Yararlı Bilgiler

Çocukların işitmesini değerlendirme amacı ile uzman tarafından belirlenen farklı test yöntemleri kullanılır ve bu testler yardımı ile çocuğun hangi sesleri ne düzeyde işittiği tespit edilir. Yapılan testler yardımı ile uzman, çocuğun hangi sesleri ne düzeyde duyduğunu, olası bir işitme kaybının nedeni ve çözümü için ne yapılması gerektiği konularında yardımcı olma fırsatı bulur.

İşitmenin değerlendirilmesi aşamasında ilk değerlendirme Kulak Burun Boğaz Uzmanı tarafından yapılır. Yapılan değerlendirme sonucu odyoloji birimine yönlendirilen çocuk farklı odyolojik test bataryaları ile değerlendirilir.

Çocuğun işitme kaybı ne kadar erken tespit edilirse, çözüm üretilmesi de o kadar hızlı olur. İşitmenin değerlendirilmesi günümüzde yeni doğan işitme taramaları ile doğumdan sonra başlar ve periyodik işitme değerlendirmeleri ile özellikle okul öncesi dönemde erken tanılama imkanı sağlanır. Hastanelerimiz bünyesinde tüm yeni doğan bebeklere yeni doğan işitme testi yapılır, işitme kaybı şüphesi olmasa bile okul öncesi dönemde periyodik işitme testleri yapılarak olası bir problemin gözden kaçma ihtimali önlenmeye çalışılır. Özellikle okul öncesi dönemde rutin işitme değerlendirmesi yapılması hedeflenir.

Çocuğunuzun işitme düzeyini yaşamlarının ilk yıllarında yılda 2-3 kez ve okul çağlarında yılda bir kez test ettirmenizi öneririz.

Bu amaçla yapılan odyolojik değerlendirmeler:

  • Yeni doğan işitme tarama testi (TOAE): Tüm yeni doğan bebeklere yaşamının ilk bir ayı içerisinde yapılır.
  • Klinik Otoakustik Emisyon: Doğum dan itibaren tüm yaş gruplarında uygulanır.
  • Odyometri: Farklı yaş gruplarında farklı teknikler kullanılarak uygulanır. Özellikle çocuklarda görsel destek odyometrisi ve koşullu oyun odyometrisi ile işitme değerlendirilir.
  • ABR (BERA): Tanısal İşitsel Beyin Sapı Yanıtı testi ile işitmeye dair detaylı değerlendirme yapılır ve işitme siniri hakkında da detaylı bilgi edinilir.
  • Timpanometri: Bebekler ve yetişkinler için farklı özellikelere sahip değerlendirme yapılarak orta kulak yapıları değerlendirilir.

Çocuğun işitmesinin değerlendirilmesi için hangi testlerin yapılması gerektiği KBB uzmanı ve Odyoloji uzmanı tarafından belirlenir ve akabinde bu testler yorumlanarak işitme kaybının olup olmadığı, var ise kulağın hangi bölgesinde, ne tip bir sorun olduğu tespit edilir ve uygun çözümler sağlanır.

Çocuğunuzun işitmesini korumak için neler yapmalısınız?

  • Çocuğunuzun işitmesini düzenli aralıklarla bir uzmana başvurarak test ettirin.
  • Kulak çubuğu vb. nesnelerle kulaklarını temizlemeyin.
  • Yüksek gürültüye maruz kalmalarını engelleyin.
  • Orta kulak iltihabı olmaları durumunda hassas davranın ve bu süreçte de işitmelerinin mutlaka değerlendirilmesine önem verin. Özellikle okul öncesi dönemde sıklıkla karşılaşılan orta kulak iltihapları geçici de olsa işitme kaybına neden olabilmekte ve bu durum özellikle dil ve konuşma becerilerini olumsuz etkileyebilmektedir.

İşitme kaybı gözle görülemeyen bir sorun olduğu için çocuğunuzun işitmesine dair detayları gözden kaçırma olasılığınızın varlığını unutmayın. Bu amaçla yaşamının ilk yıllarında işitmesinin düzenli değerlendirilmesine önem verin.

Burun yüzün ortasında yer alan ve solunum sisteminin ilk başlangıç organıdır. Burnun temel görevleri soluduğumuz havayı nemlendirmek, ısıtmak ve süzmektir. Burun içindeki büyük boşluğu iki eşit parçaya ayıran bir burun orta bölmesi vardır (septum). Bu bölme burun dış kısmına yakin kısımda kıkırdak ve daha içeride de kemikten oluşur. Burun boşluklarının yan duvarında ise burun etleri (konka) vardır. Konkalar burna giren havanın ısıtılması, nemlendirilmesi ve süzülmesine katkıda bulunurlar.

Burun tıkanıklığı ne zaman gelişir?

Burun tıkanıklığı genel olarak;

a) Burun orta bölmesi eğriliği (septum devilasyonu),
b) Burun yan duvar etlerinde büyüme (konka hipertrofisi, konka bulloza, polip)
c) Burun mukozası şişmesi (nezle, rinit, alerjik rinit)
d) Akut ve kronik sinüzitlere bağlı gelişir.

Tanı nasıl konur?

Burun tıkanıklığı yapan nedenlerin tespitinde kulak burun boğaz hekimi tarafında yapılan endoskopik muayene çok önemlidir. Hekim gerek görürse ek patolojilerin tespiti için radyolojik inceleme (bilgisayarlı tomografi) yapabilir. Cerrahi girişim ile burun orta bölmesi eğriliği ve burun yan duvar etlerinde büyümelere müdahale edilebilir ve iyileşme sağlanabilir.

Ancak mukoza şişmesi ile ilgili sorunlar (nezle, rinit, alerjik rinit) cerrahi ile giderilemez. Burun tıkanıklığı kişi için sorun haline gelmişse, yani kişi günün büyük bir bölümünü burundan değil de ağızdan nefes alarak geçiriyorsa gece horlamaları oluyorsa operasyon yasam kalitesini düzeltmek için düşünülmelidir.

Burun bölmesi eğriliği ameliyatı neden gereklidir?

Burun bölmesinin eğriliği, hem çevresindeki yüz kemiklerinin farklı gelişimlerine bağlı çekilmeler sebebiyle, hem de doğum sırasında ve erken çocukluk dönemince oluşabilen darbeler sonucu oluşur.

Eğer eğrilik septum deviasyonu, aşağıdaki sorunlara neden oluyorsa ameliyatla düzeltilmesi hasta için yararlıdır:

  • Burun solunumunun engellenmesi, horultulu solunum, 
  • Bas/yüz ağrısı, 
  • Tekrarlayan sinüs iltihapları, 
  • Gırtlak ve bronş iltihapları, 
  • Orta kulağı havalandıran östaki borusu nezlesi ve orta kulak iltihaplarına eğilim. 
  • Burnun arka bölümü veya sinüslerin ameliyatları 
  • Belli tip burun kanamaları

Ameliyat nasıl yapılır?

Ameliyat burun içinden yapılır. Burun bölmesi üzerindeki örtü (mukoza) kesilir ve burun bölmesinin eğri olan kısminin üzerinden ayrılır. Kıkırdak ve kemikteki eğri ve fazla olan kısımlar çıkartılarak veya yeniden şekillendirilerek burun bölmesi düzeltilir. Yani amaç eğri olan burun ortasındaki duvarı düz bir duvar haline getirmektir. Daha sonra ayrılan mukozanın bu duvara yeniden yapışması için dikiş atılır ve gerekirse nasal silikon kalıp yerleştirilir.

Burun yan duvar etlerine müdahale yapılır mı?

Eğer burun içindeki etler de (Konkalar) çok büyük ve solunumu zorlaştırıyorsa, ayni zamanda burun etlerine de müdahale edilebilir. Tedavi seçeneklerinde radyofrekans kullanılarak konka küçültme ve endoskopik konka redüksiyonu yöntemleri mevcuttur.

Hangi anestezi yöntemi uygulanır?

Çok özel durumlar disinda tamamen genel anestezi ile bu ameliyatlar yapılmaktadır. Bunun temel nedeni ise hem hastanın, hem de hekimin ameliyat sırasında daha rahat olmasi ve daha etkin bir cerrahi işlem yapılabilmesidir.

Ameliyat sonrası dönem zor geçer mi?

