Yararlı Bilgiler

Baş ağrısı tüm branşlarda, tüm hekimlerin karşılaştıkları yaygın bir sorundur. En büyük kısmını gerilim tipi baş ağrısı veya migren gibi kronik/epizodik (aralıklı) baş ağrıları oluşturur. Hastayı çok rahatsız etmenin yanı sıra baş ağrıları önemli işgücü kaybı, sağlık harcamaları ve benzer ekonomik götürülere neden olur.

Migrenli hastaların yaklaşık % 60-70'ı henüz tanı almamıştır. Baş ağrısı ile en sık doktora gidenler % 54 oranı ile süregen gerilim tipi baş ağrısı olan hastalardır. Bu hastalara sıklıkla "kronik sinüzüt", "boyun kireçlenmesi", "hipertansiyon kaynaklı" gibi yanlış tanılar konur.

Baş ağrısının altında bazen beynin ya da vücudun başka bölgelerine ait hastalıklar yatar. Bu baş ağrılarına ikincil (sekonder) baş ağrısı denir. Örnek olarak kansızlık, enfeksiyonlar, kazalar, kanamalar, tümörler veya ilaç yan etkileri sayılabilir. Migren, gerilim tipi baş ağrısı veya küme tipi baş ağrısı gibi altında başka bir hastalık yatmayan ağrılara ise birincil (primer) baş ağrıları denir.

Primer Baş Ağrıları

En sıkı görülen ağrı tipi gerilim tipidir ( Baş ağrılarının % 50 sinden daha fazlası). Ancak migren de sanıldığından daha sık gözlenir. Migren kadınlarda erkeklerden daha sıktır. Bunun dışında küme baş ağrıları, günlük süregen baş ağrıları gibi daha nadir baş ağrısı çeşitleri de bulunmaktadır.

Gerilim Tipi Baş Ağrısı

Gerilim tipi baş ağrıları hem daha kısa sürerler, hem günlük hayatı pek etkilemezler, hem de tedaviye daha kolay cevap verir. Nadir durumlarda aralıklı gelen bu ağrılar süregen bir hal alarak çok rahatsız edici olabilir.

Migren

Migren ağrısı oldukça karakteristiktir. Genellikle zonklayıcı karakterde yarım baş ağrıları olur ancak çok çeşitli başka şekillerde de gözlenebilir. Ağrı oldukça ızdırap vericidir ve hastanın günlük yaşam aktivitelerini engeller. İlaç tedavisine çok kolay cevap vermez, özel takip ve tedavisi vardır. Önemli bir nokta, migrenin baş ağrısı ile sınırlı olmayan bir hastalık olduğu ve vücudun başka alanlarını da etkilediğinin bilinmesidir.

Ağrının nedeni ile ilgili dikkat edilmesi gereken önemli noktalar:

  • Baş ağrısının süresi
  • Baş ağrısının hastada başladığı yaş
  • Aralıklı olup olmaması
  • Birden oluşup oluşmadığı
  • Ağrının şiddeti
  • Ağrının yeri
  • Ağrının karakteri
  • Eşlik eden başka yakınmaların varlığı
  • Ağrıya neden olan faktörlerin olup olmadığı
  • Tedavi

Eğer baş ağrısının altında herhangi bir neden yattığı anlaşıldıysa, tedavi bu nedene yönelik yapılacaktır. Hastada primer bir baş ağrısı saptandıysa ağrı tipine göre ve kişiye özel bir tedavi rejimi seçilecektir.

Çoğu migren hastası uygun tedavi ile ağrılarından kurtulur ve çok daha verimli bir yaşam sürdürür.

İlaç tedavisin yanı sıra destek tedavileri (psikolojik, fizik tedavi ve rehabilitasyon, supplementer tedaviler) de hastalara büyük oranda rahatlık sağlarlar.

Baş Ağrısında ACİL

Eğer baş ağrısı:

  • Ani ve çok şiddetli başladıysa
  • Ateş veya kusma eşlik ediyorsa
  • Hayatınızda ilk defa bu şekilde bir ağrı yaşıyorsanız
  • Sinir sistemine ait herhangi başka bir bozukluk eşlik ediyorsa
  • Bilincinizde değişiklik/ uykuya eğilim varsa
  • hemen en yakın hastanenin acil servisine başvurunuz.

Uykunun hayatımız içinde boşa geçen bir zaman dilimi olduğunu düşünmek yanlış bir kanıdır. Yaşam için, sağlık için ve vücudumuz için uyku, vazgeçilmez bir dönemdir.

Bir insan tüm hayatının yaklaşık üçte birini uykuda geçirir. Bu sürecin kaliteli, düzenli ve yeterli olması, günlük yaşamımızı en iyi şekilde geçirmemizi sağlar. Ruh ve vücut sağlığımızı korumada yardımcı olur.

Sağlıklı bir uyku, hayatımız için gereklidir. Peki, ne kadar süre uyumalıyız? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye, yaştan yaşa değişir. Bebekler için 16-18 saat uyku gerekliyken, yetişkinlerde genellikle 7-8 saat, yaşlılarda ise 6 saat yeterlidir.

Uykumuzu düzenlemek ve sağlıklı bir uyku için özellikle uyku hijyenimize dikkat etmeliyiz.

Bunu sağlayabilmek için,

  • Uyuyamazsak yatakta fazla vakit geçirmemeliyiz.
  • Yatak odası çok sıcak ya da çok soğuk olmamalı, tercihen karanlık ve hafif serin olmalıdır.
  • Yatak odası, çalışma odası ve televizyon odası olarak kullanılmamalıdır.
  • Hafta sonu ve tatil süresince sabah kalkış saatleriniz çok değişmemelidir.
  • Gün içinde uyumamalı, dayanamıyorsanız 1 saatten kısa süreli ve saat 15:00’ ten önce şekerleme yapılmalıdır.
  • Alkol, kafeinli içecekler ve çikolata tüketimi uyku saatinden 4-6 saat öncesinde kesilmelidir.
  • Yatmadan önce sigara içilmemelidir.
  • Akşam yemekleri çok ağır yenmemeli, ancak yatağa da aç gidilmemelidir.
  • Uyku öncesi ağır spordan kaçınmalı, egzersizler akşamüstü saatlerine kaydırılmalıdır.
  • Yattıktan sonra günlük düşüncelerden uzak durulmalı, yatak odası dışında düşünülüp çözümlenerek yatağa yatılmalıdır.
  • Uykuyu bozacak ilaçlar (Antidepresanlar, kortizon, grip tedavisinde kullanılan ilaçlar, bazı kalp ilaçları vb.) uykuya yakın saatlerde alınmamalıdır.

