Yararlı Bilgiler

Baş ağrısı tüm branşlarda, tüm hekimlerin karşılaştıkları yaygın bir sorundur. En büyük kısmını gerilim tipi baş ağrısı veya migren gibi kronik/epizodik (aralıklı) baş ağrıları oluşturur. Hastayı çok rahatsız etmenin yanı sıra baş ağrıları önemli işgücü kaybı, sağlık harcamaları ve benzer ekonomik götürülere neden olur.

Migrenli hastaların yaklaşık % 60-70'ı henüz tanı almamıştır. Baş ağrısı ile en sık doktora gidenler % 54 oranı ile süregen gerilim tipi baş ağrısı olan hastalardır. Bu hastalara sıklıkla "kronik sinüzit", "boyun kireçlenmesi", "hipertansiyon kaynaklı" gibi yanlış tanılar konur.

Baş ağrısının altında bazen beynin ya da vücudun başka bölgelerine ait hastalıklar yatar. Bu baş ağrılarına ikincil (sekonder) baş ağrısı denir. Örnek olarak kansızlık, enfeksiyonlar, kazalar, kanamalar, tümörler veya ilaç yan etkileri sayılabilir. Migren, gerilim tipi baş ağrısı veya küme tipi baş ağrısı gibi altında başka bir hastalık yatmayan ağrılara ise birincil (primer) baş ağrıları denir.

Primer baş ağrıları

En sıkı görülen ağrı tipi gerilim tipidir ( Baş ağrılarının % 50 sinden daha fazlası). Ancak migren de sanıldığından daha sık gözlenir. Migren kadınlarda erkeklerden daha sıktır. Bunun dışında küme baş ağrıları, günlük süreğen baş ağrıları gibi daha nadir baş ağrısı çeşitleri de bulunmaktadır.

Gerilim tipi baş ağrısı

Gerilim tipi baş ağrıları hem daha kısa sürerler, hem günlük hayatı pek etkilemezler, hem de tedaviye daha kolay cevap verir. Nadir durumlarda aralıklı gelen bu ağrılar süregen bir hal alarak çok rahatsız edici olabilir.

Migren

Migren ağrısı oldukça karakteristiktir. Genellikle zonklayıcı karakterde yarım baş ağrıları olur ancak çok çeşitli başka şekillerde de gözlenebilir. Ağrı oldukça ızdırap vericidir ve hastanın günlük yaşam aktivitelerini engeller. İlaç tedavisine çok kolay cevap vermez, özel takip ve tedavisi vardır. Önemli bir nokta, migrenin baş ağrısı ile sınırlı olmayan bir hastalık olduğu ve vücudun başka alanlarını da etkilediğinin bilinmesidir.

Ağrının nedeni ile ilgili dikkat edilmesi gereken önemli noktalar:

  • Baş ağrısının süresi
  • Baş ağrısının hastada başladığı yaş
  • Aralıklı olup olmaması
  • Birden oluşup oluşmadığı
  • Ağrının şiddeti
  • Ağrının yeri
  • Ağrının karakteri
  • Eşlik eden başka yakınmaların varlığı
  • Ağrıya neden olan faktörlerin olup olmadığı
  • Tedavi

Eğer baş ağrısının altında herhangi bir neden yattığı anlaşıldıysa, tedavi bu nedene yönelik yapılacaktır. Hastada primer bir baş ağrısı saptandıysa ağrı tipine göre ve kişiye özel bir tedavi rejimi seçilecektir.

Çoğu migren hastası uygun tedavi ile ağrılarından kurtulur ve çok daha verimli bir yaşam sürdürür.

İlaç tedavisin yanı sıra destek tedavileri (psikolojik, fizik tedavi ve rehabilitasyon, supplementer tedaviler) de hastalara büyük oranda rahatlık sağlarlar.

Baş ağrısında ACİL

Eğer baş ağrısı:

  • Ani ve çok şiddetli başladıysa
  • Ateş veya kusma eşlik ediyorsa
  • Hayatınızda ilk defa bu şekilde bir ağrı yaşıyorsanız
  • Sinir sistemine ait herhangi başka bir bozukluk eşlik ediyorsa
  • Bilincinizde değişiklik/ uykuya eğilim varsa
  • hemen en yakın hastanenin acil servisine başvurunuz.

Parkinson hastaları, hastalığın belirtileri ile birlikte ilaç kullanıma bağlı sindirim problemleri ile de karşılaşıyor. Kabızlık ve protein alımına bağlı problemler bu sorunların başında yer alıyor. Bu nedenle Parkinson hastalarının özel diyetlerine dikkat etmeleri büyük önem taşıyor.

Parkinson hastası nasıl beslenmeli?