Ameliyattan sonra burun içine yerleştirilen silikon kalıp 48–72 saat sonra alınır ve hekim tarafında burun içi temizliği yapılır Burun tıkanıklığı ve buna bağlı yakınmalar ortadan kalkar. Burun iyileşme süreci 1–2 hafta daha devam eder. Bu dönemlerde ağrı giderici ilaçlar kullanılmak ile birlikte birçok hasta ağrıdan çok fazla yakınmaz.

Ameliyat sonrası burunda sekil değişikliği ortaya çıkar mı? Yüzde şişlik ve morluk olur mu?

Ameliyat sonrası burunda sekil değişikliği oluşmaz. Yüzde şişme ve morluklar oluşmaz. Burun orta bölmesi eğrilikleri düzeltilirken burun estetik cerrahisi de ameliyata eklenerek burun dışı değiştirilebilir. Aynı anda estetik cerrahisi müdahalesi yaptığımız hastalarda şişlik morluk olabilir.

Hangi yaşlarda yapılabilir?

Genel olarak yüzdeki kemik ve kıkırdak gelişiminin durduğu 18 yaşından sonra ameliyat yapmak daha uygundur. Buna karşın 50'li ve 60'li yaslardaki hastalarda da yapılabilir.

Kronik bronşit ve amfizeme bağlı olarak gelişen kronik, geri dönüşümsüz ve ilerleyici olan hava akımı kısıtlanması ile karakterize bir hastalıktır. Hava akımı kısıtlanması kısmen geri dönüşümlü ve solunum yolları aşırı duyarlılığı ile birlikte olabilir. Kronik bronşit ya da amfizemi olan bir hastada KOAH hastalığının geliştiğini söyleyebilmek için kronik hava akımı kısıtlanmasının meydana gelmiş olması gerekmektedir.

KOAH, zararlı madde ve gazların uzun süreli solunması sonucu akciğerlerde oluşan anormal yanıtın neden olduğu ilerleyici hava yolu daralmasına bağlı hava akımı kısıtlanması ile karakterize bir hastalıktır.
KOAH’ta kronik bronşit ve amfizem genellikle bir aradadır.

1. Kronik bronşit

Artarda en az iki yıl tekrarlayan ve en az üç ay boyunca devam eden, çoğu günler görülen ve diğer solunum ya da kalp hastalıklarına bağlanamayan öksürük ve balgam çıkarma ile karakterize bir hastalıktır. Solunum yollarında salgı yapan bezlerin sayı ve hacmindeki artış neticesinde gelişen salgı miktarının fazlalığına bağlı olarak oluşur. Salgı yapan bezlerin sayı ve hacmindeki artış solunum yollarının duvar kalınlaşmasındaki önde gelen nedendir ve bu da solunum yollarında tıkanmaya sebep olur.

2. Amfizem

Alveol denilen hava keselerinin duvarlarının yıkımı ile meydana gelen bir hastalıktır. Duvar yıkımı hava boşluklarının anormal ve kalıcı şekilde genişlemesine ve akciğer esnekliğinin kaybolmasına yol açar. Sonuç olarak küçük hava yollarında tıkanmalar meydana gelir.

Sıklık

KOAH daha ziyade ileri yaş hastalığıdır. Yaş ilerledikçe KOAH’a bağlı ölüm sıklığı artmaktadır. Erkeklerde daha sık olarak gözlenmektedir. KOAH’ın dünyada görülme sıklığı tüm yaş grupları için erkeklerde % 0,9 ve kadınlarda % 0,7 olarak bildirilmektedir. Türkiye’de yapılan bir çalışmada 40 yaş üzeri insanlarda KOAH’ın görülme sıklığının % 13,6 olduğu, erkeklerde bu oranın % 20,1 ve kadınlarda % 8,2 olduğu bildirilmiştir.

Etkenler

1. Tütün: KOAH gelişiminde en önemli risk faktörü sigara içimidir. Gelişmiş ülkelerde KOAH gelişiminden %80-90 oranında sigara kullanımının sorumlu olduğu bildirilmektedir. Sigara içenlerde içmeyenlere oranla KOAH gelişiminde belirgin artış olmaktadır (sigara kullananlarda 9-30 kat daha sık KOAH gelişmektedir).

Kronik bronşitin şiddeti ve ölüme sebebiyet vermesi ile sigara kullanımı arasında bir paralelizm mevcuttur. Sigara içenlerde içmeyenlere oranla 6 kat daha fazla kronik bronşite bağlı ölüm görülmektedir.

Sigara tiryakiliği amfizemin oluşmasında da başta gelen nedenlerden biridir. Sigara içenlerde amfizemin şiddeti ve ölüme sebebiyet vermesi sigara kullanmayanlara göre belirgin bir şekilde yüksektir.

2. Hava kirliliği: Kronik bronşit ve amfizem hava kirliliği olan ve endüstri bölgelerinde yaşayan insanlarda daha sık olarak görülmektedir. Bu da hava kirliliğinin KOAH gelişiminde önemli bir faktör olduğunu göstermektedir.

3. Mesleksel faktörler: İşyerinde endüstriyel gazlar, dumanlar ve tozlarla temas içinde olan kişilerde KOAH gelişimi daha sık görülmektedir. Madenlerde, ağaç sanayiinde, metal işlerinde, ulaşım sektöründe, inşaat ve boya iş gruplarında, yem sanayiinde ve tarımla uğraşanlarda KOAH gelişme riski yüksektir.

Sigara kullanımı ile çevresel ve mesleki faktörler bir arada olduğunda karşılıklı olarak birbirlerinin zararlı etkilerini artırmakta ve KOAH gelişime ihtimalini artırmaktadır.

4. Sosyoekonomik şartlar: Hijyenik şartların iyi olmadığı evlerde ve bölgelerde yaşayan insanlarda KOAH gelişme oranı artmaktadır. Kişilerin eğitim düzeyleri de KOAH gelişiminde önem taşımaktadır.

5. Solunum yolu enfeksiyonları: Çocukluk çağında geçirilen solunum yolu enfeksiyonlarının ileride gelişecek KOAH için uygun zemin hazırladığını, buna diğer faktörlerin de ilave olması ile KOAH gelişme sıklığının arttığını gösteren çalışmalar mevcuttur.

6. Genetik faktörler: Doğumsal alfa-1 antitripsin eksikliği genetik bir hastalıktır ve bu kişilerde serum alfa-1 antitripsin düzeylerinde belirgin azalma ile birlikte buna bağlı olarak 30-40 yaşlarında amfizem gelişmi ile karakterizedir. Bu hastalarda çevresel faktörler olmasa bile genç yaşlarda amfizem gelişir.

7. Diğer faktörler: Akciğerde yaygın harabiyete ve sekel oluşumuna neden olan hastalıklar (pnömokonyozlar, sarkoidozis, yaygın tüberküloz vs.) amfizem nedeni olabilirler. Uzun yıllar devam eden astım bronşiale de sonunda amfizeme neden olabilir.

Çocukluk çağında anne-babanın sigara kullanımına bağlı olarak pasif sigara içimi neticesi ileri yaşlarda KOAH gelişme riski artmaktadır.

Alkol kullanımı ile KOAH gelişimi arasında da ilişki tespit edilmiştir.

Ailesinde KOAH’lı hasta bulunanlarda, düşük doğum ağırlığı ile dünyaya gelen bebeklerde, allerjik bünyeli çocuklarda, solunum yollarının dış etkenlere karşı aşırı duyarlılığı bulunanlarda geç dönemlerde KOAH gelişme riskleri yüksektir.

Adenovirus enfeksiyonu geçirenlerde, vitamin C yönünden zayıf gıdalarla beslenenlerde, A kan grubunda olanlarda KOAH gelişme ihtimali olabileceği öne sürülmektedir.

Şikayetler

KOAH’ın en belirgin semptomları olan öksürük ve balgam hastalığın başlangıcından itibaren vardır. Daha sonra şiddeti artan bu şikayetlere nefes darlığı ve hışıltılı solunum da ilave olur.

Öksürük başlangıçta hafiftir, genellikle sabahları şiddetlenir ve balgam atılması ile hasta kısmen rahatlar. İlerleyen yıllarda hastalığın ilerlemesiyle ya da ataklar sırasında şiddetlenir.

