Yararlı Bilgiler

Yorgunluk hissi ile kalp hastalıkları arasındaki ilişki nedir?

Kendisini yorgun hissettiğini ve gittiği doktorların herhangi bir neden bulamadığını söyleyen hastaların bir kez de kardiyolojik muayeneden geçmeleri önemlidir. Yorgunluk bazı kalp hastalıklarının ilk bulgusu olabilir. Kişinin, yürümek, merdiven çıkmak gibi günlük aktivitelerini yapmakta zorlanmasıyla ilgili yakınması, akla ilk olarak kalp hastalığını getirmemelidir. Ancak kansızlık, tiroid ya da çeşitli kas ve nörolojik hastalıklar bulunmadığında kalp hastalıklarının da yorgunluk nedeni olabileceği unutulmamalıdır.

Yorgunluk hangi kalp hastalıklarının belirtisi olabilir?

Kalbin pompalama gücü azaldığında; yani kalp yetmezliği oluştuğunda, hastanın ilk yakınmaları, yorgunluk, bitkinlik olabilir. Tüm organ ve dokuların olduğu gibi, iskelet kaslarının da kana gereksinimleri vardır. Kalbin pompalama gücü azaldığında, vücut kanı öncelikli olarak beyin, böbrek ve kalbe gönderdiğinden, iskelet kaslarına gelen kan miktarı azalır. Dolayısıyla, kişi kendini yorgun hisseder. Kalp yetmezliği tedavisi olan bir hasta, yorgunluktan yakınmaya başladığında, kalp yetmezliğinin kötüye gittiği düşünülmelidir.

Yorgunluğa hangi belirtiler eşlik ettiğinde kalp hastalıklarından şüphelenmeli ve kardiyoloji uzmanına başvurmalı?

Sebebi bulunamayan yorgunluğun kalp krizinin erken bulgularından olabileceğini söyleyenler vardır. Bir kişide hiçbir neden yokken, yorgunluk, uyku bozukluğu, aşırı sinirlilik, nefes almada zorluk ortaya çıkarsa, bunun bir kalp krizi habercisi olma ihtimali vardır. Önceleri bu bulguları “infarktüs öncesi sendromu” (preinfarktüs sendromu) olarak isimlendirenler olmuşsa da, bugün için klasik bilgi olarak kabul edilmemektedir. Ancak kalp krizi geçiren kişilere sorulduğunda pek çoğu kriz öncesinde böyle bir dönem geçirdiğini söylemektedirler.

Özellikle; yorgunluğa eşlik eden;

  • Eforla gelen göğüs ağrısı,
  • Göğüs yanması

Koroner arter hastalığı ile ilgili olması kuvvetle muhtemeldir.

  • Nefes darlığı,
  • Gece uykudan nefes darlığı ile uyanma

Kalp yetmezliği ile ilgili olabileceği düşünülmelidir. Bu hastalar vakit geçirmeden kardiyoloji uzmanına başvurmalıdırlar.

Yorgunluk belirtisi ile ortaya çıkan ve kalp hastalıklarıyla en çok karıştırılan hastalıklar hangileridir?

Yorgunluk belirtisi verip, kalp hastalığıyla karıştırılan hastalıkların başında tiroid hastalıkları ve MS gibi, miyopatiler gibi nörolojik hastalıklar gelmektedir. Yorgunluğun sebebi basit bir biçimde kansızlığa bağlanıp, daha sonra kalp hastalığı olduğu anlaşılan hastalar da vardır.

Yorgunluk belirtisiyle doktora kadınlar mı, yoksa erkekler mi daha çok başvurur?

Genelde bu belirtiyle kadınların daha sık başvurduğunu söyleyebiliriz.

Yorgunluk belirtisinin ciddiye alınmaması ne gibi sorunları beraberinde getirir?

Yorgunluk belirtisini önemsemeyip doktora başvurmayan, bu sebeple erken tanı ve dolayısıyla tedavi şansını yitiren kalp hastaları vardır. Kalp krizi geçiren hastaların pek çoğu, geriye doğru düşündüğünde, başta yorgunluk olmak üzere, nefes alamama, uyku bozukluğu, aşırı sinirlilik gibi pek çok yakınması olduğunu hatırlamaktadır. Bu yakınmalarla kendisine müracaat eden hastada bunların kalp krizi habercisi olduğunu düşünüp hastasını kardiyolojiye yönlendiren hekim, hastasını kalp krizi gibi son derece ölümcül bir hastalıktan korumuş olur.

İnme; halk arasında felç olarak da bilinen kalıcı sakatlık, ölüm gibi çok ağır sonuçlarla sonlanabilen bir damar hastalığıdır. Aslında inmeler, kalp ve damar hastalıkları denilen damar sertliği hastalıklarının bir üyesidir. Kalp damar hastalıkları bir grup risk faktörlerinin birlikte damarların iç yüzünde plak denilen birikimler oluşturmasına ve bu plakların üzerinde pıhtı oluşmasıyla gelişen hastalıklardır. Bu plaklar ve damarı tıkayan pıhtı, kalp damarlarında oluştuğunda kalp krizine, beyni besleyen damarlarda oluştuğunda inmelere neden olur. Daha küçük bir oranda inmeler, beyin kanamaları neticesinde olur ve bunun da en sık nedeni kontrolsüz yüksek tansiyondur. Beyne pıhtı atması veya damar içinde pıhtı oluşması neticesinde oluşan ve daha sık bu sebeple oluşan inmeler, iskemik inmeler olarak bilinir.

İskemik inmeler; sigara, yüksek kolesterol, hipertansiyon ve diyabet gibi kalp ve damar hastalık risk faktörlerinin bir arada olması nedeniyle gelişir. Bu risk faktörlerinin her biri çok önemli olmakla beraber son zamanlarda kolesterol ile ilgili çok kafa karıştırıcı yazılar olmasından dolayı daha çok kolesterol yüksekliği ve inme arasındaki ilişkiye değinmek isterim. Aslında kolesterol, tek başına inmeye sebep olmaz, ancak inmeye neden olacak damar sertliği ya da damar içindeki plakların oluşumunu sağlar. Ayrıca yine aynı sebepten kalp krizi ve buna bağlı ritim bozukluğuna sebep olur ve bunun sonucunda beyne pıhtı atma riskini arttırır.

Birçok kalp ve damar hastalıklarından korunma ve tedavisini araştıran klinik çalışmalarda, kolesterol ilacı kullanan hastalarda inmelerin de ortalama %18 oranında tedaviyle azaldığı gözlenmiştir. Bunun yanı sıra, daha önce inme geçiren kişilerde, başlangıç kan kolesterol düzeylerinden bağımsız olarak uygulanan statinlerle kolesterol düşürücü tedavinin, kolesterol düşürücü etkisinden bağımsız inmeden koruyucu olduğu gözlenmiştir. Aynı etkinin statin dışı kolesterol düşürücü tedavilerle izlenmediği bilinmektedir.

Sonuç olarak kalp ve damar sağlığı için yüksek kolesterol düzeyleri zararlıdır. Bu grup hastalarda diğer risk faktörleriyle birlikte kolesterol, damar duvarında birikerek, plak denilen damar içi yüzeyini bozan oluşumlara neden olur. Bu plaklar kan akımını engelleyerek, kalp ve beyin gibi organların beslenmesini bozar. Bu plaklar üzerinde oluşan veya buralardan koparak dolaşıma karışan kan pıhtısı damarı tıkayarak beyinde beslenmeyen alanlar oluşturur ve kalıcı veya geçici felçlere sebep olur.

Bu nedenle sağlıklı beslenerek, fazla kiloları vererek ve hareketli yaşayarak kalp ve damar hastalık riskini azaltabiliriz. Ancak tüm ideal koşullara rağmen yüksek seyreden kan kolesterol düzeyi olanlar veya bir kalp damar hastalığı olanlar hekimin önerdiği dozda statin denilen kan yağlarını düşüren ilaçlardan kullanması kalp ve damar sağlığı açısından önemlidir. Böylece tekrar edici kalp krizi ve inme riskini de azaltmış olurlar.

Tıbbın ilerlemesine ve pek çok kalp hastalığı tedavi edilebilmesine rağmen kalp hastalıkları sonucu ölümler hala tüm dünyada ilk sıralarda yer almakta. Oysa şikâyetiniz olsun ya da olmasın rutin kalp kontrolü yaptırmanız hayatınızı kurtarabilir

Yakın geçmişe kadar insanlar sadece hastalandıklarında hekime müracaat eder, hastalığına tanı konmasını sonrada tıbbi ya da cerrahi yöntemle hastalığının tedavi edilmesini isterlerdi. Son senelerde ise tanı yöntemlerindeki de hızlı gelişmelerinde etkisiyle hastalanmadan doktora gitmek, henüz hastalık bulguları ortaya çıkmadan tanı koymak ve gerekli önlemleri almak anlayışı yerleşmeye başladı.

Kalp hastalıklarının pek çoğu rutin muayenede ortaya çıkar

Kardiyoloji ve kalp cerrahisindeki tanı ve tedavi yöntemlerinde son senelerdeki inanılmaz ilerlemelere karşın halen tüm dünyada ve tabii ki ülkemizde de kalp hastalıklarına bağlı ölümler tüm ölümler arasında ilk sıradaki yerini korumaktadır. Bu nedenle hastalığa karşı önlem almak, erken tanı ve tedavi son derece önemlidir. Hele hele risk faktörü dediğimiz kalp hastalığına geliyorum dedirten faktörler (sigara içimi, yüksek kan yağları, ailede kalp hastalığının fazla görülmesi, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, şişmanlık, hareketsizlik, stres li yaşam vb) varsa mutlaka rutin kalp kontrolleri yapılmalıdır. Bunların hiç biri olmasa da doğuştan itibaren rutin kalp kontrolleri gerekmektedir. Doğuştan olan kalp anomalilerinin neredeyse tamamı bu rutin kontrollerde ortaya çıkmaktadır. Kalp kapak hastalıklarının çoğunun tanısı da rutin muayenede konmaktadır.

Halk arasında kalp krizi olarak bilinen akut miyokard infarktüsü genelde çok şiddetli göğüs ağrısı ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Nadiren diş ağrısını, mide ya da safra kesesi ağrısını veya kas ağrısını taklit eden ağrı şeklinde kalp krizi geçirenler olabileceği gibi hiç ağrısız kalp krizi geçirenler de vardır. Bu tür hastaların daha önce kalp krizi geçirdiğini anlamak ancak rutin kalp muayenesi ile mümkündür.