Parkinson hastalığının erken dönemlerinden itibaren hastalarımız kabızlıktan yakınırlar. Bu hastalık bağırsak kontrolünden sorumlu olan otonomik sinir sistemini de etkilediği için kabızlık oldukça sıktır. Bazı kişilerde ise kabızlık Parkinson bulguları olan titreme ve yavaşlıktan önce başlayabilir. Bu nedenle Parkinson hastalarında dışkı sıklığını ayarlamak ve dışkının sertleşmesini engellemek için belli beslenme kurallarına uymak gerekir. Günaşırı tuvalete çıkmak ve yarı katı – şekilli bir dışkılama normal olarak kabul edilir.

Parkinson hastalarında kabızlık nasıl önlenebilir?

En az 10 bardak su (çay- limonata- soda dahil) içmek gerekir. Özellikle levodopa içeren ilaçlar bir bardak su ile içilirler. Parkinson hastalarının fiziksel egzersiz örneğin yürüyüş yapmaları önemlidir. Günde 30 - 45 dk yürüyüş yapmak kabızlığı kontrol eder. Parkinson hastaları lifli gıdalar tüketilmelidir. Beyaz ekmek yerine tahıllı ekmek yenmeli. Sebze yemekleri her öğüne dağıtılmalıdır. Parkinson hastaları meyve suyu değil, meyvenin kendisini tüketmelidirler. Pirinç, makarna ve patates tüketimini sınırlandırmalıdırlar.

Hamurişi gıdalardan uzak durmalı ve 1 - 2 bardak bitki çayı içmelidirler.

Parkinson ilaçlarına özel beslenme var mıdır?

Levo-dopa sindirim sisteminden emilirken eğer proteinler ile karşılaşırsa emilemiyor ve etkisiz hale geliyor. Bu nedenle levodopa preparatı kullanan Parkinson hastalarının aşağıdaki kurallara dikkat etmesi önemlidir:

  • İlaçlarını yemeklerden bir saat önce ve bir saat sonra alacak şekilde ayarlamaları gerekir.
  • İlaçları bir bardak su ile içmek, mümkünse içtikten sonra odada dolaşmak emilimini hızlandırır.
  • İlaç saatlari her gün sabit saatlerde olmalı, yemek saatleri ona göre ayarlanmalıdır.

Doktorunuz ilaçlardan aldığı verimi arttırmak için size “Parkinson diyeti” önerebilir. Bu diyetin amacı sabah ve öğlen öğünlerinde protein içeren gıdaları tüketmemektir. Et, süt, yumurta, ayran, yoğurt ve sütlü tatlılar akşam öğünlerine kaydırılır. Bu uygulamanın amacı levodopa içeren ilaçlardan faydalanımı arttırmaktır.

Parkinson hastaları vitamin kullanmalı hapları mı?

B12 vitamini levo-dopa kullanımı ile beraber düşmeye meyil eder. B12 düşmesiyle unutkanlıkta önemli olan HOMOSİSTEİN denilen maddenin artması ilişkilidir. Bu nedenle Parkinson hastalarının belli aralıklarla kan B12 ve folik asit ayrıca homosistein düzeyleri ölçülür.

B12 vitamin takviyesini ayda bir kez kalçadan iğne ile yapmak daha verimlidir. Çünkü ağızdan alınan preparatlarda emilim problemi yaşanabilir. Daha da önemlisi B VİTAMİN KOMPLEKSLERİ LEVO-DOPA İÇEREN İLAÇLARIN ETKİNLİĞİNİ AZALTIR.

Çalışmalar Co ezim Q 10 ve mavimsi (yaban mersini, siyah üzüm gibi) renkli meyvelerin hücre yaşlanması açısında faydalı olduğunu destekler.

Parkinson hastalarının bakla yemeleri zararlı mıdır?

Yeşil bakla dopamin içerir ve levo-dopa kullanan hastalarda büyük porsiyon ve yoğurt konmadan yenirse zehirlenme benzeri bulgu yapar. İlaç olarak kullanımı zor olan bakla pratikte tedaviye olumlu etki göstermez.

Yukarıda bahsedilen levo-dopa içeren ilaçlar ile beraber alınan fazla miktardaki bakla aynen zehirlenme bulgularına benzeyen şikayetlere yol açar. Bu nedenle Parkinson hastalarının baklayı tüketirken çok dikkatli ve bilinçli olmaları gerekir. Bakla yaprağının 40 gramında 130 mg saf levo-dopa vardır. PARKİNSON İLAÇLARI İLE BİRLİKTE BİLİNÇSİZCE YENİLEN BAKLA, PARKİNSON HASTALARINI ACİL SERVİSLERE GİDECEK DURUMA GETİREBİLMEKTEDİR. Acil hekimleri detaylı bir sorgulama ile sorunu tespit edebilirler. Parkinson hastalarına önerimiz; bu sebzeyi yerken porsiyonları çok küçük tutmaktır. Baklanın hastalığınıza sağlayacağı fayda sizin ilaçlarınızdan daha mucizevi bir fayda değildir.

