Yararlı Bilgiler

Yanlış: Memede farkedilen her kitle meme kanseri olduğu anlamına gelir.

Doğru: Her 10 kitleden 8'i kanser değildir. Kadın eğer memesinde bir kitle veya değişiklik hissederse, bir an önce doktoruna görünmelidir. Kadınlar çoğu zaman korkuları yüzünden düzenli sağlık kontrolü yaptırmaz; karşılaşacaklarından korktukları için tedaviden uzak dururlar. Aylık kendi kendine muayene, düzenli doktor kontrolü ve düzenli mamografi çekimleriyle meme kanserini çok erken yakalayabilirler.

Yanlış: Erkekler meme kanseri olmaz.

Doğru: Maalesef erkeklerde de meme kanseri görülebilir. Erkeklerde meme dokusu çok gelişmemiş ve küçük olduğundan meme kanseri çok az sıklıkta görülür. Her 100 meme kanserinin sadece 1 tanesi erkekte, 99 tanesi kadınlarda görülür. Bu nedenle erkeklerde, 40 yaşından sonra ayda bir kez duş alırken memelerini kontrol etmelidirler.

Yanlış: Mamografi meme kanserinin yayılmasına yol açar.memekanseri

Doğru: Mamografi yaklaşık 50 yıldır gelişmiş ülkelerde meme kanserinin erken tanısı için başarı ile ve güvenle kullanılmaktadır. Ayrıca bir mamografi çekimi sırasında kadına verilen radyasyon dozu, 1 santigreyden daha azdır. Oysa meme kanseri tanısı konulan ve memesi korunan kadınlara verilen radyasyon dozu 6.000 – 6.500 santigrey kadardır. Bu rakamlar, mamografi sırasında verilen ışının ne kadar düşük olduğunu göstermektedir. Mamografi çekimi sırasında memeye uygulanan baskı, sadece kadınların az miktarda ağrı duymasına) neden olur, kanserin yayılmasına neden olmaz. Günümde, ülkemizde de kullanılan “Dijital mamografi” sayesinde kadınlar daha az ağrı duymaktadır.

Yanlış: Bir kişinin ailesinde meme kanseri varsa, bu durum, söz konusu kişinin de meme kanseri olacağı anlamına gelir.

Doğru: Ailesinde meme kanseri olan kadınlar yüksek risk grubunda olmalarına karşın, bunların hepsinin meme kanserine yakalanması söz konusu değildir. Meme kanseri olan kadınların yüzde 85’inde ailede meme kanseri yoktur. Annesi, kız kardeşi veya kızında meme kanseri olan kişi kanserli yakınlarının teşhis yaşından 10 yıl önce düzenli mamografi çektirmeye başlamalıdır. Örneğin, annesi 40 yaşında meme kanseri olan bir kadında 30 yaşında meme kanseri taraması başlamalıdır.

Yanlış: Meme kanseri bulaşıcı bir hastalıktır.

Doğru: Meme kanseri bulaşıcı bir hastalık değildir, insandan insana bulaşmaz. Meme kanseri, vücutta kontrol altına alınamayan ve normalden farklı bir şekil gösteren ve çoğalan hücre veya hücrelerin ortaya çıkması sonucu görülür.

Yanlış: Değişime uğramış BRCA1 ve BRCA2 genlerinin düzeltilmesi ile meme kanseri önlenebilir.

Doğru: Meme kanseri olan kadınların yüzde 5 kadarında mutasyona uğramış BRCA-1 ve BRCA-2 genleri vardır. Bu genleri taşıyan kadınların, meme kanseri olmaları yüksek bir ihtimaldir. Bu genlerin taşıyıcısı olan kadınlarda her iki meme dokusunun çıkarılması meme kanserini önleyebilir. Bunların tedavileri meme kanseri cerrahisi uzmanlarınca planlanmalıdır.

Obezite günümüzün en önemli sağlık sorunu. Son yirmi yıldır özellikle gelişmiş ülkelerde çok hızlı bir artış izleniyor. Obezite yani aşırı kilonun kalp hastalığı, inme, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, eklem hastalıkları ve diğer bazı kronik hastalıklara yol açtığı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Ancak çok iyi bilinmeyen bir diğer risk de obezite ile artan kanser riski.

Aşırı kilo yemek borusu, meme (menopoz sonrası), rahim, kalın bağırsak ve rektum, böbrek, pankreas, tiroid, safra kesesi riskinde belirgin artışa neden oluyor. ABD de yapılan çalışmalar 2007 yılında erkeklerde 34.000 (%4) kadınlarda ise 50.500 (%7) kanser vakasının obeziteden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Obeziteye atfedilen kanser oranları organlar açısından değişmekle birlikte rahim iç yüzeyi ve yemek borusunda % 40 a kadar yükseliyor. 2030 yılı için yapılan öngörülerde ABD de obezitenin 500.000 kanser vakasına yol açacağını gösteriyor. Eğer her erişkin vücut kitle endeksinde % 1 azalmayı sağlarsa ki bu normal boylu bir erişkinde yaklaşık 1 kiloya denk, bunun yılda 100.000 kanseri engelleyebileceği hesaplanıyor.

Dolayısı ile obezite; diğer tüm sorunların ve neden olduğu hastalıkların yanı sıra kanser riskinde neden olduğu artış nedeni ile de günümüzün en önemli sağlık sorunu.

Obezite neden kanser riskini artırıyor?

Artmış yağ dokusu fazla miktarda östrojen üretiyor. Yüksek östrojenin özellikle meme ve rahim kanserinde artışa yol açtığı biliniyor. Obez kişilerin kanında yüksek düzeyde insülin ve insüline benzer büyüme faktörü ¬1 (IGF 1) bulunuyor. Bu durum halk arasında insülin direnci olarak biliniyor ve bunun bazı kanserlerin gelişiminin artırdığı düşünülüyor. Yağ hücreleri adipokin adı verilen ve hücre büyümesini artıran ya da engelleyen hormonlar üretiyor. Örneğin kilolularda yüksek olan Leptin hücre artışını uyarırken, adiponektin hücre çoğalmasını engelliyor.

Yağ hücrelerinin diğer bazı büyüme düzenleyici faktörler (mammalian target of rapamycin m TOR ve AMP activated protein kinase) üzerinde etkili olduğu biliniyor.

Meme kanseri ve obezite bağlantısında ne biliniyor?

Yapılan birçok çalışmada meme kanseri ve obezite arasında bağlantı olduğu gösterildi. Obezite özelikle menopoz sonrası görülen meme kanserinde artışa yol açıyor. Bu artışın yüksek düzey östrojene bağlı olduğu düşünülüyor. Menopoz sonrası yumurtalıklar hormon üretmeyi kestiğinde kadın vücudunda en önemli östrojen kaynağı yağ dokusu oluyor. Obez kadınlarda yağ dokusu fazlalığı östrojen düzeyinin de yüksek kalmasına yol açıyor. Böylelikle östrojene duyarlı tümörler tetikleniyor.

Meme kanseri ve endometrium (rahim iç yüzeyi) bağlantısında ne biliniyor?

Aşırı kilolu kadınlarda endometrium kanseri, menopoza bağlı olmaksızın dört kat fazla görülüyor. Çalışmalar özellikle menopoz sonrası ilaç kullanmayan ve kilo artışı gösteren kadınların riskine işaret ediyor. Bu artmış risk için net bir neden ortaya konmazken olası mekanizmalar olarak diyabet, aşırı östrojen ve azalmış hareket düzeyi öne çıkıyor.

Yemek borusu kanseri ve obezite

Kilolu ve obez kişilerde ösofageal adenokarsinom olarak adlandırılan kanser türü normal kilolu insanlara göre iki kat daha fazla görülüyor. Bu artışta ise en çok suçlanan obezite ile reflüde görülen artış. Kronik reflü yemek borusu hücrelerinde hasara yol açıp uzun dönemde hücresel değişime yol açıyor. Bu durumda yaklaşık 150 kat kanser riski artışına neden olduğundan obezitede reflü artışına bağlı olduğu düşünülen bir yemek borusu kanseri riski söz konusu (Barrett ösofagus).

Kalın bağırsak kanseri ve obezite

Özellikle erkeklerde kilo artışı barsak kanser riskini belirgin artırıyor. Bu durumda aşırı kilonun vücutta dağılımı da önemli. Göbek etrafında kilo artışı olarak tanımlanan abdominal obezite en yüksek riski oluşturuyor. Barsak kanseri riskinin artışı ile ilgili öngörülen mekanizmalardan en önemlisi insülin ve insüline bağlı büyüme faktörlerinin bağırsak kanserini tetikleyebileceği.

kadin-sagligi.jpgKadınlardaki temel üreme organlarından olan ve yaklaşık 3 cm çapındaki yumurtalıktan gelişen, yer yer içi sıvı dolu kesecikler (kistik), yer yerde sert doku parçacıkları (solid) yapılarına yumurtalık kisti adı verilir.

Ne kadar sıklıkla görülür ve hangi yaşlarda karşılaşılır?

En sık 20-44 yaşında görülmesine rağmen hemen hemen her yaşta, farklı türleri ile karşılaşılabilir. Farklı özellikler taşıyan türlerinden dolayı da belki de her kadın bu sorunla yaşamında en az bir kere karşılaşabilir.

Hangi şikayetleri yapabilir? Kadınlar nelerden şüphelenerek hekime başvurmalıdır?

Genellikle; kasıklarda ağrı, karında gerginlik, düzensiz adet görme, sık idrara çıkma ve kabızlık gibi şikayetlerle hekime başvurulur. Fakat sıkça hiçbir şikayeti olmayan kadınlarda rutin jinekolojik muayenede karşılaşılır. Bu da yumurtalık kistlerinde 6-12 ayda bir yapılması gereken rutin jinekolojk muayenenin önemini oldukça arttırır.

Yumurtalık kütlelerinin takip ve tedavisinde en önemli konu nedir?

Aslında bu konunun en can alıcı noktasıdır. Bir yumurtalık kisti ile ister rutin jinekolojik kontrollerde karşılaşılsın ister şikayetleri üzerine araştırılırken tespit edilsin, öncelikli hedef bu kistlerin kötü huylu bir kanser mi yoksa iyi huylu selim kistler mi olduğunun tespitidir. Bizler ilk önce bu ayırımı yapmak için detaylı bir ultrasonografik inceleme ve kanda tümör belirteçlerini araştırıyoruz ve gerekirse PET-CT, MRI, bilgisayarlı tomografi gibi ileri tanı yöntemlerini uyguluyoruz. Eğer kanser şüphesi varsa öncelikle cerrahi operasyon planlıyoruz ve patolojik inceleme sonrası kesin tanıyı zaman kaybetmeden koymaya çalışıyoruz.

Ancak sevindirici haber; oluşan kistlerin sadece menopoz öncesi %7 sinde menopoz sonrası ise %30 unda kötü huylu potansiyel taşıyor olmasıdır.

Bu ayrımından sonra kistlerin çok büyük kısmı olan iyi huylularda; fonksiyonel bir kistik yapımı (ki bunlar genellikle menstürüelsiklusda her ay oluşan yumurtlama sonucu olan kistlerdir) yoksa iyi huylu bir tümör mü ayrımını yapmak gerekir.

Bu ayrımı yapmak için sabırlı olmak ve deneyimli olmak gerekir. İlk olarak detaylı bir teknik değerlendirme sonrasında ilaç tedavisi ya da hastaları 1-3 ay gözlemek esastır. Kanser olmayan iyi huylu kistlerin çok büyük kısmı fonksiyonel kistlerdir. 1. ayda doğum kontrol hapları kullanarak geriler ve hastaları gereksiz cerrahi operasyondan kurtarır.

Ancak bu 3 aylık tedavi ve gözlem sonrasında kistler gerilemez ve/veya büyümeye devam ederse bu durumda da cerrahi bir operasyon planlamak gerekir.

Fonksiyonel olmayan iyi huylu tümörlerde neden cerrahi tedavi planlanıyor ve nasıl yapılıyor?

İyi huylu tümörlerde 2 önemli sorun vardır.

Birincisi; bunların türüne göre %1-25 i zaman içinde kanserleşme potansiyeli taşıyabilir ve bu riski ortadan kaldırmaları gerekir.

İkinci bir önemli konuda; bu kistler çoğunlukla menopoz öncesi görüldüğünden kistler büyüdükçe yumurtalıktan çalmaya ve yumurtalık kapasitesini azaltıp yok etmeye başlarlar ve bir süre sonrada üreme sorunlarına sebep olabilirler.

Yumurtalık kistlerinin kısırlık yapma yiski var mıdır?

Evet, aslında tüm yumurtalık kistleri hatta fonksiyonel olanlar bile kısırlıkla yakın ilişkilidir. Tümoral kistler yumurtalığı yok ederek hacmini azaltırlar ve geç kalındıkça yumurtalık rezervleri azalır. Özellikle halk arasında çikolata kisti denilen endometriomalar hem yumurtalık hacmini azaltarak, ilaveten tüplerde yapışıklık yaparak kısırlık riskini arttırırlar. Sık sık fonksiyonel kistleri olan kadınlarda da yumurtalık rezervleri araştırılmalı ve erken menopoz riski açısından dikkat edilmelidir. Çünkü yumurtalık kalitesinin azaldığı menopoz öncesi dönemde fonksiyonel kistleri daha sık görürüz.

Fonksiyonel kistlerin büyük bir kısmı gerilediğinden takibine gerek var mıdır?

Elbette yakın izlenmelidir. Fonksiyonel kistler yırtılarak iç kanama yapma, kendi etrafında dönerek yumurtalık torsiyonu dediğimiz geç kalınırsa o yumurtalığı tamamen yok edecek ciddi tablolara zemin hazırlayabilir. Ayrıca tüm fonksiyonel kistlerin yok olduğundan emin olmak gerekir. Ancak o zaman bu kistin bir tümöral kist olmadığından emin olunabilir.

Çikolata kistlerinin önemi nedir?

Çikolata kistleri endometriozis dediğimiz rahimdeki menstürüel döngüyü oluşturan tabakanın yumurtalıklarda kistik yapı oluşturmasıdır. Kısırlık, şiddetli ağrı, yapışıklık ve cinsel sorunlara yol açabilir. Tedavisi ve takibinin kusursuz yapılası ve kişinin hem cinsel hem de üreme sağlığını korumak, yaşam kalitesini arttırmak için hayatidir. En önemli tedavi yanlışlıklarından biri; erken ameliyat kadar geç ameliyat yapmaktır. Bir o kadar önemli konu da, ameliyat sonrası çok büyük oranda kistin tekrarlama ihtimalinin olması sebebi ile başarılı cerrahi bir tedavi uygulanmış olsa da, sonrasında medikal tedaviyi menopoza kadar sürdürecek titizlikte olunmalıdır. Unutmamalıdır ki; tekrarlayan her çikolata kisti daha karmaşık sorunlara sebep olur.

Çocuk ve ergenlik döneminde kistlerin önemi var mıdır?

Kesinlikle önemlidir. Bazı tür yumurtalık kanserleri o yaşlarda gözlemlenir. Oluşan iyi huylu kistler bu yaşlarda hiç akla gelmeyeceğinden önemli bir yumurtalık doku kaybına sebep olabilir. Bu yaş grubunda hekime gitme alışkanlığı pek olmadığından da çoğunlukla gecikmiş halde gelir hastalar. Bu yaş gruplarında anlamsız kasık ağrısı, adet düzensizliği ve karında şişlik şikayeti olan genç kızlar mutlaka ultrason ile değerlendirmek gerekir.

Bu kistlerin tedavisinde nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?

Kistler genellikle menopoz öncesi yaşlarda olduğundan; çoğunluk çalışan ya da eğitimine devam eden kadınlar olduklarından, cerrahi tedavilerinin en az kozmetik hasar yapacak bir yöntem ve mümkün olduğunca kısa hastanede kalış süresi ile hastanın sosyal ortamına hızla dönmesi hedefleniyor. Son yıllarda ileri kanser hastaları dışında hemen hemen tüm hastalarımızda laparaskopik cerahi (klasik yada robotik) tercih ediyoruz. Böylece hedeflediğimiz tüm cerrahi amaçları kusursuzca gerçekleştirmenin yanı sıra hastayı aynı gün ya da ertesi gün taburcu ederek, 1 hafta içerisinde sosyal yaşamlarına dönmelerini sağlıyoruz.

Yumurtalık kistlerinin oluşturabileceği sorunlardan korunmak için kadınlar nelere dikkat etmelidir?

Üreme çağındaki kadınlar rutin jinekolojik kontrollerini aksatmamalıdır. 20 yaş altı genç kızlar ise adet düzensizliği, karında şişlik yada anlamsız karın ağrısı şikayetleri olduğunda doktora yönlendirilmelidir.

Menopoz sonrası ise en az 70 yaşına kadar kontrolleri aksatmamalıdır. Unutmamalı ki; menopoz öncesi overyal kistlerin sadece %7 si kanser potansiyeli taşırken, bu oran menopoz sonrasında %30 a çıkar ve daha ciddi bir durumla karşılaşma ihtimalleri yüksektir.

Kalıtsal meme kanseri sık mıdır?

Zannedildiği kadar sık değildir. Kalıtsal meme kanserleri tüm meme kanserlerinin yaklaşık % 10'unu oluşturur. Geri kalan grupta ise kanser gelişiminde çevresel ve kişiye özel faktörler rol oynar.

Kalıtsal meme kanserlerinin özellikleri daha mı farklıdır?

Meme kanseri sıklığı yaşla artar ancak kalıtsal kanserler genellikle erken yaşta ortaya çıkar. Kanserin genç yaşta görülmesi, iki memede birden olması, her iki yumurtalıkta ortaya çıkması, diğer kanser tipleri ile birlikte olması gibi durumlarda kalıtsal kanserler düşünülmelidir.

Kalıtsal meme kanseri gelişimi için kimler risk altındadır?

Yakın akrabalarda meme ya da yumurtalık kanseri tespit edilmesi, yakalanma yaşının 35 yaş altında olması, ailede erkek akrabada meme kanseri bulunması gibi durumlarda meme kanseri görülme riski artar.

Kalıtsal meme kanseri gelişme riskini belirlemede kullanılan genetik testi herkes yaptırmalı mıdır?

Belirli risk faktörleri varlığında, test sonucuna göre doktor tarafından önerilecek koruyucu girişimleri kabul eden kişilerde uygulanması önerilir. Test sonuçlarının kişinin psikolojisi üzerine olan etkileri göz ardı edilmemelidir.

Risk belirlemede en sık kullanılan genetik testler hangileridir?

BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki mutasyonların meme ve yumurtalık kanseri gelişimi ile ilintili olduğu bilinmektedir. Kan örneği alınarak bu genler değerlendirilir. BRCA1 geninde mutasyon saptanması halinde bir kadının meme kanserine yakalanma riski %85, yumurtalık kanserine yakalanma riski ise %45-50 civarındadır. BRCA2 geninde saptanan mutasyonlarda ise meme kanserine yakalanma riski %40-45, yumurtalık kanserine yakalanma riski ise %15 olarak bildirilir. Ancak bu rakamlar hayat boyu riski belirler, kimse kanserin kaç yaşında ortaya çıkacağını öngöremez.

Meme kanseri gelişimine neden olan başka genlere ait mutasyonlar var mıdır?

BRCA1 ve BRCA2 dışında TP53, PTEN gibi başka genlerde oluşan mutasyonlar meme kanseri gelişimine neden olabilir, ancak daha az sıklıkta. Çok sayıda geni analiz eden testler de vardır.

Genetik testlerde risk olmadığı görülürse meme kanserine kesin yakalanmayacağımız söylenebilir mi?

Genetik testlerin negatif çıkması halinde sadece kalıtsal meme kanserine yakalanma olasılığı büyük ölçüde ortadan kalkar. Kişi bu durumda genetik dışı nedenlerle edinilen meme kanseri için toplumdaki bireylerle aynı riske sahiptir.

Genetik test kimlere önerilir?

Ailede bir kişide BRCA1/BRCA2 gen mutasyonunun tespit edilmesi halinde diğer aile fertlerine test yaptırması önerilebilir. Bunun dışında kabaca söylemek gerekirse, erkek aile ferdinde meme kanseri olması, 45 yaş altında meme kanseri tanısı alan bir kişinin yakında akrabalarında meme, yumurtalık ya da karın zarı kanseri hikayesinin olması, meme kanserinin yumurtalık, karın zarı kanserleri ile birlikte görülmesi ve birbirinden bağımsız iki meme kanserinin aynı kişide tespit edilmesi gibi durumlarda belirli kriterler gözetilerek hekim tarafından genetik test önerilebilir.

Genetik meme kanseri gelişme riski belirlenen kişilerde nasıl bir yol izlenir?

Genetik testlerle risk belirlenmesi halinde cerrahi girişim önerilir. Bu amaçla her iki memenin çıkartılması (mastektomi) ve hastanın kendi dokuları ya da protez kullanılarak yeni meme yapılması (rekonstrüksiyon) işlemleri uygulanır. Yumurtalık kanseri gelişimine karşı her iki yumurtalığın laparoskopik yani kapalı ameliyatla çıkartıldığı ooforektomi işlemi uygulanır.

Risk varlığında uygulanacak önlemler test öncesi konuşulmalıdır. Ameliyat istemeyen kişilerde test kararı alınırken, test sonuçlarının hastada yaratabileceği psikolojik sonuçlar iyi değerlendirilmelidir. Test yapılmamış fakat ailevi kanserler nedeniyle yüksek risk altında olduğu tespit edilen kişilerde yakın takip önerilir.

Test yerine yakın takibi tercih eden yüksek risk altındaki kişilerde nasıl bir yol izlenir?

Meme kanseri taramalarına normalde 40 yaşında başlanırken, genetik meme kanseri için yüksek risk altında olduğu belirlenen kişilerde uygun yöntem belirlenerek taramaya daha erken yaşta başlanır. Yakın akrabalarında meme, yumurtalık, erkek meme kanseri gibi kanserler varsa kadınların, yaş gözetmeksizin, bir meme cerrahına başvurarak risk analizi yaptırması ve takipte nasıl bir yol izleneceğinin belirlenmesi uygundur.

Üç boyutlu mamografi olarak bilinen tomosentez cihazının genetik meme kanseri için yapılan taramalarda bir yararı var mıdır?

Üst üste binen yoğun meme dokusunun lezyonu örtmesi ve lezyonun görünürlüğünü ortadan kaldırması mamografide yaşanan bir problemdir. "3D mamografi" yani "Digital Meme Tomosentez" de rutin mamografi tetkikine ek olarak 1 mm ara ile elde edilen görüntüler ekranda birleştirilir ve memenin üç boyutlu görüntülerine ulaşılır. Katlanan dokuların birbirinden ayrışması ve memenin tüm sahalarının daha detaylı ve net bir şekilde görüntülenmesi ile memede daha çok lezyon tanınabilir ve iyi huylu/kötü huylu ayrımı daha kolay yapılabilir. Dolayısıyla Digital Meme Tomosentezi, taramada mamografiye ek yararlar sağlar. Genetik meme kanserinin daha genç yaştaki ve yoğun meme yapısındaki kadınlarda daha sık görüldüğü düşünülürse tomosentez, bu grubun taranmasında da çok faydalıdır.

Dünyada ve ülkemizde sigara kullanım oranları nelerdir?

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada bir milyar üç yüz milyon düzenli sigara içicisi var. Bu sayının yarısının sigaraya bağlı oluşan hastalıklardan dolayı hayatını kaybedeceği biliniyor. Ülkemizde ise sigara içme oranları erkeklerde %60, kadınlarda %15 olarak belirlendi. Toplamda Türkiye'de 17 milyon sigara tüketicisi var ve Türkiye'de yıllık tütün mamülü tüketimi 5.5 milyar pakettir. Her yıl sigara içen 100.000 insanımız sigaraya bağlı hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor.

Sigara kullanımı hangi hastalıklara neden olur?

Tütün dumanında 4000'den fazla kimyasal madde mevcut, bunların 80'den fazlası kanser yapıcı özelliğe sahiptir. Sigara kullanıcılarında en çok görülen hastalıklardan biri akciğer kanseridir. Akciğer kanserine yakalanan her 10 hastadan 9'u sigara tüketmekte. Sinsi bir hastalık olan akciğer kanserine yakalanan hastaların %60 - % 80'ine ancak ileri evrede tanı konabilmektedir. Bir diğer hastalık ise kronik bronşittir. Günümüzde en ölümcül dördüncü hastalık olan olan kronik bronşit rahatsızlığının %90 tek sebebi sigaradır. Koroner kalp hastalığı ölümlerinin %10 - 30'undan sigara sorumludur. Günde 1- 4 arası sigara içimi ve hatta pasif sigara dumanına maruz kalınmasının kalp ve akciğer hastalıklarına yakalanma riskini arttırdığı bilinmekte. Ayrıca hamilelikte sigara içiminin bebeğe zararlı olduğu kanıtlanmıştır.

Kaç çeşit sigara bağımlılığı vardır?

Bilinen üç çeşit sigara bağımlılığı vardır. Bunları şöyle sıralamak mümkün:

Fizyolojik bağımlılık: İçmediğinizde baş ağrısı konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, kabızlık, yorgunluk gibi yakınmalarınızın olması

Psikolojik bağımlılık: Üzüntü, stres, öfke veya sevinç gibi durumlarda kullanım

Sosyal bağımlılık: Çay ve kahve ile birlikte veya arkadaşlarınızla sohbet gibi faaliyetler esnasında kullanım

Sigara bırakmak isteyenlere öneriler?

Bırakmak için bir gün belirleyin.

Aile ve iş çevrenizdeki kişilere sigarayı bırakacağınızı söyleyin ve onların desteğini isteyin.

Fazla zaman geçirdiğiniz yerlerde (araba ve ev gibi) sigara içmeyin.

Nikotin eksikliğine bağlı ortaya çıkabilecek sinirlilik, konsatrasyon güçlüğü gibi yakınmalara hazırlık yapın. Birkaç hafta içinde bu şikayetler oldukça azalacaktır.

Sigara içimini tetikleyebilecek stresli durumlar, alkol kullanımı veya arkadaş çevresi gibi faktörlere karşı hazırlık yapın.

Düzenli egzersiz yapın.

Bir sigaradan bir şey olmaz demeyin. Bırakma sürecinde içeceğiniz bir sigara bile başarısızlığa yol açabilir.

Stresle mücadale etmek için sağlıklı yöntemler bulun.

Canınız çok fazla sigara istediğinde hemen yapacak bir şeyler bulun. Örneğin bir arkadaşınızı arayın, yürüyüşe çıkın, yemek yapın vb.