Spora başlamadan önce mutlaka kontrolden geçin!

Yaş kaç olursa olsun spor yapmaya karar veren birinin (bu hafif yürüyüşler şeklinde olsa bile) öncesinde mutlaka rutin kalp kontrolünden geçmesi şarttır. Kişi önce bu sporu laboratuar koşullarında hekim gözetiminde yapıp doktorun olurunu alması gerekmektedir. Ani sporcu ölümlerinin pek çoğu daha önce basit bir kardiyolojik muayeneyle ortaya konulup önlem alınabilecek hastalıklardan kaynaklanmaktadır.

Anne adaylarının da hamilelik öncesi mutlak kalp kontrolünden geçmesi gerekir.

Daha önce olduğu halde tanı konmamış ve hamilelikte tanı konan hastalarda kullanılması gereken ilaçların pek çoğunun ana karnındaki bebeği de etkilemesi tedavide büyük sıkıntılara neden olabilmektedir.

Rutin kalp kontrolünde saptanacak örneğin kan yağları yüksekliği, hafif bir tansiyon yüksekliği gibi durumlarda önceden önlem alınarak daha sonra yaşanması muhtemel bir kalp krizi ya da inmeden korunmak mümkündür. Genelde herhangi bir bulgu vermediğinden yüksek kan yağları, yüksek tansiyon ve daha pek çok kalp hastalığı rutin kalp kontrollerinde ortaya çıkar. Rutin kontrolde kalp içinde kitle tespit edilip erken dönemde ameliyat edilerek hayatı kurtulan hastalar da vardır.

Sonuç olarak yakınması olsun olmasın herkesin rutin kalp kontrollerini (daha sık kullanılan adıyla kardiyolojik check- up larını) önemsemesi ve düzenli yaptırması gerekir.

Son yıllarda çok sık duyulan bir kalp sorunu da mitral kapak prolapsusudur. Hekimler tarafından hastaya kalp kapağında çökme ya da sarkma diye tarif edildiği için hastalık halk arasında kalp kapağının sarkması ya da çökmesi olarak bilinmektedir.

Mitral kapak prolapsusu nedir?

Kalp de 4 tane kapakçık vardır. Bunlardan sol kulakçık ile sol karıncık arasındaki kapak mitral kapaktır. Mitral kapağın iki kapakçığı vardır. Kalp kasıldığında kanın sol kulakçığa geri dönmesini engellemek için mitral kapak kapanır. Kalp gevşediğinde ise temiz kanın sol kulakçıktan sol karıncığa geçmesi için kapak açılır. Mitral kapağın bir ya da iki kapakçığının da kalbin kasılması sırasında sol kulakçığa doğru bombeleşmesi, kubbeleşmesi ya da çökmesine mitral kapak prolapsusu denir.

Mitral kapak prolapsusu nedeni nedir?

Mitral kapak prolapsusunun nedeni kapakçıkların düz durmasını ya da düz olarak kapanmasını sağlayan bağlantı yapılarının genellikle doğuştan bazen de sonradan oluşan doku hastalıkları nedeniyle zayıflamış olmasıdır.

Mitral kapak prolapsusu belirtileri nelerdir?

Mitral kapak prolapsusu olan hastaların doktora başvurma nedenleri genellikle çarpıntı ya da göğüste atipik ağrılardır. Ancak bu hastalığın tanısı büyük sıklıkla rutin muayenede konur. Mitral kapak prolapsusuna bağlı aşırı çarpıntısı olan hastalarda aşırı çay kahve sigara içilmesine engel olmanın yanında beta bloker dediğimiz ilaçların verilmesi hastayı rahatlatır. Göğüs ağrısı nedeniyle doktora müracaat eden hastalarda ise sorun bunun koroner arter hastalığından ayrılmasıdır ki bunun içinde efor testi, miyokard perfüzyon sintigrafisi gibi ileri tetkikler gerekebilir.

Mitral kapak prolapsusu tanısı nasıl konur?

Ekokardiografinin kullanıma girmesinden önce pek fazla da bilinmeyen, tanı konması son derece zor olan bu durum ekonun kullanıma girmesinden sonra çok kolay tanınabilir hale gelmiştir. Bir ara her dört kadından birinde olduğu söylenirken son zamanlarda tanı kriterlerinde düzenlemelerin yapılmasıyla görülme oranı % 5'lere gerilemiştir.

Mitral kalp prolapsusu tedavisi nasıl yapılır?

Mitral kapak prolapsusunda bazen kalp kapağının yapısı da bozulmuştur. Bozulan kapak yapısı nedeniyle kapak tam kapanamamakta ve bir miktar kan sol kulakçığa geri dönmektedir. Yani tıp diliyle mitral yetmezliği oluşmaktadır. Bu mitral yetmezliği bazen çok hafif derecede olabileceği gibi nadiren de ileri derecede olabilmektedir. Mitral prolapsusuna bağlı ileri derecede mitral yetmezliği olan hastalarda bazen mitral kapağın ameliyatla değiştirilmesi gerekmekte ise de bu çok, çok nadir görülen bir durumdur. Mitral kapakçıkların da yapı bozukluğu olmayıp sadece çökme olan durumlarda hiçbir zaman kalp kapağını değiştirmek gerekmemektedir.

Mitral kapak prolapsusu olan hastaların (ileri derecede mitral yetmezliği olanlar dışında) yaşamlarında herhangi bir kısıtlama yapmaları gerekmez. Yani bu hastalar spor yapabilir, hamile kalabilir gerektiğinde ameliyat olabilir. Önceleri bu hastalara diş çekimi veya herhangi bir operasyon öncesi koruyucu antibiyotik tedavisi önerilmekte iken bu gün buna da gerek görülmemektedir. Bu hastaların sadece doktorun uygun gördüğü belirli aralıklarla kontrolü gerekmektedir.

Sonuç olarak mitral kapak prolapsusu oldukça sık görülen bir durumdur. Ancak hastaların bu durumu fazla abartmaması, günlük yaşantılarını değiştirmemesi, kalp hastalığı psikozuna girmemesi sadece doktor gerekli gördüyse ilaç kullanması ve yine doktorun ön gördüğü aralıklarla kontrole gitmesi gerekmektedir.

Normal şartlarda nabız nasıl olmalı?

Normal insan nabzı (10 dakika kadar istirahatten sonra) dakikada 60 ila 90 arasındadır. Ancak 40’ın altında ya da 100’ün üzerinde değilse sorun yoktur. Şahıs ağır spor yapan ya da ağır bedensel faaliyet gerektiren işte çalışan biri ise, nabzının düşük olması doğaldır.

Çarpıntının farklı tipleri ve nedenleri vardır!

Çarpıntıdan yakınan bir hastada öncelikle bu çarpıntının tipini saptamak gerekir. Bazen hastalar kalpteki düzensiz çalışmayı da çarpıntı gibi algılar. Bu durumda hekimin en büyük yardımcısı, “ritm holteri” dediğimiz hastaya takılıp 24 saat (gerekirse daha uzun) kalp ritmini kaydeden alettir. Bu yöntemle ritm bozukluğunun tipi saptandıktan sonra, bunu yapan organik bir kalp hastalığının olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu konuda da kardiyoloğun en büyük yardımcısı kardiyolojinin son yıllardaki en büyük buluşlarından bir olan ekokardiografidir. Ekokardiografi sayesinde hastanın canını yakmadan, hiçbir zarar vermeden kalbin yapısını ve fonksiyonunu çok kısa sürede incelemek mümkün olmaktadır.

Yeni tedavi yöntemleri köklü çözüm sağlayabiliyor.

Bunun yanında kalp hastalığının saptanması için, daha pek çok yöntem de mevcuttur. Kalp hastalığı saptandığında tabii ki tedavi bu yönde olmalıdır. Örneğin hastada kalp yetmezliği saptanmışsa, tedavi bu yönde olmalıdır. Yakın geçmişe kadar çeşitli ritm bozukluklarında sadece ilaç tedavisi yapılabilirken, son senelerde ablasyon yöntemi denen ritm bozukluğuna neden olan odağın ya da fazladan var olan yolun ortadan kaldırılmasına yönelik tedavi ile soruna köklü çözüm bulunabilmektedir.

Fazla çay, kahve, sigara çarpıntı yapabilir!

Organik kalp hastalıkları dışında da çarpıntı yapan pek çok neden vardır; örneğin guatr bir çarpıntı nedenidir. Kansızlık, üzüntü, stres, aşırı çay / kahve, sigara kullanımı çarpıntı nedenidir. Bir de bütün bunların dışında “paroksismal taşikardi” denen, hiçbir nedene bağlı olmayan, aniden başlayıp kalp hızını 200 / dk. lara kadar çıkaran bir çarpıntı şekli vardır. Oldukça sık görülen bu hastalıkta çarpıntı bazen kendiliğinden geçer. Bazen de geçmez ve çok uzun sürebilir. Hasta acile müracaat etmek zorunda kalır. Sıklıkla ilaç tedavisi ile düzelse de, bazen hiçbir ilaca cevap vermediği de olur. Bu durumda hafif bir genel anestezi altında elektrik şokuyla kalp ritmini düzeltmek gerekebilir. Cardioversion denen bu yöntem de acil polikliniklerinde sıkça kullanılır. Tabii ki bu nöbetler sık sık tekrar ediyorsa bu taktirde antitaşikardik pacemaker denen kalıcı kalp pili takılması gerekmektedir.

Kardiovasküler hastalıkların ve buna bağlı ölüm nedenlerinin başında gelen ve bu derecede yaygın olan bu sağlık sorunu konusunda ne yazık ki yarımlar kuralından söz edilir. Tansiyonu olan kişilerin yarısı tansiyonu olduğunu bilmemektedir. Bilenlerin yarısı doktora gitmemekte, gidenlerin yarısı ilaç kullanmamakta, kullananların yarısı da yeterli ilaç kullanmamaktadır.

Normal tansiyon nasıl olmalı?

Eskiden tansiyonun normali yaşa göre söylenirdi. Örneğin 40 yaşında en çok 140 mm.Hg., 50 yaşında en çok 150 mm.Hg. olmalı denirdi. Ancak günümüzde erişkin bir insanda yaş kaç olursa olsun büyük tansiyon için üst hudut 140 mm.Hg., küçük tansiyon için üst hudut 90 mm.Hg. olarak kabul edilmektedir. Ancak ideal tansiyon 120/80 mmHg ve altıdır.

Kimlere tansiyon hastası denir?