İnme basitçe beynin damarsal sebeplerle bir kısım işlevini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Genellikle halk arasında felç olarak da tanınır, ancak her felç beyin damarlarından kaynaklanmadığından inme değildir (örneğin çocuk felci, yüz felçlerinin çoğu gibi). Damar tıkanıklığı veya kanama sonucu olabilir. Sonuçta işlevini kaybeden bölgeye göre belirtiler oluşur. Örneğin beynin sol tarafında (orta-dış bölgelerde) bir tıkanıklık olduğunda hasta karşı tarafta yüz-kol-bacakta güç ve his kaybı, konuşma bozukluğu olurken, sağ tarafta aynı bölge tutulduğunda konuşma korunur.

İnme neden olur?

Halk arasında kalp krizi sebepleri daha iyi bilindiğinden bu örnek üzerinden gidebiliriz. Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite ve sigara nasıl kalp damarlarında tıkanıklık yapıp o bölgenin kanlanmasını bozarak işlevini kaybettiriyorsa, beyinde de aynı sebeplerle tıkanma ile inme ortaya çıkar. Ayrıca özellikle yaşlılarda sıklıkla kalpteki ritim bozukluklarında düzensiz dolaşım sonucu oluşan pıhtıların koparak beyin damarına ulaşıp tıkamasıyla da inme oluşabilir.

Kanama ise çoğunlukla yukarıda bahsedilen sebeplerle damar cidarının elastikiyetini ve dayanıklılığını kaybetmesi ile yüksek tansiyon sonucu ortaya çıkar.

İnme önlenebilir mi? Tedavisi nedir?

İnme tansiyon, kolesterol, kan şekeri, kilo kontrolü ve ritim bozukluklarına yönelik müdaheleler ile büyük oranda önlenebilir. Önleyici olarak hastanın riski varsa kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilebilir.

İnmenin tedavisi ise yaygın kanının aksine tıkalı damarın ilaçla veya cerrahi ile açılması değildir. Nadiren, o da çok sınırlı sayıda hastada ilk birkaç saat içinde tıkanıklığı açıcı ilaç verilerek iyi sonuçlar alınabilir, ancak bu ilaçların kanama yapıcı riskleri de büyük olduğundan hastaya uygun değilse verilmezler. İnme zaten kanama sonucu gelişmişse bu ilaçlar verilemez.

İnme sebebine bağlı olarak farklı tedavi edilir. Tıkanıklık sonucu oluşmuş olan inmede kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilir, bahsedilen risk faktörleri daha sıkı kontrol altına alınmaya çalışılır.

Kanama sonucu oluşmuş ise daha çok tansiyon kontrolü üzerinde durulmalıdır. Tabi ki diğer risk faktörleri de yine yakından takip edilerek müdahale edilir.

Daha sonraki dönemde ise hastanın düzenli fizik tedavi görmesi tedavinin bel kemiğini oluşturur.

İnme düzelir mi?

İnmenin düzelmesi beynin hasar görmüş alanının büyüklüğüne ve hastanın yaşıyla beraber var olan diğer hastalıklarına bağlıdır. Özellikle iyi bir fizik tedavi alması, bu tedaviye uyum sağlaması çok önemlidir. Sonuç olarak inme geçiren hastada hemen hiçbir belirti kalmayabileceği gibi, hiç düzelme de olmayabilir. Ancak sıklıkla hastanın ne kadar sürede ve ne oranda düzeleceği öngörülemez. İlk 6 ayda maksimum düzelme görülür.

Elektronöromiyografi (ENMG) veya daha yerleşmiş adı ile Elektromiyografi (EMG), elektro (elektriksel), nöro (sinir), miyo (kas) ve grafi (yazı) sözcüklerinden oluşan bileşik bir sözcük olup sinirler ve kasların elektriksel sinyallerinin yazdırılması anlamını taşır. EMG çevresel sinirleri etkileyen hastalıklarda tanı koymak, tanıyı doğrulamak, çevresel sinirlerde ortaya çıkan işlev bozukluklarını ya da yapısal hasarların şiddetini belirlemek, hastalık sürecini izlemek ve uygulanan tedavinin etkisini değerlendirmek için başvurulan bir inceleme yöntemidir. Bir EMG incelemesinde hastaya farklı testler uygulanabilir. En çok uygulanan testler "sinir ileti çalışmaları" ve "iğne elektromiyografisi" testleridir.

EMG hangi durumlarda yapılır?

Polinöropatiler: Diabet, B12 eksikliği veya böbrek yetmezliği gibi periferik sinirlerde yaygın hasara neden olan hastalıklar.

Fokal nöropatiler: Tuzak nöropatiler (ör. Karpal, Kubital , Tarsal Tünel sendomları) başta olmak üzere genellikle tek sinirde hasara neden olan hastalıklar.

Radikülopatiler: Bel veya boyun fıtığı gibi omurilikten çıkan sinir köklerinin hasarına sebep olan hastalıklar.

Miyopatiler: Kas liflerinde hasara neden olan hastalıklar.

Motor Nöron hastalıkları: Çocuk felci veya ALS gibi omurilikteki motor sinir hücrelerinde hasara neden olan hastalıklar.

