Yararlı Bilgiler

Baş ağrısı tüm branşlarda, tüm hekimlerin karşılaştıkları yaygın bir sorundur. En büyük kısmını gerilim tipi baş ağrısı veya migren gibi kronik/epizodik (aralıklı) baş ağrıları oluşturur. Hastayı çok rahatsız etmenin yanı sıra baş ağrıları önemli işgücü kaybı, sağlık harcamaları ve benzer ekonomik götürülere neden olur.

Migrenli hastaların yaklaşık % 60-70'ı henüz tanı almamıştır. Baş ağrısı ile en sık doktora gidenler % 54 oranı ile süregen gerilim tipi baş ağrısı olan hastalardır. Bu hastalara sıklıkla "kronik sinüzit", "boyun kireçlenmesi", "hipertansiyon kaynaklı" gibi yanlış tanılar konur.

Baş ağrısının altında bazen beynin ya da vücudun başka bölgelerine ait hastalıklar yatar. Bu baş ağrılarına ikincil (sekonder) baş ağrısı denir. Örnek olarak kansızlık, enfeksiyonlar, kazalar, kanamalar, tümörler veya ilaç yan etkileri sayılabilir. Migren, gerilim tipi baş ağrısı veya küme tipi baş ağrısı gibi altında başka bir hastalık yatmayan ağrılara ise birincil (primer) baş ağrıları denir.

Primer baş ağrıları

En sıkı görülen ağrı tipi gerilim tipidir ( Baş ağrılarının % 50 sinden daha fazlası). Ancak migren de sanıldığından daha sık gözlenir. Migren kadınlarda erkeklerden daha sıktır. Bunun dışında küme baş ağrıları, günlük süreğen baş ağrıları gibi daha nadir baş ağrısı çeşitleri de bulunmaktadır.

Gerilim tipi baş ağrısı

Gerilim tipi baş ağrıları hem daha kısa sürerler, hem günlük hayatı pek etkilemezler, hem de tedaviye daha kolay cevap verir. Nadir durumlarda aralıklı gelen bu ağrılar süregen bir hal alarak çok rahatsız edici olabilir.

Migren

Migren ağrısı oldukça karakteristiktir. Genellikle zonklayıcı karakterde yarım baş ağrıları olur ancak çok çeşitli başka şekillerde de gözlenebilir. Ağrı oldukça ızdırap vericidir ve hastanın günlük yaşam aktivitelerini engeller. İlaç tedavisine çok kolay cevap vermez, özel takip ve tedavisi vardır. Önemli bir nokta, migrenin baş ağrısı ile sınırlı olmayan bir hastalık olduğu ve vücudun başka alanlarını da etkilediğinin bilinmesidir.

Ağrının nedeni ile ilgili dikkat edilmesi gereken önemli noktalar:

  • Baş ağrısının süresi
  • Baş ağrısının hastada başladığı yaş
  • Aralıklı olup olmaması
  • Birden oluşup oluşmadığı
  • Ağrının şiddeti
  • Ağrının yeri
  • Ağrının karakteri
  • Eşlik eden başka yakınmaların varlığı
  • Ağrıya neden olan faktörlerin olup olmadığı
  • Tedavi

Eğer baş ağrısının altında herhangi bir neden yattığı anlaşıldıysa, tedavi bu nedene yönelik yapılacaktır. Hastada primer bir baş ağrısı saptandıysa ağrı tipine göre ve kişiye özel bir tedavi rejimi seçilecektir.

Çoğu migren hastası uygun tedavi ile ağrılarından kurtulur ve çok daha verimli bir yaşam sürdürür.

İlaç tedavisin yanı sıra destek tedavileri (psikolojik, fizik tedavi ve rehabilitasyon, supplementer tedaviler) de hastalara büyük oranda rahatlık sağlarlar.

Baş ağrısında ACİL

Eğer baş ağrısı:

  • Ani ve çok şiddetli başladıysa
  • Ateş veya kusma eşlik ediyorsa
  • Hayatınızda ilk defa bu şekilde bir ağrı yaşıyorsanız
  • Sinir sistemine ait herhangi başka bir bozukluk eşlik ediyorsa
  • Bilincinizde değişiklik/ uykuya eğilim varsa
  • hemen en yakın hastanenin acil servisine başvurunuz.

Gençlere “bu yaşta unutkanlık olmaz” denirken, yaşlılara “unutması normal” gözüyle bakılır. Oysa unutkanlık altta yatan bir hastalığın belirtisi olarak düşünülmeli ve uzman bir hekim tarafından araştırılmalıdır.

Unutkanlık kimi zaman depresyon, vitamin eksiklikleri, tiroid fonksiyon bozukluklarına bağlı olarak görülebilir ve uygun tedavi ile tam şifa sağlanır. Ancak unutkanlığın bunamanın ilk belirtisi olabileceği de bilinmelidir. Bunama (demans), orta-ileri yaşlarda başlayan, akli becerilerde ilerleyici kayıplara neden olan bir hastalıktır. Hastalık, zihinsel fonksiyonlar ve günlük yaşam aktivitesinde ilerleyici bozulma ve davranış problemleri ile tanımlanır. Alzheimer hastalığı, demansın en sık nedeni olmakla birlikte, bunamaya neden olabilen pek çok başka hastalık da vardır.

Hastalık, doğası gereği ilerleyici özelliktedir. Şu anki mevcut tedavi seçeneklerimiz hastalığın ilerleme hızını duraklatma ile sınırlıdır. Güncel klinik araştırmalar yakın gelecekte çeşitli tedavi olanaklarının mümkün olabileceğini düşündürmektedir. Demans hastalığının seyrini başlangıç, orta ve ileri evreler olarak gruplandırabiliriz.

Başlangıç evresindeki hastanın zihinsel fonksiyonlarında aksaklıklar mevcuttur. Zihinsel fonksiyonlarımız konuşma, anlama, iletişim, soyut düşünme, muhakeme gibi entelektüel becerilerimizdir. Demans hastası okuduğunu anlayamaz, konuşurken kelime bulmakta güçlük çeker, okuduğunu anlayamaz/yorumlayamaz. Basit unutkanlıklar olarak başlayan bu yeti kayıpları genellikle fark edilmez ya da yaşla ilişkili olağan değişiklikler olarak yorumlanır. Ne yazık ki bu evrede hekime başvuru çok azdır. Oysa erken teşhis, her hastalıkta olduğu gibi bunamada da tedavinin daha yüz güldürücü olmasını sağlamaktadır.

Zihinsel işlevlerdeki aksaklıklar, günlük yaşamı etkilemeye başladığında sorunlar dikkat çekici hale gelir. Örneğin hasta telefonu nasıl kullanacağını bilemez, kişisel temizliliği/bakımını yapamaz, para hesabını yapamaz hale gelir! Günlük yaşam aktivitelerinin etkilenmeye başladığı orta evrede, hastalar temel gereksinimleri için bile yakınlarına bağımlı hale gelirler. Bu dönemde hasta çorbasını çatalla içmeye çalışır veya yemek yediğini unutarak tekrar ister.

İleri evrede ise artık davranış problemleri başlar. Bu dönem, sosyal ve ahlak öğretilerine uygun olmayan davranışlar nedeniyle hasta yakınlarının en sıkıntılı olduğu evredir. Hasta tuvaletini nereye yapacağını bilemez, fiziksel veya sözlü tacizler de bulunabilir, saldırganlık gösterebilir. Zaman içinde hastalar yatağa bağımlı hale gelir.

Demans 65 yaşının üstünde olan insanların yaklaşık %15´inde görülür. Hastalığın görülme sıklığı yaşla doğru orantılı olarak artmaktadır. 80’li yaşlarda her iki yaşlıdan birinde demans görülmektedir. Dünyada yaşlı nüfusun artmasıyla, demans görülme sıklığının artışının da katlanarak artacağı öngörülmektedir.

Demans İçin Risk Faktörleri: ileri yaş, düşük eğitim düzeyi, kadın cinsiyeti, kafa travması öyküsü, orta yaşlarda başlayan şeker hastalığı ve kalp-damar hastalığı olarak sayılabilir.
Bunama, hasta kadar yakınlarını da sosyal ve ekonomik olarak etkileyen bir hastalıktır.

Demans için uyarıcı 10 işaret:

1. Unutkanlık

Randevularımızı, telefon numaralarını unuttuğumuz olmuştur ancak demans hastasında unutkanlık daha sıktır ve özellikle yakın geçmişe ait olaylar daha kolay unutulur, geçmiş döneme göre hafıza daha iyidir.

2. Düzenli Görevleri Yapmada Güçlük

Zaman zaman hepimiz zihinsel dağınıklık yaşarız ve yemeğe tuz koyup koymadığımızdan emin olmayız. Ancak demans hastası yapmayı iyi bildiği bir yemeği pişirirken içine koyması gereken ana maddeleri eklemeyi unutabilir.

3. Konuşma / İletişim Problemleri

Demans hastası kelime bulmakta güçlük çektiği için konuşmasının akıcılığı bozulmuştur. Kendisine söylenen uzun cümleleri anlayamaz.

4. Yer ve Zamana Oryantasyonun da Bozulma

Bazen ayın kaçı olduğunu unuttuğumuz olmuştur ancak bir demans hastası evinin yolunu bulmaz, evde odaların yerini karıştırabilir.

5. Bozulmuş Yargılama

Hasta, mevsimlere uygun giyinemez, bahar geldiğinde hale kışlık kalın kıyafetlerini giymeyi sürdürebilir.

6. Soyut Düşüncede Problem

Bir demans hastası masayı görünce tanıyabilir ancak masanın yemek yemek için kullanılacağını düşünemez.

7. Eşyaların Yerlerini Karıştırma

Anahtar ya da güneş gözlüğünüzü nereye koyduğunuzu hatırlayamadığınız zamanlar oluyordur. Bir demans hastası ise eşyaları uygunsuz yerlere koyabilir; ütüyü buzdolabına, makası fırına.

8. Davranış ve Duygularda Değişiklikler

Hepimiz zaman zaman üzgün oluruz. Demans hastasının duygularında dalgalanmalar dikkat çekicidir, nedensiz öfkelenme ya da ağlamalar sıktır.

9. Kişilik Değişiklikleri

Demans hastası şüphecidir, yersiz öfkelenmeleri olabilir.

10. İnisitayif Kaybı

Demans hastası oldukça pasif hale gelmiştir, karar vermekte zorlanır, desteklenmeye ihtiyacı vardır.

Alzheimer hastaları unutkan olurlar ve kafaları kolaylıkla karışır. Konsantre olmada zorlanıp garip davranabilirler. Hastalık ilerledikçe daha da artan bu problemler, hasta yakınlarının ve bakım verenin işini zorlaştırır. Alzheimer hastalarının bakımında sorun teşkil eden konular arasında özellikle iletişim yeteneklerindeki değişiklikler ile kişilik, davranış farklılıkları öne çıkar. Önemli olan bu değişikliklere hastanın değil hastalığın yol açtığını akılda tutmaktır.

Hastalarda görülen iletişim sorunları

Alzheimer hastasıyla iletişim zordur çünkü birçok şeyi hatırlamazlar. Çoğu kez doğru sözcüğü bulamayıp ne söyleyeceklerini unutabildikleri gibi sözcükleri de zorlukla anlayabilirler. Uzun konuşmalarda dikkatleri dağılabilir. Dokunmaya ve seslerin tonuna, yüksekliğine karşı aşırı hassasiyet iletişimi zorlaştıran bir başka unsurdur. İlaveten iletişimde sorun olduğunu görünce hayal kırıklığı yaşayıp üzülebilirler. Sabırsız hissedebilir ve söyleyeceklerini hemen söylemesini istersiniz ama bunu yapamazlar.

Alzheimer hastasında görülen iletişim problemleriyle başa çıkabilmek için öncelikle bu sorunlara hastalığın yol açtığını anlamanız gerekir.

Hasta ile iletişimde başlıca dikkat etmeniz gerekenler;

  • Hasta ile konuşurken doğrudan göz kontağı kurarak adını söylemek onun dikkatini çekmenizi sağlayacaktır.
  • Konuşma tonunuza, sesinizin yüksekliğine, ona nasıl baktığınıza ve vücut dilinize dikkat edin.
  • Basit ve adım adım talimatlar kullanın.
  • Bir seferde tek bir şey sormanız veya söylemeniz yerinde olacaktır.
  • Talimatları tekrarlayın ve cevap vermesi için zaman tanıyın, sözünü kesmeyin.
  • Mümkün olduğunca karşılıklı bir konuşma sürdürmeye çalışın. Bu, hastanın kendisini daha iyi hissetmesini sağlar.
  • Sıcak ve sevgi dolu bir yaklaşım sergilemeniz, sizinle konuşurken elini tutmanız, onun iletişim kurmasını kolaylaştıracaktır.
  • Sanki o orada yokmuşçasına onun hakkında konuşmayın veya konuşurken bebekmiş gibi davranmayın.
  • Anlaşılması zor olsa da kaygılarını dinlemenizi onu anlamaya çalışmanız ve bazı kararları kendisinin vermesini sağlamanız onu rahatlatacaktır.
  • Buna karşın her halükarda hastanın olası öfke patlamalarına karşı sabırlı olun.
  • Unutmayın konuşan hasta değil, hastalıktır.
  • Tüm bunlara karşın dayanamayacağınızı hissederseniz ara verin.