Kime tansiyon hastası diyelim dendiğinde farklı zamanlarda birkaç kez ölçülen büyük tansiyon 140 mm.Hg.'nın ve/veya küçük tansiyon 90 mm.Hg.'nın üzerinde ise o şahsı tansiyon hastası kabul etmek gerekir. Ancak her zaman kolayca hipertansiyon tanısı koymak mümkün olmayabilir. Bu takdirde 'tansiyon holteri' dediğimiz hastaya takılıp 24 saat tansiyon takip eden yöntem tanı koymamıza yardımcı olur.

Sonuç olarak yakınması olsun ya da olmasın herkesin zaman zaman tansiyon ölçtürmesi, tansiyon sorunu ortaya çıkarsa da kapsamlı bir sağlık kontrolünden geçmesi gerekir. Bu durumda yapılması gerekenlerin başında fizik muayene, elektrokardiografi, ekokardiografi, göz dibi muayenesi, kan ve idrar tahlilleri gelmektedir.

İki türlü hipertansiyon mevcuttur. Sebebi bilinen hipertansiyonlar ve sebebi bilinmeyen hipertansiyonlar. Sebebi bilinen hipertansiyonlar tüm tansiyonların sadece % 5'ini teşkil eder. Bu sebeplerin başında çeşitli böbrek hastalıkları, hormonal hastalılar ve damar hastalıkları gibi nedenler gelir. Geri kalan “esansiyel hipertansiyon” ya da “primer hipertansiyon” denen, % 95'lik bölümde ise herhangi bir neden bulunamadığından kesin bir tedavi de bulunamamıştır. Ancak son yıllarda mükemmele çok yakın ilaçlar kullanıma girmiştir. Tabi ki tek başına ilaç tedavisi yeterli olmaz. Hastanın hekimin önerdiği yaşam tarzı değişiklilerine de mutlak uyması gerekir.

Ailesinde kalp-damar hastalığı olanlar; kolesterol, diyabet, yüksek kan basıncı olmadığı halde kardiyolojik check-uplarını mutlaka yaptırmalı, özellikle homosistein düzeylerini takip etmelidirler. Çünkü homosistein damar tıkanıklıklarının en önemli nedeni.

Homosistein, özellikle et tüketimi ile birlikte kandaki seviyesi artan bir aminoasittir. Kan damarlarının iç yüzeyini döşeyen hücrelere zarar verir, kanın pıhtılaşma mekanizmasını etkileyerek kalp krizi ve üreme riskini arttırır. Yeşil yapraklı sebzeler ve mercimek gibi hububatlar folik asit, B6, B12 vitamini türevlerini içerir. Bunların yenilmesi ile birlikte et tüketimini azaltmak homosistein seviyesinin yükselmesini önlemektedir.

Homosistein hangi sorunlara sebep olur?

30 yıldan fazla süredir yapılan çalışmalar ve klinik deneyler, kandaki homosistein artışının, erken yaşta başlayan ve tekrarlayıcı nitelikte olan tromboembolik damar hastalıklarının zeminini “tek başına” oluşturduğunu göstermiştir.

Vücutta homosistein düzeylerinin artmasındaki en önemli sonuç, erken denebilecek yaşlarda gelişen ve hayatı tehdit edecek kadar tehlikeli olabilen damar tıkanıklarına yol açmasıdır. Homosistein düzeyinin hafif düzeyde artması bile bu tıkayıcı mekanizmaları uyarabilmektedir. Homosistein normal plazma düzeyi 5 - 15 promil olarak kabul edilmektedir. Bu düzey; gerek metabolizmadaki genetik bozukluklara (enzim defektleri gibi), kronik hastalıklar; yaş cinsiyet gibi kişisel özellikler, gerekse vitamin ve beslenme eksiklikleri ve bazı ilaçların alımından etkilenmektedir.

Hiperhomosisteinemi, homosisteinüriye de neden olmaktadır. Artan plazma homosistein düzeyi arteriyel ve venöz trombozis, miyokardial infarkt ve kronik renal yetmezlik gibi birçok hastalıklar için risk oluşturur. Bu artmış düzeyi, folik asit alımı ile normal seviyelere indirebilmek mümkündür. İşte bu nedenle birçok hastalık için risk faktörü olan plazma homosisteinindeki artışın olup olmadığının araştırılması ve diyetle normal düzeylere çekilmesi gerekmektedir.

Özellikle aşırı kırmızı et tüketimi ve sebzelerin az yenmesi homosistein yükselmesi riskini artırabilmektedir. Bununla beraber egzersiz yapmamak ve hareketsiz yaşam da homosisteini yükseltmektedir. B6, B12 ve folik asit kullanmak ise homosisteini düşürmeye yardımcı olmaktadır. B6 meyve, balık, fındık, fıstık ve sebzelerden; B12 ise mutlaka ilaç takviyesi olarak alınmalıdır. Folik asit, meyve ve fındıkta yüksek oranda bulunmaktadır. Ayrıca ilaç olarak da alınabilir.

Artık tıp dünyasında kolesterol kadar, hatta ondan daha tehlikeli görülen homosistein henüz halk arasında yaygın olarak bilinmemektedir. Ancak giderek öğrenilmekte ve önem verilmektedir.

Kalp hastalıklarından ölüm tüm ölümler içinde ilk sıradaki yerini korumaktadır. Kalp ölümleri nedenleri içinde de ilk sırayı halk arasına kalp krizi olarak bilinen “akut miyokard infarktüsü” almaktadır. Akut miyokard infarktüsüne bağlı ölümlerin büyük çoğunluğu ilk 8 saat içinde olmakta, bunların yarıdan fazlası hastaneye dahi yetiştirilemeden evde, sokakta vs. olmaktadır

Kalp krizinin nedeninin en önemli nedeni tıkalı damarlar

Akut miyokard infarktüsü sonucu olan ölümlerin tamamına yakın bölümü “ventriküler fibrilasyon” denen son derece ciddi ve son derecede ölümcül bir ritm bozukluğu sonucu olmaktadır. Ventriküler fibrilasyon kalbin gelişigüzel elektrik deşarjları ile gelişigüzel etkin olmayan kasılmalarıdır. Ortaya çıkış nedeni de büyük sıklıkla kalbi besleyen koroner damarlardan birinin ya da bir kaçının tıkanması sonucu kalp kasının hasar görmesidir. Etkin olmayan bu gelişigüzel kasılmalar nedeniyle kalp vücudun ve özelliklede kansızlığa karşı diğer organlardan çok daha duyarlı olan beyine yeterli kan gönderemeyeceği için öncelikle beyin fonksiyonları bozulur. Hastada şuur kaybı oluşur. Beyinin kansızlığa tahammülü en fazla 5 dakikadır. 5 dakika içinde beyine ihtiyacı olan kanın gitmesi temin edilemezse beyinde irrevesibl (geri dönüşü olmayan) hasar oluşur. Başka bir deyişle beyin ölümü gerçekleşir. Bu durumda kalp tekrar normale döndürülse bile hasta bitkisel hayata girer.

Beyin ölümünün gerçekleşmemesi için kalp masajı şart!

İşte beyin ölümünün gerçekleşmemesi için hastaya hemen etkin kalp masajı yapılması gerekir. Etkin kalp masajı için hekimler başta olmak üzere tüm acil personeli eğitilir. Ancak herkesin etkin kalp masajı yapmayı öğrenmesi bazen hayat kurtarıcı olabilir. Burada asıl sorun venriküler fibrilasyonun normal ritme döndürülmesidir ki bunun da tek yolu hastayı defibrile etmektir. Yani halk arasındaki bilinen adıyla elektrik şokuyla kalbin ritmini düzeltmektir. Bunun içinde mutlak gerekli olan “defibrilatör” denen elektroşok aletidir.

Bu alet hastanelerde, polikliniklerde ambulanslarda kullanıma hazır vaziyette bulunmaktadır. Ancak bunların sadece bu alanlarda değil insanların toplu halde bulunduğu her yerde bulundurulması şarttır. Hele de spor yapılan yerlerde, yaşlı kişilerin fazla olduğu yerlerde mutlak bulundurulmalı ve mümkün olduğunca herkesin gereğinde bu aleti kullanma konusunda eğitilmesi gerekir. Yukarda da belirttiğim gibi beyini ve dolayısıyla hastayı kurtarabilmemiz için sadece 4 - 5 dakika gibi bir zamanımız vardır. Bu süre içinde her zaman sağlık elemanı bulunması mümkün olmayabilir.

Daha şanslı olup hastaneye yetiştirilen hastalar için son derece ölümcül bir kalp ritm bozukluğu olan ventriküler fibrilasyonu habercisi olan ritm bozukluklarını önceden tanımak ve önlem alarak hastanın ventriküler fibrilasyona girmesine engel olmak için hemen tüm hastanelerde “koroner yoğun bakım ünitesi” denen bölümler açılmıştır. Bu bölümler sayesinde kalp krizinden ölümler (tabiî ki yoğun bakıma yetiştirilebilenler) arasında çok azalmıştır.

Kalbimiz, atar damarlar ve toplar damarlar sistemi ile yaşamsal organlarımızı besleyen, temel ve çok önemli bir organımızdır. Koroner damar hastalığı çeşitli nedenlerle, damarların iç duvarlarında yağ birikimi ve buna bağlı çeşitli mekanizmaların açığa çıkması sonucu, damar içerisinde plaklar oluşması ile ortaya çıkar. Bu daralmalar nedeniyle de damarlar içindeki bir pıhtı kalp krizine sebep olabilir.

Koroner kalp hastalığı

Kalp kasını besleyen damarlar koroner damarlardır. Bu sistemdeki bozukluk koroner damar hastalığı olarak adlandırılır. Kalbimiz, atar damarlar ve toplar damarlar sistemi ile yaşamsal organlarımızı besleyen, temel ve çok önemli bir organımızdır. Koroner damar hastalığı çeşitli nedenlerle, damarların iç duvarlarında yağ birikimi ve buna bağlı çeşitli mekanizmaların açığa çıkması sonucu, damar içerisinde plaklar oluşması ile ortaya çıkar. Bu daralmalar nedeniyle de damarlar içindeki bir pıhtı kalp krizine sebep olabilir.

Değiştirilemeyen risk faktörleri

Yaş: Yaşın ilerlemesiyle birlikte her iki grup birey için kalp hastalığına yakalanma riski artmaktadır. 35-44 yaş grubu erkeklerde görülme sıklığı aynı yaş grubundaki bayanlara göre 3 kat daha fazladır. Kalp hastalığına yakalanma riski erkeklerde 45 yaş üstü iken, bayanlarda menepozla birlikte 55 yaş ve sonrası görülme sıklığı artmaktadır.

