Yararlı Bilgiler

Eğer sigara kullanıyorsanız, tüm yaşantınız ve üreme sağlığınız için bırakmanızı öneririz!

Sigara içmenin genel sağlık ( kalp, akciğer ve kan damarları ) üzerine olan zararları bilinmektedir. Sigara içmenin fertilite (üreme potansiyeli) üzerine de oldukça zararlı etkilerinin olduğu neredeyse yapılan tüm bilimsel çalışmalarda kanıtlanmıştır.

Sigara içmek gebe kalma potansiyelini ve gebeliği negatif etkilemektedir. Yaş ilerledikçe bu olumsuz etkiler katlanarak artmaktadır. Sigara içenlerde içmeyenlere oranla infertilite (kısırlık) daha yaygın olarak görülmekte, gebe kalma daha uzun bir zamanda gerçekleşmektedir. Ayrıca gebelik sırasında sigara kullanımı, erken doğum, gelişim geriliği, düşük doğum ağırlıklı bebek ve diğer komplikasyonların görülme riskini de arttırmaktadır.

Araştırmalar; sigara içmenin yumurtalıklar üzerinde zararlı etkisinin olduğunu, zararın derecesinin ise miktara ve sigara içme süresine bağlı olduğunu göstermektedir. Sigaranın içinde bulunan maddeler yumurtalıkta bulunan hücrelerin östrojen üretimine zarar vermekte ve yumurtada genetik anormalliklerin görülmesine neden olabilmektedir. Ayrıca sigara yumurta sayısını ve üreme fonksiyonlarını azaltmakta, menopoza daha erken girilmesine de neden olmaktadır.

Sigaranın sadece kadın değil erkek fertilitesi üzerinde de ciddi olumsuz etkileri vardır. Sigara içen erkeklerde sperm sayısı düşmekte, hareket azalmakta, sperm şekil ve fonksiyon bozuklukları artmaktadır. Bunun gibi olumsuz etkiler sonucunda da infertilite (kısırlık) risk faktörü artmaktadır.

Bununla birlikte çiftlerden herhangi birinde görülen aktif içiciliğin negatif etkilerinin yanında, pasif içiciliğinde en az diğeri kadar zararlı etkileri vardır. Yani çiftlerin her ikisinin de sigarayı bırakması fertilite ve sağlıklı gebelik için oldukça önemlidir.

Sigara içmenin yardımcı üreme teknikleri sonuçları üzerine de olumsuz etkileri olduğu gözlenmiştir. Yapılan değerlendirmelere göre sigara içen kadınların içmeyenlere kıyasla ovulasyon indüksiyonu için daha yüksek doz gonadotropin kullandırıldıkları, bu hastalarda siklus iptallerinin daha fazla görüldüğü, implantasyon (tutunma) ve fertilizasyon (döllenme) oranlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca elde edilen gebeliğinde düşük ile sonlanma oranları maalesef artmaktadır.Yine yapılan çalışmalar; tüp bebek tedavisinden en az 2 ay önce sigarayı bırakmanın gebelik şansını arttırdığını göstermektedir.

Özet olarak mevcut olan bilimsel veriler sigara içmenin infertilite (kısırlık) ile kuvvetli bir ilişkisinin olduğunu göstermektedir.Daha önce düşük ile sonlanmış gebeliği bulunan ya da infertilite geçmişi bulunan çiftlerde sigara kullanımı çiftlerin her ikisi tarafından durdurulmalıdır. Böylece doğal fertilite şansı ve infertilite tedavisi sonucunda başarı oranı artacaktır.

fertilite-ve-sigara.jpg






Bebek sahibi olmak mutluluk veren bir olaydır, ancak annenin yaşamı stresli ve zor olabilir. Birçok kadın anne olduktan sonra hafif hüzün ve kaygı hisseder, ruh halinde değişiklikler görülür. Bu belirtiler normalde 7-10 gün içinde kendiliğinden düzelir. Az görülen, ancak daha ağır sorunlar doğum sonrası depresyon ve psikozdur. Doğumdan sonraki ilk 6 hafta içinde sinsice başlar ve birkaç ay içinde düzelir fakat 1-2 yıla kadar da sürebilir.

Nedenleri genellikle iki alt başlık altında toplanabilir.

Biyolojik nedenler: Gebelik döneminde yükselen östrojen ve progesteron düzeylerinin doğumla birlikte ani düşmesi depresyondan sorumlu tutulmuştur. Geç başlangıçlı doğum sonrası depresyonda tiroit bozuklukları rol oynayabilir. Ayrıca folat eksikliğinin de doğum sonrası depresyonda etkili olabileceği düşünülmüştür.

