Yararlı Bilgiler

Kanser tedavilerine bağlı (özellikle kemoterapi ve radyoterapi) yan etkilerin pek çoğu tedavi tamamlandıktan sonra ortadan kalkar. Tedavi sona erdiğinde hasta kendisini giderek daha iyi hissetmeye başlayacak, yiyeceklere ve yemek yemeye ilgisi yavaş yavaş normale dönecektir. Bazen bazı yan etkiler devam edebilir. Tedaviden sonra çok çeşitli ve değişik yiyecekler yiyiniz, hiçbir yiyecek tek başına vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini karşılamaz. Hem çiğ hem de pişirilmiş mevsiminde sebzeleri bolca yiyiniz. Sebzelerden özellikle, fasulye, karnabahar, bürüksel lahanası, havuç, brokoli ve her türlü yeşil yapraklı sebzeleri bolca tüketiniz. Hazırladığınız yemeklere bol soğan, sarımsak, maydanoz, nane, dereotu, fesleğen gibi aromalı bitkiler koyunuz. Mevsiminde meyveler tüketiniz. Kepeği ve özü ayırılmamış ekmeğe ve tahıllara ağırlık veriniz. Yağlı yiyecekleri, çok şekerli yiyecekleri, işlem görmüş, tütsülenmiş yiyecekleri azaltınız. Az yağlı süt ve ürünlerini tercih ediniz. Yiyecek hazırlarken, haşlama, buğlama, benmari, fırında pişirme, az yağlı pişirme yöntemlerini kullanınız. Yağsız et, derisiz tavuk, derisiz hindi ve balık yiyiniz. Her gün 10 bardak su içiniz.

Beslenme kişiye özel olmalıdır. Kişinin yaşam tarzı, geçmiş beslenme öyküsü, boyu, kilosu, cinsiyeti, kan tablosu, kullanılan ilaçlar gibi etkenler göz önünde bulundurularak, her tedavi sırasında diyetisyen ile birebir konuşularak kişinin o anki durumuna göre bir beslenme tablosu oluşturmak fark yaratır ve önemlidir. Örneğin tedavinin başında normal olan potasyum değeriniz 2. Veya 3. Tedavide düşebilir veya yükselebilir. Bu durumda beslenmeniz yeniden değerlendirilmelidir.

Hiçbir yiyecek tek başına vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini karşılamaz. Bu sebeple besin çeşitliliği çok önemlidir. 5 temel besin ögesini de her gün düzenli olarak tüketmelisiniz. Hem çiğ hem de pişirilmiş mevsiminde sebzeleri bolca yiyiniz. Sebzelerden özellikle, fasulye, karnabahar, bürüksel lahanası, havuç, brokoli ve her türlü yeşil yapraklı sebzeleri bolca tüketiniz. Hazırladığınız yemeklere bol soğan, sarımsak, maydanoz, nane, dereotu, fesleğen gibi aromalı bitkiler koyunuz. Mevsiminde meyveler tüketiniz. Kepeği ve özü ayırılmamış ekmeğe ve tahıllara ağırlık veriniz. Yağlı yiyecekleri, çok şekerli yiyecekleri, işlem görmüş, tütsülenmiş yiyecekleri azaltınız. Az yağlı süt ve ürünlerini tercih ediniz. Yiyecek hazırlarken, haşlama, buğlama, benmari, fırında pişirme, az yağlı pişirme yöntemlerini kullanınız. Yağsız et, derisiz tavuk, derisiz hindi ve balık yiyiniz. Her gün 10 bardak su içiniz.

  • İnternetten yapılacak olan araştırmalar
  • Geniş aile ile erken dönemde paylaşılması
  • Bireyin durumunu kimse ile paylaşmaması

Çocuklar da ebeveynlerinin yaşadığı süreçlerin farkındadır ve bilgi almak isteyebilir. Soru sormamaları, ilgilenmiyormuş gibi görünmeleri merak etmedikleri anlamına gelmez. Çocuğun yaşına uygun, anlayabileceği bir dilde ve sindirebileceği bilgiyi vermek gerekir.

  • Hasta olan ebeveynin durumunu kısaca anlatın.
  • Tedavinin yan etkilerinden kaynaklanan değişikliklerin (saç dökülmesi, halsizlik gibi) hastalıktan değil tedavinin yan etkilerinden kaynaklandığını anlatın.
  • Bunun geçici bir durum olduğunu vurgulayın.
  • Sorularını cevaplayın endişelerini ifade etmesine izin verin
  • Endişelerini gidermeye çalışın.
  • Hastalık, doktor, hastane temalı oyunlar oynamasına, resimler yapmasına izin verin.
  • Hastalık ve iyileşme konularının işlendiği çocuk kitaplarından yardım alın.
  • Çocuğun günlük rutinlerinin devam etmesini sağlayın.
  • Ailece yaşadığınız duygusal çalkantılara tanık olmasına izin vermeyin.
  • Çocuğun hasta olan ebeveynine duygularını açmasını teşvik edin; resim çalışmaları ya da mektup yazmak gibi.
  • Tüm sorumluluğu ve yükü üstlenmeye çalışmayın, çevrenizdekilerle iş bölümü yapın.
  • Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin.
  • Hastaya duygularını ifade edebilmesi için fırsat tanıyın.
  • Kendinize zaman ayırın, keyif aldığınız aktiviteler yapın.
  • Duygu ve düşüncelerinizi bir uzmanla paylaşın.
  • Kendinizi yormayacak şekilde yürüyüş yapın.
  • Bugüne odaklanın ve yaşadığınız anın keyfini çıkarın.
  • Yardım istemekten ve kabul etmekten çekinmeyin.
  • Doktorunuza sormak istediklerinizi yazacağınız bir not defteri edinin
  • Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin.
  • Tedaviniz elverdiği oranda günlük yaşantınızı devam ettirin.
  • Sevdiklerinizle birlikte zaman geçirin.
  • Size iyi hissettirmeyen ortamlardan ve kişilerden uzak durun.
  • Günü ve anı yaşamayı ötelemeyin.