Aile öyküsü: 1. derece akrabalarda; erkekte 55 yaş ve altı, kadında 65 yaş ve altında kalp damar hastalığı görülmesi risk oluşturmaktadır.

Değiştirilebilen risk faktörleri

Sigara: En önemli risk faktörlerinden biri olan sigara kullanımı, ülkemizdeki yaygınlığı nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Sigara içimi, kardiyovasküler hastalık riskini iki kat artırmaktadır. Sigara içenlerde miyokard infarktüsü ve kardiyak ölüm riski içmeyenlere göre erkeklerde 2.7, kadınlarda 4.7 kat daha fazla bulunmuştur.

Çevresel sigara dumanına maruz kalan bireylerde de (pasif sigara içicileri) kalp hastalığı riski artmaktadır. Miyokard infarktüsü geçiren kişilerin sigaraya devamı durumunda re-infarktüs ve ani ölüm riski yüksektir. Oysa miyokard infarktüsü geçirmiş olgularda sigaranın bırakılmasını takiben birinci yılda risk yarı yarıya azalmakta ve ikinci yıl içinde de risk, hiç içmeyenler düzeyine inmektedir.

Kolesterol: Kanda bulunan bir yağ çeşitidir. Kandaki yüksek kolestrol seviyeleri kan damarlarının duvarlarına zarar verir. Damar çeperinde birikerek plaklar oluştururlar.

Bu da kalp, beyin ve diğer organlara oksijen taşıyan kanın geçişini kısıtlar. Beyne ve kalbe giden damarları sertleştirirler (artesiosklerosis). Biriken kolesterol damarları daraltır. Genellikle üst sınır olarak 180-200 kabul edilir. Düşük kolesterol seviyelerine sahip kişiler daha uzun yaşarken yüksek kolesterol düzeyine sahip olanlar daha erken yaşta kaybedilmektedir.

• Doymuş yağlardan ve kolesterolden fakir diyet seçilmelidir. Sıvı yağlarda doymamış yağ daha fazla olduğundan, sıvı yağlar tercih edilmelidir
• Genel olarak sebze, meyve ve tahıllar tercih edilmelidir
• Kızartmalardan kaçınılmalıdır
• Kırmızı et yerine beyaz et tercih edilmelidir
• Yüksek tansiyon varsa kullanılan tuz azaltılmalıdır
• Karaciğer, böbrek ve beyin gibi kolesterolü fazla olan etlerden uzak durulmalıdır
• Gıdaların yağ ve kalori içeriklerine de dikkat edilmelidir. Yağı azaltılmış peynir, süt tercih edilmelidir
• Diyet peynir, diyet süt kullanılsa bile sınırlı miktarda tüketilmelidir


koroner-kalp-hastaligi-ve-beslenme.jpg




















LDL kötü kolesterol: Kandaki kolesterolün %90’ını taşıyan yağ çeşididir. Normalde vücut hücrelerinin ihtiyacı olan yağı taşır. Kanda normal değerinden fazla olursa damar duvarlarında birikmektedir. Normal değerleri 130 mgr/dlt’nin altında olmasıdır. Ancak kişinin yaş ve risk faktörlerine göre normal sınırları değişmektedir. Örneğin; kalp ve damar hastalığı olanlarda, LDL Kolesterol seviyeleri 100 mgr/dlt’nin altında olmalıdır. Hatta yeni yayınlara göre; yüksek riskli olan bu hastalarda 70 mgr/dlt’nin altında olmalıdır.

HDL iyi kolesterol: Görevi, damarlardaki hücrelerden kullanılmayan kolesterolü uzaklaştırarak, yeniden karaciğere taşımaktır. Bu nedenle iyi kolesterol miktarının yükseltilmesi çok önemlidir. Erkeklerde 40 mgr/dlt, kadınlarda 50 mgr/dlt’nin üzerinde olması gerekir. Yükseltilmesi için; zayıflama, sigaranın kesilmesi, fizik aktivitenin arttırılması ve bir grup ilaç (statin grubu, fibratlar, niacin) kullanılması gerekmektedir.

Trigliserid: Yüksek trigliserid düzeyi kalp hastalığı riskini arttırmaktadır. Trigliserid seviyesi 150 mgr/dlt’nin altında olmalıdır. Bunun nedeni trigliserid ve HDL kolesterolün metabolizma üzerindeki rolüdür. Eğer hastanın trigliserid düzeyi çok yüksekse, o zaman buna bağlı olarak HDL kolesterolde (iyi kolesterol), azalma gözlenir. Trigliserid seviyesinin düşmesi için, fazla kilolu olan kişilerin zayıflatılması, doymuş yağ ve kolesterolden düşük bir beslenme programı oluşturulması, basit karbonhidrat tüketiminin azaltılması, fiziksel aktivite yapılması gerekmektedir.

Hipertansiyon: Kalbin kasılması sırasında ölçülen kan basıncı büyük tansiyon, kalbin gevşemesi esnasında ölçülen kan basıncı ise küçük tansiyondur. Hipertansiyon, değişik böbrek, kalp, damar hastalıklarına, felçlere ve görme kaybına yol açabilir. Tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda, kan basıncı yüksekliğine daha sık rastlanır.

Kalp hastalığının en önemli risk faktörlerinden biridir. Araştırmalar, tansiyon seviyesinin 130/85 mmhg’nin altında tutulması gerektiğini göstermektedir.

Diyabet: Diyabet, bir risk faktörü olmanın yanı sıra, koroner kalp hastalığı varlığına eşdeğer bir risk taşıdığından risk değerlendirmesinde ayrı bir yeri vardır.

Obezite: Obezite, kalp damar hastalıklarının gelişmesine yol açan bağımsız ve önemli bir risk faktörüdür. Özellikle karın çevresi yağ dokusu risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Obez kişilerde Tip 2 diyabet gelişme riski 2 kat fazla iken bu risk abdominal obezitesi olanlarda 10 kat fazladır. Bel çevresinin kadında -88 cm, erkekte -102 cm olması durumunda abdominal obezite tanısı konur. Abdominal obezite sıklıkla metabolik sendromun bir unsuru olup insülin direnci, bozulmuş açlık glukozu, hipertansiyon, trigliserid yüksekliği ve HDL-kolesterol düşüklüğü ile birliktedir.

Fiziksel aktivite azlığı: Koroner arter hastaları egsersiz programlarından oldukça fayda görürler. Hem ek damarların oluşturulması açısından, hem de iyi kolesterol olan HDL’nin yükseltilmesinde ve obezitenin tedavisinde çok önemli rol oynar. Yapılacak fiziksel aktivitenin tipi, sıklığı ve süresi önemlidir. Haftada en az 4 gün 30 dakika; hızlı yürümek, merdiven çıkmak, yüzmek, bisiklete binmek, dans etmek gibi yapılan aktiviteler büyük kas gruplarının ardı sıra kasılıp gevşemesini sağlar.

Yapılan bu tür fiziksel aktiviteler koroner kalp hastalığı riskini azaltır.

Koroner kalp hastalığından koruyucu diyet, kan yağlarını düşürmenin yanı sıra şişmanlığın, insülin direnci gelişmesinin önlendiği, Tip-2 diyabet ve hipertansiyon riskinin azaltıldığı sağlıklı bir beslenme olarak algılanmalıdır. Koroner kalp hastalığından korunmak için iyi beslenme alışkanlığı çocukluk yaşlarında kazanılmalıdır. Şişmanlığı önleyen, vücudun gereksinimi kadar kalori içeren bir diyet uygulanmalıdır.

Trans yağ asitleri

Diyette alınan kolesterol de LDL-K düzeylerini yükseltmektedir. Kolesterol miktarı yüksek besinler, sakatat (beyin, ciğer, böbrek), tereyağ ve yumurta sarısı doymuş yağlardan da zengin olan gıdalardır. Günlük kolesterol alımının -200 mg olması önerilmektedir. Trans-çoklu doymamış yağ asitlerinin LDL-K’yı yükselttikleri ve HDL-K’yı azalttıkları gösterilmiştir. Ticari mutfaklardaki kızartmalarda, hazır yemeklerde, börek-çörek (yağlı çörekler, yağlı kraker) yapımında da bu yağlar kullanılmaktadır. Bu yağların tüketimi en aza indirilmelidir.

Doymamış yağ asitleri

Doymamış yağ asitleri çoklu ve tekli-doymamış yağ asitleri diye ayrılırlar. Diyette doymuş yağ asitlerinin yerine çoklu-doymamış yağların konmasıyla LDL-K’da düşme sağlanabilir. Çoklu-doymamış yağ asitleri içinde iki ana grup vardır: Omega-3 ve omega-6 yağ asitleri.

Omega-6 yağ asitlerinden (esas olarak linolenik asit) zengin bitkisel yağlar, mısır özü, ayçiçeği, soya fasülyesi yağıdır. Linoleik asit vücutta serbest radikal oksidasyonuna yatkın olduğundan, diyette alınan linoleik asit miktarı total kalorinin %10’unu geçmemelidir.

Doymuş yağ asitleri

Diyette alınan doymuş yağ asitleri, LDL-K düzeylerini yükseltir. Doymuş yağlar ayrıca insülin direncini de arttırmaktadır. Doymuş yağ asitleri memeli hayvanların etlerinde ve bunlardan elde edilen süt ürünlerinde doğal olarak bulunduğundan doymuş yağlar örneğin tereyağ kahvaltıda ve yemeklerde ilave olarak kullanılmamalıdır.

Yağsız/az-yağlı diyet süt ürünleri (peynir, yoğurt,süt) kullanılmalı, kuzu-koyun eti yerine daha az yağlı dana eti ile tavuk, hindi ve özellikle balık tercih edilmeli, sakatat, pastırma, sucuk, sosis ve salamdan kaçınılmalıdır. Omega-3 yağ asitlerinin diyetle alınımı arttırılmalıdır. Omega-3 yağ asitleri yağlı deniz balıklarından başka bazı bitkilerde keten-tohumu ve yağında, konola yağında, soya yağında ve fındıkta bulunmaktadır. Günde 5-6 adet gibi az miktarda fındık yenmesinin küçük bir yararı söz konusu olabilecekken, total kaloriyi ve omega-6 yağ asitleri alımını da arttıracak şekilde daha fazla tüketilmesinden kaçınılmalıdır.