Psikososyal nedenler: Doğum yapan tüm kadınlarda hormonal değişiklikler olmasına rağmen psikiatrik bozuklukların ancak kadınların %10-15'inde gelişmesi sosyal stres, kişiler arası ilişkiler, sosyal destekle ilgili olduğunu göstermektedir. Hayatlarını kendilerinden çok dış faktörlerin yönettiğini düşünen anneler doğum sonrası depresyon açısından yüksek risk grubundadır. Psikanalitik kurama göre bağımsız kendiliğin kaybıdır ve anne sadece alıcı rolünü kaybetmiş, besleyici rolünü de üstlenmiştir. Gebeliğin bitmesi fetusla olan yakınlığın kaybı olarak hissedilmekte ve sevilen birinin kaybını hatırlatabilmektedir.

Bir kadının bunu yaşamasındaki nedenler hamilelik sırasında yaşadıklarına mı, yoksa bebek doğduktan sonra karşı karşıya kaldığı durumlara mı daha çok bağlıdır?

Her iki durum da etkili olmaktadır. Doğum sonrası depresyon için risk faktörleri şunlardır; Geçmişteki ruhsal sıkıntılar (depresyon, bunaltı, kaygılar), evlilikle ilgili sorunlar, ailede ruhsal hastalık öyküsü, evli olmama, istenmeyen gebelik, annelik rolü için hazırlıksız olma, ilk gebelik olması, doğum korkuları, sosyal desteğin olmayışıdır.

Doğumla birlikte değişen rol tanımları (çift olmaktan anne, baba olmaya geçiş) ve bebek bakımının getirdiği psikososyal stresler ruhsal sorunların ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Gebelik süresince evlilik gerilimi ve doyumsuzluğu, istenmeyen hayat olayları ileri sürülmüş nedenlerdendir. Özellikle eşlerinden yeterli destek alamayan, evlilik ilişkilerinde sorunlu olan kadınlarda doğum sonrası depresif belirtilerinin ortaya çıkma riski yüksektir.

Doğum sonrası depresyon normal depresyondan ne açıdan farklılıklar gösterir?

İntihar düşüncesi doğum sonrası depresyonda çok daha azdır. Akşamları daha kötü olmaktadır. Süre daha kısadır (6-8 hafta), zihin karışıklığı daha fazladır.

Belirtileri nelerdir?

  • Şiddetli hüzün ya da boşluk duygusu; duygusal küntlük ya da duyarsızlık
  • Aşırı yorgunluk, enerji eksikliği gibi bedensel yakınmalar
  • Aie, arkadaş ya da keyif veren etkinliklerden uzak durma
  • Bebeklerini yeterince sevmedikleriyle ya da bebeğin beslenmesiyle, uykusuyla ilgili endişeler, bebeğe zarar verme korkusu
  • Konsantrasyon güçlüğü
  • Bellek zayıflığı
  • Psikomotor hareketlilikte artış, yerinde duramama
  • Endişe, sinirlilik, sıkıntı, bunaltı, kendiliğinden ağlamalar ve panik atak
  • İştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluk
  • Bebekle ilgilenmek istememe ve bebeği öldürmek istemeyle ilgili düşünceler
  • Mutlu olmaları gerekirken çökkün duygulara sahip oldukları için suçluluk duygusu, ilgi ve istek kaybı.

Genellikle hangi yaş grubundaki doğum yapan kadınlar yaşıyor?

Erken yaşta gebe kalan (bluğ çağının hemen sonrasında) kadınlarda risk %30 daha fazladır. Geçmişte depresyon öyküsü olan kadınlarda doğum sonrası depresyon riski %25'tir. Daha önceki gebeliğinde doğum sonrası depresyon yaşayan ve şimdi ise hüzün bulguları mevcut olan kadınlarda major depresyon gelişme riski %85'tir.

Depresyonun tedavisinde hangi yöntemler önerilir?

Doğum sonrası duygusal değişmelerin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bu durumun tedavisi mümkündür. Doğum hüznü durumu ortaya çıktığında, istirahat ederek, bebek uyuduğunda uyuyarak, aile bireyleri ya da arkadaşlarından yardım alarak, her gün düzenli duş alıp giyinerek, dışarı çıkıp yürüyüş yaparak ve rahatlamak isteği zamanlarda bir çocuk bakıcısını çağırarak rahatlayabilir.

Daha ağır depresif durum ortaya çıktığında mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Depresyona neden olabilecek tıbbi durumları dışlamak için tıbbi muayene, tetkikler ve gerektiğinde antidepresan veya antipsikotik ilaç uygulaması yapılabilir. Bireysel terapi ya da grup terapisi, mümkün olduğunda anne ve babaya yönelik danışmanlık verilir.

Kimi zaman intiharla sonuçlanan doğum sonrası depresyon yaşayan kadınların eşlerine ve ailelerine ne gibi görevler düşmektedir?