Kişilik ve davranış değişiklikleri

Alzheimer hastalığı beyin hücrelerinin ölümüne yol açtığı için beynin çalışması giderek kötüleşir. Bu durum hastanın davranışlarını etkiler. Bazı günleri iyi bazı günleri kötü olacaktır. Daha kolay üzülecek, kaygılanacak ve sinirlenecektir. Hüzünlü olabilir veya ilgisiz davranabilir. Eşyaları saklayabilir veya başkalarının sakladığını düşünebilir. Olmayan şeyleri hayal edebilir, evden uzaklaşabilir. Sıra dışı cinsel davranışlar gösterebilir. Size veya başkasına vurabilir. Gördüğü ya da duyduğu bir şeyi yanlış anlayabilir.

Bu durumda doktoruna danışmak değişikliklerle başa çıkmak için çok önemlidir. Günlük bir rutininizin olması, hastanın ne zaman ne olacağını bilmesini sağlar. Güvende olduğunu, ona yardım etmek için orada olduğunuzu söyleyin. Tartışmayın, kızgınlığınızı göstermemeye çalışın, gerekirse geri çekilin. Gördüğünü veya duyduğunu söylediği halüsinasyonlarıyla ilgili tartışmaya girmeden korkuyorsa onu rahatlatıp dikkatini başka şeye çekmeye çalışın. Onun da bulunduğu bir ortamda televizyonda gerilimli bir program izlemeyin. Kendisine veya başkasına zarar verebileceği şeyleri etrafında bulundurmayın. Kendisine zarar verileceğine dair şüpheleri olursa, sizi suçlarsa reaksiyon göstermeyin. Hastanız huzursuz ve öfkeli olduğunda bu durumu tetikleyen nedeni bulmaya çalışın. Davranışı tetikleyen nedeni ortadan kaldırırsanız davranış ta düzelebilir. Sizin kaygılarınızın hastayı etkilediğini düşünüyorsanız yavaşlayın ve sakinleşmeye çalışın. Hastanın kendi hayatının olabildiğince fazla bir kısmını kontrol etmesine izin verin. Evin içinde sevdiği fotoğraflar ve objeler bulundurun ki kendini güvende hissetsin. Hastanızın bulunduğu ortamda gürültüyü azaltın, gün içinde aktivitelerin yan ısıra sessiz zamanlar olsun. Öfkeli ve saldırgansa kendinizi koruyun.

Hasta yakınlarının en büyük sorunu: Belirsiz kayıp

Hastalık nedeniyle hafıza kaybı yaşayan hastaların yakınları veya bakımını sağlayanlar asıl problemin hastalığın kendisi değil yol açtığı belirsizlik olduğunu söylerler. Fiziksel olarak var olan ancak zihinsel ve psikolojik olarak yok olan bir kişiyle ilgilenmek ve onun bakımını sürdürmek, hasta yakınlarında "belirsiz kayıp" duygusuna yol açabilir.

Ne var olan ne de var olmayan bir kişinin bakımını üstlenmek zordur. Birçok kişi için sanki evde bir yabancı vardır. Bazı hastalarda hafıza kaybı öngörülemez bir şekilde dalgalanır yani bir gelir bir gider. Bu yokluk ve varlık arasındaki sürekli gidiş geliş çok stresli bir kayıp duygusunu yaratır. Ölümden farklı olarak bir kapanış bir resmi teyit yoktur. Kendinizi yalnız hissedersiniz bazı açılardan gerçekten de yalnızsınızdır. Toplumsal ve hatta dini destek zayıftır. Ruhsal olarak en güçlü kişilikte olan kişiler bile bu durumda kaygılı ve depresif hissederler.

Belirsiz kayıp belirtileri

Belirsiz kayıp duygusu hasta yakınlarında kişiyi hareketsiz kılan sürekli bir acı yaratır. Örneğin kararlar ertelenir, görevler birikir, rutin işler aksar, şüphe, kafa karışıklığı, çaresizlik, umutsuzluk yaşanır. Hastanın bakımı giderek çok daha fazla zaman aldığı için arkadaşlıklar azalır. Yakınlarla çatışmalar artar. Bakım sağlayan kişi giderek artan bir biçimde kendini izole hisseder. Buna bağlı olarak depresyon, anksiyete, suçluluk, utanç, kendisiyle ilgilenmeme, fiziksel hastalık olasılığı artar.

Başa çıkma yöntemleri

Sevdiğiniz bir kişinin ne var ne yok olmasının yarattığı stresi kabul etmek, bu stresle başa çıkmanın birinci koşuludur. Başka kişilerle iletişim içinde olmaktan, diğer aile fertlerinden ve çevrenizden destek almaktan çekinmeyin. Böyle bir strese başa çıkabilmek için sizin ve diğer aile bireylerinin alışageldiğiniz rollerde değişiklik yapmak gerekebilir. Aile içi rolleri gözden geçirin ve bakımın aile içinde paylaşılmasını sağlayın. Örneğin haftada bir yakınlarınızdan biri gelip hastanın bakımıyla ilgilenirken siz başka bir şeyle ilgilenin. Aile ile birlikte olan kutlama, tatil gibi ritüellere devam edin ancak bunları biraz sadeleştirin. Farklı insanlarla iletişim stresinizi azaltacaktır. Ümit edeceğiniz yeni bir hayaliniz olsun. Yeni arkadaşlıklar, hobiler, seyahat planları yapın. Takip ettiğiniz televizyon programları olsun.

“Ne şöyle ne böyle” yerine, “hem şöyle hem böyle” düşünce tarzını benimseyebilirsiniz. Örneğin hastanın ne var olduğunu ne de olmadığını düşünmek yerine hem var olduğunu hem de olmadığını düşünebilirsiniz. Bu düşünce şeklini kendiniz için de uygulayabilirsiniz. “Ben hem başkasına bakım sağlayan hem de kendi ihtiyaçları olan bir kişiyim.” “Hem her şeyin sona ermesini istiyorum hem de onun yaşamasını istiyorum.” “Hem onun hastalığından dolayı üzgünüm hem de yeni torunumun doğumundan ötürü mutluyum.”

Kendi sağlığınıza önem verin. Öfke ve suçluluğun normal duygular olduğunu kabul edin. Depresif, fiziksel olarak hasta veya çaresiz hissettiğinizde kendinize veya hasta yakınınıza zarar vermek veya bağırmak istiyorsanız, alkol alma isteğiniz artıyorsa, diğer aile üyeleriyle sıklıkla tartışıyorsanız, kendi bakımınızla ilgilenmiyorsanız bir ruh sağlığı uzmanından yardım alın.

Parkinson hastalığı nedir?

Parkinson hastalığı hareket yavaşlığı, titreme, hastalık ilerledikçe denge sorunları ve davranış değişiklikleri ile kendini gösteren sinir hücresi erken ölümüyle ortaya çıkan bir nörolojik hastalıktır. Altmış yaş ve üzeri kişilerde ve erkeklerde daha sık görülür. Parkinson hastalığının nedeni tam bilinmemekte; genetik yatkınlığı olan bireylerde bazı toksik maddelere maruz kalmayla ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Parkinson hastalığı ve tedavisi, üzerinde en çok araştırma yapılan nörolojik hastalıklardan biridir. Özellikle hastalık ilerledikçe mevcut ilaç tedavisi ile zorlanılmakta, bu aşamada son yıllarda farklı tedavi alternatifleri hastalara uygulanmaktadır. Bu tedaviler içinde derin beyin stimülasyonu (beyin pili) yöntemi hasta memnuniyeti en yüksek olan tedavi yöntemidir. Hastanın belirlenen beyin bölgelerine yerleştirilen özel elektrotlar ile beyin hareket merkezinin çalışması kontrol edilmektedir. Farklı şiddet ve dalga boyu ayarları yapılarak en iyi düzelme sağlayan parametreler saptanmaktadır. İlk pil ayarları yapıldıktan sonra hasta 3 - 6 ay aralarla pil ayarlarını kontrol ettirmek için nöroloji uzmanı ile görüşmektedir. Beynin subtalamik alanına yerleştirilen elektrotlar sonunda hastanın ilaç sayısı % 70 azalmakta ve ilaçlardan aldığı verim dramatik artmaktadır. Beyin pili tedavisi sonrasında hastaların yaşam kalitesi belirgin yükselmekte ve Parkinson için kullandıkları ilaç sayısı çok azaldığı için bu ilaçlara bağlı yan etkiler kaybolmaktadır.

Hangi hastalar beyin pili ameliyatı olabilirler?

1. Derin beyin stimülasyonu (DBS) veya beyin pili ameliyatları Parkinson hastalığı ve esansiyel tremor hastalarına uygulanır.
2. Parkinson hastalığı ilaç tedavisi ile bulgularında geçmişte olan iyilik halinin kaybolduğu hastalar.
3. Parkinson hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçları geçmişte kullanmasına rağmen, son yıllarda ilaç yan etkileri nedeniyle hayat kalitesinde bozulma olan hastalar.
4. Hastanın yaşının 75 ve üzeri olması cerrahi sırasında elektrota bağlı kanama ve diğer komplikasyonlar için risk teşkil eder.
5. Kontrolsüz diyabet, kontrolsüz yüksek tansiyon ve ağır kalp hastalıkları olan hastalar cerrahi için uygun değildir.
6. Orta ve ağır şiddette hafıza promlemleri yaşayan hastalar cerrahi için uygun değildir.

Beyin pili nasıl takılır?

1. Öncelikle hastanın cerrahi tedaviye uygun olup olmadığı ilgili nöroloji uzmanı tarafından belirlenir. Bu aşamada beyin cerrahisi ve psikiyatri ile görüşmeler yapılır.
2. Ameliyattan 3 gün önce hastaneye kabul edilen hasta bu dönemde anestezi uzmanı tarafından değerlendirilir.
3. Ameliyat öncesinde hastanın ilaçları belli bir düzende azaltılır ve ameliyat sabahı beyin haritalaması için kullanılan bir çerçeve (frame) hastaya lokal anestezi ile takılır. Hastanın MR görüntüleri alınır ve son hesaplamalar yapılır. Hasta ameliyathaneye alınır.
4. Hasta uyutulmadan elektrotların ince ayarları muayene ederek ve elektrofizyolojik kayıtlayarak belirlenir.
5. Sistemin enerji kaynaği cilt altına yerleştirilirken hasta anestezi uzmanı tarafından uyutulur.
6. Ameliyathaneye girme ve çıkma arasındaki süre hastaya göre değişmekle birlikte 3 - 5 saattir.
7. Ameliyat sonrası ile gece hasta tedbir gereği yoğun bakım ünitesinde izlenir.
8. Ameliyattan sonra taburculuk 3-5 gün içinde gerçekleşir. Dikişler 10.günde alınır.
9. Pil ayarlarının yapılması ameliyattan sonra birinci hafta için planlanır. Takip eden haftalar için hasta 7 - 10 gün aralarla kontrole çağrılır. 4 - 6 haftadan sonra vizitler (hasta kontrolleri) aylık veya 3 aylık gerçekleşir.

Parkinson hastalığı ilaçları ile eski faydalanımı kaybeden ve ilaç yan etkileri ile sorunları olan hastalar cerrahi tedaviye (Beyin Pili) aday hastalardır.

Merkezimizde nöroloji, beyin cerrahisi ve psikiyatri birimlerinin ortak çalışması ile bu ameliyatlar başarıyla uygulanmaktadır.

Parkinson hastalığı ellerde titreme, hareketlerde ağırlaşma ve denge sorunlarıyla kendini gösteren sinir sisteminin kronik bir hastalığıdır. Parkinson tanısı alan kişi bu hastalıkla birlikte yaşama becerisi geliştirmelidir. Bu aşamada hastanın doktoruna ve ailesine büyük görev düşer. Yaşam tarzını ve beklentilerini gözden geçirmek, biraz telaşlanmak ve gerekli destek olmazsa depresyon hastaların tanı aşamasında yaşadıklarıdır. Biz uzmanlar hastalarımıza Parkinson’u bir arkadaş olarak görmelerini söyleriz. Yeni edinilen bu arkadaşı tanımaya çalışmak ve iyi geçinmek için ilaç tedavisini disiplinle uygulamak şarttır.

Hastalar Parkinson kliniklerinde izlenmeli!

Parkinson hastalığı tedavisi hastalık evresine göre ve hastanın özelliklerine göre belirlenir. Her hastanın tedavi protokolü kendisine özeldir. Tedavi bir ekip ile oluşturulur. Ekibin üyeleri hasta, hasta yakını ve nöroloji uzmanıdır. Hastalığın ilerleyen evrelerinde ekibe fizyoterapist, psikiyatrist ve beyin cerrahisi uzmanı katılır. Bu nedenle hastaların konularında uzmanlaşmış özel Parkinson klinikleri tarafından izlenmesi farklılık yaratır. Hastayı ve hasta yakınını bilgilendirmek ve belli aralıklarla kontrollerde görmek önemlidir.