Protein, karbonhidrat ve lifli gıdalar

Her gün et yenilmesi gerekli değildir. Protein gereksinimi, bezelye, nohut, kuru fasulye, mercimek gibi kuru baklagillerden ve tam tahıllardan da karşılanmalıdır. Bu besinler liften de zengin olduklarından, kan kolesterol düzeyini düşürmede de yardımcı olabilmektedirler. Baklagiller, tahıllar ve sebzeler diyette önemli bir yer tutmalıdır.

Antioksidanlar

Gözleme dayalı epidemiyolojik çalışmalar fazla miktarda antioksidan alımının koroner kalp hastalığı riskini azalttığı şeklindedir. Bu nedenle antioksidanlardan zengin sebze, meyve, tüm tahıl ürünleri diyette arttırılmalıdır. A vitaminin ana maddesi olan beta-karoten havuçta ve yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunur. Doğal gıdaların dışında, ilave olarak beta-karoten alınmasının bir yararı olmadığı hatta zararlı etkileri olabileceği gösterildiğinden, bu vitamin doğal kaynaklardan alınması yeterlidir.

B vitaminleri vehomosistein

Folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinden plazma homosistein düzeyini azalttığı gösterilmesine rağmen bu azalmanın kardiyovasküler riski düşürüp düşürmeyeceği henüz belirlenmemiştir. Bu konuda yürümekte olan çok sayıda kontrollü çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmaların sonuçları elde edilene kadar Folik asit, B12 ve B6’nın diyetle alımının artılması uygun olur, ek olarak alınması önerilmez. Bu nedenle diyet folik asit, vitamin B6 ve vitamin B12 kaynağı olarak yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, bulgur, meyve, balık ve süt ürünlerini yeterli miktarda içermelidir.

Kötü kolesterolü arttıranlar

• Kırmızı et
• Sosis, sucuk, salam, pastırma
• Tam yağlı süt ürünleri (süt, tereyağı, peynir, yoğurt, kaşar peynir, otlu peynir, chedar, gravyer)
• Yumurta sarısı haftada 3 yumurtadan fazlası yenilmemeli
• Margarinlerin çoğu
• Karides, havyar, kalamar
• Kızarmış yiyecekler (sebze kızartmaları dahil)
• Liften fakir beslenme
• Kabuklu deniz ürünleri (istakoz, istiridye, karides, midye)

Kötü kolesterolü azaltanlar 

• Egzersiz
• Kilo vermek
• Tekli doymamış (monounsaturated) yağlar
• Zeytinyağı
• Fındık yağı
• Meyve ve sebzeler
• Çoklu doymamış (polyunsaturated) yağlar
• Ayçiçek yağı
• Mısır yağı
• Keten tohumu
• Ceviz, fındık, badem
• Çözünen lif türleri
• Yulaf

Diyet yaparken nelere dikkat etmeli?

• Diyet ihtiyaca göre planlandığı için yiyecekler belirtilen miktarlarda ve öğünlerde yenmelidir
• Etler, haşlama, ızgara, fırında veya sebzelerle birlikte pişirilmelidir. Kızartmalar ve kavurmalardan kaçınılmalıdır
• Yemekler kavrulmadan pişirilmelidir.
• Sebze yemeklerine 1 kilo sebze için 2 yemek kaşığı sıvı yağ, etli yemekler için daha az miktarda yağ eklenmelidir
• Yağsız dana eti tercih edilmelidir.
• Tavuğun derisi ve yağlı kısımları yenmemelidir.

Diyet yaparken nelerden uzak durulmalı?

• Kuyruk yağı, iç yağı, margarin, tereyağ
• Sakatatlar (ciğer, böbrek, beyin, işkembe vb.)
• Yağlı etler, koyun-kuzu eti, av hayvanları, tavuk derisi, domuz eti
• Deniz ürünleri (karides, midye, havyar vb.)
• Sucuk, salam, sosis, pastırma, kavurma
• Yağlı yiyeceklerden; kaymak, krema, mayonez, tahin, tahin helvası, soslar, sos ilave edilmiş yiyecekler
• Yoğun şerbetli hamur tatlıları, milföy gibi yağlı hamurlarla yapılmış yiyecekler
• Tam yağlı ve kaymaklı süt, yoğurt, yağlı peynirler çeşitleri
• Et ve sebze kızartmaları ve kavurmaları

Öneriler

Günde;

• 2 su bardağı süt veya yoğurttan (diyet süt veya yoğurt tercih ediniz) (400 ml) fazlasını tüketmeyiniz
• 2 kibrit kutusu peynirden (60 gr) fazlasını tüketmeyiniz
• 3 köfte kadar yağsız etten (100 gr) balık veya tavuk tercih ediniz fazlasını tüketmeyiniz
• 4 tatlı kaşığı şekerden ve 2 tatlı kaşığı reçel veya baldan fazlasını tüketmeyiniz
• 1 tatlı kaşığı bitkisel sıvı yağ olmak üzere toplam 2 yemek kasığı (20 gr) sıvı yağdan fazlasını tüketmeyiniz. Kullandığınız yağ, zeytinyağ bile olsa bu miktarı aşmayınız
• Yemeklerde kepekli ekmeği tercih ediniz
• En az 2-3 porsiyon pişmiş sebze veya çiğ sebze yiyiniz
• 1,5-2 litre su içiniz
• Pilav ve makarnayı 1 öğün yiyebilirsiniz (sıvı yağla yapılmış)
• Günde 3-6 porsiyon arası çiğ sebze ve meyve tüketiniz
• Yemeklerinizi yavaş yiyip iyi çiğneyiniz, öğün atlamayınız
• Kuru yemişleri miktarı aşmadan: Fındık 6-7 adet, taze ceviz 3-4 adet, badem 8-10 adet tüketebilirsiniz
• OMEGA-3 yağ asitlerinden zengin deniz ürünleri, kırmızı et ve tavuktan daha az yağ ve doymuş yağ içerir. Dolasıyla düzenli balık tüketmek kan kolestrol seviyesini düzenlemede fayda sağlar. Özellikle soğuk sularda yaşayan uskumru, ton, somon, sardalye gibi yağlı balıklar ile gölgede yaşayan alabalıklarda daha fazla bulunur. Ayrıca kanola ve soya yağları da bir miktar içerir.

Kalp damar hastaları, “Robotik Cerrahi” yöntemiyle tedavi edildiklerinde çok daha kısa sürede iyileşiyorlar.

Robotik Kalp Cerrahisi’nin tercih edilmesindeki en büyük etkenlerden biri, hastanın hastanede yatış ve günlük hayata dönüş süresinin kısa olmasıdır. Normal açık kalp ameliyatı sonrası iyileşme süresi bir-bir buçuk aydır. Kapalı ameliyatlarda ise bu süre 10 güne düşer. Hasta, “Robotik Kalp Cerrahi” sonrasında daha az ağrı hisseder. Kan ihtiyacının daha az olması, enfeksiyon riskini azaltır. Ameliyatın göğüs kafesi açılmadan, meme altından sadece üç delikten yapılması, kadınlarda estetik bir avantaj da sağlar.

Robotik Cerrahi, hastaya olduğu kadar cerraha da konfor sağlar. Robotun hareket kabiliyeti yüksek kolları sayesinde cerrah, ulaşılması çok zor alanlara dahi kolayca müdahale edebilir.

Kimler "robotik kalp cerrahisi" için uygun?

Koroner bypass hastaları, ‘tek damar iki damar’ hastaları, mitral kapak değişimi ya da tamiri yapılacak hastalar, aritmi hastaları, kalp tümörü bulunan hastalar ve kalbinde doğuştan delik olan hastalar için “Robotik Kalp Cerrahisi” kullanılabilir.

Avantajları

Kaburga kemiğinin bulunduğu bölgeye açılan küçük bir kesi ve koltuk altından açılan üç delikten yapılan BYPASS ameliyatı sırasında göğüse neşter değmiyor, kalp durdurulmuyor. Robotik BYPASS sayesinde hastalar, çok daha kısa sürede normal yaşantılarına geri dönebiliyorlar.


Prof. Dr. Belhhan AKPINAR

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

İstanbul Florence Nightingale Hastanesi

Hastaneye yatış

Ameliyat olacak hastanın gerekli tahlillerinin yapılması için, ameliyattan yeteri kadar önce hastaneye başvurulması gerekmektedir. Bu tahliller rutin olup kan, idrar testleri ve elektrokardiyogram (EKG), röntgen filmi gibi tetkiklerdir. Kapak hastaları için ameliyat öncesi dişlerin kontrolü ve gerekiyorsa tedavisi gereklidir. Daha önceden yapılmamış ise, koroner anjiogramın ameliyat öncesinde yapılması şarttır. Testler hazır olduktan sonra bazen hasta direkt olarak ameliyat için aynı gün hastaneye gelebilir. Ama genel uygulama, hastanın hastaneye ameliyattan bir gün önce kabul edilmesi şeklindedir.

Kalp ameliyatı öncesiKalp Ameliyatı

Ameliyatınızı gerçekleştirecek olan cerrah sizi muayene edip ameliyatın detayları hakkında sizinle görüşecek ve sorularınızı cevaplandıracaktır. Sizinle ilgilenen hemşire ihtiyaçlarınızı belirleyip rahat etmenizi sağlayacaktır. Ayrıca bir anestezist sizinle görüşüp durumunuzu değerlendirecek ve ameliyat sırasında dikkat edilmesi gereken durumları belirleyecektir. Yine ameliyat öncesi sizden kan alınacak, kol damarı içine kanül yerleştirilecek (damar içine ilaç vermek için), ameliyat sonrası yoğun bakımda nasıl nefes alıp vermeniz gerektiği öğretilecek ve ameliyatın ne zaman gerçekleştirileceği hakkında bilgi verilecektir. Ameliyat zamanı önceden belirlenir ve zamanında da gerçekleştirilir. Ama ameliyat olması gereken acil bir hasta nedeniyle geciktirilme zorunluluğu doğarsa, mümkün olan en kısa zaman için tekrar planlanacaktır.

Kalp ameliyatı ne kadar sürer

Koroner by-pass veya kapak ameliyatı genellikle 3-6 saat kadar sürer. Sürenin uzunluğu yapılacak olan işleme bağlıdır ve bu nedenle ancak tahmin edilebilir, önceden kesin belirlenemez.

Hasta yakınları

Hastanelerde hasta yakınlarının ameliyat sırasında bekleyebilecekleri belirli yerler mevcuttur. Cerrah ve diger ekip üyeleri hasta yakınlarının nerede olduğunu bilirler ve onlara gerektiginde kolayca ulaşabilirler.