Sadece uykuda kendisini gösteren birçok hastalık vardır. Bu hastalıkların bir kısmını kişi uykuda fark etmez, vücuda yaptığı zararlar sonucunda dolaylı yollardan fark edilir. Örneğin; Kişi gece uykusunda horladığını, nefesinin durduğunu, bacaklarını devamlı hareket ettirdiğini, uykuda konuştuğunu, bağırdığını fark etmez. Ancak eşi ifade ederse ya da bu yakınmalar sonucunda oluşan kalitesiz bir gece uykusunun ardından gündüze yansıyan yorgun uyanma, halsizlik, gün içinde uyku hali, sinirlilik, dikkat azlığı gelişirse fark edebilir.

Bu durumu önemsemeden hayatına devam eden kişinin bir süre sonra metabolizmasında büyük değişiklikler başlar ve bu durum hipertansiyona, diyabete, kan kolesterolünde yükselmeye ve obeziteye zemin hazırlar.

Uyku ile İlişkili Hastalıklar Nelerdir?

Uyku ile ilişkili pek çok farklı hastalık bulunmaktadır. En sık rastlanan uyku hastalıklarını şu şekilde özetlemek mümkündür:

• İnsomni (Uykusuzluk): Uygun fırsat ve koşullara rağmen uykuyu başlatmada, sürdürmede güçlük çekme ya da erken uyanma
• Uyku ile ilişkili solunum bozuklukları: Uyku apne sendromları, uyku ile ilişkili hipoventilasyon hastalıkları, uyku ile ilişkili hipoksemi hastalıkları
• Hipersomnolans: Yeterli süre uykuya rağmen gün içi uyku hali ya da ani uyku atakları. Narkolepsi hastalığı, idyopatik hipersomni hipersomnolansın santral nedenleri arasındadır.
• Parasomniler: Kısmi uyanıklık ve uykuya geçiş sırasında veya uykuda ortaya çıkan bozukluklar. REM uykusu davranış bozukluğu, kabus bozuklukları, uyku ile ilişkili yeme bozukluğu, uyurgezerlik, uyku terörü parasomniler arasında sayılır.
• Uyku ile ilişkili hareket bozuklukları: Huzursuz bacak sendomu, uykuda periyodik bacak hareketleri, diş gıcırdatma uyku ile ilişkili hareket bozuklukları arasında yer alır.
• Sirkadiyen ritm uyku - uyanıklık bozukluğu: Uyumak istenilen saatlerde uyunamaması veya uyanık kalınması gereken saatlerde ise uyanık kalınamamasıdır. Jet Lag sendromu, kaymış uyku fazı bu bozukluklardandır.
• İzole semptomlar, normal varyantlar, çözümlenmemiş konular: Uykuda konuşma, uykuda sıçrama, basit horlama bu grubun içinde yer alır.

Yeterli uyku süresine rağmen sabahları yorgun uyanıyor, uykunuzu almamış hissediyorsanız, gün içinde uykunuz geliyorsa, geceleri nefesalamama hissi ile uyanıyorsanız, eşiniz horladığınızı ve düzensiz soluk alıp verdiğinizi söylüyorsa, geceleri boyun ve ensede terlemeniz oluyor ve çok sık uyanıp tuvalete gidiyorsanız, eşiniz siz in uykudayken konuştuğunuzu, bağırdığınızı, kol ve/veya bacaklarınızı oynattığınızı söylüyorsa, çok fazla kabus görüyorsanız, mutlaka “Uyku Bozuklukları Ünitesi” ne başvurmanız gerekmektedir.

Beş ana başlık altında toplanan hastalıkların tanısı ve tedavisi uyku bozuklukları merkezlerinde yapılmaktadır.
Konuyla ilgili uzman hekim, sizi değerlendirdikten sonra gerekli görürse uykuda olan bu bozuklukları tespit etmek için sizi bir gece boyunca uyku laboratuvarında yatırabilir.

Uyku laboratuvarında, gece uykusu boyunca beyin dalgalarına bakılarak uyku evrelendirmesi ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi, uykuda solunum hareketleri ve uykuda nefes durmalarının tespiti, bu süreçte kan oksijen düzeyi kaydı, kalp ritminin takibi, periyodik bacak hareketlerinin kaydı yapılır.

Bu sayede hastanın ve/veya hasta yakınının fark edemediği uykuda gelişen hastalıklar ve vücut sistemlerindeki bozukluklar tespit edilir ve tedavisi planlanır.

Konservatif Tedavi

1. İstirahat: Yatak istirahati
2. Medikal Tedavi: Ağrı kesici, kas gevşetici, vitamin
3. Fizik Tedavi: Lokal ısı, masaj, traksiyon, egzersiz vb.

Bölgesel Girişimsel Yöntemler

1. Servikal Epidural Enjeksiyon
Boyunda fıtık ve kireçlenmede uygulanır.

2. Lomber Epidural Enjeksiyon
Belde fıtık ve kireçlenmede uygulanır.

3. Caudal Epidural Enjeksiyon
Kalça ve kuyruk sokumu ağrılarında uygulanır.

4. Transforaminal Epidural Enjeksiyon
Belde fıtık ve kireçlenmede özellikle bacak ağrısı varlığında uygulanır.

5. Diskografi
Bel ve boyun fıtıklarında tanısal amaçlı uygulanır.

6. Faset Eklem Enjeksiyon ve Radyofrekans Elok
Bel, sırt ve boyun bölgesi ağrılarında uygulanır.

7. Vertebroplasti
Omurga kırıklarında kapalı yöntem olarak uygulanır.

8. Kifoplasti
Omurga kırıklarında kapalı yöntem olarak uygulanır.

Kapalı Bel ve Boyun Ameliyatları

1. Nükleoplasti
Uygun hastalarda lokal anestezi ile dikişsiz bel ve boyun fıtığı ameliyatıdır. Lazer ameliyatlarına göre komplikasyon oranı son derece azdır. Hasta, ertesi gün işine dönebilir.