Balgam ataklar dışında az miktardadır ve nispeten kolay atılır. Hastalığın kronikleşmesiyle günlük miktarı ve koyuluğu artar. Hastaların bir kısmı bol balgam çıkarmaktan yakınırken bir kısmı da balgam çıkaramamaktan yakınır.

Öksürük nöbetleri esnasında solunum yollarındaki kılcal damarlarda yırtılmalar olabilir ve balgam üzerinde çizgi şeklinde kan görülebilir.

KOAH’ın başlangıcında egzersizle gelen nefes darlığı vardır, hastalık ilerledikçe istirahatte de nefes darlığı görülmeye başlar. KOAH’lı hastalarda görülen nefes darlığından solunum yollarındaki daralma, aşırı havalanma nedeniyle solunum pompasının etkinliğini kaybetmesi, akciğerde damarsal yatağın azalması ve psikolojik faktörler sorumludur.

KOAH’ta bazen ataklar sırasında hışıltılı solunum sesleri duyulabilir. Hastalık ilerleyip oksijen azlığı da geliştiğinde eller, ayaklar ve yüzde morarmalar da görülebilmektedir.
Kronik oksijen eksikliği ve tekrarlayan ataklar kalp yetersizliği gelişimine neden olur.

Fizik bulgular

Birinci saniyede dışarı verilen hava miktarı (FEV1) beklenen değerin % 50’sinden fazla olan KOAH’lı hastalarda hiçbir anormal bulguya rastlanamayabilir. Yerleşmiş KOAH’ı olan hastalarda ise hastalığın derecesine göre fizik muayene bulguları saptanabilir.

Hastalar genellikle geniş, fıçı göğüse sahiptir, göğüs ön-arka çapı artmıştır. Boyunda yardımcı solunum kaslarının belirgin hale gelmiş olması ve nefes alırken bu kasların solunuma katılmaları izlenebilir.

KOAH’lı hastalarda dinleme bulguları değişkendir. Genellikle solunum sesleri azalmış olarak duyulur ve kalp sesleri derinden ve hafif şekilde duyulabilir. Hastalarda solunumun nefes verme safhası uzamıştır.

Genellikle ataklar sırasında, nefes verme döneminde daha belirgin olan, ancak solunumun hem nefes alma hem de nefes verme dönemlerinde işitilebilen, ronküs denilen anormal sesler duyulabilir. Hafif vakalarda sadece yalnız derin soluk verme esnasında işitilirler.

Hastalarda el, ayak ve yüzde morarmalar görülebilir. Bu hastalığın şiddetli olduğunu gösterebilir. Ayrıca uzun süreli olgularda parmak uçlarında çomaklaşmalar izlenebilir.

Tanı

Hafif KOAH’ta akciğer grafisi genellikle normaldir. Hastalık ilerledikçe akciğer hacminde artış, havalanma artışı ve kalp gölgesinde incelme izlenir. Amfizemin ön planda olduğu durumlarda akciğer çevre alandaki damar görünümlerinde belirgin azalma gözlenir. Kalp yetmezliği geliştiğinde merkezi bölgede damarsal yapılar belirginleşir ve kalp büyüyebilir.

Solunum fonksiyon testleri hastalığın tanısında, şiddetinin belirlenmesinde ve seyrinin izlenmesinde kullanılır. KOAH’ın kesin bulgusu, büyük oranda geri dönüşümsüz olan hava akımı azalması solunum yolları daralmasına ait bulgulardır.

Hastalarda FEV1’de daima azalma mevcuttur, hastalık ilerledikçe FEV1’deki bu azalma giderek artar. KOAH’ın şiddetini ve seyrini göstermedeki en yararlı test FEV1 ölçümüdür.

Solunum ile alınan Salbutamol veya Terbutalin’in solunum fonksiyon testi üzerine etkisi genellikle en az düzeydedir. Bu ilaçların verilmesinden sonra oluşan FEV1’deki artış %15’in altındadır ya da 200 ml’nin altındadır.

Tedavi

KOAH’ta tedavinin amacı, hastada şikayetlerinde rahatlama sağlamak ve yaşam kalitesini yükseltmek, solunum sıkıntısı ataklarını engellemek, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak, olası komplikasyonları önlemek ve tedavi etmek olmalıdır.

KOAH tedavisinin birinci kuralı sigara kullanımının kesin olarak bırakılmasıdır. Ayrıca solunum yollarını açıcı ilaçlar ile tedavi devam ettirilir, gerektiğinde oksijen verilmelidir, kalp yetersizliği gelişmiş olan hastalarda buna yönelik tedavi de verilmelidir.

KOAH tedavisinde solunum ile alınan ilaçlar ilk etapta tercih edilmeli, bunları kullanamayan hastalarda diğer ilaç formları (tablet, flakon vs.) verilmelidir.

KOAH’ın ilaç tedavisinde birinci derecede verilmesi gereken ilaçların başında antikolinerjik ilaçlar gelmektedir. Hastalığın şiddetine göre, uzun etkili beta-2 agonist ilaçlar, teofilin türevleri ve steroidlerden bir veya birkaçı tedaviye eklenebilir. Kısa etkili beta-2 agonist ilaçlar solunum sıkıntısı atakları sırasında verilebilir.

İleri derecede hastalığı bulunanlar ve ataklar sırasında uygulanan tedaviye rağmen rahatlamayan hastalar hastaneye yatırılarak hastane koşullarında tedavilerine devam edilmelidir.

Hastalığın tedavisi mutlaka yapılan tetkikler neticesinde hastalığın derecesine göre planlanmalı ve verilecek ilaçlar düzenli kontroller yapılarak hekim tarafından ayarlanmalıdır.

Halen günümüzde çocukluk çağında işitme kaybı önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Küçük yaştaki çocuklarda işitme kaybına konuşma problemleri de ekleneceğinden işitme kaybında erken tanı büyük önem taşımaktadır. İleri tanı amaçlı kullanılan BERA testi, işitme kayıplarının tanılanmasında önemli rol oynamaktadır.

Her 1000 bebekten 3'ünde işitme kaybı görülüyor

İşitme kaybı gözle görülebilen bir sorun olmadığından özellikle bebeklik döneminde fark edilmesi güç bir sorundur. Bu durum olası bir işitme kaybının fark edilip bir uzmana başvurulma sürecini geciktirmekte ve dolayısı ile erken tanının konmasına engel olmaktadır. Ülkemizde 1000 bebekten 3’ünde doğumsal işitme kaybı görülmektedir.

Bu amaçla günümüzde ulusal yenidoğan işitme taraması programının da yaygınlaşması sebebi ile birçok bebek taburcu olmadan ya da doğumundan sonraki ilk bir ay içerisinde işitme tarama testleri yapılmaktadır. Tarama testlerinde hedeflenen bebeklerin olası işitme kayıplarının bir an önce belirlenerek 6 aydan önce işitme cihazı kullanmaya başlamasını sağlamaktır.

İşitme kaybında teşhis nasıl konur?

Tarama amaçlı kullanılan iki farklı cihaz bulunmaktadır. Otoakustik emisyon testinde bebeğin kulağına yerleştirilen bir prob ile kulağa gönderilen sesin, iç kulaktan yansımasını kaydetmeye dayalı, kısa sürede tamamlanabilen bir test yöntemidir. Tarama amaçlı kullanılan bir diğer cihaz ise tarama ABR (işitsel beyin sapı cevabı) dir. Tarama ABR (BERA) testinde işitsel sinir ve beyin sapı tarafından oluşturulan elektriksel aktivite kafa cildi üzerine yerleştirilen elektrot ile kaydedilmektedir.

Yapılan tarama testlerinde şüpheli görülen durumlarda bebekler BERA (ABR) testine yönlendirilmektedir. İleri tanı aşamasında devreye odyoloji uzmanları girmekte ve tarama testinde şüpheli görülen durumu çeşitli test bataryalarını bir arada kullanarak değerlendirmektedir.

BERA (İşitsel beyin sapı cevabı) Testi nedir?

İşitsel beyinsapı cevabı anlamına gelen bu testin ismi genellikle BERA, ABR ya da BAEP olarak anılmaktadır. Diğer odyolojik testlerin sonuçları ile birlikte yorumlandığında işitmenin objektif değerlendirmesini sağlar ve yüksek tanısal değere sahiptir. Testin uygulanması kadar yorumlanması kısmı da çok büyük önem taşımaktadır. ABR testi Odyoloji uzmanları tarafından yorumlanması gereken alana dair bilgi ve tecrübe gerektiren çok özel bir testtir.