Standart tanı - tarama yöntemleriyle bir kişide prostat kanserini tanıyabilme oranları yüzde 60-70'i geçemezken, parmakla prostat muayenesinin eklenmesiyle tanı koyabilme başarısı yüzde 95'in üzerine çıkabilmektedir. İşte bu nedenle 50 yaşı geçkin her erkekte yılda bir ürolojik kontrol yapılması önerilmektedir.

Prostat Kasneri Hakkında Sorular neden önemli?

Prostat, genç yaşlarda da zaman zaman sıkıntı oluştursa da, genellikle önemli değişiklikler ve yol açtığı sorunlar 50 yaştan sonra görülür. Bu yaşlardan sonra erkeklerin yaklaşık yüzde70 - 80'inde prostatın merkez bölgesinde büyüme başlar. Zaman içinde büyüyen prostat, içinden geçen idrar yolunu sıkıştırmaya başlar, bu sıkıştırma hastaların yaklaşık üçte birinde tedavi gerektirir. Ancak, erkeklerde yine 50 yaştan sonra görülen bir başka prostat hastalığı da, prostat kanseridir. Prostat kanseri, 50 yaş üzerindeki erkeklerde kanser olasılıkları arasında en başta yer alır. En sık görülen bu kanser erken yakalandığında, yapılacak doğru tedavi neticesinde hastaların yüzde 90-95 olasılıkla normal (hastalık olmasaydı) beklenen ömrünü sürmesi sağlanabilir. Burada erken tanı gerektiren tümör, hastanın fark edemeyeceği kadar küçük tümördür. İşte bu tümörleri tanıma becerisi laboratuvar ve görüntüleme yöntemleriyle yüzde 60 - 70 iken, parmakla muayenenin eklenmesiyle doğru tanı konabilme olasılığı yüzde 95'e çıkmaktadır.

PROSTAT KANSERİ YAŞI DÜŞTÜ MÜ?

Ailesinde, yakın akrabalarında prostat kanseri olan kişiler, 'ailesel geçişli' prostat kanseri açısından risk altındadır. Prostat kanserlerinin yüzde 10-15'i bu gruptadır. Ailesel geçişli prostat kanserinin iki önemli özelliği vardır:

1- Daha erken ortaya çıkma eğilimindedir...

2- Daha hızlı-agresif seyretme eğilimindedir.

Bu nedenle, yakın akrabalarında prostat kanseri olanların 40 yaşından itibaren yılda bir izlenmesi önerilmektedir. Birden fazla yakın akrabasında prostat kanseri olanlarda izlemin 6 ayda bir yapılması daha güvenli olacaktır.

ÖNERİLER

50 yaşı geçkin her erkeğin yılda bir defa (hem PSA, hem de parmakla muayene yapılarak) üroloji kontrolünden geçmesi önerilmektedir. Bu kontrolü düzenli yaptıran bir kişinin, prostat kanserinden korkmasına gerek yoktur. Parmakla muayene her ne kadar erkekleri rahatsız ediyorsa da, kanser gibi tedavisi yapılmadığında öldürücü olan bir hastalığın bertaraf edilebilmesi için ödenmeyecek bir bedel değildir.

Hpv (rahim ağzı kanseri) aşısı

Human Papiloma Virus (HPV) ABD'de en sık görülen cinsel temasla bulaşan hastalıklar arasındadır. Bu ülkede HPV virusu her yıl 6.2 milyon insana bulaşmaktadır. HPV'nin kadın nüfusta her ne kadar bazı önemli hastalıklara sebep olduğu bilinmekte ise de erkeklerde de hastalıklara neden olmakta veya kadınlara bulaştırılmaktadır.

Gardasil (HPV aşısı) canlı virus taşımayan bir aşı olup 6 aylık süre içerisinde 3 doz şeklinde uygulanmaktadır. Rahim ağzı kanseri ve genital siğillere neden olan 4 tip viruse karşı yüksek derecede etkin bir aşı olarak kabul edilmektedir.

HPV Aşısı hangi yaş aralığında yapılmalıdır?

HPV aşısı 12-26 yaş arasında genç kızlara ve en erken 9 yaş başlangıç olarak yapılabilmektedir.