Nöromüsküler hastalıklar: Myastenia Gravis gibi sinir-kas iletisini bozan hastalıklar.

EMG incelemesi öncesinde nelere dikkat etmelisiniz?

• EMG incelemesi uzun zaman gerektiren hassas bir inceleme olduğundan acil durumlar dışında genellikle hasta ve hekim için uygun zaman belirlenir ve randevu verilerek yapılır. EMG incelemesi genellikle yarım saat ile 1 saat arasında zaman alan bir işlemdir. Ancak incelemenin planlanandan daha fazla işlem gerektirmesi, hastanın hareket kısıtlılığı ya da kooperasyon eksikliği gibi nedenlerle nörofizyolog incelemeyi planladığı süreden daha uzun sürede sonuçlandırabilir. Böylesi durumlarda sizden önceki hastanın işlemleri beklenenden daha uzun zaman alabileceği için size verilen randevu saatinden yaklaşık yarım saat kadar daha uzun süre beklemeniz gerekebilir. Yapılacak incelemenin 1 ila 1.5 saat sürebileceğini dikkate alıp, EMG laboratuarında yaklaşık 1.5 ila 2 saat geçirebileceğinizi planlayarak gelmeniz yararlı olacaktır.

• İncelemeye kolayca çıkarıp giyebileceğiniz, olabildiğince bol giysilerle gelmeniz uygun olur. Yüzük, bilezik, saat gibi takıların incelemeden önce çıkarılması incelemenin rahat yapılabilmesini sağlayacaktır.

• Bu incelemeler sırasında vücudunuzun çeşitli bölgelerinde deriniz üzerine yapıştırılan elektrodlardan çok küçük voltajlı elektrik sinyalleri kayıtları yapılacaktır. Yapılacak işlemlerde derinizin elektriksel iletkenliği önemlidir. Cildinizin üzerinde bulunan kir ve yağ katmanları bu sinyallerin iletilmesinde güçlüğe neden olup, inceleme süresinin gereksiz uzamasına yol açabilir. Bu nedenle bu incelemelerden önce zamanınız varsa ve durumunuz uygun ise banyo yapmanız ve banyodan sonra cildinizin üzerine krem, losyon gibi maddeler sürmemeniz uygun olur.

• EMG incelemesini yapacak nörofizyoloğun incelemeyi planlayabilmesi için durumunuz ile ilgili bilgilere ihtiyacı olacaktır. Bu nedenle doktorunuzun size verdiği EMG istek formunu ve durumunuzla ilişkili önceden yapılmış olan incelemelerin raporlarını (radyolojik incelemeler, laboratuar incelemeleri ve önceki EMG incelemelerinin sonuçlarını) yanınızda getiriniz.

• Hepatit, AIDS gibi kan yolu ile bulaşan bir hastalığınız varsa ya da taşıyıcı iseniz, size EMG incelemesini yapacak nörofizyoloğa inceleme öncesinde durumunuzu bildiriniz.

• Kullanmakta olduğunuz ilaçları yanınızda getirin ya da isimlerini bir kağıda not alınız.

• Pace maker (kalp pili) taşıyorsanız ya da kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsanız, bu durumu incelemeyi yapacak olan nörofizyoloğa bildirin. Bu durumlar incelemenin yapılmasına engel değildir, ancak hekimin bu konularda bilgi sahibi olması önemlidir. İnceleme sırasında size küçük elektrik uyarıları verilecektir. Bu uyarılar kesinlikle zararsızdır. Ayrıca kaslarınıza tek kullanımlık steril iğne elektrodlar batırılacaktır. Bu elektrodlar tamamen sinyal kaydı amacına yöneliktir ve bunlardan ilaç verilmeyecektir. İğne elektrod batırılan yerlerde inceleme sonrasında birkaç saat süren ağrı olabilir. Nadir olarak iğne elektrod batırılan yerlerde küçük ve kısa sürede düzelen cilt altı kanamalar olabilir. EMG ağrı ve nadiren olabilen küçük cilt altı kanamaları dışında tümüyle zararsız bir inceleme yöntemidir.

• Çocuklarda inceleme sırasında tepki ve kooperasyon eksikliği olabilir. Bu nedenle EMG incelemesi bir çocuğa yapılacaksa, incelemeden önce uygun bir biçimde çocuğun bilgilendirilmesi, korkusunun azaltılması için güler yüzlü ve anlayışlı bir tavırla olabildiğince güven verilmesi uygun olur.

• Tetkik öncesi aç kalmanız gerekmez.

Vertigo, genel anlamda baş dönmesi, arkaya ve öne gitme veya düşme hissidir. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda değildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabı, meniere hastalığı gibi durumlarda olan baş dönmesidir. Korkuya bağlı baş dönmesi de vertigo kapsamında yer alır. Baş dönmesi her hasta tarafından farklı anlatılır. Her taraf dönüyor, başımı tutamıyorum, yer ayağımın altından kayıyor, bir yana doğru kayıyorum, kafamın içi boşalıyor, gözlerim kararıyor şeklinde açıklamalar sık duyulur. Bunların hepsine birden baş dönmesi denir. Çoğu zaman altında önemli bir hastalık bulunmayan ve kendiliğinden düzelen bir belirti olarak ifade edilir. Ancak bazen çok ciddi nörolojik bir hastalığa da işaret eder. Bir dönme hissi olmadan ortaya çıkan vertigo ise yalancı vertigo (dizzness) olarak tanımlanır.