Bırakma sürecinde bir kez başarısız olsanız bile yeni denemelerde şansınızın artacağını unutmayın.

Profesyonel kurumların yardımına başvurun. Etkinliği bilimsel olarak ispat edilmiş yöntemlerle, kişiye özel özel çözümlerle, hem fizyolojik hemde psikolojik yaklaşım sunan merkezlerde yardım alabilirsiniz.

 

Kadınlarda görülen jinekolojik kanserler vulva, vajina, rahim ağzı, rahim ve yumurtalık kanserleridir. Bunların arasında vulva ve vajina kanserleri nadir görülürler.

Rahim ağzı kanseri

Rahim ağzı kanseri 20 yaştan önce çok seyrek görülür, bu yaştan sonra giderek oranı artar ve 50 yaşta en yüksek orana ulaşır. Yumurtalık ve rahim kanserinden daha erken yaşta görülür.

Az gelişmiş ülkelerde en sık görülen jinekolojik kanserdir. Gelişmiş ülkelerde rahim ağzı kanser taraması için kullanılan smear testin yaygın ve uzun süreden beri kullanılması bu hastalığın oranını düşürmüştür.

Risk faktörleri şunlardır:

  • Genç yaşta evlenme
  • Erken cinsel yaşama başlama
  • Çok sayıda çocuk sahibi olma
  • Düşük sosyoekonomik düzey
  • Kötü hijyenik şartlara sahip olma
  • Çok sayıda partner ya da eşinin çok sayıda partneri olması
  • Sigara kullanımı
  • En önemli risk faktörü ise cinsel ilişki ile geçen bir virüs enfeksiyonu olan insan papillomu virüs (HPV) enfeksiyonu geçirmiş olmaktır. Rahim ağzı kanseri olanların tamamına yakınında (% 98) bu enfeksiyon saptanmış ve neden bu virüs enfeksiyonlarıdır.

HPV virüsünün 100’den fazla tipi vardır. HPV-6 ve 11 tipi genital bölgede ortaya çıkan genital siğillerin % 90’ından sorumludur. HPV 16 ve 18 tipi ise rahim ağzı kanserlerinin % 70’inden sorumludur.

Rahim ağzı kanserinin erken belirtisi yoktur. Ancak düzenli smear ile erken dönemde kanser ortaya çıkmadan yakalanmaktadır. Geç dönemde belirtileri kanlı akıntı, ilişki sırasında kanama ve düzensiz adet kanamalarıdır.

Rahim ağzı kanserinin erken tanısı için en önemli yöntem yılda en az bir kez yapılan smear testidir. Şüpheli smear test varsa kolposkopi ve biyopsi yapılır. Korunmak için ise en önemli yöntem HPV aşılarıdır. HPV aşıları gelişmiş ülkelerde rutin aşılama programına girmiştir. Ülkemizde de uygulamaya başladığımız HPV aşılarının yapılmasını öneriyoruz. Bu aşıların yapılması Kadını rahim ağzı kanserinden % 70 oranında korumaktadır. Diğer korunma yöntemleri ise tek eşli olma ve güvenli olmayan ilişkilerde mutlaka prezervatif kullanılmasıdır.

Tedavide erken dönemde rahim ağzının küçük bir kısmı koni şeklinde alınırken geç dönemlerde ameliyatın alanı genişlemektedir. Bazı hastalarda ise ışın tedavisi ve kemoterapi gerekmektedir.

Rahim kanseri

Genellikle menopozdan sonra ortaya çıkan bir kanserdir. Ortalama görülme yaşı 55 - 58 olmasına karşın bazı genç kadınlarda da görülebilir. Diyabetli, şişman ve hipertansiyonu olan kadınlarda sık görülür. ABD’de meme kanserinden sonra en sık görülen jinekolojik kanserdir.

Risk faktörleri şunlardır:

  • Doğum yapmamış olma
  • Yüksek sosyoekonomik düzey
  • Şişmanlık ve tansiyon yüksekliği
  • 50 yaşından sonra adetten kesilme (Türkiye’de ortalama adetten kesilme yaşı 47’dir)
  • Doktor kontrolü dışında hormon kullanma
  • Meme, yumurtalık ve kalınbağırsak kanseri geçirmiş olmak
  • Hormon salgılayan yumurtalık tümörleri bulunmasıdır.

Hastalığın belirtileri menopozda bir kadında vajinal kanama olması, adet gören kadınlarda ise düzensiz kanamaların ve ara kanamaların olmasıdır. Rahim kanseri belirtileri nedeniyle erken tanı konulabilen bir kanserdir. Hastaların % 75’i erken dönemde yakalanmaktadır.

Rahim kanseri tanısı rahim içinden parça alınarak yapılmaktadır. Erken dönemdeki tedavide rahmin alınması yeterlidir.

Yumurtalık kanseri

Yumurtalık kanserleri de dünyada giderek artmaktadır. Tüm yaşamı boyunca bir kadının yumurtalık kanserine yakalanma riski % 1 - 2’dir. Bazı tiplerinde genetik geçiş söz konusudur. Bu kadınlar gen araştırması yapılarak sıkı takibe alınmalıdır.

Risk faktörleri şunlardır:

  • Doğum yapmamış olma
  • Erken adet görme
  • Geç adetten kesilme
  • Meme ve rahim kanseri geçirmiş olma
  • Ailesinde genetik geçişli meme kanseri olmasıdır.

Doğum kontrol haplarının 2 yıl kullanılması % 50, 5 yıl kullanılması % 70 oranında yumurtalık kanserinden koruma sağlamaktadır.

Hastalık erken belirti vermez, belirti verdiğinde tümör genellikle ileri evredir. Belirtiler daha çok mide bağırsak sistemiyle ilişkili hazımsızlık, karında şişme, bulantı ve kilo kaybıdır.

Yumurtalık kanserinden en önemli korunma yöntemi düzenli aralıklarla jinekolojik muayene ve ultrasonografi yapılmasıdır. Riskli olduğu saptanan kadınlarda ise bazı kan testleri (tümör belirteçleri) ve ultrasonografik takip önemlidir.

Meme kanseri

Kadınlarda en sık görülen kanserdir. Yaşam boyu 7 kadından 1’i bu kansere yakalanmaktadır.

En önemli risk faktörleri şunlardır:

  • Çocuk doğurmamış olma
  • Şişman olma
  • Düzenli alkol tüketme
  • Kısır olmak ya da kısırlık tedavisi görme
  • Konsantre doğal olmayan lifsiz besinler tüketme
  • Ailesinde meme kanseri olmasıdır.

Meme kanseri otuzlu yaşlardan sonra her yaşta görülebilir. Ailede meme kanseri olan kadınlar bu yaşlarda takibe alınmalıdır. Kanser araştırması için her kadın 35 yaşında bir kez, 40 yaştan sonra iki yılda bir kez, 50 yaşından sonra her yıl mamografi yapılmalıdır. Yeni bir teknik olan dijital mamografi ile görüntü kalitesi artmış ve değerlendirme daha objektif yapılmaktadır. Ayrıca seçilmiş olgularda meme MR’da kullanılmaktadır.

Meme kanserinin erken yakalanma yöntemi düzenli meme muayenesi ve mamografi yaptırmaktır. En önemli muayene kadının adet sonrası dönemde kendini muayene etmesidir. Ele gelen kitle varlığında hekime başvurmalıdır.

Meme kanseri tanısı ya biyopsi ile ya da kitlenin çıkarılması ile yapılmaktadır. Yeni ameliyat teknikleriyle tüm meme dokusu yerine kanserin aktığı lenf kanalları tespit edilip memenin yalnızca ilgili bölümleri ameliyatlarla alınmaktadır.

Bütün kanserlerde olduğu gibi kanserden korunma ve erken dönemde teşhis jinekolojik kanserlerde de önemlidir. Kadınlar kanser için taşıdıkları riskleri ve kanserin öncü belirtilerini bilmeli ve düzenli aralarla jinekolojik muayene yaptırmalıdırlar.

Boyun Lenf bezleri vücudun hemen her bölgesine yayılmış olan lenfatik sistem adlı bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Çoğumuz, kulak altında, boyunun her iki tarafında, çene ve koltuk altlarında büyüyen bezelere yabancı değilizdir. Genellikle şişmiş bezeler, bölgesel bir enfeksiyonun sonucu oluşurlar. Bunun nedeni içerisindeki savaşçı hücre (lenfosit- antikor) sayısının artmasıdır. Genelde 1 cm çapına kadar olanlar normal kabul edilebilir. Daha büyükler mutlaka yakından takip edilmelidir. Boyunda çene altında, kulak ön ve arkasında, boyun orta hattı ve yanlarında, boyundaki en büyük kasın üst, orta ve altında gruplaşırlar. Baş boyunda her hangi bir yerde vücuda zarar verme potansiyeli olan bir olay varsa bu bezeler irileşir. Kanserlerin büyük kısmı lenf yollarıyla yayılmaya çalışırlar ve uzun süre boyun bezelerine takılırlar. Aslında bu durum vücuttaki diğer bölgeler için de geçerlidir. Genellikle kanserin çevresindeki bölgeye ait lenf düğümleri tutulurlar. Sonra geniş yayılım olur.

Her büyüyen lenf bezi karşısında endişeye kapılmanıza gerek yoktur. Çocuklarda genellikle enfeksiyonlar ön plandadır. Dişiniz apse yaptığında çene altınızda şişen bezeler veya bademcik enfeksiyonuna bağlı büyüyen bezeler bir süre sonra kendi kendilerine ortadan kaybolurlar.

40 yaşını geçenlerde enfeksiyonların yanında kanser de akla gelmeli ve bu yönde araştırma yapmalıdır. Boyun orta hattında bulunan tiroid bezi (guatr vs) hastalıklarıyla karıştırılmamalıdır.

Nasıl ayrım yapılır?

Enfeksiyon kaynaklı olanlarda şu özellikle çoğu kez mevcuttur.

1) Ağrı olması
2) Son zamanlarda ortaya çıkmış olması
3) Üstteki ciltte kızarıklık olması
4) Enfeksiyon kaynağının görülebilir olması (bademcik, geniz eti, sinüzit, ağız içi vs..)
5) Muayenede yumuşak olması

Kanser kaynaklı olanlardaki muhtemel özellikler

1) Hastanın yaşı (40 üzeri)
2) Haftalar-Aylardır var olması
3) Ağrı olmaması
4) Sert olması
5) Birbirine yapışık gibi duran lastik kıvamında birden fazla beze hissedilmesi
6) Kulak alt hizasında olması
7) Hastanın sigara, alkol kullanma öyküsü

KBB hekiminin detaylı muayenesi gerekir. Enfeksiyon öngörüldüyse (büyük bölümü bu gruptadır) ilaç tedavisi verilir, yakın takip edilir. Gerek görülürse kan ve radyolojik tetkik istenir. Tümör düşünülmüşse kaynaklanabileceği muhtemel yerler iyice muayene edilir. Baş- boyun radyolojik tetkikleri istenir. Muhtemel çıkış yerlerinden biyopsi alınır. Kitlenin üstünden de ince iğne biyopsisi yapılabilir. Tetkik sonuçlarına göre cerrahi ya da diğer tedavi yöntemleri uygulanır.

Boyundaki şişliklerde bir üçüncü ihtimal de doğumsal kitlelerin varlığıdır. Bunlar genellikle küçük yaşlarda fark edilmelerine karşın bazen ileri yaşlara kadar ortaya çıkmazlar.

Enfeksiyon kapınca şişip ortaya çıkabilirler. Ciltten dışarı akıntıya neden olabilirler. Bunlar lenf düğümü (beze) değil kitledirler. İyi huyludurlar. Genellikle boyun orta hattında bulunurlar. Tedavileri cerrahidir.

En sık karşılaşılan rahatsızlıklardan biri olan baş ağrısı ciddi hastalıkların belirtisi olabilir. Bu hastalıklardan biri de beyin tümörleridir. Baş ağrısı belirtisi karşısında her uzmanın beyin tümörünü aklına getirmesi gerekir.

1. Beyin tümörü nedir?

Kafatası kemiği içinde beyin dokusu ve çevre zarlardan gelişen kontrolsüz büyüyen hücrelerin oluşturduğu kitlelerdir.

2. Nasıl belirti verir?

Beyin tümörlerinde en sık karşılaştığımız bulgular baş ağrısı, kusma, görme bozuklukları, nabız sayısında azalma, baş dönmesi, uyuklamadır.

Ayrıca tümörin yerleştiği bölgedeki beyin dokusunda oluşan harabiyete bağlı o bölgenin fonksiyon kayıtları şeklinde karşımıza çıkar.

Baş ağrısı erken evrede nöbetler halinde daha sonra sürekli olur. Genellikle alın bölgesinde ve şakaklarda hissedilir.

Kusma kafa içi basınç artmasına bağlı olarak bulantı olmadan fışkırır tarzda olur. Daha çok sabahları aç karnına rahatsız eder.

Bayılma (epilepsi nöbeti) beyin kabuğunun tümör tarafından zedelendiği durumlarda bayılma nöbetleriyle diğer bulgular olmadan tümör gelişiminin habercisi olabilir. Genellikle 25 yaşından sonra başlayan bayılma nöbetleri önemlidir.

Beyincik bölgesinde yerleşen tümörlerde dengesizlik, baş dönmesi, yürüme bozukluğu, konuşma merkezine yerleşen tümörlerden çeşitli konuşma bozuklukları, hareket merkezine yakın yerleşen tümörlerde vücudun sağ ve ya sol tarafında oluşan felçlerle bulgu verir.

3. Hangi hastalıklarla benzerlik gösterirler?

Bu bulgular yalnızca beyin tümörü için spesifik değildir. Bazı beyin dokusuna yayılan enfeksiyon hastalıkları migren, damar tıkanmaları, beyin kanaması gibi pek çok nörolojik hastalıklar da bu belirtilerle karşımıza çıkar.

4. Her baş ağrısı beyin tümörünü işaret eder mi?

Her baş ağrısında doktor beyin tümörünü aklına getirmelidir. Baş ağrısı beyin tümörlerinde en sık karşılaştığımız belirtilerdendir ama tümöre spefisik değildir. İlk işaret her zaman baş ağrısı olmayabilir. Karşımıza yalnızca bayılma nöbetleriyle veya yürüme ve konuşma güçlüğü ile gelebilir.

5. Beyin tümörleri neden oluşur?

Beyin tümörünün oluşumu altında ailevi yatkınlık, travma, bazı virüs enfeksiyonları olduğu söylenmektedir. Kesin olarak neyin sebep olduğu halen bilinmemektedir.

6. Beyin tümörlerinin hangi türleri vardır?

a- Malign tümörler (kanserleri):  Bunlar içinde en çok görülenler beynin kendi dokusundan gelişen glial tümörler ve metastazlardır. (Vücudun diğer organlarında gelişen ve beyin dokusuna çeşitli yollarla yerleşen tümörlerdir).

En sık rastlanan metastazlar akciğer, meme, kalın bağırsak ve mide kanserinin yayılması sonucu görülür

b- İyi huylu (benin) tümörler: Bunlar genellikle kafatası içinde beyin dokusu dışında gelişen meningion, hipofis tümörleridir. Bu tür tümörler genellikle cerrahi olarak tam çıkarılabilir, tekrarlamaları nadirdir.

7. Erken teşhis neden önemlidir?

Her hastalıkta olduğu gibi beyin tümörlerinde de erken tanı çok önemlidir. Beyin dokusunda yenilenme yeteneği yoktur. Bu nedenle tümör dokusu beyin doksunda kalıcı hasar yapmadan teşhis edilmesi ve çıkarılması çok önemlidir.

Yeni tanı yöntemleri bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans, erken tanıda çığır açmıştır. Bu tanı araçları sayesinde daha tümör bulgu vermeden tesadüfen yakalanan pek çok vaka vardır. Bu görüntüleme yöntemleri sayesinde ve ameliyatlarda mikroskobun kullanılmaya başlanmasıyla beyin tümörlerinde tedavi ve başarı şansı çok artmıştır.

8. Tedavi yöntemleri nelerdir?

Beyin tümörlerinde tedavi üç aşamalıdır.

a- Cerrahi
b- Işın tedavisi (radyoterapi)
c- İlaç tedavisi (kemoterapi)

Cerrahi tedavi genellikle ilk tercih edilen tedavi yöntemidir. Kafatası içinde gelişen ve basınç yapan bu yabancı dokuyu buradan uzaklaştırmak ve olabildiğince çevre dokulara zarar vermeden çıkarmak amaçlanır. Her zaman bunda başarılı olunamaz. Habis tümörlerde daha sonra ışın tedavisi ve ilaç tedavisi tedavi protokolüne ilave edilerek kombine tedaviye başlanır, burada amaç kalan tümörlü dokunun büyümesini önlemek, hastaya daha uzun ve kaliteli yaşam sağlamaktır.

İyi huylu tümörler genellikle cerrahi olarak tam çıkartılır. Bunun için radyoterapi ve kemoterapi gerekli değildir.

9. Beyin tümörleri daha çok hangi yaşlarda görülür?

Toplumda beyin tümörlerinin görülme sıklığı 100.000 /5’tir. 3-12 yaş ve 40-70 yaş grubunda görülme sıklığı artar.

Grup terapisi nedir?

Geçmişte yakınlarını kanser nedeniyle kaybetmiş olan bireylerde, kanser tanısı alan hasta ve hasta yakınlarında olumsuz duygu ve düşünceler gelişebilir.

Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi olarak, hastalarımızın tıbbi tedavilerden kaynaklanan, onları rahatsız eden, yaşam tarzlarına olumsuz yansıyan değişikliklerin en aza indirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu amaçla gerçekleştirdiğimiz grup terapilerinde, katılımcıların olumsuz duygu ve düşüncelerine karşı; sağlıklı anı ağlarına ulaşmalarını sağlıyor, hastalıkla ilgili farkındalık yaratıyor, yaşam tarzlarına destek olmayı hedefliyoruz.

Neden?

Kanser hastalarının, tanı ve tedavi sürecinde, fiziki olduğu kadar psikolojik desteğe de ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu kişiler, grup terapisi ile desteklenir.

Grup terapilerine katılan kişiler, benzer yaşantıları olan bir grupta, hem kendilerini daha kolay ifade eder, hem de duygu ve davranışlarına yönelik farkındalık kazanırlar. Kanser hastaları, tanı ve tedavi dönemlerinde duygusal açıdan çalkantılı dönemlerden geçer. Bu süreçte yapılması gereken, kişinin kendini açıkça ifade edebilmesi ve sosyal çevre tarafından da kabul görmesidir. Grup terapisi ise tüm bunlara olanak tanır.

Grup terapilerine katılan kişiler, güçlü ve zayıf yanlarını anlamlandırmaya başlarlar. Grup içindeki kişilerle benzer tecrübeleri olduğunu fark eder ve böylece yalnızlık duygusundan uzaklaşırlar.

Nasıl?

Grup terapileri haftalık aralıklarla gerçekleştirilir. Tüm oturumlar kapalı grup halinde yapılır. Her grubun katılımcı sayısı 5-8 arasında değişir.

Grup terapilerine katılan kişiler, kanser sürecindeki duygu, düşünce ve davranışlarını, konusunda uzman bir psikolog gözetiminde paylaşırlar.

Her grup terapisi 6 oturumdan oluşur. Her oturum, birbiriyle bütünlük içerdiğinden Grup terapileri başladıktan sonra gruba yeni katılımcı alınamamaktadır. Oturumlara düzenli olarak devam edilmesi, sürecin olumlu tamamlanması açısından son derece önemlidir.

Oturum başlıkları

1. Tanışma
2. Kişisel Stres Faktörlerimiz
3. Olumsuz Otomatik Düşünceler
4. Mutlu Ben / Sıkıntılı Ben
5. Etkili İletişim
6. Hoşçakal

Ne zaman ?

Grup terapileri haftada 1 gün, 10:00 - 12:00 saatleri arasında Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi’nde yapılmaktadır.

Kimler katılabilir?

Grup terapilerine, kanserle mücadele eden herkes katılabilir. Hastalar ve hasta yakınları için ayrı grup terapileri yapılmaktadır.


Başvuru için:

Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi
İsim Soyisim: Gözdem Özdem
GSM: 0530 300 18 09
E-posta adresi: gozdem.ozdem@florence.com.tr

 

Prostat bezi, meninin kıvamını oluşturması için ‘prostat spesifik antijen' (PSA) denilen bir madde üretir. Bunun çok az bir kısmı kan dolaşımına karışır. Kan düzeyleri şu durumlarda yükselir: İyi huylu prostat büyümesi, prostat iltihabı, prostat kanseri.

Normal PSA değerleri nedir?

50 yaşından küçük olanlarda 2.5 ng/ml den az olmalı, 0 -60 yaş aralığında 3.5 ng/ml den az olmalı. Test sonuçları bu sınırların üzerinde çıkarsa ve parmakla rektal muayenede sertlik bulunursa mutlaka prostat kanserine yönelik araştırmalar yapılmalı. Elbette, her PSA yüksekliği kanser varlığı anlamına gelmiyor. Ama PSA'nın normal olması halinde bile kanser var olabiliyor.

Bu belirtiler varsa mutlaka doktora gidin

Prostat büyürken idrar yolunu tıkayarak idrar akışını engellemeye başlar. Tıkanıklığın derecesine göre idrar yaparken bazı sorunlar ortaya çıkar. Eğer aşağıdaki belirtilerden birinden yakınıyorsanız sizde de prostat büyümesi sorunu olabilir.

  • İdrar kuvvetinin ve kalınlığının azalması,
  • İdrarı başlatmakta güçlük,
  • Kesik kesik idrar yapma,İdrarın sonunda damlama,
  • İdrarı tam boşaltamama hissi,
  • İdrarda kan,
  • Sık idrar yapma (gündüz ve gece),
  • Ani idrar yapma isteği,
  • İdrar yapma hissi oluştuğunda idrar kaçırma,
  • İdrar yaparken yanma ve sızı hissinin olması. 

Prostat ne işe yarar?

Prostat bezi, erkeklerde idrar kesesinin (mesane) hemen altında bulunur ve idrar kesesinde biriken idrarı vücut dışına atan kanalı (üretra) çevreler. Erişkin bir erkekte prostat bezinin ağırlığı 25-30 gram civarındadır. Prostatın başlıca görevi, meninin sıvı olan kısmını üretip cinsel boşalma sırasında bu sıvının dışarı atılmasına yardımcı olmaktır.

Prostat bezi 40'lı yaşlardan itibaren giderek büyümeye başlıyor. Eğer büyümeyle birlikte bazı şikayetler de ortaya çıkıyorsa tedavi şart. Çünkü prostat büyümesi ani idrar tıkanması, idrar yolu iltihabı, böbrek hastalıkları gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor.

Prostat giderek büyür mü?

Normalde bir kestane büyüklüğünde olan prostat bezi 40'lı yaşlardan itibaren giderek büyümeye başlar. Elma hatta portakal büyüklüğüne erişebilir. Bu duruma iyi huylu prostat büyümesi denir.

İyi huylu prostat büyümesi kanser anlamına mı geliyor?

Hayır. Her ikisi de farklı hastalıklar. Ama bir kişide hem prostat kanseri hem de iyi huylu prostat büyümesi bir arada görülebilir.

İyi huylu prostat büyümesi yaygın bir sorun mu?

Yapılan çalışmalarda 60 yaşındaki erkeklerin yüzde 50'sinde, 80 yaşındaki erkeklerin ise yüzde 90'ında iyi huylu prostat büyümesi sorunu var. 

Hangi sorunlara yol açar?

İyi huylu prostat büyümesinin en sık yol açtığı sorunlar şunlar:

Ani idrar tıkanması: İdrar yolu tam olarak tıkanır ve hasta idrar yapamaz. Buna bağlı olarak karnın alt bölgesinde şiddetli ağrı oluşur. Bu durumda idrar yolundan bir sonda takılarak idrar kesesinde biriken idrar boşaltılır.

İdrar yolu iltihabı: İdrar yolunun tıkanıklığına bağlı olarak idrar kesesinde iltihap oluşabilir. Bu durumda hastada idrarda şiddetli yanma ve yüksek ateş oluşabilir.

İdrar kesesi bozuklukları: Prostatın idrar yolunu tıkamasına bağlı olarak tam boşalamayan idrar kesesi giderek genişler, zayıflar ve zamanla kasılma yeteneğini kaybedebilir. Bu da içeride sürekli idrar kalmasına sebep olur. Bazen ameliyat yapılsa bile bu bozukluk düzelmeyebilir.

İdrar kesesi taşları: İdrar kesesinde tıkanıklık nedeniyle biriken idrarda oluşan iltihap veya minerallerin çökmesiyle mesane taşları oluşabilir.

Böbreklere de zarar verebilir mi?

Evet. İdrar kesesi iltihapları böbrekleri etkileyebilir. Ayrıca idrar kesesinde tıkanıklığa bağlı basınç artışı ve içeride sürekli artık idrar kalması nedeniyle zamanla böbreklerde genişleme ve işlev bozuklukları oluşabilir. Ender de olsa bazı hastalarda böbrek yetmezliği ortaya çıkabilir.

İyi huylu prostat büyümesi nasıl teşhis edilir?

İdrarla ilgili şikayetlerin sorumlusu her zaman prostat büyümesi değildir. Bazen idrar söktürücü ilaçlar, şeker hastalığı, idrar yolu iltihapları, mesane kanseri, idrar kesesinin nörolojik bozuklukları, idrar yolu darlıkları gibi sorunlar da iyi huylu prostat büyümesindekine benzer belirtilere sebep olabilir. Bu nedenle iyi huylu prostatın tanısı için önce hastanın iyice sorgulanması gerekir. Kullandığı ilaçlar, ailede şeker hastalığı öyküsü, geçirilmiş travma olup olmadığı mutlaka sorgulanmalı. Şeker hastaları genelde daha sık idrar yaparlar.

Muayene sırasında hastalara hangi sorular sorulur?

‘Yakınmalarınız nelerdir?', ‘Yakınmalarınız ne zamandır mevcut?', ‘Ne sıklıkla yakınmanız oluyor?', ‘Gittikçe kötüleşiyor mu?', ‘Ailenizde prostat hastalığı (özellikle prostat kanseri) geçiren var mı?', ‘Kullandığınız ilaçlar var mı, nelerdir?' gibi sorular yöneltilir. Daha sonra parmakla rektal muayeneye geçilir. Doktor muayeneyle prostatın büyüklüğünü, kıvamını ve şeklini inceler. İyi huylu prostat büyümesinde prostat nispeten daha esnektir. Ama prostatta sertlik varsa kanserden şüpheleniriz. Muayeneden sonra PSA testi, ultrason, işeme testi gibi bazı tetkikler isteriz.