Neden bu kadar genç yaşta önerilmektedir ?

Cinsel yaşam başlamadan önce ve HPV tiplerinden her hangi biri ile karşılaşmamış olmak aşıdan en yüksek korunmayı sağlamaktadır.

Cinsel aktivitesi olanlarda HPV aşısı faydalı mıdır ?

Cinsel yaşamı başlamış olan kadınlarda aşı koruyucu olmasına rağmen, cinsel teması olmamış kişilere göre daha az korunmaktadırlar. Bunun nedeni cinsel yaşamı başlamış olanlarda bazı HPV tipleri bulaşmış olabileceğinden aşının koruma gücünde azalma oluşmaktadır. Buna rağmen herhangi bir HPV tipinde bulaşma olsa dahi diğer 3 tipe karşı korumanın devam ettiği görülmektedir.

Neden 9-26 yaş arası gibi bir aralık sözkonusudur ?

HPV aşısının etkinliği ile ilgili çalışmalar başlangıç olarak bu yaş aralığını kapsamış ve yetkili ilaç kontrol kurumları tarafından sertifiye edilmiştir. Yakın zamanda 26 yaş üzerine çalışmalar başlamış, bazı sonuçlar elde edilmiştir. Halen ilaç izin komisyonları 9-26 yaş aralığını esas almaktadır. (CDC guidelines 2006).

Erkeklerde HPV aşısı yapılabilinir mi?

Kanıta dayalı tıp açısından erkeklerde HPV aşısına ait kesin bir kanıt henüz yeterli değildir. Dolaylı veri ve bulguların ışığı altında penis, anüs kanseri ve genital siğil gibi patalojiler üzerinde yararları olacağı düşünülmektedir. Bilimsel çalışmaların seyrine göre erkeklerin aşılanmasının, kadınları da bazı kanser tiplerinden dolaylı olarak koruyacağı düşünülmektedir. Fakat elimizde kesin kanıtlar olmaması nedeni ile henüz erkekler üzerinde aşılama protokolleri söz konusu değildir.

Gebe kadınlar aşı olabilir mi?

HPV aşısı halen gebelerde önerilmemektedir. Gebelerde ve anne karnındaki bebekler üzerinde, aşının yan etkileri üzerine yeterli kanıt ve araştırmalar yoktur. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, gebelerde ve yeni doğan üzerinde istenmeyen etkilerini göstermemiş olmasına rağmen ,mevcut çalışmalar kesin kanıt açısından yetersiz kalmaktadır. Mevcut bilgiler, gebeliğin sona ermesinden sonra aşıların başlamasını veya eksiklerin tamamlanmasını önermektedir. Aşının ilk dozu yapıldıktan sonra gebeliğini fark eden gebelerin diğer aşılarını gebeliğin sonlanmasından sonra devam etmesi gerekmektedir.

HPV aşısının etkinliği ne kadar?

HPV aşısı 4 tip viruse karşı yüzde yüz koruma sağlamaktadır. Bu 4 tip virüsün oluşturabileceği serviks, vulva ,vagina prekanseröz oluşumlarını ve genital siğillerini engellemektedir. Yukarıda belirtilen bu yüksek oranlı koruma 9-26 yaş arasında 4 tip HPV enfeksiyonu ile hiç karşılaşmamış kişileri kapsamaktadır. HPV' nin 4 adet tipinden her hangi biri ile karşılaşmış bireylerde bu koruma oranları düşmektedir. HPV aşısının mevcut prekanseröz lezyonları veya genital siğilleri tedavi edici özelliği kesinlikle yoktur. Koruyucu etki ile tedavi edici etkileri karıştırmamak son derece önemlidir.

HPV aşısı kaç yıl süre ile koruyuculuğunu devam etmektedir?

Aşının kaç yıl süre koruduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, aşının koruyuculuğunun en az 5 yıl olduğunu kanıtlamıştır. Koruyuculuğun 5 yıl üzerinde olabileceği düşünülmektedir fakat yeterli çalışmalar henüz elde yoktur.

HPV aşısının yetersiz kaldığı noktalar nelerdir?

Aşının bütün HPV virüslerine karşı koruma sağlamaması nedeni ile genital kanser ve siğillere karşı tam bir koruma sağlamaması mümkün olmamaktadır. Rahim ağzı kanserlerinin %30 oranına karşı koruma sağlanmamaktadır. Bu nedenle aşı sonrası kadınların rahim ağzı kanserine karşı tarama testlerine (Pap Smear testi gibi) devam etmeleri şarttır. Aynı zamanda genital siğillerinin %10 oranı kadarı aşıya rağmen korunulmamaktadır. Bu nedenle diğer cinsel temasla bulaşan hastalıklara ve koruma çatısı dışında kalan HPV türlerine karşı kişilerin gerekli duyarlık ve korunmayı göstermesi gerekmektedir.

Genç kızlarda yeterli koruma için aşının her üç dozunun yapılması gerekli midir?

HPV aşısının yeterli koruma sağlaması için genç kızlarda bir veya iki doz yapılması yeterliliği hakkında yeterli kanıt yoktur. Bu sebeple eldeki bilgiler ışığı altında her üç dozun tamamlanması, gerekli koruma için şart görülmektedir.