2. Mikroendoskopik Yöntem ile Bel ve Boyun Fıtığı Ameliyatları
Yaklaşık 1,5 mm’lik mikroendoskoplarla yapılan bel ve boyun fıtığı ameliyatlarıdır. Hastalar genellikle ertesi gün ayağa kaldırılıp taburcu edilmektedir.

OMURGA AMELİYATLARI

1. Mikrocerrahi ile Bel ve Boyun Fıtığı Ameliyatları
Bel ve boyunda küçük bir kesi ve estetik dikiş ile bel ve boyun fıtığı ameliyatlarında tercih edilir. Tüm cerrahi girişimler arasında en başarılı yöntemdir (%95). Hastalar genellikle ertesi gün ayağa kaldırılıp taburcu edilmektedir.

2. Suni Disk Replasmanı
Operasyon ile çıkarılan bölgeye diske benzer bir yapı takılarak, hastanın eski doğal omurga yapısına yaklaştırılması amaçlanır.

3. Omurga Plak-Vida-Cage (Kafes) Enstrümantasyon
İlerlemiş bel ve boyun fıtığı, omurilik kanalı darlığı, kireçleme, omurga kırıkları ve yaralanmaları, omurganın doğumsal anomalilerinde kullanılan bir yöntemdir.

4. Nöronavigasyon
Tüm omurga ameliyatlarında cerrahinin kolaylaştırılması ve komplikasyonlarının azaltılması nda kullanılan en modern cihaz ve yöntemlerden biridir.

LOMBER DİSK HERNİSİ (BEL FITIĞI)

Bel Ağrısının Sıklığı ve Özelliği Nelerdir?

Baş ağrısından sonra insanları tıbbi tedavi aramaya zorlayan en önemli ikinci ağrı nedeni olan bel ağrısı oldukça sık görülmektedir. Bel ağrısı, insanların hem iş gücü kaybına hem de ekonomik kayba uğramalarına neden olmaktadır. Bel ağrısı batı toplumlarında, 20-50 yaş grubunda en önemli tıbbi sorun ve mesleki yaralanma sebebi olarak gösterilmektedir. 45 yaş altı çalışanlarda en sık iş gücü kaybına yol açan nedendir.

Bel Fıtığı Nedir?

Belimizde 5 adet omur kemiği bulunmaktadır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur. Disk özel bir bağ dokusu yapısıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder.

Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin yapısının ve elastikiyetinin bozulması sonucu fıtıklaşması ile ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Fıtıklaşan, yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder. Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olur.

Her Bel Ağrısı Bel Fıtığına mı Bağlıdır?

Bel ağrılarının tekrarında en güçlü belirleyici, daha önceden bel ağrısı geçirmektir. Bel ağrısı her zaman bel fıtığına bağlı değildir. Sinir basısı dışında bel omurgası üzerine oluşan mekanik yüklenme ve diğer çevre organ veya yapılarda meydana gelen bozukluklara bağlı olarak da bel ağrısı oluşabilir.

Bel Fıtığının Belirtileri Nelerdir?

1. Bel fıtığında en çok görülen şikayet bel ağrısıdır. Ağrı başlangıçta, hiçbir tedavi gerektirmeksizin düzelebilirken sık olarak tekrarlama eğilimindedir. İleri dönemlerde bel ağrısına yönelik uygulanan tedaviden istenilen yanıt elde edilmeyebilir.

2. Bel fıtığında ikinci önemli bulgu ise fıtığa bağlı sinir kökünün basıya uğraması sonucu oluşan kalça ve bacak ağrısıdır. Bu ağrı genelde tek bir bacakta belirgindir. Ağrılı bacakta uyuşukluk ve karıncalanma sık olarak karşımıza çıkar.

Ağrı, pozisyon değiştirmekle hatta öksürmek veya hapşırmakla birlikte artabilir. İleri dönemlerde acil cerrahi müdahale gerektiren bacak veya ayakta, kısmi felçler, hatta idrar tutamama gibi bozukluklar da gelişebilir. Bel fıtığına bağlı bel ağrısı çok büyük bir oranda başlangıçta hiçbir tedavi gerektirmeden veya çok az bir tedavi ile iyileşir. Bel fıtığı olgularının çoğunda, uygun ilaç tedavisi ve yatak istirahati dışında başta fizik tedavi olmak üzere birçok cerrahi dışı yöntemle hastaların büyük bir bölümünde iyi sonuçlar alınır.

Bel Fıtığı Ameliyatına Nasıl Karar Verilir

Tüm bel fıtığı hastalarının sadece küçük bir bölümünde (%1-3) ameliyat gerekir. Ameliyat gereksiniminin en önemli nedenlerinden biri, diğer ameliyat dışı yöntemlerle istenilen iyileşmenin sağlanamaması ve şikayetlerin sık tekrarlamasıdır. Fizik tedavi, ağrıyı azaltmak, zayıf kasları güçlendirmek, kasılmış kasları rahatlatmak, omurganın mekanik stresini azaltmak, gövde pozisyonunu düzeltmek ve fiziksel uyumu iyileştirmektir.

Hangi Durumlarda Cerrahi Müdahale Yapılır?

1. İdrarını tutamama, bacaklarda güçsüzlük, eyer tarzı uyuşma (Kauda equina sendromu) veya belirgin bir kuvvet kaybı varsa.

2. Ameliyat dışı diğer tedavi yöntemlerine rağmen başlangıçta belli belirsizken zamanla ilerleyen bir nörolojik defisit olduğunda (Minimal bir kuvvet kaybının ilerlemesi, duyu kusuruna refleks kaybının da eklenmesi vb. gibi durumlarda).

3. Konservatif tedaviye rağmen geçmeyen ağrı olduğunda.

4. Ağrı geçse bile, yıl içinde sık sık atakların nüksetmesi ve kişinin normal hayatını sürdürmesini engellemesi durumda cerrahi müdahale yapılır.