BERA (ABR) Testi kimlere yapılır?

ABR, hasta uyumu gerektirmediği için özellikle küçük çocuklar ve bebekler başta olmak üzere her yaş grubunda, diğer odyolojik testlere uyum gösteremeyen bilinci kapalı, herhangi bir farklı zihinsel engel, iletişim bozukluğu vb. durumu olan kişilere yapılabilmektedir.

BERA (ABR) Testi nasıl yapılır?

Bu test doğal uykuda ya da uyku hali sağlanarak yapılabilmektedir. Kişinin kafasının belirli bölgelerine elektrotlar yardımıyla kulaktan gönderilen ses karşı beyin sapında oluşan aktiviteler kaydedilir. Kayıtların uygun koşullarda alınması kadar doğru yorumlanması da önemli olduğu için, testin odyoloji uzmanları tarafından yapılması ve yorumlanması önem taşımaktadır.

Burun kanamalarını tıbbi olarak ön ve arka burun kanamaları olarak iki başlık altında incelenebilir. Çocuk ve genç erişkinlerde daha çok ön burun kanamaları yaşlı kişilerde damar sertliği ya da hipertansiyonu olan kişilerde daha çok arka burun kanamaları görülür.

Ön burun kanamaları: Daha çok çocuk ve genç erişkinlerde görülür. Çoğu burun kanaması, burun orta bölümünde bulunan kılcal bir damarın çatlaması nedeniyle tek taraflı olur. Bu bölgedeki damarlar oldukça ince ve yüzeyde olduklarından burun sümkürülmesi, çocuklarda burun ile oynama nasal travma ve hatta ufak dokunuşuyla dahi kanayabilirler.

Arka burun kanamaları: Sıklıkla orta ve ileri yaşlarda ve özellikle hipertansiyon hastalığı olanlarda görülür. Burnumuzun içinde arka üst bölgelerden kanama olur ve şiddeti burun ön kanamalarına göre fazladır ve sıklıkla geniz ve burundan aynı anda kan gelir.

Kanamayı nasıl ayırt edebiliriz?

Ön burun kanamaları sıklıkla kuru iklimlerde veya kış aylarında kuru ve sıcak oda havası nedeniyle burun içini kaplayan koruyucu tabakanın kuruması sonucunda oluşan kabuklanmalar ile olur. Bunu önlemek için az miktarda yumuşatıcı bir krem veya damlalar burnun içine kullanılabilir. Genellikle burun ön kısmına (burun kanatlarına burun delikleri ile burun kemiğin arasındaki yumuşak bölge) uygulanan parmak basısı ile durdurulabilirler.

Kanamanın arkadan olup olmadığı önemlidir. Arka burun kanamaları genellikle yaşlı insanlarda, yüksek tansiyon hastalarında veya burun ve yüz yaralanmalarında olur. Ağız ve boğaza doğru kanama devam eder. Bu bölgenin kanamaları daha şiddetli olur ve ciddi olarak ele alınmalıdır. Bu nedenle, mutlaka hastaneye başvurulmalı ve bir KBB uzmanı hatta İç Hastalıkları uzmanı ile hasta değerlendirilmelidir.

Burun kanamasının başlıca nedenleri:

  • Kaşıntıya yol açan alerji, enfeksiyon veya kuruluk durumlarında burun karıştırılması.
  • Kuvvetli burun sümkürme yaşlı veya genç hastalarda burun damarlarının çatlamasına yol açabilir.
  • Kanama pıhtılaşma bozukluğu olan kişiler veya Aspirin ve benzeri ilaç kullanımı.
  • Karaciğer hastalıkları, yüksek tansiyon
  • Burun eğrilikleri
  • Burun kırılmaları, baş ve yüz yaralanmaları ciddi durumlardır.
  • Tümörler (oldukça nadir)

Ön burun kanamasını durdurmak için ne yapmalı?

Burun kanaması ile karşılaşıldığında uygulanabilecek bazı yöntemler vardır:

  • Kanaması olan kişiyi sakinleştirmeye çalıştırılmalıdır. Heyecanlı ve panik halinde olanların tansiyonu yükselir ve kanamanın şiddeti artabilir.
  • Baş hafifçe öne doğru eğilmeli yutularak mideye gitmesi engellenmelidir. Kanama miktarı anlaşılamadığı gibi bulantı ve kusmaya da yol açabilir.
  • Burnun yumuşak olan kısmını tamamen kavrayacak şeklide başparmak ve işaret parmaklarla 5 dakika kadar sıkıştırılmalıdır.
  • Dik oturulmalı veya yatmak gerekiyorsa mutlaka baş yüksekte kalacak şekilde yatılmalıdır.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir?

  • Tekrarlayan burun kanamalarında doktora başvurmak gerekir.
  • Burun dışında başka yerlerden kanama olması durumunda (örneğin idrar ve dışkılama ile)
  • Vücutta hafif darbelerle bile morarma ve çürüklerin varlığında
  • Aspirin benzeri kan sulandırıcı ilaçların kullanıldığı durumlarda
  • Pıhtılaşma bozukluğu yaratabilecek karaciğer, böbrek veya hemofili gibi hastalıkların bulunduğu durumlarda,
  • Yakın zamanda kemoterapi alınmış olması durumunda mutlaka hekim ile temasa geçilmelidir.
  • 10 dakika boyunca burun sıkıştırıldığı halde kanama halen devam ediyorsa
  • Kanamanın kısa süre sonra tekrarlıyorsa
  • Fenalaşma, sersemlik veya bayılma hissi varsa
  • Çarpıntı veya nefes almada zorluk varsa
  • Kan tükürülmesi veya kusma ile ağızdan kan geliyorsa
  • 38,5 derece ateş ve döküntü/kızarıklık gibi ek belirtiler varsa vakit kaybedilmeden bir hastaneye gidilmesi gerekir.

Tedavi seçenekleri nedir?

Kanamanın durmadığı ön burun kanamalarında sınırlı bir tampon yapılarak veya küçük bir müdahale ile damar pıhtılaştırılarak kanama durdurulabilir. Kanama durmuşsa veya tampon alındıktan sonra çoğu kez yumuşatıcı ve yara iyileştirici krem veya merhemleri önerilir. Eğer burun kanaması tekrarlarsa, mutlaka kulak burun boğaz doktorunuza başvurmalısınız. Endoskopik muayene yöntemiyle burun içerisindeki problem bu şekilde belirlenebilir. Böylece kanamaya yol açan damarlar pıhtılaştırılabilir.

Burun kanamasını veya kanamanın tekrarlamasını önlemek için neler yapılabilir?

  • Tuzlu su içeren spreylerle burun içi nazikçe temizlenmelidir.
  • Burun karıştırılmamalı ve sümkürülmemelidir.
  • Ağır aktivitelerden kaçınılmalı ve ağırlık kaldırılmamalıdır.
  • Bulunulan ortam nemlendirilmeye çalışılmalıdır.
  • Sıcak su ile banyo yapılmamalı, ılık su tercih edilmelidir.
  • Aspirin veya türevi ilaçlar alınmamalıdır.
  • Sıcak ve kuru ortamlarda bulunulmamalı, ortam ısısı ve nemini uygun koşullara getirmelidir.

Boyun Lenf bezleri vücudun hemen her bölgesine yayılmış olan lenfatik sistem adlı bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Çoğumuz, kulak altında, boyunun her iki tarafında, çene ve koltuk altlarında büyüyen bezelere yabancı değilizdir. Genellikle şişmiş bezeler, bölgesel bir enfeksiyonun sonucu oluşurlar. Bunun nedeni içerisindeki savaşçı hücre (lenfosit- antikor) sayısının artmasıdır. Genelde 1 cm çapına kadar olanlar normal kabul edilebilir. Daha büyükler mutlaka yakından takip edilmelidir. Boyunda çene altında, kulak ön ve arkasında, boyun orta hattı ve yanlarında, boyundaki en büyük kasın üst, orta ve altında gruplaşırlar. Baş boyunda her hangi bir yerde vücuda zarar verme potansiyeli olan bir olay varsa bu bezeler irileşir. Kanserlerin büyük kısmı lenf yollarıyla yayılmaya çalışırlar ve uzun süre boyun bezelerine takılırlar. Aslında bu durum vücuttaki diğer bölgeler için de geçerlidir. Genellikle kanserin çevresindeki bölgeye ait lenf düğümleri tutulurlar. Sonra geniş yayılım olur.