Parkinson hastası hastalığının bulgularını hafifletmek için zaman içinde artan farklı ilaçlar kullanacaktır. Bu ilaçların etkileri ve yan etkileri konusunda hasta bilgilendirilir. Hastanın yaşam tarzına uygun ilaç saatleri belirlenir ve öğünleri ayarlanır. Hastaya uygun egzersiz programları oluşturulur. Hastanın doktoruyla 3 - 4 ay arayla görüşerek şikayetlerin gözden geçirmesi gerekir. Parkinson’a bağlı bulgular erken saptandığında kısa sürede kontrol edilebilir. Bu nedenle hastalarımız kendilerini iyi hissetseler de doktorlarını ziyaret ederler.

Parkinson’un kesin nedeni bilinmiyor!

Hastalık en sık altmışlı yaşlardan sonra görülür. Ancak nadir de olsa gençlikte ve orta yaşta hastalığı başlamış kişiler de vardır. Erkekler kadınlara göre daha riskli gruptadır. Bazı meslek gruplarında da Parkinson hastalığı sıktır: Örneğin çiftçiler, madenciler, lehim işiyle uğraşanlar ve boksörler gibi. Şu anki bilgilerimizle hastalığın tam olarak neden ortaya çıktığı konusu tam açıklanamamaktadır. Ancak genetik olarak yatkın bireylerde maruz kalınan çevresel toksinler Parkinson hastalığına yol açar.

İlk belirtiler 5–15 yıl önce ortaya çıkar!

Hastada el titremesi ve hareket sorunları görüldüğünde dopamin üreten sinir hücrelerinin %70 - 80’inin kaybedildiğini biliyoruz. Hastalığa daha erken dönemde tanı koymak için pek çok araştırma devam etmektedir. Parkinson’un erken dönemlerinde kişide koku duyusunda azalma, kabızlık, depresyon ve uyku bozuklukları ortaya çıkar. Hastalığın titreme gibi motor bulgularından 5 - 15 yıl önce ortaya çıkan bu yakınmalar, pek çok farklı nedene bağlı da olabileceği için, genellikle dikkat çekmemektedir. Birinci derece akrabalarında Parkinson hastalığı olan kişilerin yukarıdaki bulgular açısından nöroloji hekimlerine başvurmaları önerilir.

Parkinson hastaları, hastalığın belirtileri ile birlikte ilaç kullanıma bağlı sindirim problemleri ile de karşılaşıyor. Kabızlık ve protein alımına bağlı problemler bu sorunların başında yer alıyor. Bu nedenle Parkinson hastalarının özel diyetlerine dikkat etmeleri büyük önem taşıyor.

Parkinson hastası nasıl beslenmeli?

Parkinson hastalığının erken dönemlerinden itibaren hastalarımız kabızlıktan yakınırlar. Bu hastalık bağırsak kontrolünden sorumlu olan otonomik sinir sistemini de etkilediği için kabızlık oldukça sıktır. Bazı kişilerde ise kabızlık Parkinson bulguları olan titreme ve yavaşlıktan önce başlayabilir. Bu nedenle Parkinson hastalarında dışkı sıklığını ayarlamak ve dışkının sertleşmesini engellemek için belli beslenme kurallarına uymak gerekir. Günaşırı tuvalete çıkmak ve yarı katı – şekilli bir dışkılama normal olarak kabul edilir.

Parkinson hastalarında kabızlık nasıl önlenebilir?

En az 10 bardak su (çay- limonata- soda dahil) içmek gerekir. Özellikle levodopa içeren ilaçlar bir bardak su ile içilirler. Parkinson hastalarının fiziksel egzersiz örneğin yürüyüş yapmaları önemlidir. Günde 30 - 45 dk yürüyüş yapmak kabızlığı kontrol eder. Parkinson hastaları lifli gıdalar tüketilmelidir. Beyaz ekmek yerine tahıllı ekmek yenmeli. Sebze yemekleri her öğüne dağıtılmalıdır. Parkinson hastaları meyve suyu değil, meyvenin kendisini tüketmelidirler. Pirinç, makarna ve patates tüketimini sınırlandırmalıdırlar.

Hamurişi gıdalardan uzak durmalı ve 1 - 2 bardak bitki çayı içmelidirler.

Parkinson ilaçlarına özel beslenme var mıdır?

Levo-dopa sindirim sisteminden emilirken eğer proteinler ile karşılaşırsa emilemiyor ve etkisiz hale geliyor. Bu nedenle levodopa preparatı kullanan Parkinson hastalarının aşağıdaki kurallara dikkat etmesi önemlidir:

  • İlaçlarını yemeklerden bir saat önce ve bir saat sonra alacak şekilde ayarlamaları gerekir.
  • İlaçları bir bardak su ile içmek, mümkünse içtikten sonra odada dolaşmak emilimini hızlandırır.
  • İlaç saatlari her gün sabit saatlerde olmalı, yemek saatleri ona göre ayarlanmalıdır.

Doktorunuz ilaçlardan aldığı verimi arttırmak için size “Parkinson diyeti” önerebilir. Bu diyetin amacı sabah ve öğlen öğünlerinde protein içeren gıdaları tüketmemektir. Et, süt, yumurta, ayran, yoğurt ve sütlü tatlılar akşam öğünlerine kaydırılır. Bu uygulamanın amacı levodopa içeren ilaçlardan faydalanımı arttırmaktır.

Parkinson hastaları vitamin kullanmalı hapları mı?

B12 vitamini levo-dopa kullanımı ile beraber düşmeye meyil eder. B12 düşmesiyle unutkanlıkta önemli olan HOMOSİSTEİN denilen maddenin artması ilişkilidir. Bu nedenle Parkinson hastalarının belli aralıklarla kan B12 ve folik asit ayrıca homosistein düzeyleri ölçülür.

B12 vitamin takviyesini ayda bir kez kalçadan iğne ile yapmak daha verimlidir. Çünkü ağızdan alınan preparatlarda emilim problemi yaşanabilir. Daha da önemlisi B VİTAMİN KOMPLEKSLERİ LEVO-DOPA İÇEREN İLAÇLARIN ETKİNLİĞİNİ AZALTIR.

Çalışmalar Co ezim Q 10 ve mavimsi (yaban mersini, siyah üzüm gibi) renkli meyvelerin hücre yaşlanması açısında faydalı olduğunu destekler.

Parkinson hastalarının bakla yemeleri zararlı mıdır?

Yeşil bakla dopamin içerir ve levo-dopa kullanan hastalarda büyük porsiyon ve yoğurt konmadan yenirse zehirlenme benzeri bulgu yapar. İlaç olarak kullanımı zor olan bakla pratikte tedaviye olumlu etki göstermez.

Yukarıda bahsedilen levo-dopa içeren ilaçlar ile beraber alınan fazla miktardaki bakla aynen zehirlenme bulgularına benzeyen şikayetlere yol açar. Bu nedenle Parkinson hastalarının baklayı tüketirken çok dikkatli ve bilinçli olmaları gerekir. Bakla yaprağının 40 gramında 130 mg saf levo-dopa vardır. PARKİNSON İLAÇLARI İLE BİRLİKTE BİLİNÇSİZCE YENİLEN BAKLA, PARKİNSON HASTALARINI ACİL SERVİSLERE GİDECEK DURUMA GETİREBİLMEKTEDİR. Acil hekimleri detaylı bir sorgulama ile sorunu tespit edebilirler. Parkinson hastalarına önerimiz; bu sebzeyi yerken porsiyonları çok küçük tutmaktır. Baklanın hastalığınıza sağlayacağı fayda sizin ilaçlarınızdan daha mucizevi bir fayda değildir.

Uzmanlar, bazı yiyecek ve içeceklerin migreni tetiklediğini, bu hastalığı yaşayanların hangi gıdalara karşı duyarlı olduklarını ise "Gıda İntoleransı Testi" ile öğrenebileceklerini belirtiyor.

Migren ataklarını hangi yiyecek ve içeceklerin tetiklediğinin bilinmesi ve buna uygun beslenme düzeninin uygulanması sayesinde atakların sıklığında azalma sağlanabilir. Bu gıda duyarlılığının tesbitinde Gıda İntoleransı Testi önemli faydalar sağlıyor.

Genel olarak yiyeceklerden; eski peynir, kuruyemiş, çikolata, yoğurt, koruyucu madde eklenmiş gıdalar, sosis, sucuk, salam gibi şarküteri ürünleri, kırmızı erik, muz, incir, bezelye, soğan, içeceklerden ise; kahve, çay, diyet içecekler ve alkollü içecekler (kırmızı şarap, bira, viski) "Migren ataklarını" tetikliyor.

Sağlıklı olduğu bilinen gıdalara, bazı kişiler reaksiyon gösterebilir. 5 ml kan örneği ile çalışılan Gıda İntoleransı Testi ile 272 farklı gıda maddesine karşı vücudun duyarlılık yanıtı araştırılıyor.

Migren tedavisi, atak sıklığına bağlı olarak planlanıyor. Ayda ikiden daha sık atak geçiren hastalarda atak önleyici tedaviye başlanırken, daha seyrek baş ağrısı yaşayan hastalarda sadece atak tedavisi uygulanıyor ve migren tetikleyicilerinden uzak durulması öneriliyor.

"Migren" ağrısının nedeni tam olarak bilinmese de, atakları tetikleyen faktörler iyi biliniyor. Başta gıdalar olmak üzere çevresel faktörler, yorgunluk ve stres atakları tetikliyor.

Migren daha çok kadınların düşmanı

Migrenin kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görülmesinin en önemli nedeni hormonal farklılıklardır. Migren ağrıları, kadınların hormonal aktif olduğu dönemlerinde; bir başka deyişle en çok 20 – 55 yaşları arasında görülüyor.

Migren tekrarlayıcı, şiddetli baş ağrısı atakları ile karakterize bir hastalıktır. Atak süresince hastanın iş veya sosyal performansının olumsuz yönde etkilendiğini, yaşam kalitesinin önemli ölçüde bozulduğunu söylüyor.

Kadınlarda özellikle regl dönemi gibi hormonal değişiklikler "Migren"i tetikliyor. Ayrıca az sıvı tüketimi, öğün atlamak, kafein alımını ani olarak kesmek, aşırı egzersiz, fiziksel veya zihinsel yorgunluk, çok az ya da aşırı uyuma, stres, üzüntü ve heyecan migren ataklarını tetikleyen faktörler arasında yer alıyor.

İnme basitçe beynin damarsal sebeplerle bir kısım işlevini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Genellikle halk arasında felç olarak da tanınır, ancak her felç beyin damarlarından kaynaklanmadığından inme değildir (örneğin çocuk felci, yüz felçlerinin çoğu gibi). Damar tıkanıklığı veya kanama sonucu olabilir. Sonuçta işlevini kaybeden bölgeye göre belirtiler oluşur. Örneğin beynin sol tarafında (orta-dış bölgelerde) bir tıkanıklık olduğunda hasta karşı tarafta yüz-kol-bacakta güç ve his kaybı, konuşma bozukluğu olurken, sağ tarafta aynı bölge tutulduğunda konuşma korunur.

İnme neden olur?

Halk arasında kalp krizi sebepleri daha iyi bilindiğinden bu örnek üzerinden gidebiliriz. Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite ve sigara nasıl kalp damarlarında tıkanıklık yapıp o bölgenin kanlanmasını bozarak işlevini kaybettiriyorsa, beyinde de aynı sebeplerle tıkanma ile inme ortaya çıkar. Ayrıca özellikle yaşlılarda sıklıkla kalpteki ritim bozukluklarında düzensiz dolaşım sonucu oluşan pıhtıların koparak beyin damarına ulaşıp tıkamasıyla da inme oluşabilir.

Kanama ise çoğunlukla yukarıda bahsedilen sebeplerle damar cidarının elastikiyetini ve dayanıklılığını kaybetmesi ile yüksek tansiyon sonucu ortaya çıkar.

İnme önlenebilir mi? Tedavisi nedir?

İnme tansiyon, kolesterol, kan şekeri, kilo kontrolü ve ritim bozukluklarına yönelik müdaheleler ile büyük oranda önlenebilir. Önleyici olarak hastanın riski varsa kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilebilir.

İnmenin tedavisi ise yaygın kanının aksine tıkalı damarın ilaçla veya cerrahi ile açılması değildir. Nadiren, o da çok sınırlı sayıda hastada ilk birkaç saat içinde tıkanıklığı açıcı ilaç verilerek iyi sonuçlar alınabilir, ancak bu ilaçların kanama yapıcı riskleri de büyük olduğundan hastaya uygun değilse verilmezler. İnme zaten kanama sonucu gelişmişse bu ilaçlar verilemez.

İnme sebebine bağlı olarak farklı tedavi edilir. Tıkanıklık sonucu oluşmuş olan inmede kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilir, bahsedilen risk faktörleri daha sıkı kontrol altına alınmaya çalışılır.

Kanama sonucu oluşmuş ise daha çok tansiyon kontrolü üzerinde durulmalıdır. Tabi ki diğer risk faktörleri de yine yakından takip edilerek müdahale edilir.

Daha sonraki dönemde ise hastanın düzenli fizik tedavi görmesi tedavinin bel kemiğini oluşturur.

İnme düzelir mi?