Nedenleri

Vertigo; iç kulak, denge siniriyle ilgili hastalıklarda, beyin sapı ve beyinciği tutan hastalıklarda görülebilir. Denge sistemi iç kulaktadır ve beyine vücudun uzay içinde nerede olduğunu, pozisyonunun yönü, hangi yönde hareket ettiği ve dönüyor mu yoksa sakin durumda mı olduğunu bildirir.

Baş dönmesine, nörolojik belirtiler eşlik edebilir! Belirtileri:

Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde beraberinde kulak çınlaması, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı - kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketler (nistagmus) saptanabilir. Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler olabilir. Baş dönmesi ile bulunabilecek diğer şikayetler çok değişken olabilir. Ancak birçok hastada da sadece baş dönmesi mevcuttur.

Tanı

Baş dönmesi sık sık oluyorsa, eşlik eden nörolojik hastalığı düşündüren bulgular varsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir. Vertigonun gerçek olup olmadığının anlaşılabilmesi için ayrıntılı sorularla öykü alınır. Baş dönmesini tarif etmesi istenir. Bunun bir göz kararması mı yoksa bir hareket hissi mi olduğu, ne kadar sürdüğü, işitme kaybı veya bulantı ve kusma olup olmadığı sorulur. Hangi durumların baş dönmesi oluşturduğu da sorulabilir. Hastanın genel durumu, ilaç alıp almadığı, kafa travması öyküsü, son zamanlarda geçirilmiş bir enfeksiyon olup olmadığı gibi birçok soruya cevap vermek gerekir. Ayrıntılı öykü ardından dikkatli bir nörolojik muayene yapılması gerekir. Hastalığın kulaktan mı yoksa nörolojik bir olaydan mı kaynaklandığı anlaşılmaya çalışılır. Gerek görülürse beyin görüntülemesi (tercihen beyin MR) yapılır. MR beyin sapı ve beyin sapı - beyincik birleşim yerini, iç kulak yapılarıyla ilgili iltihabi durumları daha ayrıntılı gösterir. Gereken durumlarda kulak - burun - boğaz (KBB) muayenesi ve odiyometrik (işitme ile ilgili) testler yapılır. Rutin kan tetkiklerine bakılır. Başka bir çok hastalıkla ilişkili olduğu yönünde şüphelenilen hastalarda ileri incelemelere başvurulur. Ancak birçok kulak hastalığında dahi odiometri, bilgisayarlı tomografi ya da MR ile bile bir şey görülmemektedir. Bu gibi testler genellikle tümör gibi daha ciddi problemleri ekarte etmek için uygulanır.

Muayene bulguları

Baş dönmesi eğer iç kulaktaki bir hastalığa bağlı ise genellikle kulak muayenesinde bir problem görülmez. Sadece orta kulak iltihaplarının iç kulağı etkilemesine bağlı baş dönmesi varsa kulak zarında delik ve orta kulakta iltihaplanma görülür. Hastada anormal göz hareketleri saptanabilir. Bu göz hareketlerinin yönü hangi kulağın hasta olduğuna dair bazı bilgiler verebilir. Baş dönmesi gözle görülen bir problem olmadığı için mümkün olduğunca çok bilgi edinilmelidir. Bu amaçla doktorunuz ayakta ya da yatarken hatta yürürken bazı testlere tabi tutacaktır.

Tedavi

Vertigo beyin damar hastalığı, MS, beyin tümörü, boyun kemiklerinde kireçlenme gibi hastalıklarla ilişkili ise bu hastalıklara yönelik özel tedaviler uygulanır. Baş dönmesi kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalığın belirtisi olduğu için öncelikle asıl sebebin tedavisi gerekir. Ancak birçok hastada ortaya net bir sebep konamamaktadır. Bu nedenle asıl amaç baş dönmesini ortadan kaldırmak haline dönmektedir. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmeleri (tümörler hariç) genellikle kısa ya da uzun zamanda kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Çünkü diğer kulak zaman içinde hasta kulağın problemini kompanse etmektedir. Bu bazen 6 ay ya da 1 yıla kadar uzayabilir. Baş dönmesi eğer pozisyonel baş dönmesi (BPPV) ise bunun tedavisi Epley manevrası denen ve doktorunuzun size muayene masasında uygulayacağı bazı hareketlerle olmaktadır. Bu hareketler iç kulaktaki bazı partiküllerin yerine oturmasını sağlamaktadır. Diğer sebeplerde ilaç tedavisi kullanmak gerekir. Bu amaçla değişik ilaçlar kullanılsa da hemen hemen hepsi belli oranda baş dönmesini azaltırlar. Baş dönmesi şiddetli olan hastalar bazen serum takılıp hastaneye yatırmak gerekebilir. Tümörlere bağlı baş dönmelerinin tedavisi tümörün çıkarılmasıdır yani ameliyattır.