Her büyüyen lenf bezi karşısında endişeye kapılmanıza gerek yoktur. Çocuklarda genellikle enfeksiyonlar ön plandadır. Dişiniz apse yaptığında çene altınızda şişen bezeler veya bademcik enfeksiyonuna bağlı büyüyen bezeler bir süre sonra kendi kendilerine ortadan kaybolurlar.

40 yaşını geçenlerde enfeksiyonların yanında kanser de akla gelmeli ve bu yönde araştırma yapmalıdır. Boyun orta hattında bulunan tiroid bezi (guatr vs) hastalıklarıyla karıştırılmamalıdır.

Nasıl ayrım yapılır?

Enfeksiyon kaynaklı olanlarda şu özellikle çoğu kez mevcuttur.

1) Ağrı olması
2) Son zamanlarda ortaya çıkmış olması
3) Üstteki ciltte kızarıklık olması
4) Enfeksiyon kaynağının görülebilir olması (bademcik, geniz eti, sinüzit, ağız içi vs..)
5) Muayenede yumuşak olması

Kanser kaynaklı olanlardaki muhtemel özellikler

1) Hastanın yaşı (40 üzeri)
2) Haftalar-Aylardır var olması
3) Ağrı olmaması
4) Sert olması
5) Birbirine yapışık gibi duran lastik kıvamında birden fazla beze hissedilmesi
6) Kulak alt hizasında olması
7) Hastanın sigara, alkol kullanma öyküsü

KBB hekiminin detaylı muayenesi gerekir. Enfeksiyon öngörüldüyse (büyük bölümü bu gruptadır) ilaç tedavisi verilir, yakın takip edilir. Gerek görülürse kan ve radyolojik tetkik istenir. Tümör düşünülmüşse kaynaklanabileceği muhtemel yerler iyice muayene edilir. Baş- boyun radyolojik tetkikleri istenir. Muhtemel çıkış yerlerinden biyopsi alınır. Kitlenin üstünden de ince iğne biyopsisi yapılabilir. Tetkik sonuçlarına göre cerrahi ya da diğer tedavi yöntemleri uygulanır.

Boyundaki şişliklerde bir üçüncü ihtimal de doğumsal kitlelerin varlığıdır. Bunlar genellikle küçük yaşlarda fark edilmelerine karşın bazen ileri yaşlara kadar ortaya çıkmazlar.

Enfeksiyon kapınca şişip ortaya çıkabilirler. Ciltten dışarı akıntıya neden olabilirler. Bunlar lenf düğümü (beze) değil kitledirler. İyi huyludurlar. Genellikle boyun orta hattında bulunurlar. Tedavileri cerrahidir.

Özellikle çocuklarda çok sık görülen hastalıklardan biri bademciklerin şişmesidir.

1- Bademcik vücutta ne işe yarar? Geniz etinin bademcikten farkı nedir?

Bademcikler (Tonsil) ve geniz eti (Adenoid) vücudun bağışıklık sisteminde rol alan, lenfosit üretmekle görevli lenfoid dokulardır. Bademcikler boğaz girişinde dil kökünün iki yanında, geniz eti ise nasofarenks denilen burun arkasındaki geniz bölgesinde yer alır. Bademcik ve geniz eti tarafından üretilen lenfositler ve antikorlar lokal bağışıklık sisteminde sadece yardımcı bir role sahiptirler, ana rolde ise mukozal immünglobülinler ve sistemik üretilen lenfositler rol oynar. Bademcikler bir kapsülle sarılıdır ve yutak kaslarına bu kapsülle bağlanırlar, geniz etinin ise bir kapsülü yoktur ve geniz bölgesinde dokuların üzerinde yer alır.

2- Vücudun bademciğe ihtiyacı var mıdır?

Vücudumuzdaki her organ gibi bademciklerinde bazı görevleri vardı ancak söylediğim gibi bu olmazsa olmaz bir fonksiyon değildir. O yüzden halen dünya üzerinde özellikle çocuk yaşlarda uygulanan cerrahi müdahalelerin büyük bir kısmını bademcik ve geniz eti operasyonları oluşturur. Burada esas mesele o hasta için bademcikler veya geniz eti alınmasının sağlam, kanıta dayalı tıbbi nedenlere göre karar verilmesi zorunluluğudur.

3- Bademcikler neden şişer?

Bademciklerin virüs veya bakterilerle enfekte olması sonucu boyutunun artması bademcik şişmesi olarak hissedilir. Boğaz ağrısı, ateş, yutma güçlüğü, halsizlik, ağızda kötü koku, boyun bezelerinde şişme, gibi şikâyetlerde eklenebilir.

4- Bademcik alınmalı mıdır? Bademcik hep geniz eti ile birlikte mi alınır?

Bademcik operasyonları gerekli durumlarda uygulanmalıdır. Bademciklerle geniz eti benzer lenfoid dokular olduğu için özellikle çocuk hastalarda çoğu zaman bademcik problemleri geniz eti problemleri ile birlikte olur ve operasyon gerektiğinde genellikle birlikte alınmaları gerekir. Bu lenfoid dokuların ameliyatla alınması genellikle iki nedenle gerekebilir. İlki bademcik ve geniz etinin boyutlarının artarak havayolunu tıkamaları, ikincisi ise sık iltihaplanmalarıdır.

Bademciklerin büyük olması; yutma, beslenme ve konuşma problemleri yaratabilir. Bademcik üzerinde biriken yiyecekler de ağız kokusu yaratabilir. Adenoid dokusunun büyük olması her şeyden önce burun tıkanıklığına yol açar. Bu hastalarda ağzı açık uyuma ve horlamaya neden olur. Ayrıca geniz etinin büyük ve tıkayıcı olması yüz ve çene kemiklerinde gelişim bozukluğu yaratarak ‘adenoid face’ denilen görünüme, orta kulakta sıvı birikimi ve işitme kaybına, sinüzit, geniz akıntısına neden olarak farenjit ve öksürüğe neden olabilir. Ayrıca sık tekrarlayan bademcik infeksiyonu kalpte, eklemlerde ve böbreklerde problem yaratabilir. Bu tip durumlarda bademcik ve geniz eti operasyonlarını planlamak gerekir.

5- Bademcikler ne zaman alınmalıdır?

Bademcikler gerekli olduğu durumlarda her yaşta alınabilir. Genellikle gece uykuda solunum durma atakları (apne) oluşması dışında bademcik operasyonları için 2,5 yaş sonrası beklenmelidir. Geniz eti operasyonları ise daha ufak yaşlarda güvenle uygulanabilir. Bademcik operasyonlarında üst yaş limiti yoktur fakat erişkin hastalarda operasyon sonrası kanama, ağrı gibi komplikasyonlar daha sık görülür.

6- Yaşa bağlı olarak bademcikler daha çok mu sorun yaratır?

Bademcik sorunları çocukluk çağından sonra genellikle azalır. Yaşla birlikte havayolu çapı artarak tıkayıcı durumlar daha az görülür, yaşla birlikte genel bağışıklık sisteminde de gelişmeler olduğundan bademcik enfeksiyonları yaşla birlikte azalabilir. Ancak erişkin bademcik enfeksiyonları çok daha ağır geçer, uzun iyileşme süresi iş kayıpları ve daha uzun sağlık sorunlarına neden olur.

7- Kaç yaşına kadar bademcik alınmalıdır?

Bademcik operasyonları her yaşta uygulanabilir, genellikle 3 – 5 yaş grubunda daha sık uygulanmaktadır ancak bademcik operasyonları için gerekli şartlar ve zorunluluklar oluştuğunda, çocuk daha da büyüsün diye beklemek çoğu zaman faydadan çok zarar getirecektir.

8- Bademcik ve geniz eti ameliyatı kararı nasıl alınır?