HPV aşısı güvenilirliği nedir?

HPV aşısının FDA (Federal Drug Administration) kurumu tarafından yaşları 9-26 arası olan 11.000 kadın üzerinde emniyet ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışma, aşıya ait ciddi bir yan etki olmadığını göstermiştir. En sık görülen yan etki, aşı yerinde bazen görülen yanma hissidir. CDC (Central Disease Control) ve FDA halen aşı güvenilirliği ile ilgili çalışmalarını ortaklaşa devam ettirmektedir.

Rahim ağzı kanseri ve HPV virusundan korunmanın diğer yolları nelerdir?

Rahim ağzı kanserlerinin %70 oranına neden olan bir başka aşı henüz deneme ve çalışma sürecindedir. Yakın zamanda bu aşı sağlık hizmetine sürülecektir.

Yıllık ve düzenli yapılan pap smear testleri rahim ağzı kanserlerinin büyük bir kısmının erken ve tedavi edilebilinir dönemde yakalanmasını sağlamaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde rahim ağzı kanserine yakalanların büyük çoğunluğu ya hiç ya da son 5 yıl içerisinde Pap Smear testi yaptırmamış kadınlardan oluşmaktadır.

Prezervatif kullanımının, rahim ağzı kanserinden koruma sağladığı ve genital siğilleri azalttığı belli bir oranda bilinmektedir. Aynı zamanda prezervatif kullanılmasının AIDS ve cinsel temasla bulaşan birçok hastalığı belli bir oranda engellediği bilinmektedir.

Akciğer tümörleri sıklığı, son yıllarda giderek artmaktadır. Daha önceleri sıklıkla 60 yaşın üzerindeki erkeklerde görülmesine rağmen, günümüzde kadınlar arasında da sıklığı artmıştır. Erkeklerde görülme yaşı da 60 yaşın altına inmeye başlamıştır.

Akciğerde ortaya çıkan tümörler iki ayrı tipe ayrılırlar: küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) ve küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK). Bu kanserlerin birbirinden ayrımı, hücrelerin mikroskoptaki görüntülerine göre yapılır. Her iki tip kanserde değişik şekillerde gelişip yayılır ve tedavi edilirler.

Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri

Küçük hücreli akciğer kanserlerinden daha yaygındır (%80) ve genel olarak daha yavaş gelişir ve yayılırlar. Bu kanserin üç ana tipi vardır;

a-)skuamoz hücreli,

b-)adeno kanser,

c-) büyük hücreli

Küçük Hücreli Akciğer Kanseri

Küçük hücreli olmayan akciğer kanserine göre daha az yaygındır( %20). Bu tipteki kanserler daha hızlı gelişir ve vücudun diğer organlarına yayılması da daha fazladır. Bu tip akciğer kanseri sigara içimi ile ilişkisi en belirgin akciğer kanseridir. Sigara içen kadınların erkeklere göre bu tipe yakalanma olasılığı daha fazladır.

Yapılan çalışmalar, akciğer kanseri ile aşağıda bahsedilecek çeşitli olayların ilgili olduğunu göstermiştir;

Sigara: Sigara içimi ile akciğer kanseri arasında direkt bir ilişki mevcuttur. tütündeki zararlı maddeler(karsinojen) akciğerdeki hücrelere zarar verir. zamanla bu zararlı etkiler hücrelerde kansere neden olabilir. bir sigara içicisinin akciğer kanseri olması; hangi yaşta sigara içmeye başladığı, ne kadar süredir sigara içtiği, günde içtiği sigara sayısı, sigarayı ne kadar derin için çektiğiyle alakalıdır. sigara içmeyi bırakmak bir kişinin akciğer kanseri olma riskini büyük ölçüde düşürür.

Puro ve pipo; kullananlar bunları kullanmayanlara göre daha çok akciğer kanseri olma riskine sahiptirler. Kişinin kaç yıl puro ve pipo içtiği, günde kaç adet içtiği ve ne kadar derin içine çektiği, kanser olma riskini etkileyen faktörlerdir. içlerine çekmeseler de puro ve pipo içicileri akciğer ve ağız kanserinin diğer tipleri içinde risk altındadırlar.

Pasif içiciler (tütün dumanına maruz kalanlar); akciğer kanseri olma riski pasif içicilik durumunda da artmaktadır.

Çeşitli kanser yapıcı maddeler:

Berilyum, radon ve asbest gibi maddeler akciğer kanseri riskini arttırırlar- Asbest

Krokidolit (mavi)

Amozit (kahverengi)

Krizolit(beyaz)

Belli bazı endüstrilerde kullanılan ve doğal olarak fiberlerde bulunan bir mineral grubudur. Asbest fiberleri partiküllere ayrılmaya meyillidirler ve havada dolaşıp kıyafetlere yapışırlar. bu partiküller solunduğu zaman akciğerlere yerleşirler ve orada akciğer hücrelerini zarara uğratırlar ve böylece kanser gelişme riskini artırırlar.çalışmalar asbeste maruz kalan işçilerde akciğer kanseri gelişme riskinin maruz kalmayanlara göre 3-4 kat daha fazla olduğunu göstermiştir.bu artış gemi inşası, asbest madenleri, izolasyon işi ve fren tamiri gibi endüstrilerde çalışanlarda gösterilmiştir.

akciğer kanseri olma riski asbest işçileri sigara içiyorlarsa daha fazladır. asbest işçileri iş verenleri tarafından temin edilen iş ve güvenlik prosedürlerini takip etmek zorundadırlar.