İnmenin düzelmesi beynin hasar görmüş alanının büyüklüğüne ve hastanın yaşıyla beraber var olan diğer hastalıklarına bağlıdır. Özellikle iyi bir fizik tedavi alması, bu tedaviye uyum sağlaması çok önemlidir. Sonuç olarak inme geçiren hastada hemen hiçbir belirti kalmayabileceği gibi, hiç düzelme de olmayabilir. Ancak sıklıkla hastanın ne kadar sürede ve ne oranda düzeleceği öngörülemez. İlk 6 ayda maksimum düzelme görülür.

Elektronöromiyografi (ENMG) veya daha yerleşmiş adı ile Elektromiyografi (EMG), elektro (elektriksel), nöro (sinir), miyo (kas) ve grafi (yazı) sözcüklerinden oluşan bileşik bir sözcük olup sinirler ve kasların elektriksel sinyallerinin yazdırılması anlamını taşır. EMG çevresel sinirleri etkileyen hastalıklarda tanı koymak, tanıyı doğrulamak, çevresel sinirlerde ortaya çıkan işlev bozukluklarını ya da yapısal hasarların şiddetini belirlemek, hastalık sürecini izlemek ve uygulanan tedavinin etkisini değerlendirmek için başvurulan bir inceleme yöntemidir. Bir EMG incelemesinde hastaya farklı testler uygulanabilir. En çok uygulanan testler "sinir ileti çalışmaları" ve "iğne elektromiyografisi" testleridir.

EMG hangi durumlarda yapılır?

Polinöropatiler: Diabet, B12 eksikliği veya böbrek yetmezliği gibi periferik sinirlerde yaygın hasara neden olan hastalıklar.

Fokal nöropatiler: Tuzak nöropatiler (ör. Karpal, Kubital , Tarsal Tünel sendomları) başta olmak üzere genellikle tek sinirde hasara neden olan hastalıklar.

Radikülopatiler: Bel veya boyun fıtığı gibi omurilikten çıkan sinir köklerinin hasarına sebep olan hastalıklar.

Miyopatiler: Kas liflerinde hasara neden olan hastalıklar.

Motor Nöron hastalıkları: Çocuk felci veya ALS gibi omurilikteki motor sinir hücrelerinde hasara neden olan hastalıklar.

Nöromüsküler hastalıklar: Myastenia Gravis gibi sinir-kas iletisini bozan hastalıklar.

EMG incelemesi öncesinde nelere dikkat etmelisiniz?

• EMG incelemesi uzun zaman gerektiren hassas bir inceleme olduğundan acil durumlar dışında genellikle hasta ve hekim için uygun zaman belirlenir ve randevu verilerek yapılır. EMG incelemesi genellikle yarım saat ile 1 saat arasında zaman alan bir işlemdir. Ancak incelemenin planlanandan daha fazla işlem gerektirmesi, hastanın hareket kısıtlılığı ya da kooperasyon eksikliği gibi nedenlerle nörofizyolog incelemeyi planladığı süreden daha uzun sürede sonuçlandırabilir. Böylesi durumlarda sizden önceki hastanın işlemleri beklenenden daha uzun zaman alabileceği için size verilen randevu saatinden yaklaşık yarım saat kadar daha uzun süre beklemeniz gerekebilir. Yapılacak incelemenin 1 ila 1.5 saat sürebileceğini dikkate alıp, EMG laboratuarında yaklaşık 1.5 ila 2 saat geçirebileceğinizi planlayarak gelmeniz yararlı olacaktır.

• İncelemeye kolayca çıkarıp giyebileceğiniz, olabildiğince bol giysilerle gelmeniz uygun olur. Yüzük, bilezik, saat gibi takıların incelemeden önce çıkarılması incelemenin rahat yapılabilmesini sağlayacaktır.

• Bu incelemeler sırasında vücudunuzun çeşitli bölgelerinde deriniz üzerine yapıştırılan elektrodlardan çok küçük voltajlı elektrik sinyalleri kayıtları yapılacaktır. Yapılacak işlemlerde derinizin elektriksel iletkenliği önemlidir. Cildinizin üzerinde bulunan kir ve yağ katmanları bu sinyallerin iletilmesinde güçlüğe neden olup, inceleme süresinin gereksiz uzamasına yol açabilir. Bu nedenle bu incelemelerden önce zamanınız varsa ve durumunuz uygun ise banyo yapmanız ve banyodan sonra cildinizin üzerine krem, losyon gibi maddeler sürmemeniz uygun olur.

• EMG incelemesini yapacak nörofizyoloğun incelemeyi planlayabilmesi için durumunuz ile ilgili bilgilere ihtiyacı olacaktır. Bu nedenle doktorunuzun size verdiği EMG istek formunu ve durumunuzla ilişkili önceden yapılmış olan incelemelerin raporlarını (radyolojik incelemeler, laboratuar incelemeleri ve önceki EMG incelemelerinin sonuçlarını) yanınızda getiriniz.

• Hepatit, AIDS gibi kan yolu ile bulaşan bir hastalığınız varsa ya da taşıyıcı iseniz, size EMG incelemesini yapacak nörofizyoloğa inceleme öncesinde durumunuzu bildiriniz.

• Kullanmakta olduğunuz ilaçları yanınızda getirin ya da isimlerini bir kağıda not alınız.

• Pace maker (kalp pili) taşıyorsanız ya da kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsanız, bu durumu incelemeyi yapacak olan nörofizyoloğa bildirin. Bu durumlar incelemenin yapılmasına engel değildir, ancak hekimin bu konularda bilgi sahibi olması önemlidir. İnceleme sırasında size küçük elektrik uyarıları verilecektir. Bu uyarılar kesinlikle zararsızdır. Ayrıca kaslarınıza tek kullanımlık steril iğne elektrodlar batırılacaktır. Bu elektrodlar tamamen sinyal kaydı amacına yöneliktir ve bunlardan ilaç verilmeyecektir. İğne elektrod batırılan yerlerde inceleme sonrasında birkaç saat süren ağrı olabilir. Nadir olarak iğne elektrod batırılan yerlerde küçük ve kısa sürede düzelen cilt altı kanamalar olabilir. EMG ağrı ve nadiren olabilen küçük cilt altı kanamaları dışında tümüyle zararsız bir inceleme yöntemidir.

• Çocuklarda inceleme sırasında tepki ve kooperasyon eksikliği olabilir. Bu nedenle EMG incelemesi bir çocuğa yapılacaksa, incelemeden önce uygun bir biçimde çocuğun bilgilendirilmesi, korkusunun azaltılması için güler yüzlü ve anlayışlı bir tavırla olabildiğince güven verilmesi uygun olur.

• Tetkik öncesi aç kalmanız gerekmez.

Vertigo, genel anlamda baş dönmesi, arkaya ve öne gitme veya düşme hissidir. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda değildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabı, meniere hastalığı gibi durumlarda olan baş dönmesidir. Korkuya bağlı baş dönmesi de vertigo kapsamında yer alır. Baş dönmesi her hasta tarafından farklı anlatılır. Her taraf dönüyor, başımı tutamıyorum, yer ayağımın altından kayıyor, bir yana doğru kayıyorum, kafamın içi boşalıyor, gözlerim kararıyor şeklinde açıklamalar sık duyulur. Bunların hepsine birden baş dönmesi denir. Çoğu zaman altında önemli bir hastalık bulunmayan ve kendiliğinden düzelen bir belirti olarak ifade edilir. Ancak bazen çok ciddi nörolojik bir hastalığa da işaret eder. Bir dönme hissi olmadan ortaya çıkan vertigo ise yalancı vertigo (dizzness) olarak tanımlanır.

Nedenleri

Vertigo; iç kulak, denge siniriyle ilgili hastalıklarda, beyin sapı ve beyinciği tutan hastalıklarda görülebilir. Denge sistemi iç kulaktadır ve beyine vücudun uzay içinde nerede olduğunu, pozisyonunun yönü, hangi yönde hareket ettiği ve dönüyor mu yoksa sakin durumda mı olduğunu bildirir.

Baş dönmesine, nörolojik belirtiler eşlik edebilir! Belirtileri:

Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde beraberinde kulak çınlaması, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı - kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketler (nistagmus) saptanabilir. Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler olabilir. Baş dönmesi ile bulunabilecek diğer şikayetler çok değişken olabilir. Ancak birçok hastada da sadece baş dönmesi mevcuttur.

Tanı

Baş dönmesi sık sık oluyorsa, eşlik eden nörolojik hastalığı düşündüren bulgular varsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir. Vertigonun gerçek olup olmadığının anlaşılabilmesi için ayrıntılı sorularla öykü alınır. Baş dönmesini tarif etmesi istenir. Bunun bir göz kararması mı yoksa bir hareket hissi mi olduğu, ne kadar sürdüğü, işitme kaybı veya bulantı ve kusma olup olmadığı sorulur. Hangi durumların baş dönmesi oluşturduğu da sorulabilir. Hastanın genel durumu, ilaç alıp almadığı, kafa travması öyküsü, son zamanlarda geçirilmiş bir enfeksiyon olup olmadığı gibi birçok soruya cevap vermek gerekir. Ayrıntılı öykü ardından dikkatli bir nörolojik muayene yapılması gerekir. Hastalığın kulaktan mı yoksa nörolojik bir olaydan mı kaynaklandığı anlaşılmaya çalışılır. Gerek görülürse beyin görüntülemesi (tercihen beyin MR) yapılır. MR beyin sapı ve beyin sapı - beyincik birleşim yerini, iç kulak yapılarıyla ilgili iltihabi durumları daha ayrıntılı gösterir. Gereken durumlarda kulak - burun - boğaz (KBB) muayenesi ve odiyometrik (işitme ile ilgili) testler yapılır. Rutin kan tetkiklerine bakılır. Başka bir çok hastalıkla ilişkili olduğu yönünde şüphelenilen hastalarda ileri incelemelere başvurulur. Ancak birçok kulak hastalığında dahi odiometri, bilgisayarlı tomografi ya da MR ile bile bir şey görülmemektedir. Bu gibi testler genellikle tümör gibi daha ciddi problemleri ekarte etmek için uygulanır.

Muayene bulguları

Baş dönmesi eğer iç kulaktaki bir hastalığa bağlı ise genellikle kulak muayenesinde bir problem görülmez. Sadece orta kulak iltihaplarının iç kulağı etkilemesine bağlı baş dönmesi varsa kulak zarında delik ve orta kulakta iltihaplanma görülür. Hastada anormal göz hareketleri saptanabilir. Bu göz hareketlerinin yönü hangi kulağın hasta olduğuna dair bazı bilgiler verebilir. Baş dönmesi gözle görülen bir problem olmadığı için mümkün olduğunca çok bilgi edinilmelidir. Bu amaçla doktorunuz ayakta ya da yatarken hatta yürürken bazı testlere tabi tutacaktır.

Tedavi

Vertigo beyin damar hastalığı, MS, beyin tümörü, boyun kemiklerinde kireçlenme gibi hastalıklarla ilişkili ise bu hastalıklara yönelik özel tedaviler uygulanır. Baş dönmesi kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalığın belirtisi olduğu için öncelikle asıl sebebin tedavisi gerekir. Ancak birçok hastada ortaya net bir sebep konamamaktadır. Bu nedenle asıl amaç baş dönmesini ortadan kaldırmak haline dönmektedir. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmeleri (tümörler hariç) genellikle kısa ya da uzun zamanda kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Çünkü diğer kulak zaman içinde hasta kulağın problemini kompanse etmektedir. Bu bazen 6 ay ya da 1 yıla kadar uzayabilir. Baş dönmesi eğer pozisyonel baş dönmesi (BPPV) ise bunun tedavisi Epley manevrası denen ve doktorunuzun size muayene masasında uygulayacağı bazı hareketlerle olmaktadır. Bu hareketler iç kulaktaki bazı partiküllerin yerine oturmasını sağlamaktadır. Diğer sebeplerde ilaç tedavisi kullanmak gerekir. Bu amaçla değişik ilaçlar kullanılsa da hemen hemen hepsi belli oranda baş dönmesini azaltırlar. Baş dönmesi şiddetli olan hastalar bazen serum takılıp hastaneye yatırmak gerekebilir. Tümörlere bağlı baş dönmelerinin tedavisi tümörün çıkarılmasıdır yani ameliyattır.

Baş dönmesini azaltmak için hasta ne yapmalı?

Ani pozisyon değişikliklerinden kaçınmalı. Örnek olarak yatar durumdan aniden ayağa kalkmamalı veya bir taraftan diğerine ani olarak dönmemeli. Aşırı kafa hareketlerinden (özellikle yukarı bakmak) veya hızlı baş hareketlerinden kaçınmalı.

ALS (amyotrofik lateral skleroz) kasların değil, kasları hareket ettiren sinirlerin zamanla hasar görerek işlevsiz kalmaları sonucu oluşur. Yüz bin kişiden 4-6’sında görülür, Türkiye’de ise 3500-5000 ALS hastası olduğu düşünülmektedir. Genellikle 50-55 yaş üstü erkeklerde daha sıktır. Yaşla birlikte sıklığı artar.

ALS’nin sebebi nedir?

Sinirlerdeki harabiyetin nedeni tam bilinmiyor. Tarım ilaçları ve ağır metaller gibi bazı çevresel etkenler, hormonal bozukluklar, vitamin eksikliği, virüsler, kanser gibi pek çok etkenin hastalığa yol açtığından şüphelenilmiş, ancak bunların hiçbiriyle ilgili yeterli kanıt bulunmamıştır.