Bademcik ve geniz eti operasyonu için endikasyonlar (gereklilikler) şunlardır:

  • Sık enfeksiyon geçirilmesi: Birbirini takip eden yıllarda, senede 3 veya daha enfeksiyon geçirilmesi.
  • Bademciklerin yutmayı ve solunumu zorlaştıracak kadar büyümesi
  • Bademciklerin tek taraflı büyümesi (Kötü huylu hastalıkların belirtisi olabilir)
  • Bademcik üzerinde yiyecek birikerek kötü ağız kokusuna neden olması
  • Geniz etinin solunumu bozacak kadar büyümesi
  • Geniz eti ve bademciklerin kulakta sıvı birikimine neden olarak işitme kaybı yaratması
  • Sık sinüzit atakları ve kronik öksürüğe neden olacak kronik geniz eti iltihapları

9- Bademcik ameliyatlarının mevsimi var mıdır?

Bademcik operasyonları her mevsim yapılabilir ancak yaz aylarının çok sıcak günleri uygun değildir. Operasyon sonrası ağrı nedeniyle ufak çocukların sıvı alımı kısıtlanabilir ve komplikasyon oranı artabilir. Genellikle kış ve ilkbahar daha uygun aylardır.

10- Bademcik ameliyatı riskli midir? Bademcik ameliyatlarında anestezi kullanımı nasıldır?

Bademcik ve geniz eti operasyonları nispeten riski az müdahalelerdir fakat her cerrahi müdahalenin belli riskleri vardır. Özellikle çocuk yaş grubunda bu operasyonlar daha sık uygulandığı için hem cerrahi, hem anestezi oldukça titiz yapılmalıdır. Ameliyat sahası aynı zamanda havayolu sahası olduğu için anestezi için bu konuda tecrübeli ve özel ekipmanları olan birimler seçilmelidir. Anestezi biliminde son yıllarda gelişen yeni teknikler ve ilaçlar anestezi komplikasyonlarını oldukça azaltmıştır. Operasyon sonrası ağrı özellikle erişkin hastalar için problem yaratabilir fakat çocuk hastalarda ağrı çoğu zaman basit ağrı kesicilerle ortadan kalkar.

Operasyon sonrası gelişen kanamalarda önem arz eder. İlk gün genellikle fazla olmamak koşuluyla ağızdan kan gelmesi normaldir, fakat ilerleyen günlerde kanama devam eder veya şiddetlenirse vakit kaybetmeden operasyonu yapan hekimle temasa geçmek gerekir, çok nadiren kanama kontrolü için yeni bir operasyon gerekir. Operasyon sonrası beslenme tarzı komplikasyonları azaltmada oldukça önemlidir. Kesici ve sert besinler asla alınmamalıdır, genellikle sıvı ve yarı sıvı ağırlıklı beslenmek gerekir. Sonuç olarak bademcik ve geniz eti operasyonları sık uygulanan, tecrübeli ekiplerle oldukça sorunsuz ve yüz güldürücü sonuçları olan operasyonlardır.

Bebeklerin binde 1 ile 6'sı doğuştan işitme kaybıyla ve yarısı genetik faktörle doğuyor. İşitme kaybı olan bebeklerin tanısındaki olası gecikmeler, bu çocukların iletişim gelişiminde ve eğitiminde ciddi sorunlara yol açıyor. Bu nedenle, işitme kayıplı yenidoğan bebeğin belirlenmesi ve tedavisinin erken dönemde başlaması hayati önem taşıyor.işitme kayıpları tedavisinde güncel yaklaşım

Erişkinlerde görülen başlıca işitme kayıpları:

  • İdiyopatik (nedeni bilinmeyen) ani işitme kayıpları.
  • Enfeksiyonlara bağlı işitme kayıpları.
  • Gürültüye bağlı işitme kayıpları.
  • Posttravmatik (travma sonrası) işitme kayıpları.
  • Erişkinlerde 65 yaşından sonra başlayan presbikuzi yaşa bağlı işitme kaybı.

İşitme kayıpları üçe ayrılır:

1. Sensorinöral tip (Sinirsel Tip) işitme kayıpları:

Bu tip işitme kayıplarında, problemin cerrahi olarak düzeltilmesi olası değildir. Hastanın işitme cihazı ya da protezle işitmesi sağlanabilir.

2. İletim tipi işitme kayıpları:

Orta kulağın kulak zarı ya da kemik zincir kusurları gibi nedenlerden kaynaklanıyor. Ses dalgalarının dış ve orta kulak içinden iç kulağa geçmesini engelleyen bir durum. Cerrahi olarak düzeltilmesi mümkündür.

3. Mikst (Karışık) tip işitme kayıpları:

Mikst tip işitme kaybı, Sensorinöral Tip (Sinirsel Tip) ve iletim Tipi işitme Kayıpları'nın bileşimi olduğundan; hem dış kulakta ya da orta kulakta, hem de iç kulakta hasar söz konusudur.

İşitmeye Yardımcı Cihazlar Nelerdir?

Klasik işitme cihazları ve implante edilebilir cihazlar olarak iki ana gruba ayrılır.

1- Klasik işitme cihazları:

Bir hoparlör yardımıyla sesi kulak zarına ileten cihazlardır. Bu tip cihazları kullanabilmesi için, hastanın iç kulağının kısmen hasarlı olması gerekli. Optimum sonuç için hastanın KBB hekimince muayenesi sonrası ideal olarak odyoloji uzmanı tarafından odyolojik testlerinin yapılması, işitme eğrisine uygun cihaz seçimi ve cihazın hastanın işitmesine göre programlanması gerekli.

2- İmplante edilebilir işitmeye yardımcı cihazları:

BAHA: Orta kulağın ağır hasarlı olduğu durumlarda (konjenital aural atrezi, mastoidektomi kavitesi gibi) kafatasına vidalanan ve kemik yolundan direkt iç kulağı uyaran cihazdır.

Parsiyel sensorinöral işitme kayıplarında kullanılan implante edilebilen cihazlar:

a.Vibrant soundbridge, TICA. Vibrant Soundbridge: Biyonik kulak gibi iç ve dış parçadan oluşur. İç parça operasyonla yerleştirilir Dış parça ise kulak arkası işitme cihazına benzer. Gelen sesleri alan mikrofon, cilt üzerinden sinyalleri iç parçaya gönderir. Örs kemikçiği uzun koluna bağlı oluşum, kemik zincirin daha güçlü titreşimini ve amplifikasyonu sağlar.

b.TICA (Totally impantable communication assistance): Cihazın özelliği tam implante edilebilir olması, yani dışarıdan görünen hiçbir parçasının bulunmamasıdır. Mikrofon, dış kulak yolu derisinin altına yerleştirilir.

Biyonik kulak: Bilateral total işitme kayıplı hastalarda, mekanik ses enerjisini elektrik sinyallerine çevirerek cochlear sinire ulaştıran cihazlardır. Biyonik kulak adayı hastanın çok ileri seviyede işitme kaybının olması ve diğer işitme cihazlarından yarar görmemiş olması gerekir.

Biyonik kulak sayesinde insanoğlu ilk kez beş özel duyudan birini restore etme olanağını yakalamıştır. Ancak, doğumsal işitme kayıplı hastaların ilk 6 ay içinde işitme kaybı tanısının konulması, 1 yaş dolmadan işitme cihazı kullanmaya başlaması ve 2 yaş civarında biyonik kulak uygulanarak rehabilitasyon programına alınması çok önemlidir.

 

Doğuştan işitme kaybının erken tanı ve erken rehabilitasyonu giderek önem kazanmaktadır. Bu yüzden tüm dünyada evrensel bir yenidoğan işitme taraması gündemdedir. Yeni geliştirilen güvenilirliği yüksek testlerle ve taşınabilir cihazlarla işitme taramaları daha da kolaylaşmıştır. Yenidoğan işitme tarama programları 1993'de ABD’de, 1998'den bu yana da Avrupa Birliği ülkelerinde işitme engellilerin erken tanısı ve rehabilitasyonu için önerilen bir tarama programıdır. Bu programın amacı hayatın ilk 6 ayında işitme engelli çocukların tanılanmasını ve cihazlandırılmasını sağlamak, onların biyolojik, psikolojik ve sosyal gelişim sürecini yakalamalarına yardımcı olmak, diğer bireyler gibi eğitim olanaklarından yararlanabilmelerini mümkün kılmak ve üretken, mutlu bir birey olarak toplumdaki yerlerini almalarını sağlamaktır.