Hava Kirliliği;

Akciğer kanseri ile hava kirliliğine maruz kalmak arasında bir ilişki bulunmuştur. ama bu ilişki açıkça tarif edilememiştir ve daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

Akciğer Hastalıkları

Geçirilmiş tüberküloz (verem) nedbe dokusu üzerinde akciğer kanserleri gelişebilir.

Ailede akciğer kanseri olması akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır.

Hastanın hikayesi; Bir kere akciğer kanseri olan kişinin tekrar ikinci akciğer kanseri olama riski; hiç kanser olmamış kişiye oranla daha fazladır. akciğer tanısı aldıktan sonra sigara içmeyi bırakmak, ikinci bir akciğer kanseri gelişmesini önleyebilir.

Riskli meslekler; madenciler, tekstil,izolasyon ve tersane işçileri, petro-kimya, baca temizleyicileri, plastik sanayi işçileri, maden ve kaynak işçileri, çamaşır suyu üreticileri, cam seramik, muşamba ve batarya işçileri, boya, dökümhaneler, çelik işçileri

Akciğer kanserinden korunmanın en iyi yolu sigara içmeyi bırakmak veya hiç başlamamaktır.

Belirtileri

Öksürük, balgam, kanlı balgam, göğüs ağrısı, nefes darlığı, akciğer iltihabı, göğüs kafesi içine sıvı birikmesi, ses kısıklığı, tümörün damar basısı nedeniyle göğüs üst bölümünde boyunda ve başta ortaya çıkan ödem (şişlik).

Kemiğe yayılım sonrası kemik ağrıları, kanda kalsiyum artışı ve buna bağlı belirtiler.

Karaciğere yayılım sonrası, bazı nörolojik belirtiler ve nöbetler.

Bazı hormonların tümör tarafından anormal salgılanması nedeniyle çeşitli hormonal bozukluklar.

Vücuttaki dokulardan birine ait bir veya birkaç hücrenin normal özelliklerinin dışında bir değişim göstermesi ve kontrolsüz çoğalması ile meydana gelen kanser, çağımızın en önemli hastalıklarından biridir ve tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Kansere bağlı ölümlerin çoğu bu kontrolsüz çoğalan hücre topluluklarının hayati organlarda oluşturduğu hasarlar ve fonksiyon bozuklukları sonucu geliştiğinden, hastalığın erken dönemde yakalanarak tedavi edilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu amaçla çeşitli tarama ve erken tanı yöntemleri geliştirilmiştir. Bu önemli sağlık sorununa kamuoyunun dikkatinin çekilmesi ve toplumun kansere yönelik bilincinin arttırılması amacıyla Nisan ayının ilk haftasında "Kanser Haftası" başlığı altında çeşitli etkinlikler gerçekleştirilmektedir. Bu sayede kanserle savaşa yönelik ilginin ve farkındalığın canlı tutulması amaçlanmaktadır.

Kanserin temel tedavi yöntemleri arasında cerrahi tedavi, kemoterapi, radyasyon tedavisi ve hormonoterapi gelmektedir. Son yıllarda geliştirilen ve kanserli hücrelerin moleküler özellikleri belirlenerek kişiye özgü tedavi imkanı sağlayan hedefli tedaviler ve akıllı moleküller ise hastalığın doğal seyrini tamamen değiştirmiştir. Güncel tedavilerin her geçen gün artması ile kanseri hipertansiyon veya diabet gibi kronik bir hastalık durumuna getirme çabaları sonuç vermeye başlamıştır. Ancak tüm bu gelişmelere karşın kanser halen ölümcül bir hastalık olarak ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaya devam etmektedir.

Bu noktada kanserin tedavisinden daha önemli bir noktaya dikkat çekmek önemlidir; bu da kanserden korunma ve erken teşhistir. Sigara, dengesiz beslenme, obezite ve kontrolsüz olarak güneş ışınlarına maruziyet kansere neden olan faktörlerin %90' ını oluşturmaktadır. Bu nedenle sigara içilmemesi, eğer içiliyorsa derhal bırakılması, doğal ve dengeli beslenmenin tercih edilmesi, fazla kiloların verilmesi ve düzenli egzersiz yapılması, güneş ışığından optimal yararlanılması ve aşırıya kaçılmaması kanserden korunmada alınacak temel önlemlerdir.