Baş dönmesini azaltmak için hasta ne yapmalı?

Ani pozisyon değişikliklerinden kaçınmalı. Örnek olarak yatar durumdan aniden ayağa kalkmamalı veya bir taraftan diğerine ani olarak dönmemeli. Aşırı kafa hareketlerinden (özellikle yukarı bakmak) veya hızlı baş hareketlerinden kaçınmalı.

Bu test sonucunda pozitif çıkarsanız bir nöroloji uzmanına başvurup tanıyı doğrulatın ve tedaviniz doğru şekilde planlansın! Bu test sadece fikir verebilir tek başına tanı koymak için yeterli değildir.

(Lipton RB, Dodick D, Sadovsky R, Kolodner K,Endicott J, Hettiarachchi J, Harrison W. A self-administered screener for migraine in primary care: The ID Migraine™ validation study. Neurology 2003;61:375–382)

Migren için özel bir tarama testi (ID-migren testi)

İlk sorular:

  • 18-55 yaş arasında mısınız?
  • Son 3 ay içinde 2 veya daha çok baş ağrısı çektiniz mi?

Ön tarama soruları:

  1. Baş ağrılarınız iş, çalışma veya sosyal aktivitelerinizi kısıtlıyor mu?
  2. Baş ağrınız hakkında doktorunuzla görüşmek isteği duyuyor musunuz?

birine "evet" yanıtı verenler alttaki 3 soruyu yanıtlamalıdır.

Migrende 3 soru testi (ID Migraine) sorunun en az ikisi pozitif ise TEST POZİTİF

Son 3 ay içinde baş ağrınız sırasında aşağıdakileri yaşadınız mı?

  1. Midenizde bulantı veya rahatsızlık hissettiniz mi?
  2. Baş ağrısı sırasında ışık sizi rahatsız etti mi?
  3. Baş ağrılarınız sizi en az bir gün işten güçten kısıtladı mı?

Sigaraya veda: Tütün ürünleri kullanmayın.

Organik gıda ile beslenin: Çevre kirliliğinden etkilenmiş ve yapay katkılı gıdalar yerine, doğal ve mümkünse organik gıdayla beslenin.

Mevsimin sebzelerini tüketin: Mevsiminde taze meyve sebze, zeytinyağı, kuruyemiş tüketimine ağırlık verin, daha az miktarda tam tahıl ürünleri tüketin.

Şekere dikkat: Saf şeker yerine bölgenizde üretilen bal tercih edin.

Katkılı yiyeceklerden uzak durun: Katkılı, işlenmiş et ürünleri (salam, sosis, sucuk vb) yerine, serbest otlayan (yeşillik yiyen) hayvan yağı, eti, tavuk, açık deniz balığı tüketin.

Yemekleri düşük ısıda pişirin: Yüksek ısıda, is ve duman altında pişirme ve kızartma yerine, daha düşük ısıda buğulama, haşlama ve ızgara yöntemleri tercih edin.

Yoğurt, sirke, turşu gibi fermente edilmiş faydalı bakterilerden zengin gıdalar tüketmeyi ihmal etmeyin.

Düşük kalorili beslenin: Tüm bu yediklerinizin miktarı az tutularak düşük kalorili beslenin.

Yemek yaptığınız kapları değiştirmenin vakti geldi: Çelik, cam veya porselen pişirme kapları, zararlı kimyasal maddeler içeren diğer kaplara tercih edin.

Kilonuzu kontrol edin: İdeal kilonun yüzde 5-10'dan fazlasına çıkmamaya gayret gösterin.

Egzersiz hayatınızın parçası olsun: Düzenli ve değişken tipte aşırıya kaçmadan, haftada 5 gün 30-60 dakika civarında egzersiz yapın.

Güneş: Sağlıklı güneşlenmeyi asla ihmal etmeyin.

Hekim kontrollerini aksatmayın: Kan basıncı (tansiyon) ve düzenli hekim kontrollerini aksatmayn.

Herşeyin başı sağlıklı uyku: Düzenli ve ortalama 7 saat uykuyu ihmal edilmeyin.

Hijyene önem verin: Hijyen (temizlik) kurallarına dikkat edin.

Stresinizi yönetin: Sosyal strese karşı, dostluklar kurulmalı, hobi ve inanç sistemlerini içine alan çözümler üretmeyi deneyin.

Epilepsi nedir?

Epileptik nöbet beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik yayılması sonucu ortaya çıkan bir klinik tablodur.Hastada klinik olarak belli bir süreye sınırlı, bilinç, davranış, duygu, hareket veya algılama fonksiyonlarına ilişkin bozukluk görülür. Her epileptik nöbet geçiren kişi epilepsi hastası demek değildir. Nöbetler zaman içinde her hasta için belli özelliklerde, bazen kendiliğinden bazen de tetikleyen faktörler zemininde tekrarlarsa epilepsi (sara hastalığı) tanısı konulur.