Risk grubuna giren yenidoğanlar öncelikli olmak üzere tüm yenidoğanların işitme tarama testlerinden geçirilmesi, erken tanı, tedavi ve rehabilitasyon için zorunludur.

İşitme nasıl olur?

İşitme zincirleme gelişen seri bir olaya bağlıdır. Ses kulak zarına erişir ve titreşim iç kulağa aktarılır. İç kulak, sesi oluşturan titreşimleri sinir uyarılarına çeviren hücrelere aktarılır. Binlerce sinir ses sinyalini beynin alt düzeylerine taşır. Burada sinyalin özellikleri ses olarak algılanır. Eğer sesler doğru olarak algılanırsa, biz de seslerin ne anlama gelmiş olduğunu algılamış oluruz.

İşitmede RİSK altında olan YENİDOĞANLAR şunlardır;

  1. Erken doğan bebekler.
  2. 37 doğum haftasından erken doğan yenidoğanlar.
  3. 1500 gramdan daha düşük doğum tartısı olan bebekler.
  4. 5 günden fazla yenidoğan yoğun bakım ünitesinde kalmış yenidoğanlar.
  5. 10 günden fazla solunum desteği almış yeni doğanlar.
  6. Bakteriyel menenjit tanısı olan bebekler.
  7. Ailede kalıtsal olan, çocuklukta başlayan işitme kaybı hikayesi.
  8. Annenin hamileliği sırasında geçirilen kızamık, frengi, toksoplazma gibi enfeksiyonlar.
  9. Bebeğin yüz ve kafasında, kulak kepçesi ve kulak kanalında yüksek olması.
  10. Kandaki sarılık değerlerinin kan değişimini gerektirecek kadar yüksek olması.
  11. Doğumdan sonraki ilk dakikalarda 6’dan daha düşük apgar puanının olması.
  12. İdrar söktürücüler ile birlikte kullanılan bazı antibiyotikler ve ototoksik ilaçlar.
  13. Bir sendromu düşündüren diğer bulgular ile birlikte işitme kaybı.
  14. Tip 2 nörofibroma düşündüren diğer bulgular ile birlikte işitme kaybı.
  15. Yarık damak ve yarık dudak deformiteleri.
  16. Tekrarlayan ve ısrarlı devam eden orta kulak iltihabı.
  17. Bilinç kaybı ve kafatasında çatlakla birlikte görülen kafa travması.
  18. Ailenin, çocuğun işitme, konuşma ve lisan gelişiminde gerilik fark etmesi.

Tedavi ve terapi yaklaşımlarına bir an önce başlanabilmesi, işitme kaybının erken tanısı ile mümkündür ancak.

Emisyon tarama testi (OAE-OTOAKUSTİK emisyon)

Bu test en erken bebek doğduktan ilk 12 saat sonrasında yapılır. Bu test işitme kaybının derecesini göstermez, sadece sağ-sol iç kulaktaki dış tüylü hücrelerin işlevsel olup olmadığını gösterir. Otoakustik emisyon dış kulak yoluna yerleştirilen bir mikrofon aracılığıyla kolaylıkla yapılır. Bebeğe acı vermeyen, bebek uykuda iken yapılan basit, kolay bir testtir. Yapılan test sonucunda yeterli veri elde edilemez ise daha ileri tetkik olarak ABR testi uygulanmalıdır. O-ABR testi bebeğin kulak arkalarına, elmacık kemiği bölgesine ve alına yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile yapılmaktadır. Riskli yenidoğanlar baz alınarak özellikle orta ses dalgası yayılım tarama testinden geçemeyen bebekler için uygulanan bir test yöntemidir.

Ses teli nodülü nedir?

Sesin kötü veya aşırı kullanılması sonucu ses tellerinin serbest kenarlarında ortaya çıkan kitlesel oluşumlardır. Bu hastaların birçoğunda, aynı zamanda gastroözofageal reflünün de söz konusu olduğu ortaya çıkmıştır. Hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir. 

Ses teli nodüllerinin tedavisinde anahtar nokta; ses terapisi olup cerrahinin rolü tartışmalı olarak kalmıştır. 6 haftalık ses terapisi sonrası gerilemeyen ve nasırlaşan (keratinize lezyonlar) olgular cerrahi ile tedavi edilebilmektedir.

 Başlangıçta ses istirahatı ile başlayan tedavi ,ses terapisi rejimi ile devam eder ve uygun şarkı söyleme egzersizleri ile tamamlanır.Zararlı şarkı söyleme ve konuşma şekillerinin düzeltilmesi zorunludur.Şarkıcı veya konuşmacı, eski konuşma alışkanlıklarına dönerse nasıl tedavi edilirse edilsin ses telindeki nodül tekrar oluşacaktır.

Ses teli nodüllerinin oluşması önlenebilir mi?

Uygun ses tekniği, nefes açıcı egzersizler ve sağlıklı bir diyet içeren makul bir yaşam tarzı, ses teli nodülünü önlemek için yeterlidir. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, ses eğitimi alan şarkıcılarda, gırtlaktaki aşırı kas gerginliğinin, ses eğitimi almayanlara göre, önemli derecede azaldığını göstermektedir. Dolayısıyla şarkıcıların seslerini kullanırken, nasıl hem gevşemiş ve hem de enerjik ve güçlü olabileceklerini öğrenmeleri gerekmektedir.

Tüm provalarda ve şarkı söyleme eylemlerinden önce dikkatli ısınma gereklidir . Belirli bazı şarkı söyleme tipleri (rock, jazz, ve bazı popüler stiller) ses teli nodülü için daha müsaittirler.Bunlardaki teknik bağırmayı gerektirir ki buda ses tellerinde aşırı titreşime ve yüklemeye sebep olur.Gece kulüplerinin sigara dumanlı,tozlu ve gürültülü ortamında şarkı söylemek, ses tellerine aşırı yüklenmeye neden olur. Pop şarkıcılarının ses telindeki nodül kendini, tipik boğuk ses tonu ile belli eder. Ses teli nodülü tanısı konan çoğu pop sanatçısı, kendilerine özgü ses özelliklerini kaybedeceklerinden korktukları için tedavi olmak istemeyebimektedir.

Çoğu ses hastalığının, gastroözofageal reflünün (yemek borusu ve yutağa mide muhtevasının gelmesi) yarattığı ses teli tahrişinden kaynaklandığını bilindiği için uygun bir diyet önemlidir. Aşırı çay, kahve ve alkol tüketiminin ses teli üzerindeki kurutucu etkisi sesi olumsuz etkiler. Pasif içiciliğin de dahil olduğu sigaranın zararlı etkileri iyi bilinmektedir. 

Antialerjik ilaçların kullanımı gırtlağı kurutabilir, aspirin ise kanama eğilimini artırabilmektedir.Bu ilaçlar kullanılırken dikkatli olunmalıdır.

Son olarak rutin nefes egzersizlerinin, yoganın ve/veya meditasyonunun (derin düşünme), stresi ve gerginliği gidermede yardımcı olarak şarkıcının durumunu güçlendireceğini söylemekte yarar vardır.

Hormonal bozukluklar ses değişikliği yapar mı?

Evet yapar. Guatr bezinin az çalışması ve adet öncesi dönemde östrojen hormonların etkisiyle ses tellerinde ortaya çıkan ödem, ses kısıklığına neden olabilir. Büyüme hormonunun fazla salgılanması, gırtlağın aşırı büyümesine bağlı olarak ses tellerinin uzamasına sebep olduğu için ses değişikliğine yol açabilir.

Gırtlak iltihabı ses kısıklığı yapar mı?

Akut gırtlak iltihabı, grip ya da nezle gibi enfeksiyon, sesin aşırı kullanılması (bağırma, şarkı söyleme vs.) ve sigara dumanının neden olduğu tahriş sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Gırtlak iltihabında; hasta konuşmakta güçlük çeker,sesi kısılır,hatta bazen tümüyle sesi çıkmaz. Gırtlakta ağrı ve duyarlılık hisseder.Bu rahatsız edici ama tehlikeli olmayan bir durumdur.Ses istirahatına önem verip içine yumuşatıcı maddeler eklenmiş buhar solunması tedavide iyi gelebilmektedir.