Son on yıl içinde meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser hastalığı durumuna gelmiştir. 70 yaşına kadar yaşayan kadın popülasyonu incelendiğinde insidansı yedi kadında bir olarak saptanmıştır.

Meme kanseri ve GENETİK riskErtelememeli endişenmemeli

Bir kadının aile hikayesi incelendiğinde anne, teyze ve kız kardeşlerde hastalığın olup olmadığına bakılır. Fakat meme kanserlerinin sadece yüzde 12'si aile hikayesine bağlıdır. Yani meme kanseri vakalarının çoğunda aile hikayesi yoktur. Bu nedenle kadının “Ailemde yok" diyerek kendini güvende hissetmesi, en büyük yanılgıdır. Her kadının meme kanseri hakkında bilinçlendirilmesi, kadın sağlığı ve huzuru açısından çok önemlidir.

Kalıtsal meme kanseri birinci derece akrabaların en az ikisinde görüldüğünde, 50 yaş altında teşhis edildiğinde, iki memede aynı anda görüldüğünde, baba veya erkek kardeşlerde görüldüğünde araştırılmalıdır. Genetik tarama BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki mutasyona bakılarak yapılır. İdeali hastalığı geçiren kişiden bakılmasıdır.

Genetik mutasyonu olmayan bir kadının meme kanseri riski yüzde 12 iken, bu oran BRCA1 gen hasarı olanlarda yüzde 55-60, BRCA2 gen hasarı olanlarda yüzde 45 civarındadır.

Meme kanseri TEŞHİSİ ve takibi

Günümüzde meme kanseri, gelişen teknoloji ve medikal tecrübe ile çok erken safhalarda teşhis edilip, tamama yakın tedavi edilebilmektedir. Düzenli olarak mamografi ve USG tetkiklerini yaptıran kadınlarda meme kanseri artık 3-4 mm boyutlarında, lezyon tam olarak kansere dönüşmeden tespit edilebilmektedir. Bu kadar erken yakalanabilen bir lezyon, tetkikler yapılmadığı takdirde doğası gereği giderek büyüyerek, zamanla elle hissedilebilecek bir kitle haline gelir. Milimetrik boyutlardan elle hissedilecek hale gelmesi için geçen süre ortalama 5 senedir.

Erken teşhis için her kadının 40 yaşından itibaren her sene mamografi, meme USG tetkikleri ile birlikte meme cerrahı tarafından görülmesi ve kendi kendini muayene metotları hakkında bilgilendirilmesi gereklidir. 65 yaş sonrası takipler iki seneye çıkarılabilir. Son yıllarda 40 yaş altı meme kanserlerinde görülen artış nedeni ile aile hikayesine bakılmaksızın her kadına 35 yaşında bir kez mamografi önerilmektedir.

Mamografi tetkiki tümör büyüme hızının bilinmesi nedeni ile senede bir yapılmaktadır ve senelik mamografi radyasyonunun meme dokusu üzerinde kanserojen etkisi yoktur.

Meme kanserinin BELİRTİLERİ nelerdir?

Memede ve koltuk altında ele gelen sertlik, meme başında sonradan oluşan içe çekilme, meme başında yara ve kanlı akıntı, meme derisinde kalınlaşma ve renk değişikliği. Günümüzde amaç; bu belirtilerin hiçbiri oluşmadan hastalığı teşhis edebilmektir.

Meme kanserinde CERRAHİ TEDAVİ

Hastalığın safhası, hastanın yaşı, sağlık durumu, meme boyutunun tümöre olan oranı, lezyonun adedi ve meme başına olan yakınlığı gibi faktörler değerlendirilerek hastaya göre planlanır. Erken teşhis edildiğinde sadece kanser dokusunun meme kozmetiğini koruyarak, etrafından sağlıklı meme dokusu çıkarılmasının yeterli olduğu meme koruyucu cerrahi uygulanabilir. Bu durumda korunan meme dokusuna önlem amaçlı radyoterapi uygulanır.

Mastektomi, meme dokusunun tamamının alınması durumudur. Genellikle gecikmiş vakalarda, ileri yaşlarda ve radyoterapi uygulanamayacak hastalarda uygulanır.

Günümüzde belli kriterler sağlandığında mastektomi meme başı ve meme derisinin tamamı korunarak ve aynı anda meme rekonstrüksiyonu gerçekleştirilerek yapılabilmektedir. Protez duruma göre tek aşamada ya da doku genişletici sonrası iki aşamada uygulanabilir. Rekonstrüksiyon hastanın kendi dokusu kullanılarak flep şeklinde de yapılabilir. Meme başı alınmak zorunda olduğu durumlarda ise deri grefti ve tatuaj yolu ile tekrar oluşturulabilmektedir. Mastektomi sonrası aynı ameliyatta memenin oluşturulmasının hastanın psikolojisine ve iyileşme dönemine pozitif katkısı yadsınamaz.

Günümüzde koltuk altı sentinel lenf nodu biyopsi yöntemi ile inceleme amaçlı tek bir lenf nodu çıkarılarak, erken teşhislerde lenf nodlarının gereksiz yere alınması da önlenebilmektedir.

Kemoterapi ve hormonal tedavi uygulanması hasta bazında medikal onkoloji tarafından değerlendirilir. Erken teşhis edilen vakaların çoğunda kemoterapi tedavisine gerek duyulmamaktadır.

Sonuç olarak meme kanseri günümüzde çok sık görülmesi¬ne rağmen erken teşhis edildiğinde minimum cerrahi ile kemoterapiye gerek kalmadan, hayat kalitesini etkilemeden tedavi edilebilmektedir. Kendisine ve çevresindekilere değer veren her kadının bilinçlendirilmesi görevimizdir. Kadınlarının sağlıksız ve huzursuz olması o toplumun utancıdır.


Grup Florence Nightingale Hastaneleri I Kadıköy Life Dergisi

Kasım - Aralık 2016

MR (manyetik rezonans), prostat bezini anatomik olarak en detaylı görüntüleyen inceleme yöntemidir. Geçmişte, prostat kanseri hastalarında, tümörün prostat dışına taşıp taşmadığı MR görüntüleme ile belirleniyordu. Günümüzde ise gelişen teknolojiyle prostat kanserinin saptanmasında Multiparametrik Prostat MR kullanılıyor.

Multiparametrik Prostat MR nedir?

MR, doku çözünürlüğü yüksek olan ve doku yapılarını birbirinden ayırabilen en gelişmiş görüntüleme yöntemidir.

Multiparametrik Prostat MR,

  • Yüksek Çözünürlüklü (HD) MR inceleme 
  • Diffüzyon MR inceleme,
  • Perfüzyon MR incelemeden oluşan,

3 farklı MR çekiminin tek seansta yapıldığı görüntüleme yöntemidir.

Merak edilen sorular

1) Multiparametrik MR ile prostat kanseri saptanabilir mi?

Multiparametrik MR ile öncelikle yukarıda sıralanan 3 görüntüleme parametresi ile PI-RADS (Prostat görünteleme, raporlama ve veri sistemi) puanlaması yapılır.

PI-RADS puanlaması 1-5 arası arasındadır. 4 ve 5 puanlaması klinik olarak önemli ve kansere uyumludur. 4 ve 5 puan alan hastaların kesin tanısı için biyopsi gereklidir.

2) Multiparametrik MR biyopsi için yol gösterici olur mu?

Her PSA yüksekliği prostat kanseri ile ilişkili değildir. İyi huylu prostat büyümesi ya da prostat enfeksiyonu da PSA yüksekliğine yol açabilir.

PSA yüksekliğinde yapılan Multiparametrik MR ile tümörlü dokular, iyi huylu dokulardan daha kolay ayırt edilir. Böylece, gereksiz biyopsi uygulamaları da ortadan kalkmış olur.

Ayrıca Multiparametrik MR ile prostat içindeki tümörün yeri daha net belirlendiği için hedefe yönelik biyopsi yapılması kolaylaşır.

3) PSA değeri normal olsa da Multiparametrik Prostat MR ile kanser taraması yapılabilir mi?

Üroloji uzmanının muayenesi doğrultusunda, hekimin gerekli görmesi halinde, PSA değeri normal düzeyde olan hastalara da Multiparametrik Prostat MR ile kanser taraması yapılabilir.

4) Multiparametrik MR çekiminde radyasyon alınıyor mu?

Hayır, hasta radyasyona maruz kalmaz.

5) Multiparamatrik MR çekim süresi ne kadar?

Multiparametrik Prostat MR, 3 farklı incelemenin aynı anda yapılması nedeniyle 40-45 dakika kadar sürer. İşlemden önce kalın barsağın son kısmının boşaltılması için lavman yapılması gereklidir.

6) Çekim esnasında hasta acı hisseder mi?

Florence Nightingale Hastanesi'nde yapılan Multiparametrik Prostat MR işleminde, hastaya endorektal anten uygulanmadığından, hasta hiçbir şekilde acı hissetmez.


 

Erkeklerde prostat kanseri, akciğer kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülüyor. Türkiye’de özellikle Batı böldelerinde daha yaygın olan prostat kanserini ne kadar biliyoruz?

Kimler risk altında? Prostat kanseri en çok hangi yaşlarda görülüyor?

Prostat kanseri genel olarak yaşlı erkeklerin hastalığıdır. 40 yaş altında nadir görülmektedir. Tanısı, ortalama 65 yaş civarında konulmaktadır. Kanda PSA testinin daha sık yapılması sayesinde, pek çok prostat kanseri, herhangi bir bulgu vermeden erken dönemde saptanabilmektedir.

Açık ameliyat mı kapalı ameliyat mı tercih ediliyor?

Ameliyatlarda robotik cerrahi yöntemi tercih ediliyor. Çünkü; daha az kanama yaşanıyor, idrar tutma ve sertleşme mekanizmaları korunarak kanserli prostatı çıkarmak kolaylaşıyor

Ülkemizde görülme sıklığı nedir?

Erkekler arasında akciğer kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülüyor. Bir yıl içinde, her yaştan 100 bin erkeğin 31'ine prostat kanseri tanısı konuyor.

Prostat kanserinin belirtileri nelerdir?

Prostat kanserinin belirtileri, hastalığın evresine göre değişir. Hastalık, ilk aşamada hiçbir bulgu vermiyor. Tanı, çoğunlukla yükselen kan PSA değeri sonrası yapılan biyopsiyle konuyor. İleri evrelerde ise, idrar yollarındaki tıkanmaya bağlı olarak, sık idrar, idrarda yanma, gece idrara kalkma gibi belirtiler görülebiliyor. Hastalık yayılmış ise kemik ağrısı, kansızlık, halsizlik, gibi yakınmalar olabiliyor. Kesin tanı, prostattan biyopsi alıp patolojik inceleme yapılarak konuyor.

Prostat kanseri ameliyatı yaygın olarak açık mı, kapalı mı yapılıyor?

Radikal prostatektomi adını verdiğimiz prostat kanseri ameliyatı ülkemizde daha çok açık yöntemle yapılıyor. Ancak robotik cerrahi yöntemini uygulayan merkezlerin sayısı ve robotik ameliyat sayısı hızla artmakta. Üroonkoloji Derneği ve robot kayıt verilerinden edinilen veriler ışığında, son yıllarda ülkemizdeki ameliyatların yüzde 25- 30'unun robotik cerrahi yöntemiyle gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz.

Robotik cerrahi yönteminin, Prostat kanseri ameliyatındaki üstünlüğü nereden geliyor?

Robot sayesinde hekimler dar alanda, derin bölgelerde rahatça çalışabiliyor.3 boyutlu yüksek görüntü kalitesi ve yüksek hareket kabiliyetli ince kolları sayesinde hem hastaya hem hekime avantaj sağlıyor.

Robotun sunduğu bu teknik avantajlar nedeniyle, prostat ameliyatları net görüntü altında çok daha az kanamayla yapılabiliyor.

İdrar tutma ve sertleşme mekanizmalarını koruyarak sadece kanserli prostatı çıkarmayı daha kolay hale getiriyor.

Robotik cerrahinin üstünlüğü Türkiye'de yeterince biliniyor mu?

Dünyada 2000'li yılların başından bu yana robotik prostat cerrahisi yapılıyor. Ülkemizde ilk 'robotik radikal prostatektomi' Nisan 2005'te Florence Nightingale Hastanesinde gerçekleştirildi. Bugün, robotik cerrahinin bilinirliği 10 yıl öncesine oranla daha fazla. Artık hastaların bir bölümü doğrudan robotik cerrahi yöntemini tercih ederek başvuruyor. Bu noktada, hastalarımızın gerçekçi beklentilerle doğru biçimde bilgilendirilmesi son derece önem taşıyor.

Hastaların en çok korktuğu şey ameliyat sonrasında cinsel fonksiyon bozukluğu, idrar kaçırma gibi sorunlar yaşamak.

Robotla ameliyatta da durum aynı mı?

Robotik ameliyat sonrasında kan kaybının daha az olduğu, idrar kaçırmanın daha az olduğu, ameliyat sonrası erken dönemde görülebilen bu şikayetlerin, özellikle genç hastalarda, daha hızlı düzeldiği görülüyor. Ameliyat öncesi cinsel fonksiyonları normal olan hastalarda, kanser evresi gözetilerek sinirler korunduğunda, ereksiyon yeteneği de daha iyi korunuyor.

Yurtdışında ekiplere eğitim veriyoruz

Prof. Dr. Haluk Akpınar, Kuveyt Sağlık Bakanlığı'nın davetiyle düzenli aralıklarla Kuveyt'e giderek oradaki ekiplere destek veriyor. Kuveyt ve Katardaki robotik cerrahi programlarının başlatılmasında görev aldı. Başta prostat ve böbrek kanserleri olmak üzere çeşitli hastalıkları Robotik cerrahi yöntemiyle tedavi ediyor.
Prof. Dr. Haluk Akpınar, Türkiye'nin sağlıkta geldiği noktayı şöyle değerlendiriyor:

“Türkiye, her türlü ameliyat ve tedavinin yapılabildiği modern hastaneleri, iyi eğitim almış deneyimli doktor ve personeliyle sağlıkta oldukça iyi bir konumda. Uluslararası bilimsel toplantılarda da bu durum net olarak gözlemlenebiliyor. Türk doktorları, yurtdışından gelen hastaları anlamak ve empati kurabilmek konusunda oldukça başarılı."

Prostat kanseri ve robotik prostatektomi

Prostat, günümüzde 70 yaş üzeri erkeklerde en sık görülen bir kanser türüdür. Her yıl yaklaşık 1 milyon kişiye prostat kanseri tanısı konuyor. Ülkemizde de özellikle Batı bölgelerinde prostat kanseri sıklığının giderek arttığı gözleniyor.

Her yıl prostat taraması yapılmalı

Prostat kanseri iyi huylu prostat büyümesinin aksine genellikle hastada şikayet yaratmıyor. Şikayet yarattığında da vücutta bazı alanlara yayılmış (metastaz yapmış) oluyor. Ailesel yatkınlık, yaşlılık ve etnik köken en önemli 3 risk faktörü olarak göze çarpıyor. Prostat kanseri açısından en riskli grup ise ailesinde (1. derece akrabalarında) prostat kanseri bulunan kişilerdir.

Prostat kanserinde üç risk faktörü var: Ailesel yatkınlık, yaşlılık ve etnik köken. En riskli grup 1. derece akrabalarında prostat kanseri bulunan kişiler.

Ailesel risk faktörü olanlar için 40 yaşından itibaren, risk faktörü olmayanlar için ise 45 yaşından itibaren yılda bir kez prostat taramaları yapılmasını öneriyoruz.
Prostat kanseri tanısı konan bir hastada, vücutta başka alanlara yayılmış hastalık yoksa ve hasta ameliyat olabilecek durumdaysa prostatın tamamının çıkarılması en iyi yaklaşımdır.

Radikal prostatektomi olarak nitelendirdiğimiz bu ameliyat açık, laparoskopik ve robotik olarak yapılabilmektedir. Laparoskopik ve robotik prostatektomide hastanın iyileşme süreci açık ameliyatlara göre daha hızlıdır. Ancak son yıllarda yapılan robotik prostatektomi ile kanser kontrolünün yanında hem idrar kontrolü, hem de sertleşme korunmasının daha yüksek oranlarda ve daha erken dönemlerde olduğu bildirilmektedir.

Biz de kendi hasta grubumuzda robotik prostatektomi ile daha hızlı iyileşmeyi bire bir görmekteyiz. Dünyanın birçok farklı yerinden gelen hastalarımız, özellikle robotik prostatektomi ameliyatını tercih etmektedir. Çünkü bu ameliyatta hastalarımızın memnuniyet oranı oldukça yüksektir. Ameliyatın ardından 3 yada 4 gün hastanede kaldıktan sonra 10 gün içinde normal hayatlarına dönebiliyorlar.

Altın standart yöntem: Robotik cerrahi

Teknolojik gelişmeler özellikle de multiparametrik prostat magnetik rezonans (MR) görüntülemeyle hastanın hayatına mal olabilecek prostat kanserleri saptanabiliyor.

Aynı zamanda prostat MR'ı, bize ameliyat sırasında cerrahi sınırlarımızı belirlemekte yardımcı olmakta, böylece ameliyatta yapacağımız teknik yaklaşımı planlayabiliyoruz. Tedavide altın standart yöntem radikal prostatektomi ameliyatıdır Günümüzde fonksiyonel açıdan en iyi sonuçlar robotik cerrahi ile elde edilmektedir.

 

Miyom, rahim dokusundan kaynaklanan iyi huylu bir tümördür. Kötü huyluya, yani kansere dönüşme olasılıkları çok çok nadirdir. Fibroid, leyomiyomata, fibromiyom veya leyomiyom gibi birçok değişik isimle de anılır. Kadın iç genital organlarında en sık rastlanan tümörlerdir. 35 yaş ile menopoz arası üremenin aktif olduğu dönemlerde, her 3 kadından birinde görülür. Menopozla gerileyebilir, çünkü menopozda kadınlık hormonu olan ve miyomların büyümesine yol açan östrojen miktarı azalır.

Ameliyatsız miyom tedavisinde işlem de hastanede kalma süresi de kısa. Hamile kalma şansı da kaybolmuyor

Miyomlar hangi durumlarda menopoz dönemini beklemeden tedavi edilmelidir?

  • Adet kanamasında kan miktarı artarsa,
  • Ağrılı adet kanaması yaşanıyorsa,
  • Adet kanama süresi uzamışsa,
  • Anemi, yani kansızlık gelişmişse,
  • Önde idrar kesesine basıyla sık idrara çıkmaya neden oluyorsa,
  • Arkada, rektum, yani kalın barsağın son bölümüne bası yaparak kabızlığa neden oluyorsa, ,
  • Karın alt kısmında, yani pelvisde ağrı varsa,
  • Cinsel ilişkide ağrı yaşanıyorsa.

Miyom nasıl teşhis edilir?

Miyom tanısında ilk basamak ultrasonografidir. Vajinal yol ile ya da batın üzerinden yapılabilir.

Ultrasonografide 7-8 cm'den büyük veya birden çok sayıda miyom görülürse, ayrıca belirti ve şikayetler de varsa MR incelemesi yapılmalıdır. Çünkü MR ile miyomların kesin sayısı ve yerleşimleri belirlenir. Varsa eşlik eden başka hastalıkların görülmesi (örneğin adenomyozis), çevre dokuların ve yumurtalığın incelenmesi gibi birçok değerli bilgi edinilir. Zaten şikayetleri olan ve tedavi kararı alınan hastalarda MR incelemesi yapmak rutin haline gelmiştir.

ameliyatsiz-miyom-tedavisi











Miyom nasıl tedavi edilir?

1. Cerrahi Tedavi:

"Miyomektomi" yani rahimi tamamen almadan, sadece miyomu alarak yapılan cerrahi tedavidir. Miyomektomi cerrahisinde miyom sayısı fazla ise, sonuç yüz güldürücü olmayabilir.
Diğer bir cerrahi tedavi ise, "Histerektomi" yani rahimin tamamen alınmasıdır. Histerektomi ile hasta üreme fonksiyonlarını tamamen kaybeder. Överler de alınırsa, erken menopoz, kemik erimesi ve psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir.

Her iki yöntemde de genel anestezi gerekir, hastanede kalma süresi, kan kaybı ve cerrahi komplikasyonlar gibi dezavantajlara sahiptir. Ameliyatsız miyom tedavilerinde ise bu dezavantajlar söz konusu değildir.

2. Ameliyatsız miyom tedavileri:

Bu yöntemde, rahim ve yumurtalıklar yerinde kalır. Ameliyat ve kesi gerektirmez. işlem ve hastanede kalma süresi kısadır. Kan kaybı yoktur.

Yan etki ve komplikasyon oranları oldukça düşüktür. Hamile kalma şansı her zaman kaybolmaz. Başlıca ameliyatsız miyom tedavi yöntemleri; ablasyon, RF ablasyon, miyom embolizasyonudur.

a. RF Ablasyon:

Özel bir iğneyle miyomun içine girilerek yapılır. Bu özel iğneyle miyom içine radyofrekans enerjisi iletilir.
Bu enerji miyom içinde ısı artışına neden olur ve ısısal hasarla tedavi gerçekleştirilir. Kesi gerektirmez. Çoğu zaman anestezi gerektirir.

b. Miyom Embolizasyonu:

Anjiyografik yöntemle lokal anestezi altında yapılır. Kasıktaki bir atardamardan ya da Florence Nightingale'de daha avantajlı olan el bileğindeki atardamardan girilir. Kesi gerektirmez. Özel ince mikrokateterler kullanılır. işlemin kendisi ağrısızdır.

Ana amaç, miyomu besleyen atardamarları milimetreden daha küçük partiküllerle (parçacıklar, mikroküreler) tıkamak ve miyomu oksijensiz, besinsiz bırakmaktadır. Böylece miyom gittikçe küçülür (6 ay içinde maksimum küçülme sağlanır) ve doku ölümü gerçekleşir. Boyut ve sayı limiti sınırlayıcı olmayan tedavi yöntemidir.

 

Farklı bir amaçla çekilen bir tomografide tesadüfen ortaya çıkan bir nodül, hastayı kararsız ve çaresiz bırakabiliyor.

Akciğerde ortaya çıkan nodüllerin kanser olup olmadığını belirlemek, takip ve tedavisini gerçekleştirmek oldukça komplike bir süreç. Nodüller iyi huylu da kötü huylu da olabiliyor.

Hastanın hemen ameliyata alınması mı, yoksa nodülün bir süre takip edilmesi mi gerektiği çok önemli bir karar. Örneğin, kanser olasılığı yüksek olan bir nodülü sadece takibe almak ortaya çıkabilecek gecikme sebebiyle zararlı sonuçlar doğurabilir.

Her nodülün farklı özellikleri bulunmakta. Sadece nodülün değil hastaların da özellikleri farklı. Tedavi planı hakkında birçok uzmanın bir araya gelerek ortak bir görüşte birleşmesiyle doğru sonuca ulaşılabilir.

Grup Florence Nightingale Hastaneleri'nin uzman kadrosu her hafta, hasta için kişiye özel 'nodül toplantısı' yapıyor.

Toplantıyı gerçekleştiren hekimlerimiz;

Prof. Dr. Alper Toker,
Prof. Dr. Canan Akman,
Doç. Dr. Levent Dalar,
Yrd. Doç. Dr. Erkan Kaba, Op. Dr. Kemal Ayalp,
Yrd. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç Kongar,
Uzm. Dr. Tuba Coşkun Falay, 
Uzm. Dr. Ali Vefa Öztürk, Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Öz ve Doç. Dr. İpek Çoban vakayı birlikte analiz ediyor.

Ekip ortak akıl için bir araya geliyor. Göğüs cerrahisinden patolojiye, radyolojiden, anesteziye kadar uzmanların yer aldığı kadro, hastanın dosyasını A'dan Z'ye inceliyor; ortak bir akıl için en ince detayına kadar konseyde analiz ediyorlar.

Hastanın yaşı, daha önce geçirdiği rahatsızlıklar, yakın çevresinde akciğer kanseri olan birinin bulunup, bulunmadığı da göz önüne alınarak yapılacak tedavinin rotası belirleniyor.

Ameliyat mı, yoksa nodülün takibe mi alınması gerektiğine ekipteki tüm doktorlar birlikte karar veriyor.

Dipnot: Akciğer kanseri ilk evrede hemen hemen hiç belirti vermez. Erken evre vakalar, düzenli kontrollerde ya da yapılan başka tetkikler esnasında yakalanıyor İleri devrede ise, öksürük, öksürük şeklinin değişmesi, göğüs kafesinde ağrı, nadir de olsa göz kapağında düşme, kolda ve sırtta ağrıyla kendini gösteriyor.

 

Bu dönemde meme dokusu daha az şiş ve hassastır. Menopozdaki bayanların ise her ay aynı günlerde meme muayenesi yapmaları uygundur.

  • Öncelikle aynanın önünde, ay ayakta, kollarınız serbest durumdayken her iki memenizde daha önce fark etmediğiniz bir değişiklik olup olmadığına bakın (şişlik, çekinti, renk değişikliği, şekil bozukluğu)

  • Her iki elinizi başınızın arkasına birleştirerek dirseklerinizi arkaya doğru açın ve birinci şıktaki değişikliklere dikkat edin.

  • Her iki elinizi belinizin yanına dayayın ve hafifçe omuzlarınızı öne doğru itin. Daha sonra bu hareket esnasında hafifçe öne doğru eğilin ve birinci şıktaki değişikliklere dikkat edin

  • Bir kolunuzu yukarı doğru kaldırın. Muayene için öteki elinizi 2,3 ve 4. Parmaklarınızın iç yüzleri kullanın. Parmaklarınızı birbirine bitişik tutun. Cildinize hafifçe bastırarak, tüm meme ve koltuk altı bölgenizi kontrol edin. Böylece meme üst dış kadrandaki yoğunlukları daha kolay fark edebilirsiniz.

  • Meme kanserinin yaklaşık yarısı bu alanda görülür. Muayene esnasında aşağıdaki doğrultudan birini kullanarak olağan dışı kitle veya sertlik olup olmadığına bakın. Daha sonra aynı işlemi diğer memeye uygulayın (muayene esnasında elin daha rahat kayması için krem türü sıvılar kullanılabilir. Bu muayene duş alırken de yapılabilir)

  • Koltuk altından başlayarak, memenin dışından büyük bir daire çizin. Gittikçe daireleri küçülterek meme başına doğru tüm bölgeyi muayene edin.