Bel fıtığı tedavi edilmediği taktirde bası altında kalan sinirler zaman içinde görevlerini yapamaz hale gelir. Sinir kökünün seviyesine göre bacakta hissizlik, felç, idrar ve büyük abdest yapmada sorunlar ortaya çıkar ve bunlar kalıcıdır. Ameliyat yapılsa da bir düzelme görülmez. Bu nedenle bu şartlar altında, hastanın mutlaka bir beyin ve sinir cerrahı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Ameliyat Yönteminde Başarı Oranı Nedir?

Bu yöntemleri, kapalı cerrahi girişimler ve açık cerrahi girişimler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Kapalı yöntemlerin ortalama başarı oranı %69-84’dür. Açık cerrahi yöntemler arasında bugün dünyada kabul edilen en önemli yöntem olan mikrocerrahi, tüm cerrahi girişimler arasında en başarılı yöntemdir (%95).

Kapalı yöntemler arasında da en etkili yöntem endoskopik disk cerrahisidir. Endoskopik disk ameliyatı, bel fıtığı nedeniyle ameliyat olması gereken tüm hastalara uygulanabilir. Ancak bel fıtığının yanı sıra hastada bel omurlarının kayması, kanal darlığı gibi ilave durumlar var ve bunların da düzeltilmesi gerekiyorsa, o zaman endoskopik disk ameliyatı yerine mikrocerrahi yapılması gereklidir. Her yaş grubuna uygulanabilir.

Özellikle yaşlı ve diyabet, hipertansiyon gibi başka sorunları olan hastalarda ameliyat sonrası iyileşme süresinin çok kısa olması büyük avantaj sağlamaktadır. Ayrıca, girişime bağlı ek anatomik hasara yol açmaksızın fıtıklaşmış disk parçası alınmaktadır. Böylece hastaların hastanede kalma ve işe dönüş süreleri kısalmaktadır. Yeniden tekrarlama olasılığı kapalı yöntemlerde %14-18, mikrocerrahide ise %4’dür.

Amaç ağrıyı azaltmak, zayıf kasları güçlendirmek, kasılmış kasları rahatlatmak, omurganın mekanik stresini azaltmak, gövde pozisyonunu düzeltmek ve fiziksel uyumu iyileştirmektir. Başka bir deyişle yeni bir güne antremanlı olarak başlamaktır.

Hangi Sporları Yapabiliriz?

Yüzme ve ritmik yürüyüş, omurga sağlığı için en ideal aktivitelerdir. İlgili uzman tarafından önerilen egzersiz programları oldukça etkilidir. Kuvvetin nereden geleceği her zaman tahmin edilemeyen ve ani-ters harekete maruz kalmaya yol açabilecek tenis, futbol vb. gibi sporların en azından ağrılı ve hassas dönemlerde ertelenmesi uygundur.

SERVİKAL DİSK HERNİSİ (BOYUN FITIĞI)

Boyun Fıtığı Nasıl Oluşur?

Daha önce sağlam olan bir diskte travma sonrasında ani şekilde diskhernisi gelişebileceği gibi, çoğu servikal disk hernisinde belirgin bir travma ya da zorlanma tarif edilmez. Ağrı keskin olabilir, genellikle sürekli ve künttür. Boyun hareketleriyle, özellikle başı arkaya doğru germekle artar.

Boyun Fıtığı Yaş Ortalaması ve Görülme Şekli Nedir?

Servikal disk hernisi, hayatın 30 ve 40’lı yaşlarında daha sık görülür. Hasta, önce boyun ve omuzda, sonra kolunda şiddetli bir ağrı hisseder.

Boyun Fıtığı Tedavi Ugulamaları Nelerdir?

Konservatif Tedavi

Çoğu servikal disk hernisi cerrahi gerektirmez. Yatak istirahati, boyunluk kullanımı, analjezikler, kas gevşeticilerle, lokal ısı, masaj ve servikal traksiyon gibi fiziki yöntemler yarar sağlayabilir.

Cerrahi

Omurilikte hasar oluşturan bir santral disk hernisi ameliyat edilmelidir. Geçmeyen ağrı ve ilerleyici fonksiyon bozukluk ve kaybı ameliyat endikasyonudur.

Çoğu zaman, bilgisayarlı tomografi (BT) işlemi sırasında, PET’de alınandan daha yüksek oranda radyasyona maruz kalınır. PET, esas itibariyle BT veya manyetik rezonans (MR) görüntüleme gibi metotlardan farklıdır.

İlk kez 1951 yılında, Harvard Üniversite’sinden bir grup araştırmacı, beyin tümörlerini göstermek için vücuda radyoaktif bir madde vermiş ve bu maddeden gelen sinyalleri basit bir detektör yardımı ile tespit ederek iki boyutlu görüntü elde eden bir teknik geliştirmiştir. Bu teknik, günümüzde pozitron emisyon tomografi yani PET olarak bilinen teknolojinin temel taşlarını oluşturmuştur.

PET, çoğunlukla iç organların aktivitelerini göstermek için yapılan bir görüntüleme metodudur. PET işlemi öncesinde, görüntülenmek istenen hedefe göre vücuda radyoaktif bir madde verilir. Bu madde, doku içinde etkinlik artışı olan yerlerde, örneklersek bir beyin tümörü veya epilepsi odağı içerisinde birikir. Daha sonra özel bir kamera yardımı ile radyoaktif madde birikimi olan bu bölgeler tespit edilir. PET işlemi sırasında malınan radyasyon, vücutta zararlı etkilere yol açacak düzeyde değildir. Çoğu zaman, bilgisayarlı tomografi (BT) işlemi sırasında, PET ile alınandan daha yüksek oranda radyasyona maruz kalınır. PET, esas itibariyle BT veya manyetik rezonans (MR) görüntüleme gibi metotlardan farklıdır. BT ve MR, daha çok organların yapısı hakkında fikir verirken, PET, organlardaki kimyasal aktivite değişikliklerini gösterir. Bu açıdan BT ve MR yapısal, PET ise fonksiyonel bilgi sağlar. PET, organların işlevindeki çok ufak değişiklikleri tespit edebilmesine rağmen, bu değişikliklerin yerini tam olarak belirlemede gerekli hassasiyete sahip değildir.