ALS’li hastada belirtiler nasıl ortaya çıkar?

Genellikle vücudun bir tarafında daha fazla ortaya çıkar. Hasta sinirin hareket ettirdiği kas zamanla güçsüzleşerek hacmini kaybeder ve küçülür. Zamanla yutma ve çene kasları da etkilenebilir, bu durumda hastanın konuşma ve nefes alması ile ilgili problemler ortaya çıkar (doğrudan bu kaslardan başladığı da olabilir).

Kaslarda seğirmeler ve kramplar meydana gelebilir. Ancak bu, kas seğirmesi olan herkesin ALS olduğu anlamına gelmez, hatta tam tersi kas seğirmeleri genellikle masumdur ve stres, yorgunluk, uygunsuz beslenme-diyet gibi sebeplerle ortaya çıkar.

ALS ailevi midir?

ALS hastalarının sadece %5-10’unda ailevi genetik geçiş vardır. Yani çoğu ALS hastasının yakınlarında böyle bir risk yoktur.

ALS nasıl teşhis edilir?

Teşhis asıl olarak klinik belirti ve bulgulara dayanarak konur. Yine de, hastalık pek çok kas ve sinir hastalığı ile karışabildiği için bazı tetkiklerin yapılması gerekir. Tanıya yardım eden yöntem elektromiyogramdır (EMG). Başka hastalıklarla karışabileceğinden, manyetik rezonans görüntüleme (MR), bazı kan ve idrar tetkikleri gerekebilir.

ALS’nin bulaşıcı bir yönü var mıdır?

Hayır. ALS bulaşıcı bir hastalık değildir. Hastaların yakınlarına ve onların tedavisiyle ilgilenen kişilere bulaşmaz.

ALS’nin tedavisi nedir?

ALS teşhisi kesin konduktan sonra ilaç tedavisi başlanır. Ancak bu tedavi hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak içindir. İleri safhalarda hastanın beslenmesinin sağlanması ve solunum yollarının korunması önemlidir.

Burada önemli bir konu da bu hastalığı tedavi ettiğini söyleyen kanıtlanmamış değişik tedavi yöntemlerine hastaların gereksiz yere maddi kaynaklarını ayırmalarıdır. Bu yöntemler hastalığı iyileştirmedikleri gibi hastalığı kötüleştirebilirler.

Parkinson hastalığı yaşlılıkla birlikte görülme sıklığını arttırır. Geriatrik dönemde, 65 yaş üzeri her 100 kişiden 1 – 2’ sinde Parkinson hastalığı tanısı vardır. Yaşlı erkeklerde daha sıktır ve ailede Parkinson hastası olması, hastalığın ortaya çıkma riskini arttırır.

Parkinson hastalığının bulguları

Yayılım hızı kişiden kişiye farklılık gösterir. Yine aynı şekilde kullanılan ilaçlar ve ilaçlardan alınan fayda da her bireyde farklıdır. Bu nedenle yaşlı hastanın genel sağlık durumu, kullandığı diğer ilaçlar, sosyal durumu ve yaşam tarzına göre Parkinson tedavisi planlanır ve hasta 3 - 5 ay aralarla takip edilir.

Parkinson´da ilk belirti titremedir!

Parkinson hastalarının ilk yakındığı bulgular titreme ve hareketlerde yavaşlamadır. Tek taraflı başlayan bu bulgular zaman içinde koldan bacağa veya karşı vücut yarısına ilerler. Parkinsonun ilerleme hızı her hastada farklıdır. Erken dönemdeki yakınmalar tek kolun yürürken az sallanması, omuz ağrısı, bir bacağın yürüyüşte geri kalması ve yere sürülmesi olabilir. Parkinson hastalarının yüz ifadeleri donuklaşır ve seslerinde şiddette ve tonasyonda farklılıklar olur. On Parkinson hastasının yedisinde ise ilk bulgu titremedir. Tek elde istirahat sırasında olan titreme harekete başlayınca kaybolur. Ayakta dururken kolu aşağı sarkıtınca bir süre sonra başlar.

Parkinson hastalığı ile geçirilen süre arttıkça kişi parkinsonu tanır. Parkinson tedavisinde başarıyı sağlayan özelliklerden birisi hasta ve yakınının Parkinson hastalığını kabullenerek ilaçları düzenli kullanmasıdır. İlaçların amacı temel olarak, Parkinson hastalığı nedeniyle yaşlı kişinin yaşam kalitesinin bozulmasına engel olmaktır. Bir grup ajan Parkinsonun ilerleme hızını yavaşlatır. Erken başlanan Parkinson tedavisinin beyinde dopaminerjik mekanizmaları düzenleyerek Parkinson hastalığı için olumlu etkisi olduğu bilinmektedir.

Parkinson hastalığının ilerleyen evrelerinde sinirlilik ve tahammülsüzlük görülür!

Parkinson hastalığı ilerledikçe hareketlerde yavaşlama ve denge problemleri belirginleşir. Tabloya eklenen sinirlilik, tahammülsüzlük, unutkanlık ve takıntılar hasta ve yakınlarını zor durumda bırakır. Davranış kontrolünde zorlanan Parkinson hastalarının nöroloji doktoru tarafından aldığı ilaçlar gözden geçirilerek tedavileri yeniden düzenlenir. Bu dönemde ortaya çıkan davranışsal sorunlar temel olarak dopamin içeren ilaçlardan kaynaklanmaktadır. Yeni ilaç düzenlenmesi ve ek tedavi ile kontrol edilebilir. Ancak erken dönemde sıkıntıların Parkinson hastasını izleyen nöroloji uzmanı ile paylaşılması gerekir.

Parkinson hastalığı ilerlediğinde hangi belirtiler eklenir?

• Tek taraflı başlama - Balayı dönemi
• 10 yıldan sonra ilaca bağlı yan etkiler problem olmaya başlar
• 10-15 yıl arasında ilaç yan etkileri – Hafıza ve dikkatte yavaşlamalar – Davranış problemleri olabilir
• Her parkinson hastasının klinik seyri farklıdır
• Kendinizi başka parkinson hastalarıyla karşılaştırmayın

Parkinson hastalığında ilk 5 yıl:

• Parkinson hastalığını kabullenmek zordur. Farklı doktorlara fikir sorulur.
• Parkinson kabul edilir ama bir suçlu aranır.
• Hastalığın bulguları meydana çıktığında beyinde dopamin üreten hücrelerin %75’i hasarlanmıştır.
• İlaç uyumu etkinlikte çok önemlidir
• İlk yıllarda hasta ilaç saatlerini atlasa da belirgin fark etmez
• İlacını içmese bile bir iki gün iyilik hali devam eder.
• Ancak düzensiz ilaç kullananların hastalıkları daha hızlı ilerler.

Parkinson hastalığında 5-10 yıl:

• Kullanılan ilaç sayısı ve sıklığı artmıştır.
• İlacın etkisini ve etkisinin azaldığını hisseder.
• Doz atlayamaz.
• %40-50 parkinson hastasında ilaç sonrası yerinde duramama ve istemsiz hareket olabilir.
• Doktoruna 4-6 ayda muhakkak gitme gereksinimi duyar.
• Hemen başlanan ilaç tedavisi ile beyinde bozulan kimyasal dengenin tekrar sağlanması gerekir.

Parkinson hastalığında 10 yıldan sonra:

• Gün içinde şikayetlerinde dalgalanmalar hisseder
• İlaç sayısı ve sıklığı artmıştır.
• İlaçlardan eski verimi alamaz.
• Doktorunu üç ayda bir ziyaret eder.
• Bazı huysuzluklar, sinirlilik, alınganlıklar olabilir.
• Çabuk yorulur.
• Denge problemleri rahatsız eder.

Parkinson ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı veya yan etkiler nedeniyle kullanılamadığı hastalar için üç farklı tedavi seçeneği vardır:

1. Cilt altı kateter kullanarak dopaminerjik ajanın sürekli Parkinson hastasına verilmesi (Apo-morfin tedavisi)
2. Endoskopik girişimle açılan yolla jel formundaki dopanın bağırsaktan pompa ile sürekli verilmesi (Duo-dopa tedavisi)
3. Beyin pili ameliyatları (Derin beyin stimülasyonu tedavisi)

Bu dönemde Parkinson hastasının hastalık yılı, yaşı ve diğer hastalıkların durumuna göre, ailesi ve nöroloji uzmanı “ileri evre Parkinson tedavileri” den birine karar verirler.

Uykunun hayatımız içinde boşa geçen bir zaman dilimi olduğunu düşünmek yanlış bir kanıdır. Yaşam için, sağlık için ve vücudumuz için uyku, vazgeçilmez bir dönemdir.

Bir insan tüm hayatının yaklaşık üçte birini uykuda geçirir. Bu sürecin kaliteli, düzenli ve yeterli olması, günlük yaşamımızı en iyi şekilde geçirmemizi sağlar. Ruh ve vücut sağlığımızı korumada yardımcı olur.

Sağlıklı bir uyku, hayatımız için gereklidir. Peki, ne kadar süre uyumalıyız? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye, yaştan yaşa değişir. Bebekler için 16-18 saat uyku gerekliyken, yetişkinlerde genellikle 7-8 saat, yaşlılarda ise 6 saat yeterlidir.

Uykumuzu düzenlemek ve sağlıklı bir uyku için özellikle uyku hijyenimize dikkat etmeliyiz.

Bunu sağlayabilmek için,

  • Uyuyamazsak yatakta fazla vakit geçirmemeliyiz.
  • Yatak odası çok sıcak ya da çok soğuk olmamalı, tercihen karanlık ve hafif serin olmalıdır.
  • Yatak odası, çalışma odası ve televizyon odası olarak kullanılmamalıdır.
  • Hafta sonu ve tatil süresince sabah kalkış saatleriniz çok değişmemelidir.
  • Gün içinde uyumamalı, dayanamıyorsanız 1 saatten kısa süreli ve saat 15:00’ ten önce şekerleme yapılmalıdır.
  • Alkol, kafeinli içecekler ve çikolata tüketimi uyku saatinden 4-6 saat öncesinde kesilmelidir.
  • Yatmadan önce sigara içilmemelidir.
  • Akşam yemekleri çok ağır yenmemeli, ancak yatağa da aç gidilmemelidir.
  • Uyku öncesi ağır spordan kaçınmalı, egzersizler akşamüstü saatlerine kaydırılmalıdır.
  • Yattıktan sonra günlük düşüncelerden uzak durulmalı, yatak odası dışında düşünülüp çözümlenerek yatağa yatılmalıdır.
  • Uykuyu bozacak ilaçlar (Antidepresanlar, kortizon, grip tedavisinde kullanılan ilaçlar, bazı kalp ilaçları vb.) uykuya yakın saatlerde alınmamalıdır.

Sadece uykuda kendisini gösteren birçok hastalık vardır. Bu hastalıkların bir kısmını kişi uykuda fark etmez, vücuda yaptığı zararlar sonucunda dolaylı yollardan fark edilir. Örneğin; Kişi gece uykusunda horladığını, nefesinin durduğunu, bacaklarını devamlı hareket ettirdiğini, uykuda konuştuğunu, bağırdığını fark etmez. Ancak eşi ifade ederse ya da bu yakınmalar sonucunda oluşan kalitesiz bir gece uykusunun ardından gündüze yansıyan yorgun uyanma, halsizlik, gün içinde uyku hali, sinirlilik, dikkat azlığı gelişirse fark edebilir.

Bu durumu önemsemeden hayatına devam eden kişinin bir süre sonra metabolizmasında büyük değişiklikler başlar ve bu durum hipertansiyona, diyabete, kan kolesterolünde yükselmeye ve obeziteye zemin hazırlar.

Uyku ile ilişkili hastalıklar nelerdir?

Uyku ile ilişkili pek çok farklı hastalık bulunmaktadır. En sık rastlanan uyku hastalıklarını şu şekilde özetlemek mümkündür:

• İnsomni (Uykusuzluk): Uygun fırsat ve koşullara rağmen uykuyu başlatmada, sürdürmede güçlük çekme ya da erken uyanma
• Uyku ile ilişkili solunum bozuklukları: Uyku apne sendromları, uyku ile ilişkili hipoventilasyon hastalıkları, uyku ile ilişkili hipoksemi hastalıkları
• Hipersomnolans: Yeterli süre uykuya rağmen gün içi uyku hali ya da ani uyku atakları. Narkolepsi hastalığı, idyopatik hipersomni hipersomnolansın santral nedenleri arasındadır.
• Parasomniler: Kısmi uyanıklık ve uykuya geçiş sırasında veya uykuda ortaya çıkan bozukluklar. REM uykusu davranış bozukluğu, kabus bozuklukları, uyku ile ilişkili yeme bozukluğu, uyurgezerlik, uyku terörü parasomniler arasında sayılır.
• Uyku ile ilişkili hareket bozuklukları: Huzursuz bacak sendomu, uykuda periyodik bacak hareketleri, diş gıcırdatma uyku ile ilişkili hareket bozuklukları arasında yer alır.
• Sirkadiyen ritm uyku - uyanıklık bozukluğu: Uyumak istenilen saatlerde uyunamaması veya uyanık kalınması gereken saatlerde ise uyanık kalınamamasıdır. Jet Lag sendromu, kaymış uyku fazı bu bozukluklardandır.
• İzole semptomlar, normal varyantlar, çözümlenmemiş konular: Uykuda konuşma, uykuda sıçrama, basit horlama bu grubun içinde yer alır.