  • Koltuk altınızdan başlayarak parmaklarınızı yukarı aşağı hareket ettirin. Hareketleri içe doğru kaydırarak devam edin. Hareketlerde memenin alt sınırına kadar geldiğinizden emin olun.

  • Meme dış sınırından meme başına doğru parmaklarınızı yıldız şeklinde hareket ettirerek tüm meme dokusunu kontrol edin. Sonra koltuk altını tekrar kontrol edin.

  • Dördüncü şıktaki muayeneyi yatar durumda tekrar edin. Muayene ettiğiniz tarafın omuz altına ince bir yastık yerleştirmeniz muayenenin daha etkili olmasına yardımcı olur. Saptanan her kitle sertlik veya değişiklik kanser değildir. Ancak saptanan her değişikliğin uzman doktorlarca değerlendirilmesi gereklidir.

  • Dikkatli ve yumuşak bir şekilde meme başlarınızı sıkarak herhangi bir akıntı olup olmadığını kontrol edin. Akıntı varsa vakit geçirmeden doktorunuza haber verin. Genelde sıkma ile meme başında akıntı olmaz. Ancak bazı normal memelerde de zaman zaman veya sürekli akıntı olabilmektedir. Meme başından gelen akıntının rengi, geliş sıklığı ve yoğunluğunda olabilecek değişiklikler önemlidir.

Yorgunluk, kas ve sırt ağrısı, aşırı su içme isteği, kabızlık, sık idrara çıkma, depresyon, iştahsızlık, bulantı, kaşıntı, kemik erimesi, EKG’de bozulma, hafıza sorunları, uyku hali gibi problemler yaşıyorsanız, nedeni paratiroid adenomu olabilir.

Paratiroid bezleri, boyun bölgesinde tiroit bezinin her iki tarafında, hormon salgılayan, mercimek tanesi büyüklüğünde toplam 4 adet bezdir. Ürettikleri hormon, kanda kalsiyum dengesini sağlar. Paratiroid bezinin fazla çalışmasının en sık karşılaşılan nedeni, paratiroid bezinde iyi huylu bir tümör bulunmasıdır. Buna “Paratiroid Adenomu” adı verilir. Kadınlarda görülme oranı, erkeklerden 3 kat daha fazladır. Vücudun tüm sistemlerini etkileyen bir hastalık olduğundan pek çok hastalıkla karıştırılabilir. Paratiroid Adenomlu hastalarda kandaki kalsiyum düzeyleri yüksektir.

Kan kalsiyum seviyesinin yüksek çıkması, sağlık sorunları yaratmaya başlar.

Eğer kalsiyum seviyeleri 15 mg/dl’nin üzerine çıkarsa bu acil bir durumdur. Hastanın EKG bulguları değişmeye başlar. Müdahale edilmezse hastanın kalbinin durmasına ve yaşam kaybına neden olabilir.

"Paratiroid Adenom"lu hastalarda oluşan kırıklar çoğunlukla kendi kendilerine oluşur.

Kırılan kemik tekrar kendi kendine kaynayabilir. Ancak kaynama sırasında deformiteler meydana gelir. Çekilen grafilerde bu durum açıkça görülebilir.

Laboratuvar sonuçları içinde tek bulgu kalsiyum yüksekliği değildir.

Fosfat düşüklüğü, klor yüksekliği, alkalen fosfataz yüksekliği, idrarda kalsiyum ve hidroksiprolin artışı da görülebilir. Bu bulgularla paratiroit adenomundan şüphe edilen hastalarda bazı görüntüleme yöntemlerine başvurulur.

"Paratiroid Adenom"unun tedavisi:

Paratiroid Adenomu’nun tek tedavi yolu cerrahidir. Hastalıklı olan paratiroid bezi veya bezleri çıkarılır. Eğer hastanın genel durumu bozuksa ya da kalsiyum seviyesi izin veriyorsa, hasta bir süre tıbbi tedaviyle izlenebilir.

Paratiroid Adenomunun Belirtileri:

Başlıca belirtiler, yorgunluk, kas ve sırt ağrısı, aşırı su içme isteği, kabızlık, sık idrara çıkma, depresyon, iştahsızlık, bulantı, kaşıntı, kemik erimesi, EKG’de bozulma, hafıza sorunları ve uyku halidir.

Tanı için sintigrafi çok değerlidir.

Ultrasonografi, büyümüş bezin tespit edilmesini sağlar. Bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntülemeleri yapılsa da, tanıda sintigrafi oldukça değerlidir. Sintigrafi, paratiroit bezdeki tümörü gösterir ve ameliyat öncesi cerraha yol gösterir.

Gırtlak kanseri ile sebep sonuç ilişkisi olan en önemli unsur, sigara alışkanlığı. Bugüne dek yapılan araştırmalarda, sigara kullanımı dışında gırtlak kanserine atfedilen başka bir sebep henüz ortaya konmuş değil.

Aşağıdaki 3 ana belirtiden biri ya da birkaçı aynı anda gırtlak kanseri hastalarında bulunabilir;

  • Ses kısıklığı
  • Yutma güçlüğü
  • Nefes darlığı

Bazı durumlarda aşağıdaki belirtiler de söz konusu olabilir;

  • Kulak ağrısı
  • Boyunda yara
  • Boyunda şişlik

Bu kanserlerin boyuna yayılım gösterdiği durumlar hangileridir?

Gırtlak kanserleri, kanserli dokunun gırtlakta yerleştiği yere, tümörün büyüklüğüne ve saldırganlığına bağlı olarak boyuna yayılabilir. Özellikle gırtlağın üst-giriş kısmındaki tümörlerde bu durum daha sık görülür.

Gırtlak kanserlerinin tedavileri nasıl gerçekleştirilir?

Gırtlak kanserlerinin tedavileri hastalığın boyutuna göre belirlenirse de günümüzde modern cerrahi teknikler ve/veya modern radyoterapi ile hastalıksız sağ kalım oranları artmış ve hastaların yaşam nitelikleri büyük oranda korunabilmektedir.

Baş ve boyun cerrahlarının uzmanlık alanları nelerdir?

Baş ve boyun kanserlerinin cerrahi tedavileri; gırtlak kanseri, tiroid kanseri, yutak kanseri, ağız içi kanseri, burun içi kanseri, tükürük bezi kanseri, cilt kanseri, saçlı deri kanseri.

Baş ve boyunun iyi huylu tümörlerinin cerrahi tedavileri;

Paratiroid bezi tümörü, tiroid nodülleri, boyun içinde yerleşik tümör oluşumları, tükürük bezlerinin iyi huylu tümörleri. Tiroid bezinin cerrahi tedavileri, tükürük bezlerinin cerrahi tedavileri, travma cerrahileri, kafa tabanı cerrahilerinin bir bölümü.

Ayrıca;

  • Yüz, plastik ve rekonstrüktif cerrahisi
  • Burun, protezli ses kazandırma teknikleri uygulayan baş ve boyun cerrahları da bulunmaktadır

Baş ve boyun cerrahlarının ilgilendiği organ ve dokular hangileridir?

  • Kafa tabanı
  • Saçlı deri ve yüz cildi
  • Göz kapakları ve göz çukuru
  • Burun boşlukları ve sinüsler
  • Dudaklar
  • Ağız boşluğu
  • Yutak ve yemek borusu
  • Gırtlak ve nefes borusunun üst kısmı
  • Boyun lenf bezleri
  • Tiroid ve paratiroid bezleri
  • Tükürük bezleri
  • Sinir kökenli tümörler
  • Yumuşak doku tümörleri
  • Yüz kemik tümörleri
  • Odontojenik lezyonlar


Op. Dr. Mazhar ÇELİKOYAR

Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı

İstanbul Florence Nightingale Hastaneleri 

Akrabalarından birini kanser nedeniyle kaybedenler “ya ben de kanser olursam!” korkusu taşırlar. Kanser hakkında konuşurken konuyu ‘genetik’ olmadan yorumlamak olanaklı değildir. Kanser genetiğinden kasıt, çoğunlukla çevresel koşullar ve/veya beslenmeyle oluşmuş ve tamir edilememiş kalıcı değişimler sonucunda, normal hücrelerin anormal hücrelere dönüşümüdür. Yani kişi, doğduğunda bu kalıcı değişimlere sahip değildir.

Kanser vakalarının yüzde 5 ile yüzde 10‘u ailesel faktörlerden etkilenir. Yapılan bilimsel çalışmalar, akciğer, prostat, barsak, deri ve pek çok kanser türünün yüzde 90 ile yüzde 95’inin kişilere kalıtsal olarak geçmediğini göstermektedir.

Kanser oluşumu için bir dizi mutasyon yani kalıcı değişim gerekmektedir. Kansere duyarlı genler, ailenin diğer üyelerine geçseler de doğrudan kansere neden olmazlar. Kanserin,çocuklardan daha fazla erişkinlerde görülmesinin nedeni de budur. Ancak bu tür genleri taşıyan kişiler, kansere neden olan çevresel faktörlere karşı daha duyarlıdırlar.

Ailesinde, meme, yumurtalık, prostat, böbrek, kolon/barsak, deri (melanom), retinoblastom kanseri bulunan ve “Ben de kanser olacak mıyım?” korkusuyla hekime başvuran kişilerin,

  • Detaylı anamnezleri alınır,
  • Soyağacı çıkarılır,
  • Risk faktörleri belirlenir,
  • Gerekirse ailesel kanserlerle ilgili gen mutasyonları araştırılır.
  • Sonuçlara göre risk oranları hesaplanır.
  • Genetik danışma verilir.
  • Multidisipliner anlayışla ilgili kliniklerle, tümör konseylerinde vaka tartışmaları yapılır

Bu hasarlı genlerin çoğunun belirli organlarda kansere neden olduğu saptanmıştır. Örneğin;

  • BRCA1 ve BRCA2 GENLERİ : Meme, Yumurtalık ve Prostat Kanseri
  • APC, KRAS, MSH2 ve MLH1 GENLERİ : Barsak Kanseri
  • VHL GENİ : Von Hippel-Lindau Sendromu
  • STK11 GENİ : Peutz-Jeggers Sendromu’nda rol almaktadır.


Yukarıdaki kanser tipleri, bu genlerin anormal (mutant) kopyalarını taşıyan kişilerde, topluma oranla daha sık gözlenir. Kansere zemin hazırlaması açısından, bu genlerle birlikte, kişilerin yaşam tarzı, yani beslenme, sigara, alkol tüketimi, çalışma ortamı, vb. faktörler etkilidir.

Kanser tedavisinde daha güçlü etki, daha az yan etki en önemli hedeftir. “Mikroküre Tedavisi” ya da diğer adıyla Radyoembolizasyon, bilinen cerrahi ve ilaç tedavilerinin yanı sıra güncel, etkin ve hedefe yönelik bir tedavi yöntemidir.

Karaciğerin kendi dokusundan kaynaklanan kanserlerde vücudun başka bir yerindeki kanserin karaciğere sıçraması sonucu oluşan metastazlarda uygulanmaktadır. Özellikle cerrahi tedavi yapılamayan karaciğer tümörlerinde tercih edilen bir tedavi yöntemidir.Kimi zaman cerrahi tedavi öncesinde karaciğer tümörlerini küçültmek amacıyla da kullanılır. Bu tedavi yönteminde, tümör dokusunun içine radyoaktivite içeren mikro kürecikler gönderilir.

Neden radyoembolizasyon?

Sistemik kanser tedavilerinden farkı, tümör hücrelerini seçerek onları yok ederken normal dokuya zarar vermemesidir. Yani, radyasyonun tahrip edici etkisi doğrudan tümör hücrelerini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Tedavinin en önemli avantajlarından biri de, vücudun diğer bölgelerinde radyasyonun istenmeyen yan
etkilerinin görülmemesidir.

Tedaviyi kim uygular?

Tedavi kararı Onkoloji, Genel Cerrahi, Gastroenteroloji, Nükleer Tıp, Radyoloji ve Patoloji gibi birden çok bölümü ilgilendirmektedir. Bu bölümlerdeki uzman doktorlar, hasta seçimi, hastanın tedavi planı, hasta takibi, tedavinin değerlendirilmesi ve ek tedavi konularında önemli görevler almaktadır. İşlemin uygulama aşamasında girişimsel radyolog ve nükleer tıp uzmanı birlikte çalışmaktadır. Tedavi öncesi ve sırasındaki tüm anjiyografik işlemler, damar yapılarının ve tümörün beslenmesinin değerlendirilmesi, girişimsel radyoloji uzmanının sorumluluğundadır. Nükleer tıp uzmanı ise hastaya karar verilen tedavideki uygun dozların belirlenip uygulanmasından, hastanın işlem öncesi görüntüleme yöntemleri ile incelenmesinden ve tedavi sonrası işlem başarısının değerlendirilmesinden sorumludur.

Uygulama nasıl yapılır?

Öncelikle hastaya görüntüleme ve laboratuvar yöntemlerini içeren ön testler yapılır. Ön testlerde bir engel durumu tespit edilmeyen hastalar, işleme yönlendirilir.
Radyoembolizasyon tedavisi iki aşamalı bir işlemdir

Birinci aşama: Bu adım planlama amaçlı olup, ana tedaviye yol gösterici niteliktedir.

1. Anjiyografi ile karaciğer damarlarının haritası çıkarılarak tümör besleyici atardamarlar saptanır.

2. Gerektiğinde, karaciğer atardamarı kaynaklı karaciğer dışına (mide ya da bağırsağa) giden damarlar varsa, radyasyon etkisinin bu dokulara ulaşmasını engellemek amacıyla, tıkama işlemi de yapılmaktadır.

3. Daha sonra tümör besleyici atardamardan görüntüleme amacıyla düşük dozda radyoaktif madde verilmektedir.

4. Bunu takiben nükleer tıp ünitesinde görüntüleme yapılarak tümörün verilen maddenin ne kadarını tuttuğu, başka dokulara kaçak olup olmadığı ve akciğere geçiş miktarı hesaplanmaktadır. İlk aşamada yapılan incelemelerde, hedeflenen tümör dokusuna ulaşılabiliyorsa ve akciğere zarar verecek dozda geçiş yoksa; ikinci aşama olan ana tedavi yapılmaktadır. Tedavinin planlama aşaması tamamlandığında, hastanın hastanede yatması şart değildir. Hasta takip süreci sonrasında evine gönderilebilmektedir.

İkinci aşama: Artık ana tedavi aşamasına gelinmiştir.

1. Radyoaktivite içeren mikro kürecikler, tümör besleyici damar içine yerleştirilen kateter aracılığıyla tümör dokusu içine verilir.

2. Kürecikler tümörü besleyen ince damarların içine yerleşirler ve tedavi edici dozda radyoaktivite salınır. Dolayısıyla tümör dokusu etrafındaki sağlıklı karaciğer dokusuna etkisi oldukça sınırlıdır.

3. Tedavi aşaması olan ikinci aşamadan sonra hasta bir gece hastanede yatırılarak, takip edilir.

Radyoembolizasyon tedavisi’nin yan etkileri neler?

  • Bu tedavi yöntemi genellikle ağrısız bir işlemdir. Bazı hastalar ilaç verilirken hafif ağrı hissedebilirler.
  • Ana tedavi sonrasında en sık görülen yan etkiler, düşük derecede ateş, bulantı, kusma ve bitkinliktir. Bu bulgular destek tedavisiyle üç ile beş gün içerisinde geriler.
  • Tedaviden sonraki bir veya iki günde hasta günlük aktivitelerine dönebilir.
  • Nadir de olsa, karaciğer, safra kesesi, safra yolları, mide ve akciğer ile ilgili daha ciddi yan etkiler görülebilmektedir. Bu yan etkilerin en aza indirilebilmesi için ön değerlendirme, doğru hasta seçimi ve planlama çok önemlidir.

Tedaviye engel durumlar var mı?

Şiddetli karaciğer ya da böbrek fonksiyon bozukluğu olan, kanama-pıhtılaşma bozukluğu olan ve safra yollarında tıkanıklığı olan hastalarda bu tedavi
uygulanamaz.

İlk aşamada yapılan incelemelerde, hedeflenen tümör dokusuna ulaşılabiliyorsa ve akciğere zarar verecek dozda geçiş yoksa; ikinci aşama olan ana tedavi yapılmaktadır

Radyoembolizasyon tedavisi’nin avantajları nelerdir?

  • Karaciğer kanseri sıklıkla ileri evrelerde fark edilebiliyor. Bu evrelerde kesin tedavi olanağı
  • bulunamadığından Radyoembolizasyon tedavisi önemli bir tedavi seçeneğidir.
  • Cerrahi tedavi yapılamayan karaciğer tümörlerinde, yaşam süresini ve kalitesini artıran bir tedavi
  • yöntemidir.
  • Tümörü küçülterek cerrahi tedavi ya da karaciğer nakli için olanak sağlayabilir.
  • Hedefe yöneliktir. Tümör dokusunu ortadan kaldırmak için, daha yüksek radyasyon dozu daha
  • güvenli bir şekilde verilebilmektedir.
  • Ayaktan yapılan, cerrahi kesi gerektirmeyen bir tedavidir.
  • Gerektiğinde tekrarlanabilir.
  • Standart radyoterapi ve kemoterapi ile karşılaştırıldığında yan etkileri çok daha azdır.

Tedavi kararı Onkoloji, Genel Cerrahi, Gastroenteroloji, Nükleer Tıp, Radyoloji ve Patoloji gibi birden çok bölümü ilgilendirmektedir.


Kalın Bağırsak İle İlgili Sık Sorulan Sorular

Kalın bağırsak ile rektum farklı organlar mıdır?

Rektum, kalın bağırsağın anüse açılan yaklaşık 15 cm'lik son kesiminin adıdır. Kısaca kalın bağırsağın bir bölümüdür.

Kalın bağırsak kanseri önlenebilir bir hastalık mıdır?

Kalın bağırsak kanserlerinin % 85 – 90 kadarı yaklaşık 5 – 10 sene içinde gelişip büyüyen bir polipten kaynaklanır. Dolayısıyla bilimsel olarak da gösterilmiştir ki uygun aralıklarla kolonoskopi yapılması ve saptanan poliplerin endoskopik yolla çıkarılması kalın bağırsak kanseri oranını belirgin bir şekilde düşürmektedir.

Önerilen yaklaşım ailesinde kalın bağırsak kanseri olmasa bile her insanın 50 yaşında bir kez kolonoskopi yaptırmasıdır. Polip saptanmazsa beş ile on yıl aralıklarla devam edilmeli polip saptanırsa hekimin belirleyeceği düzende kontroller yapılmalıdır.

Ailemde çok sayıda kalın bağırsak kanserli hasta var. Ne yapmalıyım?

Kalın bağırsak kanseri ailevi bir özellik taşıyabilir. Durumu mutlaka hekiminize anlatıp bilgi almalısınız. Ailesinde iki ya da daha fazla kalın bağırsak kanseri olan kişilerde ilk kolonoskopi için 50 yaşı beklenmez.

Ailedeki en genç kanserli kişinin yaşından beş yaş öncesinde kolonoskopi kontrolleri başlatılır.

Kalın bağırsak kanseri ameliyatsız tedavi edilemez mi?

Kalın bağırsak kanserinin gerçek tedavisi ilgili kesimin ameliyatla çıkarılmasıdır. Kemoterapi ve ışın tedavisi cerrahiye yardımcı olmak üzere ameliyattan önce veya sonra uygulanabilir ancak tek başlarına tam tedavi sağlayamazlar. Ancak ameliyat ile tedavi edilemeyecek kadar ileri hastalıkta ameliyat yerine diğer tedavileri öneriyoruz.

Ne zaman torba uygulanır?

Torba yani kolostomi ya da ileostomi birkaç farklı durumda uygulanır. Tümör rektumun son kesiminde ise anüsün korunması mümkün olmayabilir ve bu durumda kalın bağırsak kalıcı olarak torbaya alınır yani kolostomi yapılır. Bugünkü koşullarda bu torbanın kapatılması ve yeni bir anüs oluşturulması söz konusu değildir.

Bazen de rekumdaki tümör çıkarıldıktan sonra kalın bağırsağın birbirine birleştirildiği yerdeki yara tamamen iyileşinceye kadar o bölgeye dışkı gelmemesi istenir. Bu durumda ince bağırsak torbaya bağlanır (ileostomi). Sıklıkla ameliyat öncesi ışın tedavisi alan hastalarda uygulanan bu ileostomi birkaç hafta sonra yeni bir ameliyatla kapatılır ve hasta normal yolla dışkılamaya devam eder.

Bazı durumlarda ameliyatın bir komplikasyonu olarak kalın bağırsağın bağlantı yerinden sızıntı olabilir ve bu durumda da tekrar ameliyatla torba uygulanır.

Bazen de kalın bağırsaktaki tümör bağırsak tıkanıklığına yol açıp acil ameliyat gerektirebilir. Bu gibi durumlarda acil şartlarda hastayı fazla riske sokmamak için hekim öncelikle bir torba uygulayarak bağırsağın boşalmasını ve asıl ameliyatın daha sonraya bırakılmasını tercih edebilir.

Size kanser olduğunuz söylendi ve doktorunuz radyasyon tedavisi önerdi. Çoğu insan radyasyon tedavisi hakkında çok az şey bildiği için bu tedavi korkutucu veya endişelendirici olabilir. Bu kitapçık tedavinizi anlamanıza ve sizi nasıl etkileyeceğini öğrenmenize yardımcı olacaktır. Tedavi ekibiniz doktorunuz da dahil olmak üzere size yardımcı olabilmek için buradadır. Tedavinizi faydaları ve yan etkileri ile birlikte sizinle birlikte tartışacağız. Sizi tedaviniz esnasında destekleyeceğiz ve klinikte ve dışarıda size yardımcı olacak kişileri bulmanızı sağlayacağız. Size mümkün olan en iyi tedaviyi sunmayı ve bu süreci mümkün olduğu kadar en az stresle geçirmenizi isteriz.

Bu kitapçık sizin bazı sorularınızı cevaplamayı amaçlamaktadır ancak size en iyi faydayı verebilmek için kitapçık tedavi ekibinizle görüşerek kullanılmalıdır. Eğer sorularınız veya endişeleriniz olursa lütfen bizi bilgilendiriniz.

Eksternal radyasyon, genel yan etkiler, destek tedaviler ve diğer konular hakkında bilgileri içerir. Tabii ki her birey farklıdır. Tedavi ekibiniz size kendi tedavi planınızı açıklayacaktır. Tedaviniz ile ilgili olası erken ve geç yan etkiler hakkında bilgilendirileceksiniz. Sorularınızı her zaman tedavi ekibinize iletiniz.

Tedavi ekibiniz

Radyasyon Onkoloğu radyasyon tedavisinde uzman olan doktordur. Radyoterapi alanlarınıza ve alacağınız doza kara verip tedavi planınızı yönetecektir. Radyasyon Onkoloğu aynı zamanda tedaviniz esnasında medikal bakımınızla da ilgilenecektir. Kitapçığın diğer kısımlarında bu kişiden bahsedilirken sadece “doktor” denilecektir.

Radyasyon Teknikeri radyasyon günlük tedavinizi uygulayan kişidir. Radyoterapi Teknikerliği Yüksekokulu mezunu kişidir. Tekniker size tedaviniz esnasında sürekli eğitim verecektir. Tedaviniz için gerekli pozisyonu vererek günlük tedavi set-up ‘ınızı yapar, tedavi alanları doğruluğunu kontrol etmek için elektronik portal görüntüleri çeker ve gerekli durumlarda doktoru bilgilendirir.

Radyofizik Uzmanı tedavinizin fizik hesabını yapan kişidir. Bu kişiler aynı zamanda radyasyon cihazının ayarından ve güvenliğinden sorumludur.

Dozimetrist bilgisiyarlı planlama tomografisi sırasında size yardımcı olan ve tedavi planlarını hazırlama ve makineler arası data transferleri ile ilgili kişilerdir, radyofizik uzmanına yardım ederler.

Radyasyon Hemşiresi tedavinizin yan etkileri konusunda size yardımcı olur. Hemşire tedaviniz esnasında size destek vermek için doktor ile yakın temas halinde çalışır. Kitapçığın diğer kısımlarında bu kişiden bahsedilirken sadece “hemşire” denilecektir.

Size yardımcı olmak için diğer sağlık uzmanları da mevcuttur. Tam liste için Kişisel Hasta Bilgilendirme Yönergesine bakınız.

Radyasyon tedavisi nedir?

Radyasyon tedavisi kanser hücrelerinin X ışınları yardımıyla büyüme ve bölünmesini durdurma amacıyla yüksek enerji radyasyon kullanır. Biz tanı amaçlı röntgenden daha yüksek enerjili radyasyon ışınları kullanıyoruz. Radyasyon ile normal hücreler de zarar görür. Normal hücreler kanser hücrelerine göre kendini daha iyi yeniler.

Radyasyon nasıl verilir?

Dışarıdan (Eksternal) adyasyon

Radyasyon genellikle eksternal yani dışarıdan verilir. Bu tedavinin birkaç günden fazla veya birkaç hafta alabileceği anlamına gelir. Bazen tek seans veririz.

Radyasyon cihazını yüksek doz radyasyon vermek için kullanırız. Cihaz tedavi etmek istediğimiz alana bir veya daha fazla demetle radyasyon ışını yöneltir. Değişik çeşitte cihazlar kullanılabilir ve bunların her biri tamamen farklı şekilde çalışır.

İnternal radyasyon (Brakiterapi)

İnternal radyasyon birkaç farklı biçimde yapılabilir. Vücuda yerleştirilmiş radyoaktif iğneler veya tohumlar kullanılır.

İnternal Radyasyon hakkında daha fazla bilgi için doktorunuza danışın.

Radyasyon tedavi birimi

Planlama ve simulasyon:

Radyasyon tedavi bölümüne ilk ziyaretiniz tedavinizin planlanması içindir. Çoğu kişi simulasyon adı verilen süreçten geçer. Üç boyutlu tedaviler bilgisayarlı tomografi cihazıyla ilgili vücut bölgesi ince kesitler halinde taranarak alınan görüntüler üzerinde organ ve tümöral yapı volümleri belirlenerek yapılır. Vücudu sabitlemek için bazı materyaller kullanılabilir.
Radyasyon BT Planlama -1 kattadır. Birim koordinatörü dosyanızı kontrol edecektir.