Kalp ameliyatı sonrası

Hasta ameliyat sonrası yoğun bakım ünitesine alınır. Burada anastezik maddelerin etkisi yavaş yavaş kaybolur ve hastalar tekrar bilinçlerini kazanırlar. Bazı hastalar ilk uyandıklarında ellerini ve ayaklarını oynatamayabilirler. Ama bu durum kısa sürede düzelecek ve vücut hareketleri normale dönecektir.

Aile ziyaretleri

Ameliyat sonrasında hastalar yoğun bakım ünitesinde genellikle 1 veya 3 gün kalırlar. Bu dönemde yoğun bakım doktoru ve hemşiresinden bilgi alabilirsiniz. Hastanın ziyareti hijyen koşulları nedeniyle yasaklanmıştır. Burada uzun süreli kalması gereken hastaların ziyaretine ancak hemşire nezaretinde ve kısa süreli izin verilmektedir.

Ağrı olacak mı?

Kalbe ulaşmak için kesi yapılan yerde bir miktar rahatsızlık olacaktır (genellikle kesi göğüs kemiğinin ortasında ve yukarıdan aşağıya bir hat şeklindedir). Genellikle ven greft veya greftler hazırlanmış ise, ayaklarda da bir veya birkaç tane kesi olabilir. Bu bölgelerde de ağrı hissedilebilir. Ama ağrıyı gidermek için mutlaka ilaç verilecektir.

Yoğun bakım sıkıntıları

Kalp ameliyatı sonrası yoğun bakımda, 24 saat devamlı faaliyet içinde olan, sürekli ışıkların yandığı bir ortamda insanın zamanı takip edebilmesi, ortama uyum sağlaması oldukça güçtür. His ve bilincin bu şekilde yanlış yönlenmesinden dolayı duyular bozulup, zihin bulanıklaşabilir. Bu durum özellikle geceleri belirginleşir.

Hasta yakınlarına tavsiyemiz bu süre zarfında hastada görülen geçici davranış farklılıkları konusunda endişe etmemeleridir. Bu durumun geçici olduğu her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle hasta, daha sakin ve sessiz olan odasına geçtikten sonra, bir kaç gün içinde tamamen düzelme gösterecektir. Hasta dinlendikçe ve normal uyku temposuna girdikçe halsizliği kaybolur ve kendini daha dinç hisseder.

Günümüzde girişimsel kardiyolojik yöntemlerin konjenital kalp hastalıklarının tedavisindeki yeri çok hızlı bir şekilde artmaktadır. Örneğin bir çok kapak ya da damar darlıkları artık anjio laboratuarında ameliyata gerek olmadan açılabilmektedir. Ayrıca bazı damar açıklıkları ve kalp içi delikler cerrahiye gerek kalmadan kapatılabilmektedir.

Girişimsel kardiyolojik yöntemler ile tedavi hastalara cerrahiye bağlı risklerden uzaklaşmak, hastanede kalış sürelerinin azalması ve insizyon izi olmaması gibi avantajlar sağlamaktadır. Bu işlemlerin az da olsa hayati risk taşıdıkları unutulmamalıdır.

Doktorunuzla konuşurken çocuğunuza uygulanması planlanan tedavi, bu tedavinin alternatifleri, yarar ve zararları hakkında detaylı bilgi almak en doğal hakkınızdır.

Ülkemizde artık konjenital kalp hastalıklarının tanı ve tedavisinde spesifik olarak bu konuda eğitim almış deneyimli, pediyatrik kardiyoloji, kalp cerrahisi ve anestezi doktorlarının birlikte hareket edebileceği bir ekibi içinde barındıran, en yeni teknoloji ve olanakları kullanılarak hastalara kaliteli hizmet verebilen merkezler vardır.

Bu tür hastaların tanı ve tedavilerinin bu merkezlerde yapılması erken ve doğru tanıların konulması ve doğru tedavilerin zamanında planlanabilmesi ve uygulanabilmesi açısından hayati önem taşımaktadır.

Vücudumuza gerekli oksijen ve besin maddelerini sağlayan kalbimiz, çeşitli nedenlerle bu görevini yerine getiremediğinde, bizzat kendinde veya diğer organlarda birtakım bozukluklara sebep olur.Bunlar da hastalık belirtileri olarak, hastaların şikayetlerini oluşturur.

Genel olarak hastalarda görünen kalp hastalıkları belirtileri nelerdir :

  • Ağrı
  • Nefes darlığı
  • Yorgunluk ve halsizlik
  • Çarpıntı
  • Bacaklarda ve karında şişme(ödem ve asit)
  • Öksürük
  • Bayılma(senkop)
  • Hazımsızlık, hıçkırık ve yutma güçlüğü
  • Baş ve ense ağrıları
  • Morarma, olarak sıralanabilir.

Ağrı

Kalp hastalıklarının belirtileri nelerdir dediğimizde, en önemli ve en sık rastlanan belirtilerinden biridir. Koroner arter hastalığı(yani kalbi besleyen damarların daralması veya tıkanması) nedeniyle yeterince oksijen alamayan kalp kası, bunu ağrı ile gösterir.Ancak, göğüste hissedilen ağrıların hepsi kalp kaynaklı olmayabilir. Kas, kaburga, omurga, yemek borusuna ait ağrılar da göğüste hissedilebilir.

Ağrı yorulunca veya heyecanlanınca oluyor, dinlenince geçiyorsa koroner damarlarla ilgili olma ihtimali çok fazladır. Aort stenozu, hipertrofik obstruktif kardiyomiyopati, ciddi hipertansiyon, aort yetersizliği, ciddi anemi, hipoksi gibi nedenler göğüste iskemik(yani kanın az gelmesi) kökenli ağrılara neden olur.Aort disseksiyonu(ana damarın yırtılması), perikardit(kalp zarı iltihabı), mitral kapak prolapsusu da iskemik kökenli olmayan ağrılara yol açar.

Özofagus spazmı, özofajial reflü, özofagus yırtılması, peptik ulkus ta gastroentestinal kökenli göğüs ağrılarına yol açar. Anksiyete, depresyon, kardiyak psikoz, kişisel çıkar amaçlı psikojenik nedenlerle de oluşan göğüs ağrıları vardır. Toraks çıkış sendromu, servikal-torasik omurda dejeneratif eklem hastalığı, kostokondrit, herpes zoster(zona), göğüs duvarı ağrı ve hassasiyeti gibi nörojenik, kas-iskelet sistemine bağlı sebepler de göğüs ağrılarını oluşturabilir.

Akciğer kaynaklı, akciğer enfarktüsü ile beraber olan veya olmayan akciğer embolisi, pnömotoraks, plevrayı da(akciğer zarını) kapsayan pnömoni(zatürree) de göğüs ağrısına neden olur. Plörezi(akciğer zarının iltihabı, su toplaması) daha ziyade yan ağrısıyla kendini gösterir.

Angina pektoris dediğimiz, koroner damarların daralması veya tıkanması sonucu oluşan göğüs ağrısı, sıklıkla ağır bir yemekten sonra veya heyecanlı, sinirli, üzüntülü bir durumdayken, bazen de yorucu bir iş, yürüyüşle meydana gelir.
Angina pektoris, genellikle yavaş yavaş artar ve yayılır. Batıcı veya saplanıcı tarzda, ani olarak maksimum şiddette oluşan ağrılar, genellikle kalple ilgisi olmayan, kas-iskelet veya sinir kökenli ağrılardır.

Anginal ağrı, genellikle retrosternal(iman tahtasının arkasında) veya orta hattın hafif solunda, sternumun altında hissedilir. Nadir olarak sol meme altında olabilir.

Miyokard iskemisi ağrısı, her iki taraftan göğüse ve kollara(daha çok sol kol), boyuna ve alt çeneye yayılma eğilimindedir. Bazen arkaya ve enseye doğru da yayılabilir.

Perikardit, yani kalp zarı iltihabı durumunda oluşan ağrı süreklidir. Nefes alıp vermekle, göğüs hareketleriyle artar. Sırt üstü yatınca artar, öne doğru eğilince hafifler. Genellikle ateş, nefes darlığı, çarpıntıyla birlikte görülür.

Akciğer zarı hastalıklarında(plörezi) da benzer tipte ağrı vardır.


Ana atar damar yırtılmasında(aort disseksiyonu) çok şiddetli bir ağrı duyulur. Hasta damar yırtılmasını, yırtılma şeklindeki ağrıyı net olarak hissedebilir. Ağrıyla birlikte hastada terleme, morarma, tansiyon düşmesi, fenalık hissi, baygınlık olur; kol ve bacaklar morarır.
Ana akciğer damarı ve dallarının pıhtıyla tıkanmasında göğsün ortasında şiddetli bir ağrı olur. Aynı zamanda öksürük, kanlı balgam, çarpıntı ve morarma vardır.


Nefes darlığı

Nefes darlığı, kişinin zorlu ve yorucu, güçlükle nefes alıp vermesi demektir. Birçok nedeni vardır.

Kronik nefes darlığı, kalp yetersizliği, kronik akciğer hastalığı veya fiziksel kondisyon eksikliğine bağlı olarak(yaşlılar, şişmanlar veya daha çok oturarak iş yapan kişiler) gelişebilir.

Nefes darlığının ani artışı akciğerden çok kalp hastalığını düşündürür. Diğer yandan, hem akciğer, hem de kalp hastalığı olanlarda nefes darlığına hangisinin daha çok sebep olduğunu ayırt etmek oldukça güçleşebilir.

Yatar pozisyondayken gelişen nefes darlığı daha çok sol kalp yetersizliği veya mitral kapak hastalığı olan kişilerde görülür. Beraberinde öksürük de vardır.

Gece yattıktan 2-3 saat sonra gelişen nefes darlığı, genellikle kalkıp oturularak düzelir. Ataklar hafif olabildiği gibi, hırıltılı solunum, öksürük, şiddetli nefes darlığı ve beraberinde panikle de görülebilir. Bazen akciğer ödemine kadar gidebilir. Sol kalp yetersizliği olan kişilerde, gece yatınca merkezi kan hacminin artmasına bağlı olarak gelişir. Bacaklarda göllenmiş olan kan da gece merkezi kan sistemine eklenince, zaten sınırda çalışan kalp, yetersizliğe girer.

Eforla veya istirahatte gelen kuru, gıcık şeklindeki öksürük, kalp yetersizliğine bağlı akciğer ödemiyle ilgili olabilir. Nefes darlığı genel olarak bulunsa da, öksürük şikayeti daha ön plana geçebilir.