Epilepsi çocukluk ve ergenlik çağının en sık, erişkin döneminin de inmeden sonra ikinci sıklıkta görülen nörolojik hastalığıdır. Gelişmiş ülkelerde insidensi 20-50/100.000'dir. Erkek ve kadınlarda eşit sıklıkta görülen bu hastalık her yaş grubunda görülmekle birlikte en fazla en genç ve en yaşlı grupta görülür.

Uzun süreli tedavi ve izlem gerektiren bu hastalık yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Doğru tedavi ile hastaların büyük kısmında nöbetler kontrol alınır ve hasta normal yaşantısını sürdürür. Bu nedenle nöbetlerin kontrol altına alınması çok önemlidir. Ancak hastaların %25'inde uygun ilaç kullanımına rağmen nöbetler kontrol altına alınamamaktadır. İlaç tedavisine dirençli epilepsi hastaları ve antiepileptik ilaç tedavisini yan etkilerinden dolayı tolere edemeyen hastalar epilepsi cerrahisi adayıdır.

Epilepsi TANISI nasıl konur?

Epilepsi klinik olarak tanısı konulan bir hastalıktır. Geçirilmiş bir atağın epilepsi olup olmadığına karar vermek, epilepsi ise ne tür bir epilepsi olduğunu tespit etmek için hastanın ve/veya hasta yakının gözlemi ve bunu doktora doğru bir şekilde aktarması çok önemlidir. Epilepsi tanısı konduktan sonra ne tür nöbet olduğunu tespit etmekse hangi epilepsi ilacının daha etkili olacağı konusunda yol gösterici olacaktır.

Epilepsi tanısı için YAPILAN TETKİKLER

Elektroensefalografi: Epilepsi biliminin temel direğini EEG oluşturmaktadır. EEG beyindeki geniş bir sinir hücresi grubunun elektriksel aktivitisindeki dalgalanmanın kayıtlanması ilkesine dayanır. Elektrotların saçlı deriye yapıştırılması ile kayıtlama yapılır. Bu inceleme ağrılı veya sağlığa zararlı değildir. Elektrikle hiç temas olmaz. Giderek teknolojinin de desteği ile geliştirilen ve bilgisayarlarla bağlantılı hale getirilen klasik EEG cihazlarının yanı sıra telemetrik incelemeler ve video-EEG monitorizasyon incelemeleri epilepsi hastalarının daha iyi değerlendirilmesine yardımcı olur. EEG tetkiki kısa süreli bir inceleme olduğu için ilk incelemede bozukluk saptanamayabilir. Klinik olarak şüpheli ve tekrarlayan durumlarda birden fazla EEG incelemesi hatta hastayı uykusuz bırakarak kısa veya uzun süreli uyku incelemeleri yapılabilir.

Manyetik rezonans görüntüleme(MRG): Beynin yapısı hakkında en iyi bilgiyi veren MRG çember şeklinde büyük bir mıknatısın içine yatar durumda girerek çekilir. Buradan elde edilen görüntüler bir bilgisayar tarafından analiz edilir. Her hasta için gerekmemekle birlikte özellikle fokal epilepsi düşünülen hastalarda MRG yapılması altta yatan nedeni ortaya koymada çok önemlidir.

Bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT): BBT X ışınlarını kullanarak çalışan, MRG kadar hassas olmamakla birlikte yapısal lezyonları görüntülemede kullanılan bir inceleme yöntemidir. MRG olmadığı durumlarda tercih edilebilir.

Kan tetkikleri: Çeşitli kan incelemeleri ile hastanın genel sağlık durumunu değerlendirip, epilepsi nedenlerini araştırmak gerekir.

Epilepsi hastalığının TEDAVİSİ

Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. Epilepsi hastalığının tedavisinde ilk basamak tanının doğru konması ve ilaçla tedaviye gerek olup olmadığının karar verilmesidir. Yaklaşık olarak 20 kişiden biri yaşam boyu bir defa nöbet geçirebilir ve tek nöbet sonrası bir daha nöbet tekrarlamayabilir. Bu nedenle çoğunlukla ilk nöbet sonrası ilaç başlanmaması tercih edilir.

Doğru tanı konulup, tedaviye gerek olduğuna karar verildikten sonra hangi ilaç tedavisinin başlanacağına karar verilir. Genellikle tek bir ilaç düşük dozda başlanarak yavaş yavaş dozu arttırılır. Bu süre içinde doktorun takibi devam eder ve gereğinde kan örneği alınarak bakılabilen ilaç kan düzeylerine bakılır. Düzenli ve uzun yıllar süren bir tedaviye uyum sağlamak açısından hastanın işbirliği çok önemlidir.