Bu problemi aşmak için, son yıllarda PET-MR teknolojisi geliştirilmiştir. PET-MR cihazları, PET ile eş zamanlı olarak MR görüntüleri elde eder ve bunları anlık olarak birleştirip tek bir görüntüye dönüştürür. Bu şekilde fonksiyonel ve yapısal özellikler aynı anda görüntülenmiş olur. MR’ın yüksek görüntü kalitesi ile PET’in yüksek fonksiyonel bilgi verme kapasitesinin birleştirilmesi, birçok hastalığı erken teşhis etme imkanı vermiştir.

PET-MR’ın kullanım alanlarından biri beyin tümörleridirPET-MR Görüntüleme

Tümörün yeri ve çevresindeki önemli dokuların belirlenmesi cerrahi plan açısından önemlidir. Benzer şekilde, epilepsi hastalarında, epileptik odağın yerinin doğru tayin edilmesi, bu odağın cerrahi ile başarılı bir şekilde çıkarılması açısından önem taşır.

Son yıllarda geliştirilen ve beyinde değişik yapılara bağlanan radyoaktif maddeler ile deman(bunama), Parkinson Hastalığı, Amiyotrofik Lateral Sklerozve daha birçok yavaş ilerleyen beyin hastalığı hakkında önemli bilgiler elde etme imkanı oluşmuştur.

İleri yaş bunaması olarak bilinen Alzheimer hastalığında, beyinde beta-amiloid adı verilen bir madde birikir. Son yıllarda, amiloide bağlanan radyoaktif maddeler üretilmiştir.

Bu maddelerin kullanımı ile, özellikle hafıza kusuru olan hastalarda, PET-MR’ın Alzheimer tanısı koymaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Bazı hastalarda amiloid beynin içerisinde değil, beyni besleyen damarların duvarında birikir ve damar duvarının zamanla incelmesine ve yırtılmasına neden olur. Bunun sonucunda beyin kanaması olarak bilinen durum ortaya çıkar. PET-MR ile amiloid görüntülemesi, gelecekte beyin kanamalarının nedeninin tespit edilmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

PET MR Görüntüleme PET-MR’ın bir başka kullanım alanı ise beyin damar tıkanıklıklarıdır. Bir beyin damarı tıkandığında, tamamen kansız kalan beyin bölgesinde birkaç dakika içerisinde doku ölümü meydana gelir. Bu ölü dokunun etrafında genellikle onu bir kuşak gibi çevreleyen, kan akımının tamamen kesilmediği ancak azaldığı, yaşamsal faaliyetlerini sürdüren bir başka bölge vardır. Bu bölgenin miktarı kişiden kişiye değişir. Tıkanan damar, eğer acil bir müdahale ile açılmaz ise, bu kuşak içerisindeki doku saatler içerisinde ölüme gider. Risk altındaki bu alanın kaybedilmesi, hastalığın şiddetinin ve ölüm riskinin artması anlamına gelir.

Bastonla yürüyerek taburcu edilebilecek bazı hastalar, bu alanın kaybedilmesi halinde yatağa bağımlı hale gelebilir. PET-MR, hem yapısal hem de fonksiyonel bilgi sağlayarak, risk altındaki bahsedilen dokunun yerini ve miktarını tespit etmede kullanılır.

Bu açıdan PET-MR’ın, gelecekte beyin damar tıkanıklıklarının tanı ve tedavisinde önemli bir yeri olacağı düşünülmektedir. İnsan beyni vücudun en az bilinen organıdır. İnsan beyninde yaklaşık 130 milyar sınır hücresi,

135.000 kilometre uzunluğunda hücreler arası bağlantı lifi ve 150 trilyon sinaps (lifler ile sınır hücreleri arasındaki bağlantı yerleri) vardır. Bu kadar karmaşık bir yapıyı anlamak için öncelikle bağlantılar ile fonksiyon arasındaki ilişkiyi öğrenmek gerekir. Son yıllarda, yeni nesil MR cihazları ile, beynin farklı bölgelerini birbirine bağlayan liflerin teker teker gösterilmesi mümkün olmuştur.

Gelecekte, PET-MR teknolojisi ile, hem bu lifleri, hem de birbiri ile bağlantılı bölgelerin işlevlerini aynı anda göstermek mümkün olabilecektir. Bu, sadece insan beyninin nasıl çalıştığının değil, aynı zamanda bir çok nörolojik ve psikiyatrik hastalıkta meydana gelen değişikliklerin anlaşılmasında önemli bir rol oynayacaktır. Kanserde PET MR Kullanımı PET-BT beyin, omurilik, kemik iliği, böbrek ve karaciğerde yerleşik tümörler ile bazı kanser türlerinin tespitinde yetersiz kalır. İleri inceleme için MR gerekir. Kanser tespitinde hem PET hem de MR incelemenin hassasiyetlerinin birleştirilerek aynı anda tüm vücudun ve tümör tiplerinin eksiksiz görüntülendiği PET-MR kanser tespitinde en etkin görüntüleme yöntemidir.

PET-MR ile:

  1. Tek incelemede tüm tümör tipleri tüm vücudu kapsayacak şekilde tespit edilir.
  2. Tek incelemede tümörün organ sınırları dışına, lenf nodlarına ve kan yolu ile diğer organlara sıçraması anlaşılır.
  3. Tek incelemede tümör tedavisine yanıt erken dönemde değerlendirilir.
  4. Tek incelemede az radyasyonla çok bilgi alınır.

Prof. Dr. Numan Cem BALCI

Radyoloji Uzmanı

Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi

Grup Florence Nightingale Nöroşirurji Bölümümüzde acil durumda olan hastaların ameliyatları günün 24 saati gerçekleştirilebilir.

Diğer elektif cerrahi uygulanacak hastalar genellikle bir gün öncesinden servise yatırılarak ya da ayaktan ameliyat öncesi tetkikleri yapılarak ameliyata hazırlanırlar. Bu tetkikler genellikle anestezi öncesi hazırlık kapsamında yapılan kan tetkikleri, akciğer grafisi ve elektrokardiyografidir. Bu tetkikler gereken hastalarda ilgili branşlar (kardiyoloji, göğüs hastalıkları gibi) tarafından konsültasyonlar yapılarak çeşitlendirilir.