Dozimetrist veya tekniker sizi BT odasına götürecektir. Hastane önlüğü giymeniz istenebilir. Cildinize bazı işaretler koyabiliriz. Bu işaretler tedavi alanını gösterir. BT çekiminden önce doktorunuzu görebilirsiniz, doktorunuz BT sırasında yanınızda olup planlamanızı yönetir. Diğer yandan tekniker veya dozimetrist size ne olacağını açıklayacaktır.

Tekniker size simulatör yatağında doktorun istediği pozisyonu verecektir. Hareketsiz durmaya çalışın ve size verilen komutlara uyun. Hareketsiz durmak çok önemlidir çünkü doğru yere tedavi uyguladığımızdan emin olmaya gereksinim duyarız. Simulasyon sırasında normal nefes alıp verebilirsiniz. Kendinizi çok kasmayın ve BT masasında rahat ve gevşek bir şekilde yatın.

Tedavi edilen bölgenin ölçümü tedavi planınıza yardımcı olmak için alınır. Ayrıca pozisyonu kaydetmek için dijital fotoğraf alabiliriz.

Planlama esnasında tekniker cildinize bazı işaretler koyar. Bunlar keçeli kalem ile yapılır. Bu işaretleri koruyarak yıkanabilirsiniz, şeffaf bant yapıştırarak işaterleri koruruz. Bazen bu işaretleri steril mürekkep ve steril iğne ile minik nokta şeklinde dövme olarak yaparız. Bunlar çok küçük ve kalıcıdır.

Simulasyon 10 dakikadan bir saatten fazlaya kadar zaman alır. Tedaviniz karmaşık ise bir simulasyon seansından fazlasına ihtiyaç olabilir.

Bazı özel durumlarda PET-BT ile planlama ve MR ile görüntü füzyonu ile tedavi alanınızın daha hassasiyetle planlanması gerekebilir.

Maske odası

Bazen tek bir pozisyonda kalmak zordur. Baş-boyun bölgesinden tedavi alan insanlar için termoplastik maske yaparız. Bu maske tedavi esnasında sizi sabit tutar. Ayrıca maskenin üstüne tedavi için işaretler çizebiliriz. Bu işaretlerin yüzünüzde olmayacağı demektir. Maske başın sabitlenerek gözgibi hayati organların doz almasını engeller. Tedavi sırasında kilo kaybı gibi nedenlerle maskeniz bollaşırsa maskeyi yeniden yaparak yeni BT planlama yapmak gerekebilir.

Eğer maskeye ihtiyacınız varsa simulasyondan önce maske yapılır. Maskenin gerektiği gibi oturması için maske yapıldıktan sonra lütfen saçınızı kestirmeyin ya da sakalınızı traş etmeyin. Mould room çalışanları maskeyle ilgili beklentileriniz hakkında sizinle konuşacaklardır.

Maskeyi vücudun diğer bölgelerine de yapabiliriz. Bu tedavi planlanan tüm bölgelerdir.

Sonraki adım

Elde edilen BT, PET-BT, MR görüntülerine ait tüm bilgiler tedavinizin planlanmasında kullanılır. Planın tamamlanması 1-2 hafta alabilir. Tedaviyi planlarken özel gelişmiş yazılımlar ile hazırlanmış bilgisayar programları kullanırız. Doz duyarlı sağlam yapılara verilen radyasyonun istediğimiz sınırlarda olduğundan doz-volüm histograı denilen grafiklerle emin oluruz. Tedavi planınızda doktor, radyofizik uzmanı ve dosimetrist birlikte çalışır.

Tedavi

Genellikle ilk simulasyon ziyaretinizde tedavi randevunuzu da alacaksınız. Merkeze geldiğiniz zaman sağlık dosyanızı unutmayınız. Her kontrolünüzde bu dosyaya ihtiyacınız var. Randevu kartınızı da getiriniz. Bu kartta aynı zamanda bazı irtibat numaraları da bulunmaktadır.

Radyasyon tedavi danışma -1. kattadır. Teknikeriniz cihaz alanınında size eşlik edecektir. Size tedaviniz esnasında neler olacağını açıklar. Herhangi bir endişeniz varsa lütfen bildiriniz. Tedavi için sizden hastane önlüğü giymeniz istenebilir. Giymesi ve çıkarması çok kolay olan bu önlükleri giyiniz.

Tedavi öncesi elektronik portal filmler çekilerek alanlarınız tayin edilir.

Tedavi ile ilgili bazı bilgiler:

  • Terapist tedavi alanının ayarlanması için laser kullanılır. (Bu bölümde ışıklar loştur.)

  • Tedavi genellikle 15-30 dakika sürer. Bu sürenin büyük kısmı size doğru pozisyon verebilmek için harcanır. Radyasyon verilmesi genellikle birkaç dakika sürer..

  • Bazen planınız özel koruyucu kullanmayı içerir. Bu koruyucu hassas bölgeleri radyasyondan korur. Bu koruyucular cihazı açmadan önce cihazın içine konulur.

  • Cihazı açmadan önce tekniker odadan ayrılır. Tedavi sırasında odada sizden başka kimse olamaz.

  • Tedavi esnasında hiçbir şey hissetmezsiniz.

  • Odada yalnız kalacaksınız fakat tedaviniz dışarıdan kameralarla dikkatle gözlenir.

  • Tedavi esnasında teknikerin sizi izlemesini sağlayan iki televizyon kamerası vardır. Aynı zamanda iç telefon hattı da vardır böylece terapistinizle konuşabilirsiniz.

  • Hareket etmemeye çalışın. Normal nefes alabilirsiniz. Nefesinizi size söylenmedikçe tutmayın.

  • Bazen cihaz açılırken ses yapar. Vızıltı veya korna sesi gibi ses duyabilirsiniz.

  • Tedavi bitince radyasyon otomatik olarak kapanacaktır. İhtiyaç olan herhangi bir zamanda da kapatılabilir.

  • Birçok tedavi farklı açılardan uygulama için cihazın hareket etmesini gerektirir. Bunu sağlamak için terapistiniz sık sık odaya gelecektir. Bazen terapistiniz bunu oda dışından da yapabilir. Bu sırada siz hareket etmeden sabit yatmaya devam ediniz.


Tedaviniz devam ederken haftada bir gün doktor ve hemşirenizi göreceksiniz. Bu haftalık kontrol olarak adlandırılır. Eğer doktorunuz uzaktaysa hemşireniz veya diğer bir doktor sizi görebilir. Doktorunuz yan etkileri gözler ve gerekliyse size ilaç verebilir. Sorularınız olursa her zaman ekibimizle görüşebilirsiniz.

Destek tedavisi

Hastanın yaşam kalitesini ve yan etkilerin azaltılmasını sağlayan ek tedavilerdir. Kemoterapi ve radyoterapi sürecini daha kolay geçirmeniz için verilir.

Yan etkiler

Yan etkiler radyasyon tedavi bölgesindeki normal hücrelerin zarar görmesinden kaynaklanır. Bu yan etkiler size verilen radyasyonun miktarına bağlıdır. Bazı insanlarda tedavinin yan etkisi görülmez. Yan etkiler aynı zamanda tedavi olunan bölgeye de bağlıdır.

Çoğu yan etki yavaş yavaş başlar. Genellikle tedavinin ikinci haftasının bitmesiyle başlar. Bazı yan etkiler tedaviden sonra haftalar ya da aylarca sürebilir. Çoğu yan etki tedavinin bitmesinden bir ay sonra ortadan kalkar.

Nasıl hissettiğiniz yaşam biçiminiz ve size ait faktörlere de bağlıdır. Örneğin daha önce bir kemoterapi tedavisi alıp almadığınıza. Hastalar aynı bölgeye ve aynı doz radyasyon alsalar bile farklı yan etkiler gösterebilirler.

Doktorunuz tedaviniz ile ilgili beklenebilecek yan etkileri size açıklayacaktır. Doktorunuz, tedaviniz süresince daha fazla bilgi verebilir.

Yan etkiler radyasyon tedavisi ile vücudunuzun herhangi bir bölgesinde olabilir. En önemleri yorgunluk, cilt ve mukoza problemleri ve iştahsızlıktır.

Yorgunluk

Çoğu insanda hafif yorgunluk görülür. Bazı insanlar günlük alışkanlıklarını değiştirme ihtiyacı hisseder. Bu yorgunluk tedavinin fiziksel etkisinden kaynaklanabilir. Bazen birkaç hafta radyasyon almak yorucudur.

Bu yorgunluk tedaviniz bittikten iki hafta sonra azalacaktır. Normale dönmeniz birkaç ay alabilir.

Yorgunluk için öneriler

  • Yürüyüş gibi hafif egzersizler yapmayı deneyin.
  • Gün içinde ihtiyaç duyuyorsanız sık sık dinlenin.
  • Ailenizin veya arkadaşınızın yardımını istemekten çekinmeyin.
  • Dengeli beslenin.

Cilt reaksiyonu

Reaksiyon tipi alın radyasyon dozuna ve kullanılan cihazın tipine bağlıdır. Cildinizde kızarıklık fark edebilirsiniz. Bazen bu kızarıklıklar kuru ve döküntü şeklinde olabilir. Çok nadiren su toplaması ya da sulu yaralar görülebilir.

Reaksiyon genellikle tedavinin ikinci haftasının bitiminde başlar. Son tedavinizin bitiminden iki hafta sonra kaybolmaya başlayacaktır. Tedavi ekibiniz reaksiyonları yakından izleyecektir.

Cilt reaksiyonu için öneriler

  • Bölgeyi yıkarken dikkatli olun.

  • Ilık su ve tahriş etmeyen sabun kullanın.

  • Yumuşak havlu ile hafifçe kurulayın.

  • Sıkı olmayan kıyafetler giyin. Cildiniz için pamuklu giymeye çalışın.

  • Bölgeye parfüm, kolonya veya kozmetik ürün sürmeyin. Bunlar reaksiyon bölgesini daha kötü yapabilir.

  • Cilt kırmızı ve kabarcıklı ise deodorant kullanmayın

  • Cildinizi ovmayın ya da fırçalamayın

  • Asla bölgeye çok sıcak ya da çık soğuk bir şey koymayın.

  • Cildinizi güneşten veya soğuk rüzgardan koruyun. Şapka kullanın ya da bölgeyi dış etkenlerden koruyun.

  • Klorlu havuzlardan sakının.

  • Tedaviden birkaç ay önce bölgeyi güneşten koruyun.

  • Bölgeye yara bandı kullanmayın.

  • Mısır unu kaşınan cilde faydalı olabilir. Fakat koltukalt ve kasık bölgesine (veya terli herhangi bir bölgeye) kullanmayınız.Ciltte su toplanması olduysa ya da daha kötüleştiyse mısır nişastası kullanmayı durdurunuz.

  • Traş olmaya ihtiyacınız varsa elektrikli traş makinesi kullanın

  • Bölgeye nemlendirici kullanın. Nemlendiriciyi tedavi sonrası ve akşamları kullanın. Eğer alerjik reaksiyon görülürse nemlendirici kremi kullanmayı durdurun ve tedavi ekibinizle görüşün.

  • Herhangi bir kızarıklık, kabarcık veya isilik olursa doktorunuza bildirin. Tedavi alanı tedavi görmemiş ciltten daha koyu görülebilir.

Bazen tedavi alanı hassas veya ağrılı olabilir. Bu tedaviden sonra bile olabilir. Eğer böyle bir sorununuz olursa size verilen iletişim numaralarını arayınız.

İştahsızlık

Dengeli beslenme yan etkileri azaltmaya yardımcı olur. Ayrıca size enerji verir.

İştahsızlık sorununa öneriler

  • Acıktığınızda yiyin ve elinizde atıştırmalık bulundurun.
  • Yeni yiyecekler deneyin ve bunlardan en sevdiğinizi daha sık alın.
  • Yemekten önce yürüyün. Hafif egzersiz yardımcı olacaktır.
  • Yardım isteyin aileniz veya arkadaşınız size yemek hazırlamakta yardımcı olabilir.
  • Yemek pişirmek istemediğiniz zamanlar için bazı küçük porsiyonlar dondurun
  • Yemeği zevkli hale getirin. Arkadaşlarınızla veya hafif müzik, çiçekler veya sizi iyi hissettiren şeylerle yemek yiyin.


Saç dökülmesi

Dökülme tedavi olan vücut bölümünde olabilir. Genellikle tedavinin üçüncü haftası civarı başlar. Saç dökülmesinden bir veya iki gün önce kafa derisi hassaslaşabilir. Saç dökülmesi tedavinin bitiminden sonra iki üç hafta sürebilir. Ne kadar döküldüğü radyasyon dozu miktarına bağlıdır. Düşük dozda saçlar tekrar çıkabilir. Yüksek dozda saç kaybı sürekli olabilir. Diğer bir deyişle saçın yeniden uzaması aylar sürebilir. Bazen saçların tamamı yeniden çıkmaz. Yeni çıkan saçlar öncekinden daha yumuşaktır. Genellikle tedavi alanındaki yüzdeki kıllar yeniden çıkmaz.

Mide bulantısı, midede hastalık hissi

Bazı tedaviler hasta hissetmenize neden olur. Bu genellikle tedaviden 1 ila 6 saat sonra olur. Radyasyon alan çoğu insan kendini hasta hissetmez. Eğer bu sorunla karşılaşırsanız size yardımcı olabilecek ilaçlar vardır.

Düşük kan değerleri

Bazı radyasyon tedavileri kan değerlerinizi düşürebilir. Eğer bu sorun olursa tedavi süresince düzenli kan testleri yaptırılabilir. Tedavi ekibiniz kan değerlerinizi takip edecektir. Nadiren kan değerlerinin düzelmesini sağlamak için tedaviye ara vermeye gereksinim duyarız. Eğer kan değerleri çok düşükse kan transfüzyonu önerebiliriz.

Diğer tedavi tipleri

Radyason kemoterapi veya cerrahi tedavi gibi diğer tedavi yöntemleri ile birlikte verilebilir. Eğer bu tedaviye ihtiyaç duyulursa size özel bilgi verilecektir. Bazı kişiler radyasyonla birlikte alternatif veya tamamlayıcı tedavi kullanabilirler. Bunlar genellikle radyasyonla birlikte sürdürülebilir. Bununla birlikte bu tedavilerin bazılarının yan etkileri vardır. Bu yüzden kullandığınız diğer tedavi yöntemlerini veya ilaçları doktorunuza bildirmeniz önemlidir. Bizim önerimiz doktorunuzun önermediği hiçbir alternatif tedaviyi almamanız olacaktır.

Kabızlık

Kabızlık radyasyon tedavisinin gerçek bir yan etkisi değildir. Bazı narkotik özellikte ağrı kesici ilaçlar kabızlık yapabilir. Eğer kabızlıktan rahatsızsanız aşağıdaki önerileri uygulamanızda sakınca olup olmadığını tedavi ekibinize danışınız. (Bazı radyasyon türleri ishal yapabilir.)

Kabızlığa öneriler

Daha fazla sıvı alın. Su, meyve suyu, çorba ve hafif içecekler iyi seçeneklerdir.
Kahve ve çay idrar söktürücü olduğu ve kabızlığınızı daha kötü yapacağı için bunlardan sakının.
Doğal kabızlık giderici gıdaları seçin. Bunlar kuru erik ve erik suyu içerir. Günde en az yarım fincan alın.
Düzenli saatlerde yemeye çalışın. Bu bağırsak hareketlerinizi düzenler.
Yemekten sonra yürüyüş gibi hafif egzersizler yapın.

Eğer bu öneriler işe yaramazsa doktorunuza ilaç için danışın.

Güneşte dikkatli olmalı mıyım?

Tedavi olunan bölge güneşten korunmalıdır. Güneş yanığı riski tedavi sırasında ve tedaviden sonraki hafta en yüksektir. Tedavi olunan bölge genellikle güneş yanığına karşı daha hassas olabilir.

Cildinizi güneşten korumak için öneriler

Tedaviniz devam ederken, güneş koruyucusu kullanmadan önce tedavi ekibinizle birlikte kontrol edin
Geniş kenarlı şapka, uzun elpenler, uzun pantolon giyin.
Güneşin en sıcak olduğu zamanlarda( sabah 11’den akşam 4’e kadar güneşten sakının)
En az 30 faktör güneş koruyucu kremi kullanın.( gölgede kalmanın ya da bölgeyi örtmenin daha iyi olduğunu unutmayın)
Güneş kreminizin ultraviyole A ve ultraviyole B ışınlarına karşı koruduğundan emin olun. Dışarıya çıkmadan 15-30 dakika önce sürün. Yüzmeden sonra, terleyince ve her 3-4 saatte bir yeniden sürün.
Güneş koruyucusu ile ilgili daha fazla bilgi için eczacınız ile görüşün.
Solaryuma girmeyin.

Tedavi sürecinde sigara

Sigara hücrelerdeki oksijen miktarını azaltır. Radyasyon tedavisi hücrelerde oksijen seviyesi en yüksek olduğu zaman en iyi sonucu verir. Bu yüzden, kanser tedavisi sırasında sigara içimi kabul edilemez. Baş boyun ve akciğer tedavileri sırasında sigara radyasyona bağlı mukozitleri de kötüleştirir, yutma güçlüğünü arttırır, bağışıklığınızı azaltır. 
Bu pasif içiciler için de geçerlidir. Eğer sigara içenlerin olduğu bir merkeze gidecekseniz bu süre boyunca sigara içmemelerini isteyiniz.

Alkol

Eğer radyasyon tedavisini ağızdan veya boğazdan alacaksanız alkol almamalısınız. Bu ağzınızı kurutabilir  ve daha kötü yan etkiler yapabilir. Eğer pelvis bölgesinden tedavi alacaksanız alkol mesane iritasyonuna sebep olabilir. Tedavi süresinde alkol alımı hakkında tedavi ekibiniz ile görüşün.

Cinsel ilişki

Bazen cinsel isteğiniz ve hisleriniz değişebilir. Tedavi nedeniyle yorgun olabilirsiniz. Radyasyon tedavisinin yan etkisi cinsel isteğinizi azaltabilir. Cinsel istek ilaçlar, hormonlar ve kemoterapi tedavisi nedeniyle de değişebilir. Bazı durumlarda eşinize karşı artmış yakınlık hissedebilirsiniz. Her insan farklıdır.

Erkekler İçin;

Pelvik tedavi bazı durumlarda iktidarsızlığı sebep olabilir. Doktorunuz bu durumu size açıklayacaktır fakat herhangi bir sorunuz olursa lütfen sorunuz. Pelvisten tedavi alıyorsanız boşalma farklı ve kuru olabilir. Bunu doktorunuz ile konuşun.

Kadınlar için;

Pelvis bölgesinden veya karnın daha alt bölümlerinden tedavi bazı fiziksel değişiklikler yapabilir. Tedavi süresince cinsel ilişki yapabilip yapamayacağınızı doktorunuza danışın. Pelvik tedavi vajinada kuruluk veya hassasiyet yapabilir. Cinsel birleşme ağrılı olabilir.

Tedavi bittikten sonra dirençli kuruluk olabilir. Vajinal yağlar faydalı olabilir. Bazı pelvik tedavilerde vajina daralabilir. Genişletici kullanımı ile ilgili olarak doktorunuzla görüşünüz.


Doğum kontrolü

Kadınlar için;

Lütfen tedavi süresince doğum kontrol konusunu doktorunuzla görüşün. Radyasyon tedavisi alırken hamile kalmamalısınız. Radyasyon doğmamış bebeğe zarar verebilir. Radyasyon tedavisi devam ederken ve birkaç hafta sonrasında siz ve eşiniz doğum kontrol kullanmalıdır. Kadınlar bazı tip kanserlerde doğum kontrol hapı kullanmamalıdırlar. (Daha fazla bilgi için doktorunuza danışınız.)

Pelvik bölgeye veya karın altı bölgeye tedavi genellikle yumurtalık fonksiyonlarını bozarak adet döneminin durmasına sebep olur. Bazı menopoz bulgularını deneyimleyebilirsiniz. Bunlar ateş basması, ruhsal çöküntü ve vajinal kuruluktur. Bazen adet görme tekrar başlayabilir. Bu radyasyonun dozuna ve yaşa bağlıdır. Eğer adet görme tekrar başlamazsa hamile kalamazsınız. Doktorunuz bunu size açıklayacaktır.  Herhangi bir sorunuz olursa lütfen sorunuz.

Erkekler için;

Tedavi sırasında ve tedaviden birkaç ay sonra siz de doğum kontrol kullanmalısınız. Radyasyon spermlere zarar verebilir. Eğer pelvik bölgeden veya karın altı bölgesinden tedavi alıyorsanız tedaviden sonra çocuğunuz olmayabilir. Eğer gelecekte çocuk sahibi olmak istiyorsanız tedaviden önce sperm bankasını kullanabilirsiniz. Daha fazla bilgi için lütfen doktorunuza danışınız. Pelvik bölge tedavilerinde testis koruyucu aparatlar kullanılır, buna rağmen organ fonksiyonlarında kayıp yaşanabilir.

Beslenmeyi değiştirmek gerekir mi??

Tedavi sırasında dengeli beslenme önemlidir. Genellikle yemenizi güçleştirecek herhangi bir yan etki olmadığı sürece özel bir diyete gerek yoktur. Eğer ishal olursanız diyetinizi değiştirmeniz gerekebilir.

Eğer

  • Tedavi sırasında yeme probleminiz olursa
  • Kilo kaybederseniz
  • Bağırsak probleminiz olursa (ishal veya kabızlık)
  • Destekleyizi besinler ile ilgili bilgi edinmek isterseniz
  • Vitamin, mineral ve bitkisel ürünler hakkında sorularınız varsa
  • Beslenme ile ilgili herhangi bir sorunuz olursa

Diyetisyene ulaşabilirsiniz. Diyetisyenle görüşme ayarlamak için bizi arayabilirsiniz.


Radyasyon tedavisi sırasında vitamin ve antioksidan kullanımı

Çoğu insan her gün büyük dozlarda vitamin ve antioksidan desteği almaktadır. Bu radyasyon tedavisi sırasında önerilmez. Radyasyon tedavisi sırasında vitamin ve antioksidan alımı radyasyonun kanser hücrelerine zarar vermesini engelleyebilir. Radyasyon tedavisi sırasında antioksidan madde almamanız önerilir (Vitamin C ve E, Beta Carotene ve Selenyum) .Tedavi tamamlandıktan bir süre sonrasına kadar da bunları almanız önerilmez.

Dengeli beslenme ile doğal antioksidan alımı güvenlidir. Daha fazla bilgi için diyetisyene danışınız.

Radyoaktif olunur mu?

Siz radyasyon tedavisi sırasında ve sonrasında radyoaktif değilsiniz. İnsanlardan sakınmanıza tabak ve çatal bıçağınızı, tuvalet ve banyonuzu ayırmanıza gerek yoktur. Bebek ve çocuklarla yakın ilişki içinde olabilirsiniz.

Radyasyon tedavisi ağrılı mıdır?

Çoğu insan radyasyon tedavisi alırken hiç birşey hissetmez. Cihaz büyüktür. Gürültü yapabilir. Başlangıçta bu korkutucu olabilir. Lütfen teknikerinize süreci anlatmasını izteyiniz.

Tedavinin yan etkisi olarak rahatsızlık ve ağrı olabilir.

İlaçlar hakkında?

Lütfen kullandığınız ilaçları doktorunuza bildirin. İlk ziyaretinizde bütün ilaçlarınızı yanınızda getirin. Sürekli kullandığınız ilaçlarınızı doktorunuz aksini söylemediği sürece kullanmaya devam edin.

"Fakat komşum dedi ki…"

İlgilenen insanlar size radyasyon tedavisi ile ilgili duyduklarını ya da kendi deneyimlerini anlatabilirler. Bu anlatılanlardan bazıları sizi endişelendirebilir.

Herkesin tedavisinin farklı olduğunu unutmayın. Ayrıca tedavilerin zaman içinde değiştiğini de   unutmayın.. Sizin tedavi planınız size özeldir. Lütfen endişelerinizi doktorunuzla, hemşirenizle veya teknikerinizle paylaşın.

Tedavi sürecinde çalışılır mı?

Bu nasıl hissettiğinize bağlıdır. Çoğu insan işlerine devam etmek için kendilerini iyi hisseder. Bazı insanlar kendilerine vakit ayırmayı tercih eder. Bu sizin deneyimlediğiniz yan etkilere bağlıdır.

Tedavinin ilk iki haftası çoğu insan tedavi öncesi ile aynı enerjiyi hissederler. Tedavinin sonuna doğru yorgunluk hissetmek normaldir. Aktivitelerinizi enerji düzeyinize göre ayarlayın.

Randevular hakkında?

  • Tedaviler genellikle pazartesiden cumaya verilir. Bekleyenler listesindekiler müsait olan ilk randevu günü verilir. Bize ve kendinize yardımcı olmanız için bazı noktalar;
  • Simulasyon planında terapistinize başka bir randevunuz varse bildiriniz (kemoterapi gibi)
  • Randevuzu çok fazla değiştirmemeye çalışın. Sizin makinenizin kullanılacağı çok sayıda insan olabilir.
  • Sağlık kartınızı her gelişinizde getiriniz.
  • Size ertesi günün randevu saati söylenecektir.
  • Eğer gecikirseniz bir sonraki kişiyi tedaviye alırız.
  • Eğer erken gelirseniz erken tedavi verebiliriz. Bazen beklemek zorunda kalabilirsiniz.
  • Cihazlara ayda bir bakım yapılır eğer cihaz bakımda ise o gün başka bir cihazda tedavi alabilirsiniz. Bu sizin tedavinizi etkilemez
  • Eğer biz gecikecek olursak bunu bildiririz. Bazen cihaz bozulabilir ya da acil hasta yüzünden gecikebiliriz.
  • Biz genellikle adınızı, adresinizi, doğum tarihinizi sizi görsek bile kontrol ederiz. Bu merkezimizin politikasıdır.
  • Doktorunuzu her hafta yeniden değerlendirme kliniğinde göreceksiniz. Genellikle önce tedavi olursunuz. Daha sonra teknikeriniz doktorunuzun sizi nerede göreceğini gösterir.

Duygusallık ve destek ekibi

Kanser teşhisi sizin ve aileniz için stresli olabilir. Kanser tedavisi ayrıca streslidir. Radyasyon tedavisi esnasında değişik duygular yaşamanız normaldir. Bu duygular bunlarla sınırlı olmamakla birlikte;endişe, korku, sinirlilik, kızgınlık, hayal kırıklığı, üzüntü olabilir. Birçok duygusal zamanlar olabilir ve gönüllü veya profesyonel kişilerden yarım almak isteyebilirsiniz.
Deneyimlerimiz; arkadaşlarla, aile ile, tedavi ekibi ile, psikolog psikiyatr ile konuşmanın veya destek gruplarına katılmanın çok faydalı olduğunu göstermiştir.