Her ilacın yararının yanısıra yan etkileri de olacaktır. Bazı yan etkiler vücut ilaca alıştıkça azalarak kaybolur. En sık rastlanılan yan etkiler uyku hali, baş dönmesi ve dengesizliktir. İlk birkaç hafta içinde kaybolması beklenen bu tip yan etkiler devam ettiği takdirde bazen sadece doz azaltımı yeterli olurken bazı durumlarda başka ilaç seçenekleri denenebilir.

Beş epileptik hastanın dördünde uygun ilaç kullanımı ile nöbetler kontrol altına alınabilirken bir hastada nöbetler devam edebilmektedir. Bu durum ilaç tedavisine dirençli epilepsi olarak adlandırılır. Öncelikle ilk başlanan ilaç değiştirilir veya ikinci bir ilaç eklenir. Bazı seçilmiş dirençli epilepsisi olan hastalarda epilepsi cerrahisi uygulanabilmektedir. Böyle hastaların epilepsi konusunda uzman hekimlerce epilepsi merkezlerinde değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Epilepsi MERKEZİ

Epilepsi gelişen bireylerin yaklaşık %10-15'inde epilepsi merkezine gereksinim olasılığı vardır. Epilepsi nöbetleri ilaç başlandıktan sonraki 1-2 yıl içinde kontrol edilemediyse, ikili kombine ilaçla başarısız olunmuşsa, antiepileptik ilaçlarla kabul edilemez yan etkiler ortaya çıkıyorsa, MRI lezyonu varsa, eşlik eden psikolojik ve/veya psikiyatrik hastalık varsa, nöbet tipi veya epilepsi sendromundan emin olunamıyorsa hasta epilepsi merkezlerinde multidisipliner ekip tarafından değerlendirilmelidir.

İstanbul Florence Nightingale Hastanesi Nöroloji Birimi içinde yapılanmış olan merkezimizde epilepsili hastalarımıza mulltidisipliner bir yaklaşımla medikal ve cerrahi tedavinin gerektirdiği araştırmalar ve tedaviler uygulanabilmektedir. Merkezimizde epilepsi konusunda uzmanlaşmış nöroloji uzmanı, nöroşirürji, nöroradyoloji uzmanları, psikiyatrist, nöropsikolog, fizyoterapist gibi mutidisipliner uzmanlar birlikte çalışmaktadır.

1. Epilepsi polikliniği :

Acil ve genel nöroloji polikliniğinden epilepsi ön tanısı veya tanısı ile bu polikliniğe refere edilen hastalara günümüzün ileri tanı ve tedavi programları uygulanmakadır. Bu grup içinden epilepsi cerrahisi için aday olduğu düşünülen dirençli epilepsili hastaları epilepsi cerrahisinin preoperatuvar hazırlık protokolüne uygun olarak takibe alınmak üzere epilepsi cerrahisi polikliniğine yönlendirilmektedir. Ayrıca bu poliklinik bünyesinde hasta ve hasta yakınlarına evlenme ve çocuk sahibi olma, askerlik, eğitim gibi epilepsi hastalarının zorluk çektiği sosyal konularda danışmanlık yapılmakta, gereğinde psikiyatri polikliniği ile hastalar birlikte değerlendirilmektedir.

2. Epilepsi Cerrahisi Polikliniği:

Epilepsi cerrahisi adayı veya epilepsi cerrahisi uygulanmış hastaların preoperatuvar ve postoperatuvar takipleri bu poliklinikte yapılmaktadır. Özellikle preoperatuvar hazırlık döneminde tetkikleri hızlı ve bir bütün olarak tamamlamak ve değerlendirmek için hastalar 1-7 gün yatırılarak izlenmektedir.

3. Rutin EEG laboratuvarı:

Laboratuvarımız biri sabit diğeri portabl olmak üzere 2 tane 32 kanal EEG cihazı ile 24 saat/7 gün hizmet vermektedir. Şu anda mevcut sabit cihazımızla kısa süreli uyku, tüm gece uyku ve videoEEG incelemeri de yapılmaktadır. Portabl EEG cihazımızla laboratuvara getirelemeyen hastalara yatak başı EEG incelemesi yapılmaktadır.

4. Video EEG monitorizasyon laboratuvarı:

128 kanal EEG cihazımızla öncelikle epilepsi cerrahisi adayı hastaların preoperatuvar noninvazif monitorizasyonları yapılabilmektedir. Sağlıklı bir karar almak için en az 5 klinik ve elektrofizyolojik nöbet kaydı yapılması gerekmektedir. Bunun için de 1-5 gün monitorizasyon planlanmaktadır. Nöbet kaydı için gereğinde medikal tedaviyi azaltmak hatta kesmek tüm dünyada olduğu gibi merkezimizde de uygulanan bir yöntemdir. Ayrıca video monitorizasyon ünitesi yalancı nöbet-gerçek nöbet ayrımı için tek tanı yöntemidir. Bu amaçla da özellikle psikiyatri ve senkopla ayırıcı tanısı için kardiyoloji polikliniklerinden yönlendirilecek hastalara da bu konuda hizmet verilmektedir.