdak kaybı ile giden hastalıklar vardır. Günümüzde ilerlemiş bu hastalıklarda eklem protezleri uygulamaları başarı ile yapılmaktadır. Ancak hastalar artık kendi eklemleri yerine artifisyal eklemler kullanmaktadırlar. Gen tedavisi ile bu tip kıkırdak sorunları da çözülecektir. Bununla ilgili çalışmalar devam etmektedir. Ancak bu tekniklerde canlı virüslerin ve onlara yüklenen DNA'ların kullanılması bazı sorunlar getirmektedir. Bu nedenle daha çalışmalar hastalar üzerinde yaygın kullanıma müsaade etmemektedir. Bu sorunlar giderildiği taktirde hangi kıkırdak lezyonu olursa olsun tedavi edilebilecek herkes her zaman kıkırdağını korumuş veya yeniden yapmış olacaktır.

Sonuç olarak kıkırdaklar yenileniyor mu? Belki kendi başlarına hayır ama yeni teknolojik gelişmeler ve tedavi şekilleri ile evet; yenileniyor.

Sağlıklı eklemler için SAĞLIKLI KİLO

Fazla kilolar bu eklemlerin yükünü arttırır ve kıkırdağın bozulmasına yol açar. Kaybettiğiniz her 1 kilo, dizlerinizdeki 4 kiloluk basıncı yok eder.

Eklemler için DÜŞÜK ETKİLİ egzersiz.

Eklemleri korumak için en iyi egzersizler, yüzmek ve bisiklete binmek gibi düşük etkili egzersizlerdir. Çünkü yüksek etkili, vuruşlu, sarsıntılı egzersizler eklemlerinizin incinmesine ve kıkırdağınbozulmasına neden olabilir. Eklemlerin Etrafındaki Kasları Geliştirin. Eklemlerin etrafındaki kasların daha güçlü olması, eklemlerde daha az gerilim olduğu anlamına gelir. Kasların gücünde çok az artış olması bile, eklemlerimizin yükünü azaltır.

Tam HAREKET AÇIKLIĞI sağlayın.

Eklemlerinizin sertleşmesini önlemek ve esnekliklerini muhafaza etmek için hareket açıklığının tamamını kullanacak doğrultuda hareket ettirin. Eğer kireçlenmeniz varsa, doktorunuz veya fizyoterapistiniz size günlük hareket açıklığı egzersizlerini önerebilir. Karnınızı Güçlendirin.

Güçlü karın ve sırt kasları dengeye yardım eder. Ne kadar dengeli olursanız, düşme sonucu eklemlerinizi incitme riskinden o derece uzak olursunuz. Bu nedenle düzenli egzersizlerle karın kaslarınızı güçlendirin.

İyi bir duruşla eklemlerinizi KORUYUN

Ayakta ve otururken düz durun. İyi duruş, dirseğinizden dizlerinize kadar olan tüm eklemlerinizi korur. Duruşu iyileştirmenin en iyi yolu yürüyüş yapamaktır. Ne kadar hızlı yürürseniz, sizi dik pozisyonda tutmak için kaslarınız o kadar çok çalışır. Yüzme de duruşu düzeltir.

Ağır kaldırırken ve taşırken DİKKATLİ olun

Bir şeyler kaldırırken ve taşırken eklemlerinizi düşün. Doğru eğilme, kalma pozisyonlarını öğrenin. Çantaları elleriniz yerine kollarınızda taşıyın.