PSİKOLOG; teşhisiniz, tedavi beklentiniz ve tedaviniz ile ilgili endişeleri gidermenize yardımcı olabilir. Ayrıca stresinizi azaltmaya da yardımcı olabilir. Diğer yandan kanserin ilişkilerinizi nasıl etkileyebileceği konusunda yardımcı olabilir. Psikologdan randevu  almak için doktorunuzun önerdiği kişiyi sorun.

PSİKİYATRİST; tedavi edici doktordur. Daha büyük endişeleri gidermek için eğitim görmüşlerdir. Bazı durumlarda ilaç tedavisine, psikoterapiye veya her ikisine birden ihtiyaç duyulabilir. Bu endişeler ilk anda veya süreç içinde ortaya çıkabilir. Psikiyatrist için tedavi ekibinizle görüşün.

Tedaviniz bittiği zaman

Yan etkiler sonunda yok olacaktır. Bu iki haftadan birkaç aya kadar sürebilir. Cildinize dikkat edin. Bazen tedavi bittikten 5-7 güne kadar cilt reaksiyonunda daha kötüleşebilir.

Doktorunuz haftalık kontrol randevularınızda tedavi süreci ile ilgili bilgi verecektir. Terapistiniz tedavinin son günü doktorunuzun sizi görmesi için randevu kartı verecektir. Terapistiniz ayrıca tedavi bittikten sonra yan etkiler ve tedavisi konusunda sizi bilgilendirecektir. Hemşirenizin adı ve telefonu size verilecek. Tedavinizin bittiği günden randevu gününe kadar geçen süreçte herhangi bir sorunuz veya probleminiz olursa hemşirenizi arayabilirsiniz.
Tedaviden sonra bazı insanlar rahatlar bazı insanlar üzüntü veya depresyon hissederler. Tedavi ekibini artık her gün görmemek yalnızlık hissi oluşturabilir. Bu duygular normaldir. Desteğe ihtiyaç duyarsanız yardım isteyiniz. Hemşirenizi arayın, arkadaşlarınızla veya ailenizle konuşun.

Kanser tedavisi, sağlıklı hücre ve dokulara da zarar verebileceğinden, yan etkiler görülmektedir. Belirgin yan etkiler, tedavinin türü ve boyutuna göre değişmektedir. Bunlar her kadın için, ya da aynı tedaviyi gören farklı kadınlar için, birbirinin aynı olmayabilir. Yan etkiler, aynı hastada, iki farklı tedavi seansında bile değişiklik gösterebilir.

Doktor hastasına, tedavilerin yan etkilerini ve ne yapılması gerektiğini anlatmalıdır.

Ameliyat

Ameliyat yerinde kısa süreli ağrı ve duyarlılık olabilir. Ameliyattan önce hastalar ağrının özellikleri, zamanı ve giderilmesi için doktorlarıyla konuşmalıdırlar. Ameliyatlar, az da olsa, enfeksiyon, kanama, ya da ve başka bir risk taşıyabilir. Herhangibir yakınması olan hastalar, mutlaka doktorlarına başvurmalıdır.

Bir, ya da iki memesi alınan kadınlar, eğer büyük bir meme yapısına sahip iseler,, denge kaybı yaşayabilirler. Bu dengesizlik, boyun ve sırt bölgesinde ağrı ve asimetri yaratabilir. Meme alınan bölgenin derisinde gerginlik hissedilebilir. Omuz ve kol kaslarında da gerginlik ve acıma hissedilebilir. Bu sorunlar geçicidir. Doktor, hemşire ve fizyoterapist, kadının kol ve omzundaki gücü tekrar kazanması için egzersizler önerebilir.

Ameliyat sırasında bazı sinirler incinmiş veya kesilmiş olabileceğinden, hastalar, omuz, koltukaltı, üst kol ve memelerinde uyuşma ve karıncalanma hissedebilir. Bunlar çoğunlukla birkaç hafta, ya da birkaç ayda geçer; bazı kadınlarda uyuşma daha uzun sürebilir.

Lenfödem (Kol ödemi)

Bazı durumlarda meme korunmasına rağmen koltuk altı lenf bezleri alınabilir ya da lenf bezleri alınmadan meme alınabilir. Koltukaltındaki lenf bezlerinin alınması ya da bu bölgeye radyaoterapi lenf sıvısının akışını yavaşlatır. Sıvı, kolda ve elde birikip şişme (lenfödem) yaratır. Bu sorun, ameliyattan hemen sonra, ya da yıllar sonra ortaya çıkabilir. Hastanın tedavi edilen taraftaki el ve kolunu hayatı boyunca koruması gerekir.

Kadının dikkat etmesi gereken noktalar

- Etkilenen koluna dar kıyafetler giymekten ve takı takmaktan kaçınmalıdır.

- Çanta ya da valizini diğer koluyla taşımalıdır.

- Kesilmesini önlemek için, koltukaltını elektrikli makineyle almalıdır (Elektrikli makineyle almalı,

- İğne, kan testleri, kan basıncı ölçümlerini diğer koluna yaptırmalıdır.

- Bahçeyle uğraşırken elini korumak için elpen giymeli; güçlü deterjanlar kullanmamalıdır.

- Koltukaltı lenf bezlerinin alınmış olduğu tarafta manikür yaptırmamalı, tırnak etlerini derin kesmekten kaçınmalıdır.

Hasta, kolunda ya da elinde olabilecek kesik, böcek sokması, güneş yanığı ya da başka incinmelerle nasıl başedeceğini doktoruna sormalı; kolu, ya da eli incindiğinde, şiştiğinde, kızardığında, ya da ısındığında, doktoruna başvurmalıdır.

Eğer lenfödem oluşursa, doktor bu tür sorunlar için egzersiz, ya da başka yollar önerebilir. Örneğin, lenfödem oluşan bazı kadınlar, lenf sıvısı akışını arttırmak için, elastik kolluk giyer..Sorunun giderilmesinde, ilâç, masaj veya kola basınç uygulayan makineler gibi farklı yaklaşımlardan yararlanılabilir. Doktor, hastasının, konunun uzmanı bir hekim, , ya da bir fizyoterapist ile görüşmesini uygun bulabilir.

Radyoterapi

Meme kanseri olan kadın, radyoterapi sırasında, özellikle tedavinin sonuna doğru, yorgunluk hissedebilir. Bu his, tedavi bittikten sonra da devam edebilir. Dinlenmek önemlidir. Gene de doktorlar hastalarına çoğunlukla, hastalarının psikolojik dünyalarını göz önüne alarak, olabildiğince aktif olmalarını önerir.

Tedavi edilen alandaki cildin kırmızı, kuru, hassas ve kaşıntılı olması, yaygındır. Işın alan meme, ağır ve gergin hissedilebilir. Bu sorunlar zamanla geçer. Tedavinin sonuna doğru cilt nemlenebilir. Bu alanın havayla yeterince temas ettirilmesi, cildin iyileşmesine katkıda bulunur. Radyoterapi uzmanınız, bu tedavinin yan etkilerini azaltmak için size bazı ilaçlar önereceklerdir.

Sütyen ve dar, yapay elyaftan üretilmiş giysiler kaşıntı ve terleme yapabileceğinden ,hastalar tedavi süresince bol ve doğal elyaftan üretilmiş giysiler (pamuklu, ipek) tercih etmelidir. Cilt bakımı da önemlidir. Kadınlar, tedavi edilen alana deodoran, krem ve losyon kullanıp kullanamayacaklarını doktorlarına danışmalıdır. Radyoterapinin bu yan etkileri geçidir. Tedavi bittikten sonra tedavi alanı yavaş yavaş iyileşir. Fakat cildin rengindeki renk farklılığı uzun süreli olabilir.

Kemoterapi

Radyasyon gibi kemoterapi de, kanserli hücrelerin yanı sıra, sağlıklı hücreleri de etkileyebilir.

Kemoterapinin yan etkileri genelde ilâçlara ve doza göre değişir.

Anti-kanser ilaçları genellikle, çabuk bölünen hücreleri etkiler, ki bunlar, kan hücreleri, saç köklerindeki hücreler ve sindirim sistemindeki hücrelerdir.

- Kan hücreleri : Bu hücreler enfeksiyonla savaşır, kanın pıhtılaşmasını sağlar ve vücudun diğer bölgelerine oksijen taşır. Kan hücreleri etkilendiğinde, hastalar kolayca diğer hastalıklara yakalanır, bedenlerinde kanamalar oluşabilir , kendilerini yorgun ve zayıf hissedebilirler.

- Saç köklerindeki hücreler : Kemoterapi saç dökülmesine neden olabilir. Saç uzar, ama renginde ve yapısında farklılık olabilir.

- Sindirim sistemindeki hücreler : Kemoterapi iştahsızlık, bulantı, ishal veya ağız ve dilde yaraya yol açabilir. Bu yan etkilerin bir çoğu, ilâçlarla kontrol altında tutulabilir.

Bazı anti-kanser ilaçları, yumurtalıklara zarar verebilir. Eğer zarar görmüş yumurtalıklar hormon üretmeyi durdurursa, kadında sıcaklık artışı veya vajinal kuruluk gibi menopoz belirtileri görülebilir. Adet dönemleri düzensizleşebilir veya tamamen kesilebilir ve kadın kısırlaşabilir. 35 yaşın üstündeki kadınlarda kısırlığın sürekli olması olasılığı vardır. Kemoterapinin doğmamış çocuğa etkileri bilinmediğinden, hasta tedaviye başlamadan önce doktoruyla doğum kontrolünü konuşmalıdır.

Hormon tedavisi

Hormon tedavisinin yan etkileri, kullanılan ilâçlara ve doza göre değişir. Tamoksifen, en çok kullanılan ilâçtır. Östrojenin, hücreler üzerindeki etkisini ortadan kaldırır. Tamoksifen kullanıp, hiç yan etki yaşamayan kadınlar da vardır.Tamoksifen’in yan etkileri genelde bazı menopoz belirtilerine benzer; ani sıcaklık artışı ve vajinal akıntı gibi. Bazı kadınlarda düzensiz adet dönemleri, baş ağrısı, yorgunluk, bulantı ve/veya kusma, vajinal kuruluk ve kaşıntı, vajinanın etrafında tahriş ve isilik görülebilir. Adet gören kadınlar, Tamoksifen kullanırken hamile kalabilirler. Tamoksifen anne karnındaki bebeğe zarar verebilir. Kadınlar, Tamoksifen almadan önce doğum kontrol yöntemlerini doktorlarıyla görüşmelidirl.

Tamoksifen’in ciddi yan etkilerine çok ender rastlanır. Ama damarlarda, özellikle bacak ve akciğer damarlarında kanın pıhtılaşmasına neden olabilir. Çok ender durumlarda,, Tamoksifen’e bağlı felç görülebilir. Rahim iç duvarında kanser oluşumuna neden olabilir. Beklenmeyen bir vajinal kanama olduğunda, doktora gidilmelidir. Doktor, pelvis muayenesi, hatta biyopsi ve diğer testleri de yapabilir / yaptırabilir.

Eğer hormon tedavisi ameliyatla yumurtaların alınması şeklinde olacaksa, kadın hemen menopoza girer. Bunun yan etkileri doğal menopoza benzer. Doktor bu yan etkilerle başetmek için yeni çözümler önerebilir.

Biyolojik tedavi (Aşı Tedavisi)

Meme kanseri tanısı konulan kadınların yaklaşık %20’sinde HER-2 reseptörü dediğimiz bir reseptör bulunmaktadır. Bu kadınlarda, Trastuzumab(Herceptin) adı verilen bir antikorla tedavinin oldukça yararlı sonuçları olduğu tespit edilmiştir. Bu konuda doktorunuz sizi yönlendirecektir. Bu aşının ilk tedavisindeki yan etkiler, ateş ve titremedir . Olası diğer yan etkiler, ağrı, halsizlik, bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, nefes almada zorluk ve isilik olabilir. . Yan etkilerin şiddeti, ilk tedaviden sonra azalır.

Trastuzumab (Herceptin), aynı zamanda kalp yetmezliğine neden olarak, kalp sorunları yaratabilir; akciğerleri etkileyebilir ve acil tıbbi yardım gerektiren nefes alma sorunları oluşabilir. Trastuzumab (Herceptin) almadan önce kadın, doktoru tarafından kalp ve akciğer sorunlarıyla ilgili olarak kontrol edilmelidir. Tedavi sırasında doktor, kalp ve akciğer sorunu olabilecek hastaları yakın izlemede tutar.

Kanser, hücrelerin kontrolsuz olarak çoğalmasıdır. Buna sebep olan beslenmeyle ilgili faktörler arasında; yanlış besin seçimi ve kötü beslenmek ,aşırı kilolu olmak ve fiziksel aktivitede yetersizlik yer alır.

Kemoterapi veya radyoterapi ile tedavi edilen kanser türlerinde, tedaviye bağlı olarak beslenme problemleri gelişebilir. Bu problemler;

  • İştahtan kesilme
  • Kilo alımı veya kilo kaybı
  • Ağız yada boğaz ağrısı
  • Ağız içi yaraları
  • Koku yada tat değişikliliğine duyarlılık
  • Bulantı ve kusma
  • İshal ve kabızlık
  • İlaç-besin etkileşimi
  • Alerjen besinlere karşı duyarlılık
  • Sıvı dengesi
  • Kan bulgularında değişikliklerdir.

Kanser hastalarının yeterli ve dengeli beslenmesi gerekmektedir. Bunun için aşağıda yer alan genel önerilere uyulması gerekmektedir.

  • İdeal vücut ağırlığı korunmalıdır.
  • Yağ ve şeker tüketimi azaltılmalıdır.
  • İşlenmiş etlerden(sucuk, salam, sosis...) ve sakatatlardan uzak durulmalıdır.
  • Yiyeceklerde pişirme yöntemi olarak, haşlama, buğulama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.
  • Aşırı tuz tüketiminden kaçınılmalıdır.
  • Besinlerin saklama koşullarına dikkat edilmelidir.

Hastanemizde kanser tedavisi alan kişilere, kişiye özel beslenme programları planlanmaktadır.

KEMOTERAPİ ve RADYOTERAPİ sırasında beslenme

Tedavi öncesinde vücut sağlıklı besinlerle güçlendirilmelidir. Bol bol sebze ve meyve tüketilmelidir. Tedavi sırasında (hormon tedavisi dışında) pek çok kişi kilo kaybeder. Dolayısıyla, tedaviden önce vücut ağırlığı "normal" düzeyde, hatta normalin biraz üzerinde tutulmalıdır.

Her hangi bir kanser tedavisinde kesin ve sabit diyet ve beslenme kuralları yoktur. Tedavi yöntemlerinden biri uygulandığı sırada ya da uygulandıktan hemen sonra hekimlere veya diyetisyenlere beslenme ile ilgili öneriler sorulmalıdır.

Bazı hastaların normal yemek yemeye devam edebildiklerini unutulmamalıdır. Bazı hastalar ise iştahtan kesilir ve hiçbir şey yemek istemezler. Bazıları da açlık hisseder ve yemek isteyebilir fakat yiyemez. Yemek yeme ya da yememe isteği ile yiyeceklerin iyi ya da kötü görünmesi, farklı tedavi yöntemlerine göre değişebilir. Tedavi günler ya da haftalar sürebilir. Vücudun verdiği tepkiler uygulanan tedaviye göre değişkenlik gösterebilir.

Tedavi sırasında BESLENMEYE ilişkin öneriler:

Beş temel besini grubunu her gün tüketmeye çalışınız.

  • Birinci grup:
  • Et, tavuk, balık, yumurta, nohut, mercimek, kuru fasulye gibi kuru baklagillerdir. Haftada 2 gün balık, 2 gün kırmızı et, 2 gün tavuk, 1 gün de nohut, kuru fasulye, mercimek gibi kuru baklagilleri tüketmenizi öneririz.
  • İkinci grup:
  • Sebzeler
  • Üçüncü grup:
  • Meyveler (Greyfurt hariç)
  • Dördüncü Grup:
  • Tahıllar, ekmekler, pilavlar, makarnalar
  • Beşinci Grup:
  • Yoğurt, ayran, peynir, süt ve süt ürünleri

Yiyebildiğiniz zaman yeterli protein ve kalori içeren yiyecekler alınız. Bunlar gücünüzü korumanıza, vücut dokularının bozulmasının önlenmesine ve tedavi nedeniyle zarar görebilecek dokularınızın yenilenmesine yardım edecektir.Sabah kahvaltısına önem veriniz. Genellikle iştahsızlık ile karşılaşılmasına rağmen sabah kahvaltısında besin tüketimi daha iyidir.

Bunu değerlendirmek amacıyla meyve ve taze sıkılmış meyve suları, yumurta, peynir, bal, pekmez, ekmek tüketmelisiniz.

Eğer kendinizi iyi hissetmezseniz ve yalnızca bir iki şey yemek isterseniz diğer besinleri yiyebilecek hale gelene kadar bunlardan yiyiniz.

Ek kalori ve protein almak için SIVI BESİNLERİ deneyiniz.

Kemoterapi aldığınız günler bol su içemeye özen gösteriniz. (Günde 2-2.5 lt).Su, vücudunuzun gerektiği gibi işlev yapması için çok önemlidir. Yeterince sıvı içmek, vücudunuzun ihtiyacı olan sıvıyı almasını sağlar.

Pek çok yetişkine günde 6-8 bardak su yeterlidir. Gündüzleri yanınızda bir su şişesi bulundurunuz.

Bu, çok su içme alışkanlığı kazanmanıza yardım edebilir.Su içmek istemiyorsanız canınızın istediği içeceği içiniz.Çok iştahsız olduğunuz zamanlarda endişeye kapılmayınız.

Kendinizi daha iyi hissetmek için ne yapabilirseniz onu yapınız. Yiyebilecek hale gelir gelmez yemeğe başlayınız, eğer yiyememe sorununuz bir iki günde düzelmezse bunu hekiminize söyleyiniz.Kemoterapi tedavisi sırasında greyfurt tüketmeyiniz, greyfurt suyu içmeyiniz. Aşırı tuzlu ve aşırı şekerli besinlerden uzak durunuz.

İŞTAHTAN kesilme

İştahtan kesilme ya da iştah azalması, tedavi sırasında karşılaşılan en yaygın sorundur. Nitekim, kanser hücreleri, vücudu aç olmadığına ikna eden bir madde salgılar. Normal yiyen fakat zayıflayan ya da birdenbire yemeğe olan bütün ilgisini kaybeden ve kilo vermeye başlayan bir kişinin hasta olmasından kuşkulanılması yaygındır. Fakat korku ya da depresyonun da kişinin iştahtan kesilmesine neden olabileceğini unutmayınız. Tedavi sırasında bulantı, kusma, besinlerin kokularının ya da tatlarının değişik hissedilmesi gibi yan etkiler, hastayı iştahtan kesebilir. İştahtan kesilme yalnızca birkaç gün de sürebilir veya tedavi boyunca hatta tedavi bittikten sonra da devam edebilir.

Eğer İŞTAHINIZ azaldıysa;

Acıkmamış olsanız bile kendinizi yemek yemeye zorlamalısınız.

Az miktarda sık sık yemelisiniz. Böylece daha çok besin almak kolaylaşacaktır.

Ayaküstü yiyecekleri elinizin altında bulundurunuz, böylece canınız bir şey yemek istediği zaman kolayca ulaşabilirsiniz. Peynir ve kraker, meyve, yoğurt, muhallebi bunlardan bazılarıdır. Dışarı çıkarken yanınıza bisküvi, kraker ya da kuru üzüm gibi yiyecekler alınız.

Kalorisi yüksek iyi kaliteli protein içeren besinleri (yumurta, et, yoğurt, peynir, kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya gibi kuru baklagiller, esmer ekmek) seçmelisiniz.

Bazen yiyeceklerin biçimini değiştirmek onları daha iştah açıcı yapar. Örneğin, taze meyveyi bütün olarak yemek sorun yaratıyorsa, meyveleri komposto, püre, hoşaf olarak yiyebilirsiniz. Sütlü tatlılara dövülmüş ceviz, fındık eklerseniz hacim değişmez fakat enerji ve protein değeri artar. Süte ve/veya yoğurda bal pekmez katarak yiyebilirsiniz.

Dondurma, yoğurt ve sütlü tatlılar gibi soğuk yiyecekleri yemeye çalışınız.

Yemek zamanlarınızı mümkün olduğunca sakin ve güzel hale getiriniz. Yiyecekleri çekici bir şekilde hazırlarsanız yemenize yardımcı olabilir.

Düzenli egzersiz iştahınızı açabilir. Hekiminizle konuşup egzersiz yapıp yapmayacağınızı öğreniniz.

Yemek sırasında çok az içecek içiniz çünkü içecek doygunluk hissi verir. Önce katı ardından sıvı besinlerle beslenmelisiniz.

AĞIZ ya da BOĞAZ ağrısı

Ağızda acıma, diş etlerinde hassasiyet ve boğaz ağrısı çoğu zaman kemoterapiden ve radyoterapiden kaynaklanır. Gene de yemeğe gayret etmelisiniz. Fakat tuzlu, asitli, sert ve kuru besinleri çiğnemek ve yutmak zor olacaktır. Bu nedenle yumuşak ve besleyici besinleri seçmelisiniz. Örneğin; Yoğurt, muz, patates püresi, ezme çorbalar, sebze püresi, salep, olgun taze meyve, pişmiş yumurta, çok pişmiş et, elma püresi, yumuşak peynir, makarna, muhallebi, sütlaç yiyebilirsiniz.

Yiyecekleri bebek yiyecekleri gibi (yumuşak, oda sıcaklığında ya da ılık, küçük parçalar halinde ve sıvı) hazırlamanız ve hatta bazen bebekler için hazırlanmış sebze ve meyve pürelerini tüketmeniz iyi olur. Ağız ya da boğaz sorunu olanlar için bebek mamaları mükemmel yiyeceklerdir ve genellikle çok besleyicidir. Pek çok bebek maması ayrıca vitamin ve mineral katkılıdır.

Eğer AĞRILI AĞIZ sorunlarınız varsa;

Yemeklerden önce ve sonra ağzınızı çeşitli temizleyici maddelerle çalkalamalısınız.

Sıcak, acı baharatlı, asitli yiyeceklerden, ham meyveler ve sebzelerden, tuzlu yiyeceklerden kaçınmalısınız.

Çiğneme güçlüğünüz var ise, sulu, yarı sulu veya her türlü yemeği blenderize edilmiş besinler şeklinde tüketmelisiniz.

KOKU ya da TAT değişikliği

Tedavi sırasında tat ve koku algılama duyunuz değişebilir. Yiyecekler, özellikle et ve yüksek proteinli diğer besinler acı ya da metalik bir tat vermeye başlar. Pek çok yiyeceğin tadı azalır ya da tatsızlaşır. Bu değişikliklerin nedeni hastalığın kendisi ya da kemoterapi ya da radyasyon tedavisi olabilir. Diş sorunları da tat ve koku değişikliğine yol açar. Genellikle tedavi tamamlandıktan sonra bu değişiklikler normale döner.

Eğer TAT ALMA DUYUNUZ değiştiyse;

Alışverişinizi kendiniz yapınız, gözünüze hoş görünen ve güzel kokan yiyecekleri seçiniz ve hazırlayınız.

Et tercihini kendiniz yapınız. Etleri meyve suları ya da hoşunuza giden soslara yatırarak lezzetini arttırınız.

Yemeklerin tat ve kokularını değiştirmek için fesleğen, nane, kekik, biberiye gibi aromalı otlar ve baharatlar kullanınız, yemeklerinize soğan ya da sarımsak ekleyiniz.

Turunçgillerle tatlandırılmış tatlı ve muhallebi yemeyi deneyiniz.

Yiyecekleri soğuk veya oda ısında tüketmelisiniz.

Değişik görünüm ve renkte yiyecekler tüketmelisiniz.

Yemek kokularından veya kötü kokulu besinlerden kaçınmalısınız.

Bulantı pek çok tedavinin ortak yan etkisidir. Bulantı; tedavi sırasında, tedaviden hemen sonra veya birkaç gün sonra görülebilir. Genellikle tedavi tamamlandıktan bir ya da iki hafta sonra geçer. Bulantıyı kontrol altına alabilecek bazı ilaçlar vardır. Bu ilaçları almak için hekiminize başvurunuz.

Kusma bulantı ile birlikte olabilir ve bazı kanser tedavilerine bağlı olarak ortaya çıkar. Kusma bulantı olmadan da görülebilir.

Eğer BULANTI ve KUSMANIZ varsa;

Mideyi rahatlatacak besinler yiyiniz. Örneğin, kızarmış ekmek, kraker, gevrek, simit, makarna, yağsız kekeler ya da tatlılar, fırında pişmiş ya da haşlanmış derisiz haşlanmış tavuk, beyaz peynir, kuru meyveler gibi kuru yiyecekler yemelisiniz.

Bulantınız olduğu zaman yağlı besinler, kızartmalar, baharatlı ya da sıcak yiyecekler, ağır kokulu yiyeceklerden sakınınız.

Yemek yedikten sonra yatmamalısınız.

Yemeklerinizi azar azar ve yavaş yavaş yemelisiniz.

Sıvı tüketiminizi yemek aralarında oda sıcaklığında, yavaş yavaş ve yudum yudum yapmalısınız.

Açlık hissederseniz öğün aralarında da yiyiniz.

Sizi cezbeden yiyecekleri yiyiniz.

Sevdiğiniz yiyecekler bulantı yapıyorsa onları yemeyiniz.

Sabah kalktığınızda bulantınız oluyorsa, yataktan çıkmadan önce kraker ya da kızarmış ekmek yiyiniz.

Kusma nöbetleri geçmeden hiçbir şey yemeyiniz ya da içmeyiniz. Kusma kontrol altına alındıktan sonra yavaş yavaş hafif besinler yemeye çalınız. Bulantı ve kusmanız geçince normal beslenmeye başlayınız

Rahat giysiler giyiniz.

Tedavi sırasında, özellikle kemoterapi ve vücudun alt bölgelerine, mide ve bağırsaklara radyoterapi uygulanması sırasında ishal yaygın olarak görülür. Ayrıca enfeksiyonlar, besinlere karşı hassasiyet (ilaçlar nedeniyle ortaya çıkabilir) ve duygusal sorunlar da ishale sebep olabilir.