Ameliyat günü hastalarımız anestezi ekibi tarafından serviste sedasyon yapılarak ameliyathaneye indirilir. Bu süreçte hasta yakınları hasta odası ya da isterlerse ameliyathane bekleme odasında bekleyebilir

Hastanın ameliyatı ve durumu konusunda hasta yakınları sık sık bilgilendirilir. Ameliyatın bitiminde ameliyat ekibi tarafından hasta yakınları ile yüz yüze görüşme yapılarak uygulanan ameliyat ve hastalık konusunda ayrıntılı konuşma gerçekleştirilir.

Ameliyat sonrası hasta durumuna göre ayılma bölümünde bir süre tutulduktan sonra yatağına alınır ya da yoğun bakım birimine geçirilir.

Bu test sonucunda pozitif çıkarsanız bir nöroloji uzmanına başvurup tanıyı doğrulatın ve tedaviniz doğru şekilde planlansın! Bu test sadece fikir verebilir tek başına tanı koymak için yeterli değildir.

(Lipton RB, Dodick D, Sadovsky R, Kolodner K,Endicott J, Hettiarachchi J, Harrison W. A self-administered screener for migraine in primary care: The ID Migraine™ validation study. Neurology 2003;61:375–382)

Migren için özel bir tarama testi (ID-migren testi)

İlk sorular:

  • 18-55 yaş arasında mısınız?
  • Son 3 ay içinde 2 veya daha çok baş ağrısı çektiniz mi?

Ön tarama soruları:

  1. Baş ağrılarınız iş, çalışma veya sosyal aktivitelerinizi kısıtlıyor mu?
  2. Baş ağrınız hakkında doktorunuzla görüşmek isteği duyuyor musunuz?

birine "evet" yanıtı verenler alttaki 3 soruyu yanıtlamalıdır.

Migrende 3 soru testi (ID Migraine) sorunun en az ikisi pozitif ise TEST POZİTİF

Son 3 ay içinde baş ağrınız sırasında aşağıdakileri yaşadınız mı?

  1. Midenizde bulantı veya rahatsızlık hissettiniz mi?
  2. Baş ağrısı sırasında ışık sizi rahatsız etti mi?
  3. Baş ağrılarınız sizi en az bir gün işten güçten kısıtladı mı?
  • Dengenizi koruyabilmek için, ellerinizi asla cebinize sokmayın. Ellerin cepte olmaması, düşme anında avuç ortalarını yere koyarak, vücudun herhangi bir bölgesinin yere daha sert bir şekilde çarpmasına da engel olur. Kollarınızı kullanamadığınız korunmasız bir düşmede, kafa dahil yere çarpan tüm uzuvlarınızda ezikten kırığa karar değişken derecelerde yaralanmalar meydana gelebilir.
  • Yokuş ve merdivenlere dikkat edin. Mümkünse dik yokuşları inip çıkmayın. Merdiven inerken veya çıkarken yandaki korkuluklardan mutlaka destek alın.
  • Yürürken iki elinizin de dolu olmamasına dikkat edin.
  • Çocuğunuzu ya da ağır eşyalarınızı kucakta taşımayın.
  • Poşet ya da çantalarınızı iki elinizle taşımayın. Bir eliniz mutlaka boşta kalsın.
  • Klasik ya da topuklu ayakkabılar düşme riskinizi arttıracaktır.
  • Tabanı kaygan olmayan altı lastik ya da kauçuk ve tırtıklı ayakkabılar, ayak bileğinizi kavrayan botlar giyin. Ayakkabıların üzerine eski çorap giymek de buzda kaymayı engeller. “Yaralanmışsanız, ne tür bir yaralanmanın meydana geldiğini anlamaya çalışın. Aksi takdirde ilave yaralanmalara neden olabilirsiniz.
  • Düşme sonrası yaralanmaları asla küçümsemeyin ve ciddi anlamda olmasa dahi ağrı, şişlik, kızarıklık, hareket kısıtlılığı ve şekil bozukluğunun bir kırığın işareti olabileceğini unutmayın. Bu tür bir belirti varlığında bir hekime görünmeyi ihmal etmeyin.
  • Buzda kayıp düşmeye bağlı olarak kırık çıkıklar ya da basit yaralanmaların yanı sıra ölümcül olabilen ağır kafa travmalarının da meydana gelebileceğini asla unutmayın!
  • Adımlarınızın her birini önceden tasarlayarak ve bastığınız yeri risk açısından analiz ederek atın. Hızlı yürümek ilave bir risk getirir. Yavaş ve küçük adımlar ile yürüyün.
  • Attığınız adımlar asla kendi omuz genişliğinizden daha büyük olmamalı.
  • Karın verdiği beyaz parlaklık gözünüzü kamaştırıyor ve iyi göremiyorsanız, mutlaka güneş gözlüğü kullanın.
  • Evinizin önünü ve sık kullandığınız zeminleri kardan temizleyin.

Hasta, olmayan bir hareketi varmış gibi algılamakta ve kendisinin ya da çevresinin hareket ettiğini zannetmektedir. Dengesizlik hissi, kişinin çevresine göre dengesini sağlayamama durumudur. Baş dönmesi ve denge bozukluğu, oldukça sık rastlanan yakınmalardandır ve acile başvuruların yaklaşık % 25 ini oluşturur. Bu yakınmalar, özellikle orta ve ileri yaş grubunda daha sıktır. Çocukluk çağında oldukça seyrek görülmektedir.

Hareket ederken dengemizi sağlayabilmek için oldukça çok sayıda vücut sisteminin birlikte uyum içinde çalışması gerekmektedir. Bu da göstermektedir ki, çok sayıda sistemi etkileyebilen çeşitli hastalıkların sonucunda baş dönmesi ve dengesizlik yakınması ortaya çıkabilir. Doğru şekilde alınan yakınma ve hastanın öyküsü, baş dönmesi olan hastalarda daha kısa sürede tanı ve tedaviye olanak tanıyacaktır.

Birçok etkenin rol oynadığı DENGE SİSTEMİMİZDE, hastalıkların hangi organa ait olduğunu NASIL ANLARIZ?