En az 'kanserden korunma' kadar önemli olan bir diğer kavram 'erken tanı'dır. Toplumdaki alışılagelmiş kanaatin tersine erken teşhis konduğu takdirde kanser bütünüyle tedavi edilebilir bir hastalıktır. Birkaç istisna dışında hemen hemen bütün kanser türlerinde hastalığın erken dönemde yakalanması yarar sağlamaktadır. Günümüzde tanı yöntemlerindeki gelişmelerin artması bir çok kanser türünün daha erken evredeyken yakalamanmasına olanak tanımaktadır. Bu amaçla en sık görülen kanser türleri olan meme, serviks (rahim ağzı), prostat, cilt ve kolon-rektum (barsak) kanserlerine yönelik tarama programları uzun yıllardır ülkemizde ve dünyada kullanılmaktadır. Yılda bir kez yaptırılacak çok basit ve ekonomik tetkikler olan olan mammografi, smear testi ve PSA testi ile sırasıyla meme, serviks ve prostat kanserinin erken tanısı ve kesin tedavisi mümkündür. Yine hem kadınlarda hem erkeklerde periyodik olarak uygulanacak dışkıda gizli kan testi ve endoskopik inceleme (kolonoskopi) kolon-rektum kanserinin, düzenli dermatolojik muayene ise cilt kanserinin erken tanısına olanak sağlamaktadır.

Kanserden korunmak kanser tedavisinden her zaman daha kolay ve daha ucuzdur. Kanserle ilgili bildiklerimizin artması ve erken tanı-tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ile artık kanserle mücadelede daha güçlüyüz. Bu yüzden diyoruz ki: Kanser önlenebilir bir hastalıktır! Erken teşhis hayat kurtarıcıdır!

Kalın bağırsak kanserinin gerçek tedavisi ilgili kesimin ameliyatla çıkarılmasıdır. Kemoterapi ve ışın tedavisi cerrahiye yardımcı olmak üzere ameliyattan önce veya sonra uygulanabilir ancak tek başlarına tam tedavi sağlayamazlar. Ancak ameliyat ile tedavi edilemeyecek kadar ileri hastalıkta ameliyat yerine diğer tedavileri öneriyoruz.

Kalın bağırsak kanseri ailevi bir özellik taşıyabilir. Durumu mutlaka hekiminize anlatıp bilgi almalısınız. Ailesinde iki ya da daha fazla kalın bağırsak kanseri olan kişilerde ilk kolonoskopi için 50 yaşı beklenmez.

Ailedeki en genç kanserli kişinin yaşından beş yaş öncesinde kolonoskopi kontrolleri başlatılır.

Kalın bağırsak kanserlerinin % 85 – 90 kadarı yaklaşık 5 – 10 sene içinde gelişip büyüyen bir polipten kaynaklanır. Dolayısıyla bilimsel olarak da gösterilmiştir ki uygun aralıklarla kolonoskopi yapılması ve saptanan poliplerin endoskopik yolla çıkarılması kalın bağırsak kanseri oranını belirgin bir şekilde düşürmektedir.

Önerilen yaklaşım ailesinde kalın bağırsak kanseri olmasa bile her insanın 50 yaşında bir kez kolonoskopi yaptırmasıdır. Polip saptanmazsa beş ile on yıl aralıklarla devam edilmeli polip saptanırsa hekimin belirleyeceği düzende kontroller yapılmalıdır.

Akalazya adı verilen hastalık yemek borusunun hareketlerinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Kanserle ilişkisi yoktur. Hastalar katı gıdaları daha kolay yuttuklarını ifade ederler. Ayrıca intihar amaçlı ya da kaza ile içilen kimyasal maddeler içildikten hemen ya da yıllar sonra yemek borusunda daralmalara yol açabilirler. Geçirilmiş ameliyatlar, demir eksikliği anemisi ve bazı sistemik hastalıklar da kanser olmaksızın yutma güçlüğüne yol açabilirler.
Yemek borusu kanserinin erken evrelerde yakalanabilmesi ancak gastroskopik inceleme ile mümkündür. Şüphe durumunda gastroskopi yapılarak hem yemek borusu hem de mide güvenli bir şekilde incelenir. Şüpheli bölgelerden parçalar alınarak mikroskop altında kesin tanı konulur.
Erişkin insanlarda yutma güçlüğü sıklıkla kansere bağlı olsa da kanser dışı sebeplerle de yutma güçlüğü oluşabilir. Ancak yemek borusu kanseri oldukça hızlı ve kötü seyirli bir hastalık olduğu için hekim yutma güçlüğü olan bir hastada ilk olarak kanser olmadığından emin olmak ister.
Bu tümörler nadir görülürler ve çok özelleşmiş hücrelerden çıkarlar. Moleküler düzeydeki mekanizmaları bilindiği için hedefe yönelik ilaç tedavilerinden yarar görürler. Yine de ideal tedavileri ameliyatla tümörün tamamının çıkarılmasıdır. Mide kanserine göre daha iyi seyrettikleri söylenebilir.
Hastalığın tam anlamıyla tedavisi ancak erken evrelerde ameliyatla mümkündür. İleri evrelerde ise ameliyata ek olarak kemoterapi ve ışın tedavisi uygulanabilir. Uzak organlara yayılmış yani dördüncü evre hastalıkta ise ameliyattan kaçınırız. Kısaca söylemek gerekirse mide kanserinde ameliyatla tedavinin mümkün olması iyi bir özelliktir. Diğer tedaviler hastalığı tam olarak yok etmeyi değil hastanın olabildiğince uzun ve konforlu yaşamasını amaçlarlar.
Evet. Ne yazık ki tüm gelişmelere rağmen mide kanseri en kötü seyirli kanserlerdendir. Tedavinin temeli erken evrede yakalayıp ameliyatla tümörün çıkarılmasıdır. Tabii ki birçok durumda ameliyattan önce veya sonra kemoterapi ya da ışın tedavisi uygulanabilmektedir.
Mide kanserine özgü bir belirti yoktur. Hazımsızlık, şişkinlik, iştahsızlık gibi sık rastlanan şikayetler mide kanserinde de görülebilir. Midenin girişini tutan kanserlerde yutma güçlüğü, çıkışını tutuan kanserlerde de kusma görülebilir. Özel bir belirti vermeden sinsice ilerlediği için ve belirti verdiğinde ileri evrelere ulaşmış olacağı için bir erişkinde her türlü hazım sorununda endoskopi yapılarak mide gözle incelenmelidir.