Yeterli uyku süresine rağmen sabahları yorgun uyanıyor, uykunuzu almamış hissediyorsanız, gün içinde uykunuz geliyorsa, geceleri nefesalamama hissi ile uyanıyorsanız, eşiniz horladığınızı ve düzensiz soluk alıp verdiğinizi söylüyorsa, geceleri boyun ve ensede terlemeniz oluyor ve çok sık uyanıp tuvalete gidiyorsanız, eşiniz siz in uykudayken konuştuğunuzu, bağırdığınızı, kol ve/veya bacaklarınızı oynattığınızı söylüyorsa, çok fazla kabus görüyorsanız, mutlaka “Uyku Bozuklukları Ünitesi” ne başvurmanız gerekmektedir.

Beş ana başlık altında toplanan hastalıkların tanısı ve tedavisi uyku bozuklukları merkezlerinde yapılmaktadır.
Konuyla ilgili uzman hekim, sizi değerlendirdikten sonra gerekli görürse uykuda olan bu bozuklukları tespit etmek için sizi bir gece boyunca uyku laboratuvarında yatırabilir.

Uyku laboratuvarında, gece uykusu boyunca beyin dalgalarına bakılarak uyku evrelendirmesi ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi, uykuda solunum hareketleri ve uykuda nefes durmalarının tespiti, bu süreçte kan oksijen düzeyi kaydı, kalp ritminin takibi, periyodik bacak hareketlerinin kaydı yapılır.

Bu sayede hastanın ve/veya hasta yakınının fark edemediği uykuda gelişen hastalıklar ve vücut sistemlerindeki bozukluklar tespit edilir ve tedavisi planlanır.

Konservatif tedavi

1. İstirahat: Yatak istirahati
2. Medikal Tedavi: Ağrı kesici, kas gevşetici, vitamin
3. Fizik Tedavi: Lokal ısı, masaj, traksiyon, egzersiz vb.

Bölgesel girişimsel yöntemler

1. Servikal Epidural Enjeksiyon
Boyunda fıtık ve kireçlenmede uygulanır.

2. Lomber Epidural Enjeksiyon
Belde fıtık ve kireçlenmede uygulanır.

3. Caudal Epidural Enjeksiyon
Kalça ve kuyruk sokumu ağrılarında uygulanır.

4. Transforaminal Epidural Enjeksiyon
Belde fıtık ve kireçlenmede özellikle bacak ağrısı varlığında uygulanır.

5. Diskografi
Bel ve boyun fıtıklarında tanısal amaçlı uygulanır.

6. Faset Eklem Enjeksiyon ve Radyofrekans Elok
Bel, sırt ve boyun bölgesi ağrılarında uygulanır.

7. Vertebroplasti
Omurga kırıklarında kapalı yöntem olarak uygulanır.

8. Kifoplasti
Omurga kırıklarında kapalı yöntem olarak uygulanır.

Kapalı bel ve boyun ameliyatları

1. Nükleoplasti
Uygun hastalarda lokal anestezi ile dikişsiz bel ve boyun fıtığı ameliyatıdır. Lazer ameliyatlarına göre komplikasyon oranı son derece azdır. Hasta, ertesi gün işine dönebilir.

2. Mikroendoskopik Yöntem ile Bel ve Boyun Fıtığı Ameliyatları
Yaklaşık 1,5 mm’lik mikroendoskoplarla yapılan bel ve boyun fıtığı ameliyatlarıdır. Hastalar genellikle ertesi gün ayağa kaldırılıp taburcu edilmektedir.

Omurga ameliyatları

1. Mikrocerrahi ile Bel ve Boyun Fıtığı Ameliyatları
Bel ve boyunda küçük bir kesi ve estetik dikiş ile bel ve boyun fıtığı ameliyatlarında tercih edilir. Tüm cerrahi girişimler arasında en başarılı yöntemdir (%95). Hastalar genellikle ertesi gün ayağa kaldırılıp taburcu edilmektedir.

2. Suni Disk Replasmanı
Operasyon ile çıkarılan bölgeye diske benzer bir yapı takılarak, hastanın eski doğal omurga yapısına yaklaştırılması amaçlanır.

3. Omurga Plak-Vida-Cage (Kafes) Enstrümantasyon
İlerlemiş bel ve boyun fıtığı, omurilik kanalı darlığı, kireçleme, omurga kırıkları ve yaralanmaları, omurganın doğumsal anomalilerinde kullanılan bir yöntemdir.

4. Nöronavigasyon
Tüm omurga ameliyatlarında cerrahinin kolaylaştırılması ve komplikasyonlarının azaltılması nda kullanılan en modern cihaz ve yöntemlerden biridir.

Lomber disk hernisi (Bel fıtığı)

Bel ağrısının sıklığı ve özelliği nelerdir?

Baş ağrısından sonra insanları tıbbi tedavi aramaya zorlayan en önemli ikinci ağrı nedeni olan bel ağrısı oldukça sık görülmektedir. Bel ağrısı, insanların hem iş gücü kaybına hem de ekonomik kayba uğramalarına neden olmaktadır. Bel ağrısı batı toplumlarında, 20-50 yaş grubunda en önemli tıbbi sorun ve mesleki yaralanma sebebi olarak gösterilmektedir. 45 yaş altı çalışanlarda en sık iş gücü kaybına yol açan nedendir.

Bel fıtığı nedir?

Belimizde 5 adet omur kemiği bulunmaktadır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur. Disk özel bir bağ dokusu yapısıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder.

Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin yapısının ve elastikiyetinin bozulması sonucu fıtıklaşması ile ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Fıtıklaşan, yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder. Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olur.

Her bel ağrısı bel fıtığına mı bağlıdır?

Bel ağrılarının tekrarında en güçlü belirleyici, daha önceden bel ağrısı geçirmektir. Bel ağrısı her zaman bel fıtığına bağlı değildir. Sinir basısı dışında bel omurgası üzerine oluşan mekanik yüklenme ve diğer çevre organ veya yapılarda meydana gelen bozukluklara bağlı olarak da bel ağrısı oluşabilir.

Bel fıtığının belirtileri nelerdir?

1. Bel fıtığında en çok görülen şikayet bel ağrısıdır. Ağrı başlangıçta, hiçbir tedavi gerektirmeksizin düzelebilirken sık olarak tekrarlama eğilimindedir. İleri dönemlerde bel ağrısına yönelik uygulanan tedaviden istenilen yanıt elde edilmeyebilir.

2. Bel fıtığında ikinci önemli bulgu ise fıtığa bağlı sinir kökünün basıya uğraması sonucu oluşan kalça ve bacak ağrısıdır. Bu ağrı genelde tek bir bacakta belirgindir. Ağrılı bacakta uyuşukluk ve karıncalanma sık olarak karşımıza çıkar.

Ağrı, pozisyon değiştirmekle hatta öksürmek veya hapşırmakla birlikte artabilir. İleri dönemlerde acil cerrahi müdahale gerektiren bacak veya ayakta, kısmi felçler, hatta idrar tutamama gibi bozukluklar da gelişebilir. Bel fıtığına bağlı bel ağrısı çok büyük bir oranda başlangıçta hiçbir tedavi gerektirmeden veya çok az bir tedavi ile iyileşir. Bel fıtığı olgularının çoğunda, uygun ilaç tedavisi ve yatak istirahati dışında başta fizik tedavi olmak üzere birçok cerrahi dışı yöntemle hastaların büyük bir bölümünde iyi sonuçlar alınır.

Bel fıtığı ameliyatına nasıl karar verilir

Tüm bel fıtığı hastalarının sadece küçük bir bölümünde (%1-3) ameliyat gerekir. Ameliyat gereksiniminin en önemli nedenlerinden biri, diğer ameliyat dışı yöntemlerle istenilen iyileşmenin sağlanamaması ve şikayetlerin sık tekrarlamasıdır. Fizik tedavi, ağrıyı azaltmak, zayıf kasları güçlendirmek, kasılmış kasları rahatlatmak, omurganın mekanik stresini azaltmak, gövde pozisyonunu düzeltmek ve fiziksel uyumu iyileştirmektir.

Hangi durumlarda cerrahi müdahale yapılır?

1. İdrarını tutamama, bacaklarda güçsüzlük, eyer tarzı uyuşma (Kauda equina sendromu) veya belirgin bir kuvvet kaybı varsa.

2. Ameliyat dışı diğer tedavi yöntemlerine rağmen başlangıçta belli belirsizken zamanla ilerleyen bir nörolojik defisit olduğunda (Minimal bir kuvvet kaybının ilerlemesi, duyu kusuruna refleks kaybının da eklenmesi vb. gibi durumlarda).

3. Konservatif tedaviye rağmen geçmeyen ağrı olduğunda.

4. Ağrı geçse bile, yıl içinde sık sık atakların nüksetmesi ve kişinin normal hayatını sürdürmesini engellemesi durumda cerrahi müdahale yapılır.

Bel fıtığı tedavi edilmediği taktirde bası altında kalan sinirler zaman içinde görevlerini yapamaz hale gelir. Sinir kökünün seviyesine göre bacakta hissizlik, felç, idrar ve büyük abdest yapmada sorunlar ortaya çıkar ve bunlar kalıcıdır. Ameliyat yapılsa da bir düzelme görülmez. Bu nedenle bu şartlar altında, hastanın mutlaka bir beyin ve sinir cerrahı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Ameliyat yönteminde başarı oranı nedir?

Bu yöntemleri, kapalı cerrahi girişimler ve açık cerrahi girişimler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Kapalı yöntemlerin ortalama başarı oranı %69-84’dür. Açık cerrahi yöntemler arasında bugün dünyada kabul edilen en önemli yöntem olan mikrocerrahi, tüm cerrahi girişimler arasında en başarılı yöntemdir (%95).

Kapalı yöntemler arasında da en etkili yöntem endoskopik disk cerrahisidir. Endoskopik disk ameliyatı, bel fıtığı nedeniyle ameliyat olması gereken tüm hastalara uygulanabilir. Ancak bel fıtığının yanı sıra hastada bel omurlarının kayması, kanal darlığı gibi ilave durumlar var ve bunların da düzeltilmesi gerekiyorsa, o zaman endoskopik disk ameliyatı yerine mikrocerrahi yapılması gereklidir. Her yaş grubuna uygulanabilir.

Özellikle yaşlı ve diyabet, hipertansiyon gibi başka sorunları olan hastalarda ameliyat sonrası iyileşme süresinin çok kısa olması büyük avantaj sağlamaktadır. Ayrıca, girişime bağlı ek anatomik hasara yol açmaksızın fıtıklaşmış disk parçası alınmaktadır. Böylece hastaların hastanede kalma ve işe dönüş süreleri kısalmaktadır. Yeniden tekrarlama olasılığı kapalı yöntemlerde %14-18, mikrocerrahide ise %4’dür.

Amaç ağrıyı azaltmak, zayıf kasları güçlendirmek, kasılmış kasları rahatlatmak, omurganın mekanik stresini azaltmak, gövde pozisyonunu düzeltmek ve fiziksel uyumu iyileştirmektir. Başka bir deyişle yeni bir güne antremanlı olarak başlamaktır.

Hangi sporları yapabiliriz?

Yüzme ve ritmik yürüyüş, omurga sağlığı için en ideal aktivitelerdir. İlgili uzman tarafından önerilen egzersiz programları oldukça etkilidir. Kuvvetin nereden geleceği her zaman tahmin edilemeyen ve ani-ters harekete maruz kalmaya yol açabilecek tenis, futbol vb. gibi sporların en azından ağrılı ve hassas dönemlerde ertelenmesi uygundur.

Servikal disk hernisi (Boyun fıtığı)

Boyun fıtığı nasıl oluşur?

Daha önce sağlam olan bir diskte travma sonrasında ani şekilde diskhernisi gelişebileceği gibi, çoğu servikal disk hernisinde belirgin bir travma ya da zorlanma tarif edilmez. Ağrı keskin olabilir, genellikle sürekli ve künttür. Boyun hareketleriyle, özellikle başı arkaya doğru germekle artar.

Boyun fıtığı yaş ortalaması ve görülme şekli nedir?

Servikal disk hernisi, hayatın 30 ve 40’lı yaşlarında daha sık görülür. Hasta, önce boyun ve omuzda, sonra kolunda şiddetli bir ağrı hisseder.

Boyun fıtığı tedavi uygulamaları; konservatif tedavi

Çoğu servikal disk hernisi cerrahi gerektirmez. Yatak istirahati, boyunluk kullanımı, analjezikler, kas gevşeticilerle, lokal ısı, masaj ve servikal traksiyon gibi fiziki yöntemler yarar sağlayabilir.

Cerrahi

Omurilikte hasar oluşturan bir santral disk hernisi ameliyat edilmelidir. Geçmeyen ağrı ve ilerleyici fonksiyon bozukluk ve kaybı ameliyat endikasyonudur.