Akut akciğer ödemine bağlı olan öksürükte pembe, köpüklü balgam görülürken; kronik bronşitin balgamı genellikle beyaz ve sümüksüdür.

Nefes darlığıyla birlikte duyulan düdük sesi(wheezing) akciğer veya kalp hastalıklarına bağlı olabilir.Nefes darlığı, kalp hastalıklarında olduğu gibi, çok çeşitli solunum sistemi hastalıklarında, kansızlıklarda, sinir sistemi hastalıklarında da görülebilir.

Yorgunluk ve Halsizlik

Pek çok nedene bağlı olarak gelişebilir. En sık anksiyete ve depresyona bağlı olarak görülür.

Anemi, hipertiroidi ve diğer kronik hastalıklar yorgunluk ve halsizliğe neden olabilir.

Kalp yetersizliği olan hastalarda, verilen idrar sökücü ilaçlar ve kalp yetersizliğinin giderek artması, halsizlik ve yorgunluğa neden olur.

Koroner arterlerinde yaygın daralmalar olan hastalarda da, yaygın kalp kası iskemisine bağlı olarak eforla ciddi yorgunluk hissi olur.

Çarpıntı


Kalp atımları normalden daha hızlıysa veya rahatsızlık verici bir şekilde hissediliyorsa, çarpıntı hissi oluşur. Çarpıntı, sıklıkla hiçbir ciddi kalp hastalığı olmadan gelişen selim bir belirtidir; fakat bazen yaşamı tehdit edici bir durum da gösterebilir.

Bazen basit ekstrasistoller(erken atımlar) göğüste "uçuşma" veya "gümleme" hissi verebilir.

Bazen çarpıntılar krizler halinde gelir. Krizler kendiliğinden geçebildiği gibi, çok uzun sürebilir ve tedavi gerektirebilir. Çarpıntı hisseden kişi veya yakını o sırada nabzı sayabilir, düzenli olup olmadığına dikkat edebilirse, tanı koymaya çok yardımcı olur.

Nabzı el bileğinin iç kısmında, baş parmak hizasında kolayca bulabiliriz.

Bazen, çarpıntıya bağlı fenalık hissi, baygınlık olabilir. Bazen de, altta yatan ciddi bir kalp hastalığı varlığında gelişen ciddi bir ventrikül taşikardisi, genel durumu bozmayabilir.

Bacaklarda ve karında şişme (ödem ve asit)

Bacaklarda şişme(ödem), sağ veya sol kalp yetersizliğinin sık görülen bir bulgusudur.

Kalp kökenli ödem, nadiren yüz ve kolları tutar. Yatan hastalarda, kuyruk sokumu üstünde ödem görülür.

By-pass ameliyatı sonrası, damar alınan bacakta ödem oluşabilir.

Bazı ilaçları alanlarda da(kalsiyum antagonisti) ayak ve ayak bileği ödemi görülebilir.

Varis, şişmanlık, sıkı korse, böbrek yetersizliği ve hipoproteinemik siroz gibi hastalıklarda da bacaklarda şişme, ödem oluşur.

Karın çevresinin genişlemesi, karın şişmesi, asit dediğimiz karın içi sıvı gelişimiyle ilgilidir.

Konjestif kalp yetersizliğine bağlı ciddi ödemi olan hastalarda da asit gelişir.

Konstriktif perikarditte(kalp zarının sertleşip, kalbi sıkıştırması durumu) asit oldukça sıktır.

Siroz, böbrek hastalıkları, tümör gibi nedenlerle de asit gelişebilir.

Öksürük

Kalp hastalıklarında görülen öksürük, yorulmakla ilişkili ve kesik kesiktir. Hırıltılı solunum, çarpıntı ve nefes darlığı da birlikte olabilir. Öksürük kuru veya balgamla olabilir. Balgam köpük şeklinde ve pembe ise, akut akciğer ödemini düşündürür.

Geceleri uykudan uyandıran ve kalkıp oturmakla geçen öksürük, kalp yetersizliği belirtisidir.

Bazı ilaçların sebep olduğu(ACE inhibitörleri) kuru öksürük te mevcuttur.

Akciğer hastalıklarının hemen tümünde öksürük vardır. Bunlarda balgam beyaz, sarı, yeşil, sümüksüdür. Akciğere pıhtı attığı durumlarda göğüs ağrısı, öksürük, kanlı balgam birliktedir.

Bayılma(Senkop)

Kalp hastalıklarının belirtileri nelerdir sorusunun önemli karşılığından biri de, Kardiyak senkop(bayılma), kalp debisindeki(atım hacmi) ani düşüşe bağlı olarak gelişen yetersiz beyin kan akımına bağlı geçici şuur kaybı olarak tanımlanır. Presenkop ise, hastanın fenalık hissi ve zayıflık hissedip, postürünün bozulma noktasına gelmesine rağmen, şuurunu kaybetmemesiyle karakterize edilir.

Atak sırasında yaralanma, ani bayılıp düşme ile olan daha ciddi bir durumu gösterir. Kardiyak ritm bozukluğuyla gelişen senkopta, kısa süreli kasılma gözlenebilir.

Kardiyojenik şokta hasta idrar kaçırabilir; ritm düzelince şuur ani olarak açılır. Nörolojik olanda, uykulu hal devam eder.

Sık görülen tipteki bayılma(vazovagal senkop); fazla vagal uyarıdan kaynaklanan nabız ve tansiyon düşmesi nedeniyle gelişir. Çoğunlukla, sıcak bir odada, ağır bir yemek gibi uyarıcı faktörler vardır. Bulantı, terleme, esneme, bazen görme ve duyma bozukluğu gibi ön belirtiler olur. Atak sonrasında hasta soluk, terli olabilir ve kalp hızı yavaştır. Herhangi bir gastroentestinal bulgu eşliğinde gelişen baygınlık genellikle vazovagaldir.

Boyundaki karotis sinüsünün aşırı hassasiyeti nabzı yavaşlatıp baygınlığa yol açabilir. Traş sırasında, sıkı kravat takıldığında, baş aşırı çevrildiğinde gelişebilir. Sık rastlanan bir durum değildir.
Genellikle altta yatan akciğer hastalığına bağlı öksürük nöbetleri senkopa yol açabilir.
Çok hızlı veya yavaş aritmiler hafif baş dönmesinden baygınlığa kadar şuur değişikliği yapabilir. Geçici tam kalp bloğu, kalp duraklaması, ventrikül taşikardisi, baygınlığa yol açabilir. Ön belirti olmadan ani şuur kaybı olur ve ritm düzelince kişi hemen normale döner.
Aort stenozu veya hipertrofik kardiyomiyopatisi olanlarda, eforla gelen şuur kaybı olabilir.

Kalp boşluğu içindeki tümör veya pıhtı tarafından kalp kapağının geçici tıkanması, hastanın pozisyonuna bağlı olarak senkopa neden olabilen nadir bir durumdur.

Çoğu normal hastada hızlı pozisyon değişikliğine bağlı geçici baş dönmesi olabilir. Yaşlılarda daha fazla görülür. Postüral hipotansiyon, hasta uzanmışken ve genelde yatar veya oturur pozisyondan ani kalkışlarda gerçekleşen bayılma veya baş dönmesinin sık nedenlerindendir. Buna da sebep sıklıkla periferik nöropati, otonom fonksiyon bozukluğu, sıvı kaybı veya ilaç yan etkisidir.

Hazımsızlık, hıçkırık ve yutma güçlüğü

Koroner yetersizliğine bağlı angina pektorisi olan pek çok hasta, yakınmalarını hazımsızlık ve yanma ile karıştırır. Aksine, özofajiyel reflüsü veya spazmı olan hastalar da yakınlamalarının angina pektoris olduğunu düşünebilir.

Hıçkırık, enfarktüslü hastalarda nadiren gelişir; kalp cerrahisi sonrası ise sık görülür.

Yutma güçlüğü, sistemik sklerozlu, aortik arkus anomalisi olan veya aşırı geniş sol atriumlu(kulakçıklı) hastalarda gelişebilir.

Baş ve ense ağrıları

Arter basıncının çok yükselmesinde veya çok düşmesinde baş ve ense ağrısına sıklıkla rastlanır. Ani yükselmelerde, baş ağrısıyla birlikte bulantı da olur.

Morarma (siyanoz)

Kanın iyi oksijenlenmediği veya kalp veya büyük damarlar seviyesinde kirli kanın temiz kana karışmasıyla oluşur. Kalp kaynaklı morarmalar santral tipte siyanoza sebep olur, yani mukozalar(örneğin ağız içi) da morarır.

Doğumsal kalp hastalıklarında ve kalp yetersizliklerinde görülür.
Periferik tipteki morarmada, mukus membranlar(örneğin ağız içi) morarmaz. Dolaşım yetersizliği, şok, periferik vazospazmda görülür.

Kalp ameliyatı sonrası yoğun bakımda bir süre tutulmak durumunda olan hastalarımız için geçici davranış farklılıkları olabilir. 24 saat devamlı faaliyet içinde olan, sürekli ışıkların yandığı yoğun bakım ortamında hastalarımız zamanı takip edemeyebilir, ortama uyum sağlamakta güçlük çekebilirler. His ve bilincin bu şekilde yanlış yönlenmesinden dolayı duyular bozulup, zihin bulanıklaşabilir. Bu durum özellikle geceleri belirginleşir.

Hasta yakınlarına tavsiyemiz bu süre zarfında hastada görülen geçici davranış farklılıkları konusunda endişe etmemeleridir. Bu durumun geçici olduğu her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle hasta, daha sakin ve sessiz olan odasına geçtikten sonra, bir kaç gün içinde tamamen düzelme gösterecektir. Hasta dinlendikçe ve normal uyku temposuna girdikçe halsizliği kaybolur ve kendini daha dinç hisseder.

Kalbe ulaşmak için kesi yapılan yerde bir miktar rahatsızlık olacaktır (genellikle kesi göğüs kemiğinin ortasında ve yukarıdan aşağıya bir hat şeklindedir). Genellikle ven greft veya greftler hazırlanmış ise, ayaklarda da bir veya birkaç tane kesi olabilir. Bu bölgelerde de ağrı hissedilebilir. Ama ağrıyı gidermek için mutlaka ilaç verilecektir.

Hasta ameliyat sonrası yoğun bakım ünitesine alınır. Burada anastezik maddelerin etkisi yavaş yavaş kaybolur ve hastalar tekrar bilinçlerini kazanırlar. Bazı hastalar ilk uyandıklarında ellerini ve ayaklarını oynatamayabilirler. Ama bu durum kısa sürede düzelecek ve vücut hareketleri normale dönecektir.