Baş dönmesi ve dengesizlik yakınması olan hastanın mutlaka sistemik muayeneye tabi tutulması gerekir. Bu da ekip çalışması (kulak burun boğaz, nöroloji,kardiyoloji) gerektiren bir durumdur. Çoğu zaman hastalığın birçok organı tutan bir boyutu olduğunu düşünerek, bu konu ile ilgilenen merkezlerde birçok teknolojik aletten yaralanarak (odyometrik testler, elektronistagmografi, elektrokokleografi, rutin biyokimya, elektrokardiyografi, MRI, boyun doppler, ultrasonografi v.b) tanı rahatça konacaktır. Hastalığın yeri ve ismi konusunda net cevaplar almamız mümkündür. Muayene ve hastanın hikayesi kulak ile ilgili bir hastalığı düşündürüyorsa odiometrik tetkik ile hastanın işitmesi kontrol edilmelidir. VENG iç kulak fonksiyonlarını gösteren bir diğer testtir. Elektronistagmografi, görsel veya kalorik uyaranla oluşturulan göz hareketlerinin kaydedilmesi esasına dayanır. Baş dönmesine neden olan lezyon yerinin ve tarafının saptanmasına dair bilgi verebilmesi ve özellikle bilgisayarlı sistemde dökümantasyon sağlaması önemli bir özelliğidir. ENG'den elde edilen sonuçlar, nörootolojik(nöroloji, kulak burun boğaz) muayene bulguları ve gerektiğinde yapılacak diğer tetkikler ile birlikte değerlendirilmelidir.

Baş dönmesi, kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalıkların belirtisi olduğu için nedeni belirledikten sonra etkene yönelik tedavi sağlanır.

Baş dönmesi NEDENLERİ

Kulağa bağlı nedenler: Gerçek baş dönmelerinin çok büyük bir kısmından sorumlu olan organdır. Pozisyona bağlı baş dönmesi, baş dönmesi ile ilgilenen kliniklerde en sık rastlanan nedendir.Hemen hemen bütün hastalarda, başın hareketleri ile artan baş dönmesi yakınması mevcuttur. Tanısı, iç kulaktaki yarım daire kanallarının, bazı manevralara verdiği yanıtlara bakılarak konulur. Tedavisi, yarım daire kanallarının içerisinde yer değiştirmiş olan kristallerin tekrar yerine oturtulmasına dayalı özel manevralardır. Meniere hastalığı; işitme kaybı, kulakta çınlama, dolgunluk hissi ve baş dönmesi atakları ile karakterizedir.İç kulaktaki sıvıların dengesizliğinden kaynaklanır. Kulağın akıntılı kronik hastalıkları, işitme kaybı ile giden kulak hastalıkları, viral bir enfeksiyon sonrası denge sinirinin etkilenmesine bağlı kulak hastalıkları, ileri derecede damar tıkanıklığı yaşayan insanlarda oluşan iç kulağa daha az kan gitme durumu, bazen hiç bir nedene bağlı olmaksızın iç kulakta ki zarların yırtılmasına bağlı baş dönmesi atakları oluşabilir.

Travmalar: Sıklıkla başa alınan sert darbelerle, kafatasında meydana gelen, iç kulağı da zedeleyen bir kırık sonrasında baş dönmesi ile beraber bulantı ve kusma oluşabilir. Bazen kafa travması sonrası, herhangi bir kafatası kırığı olmadan iç kulak yapılarında sarsıntı ya da iç kulak kristallerinde yer değiştirmeye bağlı olarak baş dönmesi oluşabilir. Bu durumun düzelmesi haftalar ve aylar sürebilir. Böyle bir durumda, yıllar sonra bile özellikle pozisyon değişikliklerinde oluşan birkaç saatlik baş dönmeleri kalabilir.

Nörolojik hastalıklar: Beyin, beyincik gibi organlardan oluşan merkezi sinir sistemindeki kanama veya kan damarlarındaki tıkanıklıklara bağlı beslenme bozuklukları, multipl skleroz (MS), sifiliz, çeşitli beyin tümörleri, parkinson hastalığı, migren v.b. hastalıklar dengenin bozulmasına neden olabilirler. Hastanın öyküsünü alırken denge bozukluğuna eklenmiş olan kol ve bacaklarda güçsüzlük, vücudun herhangi bir bölgesinde his kaybı, çift görme, baş ağrısı, bilinç kaybı, ağız çevresinde karıncalanma hissi, konuşma bozukluğu vb. yakınmalar sorgulanmalıdır.

Dahili hastalıklar: Kalp yetmezliği, kalp kapakçığı hastalığı, kalp krizi, diabet, tiroid bezi hastalıkları, kansızlık, kontrol edilemeyen yüksek tansiyon, posture bağlı düşük tansiyon, ileri kalp ritim bozuklukları, ani ve şiddetli su kaybı(ishal,kusma)

Psikolojik denge bozuklukları: Panik atak, anksiyete(huzursuzluk), stres, depresyon.

Baş dönmesi TEDAVİSİ nasıl yapılır?

Dengesizlik ve baş dönmesi yakınmalarına, multidisipliner bakış açısı içinde yaklaşıldığında ön tanı ve tedaviye ulaşılması sürecinin kısalması mümkündür. Tedavi, nedene yöneliktir. Baş dönmesini yaratan sebep ortadan kaldırıldığında hastanın yakınmaları düzelecektir.

Meniere hastalığı, ilaç tedavisi ve yaşam tarzında bazı değişiklikler ile %90 kontrol altında tutulur. Fiziksel ya da ruhsal stresi az bir yaşam tarzının yanında düşük tuz diyeti (günlük 1.5 gr altında) ile beslenmelidirler. Hayvansal yağ içeriği az olan besinleri tüketmek, kafein, alkol ve sigara türü iç kulakta sıvı basıncını arttırdığı düşünülen içeceklerden uzak durmak gerekir. Doktorunuz, baş dönmesini azaltacak ve kulaktaki dolgunluğu giderecek ilaç tedavisi başlayacaktır. Bulantı ve kusma olduğunda, bu şikayetleri azaltacak ilaçların alınması yeterli olabilir. Hastalığın cerrahi tedaviye ihtiyaç gösteren kısmı, sadece %5' lik hasta grubu için, çeşitli cerrahi tedavi yöntemleri mevcuttur.