Çoğu zaman, bilgisayarlı tomografi (BT) işlemi sırasında, PET’de alınandan daha yüksek oranda radyasyona maruz kalınır. PET, esas itibariyle BT veya manyetik rezonans (MR) görüntüleme gibi metotlardan farklıdır.

İlk kez 1951 yılında, Harvard Üniversite’sinden bir grup araştırmacı, beyin tümörlerini göstermek için vücuda radyoaktif bir madde vermiş ve bu maddeden gelen sinyalleri basit bir detektör yardımı ile tespit ederek iki boyutlu görüntü elde eden bir teknik geliştirmiştir. Bu teknik, günümüzde pozitron emisyon tomografi yani PET olarak bilinen teknolojinin temel taşlarını oluşturmuştur.

PET, çoğunlukla iç organların aktivitelerini göstermek için yapılan bir görüntüleme metodudur. PET işlemi öncesinde, görüntülenmek istenen hedefe göre vücuda radyoaktif bir madde verilir. Bu madde, doku içinde etkinlik artışı olan yerlerde, örneklersek bir beyin tümörü veya epilepsi odağı içerisinde birikir. Daha sonra özel bir kamera yardımı ile radyoaktif madde birikimi olan bu bölgeler tespit edilir. PET işlemi sırasında malınan radyasyon, vücutta zararlı etkilere yol açacak düzeyde değildir. Çoğu zaman, bilgisayarlı tomografi (BT) işlemi sırasında, PET ile alınandan daha yüksek oranda radyasyona maruz kalınır. PET, esas itibariyle BT veya manyetik rezonans (MR) görüntüleme gibi metotlardan farklıdır. BT ve MR, daha çok organların yapısı hakkında fikir verirken, PET, organlardaki kimyasal aktivite değişikliklerini gösterir. Bu açıdan BT ve MR yapısal, PET ise fonksiyonel bilgi sağlar. PET, organların işlevindeki çok ufak değişiklikleri tespit edebilmesine rağmen, bu değişikliklerin yerini tam olarak belirlemede gerekli hassasiyete sahip değildir.

Bu problemi aşmak için, son yıllarda PET-MR teknolojisi geliştirilmiştir. PET-MR cihazları, PET ile eş zamanlı olarak MR görüntüleri elde eder ve bunları anlık olarak birleştirip tek bir görüntüye dönüştürür. Bu şekilde fonksiyonel ve yapısal özellikler aynı anda görüntülenmiş olur. MR’ın yüksek görüntü kalitesi ile PET’in yüksek fonksiyonel bilgi verme kapasitesinin birleştirilmesi, birçok hastalığı erken teşhis etme imkanı vermiştir.

PET-MR’ın kullanım alanlarından biri beyin tümörleridirPET-MR Görüntüleme

Tümörün yeri ve çevresindeki önemli dokuların belirlenmesi cerrahi plan açısından önemlidir. Benzer şekilde, epilepsi hastalarında, epileptik odağın yerinin doğru tayin edilmesi, bu odağın cerrahi ile başarılı bir şekilde çıkarılması açısından önem taşır.

Son yıllarda geliştirilen ve beyinde değişik yapılara bağlanan radyoaktif maddeler ile deman(bunama), Parkinson Hastalığı, Amiyotrofik Lateral Sklerozve daha birçok yavaş ilerleyen beyin hastalığı hakkında önemli bilgiler elde etme imkanı oluşmuştur.

İleri yaş bunaması olarak bilinen Alzheimer hastalığında, beyinde beta-amiloid adı verilen bir madde birikir. Son yıllarda, amiloide bağlanan radyoaktif maddeler üretilmiştir.

Bu maddelerin kullanımı ile, özellikle hafıza kusuru olan hastalarda, PET-MR’ın Alzheimer tanısı koymaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Bazı hastalarda amiloid beynin içerisinde değil, beyni besleyen damarların duvarında birikir ve damar duvarının zamanla incelmesine ve yırtılmasına neden olur. Bunun sonucunda beyin kanaması olarak bilinen durum ortaya çıkar. PET-MR ile amiloid görüntülemesi, gelecekte beyin kanamalarının nedeninin tespit edilmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

PET MR Görüntüleme PET-MR’ın bir başka kullanım alanı ise beyin damar tıkanıklıklarıdır. Bir beyin damarı tıkandığında, tamamen kansız kalan beyin bölgesinde birkaç dakika içerisinde doku ölümü meydana gelir. Bu ölü dokunun etrafında genellikle onu bir kuşak gibi çevreleyen, kan akımının tamamen kesilmediği ancak azaldığı, yaşamsal faaliyetlerini sürdüren bir başka bölge vardır. Bu bölgenin miktarı kişiden kişiye değişir. Tıkanan damar, eğer acil bir müdahale ile açılmaz ise, bu kuşak içerisindeki doku saatler içerisinde ölüme gider. Risk altındaki bu alanın kaybedilmesi, hastalığın şiddetinin ve ölüm riskinin artması anlamına gelir.

Bastonla yürüyerek taburcu edilebilecek bazı hastalar, bu alanın kaybedilmesi halinde yatağa bağımlı hale gelebilir. PET-MR, hem yapısal hem de fonksiyonel bilgi sağlayarak, risk altındaki bahsedilen dokunun yerini ve miktarını tespit etmede kullanılır.

Bu açıdan PET-MR’ın, gelecekte beyin damar tıkanıklıklarının tanı ve tedavisinde önemli bir yeri olacağı düşünülmektedir. İnsan beyni vücudun en az bilinen organıdır. İnsan beyninde yaklaşık 130 milyar sınır hücresi,

135.000 kilometre uzunluğunda hücreler arası bağlantı lifi ve 150 trilyon sinaps (lifler ile sınır hücreleri arasındaki bağlantı yerleri) vardır. Bu kadar karmaşık bir yapıyı anlamak için öncelikle bağlantılar ile fonksiyon arasındaki ilişkiyi öğrenmek gerekir. Son yıllarda, yeni nesil MR cihazları ile, beynin farklı bölgelerini birbirine bağlayan liflerin teker teker gösterilmesi mümkün olmuştur.

Gelecekte, PET-MR teknolojisi ile, hem bu lifleri, hem de birbiri ile bağlantılı bölgelerin işlevlerini aynı anda göstermek mümkün olabilecektir. Bu, sadece insan beyninin nasıl çalıştığının değil, aynı zamanda bir çok nörolojik ve psikiyatrik hastalıkta meydana gelen değişikliklerin anlaşılmasında önemli bir rol oynayacaktır. Kanserde PET MR Kullanımı PET-BT beyin, omurilik, kemik iliği, böbrek ve karaciğerde yerleşik tümörler ile bazı kanser türlerinin tespitinde yetersiz kalır. İleri inceleme için MR gerekir. Kanser tespitinde hem PET hem de MR incelemenin hassasiyetlerinin birleştirilerek aynı anda tüm vücudun ve tümör tiplerinin eksiksiz görüntülendiği PET-MR kanser tespitinde en etkin görüntüleme yöntemidir.

PET-MR ile:

  1. Tek incelemede tüm tümör tipleri tüm vücudu kapsayacak şekilde tespit edilir.
  2. Tek incelemede tümörün organ sınırları dışına, lenf nodlarına ve kan yolu ile diğer organlara sıçraması anlaşılır.
  3. Tek incelemede tümör tedavisine yanıt erken dönemde değerlendirilir.
  4. Tek incelemede az radyasyonla çok bilgi alınır.

Prof. Dr. Numan Cem BALCI

Radyoloji Uzmanı

Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi

Grup Florence Nightingale Nöroşirurji Bölümümüzde acil durumda olan hastaların ameliyatları günün 24 saati gerçekleştirilebilir.

Diğer elektif cerrahi uygulanacak hastalar genellikle bir gün öncesinden servise yatırılarak ya da ayaktan ameliyat öncesi tetkikleri yapılarak ameliyata hazırlanırlar. Bu tetkikler genellikle anestezi öncesi hazırlık kapsamında yapılan kan tetkikleri, akciğer grafisi ve elektrokardiyografidir. Bu tetkikler gereken hastalarda ilgili branşlar (kardiyoloji, göğüs hastalıkları gibi) tarafından konsültasyonlar yapılarak çeşitlendirilir.

Ameliyat günü hastalarımız anestezi ekibi tarafından serviste sedasyon yapılarak ameliyathaneye indirilir. Bu süreçte hasta yakınları hasta odası ya da isterlerse ameliyathane bekleme odasında bekleyebilir

Hastanın ameliyatı ve durumu konusunda hasta yakınları sık sık bilgilendirilir. Ameliyatın bitiminde ameliyat ekibi tarafından hasta yakınları ile yüz yüze görüşme yapılarak uygulanan ameliyat ve hastalık konusunda ayrıntılı konuşma gerçekleştirilir.

Ameliyat sonrası hasta durumuna göre ayılma bölümünde bir süre tutulduktan sonra yatağına alınır ya da yoğun bakım birimine geçirilir.

Bu test sonucunda pozitif çıkarsanız bir nöroloji uzmanına başvurup tanıyı doğrulatın ve tedaviniz doğru şekilde planlansın! Bu test sadece fikir verebilir tek başına tanı koymak için yeterli değildir.

(Lipton RB, Dodick D, Sadovsky R, Kolodner K,Endicott J, Hettiarachchi J, Harrison W. A self-administered screener for migraine in primary care: The ID Migraine™ validation study. Neurology 2003;61:375–382)

Migren için özel bir tarama testi (ID-migren testi)

İlk sorular:

  • 18-55 yaş arasında mısınız?
  • Son 3 ay içinde 2 veya daha çok baş ağrısı çektiniz mi?

Ön tarama soruları:

  1. Baş ağrılarınız iş, çalışma veya sosyal aktivitelerinizi kısıtlıyor mu?
  2. Baş ağrınız hakkında doktorunuzla görüşmek isteği duyuyor musunuz?

birine "evet" yanıtı verenler alttaki 3 soruyu yanıtlamalıdır.

Migrende 3 soru testi (ID Migraine) sorunun en az ikisi pozitif ise TEST POZİTİF

Son 3 ay içinde baş ağrınız sırasında aşağıdakileri yaşadınız mı?

  1. Midenizde bulantı veya rahatsızlık hissettiniz mi?
  2. Baş ağrısı sırasında ışık sizi rahatsız etti mi?
  3. Baş ağrılarınız sizi en az bir gün işten güçten kısıtladı mı?
  • Dengenizi koruyabilmek için, ellerinizi asla cebinize sokmayın. Ellerin cepte olmaması, düşme anında avuç ortalarını yere koyarak, vücudun herhangi bir bölgesinin yere daha sert bir şekilde çarpmasına da engel olur. Kollarınızı kullanamadığınız korunmasız bir düşmede, kafa dahil yere çarpan tüm uzuvlarınızda ezikten kırığa karar değişken derecelerde yaralanmalar meydana gelebilir.
  • Yokuş ve merdivenlere dikkat edin. Mümkünse dik yokuşları inip çıkmayın. Merdiven inerken veya çıkarken yandaki korkuluklardan mutlaka destek alın.
  • Yürürken iki elinizin de dolu olmamasına dikkat edin.
  • Çocuğunuzu ya da ağır eşyalarınızı kucakta taşımayın.
  • Poşet ya da çantalarınızı iki elinizle taşımayın. Bir eliniz mutlaka boşta kalsın.
  • Klasik ya da topuklu ayakkabılar düşme riskinizi arttıracaktır.
  • Tabanı kaygan olmayan altı lastik ya da kauçuk ve tırtıklı ayakkabılar, ayak bileğinizi kavrayan botlar giyin. Ayakkabıların üzerine eski çorap giymek de buzda kaymayı engeller. “Yaralanmışsanız, ne tür bir yaralanmanın meydana geldiğini anlamaya çalışın. Aksi takdirde ilave yaralanmalara neden olabilirsiniz.
  • Düşme sonrası yaralanmaları asla küçümsemeyin ve ciddi anlamda olmasa dahi ağrı, şişlik, kızarıklık, hareket kısıtlılığı ve şekil bozukluğunun bir kırığın işareti olabileceğini unutmayın. Bu tür bir belirti varlığında bir hekime görünmeyi ihmal etmeyin.
  • Buzda kayıp düşmeye bağlı olarak kırık çıkıklar ya da basit yaralanmaların yanı sıra ölümcül olabilen ağır kafa travmalarının da meydana gelebileceğini asla unutmayın!
  • Adımlarınızın her birini önceden tasarlayarak ve bastığınız yeri risk açısından analiz ederek atın. Hızlı yürümek ilave bir risk getirir. Yavaş ve küçük adımlar ile yürüyün.
  • Attığınız adımlar asla kendi omuz genişliğinizden daha büyük olmamalı.
  • Karın verdiği beyaz parlaklık gözünüzü kamaştırıyor ve iyi göremiyorsanız, mutlaka güneş gözlüğü kullanın.
  • Evinizin önünü ve sık kullandığınız zeminleri kardan temizleyin.

Hasta, olmayan bir hareketi varmış gibi algılamakta ve kendisinin ya da çevresinin hareket ettiğini zannetmektedir. Dengesizlik hissi, kişinin çevresine göre dengesini sağlayamama durumudur. Baş dönmesi ve denge bozukluğu, oldukça sık rastlanan yakınmalardandır ve acile başvuruların yaklaşık % 25 ini oluşturur. Bu yakınmalar, özellikle orta ve ileri yaş grubunda daha sıktır. Çocukluk çağında oldukça seyrek görülmektedir.