Akciğer kanserinde erken tanı için tarama ve tetkikler var mıdır?

Günümüzde bu konuyla ilgili çalışmalar yoğun olarak devam etmektedir. Bugüne kadar yararı kesin olarak kanıtlanmış, yaşam süresini uzattığı gösterilmiş bir tarama yöntemi yoktur. Akciğer kanserinin belirtilerini bilmek ve bu belirtiler varsa, hemen doktora başvurmak önemlidir.

Ancak akciğer kanserinin çoğu erken evrede belirti vermez, bu nedenle esas olan risk faktörlerinden, özellikle sigaradan uzaklaşmaktır.

Akciğer kanseri belirtileri olan veya akciğer röntgenleri ile akciğerde şüpheli bir durum görülen kişiler zaman kaybetmeden Göğüs Hastalıkları bölümüne başvurmalıdır.

Kimler akciğer kanseri için risk altındadır ?

Akciğer kanseri, normal akciğer hücrelerinin kontrol dışı çoğalarak akciğer içinde tümör oluşturması durumudur. 

Akciğer kanseri içn ispatlanmış en önemli risk faktörü sigaradır. Uzun süre sigara içenlerin yaklaşık 1/7’sinde akciğer kanseri gelişir. Akciğer kanserlerinin %90’ından sigara sorumludur. Günde içilen sigara miktarı, içilen yıl sayısı, sigaraya başlama yaşı önemlidir. Hatta başkalarının içtiği sigara sizde veya sizin içtiğiniz sigara sevdiklerinizde akciğer kanseri yapabilir. Kadın hastaların %65’ i bu sebeple akciğer kanseri olmaktadır.

Akciğer kanserine sebep olabilen diğer bir risk faktörü de kirli havadır. Ailede akciğer kanseri öyküsü de oldukça önemli kayda değer faktördür. Ailede erken yaşta (50 yaşından önce) akciğer kanseri olmuş yakınları olanlarda akciğer kanseri riski 2 katına çıkmaktadır. Kronik bronşit, önceden geçirilmiş tüberküloz ve bazı akciğer hastalıkları olanlarda da bazen akciğer kanseri riski artar.

1-Sigara içmeyerek! 

Kanser ölümlerinin yüzde 30’u sigara sonucu olmaktadır. Sigara başlıca akciğer, ağız, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, pankreas, mide, böbrek, idrar kesesi kanserine yol açmaktadır.  Sigaranın içinde ortalama 100 çeşit kanserojen olduğu bilinen madde vardır. 

2-Alkol almayarak!

Alkol başlıca ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, kalın bağırsak, pankreas ve meme kanserinin en önemli nedenidir. Sosyal içicilik dışında aşırı miktarda tüketilmemesi gerekir. 

3- Enfeksiyonlardan korunarak!

Kanserlerin 1/5'i kronik enfeksiyonlar sonucu oluşmaktadır. Örneğin Human Papilloma Virüsü rahim ağzı kanserine, Hepatit B virüsü karaciğer kanserine neden olur. Bu virüs enfeksiyonlarına karşı cinsel ilişkide korunma ve aşılama yapılmalıdır.

4- Ultraviyole ışınlarından korunarak!

Güneş ışığına yani ultraviyole B ışınına uzun süre, korunmasız maruz kalmak deri kanserine yol açar. Aynı durum uzun süre solaryuma girme durumunda da söz konusudur. Yaz aylarında, güneş ışığının direkt olarak geldiği 11.00- 16.00 saatleri arasında güneş ışığından uzak kalınmalı ya da yüksek koruma faktörlü kremler kullanılmalıdır.

5-Sağlıklı beslenerek!

Bazı gıdalar ve pişirme teknikleri kanser riskini arttırır. Sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, içerdikleri katkı ve koruyucu maddeler nedeniyle de riskli ürünlerdir. 