Meniere hastası olan kişilerin bir kısmı, atak gelmeden krizin geleceğini hissedebilir. Kriz öncesi alacağı bazı ilaçlarla nispeten kontrollü bir atak geçirir. Ancak geri kalan hasta grubunda baş dönmesi atağı ani geldiğinden, bu tür hastaların özellikle taşıt kullanmaları sakıncalıdır. Aksi taktirde kişi hem kendi, hem de diğerleri için tehlikeli ve hasar verici olabilir.

Pozisyonel baş dönmesi olan hastalarda, partiküllerin iç kulakta şikayet oluşturmayacakları bölgeye yönlendirilmelerini amaçlayan repozisyon yani yerine oturtma manevraları ile yaklaşık olarak %90 oranından başarı sağlanmaktadır. Aynı kulakta sürekli olan ya da sık yineleyen, tekrarlayan repozisyon manevralarına rağmen iyileşme sağlanamayan ve semptomların şiddetli olduğu olgularda cerrahi müdahaleler gerekebilir.

Denge bozukluğu veya baş dönmesi olan her hastanın mutlaka sistematik bir muayeneye (özellikle kardiyovasküler, kulak burun boğaz ve nörolojik muayeneye) tabi tutulması gerekir. Diğer baş dönmesi nedenleri, ilgili branş hekimlerince doğru tanı konulduktan sonra çeşitli yöntemlerle tedavi edilecektir.

Sigaraya veda: (tütün ürünleri) kullanmayın.

Organik gıda ile beslenin: Çevre kirliliğinden etkilenmiş ve yapay katkılı gıdalar yerine, doğal ve mümkünse organik gıdayla beslenin.

Mevsimin sebzelerini tüketin: Mevsiminde taze meyve sebze, zeytinyağı, kuruyemiş tüketimine ağırlık verin, daha az miktarda tam tahıl ürünleri tüketin.

Şekere dikkat: Saf şeker yerine bölgenizde üretilen bal tercih edin.

Katkılı yiyeceklerden uzak durun: Katkılı, işlenmiş et ürünleri (salam, sosis, sucuk vb) yerine, serbest otlayan (yeşillik yiyen) hayvan yağı, eti, tavuk, açık deniz balığı tüketin.

Yemekleri düşük ısıda pişirin: Yüksek ısıda, is ve duman altında pişirme ve kızartma yerine, daha düşük ısıda buğulama, haşlama ve ızgara yöntemleri tercih edin.

Yoğurt, sirke, turşu gibi fermente edilmiş faydalı bakterilerden zengin gıdalar tüketmeyi ihmal etmeyin.

Düşük kalorili beslenin: Tüm bu yediklerinizin miktarı az tutularak düşük kalorili beslenin.

Yemek yaptığınız kapları değiştirmenin vakti geldi: Çelik, cam veya porselen pişirme kapları, zararlı kimyasal maddeler içeren diğer kaplara tercih edin.

Kilonuzu kontrol edin: İdeal kilonun yüzde 5-10'dan fazlasına çıkmamaya gayret gösterin.

Egzersiz hayatınızın parçası olsun: Düzenli ve değişken tipte aşırıya kaçmadan, haftada 5 gün 30-60 dakika civarında egzersiz yapın.

Güneş: Sağlıklı güneşlenmeyi asla ihmal etmeyin.

Hekim kontrollerini aksatmayın: Kan basıncı (tansiyon) ve düzenli hekim kontrollerini aksatmayn.

Herşeyin başı sağlıklı uyku: Düzenli ve ortalama 7 saat uykuyu ihmal edilmeyin.

Hijyene önem verin: Hijyen (temizlik) kurallarına dikkat edin.

Stresizi yönetin: Sosyal strese karşı, dostluklar kurulmalı, hobi ve inanç sistemlerini içine alan çözümler üretmeyi deneyin.

Bir insan, hayatının yaklaşık üçte birini uykuda geçiriyor. Uyku hali, beyindeki elektrik aktivitesinin değiştiği ve etrafımızı algılamadığımız, ancak geri dönüşü olan bir çeşit bilinçsizlik hali olarak tanımlanıyor.

“Derin uyku döneminde iştah ve metabolizmayı düzenleyen hormonlar salgılanırken, rüya döneminde hafızamız düzenlenir ve psikolojik tazelenme yaşarız.” diyen Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi’nden Uzman Dr. Figen Hanağası, uyku bozukluğuna erişkin yaştakilerin dikkat emesi gerektiğini ve başka hastalıkların habercisi olabileceğini söylüyor. Uyku apne sendromunun uyku ile ilişkili hastalıklar arasında en çok dikkat edilmesi gereken ve tedavi edilmezse vücutta birçok bozukluğa neden olabilecek hastalıklardan olduğunu söyleyen Hanağası, şunları aktarıyor: “Uyku apne sendromunun görülme sıklığı yaklaşık yüzde 3 civarındadır.

Erkeklerde daha fazla görülür. Yaş, kilo ve eşlik eden hastalıklar ile görülme sıklığı artar. Hastalık ilerledikçe hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, kalp damar hastalıkları ve beyin damar hastalıkları ortaya çıkar.”

REM uykusu adı verilen uyku davranış bozukluğunda hastanın rüya sırasında konuşma, bağırma, eşine tekme ya da duvara yumruk atma gibi davranışlar gösterebileceğini aktaran uzman, “Genellikle ileriki yaşlarda ve erkeklerde daha sık görülen, parkinson, REM uykusu davranış bozukluğu ve bazı depresyon ilaçlarının gece alınması sonucunda da görülebilir.” diyor.

Uyku testine gelecek hastalarımızdan;

Gece uykuya dalma süresini etkileyebileceği için hastanın gün içinde uyumamasını istiyoruz. Akşam her zaman yediği tarzda yemek yemesini, uyku testi için günlük rutinini değiştirmemesini istiyoruz ki böylelikle evdeyken olan uyku ortamına en yakın durumu yaratalım.

Akşam aldığı ilaçlarını yanında getirmesini ve gelirken uyku kıyafetlerini almasını, sakalı ve bıyığı var ise çenesine elektrot yapıştırılacağı için bunları kısaltmasını ve saçlarının temiz olmasını istiyoruz

Bizden haberdar olmak ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.