İshal sırasında besinler içerisindeki vitaminler, mineraller ve su kana emilemeden çabucak kalın bağırsağa geçer ve dışarı atılır. Bu durum, vitamin ve mineral eksikliğine neden olur, ayrıca su kaybına ve vücutta suyun azalmasına yol açar.

Eğer DİYARE (ishal) olursanız;

Yüksek şeker ve yağ tüketiminde barsak faaliyetleri artacağından az yağlı az şekerli gıdalar tüketmelisiniz.

Az miktarda sık sık yemek yemeliniz.

Kaybettiğiniz suyu yerine koymak için bol miktarda oda ısısında sıvı tüketmelisiniz.

Sebze ve meyveleri pişmiş tüketmelisiniz.

Yağsız pilav, makarna, yağsız tost, yağsız süt, yağsız yoğurt, kabuksuz elma yiyebilirsiniz.

Derisi alınmış tavuk ya da hindi, az yağlı dana eti ya da balık, akı ve sarısı katılaşıncaya değin suda pişmiş yumurta yiyebilirsiniz.

Et suyu, muz, şeftali, pişmiş patates, pişmiş havuç gibi yüksek oranda sodyum ve potasyum içeren besinler tüketmelisiniz.

Gaz yapıcı yiyecekler, lahana ve karnabahar, kuru baklagiller, acı ve baharatlı yiyecekleri diyetinizden çıkarmalısınız.

Yağlı besinler, kızartmalar, çiğ sebze, fındık, fıstık, ceviz gibi kuru yemişler ve çekirdek yemeyiniz.

Kayısı, armut, erik gibi meyveleri tüketmeyiniz.

Süt ve sütlü besinler ishalinizi arttırıyorsa tüketmemelisiniz.

Kahve, koyu çay, kakao tüketmemelisiniz.

Sıcak yemeyiniz ve içmeyiniz.

Eğer gazınız ve şişkinliğiniz varsa;

Gaz yapıcı, çiğ sebze ve meyveler, kepekli gıdalar, soğan, turp, lahana, kuru baklagiller, karnabahar tüketmemelisiniz.

Yemeklerinizi yavaş yavaş iyi çiğneyerek hava yutmadan yemelisiniz.

Azar azar ve sık sık beslenmelisiniz.

Bazı ilaçlar kabızlık yapabilir. Genellikle ağrı kesiciler kabızlığa yol açar. Yeterince lif ya da sıvı içermeyen ya da yağ oranı yüksek beslenme de aynı sorunları yaratabilir.

Eğer KONSTİPASYON (kabız) olursanız;

Diyetinize posalı yiyecekler, çiğ sebze ve meyve, kepekli ekmek, kuru baklagiller eklemelisiniz.

Her türlü sıvı besini daha çok alınız. Günde 10 bardak su içmelisiniz.

Ilık içecekleri tercih ediniz. Ihlamur çayı içebilirsiniz.

Kayısı ya da kuru erik suyu ya da hoşafı, kısa süreli kabızlıkların giderilmesine yardımcı olur.

Hekiminize danışarak her gün hafif egzersiz yapabilirsiniz.

Tedavi sonrasında BESLENME

Kanser tedavilerine bağlı (özellikle kemoterapi ve radyoterapi) yan etkilerin pek çoğu tedavi tamamlandıktan sonra ortadan kalkar. Tedavi sona erdiğinde hasta kendisini giderek daha iyi hissetmeye başlayacak, yiyeceklere ve yemek yemeye ilgisi yavaş yavaş normale dönecektir. Bazen bazı yan etkiler devam edebilir. Tedaviden sonra çok çeşitli ve değişik yiyecekler yiyiniz, hiçbir yiyecek tek başına vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini karşılamaz. Hem çiğ hem de pişirilmiş sebzeleri bolca yiyiniz. Sebzelerden özellikle, fasulye, karnabahar, bürüksel lahanası, havuç, brokoli ve her türlü yeşil yapraklı sebzeleri bolca yiyiniz. Hazırladığınız yemeklere bol soğan, sarımsak, maydanoz, nane, dereotu, fesleğen gibi aromalı bitkiler koyunuz. Bolca meyve yiyiniz. Meyve suyu içiniz. Kepeği ve özü ayırılmamış ekmeğe ve tahıllara ağırlık veriniz. Yağlı yiyecekleri, çok şekerli yiyecekleri, turşuyu, tütsülenmiş yiyecekleri azaltınız. Az yağlı süt ve ürünlerini tercih ediniz. Yiyecek hazırlarken, ızgara, buğulama, benmari, fırında pişirme, teflon tava veya tencerede sote yöntemi gibi az yağlı pişirme yöntemlerini kullanınız. Yağsız et, derisiz tavuk, derisiz hindi ve balık yiyiniz. Her gün 10 bardak su ve diğer içeceklerden içiniz.

Kaynaklar:

Nutrition and Cancer, Ed. M. Winick, Inter Science Pub. New York, Chichester, Brisbone, Toronto, 2000.

Diyet el kitabı, Ayşe Baysal ve ark. Hatiboğlu yayınevi, Ankara, 2002.

Kanseri Tanıyalım, Ayşe Baysal ve Wayne Criss, Hatiboğlu yayınevi, Ankara, 2002.

Eating hints for cancer patients before, during & after treatment, National Institutes of Health National Cancer Institutes, 1999.

Beslenme ve Kanser

Sigara genel olarak insan sağlığına oldukça zararlıdır. Pek çok hastalığın ortaya çıkmasına ve kötüleşmesine neden olduğu bilinen bir gerçektir.

Sigara kemik sağlığını da oldukça olumsuz etkilemektedir. Sigara içtiğiniz zaman vücudunuz yeni ve sağlıklı kemik dokusu yapımında zorlanır. Sigara içmeye devam ettiğiniz sürece bu durum gittikçe kötüleşir ve zamanla kemiklerinizin yoğunluğu azalır.

Çok geç olmadan sigaradan kurtulmanın yollarını arayın.

Kanser tedavilerine bağlı (özellikle kemoterapi ve radyoterapi) yan etkilerin pek çoğu tedavi tamamlandıktan sonra ortadan kalkar. Tedavi sona erdiğinde hasta kendisini giderek daha iyi hissetmeye başlayacak, yiyeceklere ve yemek yemeye ilgisi yavaş yavaş normale dönecektir. Bazen bazı yan etkiler devam edebilir. Tedaviden sonra çok çeşitli ve değişik yiyecekler yiyiniz, hiçbir yiyecek tek başına vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini karşılamaz. Hem çiğ hem de pişirilmiş mevsiminde sebzeleri bolca yiyiniz. Sebzelerden özellikle, fasulye, karnabahar, bürüksel lahanası, havuç, brokoli ve her türlü yeşil yapraklı sebzeleri bolca tüketiniz.

Hazırladığınız yemeklere bol soğan, sarımsak, maydanoz, nane, dereotu, fesleğen gibi aromalı bitkiler koyunuz. Mevsiminde meyveler tüketiniz. Kepeği ve özü ayırılmamış ekmeğe ve tahıllara ağırlık veriniz. Yağlı yiyecekleri, çok şekerli yiyecekleri, işlem görmüş, tütsülenmiş yiyecekleri azaltınız. Az yağlı süt ve ürünlerini tercih ediniz. Yiyecek hazırlarken, haşlama, buğlama, benmari, fırında pişirme, az yağlı pişirme yöntemlerini kullanınız. Yağsız et, derisiz tavuk, derisiz hindi ve balık yiyiniz. Her gün 10 bardak su içiniz.

Beslenme kişiye özel olmalıdır. Kişinin yaşam tarzı, geçmiş beslenme öyküsü, boyu, kilosu, cinsiyeti, kan tablosu, kullanılan ilaçlar gibi etkenler göz önünde bulundurularak, her tedavi sırasında diyetisyen ile birebir konuşularak kişinin o anki durumuna göre bir beslenme tablosu oluşturmak fark yaratır ve önemlidir. Örneğin tedavinin başında normal olan potasyum değeriniz 2. Veya 3. Tedavide düşebilir veya yükselebilir. Bu durumda beslenmeniz yeniden değerlendirilmelidir.

Hiçbir yiyecek tek başına vücudun ihtiyacı olan besin ögelerini karşılamaz. Bu sebeple besin çeşitliliği çok önemlidir. 5 temel besin ögesini de her gün düzenli olarak tüketmelisiniz. Hem çiğ hem de pişirilmiş mevsiminde sebzeleri bolca yiyiniz. Sebzelerden özellikle, fasulye, karnabahar, bürüksel lahanası, havuç, brokoli ve her türlü yeşil yapraklı sebzeleri bolca tüketiniz. Hazırladığınız yemeklere bol soğan, sarımsak, maydanoz, nane, dereotu, fesleğen gibi aromalı bitkiler koyunuz.

Mevsiminde meyveler tüketiniz. Kepeği ve özü ayırılmamış ekmeğe ve tahıllara ağırlık veriniz. Yağlı yiyecekleri, çok şekerli yiyecekleri, işlem görmüş, tütsülenmiş yiyecekleri azaltınız. Az yağlı süt ve ürünlerini tercih ediniz. Yiyecek hazırlarken, haşlama, buğlama, benmari, fırında pişirme, az yağlı pişirme yöntemlerini kullanınız. Yağsız et, derisiz tavuk, derisiz hindi ve balık yiyiniz. Her gün 10 bardak su içiniz.

  • İnternetten yapılacak olan araştırmalar
  • Geniş aile ile erken dönemde paylaşılması
  • Bireyin durumunu kimse ile paylaşmaması

Çocuklar da ebeveynlerinin yaşadığı süreçlerin farkındadır ve bilgi almak isteyebilir. Soru sormamaları, ilgilenmiyormuş gibi görünmeleri merak etmedikleri anlamına gelmez. Çocuğun yaşına uygun, anlayabileceği bir dilde ve sindirebileceği bilgiyi vermek gerekir.

  • Hasta olan ebeveynin durumunu kısaca anlatın.
  • Tedavinin yan etkilerinden kaynaklanan değişikliklerin (saç dökülmesi, halsizlik gibi) hastalıktan değil tedavinin yan etkilerinden kaynaklandığını anlatın.
  • Bunun geçici bir durum olduğunu vurgulayın.
  • Sorularını cevaplayın endişelerini ifade etmesine izin verin
  • Endişelerini gidermeye çalışın.
  • Hastalık, doktor, hastane temalı oyunlar oynamasına, resimler yapmasına izin verin.
  • Hastalık ve iyileşme konularının işlendiği çocuk kitaplarından yardım alın.
  • Çocuğun günlük rutinlerinin devam etmesini sağlayın.
  • Ailece yaşadığınız duygusal çalkantılara tanık olmasına izin vermeyin.
  • Çocuğun hasta olan ebeveynine duygularını açmasını teşvik edin; resim çalışmaları ya da mektup yazmak gibi.
  • Tüm sorumluluğu ve yükü üstlenmeye çalışmayın, çevrenizdekilerle iş bölümü yapın.
  • Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin.
  • Hastaya duygularını ifade edebilmesi için fırsat tanıyın.
  • Kendinize zaman ayırın, keyif aldığınız aktiviteler yapın.
  • Duygu ve düşüncelerinizi bir uzmanla paylaşın.
  • Kendinizi yormayacak şekilde yürüyüş yapın.
  • Bugüne odaklanın ve yaşadığınız anın keyfini çıkarın.
  • Yardım istemekten ve kabul etmekten çekinmeyin.
  • Doktorunuza sormak istediklerinizi yazacağınız bir not defteri edinin
  • Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin.
  • Tedaviniz elverdiği oranda günlük yaşantınızı devam ettirin.
  • Sevdiklerinizle birlikte zaman geçirin.
  • Size iyi hissettirmeyen ortamlardan ve kişilerden uzak durun.
  • Günü ve anı yaşamayı ötelemeyin.

Standart tanı - tarama yöntemleriyle bir kişide prostat kanserini tanıyabilme oranları yüzde 60-70'i geçemezken, parmakla prostat muayenesinin eklenmesiyle tanı koyabilme başarısı yüzde 95'in üzerine çıkabilmektedir. İşte bu nedenle 50 yaşı geçkin her erkekte yılda bir ürolojik kontrol yapılması önerilmektedir.

Prostat kasneri hakkında sorular neden önemli?

Prostat, genç yaşlarda da zaman zaman sıkıntı oluştursa da, genellikle önemli değişiklikler ve yol açtığı sorunlar 50 yaştan sonra görülür. Bu yaşlardan sonra erkeklerin yaklaşık yüzde70 - 80'inde prostatın merkez bölgesinde büyüme başlar. Zaman içinde büyüyen prostat, içinden geçen idrar yolunu sıkıştırmaya başlar, bu sıkıştırma hastaların yaklaşık üçte birinde tedavi gerektirir. Ancak, erkeklerde yine 50 yaştan sonra görülen bir başka prostat hastalığı da, prostat kanseridir. Prostat kanseri, 50 yaş üzerindeki erkeklerde kanser olasılıkları arasında en başta yer alır. En sık görülen bu kanser erken yakalandığında, yapılacak doğru tedavi neticesinde hastaların yüzde 90-95 olasılıkla normal (hastalık olmasaydı) beklenen ömrünü sürmesi sağlanabilir. Burada erken tanı gerektiren tümör, hastanın fark edemeyeceği kadar küçük tümördür. İşte bu tümörleri tanıma becerisi laboratuvar ve görüntüleme yöntemleriyle yüzde 60 - 70 iken, parmakla muayenenin eklenmesiyle doğru tanı konabilme olasılığı yüzde 95'e çıkmaktadır.

Prostat kanseri yaşı düştü mü?

Ailesinde, yakın akrabalarında prostat kanseri olan kişiler, 'ailesel geçişli' prostat kanseri açısından risk altındadır. Prostat kanserlerinin yüzde 10-15'i bu gruptadır. Ailesel geçişli prostat kanserinin iki önemli özelliği vardır:

1- Daha erken ortaya çıkma eğilimindedir...

2- Daha hızlı-agresif seyretme eğilimindedir.

Bu nedenle, yakın akrabalarında prostat kanseri olanların 40 yaşından itibaren yılda bir izlenmesi önerilmektedir. Birden fazla yakın akrabasında prostat kanseri olanlarda izlemin 6 ayda bir yapılması daha güvenli olacaktır.

Öneriler

50 yaşı geçkin her erkeğin yılda bir defa (hem PSA, hem de parmakla muayene yapılarak) üroloji kontrolünden geçmesi önerilmektedir. Bu kontrolü düzenli yaptıran bir kişinin, prostat kanserinden korkmasına gerek yoktur. Parmakla muayene her ne kadar erkekleri rahatsız ediyorsa da, kanser gibi tedavisi yapılmadığında öldürücü olan bir hastalığın bertaraf edilebilmesi için ödenmeyecek bir bedel değildir.

Hpv (rahim ağzı kanseri) aşısı

Human Papiloma Virus (HPV) ABD'de en sık görülen cinsel temasla bulaşan hastalıklar arasındadır. Bu ülkede HPV virusu her yıl 6.2 milyon insana bulaşmaktadır. HPV'nin kadın nüfusta her ne kadar bazı önemli hastalıklara sebep olduğu bilinmekte ise de erkeklerde de hastalıklara neden olmakta veya kadınlara bulaştırılmaktadır.

Gardasil (HPV aşısı) canlı virus taşımayan bir aşı olup 6 aylık süre içerisinde 3 doz şeklinde uygulanmaktadır. Rahim ağzı kanseri ve genital siğillere neden olan 4 tip viruse karşı yüksek derecede etkin bir aşı olarak kabul edilmektedir.

HPV Aşısı hangi yaş aralığında yapılmalıdır?

HPV aşısı 12-26 yaş arasında genç kızlara ve en erken 9 yaş başlangıç olarak yapılabilmektedir.

Neden bu kadar genç yaşta önerilmektedir ?

Cinsel yaşam başlamadan önce ve HPV tiplerinden her hangi biri ile karşılaşmamış olmak aşıdan en yüksek korunmayı sağlamaktadır.

Cinsel aktivitesi olanlarda HPV aşısı faydalı mıdır ?

Cinsel yaşamı başlamış olan kadınlarda aşı koruyucu olmasına rağmen, cinsel teması olmamış kişilere göre daha az korunmaktadırlar. Bunun nedeni cinsel yaşamı başlamış olanlarda bazı HPV tipleri bulaşmış olabileceğinden aşının koruma gücünde azalma oluşmaktadır. Buna rağmen herhangi bir HPV tipinde bulaşma olsa dahi diğer 3 tipe karşı korumanın devam ettiği görülmektedir.

Neden 9-26 yaş arası gibi bir aralık sözkonusudur ?

HPV aşısının etkinliği ile ilgili çalışmalar başlangıç olarak bu yaş aralığını kapsamış ve yetkili ilaç kontrol kurumları tarafından sertifiye edilmiştir. Yakın zamanda 26 yaş üzerine çalışmalar başlamış, bazı sonuçlar elde edilmiştir. Halen ilaç izin komisyonları 9-26 yaş aralığını esas almaktadır. (CDC guidelines 2006).

Erkeklerde HPV aşısı yapılabilinir mi?

Kanıta dayalı tıp açısından erkeklerde HPV aşısına ait kesin bir kanıt henüz yeterli değildir. Dolaylı veri ve bulguların ışığı altında penis, anüs kanseri ve genital siğil gibi patalojiler üzerinde yararları olacağı düşünülmektedir. Bilimsel çalışmaların seyrine göre erkeklerin aşılanmasının, kadınları da bazı kanser tiplerinden dolaylı olarak koruyacağı düşünülmektedir. Fakat elimizde kesin kanıtlar olmaması nedeni ile henüz erkekler üzerinde aşılama protokolleri söz konusu değildir.

Gebe kadınlar aşı olabilir mi?

HPV aşısı halen gebelerde önerilmemektedir. Gebelerde ve anne karnındaki bebekler üzerinde, aşının yan etkileri üzerine yeterli kanıt ve araştırmalar yoktur. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, gebelerde ve yeni doğan üzerinde istenmeyen etkilerini göstermemiş olmasına rağmen ,mevcut çalışmalar kesin kanıt açısından yetersiz kalmaktadır. Mevcut bilgiler, gebeliğin sona ermesinden sonra aşıların başlamasını veya eksiklerin tamamlanmasını önermektedir. Aşının ilk dozu yapıldıktan sonra gebeliğini fark eden gebelerin diğer aşılarını gebeliğin sonlanmasından sonra devam etmesi gerekmektedir.

HPV aşısının etkinliği ne kadar?

HPV aşısı 4 tip viruse karşı yüzde yüz koruma sağlamaktadır. Bu 4 tip virüsün oluşturabileceği serviks, vulva ,vagina prekanseröz oluşumlarını ve genital siğillerini engellemektedir. Yukarıda belirtilen bu yüksek oranlı koruma 9-26 yaş arasında 4 tip HPV enfeksiyonu ile hiç karşılaşmamış kişileri kapsamaktadır. HPV' nin 4 adet tipinden her hangi biri ile karşılaşmış bireylerde bu koruma oranları düşmektedir. HPV aşısının mevcut prekanseröz lezyonları veya genital siğilleri tedavi edici özelliği kesinlikle yoktur. Koruyucu etki ile tedavi edici etkileri karıştırmamak son derece önemlidir.

HPV aşısı kaç yıl süre ile koruyuculuğunu devam etmektedir?

Aşının kaç yıl süre koruduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, aşının koruyuculuğunun en az 5 yıl olduğunu kanıtlamıştır. Koruyuculuğun 5 yıl üzerinde olabileceği düşünülmektedir fakat yeterli çalışmalar henüz elde yoktur.

HPV aşısının yetersiz kaldığı noktalar nelerdir?

Aşının bütün HPV virüslerine karşı koruma sağlamaması nedeni ile genital kanser ve siğillere karşı tam bir koruma sağlamaması mümkün olmamaktadır. Rahim ağzı kanserlerinin %30 oranına karşı koruma sağlanmamaktadır. Bu nedenle aşı sonrası kadınların rahim ağzı kanserine karşı tarama testlerine (Pap Smear testi gibi) devam etmeleri şarttır. Aynı zamanda genital siğillerinin %10 oranı kadarı aşıya rağmen korunulmamaktadır. Bu nedenle diğer cinsel temasla bulaşan hastalıklara ve koruma çatısı dışında kalan HPV türlerine karşı kişilerin gerekli duyarlık ve korunmayı göstermesi gerekmektedir.

Genç kızlarda yeterli koruma için aşının her üç dozunun yapılması gerekli midir?

HPV aşısının yeterli koruma sağlaması için genç kızlarda bir veya iki doz yapılması yeterliliği hakkında yeterli kanıt yoktur. Bu sebeple eldeki bilgiler ışığı altında her üç dozun tamamlanması, gerekli koruma için şart görülmektedir.

HPV aşısı güvenilirliği nedir?

HPV aşısının FDA (Federal Drug Administration) kurumu tarafından yaşları 9-26 arası olan 11.000 kadın üzerinde emniyet ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışma, aşıya ait ciddi bir yan etki olmadığını göstermiştir. En sık görülen yan etki, aşı yerinde bazen görülen yanma hissidir. CDC (Central Disease Control) ve FDA halen aşı güvenilirliği ile ilgili çalışmalarını ortaklaşa devam ettirmektedir.

Rahim ağzı kanseri ve HPV virusundan korunmanın diğer yolları nelerdir?

Rahim ağzı kanserlerinin %70 oranına neden olan bir başka aşı henüz deneme ve çalışma sürecindedir. Yakın zamanda bu aşı sağlık hizmetine sürülecektir.

Yıllık ve düzenli yapılan pap smear testleri rahim ağzı kanserlerinin büyük bir kısmının erken ve tedavi edilebilinir dönemde yakalanmasını sağlamaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde rahim ağzı kanserine yakalanların büyük çoğunluğu ya hiç ya da son 5 yıl içerisinde Pap Smear testi yaptırmamış kadınlardan oluşmaktadır.

Prezervatif kullanımının, rahim ağzı kanserinden koruma sağladığı ve genital siğilleri azalttığı belli bir oranda bilinmektedir. Aynı zamanda prezervatif kullanılmasının AIDS ve cinsel temasla bulaşan birçok hastalığı belli bir oranda engellediği bilinmektedir.

Akciğer tümörleri sıklığı, son yıllarda giderek artmaktadır. Daha önceleri sıklıkla 60 yaşın üzerindeki erkeklerde görülmesine rağmen, günümüzde kadınlar arasında da sıklığı artmıştır. Erkeklerde görülme yaşı da 60 yaşın altına inmeye başlamıştır.

Akciğerde ortaya çıkan tümörler iki ayrı tipe ayrılırlar: küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) ve küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK). Bu kanserlerin birbirinden ayrımı, hücrelerin mikroskoptaki görüntülerine göre yapılır. Her iki tip kanserde değişik şekillerde gelişip yayılır ve tedavi edilirler.

Küçük hücreli - dışı akciğer kanseri

Küçük hücreli akciğer kanserlerinden daha yaygındır (%80) ve genel olarak daha yavaş gelişir ve yayılırlar. Bu kanserin üç ana tipi vardır;

a-) Skuamoz hücreli,

b-) Adeno kanser,

c-) Büyük hücreli

Küçük hücreli akciğer kanseri

Küçük hücreli olmayan akciğer kanserine göre daha az yaygındır( %20). Bu tipteki kanserler daha hızlı gelişir ve vücudun diğer organlarına yayılması da daha fazladır. Bu tip akciğer kanseri sigara içimi ile ilişkisi en belirgin akciğer kanseridir. Sigara içen kadınların erkeklere göre bu tipe yakalanma olasılığı daha fazladır.

Yapılan çalışmalar, akciğer kanseri ile aşağıda bahsedilecek çeşitli olayların ilgili olduğunu göstermiştir;

Sigara: Sigara içimi ile akciğer kanseri arasında direkt bir ilişki mevcuttur. tütündeki zararlı maddeler(karsinojen) akciğerdeki hücrelere zarar verir. zamanla bu zararlı etkiler hücrelerde kansere neden olabilir. bir sigara içicisinin akciğer kanseri olması; hangi yaşta sigara içmeye başladığı, ne kadar süredir sigara içtiği, günde içtiği sigara sayısı, sigarayı ne kadar derin için çektiğiyle alakalıdır. sigara içmeyi bırakmak bir kişinin akciğer kanseri olma riskini büyük ölçüde düşürür.

Puro ve pipo; kullananlar bunları kullanmayanlara göre daha çok akciğer kanseri olma riskine sahiptirler. Kişinin kaç yıl puro ve pipo içtiği, günde kaç adet içtiği ve ne kadar derin içine çektiği, kanser olma riskini etkileyen faktörlerdir. içlerine çekmeseler de puro ve pipo içicileri akciğer ve ağız kanserinin diğer tipleri içinde risk altındadırlar.

Pasif içiciler (tütün dumanına maruz kalanlar); akciğer kanseri olma riski pasif içicilik durumunda da artmaktadır.

Çeşitli kanser yapıcı maddeler:

Berilyum, radon ve asbest gibi maddeler akciğer kanseri riskini arttırırlar- Asbest

Krokidolit (mavi)

Amozit (kahverengi)

Krizolit(beyaz)

Belli bazı endüstrilerde kullanılan ve doğal olarak fiberlerde bulunan bir mineral grubudur. Asbest fiberleri partiküllere ayrılmaya meyillidirler ve havada dolaşıp kıyafetlere yapışırlar. bu partiküller solunduğu zaman akciğerlere yerleşirler ve orada akciğer hücrelerini zarara uğratırlar ve böylece kanser gelişme riskini artırırlar.çalışmalar asbeste maruz kalan işçilerde akciğer kanseri gelişme riskinin maruz kalmayanlara göre 3-4 kat daha fazla olduğunu göstermiştir.bu artış gemi inşası, asbest madenleri, izolasyon işi ve fren tamiri gibi endüstrilerde çalışanlarda gösterilmiştir.

akciğer kanseri olma riski asbest işçileri sigara içiyorlarsa daha fazladır. asbest işçileri iş verenleri tarafından temin edilen iş ve güvenlik prosedürlerini takip etmek zorundadırlar.

Hava kirliliği;

Akciğer kanseri ile hava kirliliğine maruz kalmak arasında bir ilişki bulunmuştur. ama bu ilişki açıkça tarif edilememiştir ve daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

Akciğer hastalıkları

Geçirilmiş tüberküloz (verem) nedbe dokusu üzerinde akciğer kanserleri gelişebilir.