Reflü hastalığının ses kısıklığı üzerinde etkisi nedir?

Bazı insanlarda mide asidi anormal bir biçimde yemek borusuna ulaşır. Buna “gastroözofageal reflü hastalığı" denir.Şayet reflü üst kısma kadar çıkar ve gırtlağın arka kısmına kadar ulaşırsa buna “larengofarengeal reflü hastalığı" adı verilir. Yutak,gırtlak ve akciğerler mide asidine karşı çok duyarlıdırlar. Ses telleri de reflüden olumsuz olarak etkilenebilmektedir.

Hastalarda göğüs ağrısı ya da mide şikayetleri her zaman bulunmayabilir. Bu, hastalar tarafından sıklıkla sorulan bir sorudur.Aslında larengofarengeal reflüsü olan hastaların pek azında ciddi göğüs ağrısı,göğüs kemiği arkasında yanma hissi bulunur.Göğüste yanma hissi, yemek borusu dokuları tahriş olduğunda ortaya çıkar. Reflü ataklarının çoğu hasta farkında değilken boğaza zarar verebilir.

Larengofarengeal reflü; ses kısıklığı ,kronik öksürük,sık boğaz temizleme ihtiyacı,boğazda ağrı ya da rahatsızlık hissi veya kitle hissi,yutkunma problemleri,ağızda kötü/acı tat duyusu (özellikle sabahları),geniz akıntısı,kulağa vuran ağrı,astım benzeri semptomlar,şarkı söylerken zorlanma gibi şikayetlere yol açabilmektedir.

Larengofarengeal reflü nasıl tedavi edilir?

Reflü tedavisinde; ilaç kullanımı ve yaşam tarzı değişiklikleri yer alır.Hastaların günlük yaşantılarında dikkat etmesi gereken konular ise şöyle sıralanabilir:

Stresten Kaçınılması: Orta şiddette stres bile reflü miktarını önemli ölçüde arttıracağından, profesyonel ve gündelik yaşam tarzında stresle başa çıkmaya yönelik ciddi adımların atılması gerekir.

Beslenme Özelliklerine Dikkat edilmesi: Hasta sindirim sisteminin çeşitli besinlere karşı nasıl reaksiyon gösterdiğini gözlemlemelidir. Bazı besinlerin, insanların çoğunda reflüyü arttırdığı belirlenmiştir. Bunlar arasında: Meksika ve İtalyan yemekleri gibi baharatlı, asitli ve domates içiren yemekler, portakal, greyfurt suyu gibi asitli meyve suları, fast food ürünleri gibi yağ içeriği yüksek yiyecekler,kahve çay gibi içecekler,nane şekeri ve çikolata sayılabilir.

Öğün Zamanlarının Düzenlenmesi: Öğünler sırasında mide aşırı doldurulmamalı,öğünden hemen sonra egzersiz yapılmamalı,uykudan birkaç saat önce yemek yememeli ve yatakta uzanarak bir şeyler yeme alışkanlığından kaçınılmalıdır.

Kiloya Dikkat Edilmesi:Vücut yapısına uygun kilonun korunması önemlidir. Çünkü şişmanlık reflüyü önemli derecede arttırır.

Uyku Esnasında Reflünün Önlenmesi: Uyku sırasında baş yükseltilmelidir. Bir kaç yastık kullanılarak başın yükseltilmesinden kaçınılmalıdır zira bu, mideyi sıkıştırarak reflüyü arttırır. Son çalışmalarda reflü ataklarının gündüz ayaktayken daha fazla meydana geldiği gösterilmiştir. Bu yüzden bu öneriler daha önceleri önerildiğinden daha az önem taşır.

Bunların yanı sıra beli çok sıkan kemer ve elbiselerin kullanılmaması, sigaranın bırakılması, aspirin gibi reflüyü şiddetlendiren ilaçların kullanılmaması da önemlidir.


Ses kısıklığı ile birlikte aşağıdaki belirtiler varsa ihmal etmeden kulak burun boğaz uzmanına başvurmalısınız: 

  • Soğuk algınlığı gibi belirli bir neden yokken ağrı olması, 
  • Öksürükle kan gelmesi,
  • Yutma güçlüğü,
  • Boyunda şişlik,
  • Birkaç günden uzun süren tam ses kaybı 

Özellikle sigara içen bir kişide bu belirtiler gırtlak kanserinin ilk belirtisi olabilir. Gırtlak kanseri erken teşhis konulduğunda tedavi oranı yüksek bir hastalıktır. Teşhisinde gecikilmiş olgularda, gırtlağı tümüyle almak gerekir ama erken teşhis konulan olgularda, kısmi ameliyat veya radyoterapi ile tedavi mümkündür.

Genel sağlık durumunuzu, en iyi halde tutmak için elinizden geleni yapın. Dinlenmeye zaman ayırın. Kendinizi kötü hissettiğinizde veya gribal enfeksiyon geçirdiğinizde sesinizi zorlamayın ve şarkı söylemeyin. Bununla birlikte aşağıdakilere dikkat edin;

  • Düzenli olarak egzersiz yapın
  • Dengeli ve düzenli beslenin
  • Susuz kalmamaya dikkat edin
  • Havası kuru ve kirli ortamlarda bulunmamaya dikkat edin
  • Aşırı konuşmayın, sesinizi mümkün olduğu kadar az kullanın ve sık aralıklarla ses istirahati uygulayın
  • Bağırmaktan, çığlık atmaktan, yüksek sesle gülmek ve konuşmaktan kaçının
  • Gürültülü ortamlarda (kalabalık restoran ,partiler vs .gibi) sesinizi mümkün oldukça az kullanın
  • Hasta olduğunuzda fısıldayarak konuşmayın. Fısıldamak,normal konuşmaktan daha zararlıdır
  • Birinin dikkatini çekmek yerine el çırpma veya ıslık çalmak gibi nonvokal eylemlerden faydalanın
  • Sesinizi zorlamamak için yüzünüzü konuştuğunuz kişiye dönün ve ona mümkün olduğunca yaklaşın
  • Gerektiğinde amplifikasyon cihazlarından yararlanın
  • Uzun cümlelerle konuşurken sık sık nefes alın
  • Şarkı söylemeden önce ısınmayı, söyledikten sonra gevşeme gevşeme egzersizleri yapmayı alışkanlık haline getirin
  • Sesinizi mümkün olduğu kadar az efor ve gerginliğe yol açacak şekilde kullanmayı öğrenin

Bol su içmek: Ses tellerinin yeterli titreşebilmesi için üzerinde ince bir mukus tabakası ile kayganlaştırılması gereklidir. Bunun için altın kural mümkün oldukça su içmektir. Kahve ,çay ve içkilerin içerdiği kafein ve alkol suyu vücuttan uzaklaştırarak ses tellerinin kurumasına neden olabilmektedir. Bu içecekler az miktarda alınmalı ve alındığında denge sağlamak için bol su içilmelidir.

Kuru hava: Ses tellerinin nemliliğini bozan diğer bir faktör kuru havadır. Gaz, elektrik sobaları, klimalı ortamlar ve iklimi kuru olan bölgelerde bulunmak ses tellerini olumsuz etkiler. Böyle bir durumda geceleri hava nemlendirici kullanılması yarar sağlayabilir.

Boğaz temizleme ve şiddetli öksürme: Boğaz temizleme ve şiddetli öksürme ses tellerini zedelemektedir. Mümkün olduğunca bu eylemlerden kaçınılması gereklidir.Boğaz temizleme ihtiyacının ve öksürüğün en sık sebeplerinden biri, ses telleri seviyesinin altında koyu veya aşırı mukus (balgam) sekresyonunun bulunmasıdır. Bunu temizlemek için, derin nefes alıp nefesinizi bir an için tutun. Göğsünüzü ve karnınızı içeri çekip ve ciğerlerinizdeki havayı dışarı verirken yumuşak ve hafif bir “H “ sesi çıkarın.

Sağlıklı beslenme: Dengeli beslenmeniz genel vücut sağlığına yararlı olduğu gibi ses telleriniz için de gereklidir. Bol sebze meyve tüketmek, yağ, şeker, tuz alımını sınırlamak, bol sıvı tüketmek, abur cuburdan ve katkı maddeleri besinlerden uzak durmak önemlidir.