Fazla kırmızı et tüketimi, kalın bağırsak kanseri riskini arttırır. Haftada en fazla yarım kilo kırmızı et tüketilmelidir. Kırmızı et yerine, et tercihinin balık, tavuk, hindi şeklinde yapılması daha sağlıklıdır. Protein olarak, bakla, kuru fasulye, nohut, börülce, mercimek gibi bitkisel proteinler tercih edilmelidir. 

Şeker ve yağ tüketimi sınırlandırılmalıdır. Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir. 

6- Uygun kiloda kalarak!

Fazla kilo meme, kalın bağırsak, rahim, yemek borusu, böbrek, pankreas, prostat ve yumurtalık kanseri riskini arttırmaktadır.

7- Egzersiz yaparak!

Yapılan çalışmalar günde en az 30 dakika egzersiz yapan kişilerde; meme, kalın bağırsak, rahim ve prostat kanserinin daha oluştuğunu göstermektedir. Egzersiz yapamıyorsanız, yürüyüşü hayatınızdan çıkarmayın.

8-Kanserin erken belirtilerini bilerek!

   Kanserler genellikle; 

• açıklanmayan kilo kaybı

• ateş yüksekliği

• halsizlik 

• ağrı

• deri renk ve görünüm değişiklikleri

• bağırsak ve idrar alışkanlıklarındaki değişiklikler 

• beklenmedik ve anormal kanamalar 

• iyileşmeyen yaralar

• vücutta ele gelen kitleler

• yutma güçlükleri 

• hazımsızlık

• ses kısıklıkları gibi organların bozulmuş fonksiyonları ile kendini gösterir. Bu belirtiler fark edildiğinde en kısa zamanda doktora başvurulmalıdır. 

 

9-Kanser tarama programlarını takip ederek!

Kişide herhangi bir şikayet olmasa bile, özellikle birinci derece akrabalarda belirli kanser türleri olanların o kansere özel tarama testlerini yaptırmaları erken tanı ve tedavi açısından hayat kurtarıcıdır. 

10-Stresle başa çıkmayı öğrenerek!

Spor, meditasyon, danışmanlık, grup terapileri, sosyal gruplara dahil olma stresle başa çıkmak için faydalı yöntemlerdir.

11. Kendi kendine muayeneyi öğrenerek!

Bazı kanser türleri kişinin kendi kendini muayenesi ve takipi sonucunda erken fazda teşhis edilebilir. Bunlara örnek olarak meme kanseri ve deri kanseri verilebilir. 

 

Hangi benler kanser habercisi olabilir?

Tehlikeli kanser türlerinden biri olarak gösterilen “melanom”da erken tanının büyük önem taşıdığı bilinmektedir. Sıradan benlerle, içinde farklı ve olağan dışı bazı hücrelerin bulunduğu displastik nevüs (displastik benler) farklıdır. Sıradan benler “melasonit” adı verilen deri hücrelerinin gruplar halinde büyümesinden ibaret bir deri oluşumu özelliğini taşır ve erişkinlerde ortalama 10-40 arasında sıradan benlerden bulunabilir. Bu benler ortalama 5 milimetre çapında, net sınırlı, oval-yuvarlak, kubbemsi, tek renkli lezyonlar şeklindedir.

Displastik benler ise sıradan benlerden farklı görünümde ve genellikle 5 milimetreden daha büyüktür, pembeden koyu kahverengi gibi renklerde olabilir. Sınırları düzensiz olan bu benler çoğunlukla güneş gören bölgelerin yanında, saçlı deri, kalça gibi güneş görmeyen yerlerde de ortaya çıkabilir. Bir kişide 10'dan fazla displastik ben bulunabilir. Displastik benleri bulunanlarda genellikle sıradan benler de çok sayıdadır. Displastik benlerde melanom gelişebilmektedir. Hiç displastik beni olmayanlara kıyasla 5'ten fazla displastik beni olanlarda melanom riski 10 kat daha fazladır. Yani ben sayısı arttıkça, risk de artmaktadır.

Bu tür benleri olanların güneşten korunması, solaryumdan uzak durması ve benlerinde değişiklik fark ettiklerinde hemen doktora başvurması gerekir. Bu benlerdeki renk değişikliği, büyüme-küçülme, yapısında, dokusunda değişiklik, kabuklanma, sertleşme, kabarma, kaşıntı ve sızıntı çok önemli uyarıcı değişiklikler olarak algılanmalıdır.

Erken tanının önemi

Her bireyin mutlaka bir kez dermatoloğa başvurarak tüm benleri kontrol ettirmesinin oldukça önemlidir. Displastik benleri olanlar yılda 2 kez kontrole gitmeli. Özel görüntüleme yöntemleriyle doktorlar benleri fotoğraflayacak ve her muayenede kıyaslayarak, değişimi en erken dönemde, daha kanserleşme olmadan fark edecektir. Ailesinde melanom olanlarınbu kontrolleri 3 ayda bir yaptırması önerilir. Melanom çok tehlikeli ve hızlı ilerleyen bir deri kanseri türü olduğundan benlerin değerlendirmesi ve takibi mutlaka normal sağlık kontrolü takviminde yer almalıdır. Nasıl check-up yaptırıyoruz, derinin de düzenli check-up'ı yapılmalı, bütün benler kontrol edilmelidir.

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.