Hareket ederken dengemizi sağlayabilmek için oldukça çok sayıda vücut sisteminin birlikte uyum içinde çalışması gerekmektedir. Bu da göstermektedir ki, çok sayıda sistemi etkileyebilen çeşitli hastalıkların sonucunda baş dönmesi ve dengesizlik yakınması ortaya çıkabilir. Doğru şekilde alınan yakınma ve hastanın öyküsü, baş dönmesi olan hastalarda daha kısa sürede tanı ve tedaviye olanak tanıyacaktır.

Birçok etkenin rol oynadığı DENGE SİSTEMİMİZDE, hastalıkların hangi organa ait olduğunu NASIL ANLARIZ?

Baş dönmesi ve dengesizlik yakınması olan hastanın mutlaka sistemik muayeneye tabi tutulması gerekir. Bu da ekip çalışması (kulak burun boğaz, nöroloji,kardiyoloji) gerektiren bir durumdur. Çoğu zaman hastalığın birçok organı tutan bir boyutu olduğunu düşünerek, bu konu ile ilgilenen merkezlerde birçok teknolojik aletten yaralanarak (odyometrik testler, elektronistagmografi, elektrokokleografi, rutin biyokimya, elektrokardiyografi, MRI, boyun doppler, ultrasonografi v.b) tanı rahatça konacaktır. Hastalığın yeri ve ismi konusunda net cevaplar almamız mümkündür. Muayene ve hastanın hikayesi kulak ile ilgili bir hastalığı düşündürüyorsa odiometrik tetkik ile hastanın işitmesi kontrol edilmelidir. VENG iç kulak fonksiyonlarını gösteren bir diğer testtir. Elektronistagmografi, görsel veya kalorik uyaranla oluşturulan göz hareketlerinin kaydedilmesi esasına dayanır. Baş dönmesine neden olan lezyon yerinin ve tarafının saptanmasına dair bilgi verebilmesi ve özellikle bilgisayarlı sistemde dökümantasyon sağlaması önemli bir özelliğidir. ENG'den elde edilen sonuçlar, nörootolojik(nöroloji, kulak burun boğaz) muayene bulguları ve gerektiğinde yapılacak diğer tetkikler ile birlikte değerlendirilmelidir.

Baş dönmesi, kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalıkların belirtisi olduğu için nedeni belirledikten sonra etkene yönelik tedavi sağlanır.

Baş dönmesi NEDENLERİ

Kulağa bağlı nedenler: Gerçek baş dönmelerinin çok büyük bir kısmından sorumlu olan organdır. Pozisyona bağlı baş dönmesi, baş dönmesi ile ilgilenen kliniklerde en sık rastlanan nedendir.Hemen hemen bütün hastalarda, başın hareketleri ile artan baş dönmesi yakınması mevcuttur. Tanısı, iç kulaktaki yarım daire kanallarının, bazı manevralara verdiği yanıtlara bakılarak konulur. Tedavisi, yarım daire kanallarının içerisinde yer değiştirmiş olan kristallerin tekrar yerine oturtulmasına dayalı özel manevralardır. Meniere hastalığı; işitme kaybı, kulakta çınlama, dolgunluk hissi ve baş dönmesi atakları ile karakterizedir.İç kulaktaki sıvıların dengesizliğinden kaynaklanır. Kulağın akıntılı kronik hastalıkları, işitme kaybı ile giden kulak hastalıkları, viral bir enfeksiyon sonrası denge sinirinin etkilenmesine bağlı kulak hastalıkları, ileri derecede damar tıkanıklığı yaşayan insanlarda oluşan iç kulağa daha az kan gitme durumu, bazen hiç bir nedene bağlı olmaksızın iç kulakta ki zarların yırtılmasına bağlı baş dönmesi atakları oluşabilir.

Travmalar: Sıklıkla başa alınan sert darbelerle, kafatasında meydana gelen, iç kulağı da zedeleyen bir kırık sonrasında baş dönmesi ile beraber bulantı ve kusma oluşabilir. Bazen kafa travması sonrası, herhangi bir kafatası kırığı olmadan iç kulak yapılarında sarsıntı ya da iç kulak kristallerinde yer değiştirmeye bağlı olarak baş dönmesi oluşabilir. Bu durumun düzelmesi haftalar ve aylar sürebilir. Böyle bir durumda, yıllar sonra bile özellikle pozisyon değişikliklerinde oluşan birkaç saatlik baş dönmeleri kalabilir.

Nörolojik hastalıklar: Beyin, beyincik gibi organlardan oluşan merkezi sinir sistemindeki kanama veya kan damarlarındaki tıkanıklıklara bağlı beslenme bozuklukları, multipl skleroz (MS), sifiliz, çeşitli beyin tümörleri, parkinson hastalığı, migren v.b. hastalıklar dengenin bozulmasına neden olabilirler. Hastanın öyküsünü alırken denge bozukluğuna eklenmiş olan kol ve bacaklarda güçsüzlük, vücudun herhangi bir bölgesinde his kaybı, çift görme, baş ağrısı, bilinç kaybı, ağız çevresinde karıncalanma hissi, konuşma bozukluğu vb. yakınmalar sorgulanmalıdır.

Dahili hastalıklar: Kalp yetmezliği, kalp kapakçığı hastalığı, kalp krizi, diabet, tiroid bezi hastalıkları, kansızlık, kontrol edilemeyen yüksek tansiyon, posture bağlı düşük tansiyon, ileri kalp ritim bozuklukları, ani ve şiddetli su kaybı(ishal,kusma)

Psikolojik denge bozuklukları: Panik atak, anksiyete(huzursuzluk), stres, depresyon.

Baş dönmesi TEDAVİSİ nasıl yapılır?

Dengesizlik ve baş dönmesi yakınmalarına, multidisipliner bakış açısı içinde yaklaşıldığında ön tanı ve tedaviye ulaşılması sürecinin kısalması mümkündür. Tedavi, nedene yöneliktir. Baş dönmesini yaratan sebep ortadan kaldırıldığında hastanın yakınmaları düzelecektir.

Meniere hastalığı, ilaç tedavisi ve yaşam tarzında bazı değişiklikler ile %90 kontrol altında tutulur. Fiziksel ya da ruhsal stresi az bir yaşam tarzının yanında düşük tuz diyeti (günlük 1.5 gr altında) ile beslenmelidirler. Hayvansal yağ içeriği az olan besinleri tüketmek, kafein, alkol ve sigara türü iç kulakta sıvı basıncını arttırdığı düşünülen içeceklerden uzak durmak gerekir. Doktorunuz, baş dönmesini azaltacak ve kulaktaki dolgunluğu giderecek ilaç tedavisi başlayacaktır. Bulantı ve kusma olduğunda, bu şikayetleri azaltacak ilaçların alınması yeterli olabilir. Hastalığın cerrahi tedaviye ihtiyaç gösteren kısmı, sadece %5' lik hasta grubu için, çeşitli cerrahi tedavi yöntemleri mevcuttur.

Meniere hastası olan kişilerin bir kısmı, atak gelmeden krizin geleceğini hissedebilir. Kriz öncesi alacağı bazı ilaçlarla nispeten kontrollü bir atak geçirir. Ancak geri kalan hasta grubunda baş dönmesi atağı ani geldiğinden, bu tür hastaların özellikle taşıt kullanmaları sakıncalıdır. Aksi taktirde kişi hem kendi, hem de diğerleri için tehlikeli ve hasar verici olabilir.

Pozisyonel baş dönmesi olan hastalarda, partiküllerin iç kulakta şikayet oluşturmayacakları bölgeye yönlendirilmelerini amaçlayan repozisyon yani yerine oturtma manevraları ile yaklaşık olarak %90 oranından başarı sağlanmaktadır. Aynı kulakta sürekli olan ya da sık yineleyen, tekrarlayan repozisyon manevralarına rağmen iyileşme sağlanamayan ve semptomların şiddetli olduğu olgularda cerrahi müdahaleler gerekebilir.

Denge bozukluğu veya baş dönmesi olan her hastanın mutlaka sistematik bir muayeneye (özellikle kardiyovasküler, kulak burun boğaz ve nörolojik muayeneye) tabi tutulması gerekir. Diğer baş dönmesi nedenleri, ilgili branş hekimlerince doğru tanı konulduktan sonra çeşitli yöntemlerle tedavi edilecektir.

Sigaraya veda: Tütün ürünleri kullanmayın.

Organik gıda ile beslenin: Çevre kirliliğinden etkilenmiş ve yapay katkılı gıdalar yerine, doğal ve mümkünse organik gıdayla beslenin.

Mevsimin sebzelerini tüketin: Mevsiminde taze meyve sebze, zeytinyağı, kuruyemiş tüketimine ağırlık verin, daha az miktarda tam tahıl ürünleri tüketin.

Şekere dikkat: Saf şeker yerine bölgenizde üretilen bal tercih edin.

Katkılı yiyeceklerden uzak durun: Katkılı, işlenmiş et ürünleri (salam, sosis, sucuk vb) yerine, serbest otlayan (yeşillik yiyen) hayvan yağı, eti, tavuk, açık deniz balığı tüketin.

Yemekleri düşük ısıda pişirin: Yüksek ısıda, is ve duman altında pişirme ve kızartma yerine, daha düşük ısıda buğulama, haşlama ve ızgara yöntemleri tercih edin.

Yoğurt, sirke, turşu gibi fermente edilmiş faydalı bakterilerden zengin gıdalar tüketmeyi ihmal etmeyin.

Düşük kalorili beslenin: Tüm bu yediklerinizin miktarı az tutularak düşük kalorili beslenin.

Yemek yaptığınız kapları değiştirmenin vakti geldi: Çelik, cam veya porselen pişirme kapları, zararlı kimyasal maddeler içeren diğer kaplara tercih edin.

Kilonuzu kontrol edin: İdeal kilonun yüzde 5-10'dan fazlasına çıkmamaya gayret gösterin.

Egzersiz hayatınızın parçası olsun: Düzenli ve değişken tipte aşırıya kaçmadan, haftada 5 gün 30-60 dakika civarında egzersiz yapın.

Güneş: Sağlıklı güneşlenmeyi asla ihmal etmeyin.

Hekim kontrollerini aksatmayın: Kan basıncı (tansiyon) ve düzenli hekim kontrollerini aksatmayn.

Herşeyin başı sağlıklı uyku: Düzenli ve ortalama 7 saat uykuyu ihmal edilmeyin.

Hijyene önem verin: Hijyen (temizlik) kurallarına dikkat edin.

Stresinizi yönetin: Sosyal strese karşı, dostluklar kurulmalı, hobi ve inanç sistemlerini içine alan çözümler üretmeyi deneyin.

Bir insan, hayatının yaklaşık üçte birini uykuda geçiriyor. Uyku hali, beyindeki elektrik aktivitesinin değiştiği ve etrafımızı algılamadığımız, ancak geri dönüşü olan bir çeşit bilinçsizlik hali olarak tanımlanıyor.

“Derin uyku döneminde iştah ve metabolizmayı düzenleyen hormonlar salgılanırken, rüya döneminde hafızamız düzenlenir ve psikolojik tazelenme yaşarız.” diyen Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi’nden Uzman Dr. Figen Hanağası, uyku bozukluğuna erişkin yaştakilerin dikkat emesi gerektiğini ve başka hastalıkların habercisi olabileceğini söylüyor. Uyku apne sendromunun uyku ile ilişkili hastalıklar arasında en çok dikkat edilmesi gereken ve tedavi edilmezse vücutta birçok bozukluğa neden olabilecek hastalıklardan olduğunu söyleyen Hanağası, şunları aktarıyor: “Uyku apne sendromunun görülme sıklığı yaklaşık yüzde 3 civarındadır.

Erkeklerde daha fazla görülür. Yaş, kilo ve eşlik eden hastalıklar ile görülme sıklığı artar. Hastalık ilerledikçe hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, kalp damar hastalıkları ve beyin damar hastalıkları ortaya çıkar.”

REM uykusu adı verilen uyku davranış bozukluğunda hastanın rüya sırasında konuşma, bağırma, eşine tekme ya da duvara yumruk atma gibi davranışlar gösterebileceğini aktaran uzman, “Genellikle ileriki yaşlarda ve erkeklerde daha sık görülen, parkinson, REM uykusu davranış bozukluğu ve bazı depresyon ilaçlarının gece alınması sonucunda da görülebilir.” diyor.

Uyku testine gelecek hastalarımızdan;

Gece uykuya dalma süresini etkileyebileceği için hastanın gün içinde uyumamasını istiyoruz. Akşam her zaman yediği tarzda yemek yemesini, uyku testi için günlük rutinini değiştirmemesini istiyoruz ki böylelikle evdeyken olan uyku ortamına en yakın durumu yaratalım.

Akşam aldığı ilaçlarını yanında getirmesini ve gelirken uyku kıyafetlerini almasını, sakalı ve bıyığı var ise çenesine elektrot yapıştırılacağı için bunları kısaltmasını ve saçlarının temiz olmasını istiyoruz