Ailede akciğer kanseri olması akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır.

Hastanın hikayesi; Bir kere akciğer kanseri olan kişinin tekrar ikinci akciğer kanseri olama riski; hiç kanser olmamış kişiye oranla daha fazladır. akciğer tanısı aldıktan sonra sigara içmeyi bırakmak, ikinci bir akciğer kanseri gelişmesini önleyebilir.

Riskli meslekler; madenciler, tekstil,izolasyon ve tersane işçileri, petro-kimya, baca temizleyicileri, plastik sanayi işçileri, maden ve kaynak işçileri, çamaşır suyu üreticileri, cam seramik, muşamba ve batarya işçileri, boya, dökümhaneler, çelik işçileri

Akciğer kanserinden korunmanın en iyi yolu sigara içmeyi bırakmak veya hiç başlamamaktır.

Belirtileri

Öksürük, balgam, kanlı balgam, göğüs ağrısı, nefes darlığı, akciğer iltihabı, göğüs kafesi içine sıvı birikmesi, ses kısıklığı, tümörün damar basısı nedeniyle göğüs üst bölümünde boyunda ve başta ortaya çıkan ödem (şişlik).

Kemiğe yayılım sonrası kemik ağrıları, kanda kalsiyum artışı ve buna bağlı belirtiler.

Karaciğere yayılım sonrası, bazı nörolojik belirtiler ve nöbetler.

Bazı hormonların tümör tarafından anormal salgılanması nedeniyle çeşitli hormonal bozukluklar.

Vücuttaki dokulardan birine ait bir veya birkaç hücrenin normal özelliklerinin dışında bir değişim göstermesi ve kontrolsüz çoğalması ile meydana gelen kanser, çağımızın en önemli hastalıklarından biridir ve tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Kansere bağlı ölümlerin çoğu bu kontrolsüz çoğalan hücre topluluklarının hayati organlarda oluşturduğu hasarlar ve fonksiyon bozuklukları sonucu geliştiğinden, hastalığın erken dönemde yakalanarak tedavi edilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu amaçla çeşitli tarama ve erken tanı yöntemleri geliştirilmiştir. Bu önemli sağlık sorununa kamuoyunun dikkatinin çekilmesi ve toplumun kansere yönelik bilincinin arttırılması amacıyla Nisan ayının ilk haftasında "Kanser Haftası" başlığı altında çeşitli etkinlikler gerçekleştirilmektedir. Bu sayede kanserle savaşa yönelik ilginin ve farkındalığın canlı tutulması amaçlanmaktadır.

Kanserin temel tedavi yöntemleri arasında cerrahi tedavi, kemoterapi, radyasyon tedavisi ve hormonoterapi gelmektedir. Son yıllarda geliştirilen ve kanserli hücrelerin moleküler özellikleri belirlenerek kişiye özgü tedavi imkanı sağlayan hedefli tedaviler ve akıllı moleküller ise hastalığın doğal seyrini tamamen değiştirmiştir. Güncel tedavilerin her geçen gün artması ile kanseri hipertansiyon veya diabet gibi kronik bir hastalık durumuna getirme çabaları sonuç vermeye başlamıştır. Ancak tüm bu gelişmelere karşın kanser halen ölümcül bir hastalık olarak ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaya devam etmektedir.

Bu noktada kanserin tedavisinden daha önemli bir noktaya dikkat çekmek önemlidir; bu da kanserden korunma ve erken teşhistir. Sigara, dengesiz beslenme, obezite ve kontrolsüz olarak güneş ışınlarına maruziyet kansere neden olan faktörlerin %90' ını oluşturmaktadır. Bu nedenle sigara içilmemesi, eğer içiliyorsa derhal bırakılması, doğal ve dengeli beslenmenin tercih edilmesi, fazla kiloların verilmesi ve düzenli egzersiz yapılması, güneş ışığından optimal yararlanılması ve aşırıya kaçılmaması kanserden korunmada alınacak temel önlemlerdir.

En az 'kanserden korunma' kadar önemli olan bir diğer kavram 'erken tanı'dır. Toplumdaki alışılagelmiş kanaatin tersine erken teşhis konduğu takdirde kanser bütünüyle tedavi edilebilir bir hastalıktır. Birkaç istisna dışında hemen hemen bütün kanser türlerinde hastalığın erken dönemde yakalanması yarar sağlamaktadır. Günümüzde tanı yöntemlerindeki gelişmelerin artması bir çok kanser türünün daha erken evredeyken yakalamanmasına olanak tanımaktadır. Bu amaçla en sık görülen kanser türleri olan meme, serviks (rahim ağzı), prostat, cilt ve kolon-rektum (barsak) kanserlerine yönelik tarama programları uzun yıllardır ülkemizde ve dünyada kullanılmaktadır. Yılda bir kez yaptırılacak çok basit ve ekonomik tetkikler olan olan mammografi, smear testi ve PSA testi ile sırasıyla meme, serviks ve prostat kanserinin erken tanısı ve kesin tedavisi mümkündür. Yine hem kadınlarda hem erkeklerde periyodik olarak uygulanacak dışkıda gizli kan testi ve endoskopik inceleme (kolonoskopi) kolon-rektum kanserinin, düzenli dermatolojik muayene ise cilt kanserinin erken tanısına olanak sağlamaktadır.

Kanserden korunmak kanser tedavisinden her zaman daha kolay ve daha ucuzdur. Kanserle ilgili bildiklerimizin artması ve erken tanı-tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ile artık kanserle mücadelede daha güçlüyüz. Bu yüzden diyoruz ki: Kanser önlenebilir bir hastalıktır! Erken teşhis hayat kurtarıcıdır!

Kalın bağırsak kanserinin gerçek tedavisi ilgili kesimin ameliyatla çıkarılmasıdır. Kemoterapi ve ışın tedavisi cerrahiye yardımcı olmak üzere ameliyattan önce veya sonra uygulanabilir ancak tek başlarına tam tedavi sağlayamazlar. Ancak ameliyat ile tedavi edilemeyecek kadar ileri hastalıkta ameliyat yerine diğer tedavileri öneriyoruz.

Kalın bağırsak kanseri ailevi bir özellik taşıyabilir. Durumu mutlaka hekiminize anlatıp bilgi almalısınız. Ailesinde iki ya da daha fazla kalın bağırsak kanseri olan kişilerde ilk kolonoskopi için 50 yaşı beklenmez.

Ailedeki en genç kanserli kişinin yaşından beş yaş öncesinde kolonoskopi kontrolleri başlatılır.

Kalın bağırsak kanserlerinin % 85 – 90 kadarı yaklaşık 5 – 10 sene içinde gelişip büyüyen bir polipten kaynaklanır. Dolayısıyla bilimsel olarak da gösterilmiştir ki uygun aralıklarla kolonoskopi yapılması ve saptanan poliplerin endoskopik yolla çıkarılması kalın bağırsak kanseri oranını belirgin bir şekilde düşürmektedir.

Önerilen yaklaşım ailesinde kalın bağırsak kanseri olmasa bile her insanın 50 yaşında bir kez kolonoskopi yaptırmasıdır. Polip saptanmazsa beş ile on yıl aralıklarla devam edilmeli polip saptanırsa hekimin belirleyeceği düzende kontroller yapılmalıdır.

Akalazya adı verilen hastalık yemek borusunun hareketlerinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Kanserle ilişkisi yoktur. Hastalar katı gıdaları daha kolay yuttuklarını ifade ederler. Ayrıca intihar amaçlı ya da kaza ile içilen kimyasal maddeler içildikten hemen ya da yıllar sonra yemek borusunda daralmalara yol açabilirler. Geçirilmiş ameliyatlar, demir eksikliği anemisi ve bazı sistemik hastalıklar da kanser olmaksızın yutma güçlüğüne yol açabilirler.
Yemek borusu kanserinin erken evrelerde yakalanabilmesi ancak gastroskopik inceleme ile mümkündür. Şüphe durumunda gastroskopi yapılarak hem yemek borusu hem de mide güvenli bir şekilde incelenir. Şüpheli bölgelerden parçalar alınarak mikroskop altında kesin tanı konulur.
Erişkin insanlarda yutma güçlüğü sıklıkla kansere bağlı olsa da kanser dışı sebeplerle de yutma güçlüğü oluşabilir. Ancak yemek borusu kanseri oldukça hızlı ve kötü seyirli bir hastalık olduğu için hekim yutma güçlüğü olan bir hastada ilk olarak kanser olmadığından emin olmak ister.
Bu tümörler nadir görülürler ve çok özelleşmiş hücrelerden çıkarlar. Moleküler düzeydeki mekanizmaları bilindiği için hedefe yönelik ilaç tedavilerinden yarar görürler. Yine de ideal tedavileri ameliyatla tümörün tamamının çıkarılmasıdır. Mide kanserine göre daha iyi seyrettikleri söylenebilir.
İleri evrelerde ise ameliyata ek olarak kemoterapi ve ışın tedavisi uygulanabilir. Uzak organlara yayılmış yani dördüncü evre hastalıkta ise ameliyattan kaçınırız. Kısaca söylemek gerekirse mide kanserinde ameliyatla tedavinin mümkün olması iyi bir özelliktir. Diğer tedaviler hastalığı tam olarak yok etmeyi değil hastanın olabildiğince uzun ve konforlu yaşamasını amaçlarlar.
Evet. Ne yazık ki tüm gelişmelere rağmen mide kanseri en kötü seyirli kanserlerdendir. Tedavinin temeli erken evrede yakalayıp ameliyatla tümörün çıkarılmasıdır. Tabii ki birçok durumda ameliyattan önce veya sonra kemoterapi ya da ışın tedavisi uygulanabilmektedir.
Hazımsızlık, şişkinlik, iştahsızlık gibi sık rastlanan şikayetler mide kanserinde de görülebilir. Midenin girişini tutan kanserlerde yutma güçlüğü, çıkışını tutan kanserlerde de kusma görülebilir. Özel bir belirti vermeden sinsice ilerlediği için ve belirti verdiğinde ileri evrelere ulaşmış olacağı için bir erişkinde her türlü hazım sorununda endoskopi yapılarak mide gözle incelenmelidir.

Günümüzde bu konuyla ilgili çalışmalar yoğun olarak devam etmektedir. Bugüne kadar yararı kesin olarak kanıtlanmış, yaşam süresini uzattığı gösterilmiş bir tarama yöntemi yoktur. Akciğer kanserinin belirtilerini bilmek ve bu belirtiler varsa, hemen doktora başvurmak önemlidir.

Ancak akciğer kanserinin çoğu erken evrede belirti vermez, bu nedenle esas olan risk faktörlerinden, özellikle sigaradan uzaklaşmaktır.

Akciğer kanseri belirtileri olan veya akciğer röntgenleri ile akciğerde şüpheli bir durum görülen kişiler zaman kaybetmeden Göğüs Hastalıkları bölümüne başvurmalıdır.

Akciğer kanseri içn ispatlanmış en önemli risk faktörü sigaradır. Uzun süre sigara içenlerin yaklaşık 1/7’sinde akciğer kanseri gelişir. Akciğer kanserlerinin %90’ından sigara sorumludur. Günde içilen sigara miktarı, içilen yıl sayısı, sigaraya başlama yaşı önemlidir. Hatta başkalarının içtiği sigara sizde veya sizin içtiğiniz sigara sevdiklerinizde akciğer kanseri yapabilir. Kadın hastaların %65’ i bu sebeple akciğer kanseri olmaktadır.

Akciğer kanserine sebep olabilen diğer bir risk faktörü de kirli havadır. Ailede akciğer kanseri öyküsü de oldukça önemli kayda değer faktördür. Ailede erken yaşta (50 yaşından önce) akciğer kanseri olmuş yakınları olanlarda akciğer kanseri riski 2 katına çıkmaktadır. Kronik bronşit, önceden geçirilmiş tüberküloz ve bazı akciğer hastalıkları olanlarda da bazen akciğer kanseri riski artar.

1- Sigara içmeyerek! 

Kanser ölümlerinin yüzde 30’u sigara sonucu olmaktadır. Sigara başlıca akciğer, ağız, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, pankreas, mide, böbrek, idrar kesesi kanserine yol açmaktadır.  Sigaranın içinde ortalama 100 çeşit kanserojen olduğu bilinen madde vardır. 

2- Alkol almayarak!

Alkol başlıca ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, kalın bağırsak, pankreas ve meme kanserinin en önemli nedenidir. Sosyal içicilik dışında aşırı miktarda tüketilmemesi gerekir. 

3- Enfeksiyonlardan korunarak!

Kanserlerin 1/5'i kronik enfeksiyonlar sonucu oluşmaktadır. Örneğin Human Papilloma Virüsü rahim ağzı kanserine, Hepatit B virüsü karaciğer kanserine neden olur. Bu virüs enfeksiyonlarına karşı cinsel ilişkide korunma ve aşılama yapılmalıdır.

4- Ultraviyole ışınlarından korunarak!

Güneş ışığına yani ultraviyole B ışınına uzun süre, korunmasız maruz kalmak deri kanserine yol açar. Aynı durum uzun süre solaryuma girme durumunda da söz konusudur. Yaz aylarında, güneş ışığının direkt olarak geldiği 11.00- 16.00 saatleri arasında güneş ışığından uzak kalınmalı ya da yüksek koruma faktörlü kremler kullanılmalıdır.

5- Sağlıklı beslenerek!

Bazı gıdalar ve pişirme teknikleri kanser riskini arttırır. Sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, içerdikleri katkı ve koruyucu maddeler nedeniyle de riskli ürünlerdir. 

Fazla kırmızı et tüketimi, kalın bağırsak kanseri riskini arttırır. Haftada en fazla yarım kilo kırmızı et tüketilmelidir. Kırmızı et yerine, et tercihinin balık, tavuk, hindi şeklinde yapılması daha sağlıklıdır. Protein olarak, bakla, kuru fasulye, nohut, börülce, mercimek gibi bitkisel proteinler tercih edilmelidir. 

Şeker ve yağ tüketimi sınırlandırılmalıdır. Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir. 

6- Uygun kiloda kalarak!

Fazla kilo meme, kalın bağırsak, rahim, yemek borusu, böbrek, pankreas, prostat ve yumurtalık kanseri riskini arttırmaktadır.

7- Egzersiz yaparak!

Yapılan çalışmalar günde en az 30 dakika egzersiz yapan kişilerde; meme, kalın bağırsak, rahim ve prostat kanserinin daha oluştuğunu göstermektedir. Egzersiz yapamıyorsanız, yürüyüşü hayatınızdan çıkarmayın.

8- Kanserin erken belirtilerini bilerek!

   Kanserler genellikle; 

  • açıklanmayan kilo kaybı
  • ateş yüksekliği
  • halsizlik 
  • ağrı
  • deri renk ve görünüm değişiklikleri
  • bağırsak ve idrar alışkanlıklarındaki değişiklikler 
  • beklenmedik ve anormal kanamalar 
  • iyileşmeyen yaralar
  • vücutta ele gelen kitleler
  • yutma güçlükleri 
  • hazımsızlık
  • ses kısıklıkları gibi organların bozulmuş fonksiyonları ile kendini gösterir. Bu belirtiler fark edildiğinde en kısa zamanda doktora başvurulmalıdır. 

9- Kanser tarama programlarını takip ederek!

Kişide herhangi bir şikayet olmasa bile, özellikle birinci derece akrabalarda belirli kanser türleri olanların o kansere özel tarama testlerini yaptırmaları erken tanı ve tedavi açısından hayat kurtarıcıdır. 

10- Stresle başa çıkmayı öğrenerek!

Spor, meditasyon, danışmanlık, grup terapileri, sosyal gruplara dahil olma stresle başa çıkmak için faydalı yöntemlerdir.

11- Kendi kendine muayeneyi öğrenerek!

Bazı kanser türleri kişinin kendi kendini muayenesi ve takipi sonucunda erken fazda teşhis edilebilir. Bunlara örnek olarak meme kanseri ve deri kanseri verilebilir. 

 

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Meme kanseri ise süt yapan meme dokusu ve daha sık olarak süt taşıyan süt kanallarından kaynaklanan bir kanser türüdür.

  • Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserdir.
  • Dünya Sağlık Örgütü, 2012 yılında tüm dünyada 1.670.00 yeni teşhis konulan meme kanserli kadın olduğunu, meme kanserinin kadınlarda görülen kanserlerin dörtte birini teşkil ettiğini belirtmiştir.
  • Gelişmiş ülkelerde her 7 kadından birinde meme kanseri görüldüğü bilinmektedir.
  • Meme kanseri gelişmiş ülkelerde azalmakta olup, gelişmekte olan ülkelerde artmaktadır. 2030 yılında tüm meme kanserlerinin %75’inin gelişmekte olan ülkelerde görüleceği hesaplanmaktadır.

Türkiye’de MEME KANSERİ sıklığı

Yaptığımız araştırmalarda, ülkemizde meme kanseri sıklığını son 20 yılda iki katından fazla arttığını göstermiştir. Bu artışın giderek daha fazla olacağı ve yılda yaklaşık 25.000 kadına meme kanseri teşhisi koyulacağı ve her 8 kadından birinin meme kanserine yakalanacağı hesap edilmektedir.

Türkiye’de meme kanseri ortalama 25 yaşından itibaren görülmeye başlar ve görülme sıklığı yaşa göre artar. 45-49 yaş grubunda ise pik yaparak tüm meme kanserlerinin %16,7’sini oluşturur.. Yaygın toplum tabanlı tarama programımızın olmaması, ülkemizde evre 0 meme kanseri oranının %5 civarında, evre I meme kanserinin %27, evre II meme kanseri oranının ise % 44 olmasına, yani ileri evrede tanı konulmasına neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde evre 0 meme kanseri oranı bizden 4-5 kat, evre I (erken evre) meme kanseri oranı ise 2 kat daha fazladır.

MEME KANSERİ ile aile hikayesi arasında ilişki var mıdır? AİLESİNDE meme kanseri olan kişi yüksek RİSKLİ MİDİR?

Özellikle birinci derece akrabasında (anne, kız kardeş, kız) meme kanseri tanısı konulmuş olan bir kadında meme kanserine yakalanma riski artar. İkinci derece akrabalarda (teyze, hala, anneanne, babaanne) meme kanseri olması da riski artırır, ancak bu daha düşük bir düzeydedir. Yakın akrabaların meme kanseri tanı yaşından 10 yıl önce (yani annesi 40 yaşında meme kanseri olan bir kadının 30 yaşında), düzenli olarak ultrasonografi ve dijital mamografi çektirmeye başlanmalıdır. Olağan dışı belirtiler (memede kitle, meme başı kanlı akıntısı, deride veya meme başında çekilme vs.) ortaya çıktığında doktora başvurulmalıdır.

Adetler meme kanserini ETKİLER Mİ?

İlk adeti 12 yaşından önce gören, 55 yaşından sonra menopoza girmiş kadınlar yüksek risk grubundadır.

SAĞLIKLI BESLENME, kişiyi meme kanserinden KORUR MU?

Yüksek yağ oranlı beslenme ve kırmızı et, meme kanseri riskini arttırır. Yağ, östrojen hormonunu tetikler, yani tümörün büyümesine katkıda bulunur. Mümkün olduğunca çok sebze ve meyve yemek çok yararlıdır Özellikle menopoz döneminde kilo almanın meme kanseri riskini arttırdığı bilinmektedir.

SİGARA meme kanserine yol açar mı?

Bir çok çalışmada sigaranın doğrudan meme kanserine yol açtığına ilişkin bir sonuca ulaşılmamıştır. Meme kanseri ile sigara içenler ve pasif içiciler arasındaki ilişki halen araştırılmaktadır. Ancak sigara meme kanseri tanısı konmasından sonra tedavideki başarı oranını düşürür.

ALKOL meme kanseri riskini arttırır mı?

Günde 2 kadehten fazla alkol tüketimi meme kanseri riskini arttırır.

Fiziksel etkinlik meme kanseri RİSKİNİ azaltır mı?

Haftada toplam 5-6 saat egzersiz yapan bir kadının meme kanseri riski yaklaşık %30 azalır. Egzersiz, mutluluk hormonunun salgılanmasını sağlar, stresi azaltır, bağışıklık sistemini güçlendirir ve östrojen düzeyini düşürür.

DOĞUM KONTROL HAPLARI meme kanseri ile ilişkili midir?

35 yaşın altında ve 10 yıldan uzun süreyle doğum kontrol hapı kullanan kadınların meme kanseri riski daha yüksektir.

Kendi kendini muayene NE SIKLIKLA yapılmalıdır?

Kendi kendini muayene 20 yaşından itibaren yaşam boyu ayda bir kez yapılmalıdır. Meme dokusunda kitle, ya da çökme olup olmadığı ve meme başından akıntı gelip gelmediği kontrol edilmelidir. Kitle fark edildiğinde paniğe kapılmadan bir cerrahi uzmanına müracaat edilmelidir. Unutmayınız ki muayene sırasında bulunan her 10 kitleden 8’i kanserli değildir.

Mamografi ACI VERİR Mİ?

Mamografi memeleri sıkıştırarak yapılan bit tetkiktir. Bazen kısa süreli bir acı verebilir. Mümkünse dijital mamografi tercih edilmelidir. Mamografi acil durumlar dışında, adet döneminden 1 hafta sonra yani memelerin daha az gergin ve hassas olduğu dönemlerde çektirilmelidir.

Meme kanserinde ERKEN TANI için doktora NE SIKLIKTA gidilmelidir?

Meme muayenesi için kadınlar 20-40 yaş arası 3 yılda bir defa, 40 yaşından sonra yılda bir defa tercihan genel cerrahi uzmanına muayene olmalıdır.

Menopozda HORMON YERİNE KOYMA TEDAVİSİ (Hormon Replasman Tedavisi- HRT) ve meme kanserinin ilişkisi var mıdır?

Hormon yerine koyma tedavisi (HRT); meme kanseri riskinin artmasına, geç teşhis konulmasına ve memedeki yoğunluğu arttırarak mamografideki görüntünün bozulmasına neden olmaktadır. Amerikan Tıp Dergisi JAMA’da yayınlanan araştırmada; menopozdaki 16 bin 608 kadında hormon replasman tedavisi yapılanlarla plasebo (içerisinde ilaç olmayan ancak hastanın ilaç sandığı tablet) karşılaştırılmıştır. Araştırmacılar, hormon replasman tedavisinin tüm meme kanserlerini ve invaziv (yayılabilir) meme kanserini arttırdığını görmüştür. Aynı zamanda araştırmacılar 1 yıl sonra HRT grubundaki anormal mamograma sahip kadınların yüzdesinin plasebo grubundakilerle karşılaştırınca daha fazla olduğunu bulmuşlardır. Bu sonuçlar yayılabilen (invaziv) meme kanserinin östrojen ve progesteron tedavisi uygulanan kadınlarda istenmeyen bir hastalık sürecine neden olabileceği fikrini vermiştir. Sonuç olarak “Herhangi bir süreyle östrojen ve progestin hormonunu kullanan” yani hormon replasman tedavisi alan menopozdaki kadınlar, bu hormonların yararlarını ve yaratabileceği riskleri bilmelidirler. Makaleye göre, bir çok çalışma hormon replasman tedavisinin yüksek meme kanseri riskiyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Araştırmacılar sadece östrojen hormon tedavisini 25 yıl ve daha fazla uygulayan kadınlarda belirgin bir meme kanseri risk artışı bulmamışlardır. Ancak östrojen ve progesteronu birlikte uygulamanın (kombine hormon replasman tedavisi) meme kanseri riskini 1,7 kat artırdığını saptamışlardır.

Hangi benler KANSER HABERCİSİ olabilir?

Tehlikeli kanser türlerinden biri olarak gösterilen “
melanom”da erken tanının büyük önem taşıdığı bilinmektedir. Sıradan benlerle, içinde farklı ve olağan dışı bazı hücrelerin bulunduğu displastik nevüs (displastik benler) farklıdır. Sıradan benler “melasonit adı verilen deri hücrelerinin gruplar halinde büyümesinden ibaret bir deri oluşumu özelliğini taşır ve erişkinlerde ortalama 10-40 arasında sıradan benlerden bulunabilir. Bu benler ortalama 5 milimetre çapında, net sınırlı, oval-yuvarlak, kubbemsi, tek renkli lezyonlar şeklindedir.

Displastik benler ise sıradan benlerden farklı görünümde ve genellikle 5 milimetreden daha büyüktür, pembeden koyu kahverengi gibi renklerde olabilir. Sınırları düzensiz olan bu benler çoğunlukla güneş gören bölgelerin yanında, saçlı deri, kalça gibi güneş görmeyen yerlerde de ortaya çıkabilir. Bir kişide 10'dan fazla displastik ben bulunabilir. Displastik benleri bulunanlarda genellikle sıradan benler de çok sayıdadır. Displastik benlerde melanom gelişebilmektedir. Hiç displastik beni olmayanlara kıyasla 5'ten fazla displastik beni olanlarda melanom riski 10 kat daha fazladır. Yani ben sayısı arttıkça, risk de artmaktadır.

Bu tür benleri olanların güneşten korunması, solaryumdan uzak durması ve benlerinde değişiklik fark ettiklerinde hemen doktora başvurması gerekir. Bu benlerdeki renk değişikliği, büyüme-küçülme, yapısında, dokusunda değişiklik, kabuklanma, sertleşme, kabarma, kaşıntı ve sızıntı çok önemli uyarıcı değişiklikler olarak algılanmalıdır.

Erken tanının ÖNEMİ

Her bireyin mutlaka bir kez dermatoloğa başvurarak tüm benleri kontrol ettirmesinin oldukça önemlidir. Displastik benleri olanlar yılda 2 kez kontrole gitmeli. Özel görüntüleme yöntemleriyle doktorlar benleri fotoğraflayacak ve her muayenede kıyaslayarak, değişimi en erken dönemde, daha kanserleşme olmadan fark edecektir. Ailesinde melanom olanlarınbu kontrolleri 3 ayda bir yaptırması önerilir. Melanom çok tehlikeli ve hızlı ilerleyen bir deri kanseri türü olduğundan benlerin değerlendirmesi ve takibi mutlaka normal sağlık kontrolü takviminde yer almalıdır. Nasıl check-up yaptırıyoruz, derinin de düzenli check-up'ı yapılmalı, bütün benler kontrol edilmelidir.

Kanserle İlgili Uzmanlarımıza Sorun
Güvenlik Kodunu Giriniz
Captcha
CaptchaResart