Ameliyat sonrasında hastalar yoğun bakım ünitesinde genellikle 1 veya 3 gün kalırlar. Bu dönemde yoğun bakım doktoru ve hemşiresinden bilgi alabilirsiniz. Hastanın ziyareti hijyen koşulları nedeniyle yasaklanmıştır. Burada uzun süreli kalması gereken hastaların ziyaretine ancak hemşire nezaretinde ve kısa süreli izin verilmektedir.

Hastanelerimizde hasta yakınlarının ameliyat sırasında bekleyebilecekleri belirli yerler mevcuttur. Cerrah ve diger ekip üyeleri hasta yakınlarının nerede olduğunu bilirler ve onlara gerektiğinde kolayca ulaşabilirler.

Koroner by-pass veya kapak ameliyatı genellikle 3-6 saat kadar sürer. Sürenin uzunluğu yapılacak olan işleme bağlıdır ve bu nedenle ancak tahmin edilebilir, önceden kesin belirlenemez.

Kalp ameliyatı olacak hastanın gerekli tahlillerinin yapılması için, ameliyattan yeteri kadar önce hastaneye başvurulması gerekmektedir. Bu tahliller rutin olup kan, idrar testleri ve elektrokardiyogram (EKG), röntgen filmi gibi tetkiklerdir.

Kapak hastaları için ameliyat öncesi dişlerin kontrolü ve gerekiyorsa tedavisi gereklidir.

Daha önceden yapılmamış ise, koroner anjiogramın ameliyat öncesinde yapılması şarttır

Testler hazır olduktan sonra bazen hasta direkt olarak ameliyat için aynı gün hastaneye gelebilir. Ama genel uygulama, hastanın hastaneye ameliyattan bir gün önce kabul edilmesi şeklindedir.

Ameliyatınızı gerçekleştirecek olan cerrah sizi muayene edip ameliyatın detayları hakkında sizinle görüşecek ve sorularınızı cevaplandıracaktır.

Sizinle ilgilenen hemşire ihtiyaçlarınızı belirleyip rahat etmenizi sağlayacaktır.

Ayrıca bir anestezi uzmanı hekim sizinle görüşüp durumunuzu değerlendirecek ve ameliyat sırasında dikkat edilmesi gereken durumları belirleyecektir. Yine ameliyat öncesi sizden kan alınacak, kol damarı içine kanül yerleştirilecek (damar içine ilaç vermek için), ameliyat sonrası yoğun bakımda nasıl nefes alıp vermeniz gerektiği öğretilecek ve ameliyatın ne zaman gerçekleştirileceği hakkında bilgi verilecektir.

Ameliyat zamanı önceden belirlenir ve zamanında da gerçekleştirilir. Ama ameliyat olması gereken acil bir hasta nedeniyle geciktirilme zorunluluğu doğarsa, mümkün olan en kısa zaman için tekrar planlanacaktır.

Sağlıklı kişilerde oruç tutulması ile iyi huylu diye bilinen yararlı kolesterol HDL' nin arttığı, kötü huylu kolesterol LDL ile trigliserid düzeylerinin de dengede kaldığı,ayrıca koroner kalp hastalığı için bir risk faktörü olan homosistein'in oruç tutanlarda düşük düzeylere gerilediği gösterilmiştir. Ancak bu yararlı etkilerin görülebilmesi için iftardan sonra beslenme düzenine dikkat edilmesi ve hafif tempolu yürüyüş gibi hem metabolizmayı hızlandırıcak hem de sindirime faydalı olacak egzersiz yapılması gereklidir.

Ramazanda iftar sofraları çok çeşitli ve miktar olarak fazla olmaktadır. İftar sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunabilmektedir. Kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan önemli yanlışlardan birisi de hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketmektir.

Kalp hastaları oruç tutabilir mi?

Kalp damarlarında ciddi darlıklar olan koroner kalp hastaları, kalbin kanı pompalama gücünün zayıf olduğu kalp yetersizliği hastaları, kan basıncının kontrolünün iyi olmadığı yüksek tansiyon hastaları, kalp kapaklarında önemli seviyede sorun olan hastalar, insulin kullanan ya da şeker düşüklüğü yaşama riski olan diyabet hastalarının oruç tutması sakıncalı olabilir. Bu hastaların mutlaka doktorları ile görüşmeleri gerekir.

Özellikle bol yağlı, kalorili ve hızlı yenilen iftar yemeklerinden sonra koroner kalp hastalarının kalp krizi geçirme riskleri yüksektir. Kalp yetersizliği olan kişiler, vücutlarında artan tuz ve suyu azaltmak için idrar söktürücü ilaçlar kullanır. İlaçların etkisiyle oruç zamanı aşırı tuz ve su kayıpları olur. Bu durum, bayılmalara hatta şoklara neden olabilir.

İftarda, vücuda yüklenen aşırı su ve tuz, zaten sınırda pompalama gücü olan kalbi aşırı çalışmaya zorlar. Bunun yanında hızlı ve bol yemek sonrası, sindirim mide bağırsak sisteminin kan dolaşım hızı artar. Bu da kalbe ek yük getirir. Aşırı yük, kalp yetersizliğine yol açabilir. İftarda aşırı miktarda, yağlı, kalorili yemek tüketimi, gündüz içilemeyen sigaraların iftar sonrası ardı ardına içilmesi hastalar için risk faktörleridir. Ramazan ayında hastanelerin acil servislerine, iftar ile sahur arasında tokluk süresinde başvuru olmaktadır. Eğer, iftarda kısa sürede aşırı yeme alışkanlığı olmazsa, ramazanda kalp krizleri büyük ölçüde azalacaktır.

Kalp ve tansiyon hastaları oruç tutuyorlarsa ilaçlarını iftarda ve sahurda alabilecekleri şekilde doktorlarına sormalıdırlar. Günümüzde çoğu ilacın uzun etkili olup günde bir ya da iki kez alınabilmesi eksiksiz ilaç alımını kolaylaştırmaktadır.

Oruç tutarak zayıflanır mı?

Sadece oruç tutarak zayıflamaya çalışmak yanlış bir düşüncedir. Tam aksine hareket azlığı ve gün boyu aç kalmak, metabolizmayı yavaşlatmakta, bu da ramazanda özellikle yediklerimize dikkat etmediğimizde kilo alımına bile neden olmaktadır. Bu nedenle Ramazan ayı boyunca iftarda yavaş ve abartmadan yemek,gece hafif üçüncü bir öğün planlamak ve iftardan sonra biraz dinlenerek yürüyüş yapmak yavaşlayan metabolizmanın hızlanmasına neden olacaktır.

Ramazanda nasıl beslenmeliyiz?

Ağır yemeklerden kaçınılması, tatlı ihtiyacının hamur işi tatlılar yerine meyve ya da sık olmamak kaydıyla sütlü tatlılardan karşılanması önemlidir. Kalp ve böbrek sorunları gibi nedenlerle doktor başka bir şekilde önermediği sürece günde 2-2.5 litre sıvı alınması, hatta sıcak yaz aylarında bunun biraz daha artırılması gerekir. Sıvı tüketiminin ağırlıklı olarak su olması önerilir. Ayran, maden suyu ve şeker hastalığı yoksa taze sıkılmış meyve suları ya da komposto tüketilebilir.

İftar, ideal olarak bir çorba ile açılmalı ve bir süre ara verildikten sonra mümkünse sulu bir sebze yemeği ile devam edilmelidir. Oruç süresince, midenin uzun süre boş kalmasından sonra bir anda çok yiyecek tüketilmesi sonucu mide ve kalp sorunları ortaya çıkabilmektedir. Bunu önlemek için iftarda yavaş yavaş ve az miktarda yemek yenilmesi gerekmektedir.

Sahurda ya kahvaltı yapılmalı ya da çorba, zeytinyağlı veya sulu yemekler gibi ağır olmayan tarzda besinler tüketilmelidir.Yumurta tok tutucu, iyi bir protein kaynağı olması nedeniyle sahurda tercih edilebilir. Bir ya da iki tane yumurta yağda ya da muz, karpuz, kavun gibi lifli meyveler tüketilebilir. Yoğurt özellikle tarçın ile karıştırılıp yendiğinde hem barsaklar için yararlı hem de acıkmayı engelleyici etkisi ile oruç sürecine destek olabilir. Ceviz, fındık, badem gibi kuruyemişler de sahurda yenilebilir. Sahurda tuzlu gıdalardan kaçınılmalıdır.

Kalp ve damar hastalıkları en önemli ölüm sebebi, kanserden önce geliyor. Kanser kelimesi haklı olarak insanlara daha ürkütücü gelebilir. Ancak bilinmelidir ki; kalp ve damar hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir rahatsızlıklar. Kalp ve damar hastalıklarında genetik faktörlere değiştirilemeyen faktörler var diyoruz. Bir de değiştirebileceğimiz faktörler.

Nedir bu faktörler?

Hipertansiyon

Yüksek kolesterol

Sigara

Şişmanlık

Diyabet

Egzersiz eksikliği

Bu maddelerin hepsi baş etmemiz gereken en önemli düşmanlar...

Her gün en az 2-3 kişinin hayatını kurtarıyorsunuz. Kalplerine dokunduğunuzda ne hissediyorsunuz?

Ne kadar çok ameliyat yapmış olursanız olun, bu hiçbir zaman alışamayacağınız bir durum! Belki de öyle olması lazım! O anda başka bir kişinin hayatının sizin ellerinizde olması değişik ve karmaşık bir duygu. Kalbi elinize aldığınızda aklınıza gelen tek şey o hasta için elinizden gelenin en iyisini yapma isteği...

Şişman insanın kalbi, damarları nasıl görünüyor?

Kalbe ulaşmak cilt altı ve diğer tabakalardaki yağ dokusundan dolayı daha zor.

Kalbe en iyi gelen yiyecekler:

- Zeytinyağı

- Omega-3’ten zengin balıklar (Somon, ton, uskumru, sardalya, hamsi gibi)

- Koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak,semizotu, maydanoz, brokoli gibi);

- Ceviz

- Baklagiller

- Böğürtlen

- Yeşil çay

Kalbe zararlı yiyecekler:

- Doymuş yağ (oda sıcaklığında katı olan yağlar; margarin gibi)

- Transyağlar

- Aşırı şeker

- İşlemden geçmiş etler (sosis, salam vs.)