İyi bir sosyal destek önemlidir. Antropolojik olarak bazı kültürlerde ilk 40 gün annenin dinlenmesi gerektiği zaman olarak öngörülmüştür. Dinlenme, sağlığına kavuşma, yeme ve uyuma dönemidir. Kadının ailesi yemeğini hazırlar, ev işlerini yapar ve bebeğe bakar. Böylece sosyal destek, eğitim, bebek bakma, sosyal algılama (annelik durumu) sağlanır. Bu dönemde annenin çevresindeki sevdikleri tarafından desteklenmesi gerekiyor. Elbette ilk destekleyecek kişi babadır. Bebek bakımında annenin güvendiği anneanne ya da teyzeler de bu hüznün geçişinde yardımcı olacak kişilerdir.

Hamilelik sırasında bir kadının bu duruma maruz kalmaması için kadın doğum uzmanına ne gibi görevler düşüyor?

İlk gebelik vizitinde mutlaka detaylı bir öykü alması ve geçirilmiş psikiatrik bozuklukları ve ailede psikiatrik hastalık öyküsünü sorgulamak gerekir. Bu tip öyküleri olan hastalarda bu konuda dikkatli davranması gerekir. Annenin tüm soruları, gebelikle ilgili endişeleri değerlendirilip, gerekli cevapların verilmesi önemlidir. Gebelik boyunca anneye özellikle baba tarafından sosyal destek sağlanması önerilir. Gebelik takiplerinde ve yapılacak tetkiklerde anneye destek olması önerilir. Doğum eyleminin uzun ve zor olmaması için gereken her türlü önlemi doktorun alması önemlidir.

Hamileliğin başlangıcından itibaren önlem olarak psikiyatrist ya da psikolog desteği almak gerekir mi?

Gebelik öncesinde herhangi bir psikiyatrik hastalığı olan ya da daha önceki doğumu sonrasında depresyon geçirmiş olan hastalara bu desteği önermek gerekir.

Doğum psikozu ile lohusa sendromu arasındaki farklılıklar nelerdir?

Lohusa sendromu (annelik hüznü) doğum sonrası birkaç gün içinde başlayıp 7-10 gün içinde düzelir. Bunaltı, sıkıntı, sinirlilik, ağlama, çabuk sinirlenme, unutkanlık ve dikkat dağınıklığı gözlenir. Lohusa sendromu kendiliğinden düzelir ve tedaviye genellikle gerek kalmaz. Doğum sonrası psikozu, doğum sonrası depresyonunun daha ağır bir şeklidir. Semptomları, hezeyanlar (yanlış düşünceler), halüsinasyonlar (ses duyma ya da gerçek olmayan bir şeyler görme), bebeğe zarar verme düşünceleri ve ağır depresif belirtilerdir. Mutlaka bu gurup hastanın bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve tıbbi yardım alması gerekir.

Anne adaylarına bu konuda önerileriniz neler olabilir?

Gebeliğin normal fizyolojik bir olay olduğunu akıllarından çıkarmamaları gereklidir. Yeni bir bebekle baş başa kalmak, ona bakmak yeni doğum yapmış anneleri tedirgin eder. Aylardır beklediği bebek yanı başındadır ama başka bir varlıktır; küçücük, konuşamamakta, istediğini anlatamamakta ve ağlamaktadır. Onu emzirmek, temizlemek, altını açmak, gazını çıkarmak gibi işler sizi beklemektedir. Bambaşka bir sayfa açılmıştır. Anneliğin ilk adımlarını atmakta, onunla yaşamayı öğrenmekte, siz onu o sizi tanımaya çalışmakta ve birbirinize alışma dönemindesiniz. Bu zor dönemde mutlaka eş ve aile desteği almakta fayda var. Ayrıca bu dönemi daha rahat atlatmak için bir doğum öncesi eğitim grubuna katılmak, gerekli dökümanları okumak faydalı olacaktır. Ayrıca onları tedirgin eden, kaygılandıran her türlü fizyolojik ve psikolojik değişiklikleri doktorları ile paylaşmaları ve kafalarında büyütmemeleri gerekir.

Anne sütü bebek için en uygun besindir. Sağlıklı bir anne günde ortalama 700 – 800ml süt salgılamaktadır. Emzirme döneminde süt salgılanması kadının normal gereksinmesinden daha fazla enerji, protein, vitamin ve mineralleri almasını gerektirir. Emziren annenin salgıladığı sütteki enerjinin önemli bir kısmı yediklerinden sağlanmaktadır. Alınan enerji tam olarak süt enerjisine dönüşememekte, vücut dokuları da bir miktar harcanmaktadır. Emziren anne; ek olarak enerji ve besin öğelerini diyetle alamazsa kendi vücudundan harcar. Bunun sonucu kendi sağlığı bozulur ve yeterince süt veremez. Bu nedenle annenin, bebeğini emzirdiği dönemde kendi beslenmesine de dikkat etmesi gerekmektedir.


Emzirme Döneminde Önerilen Günlük Besin Miktarları Aşağıdaki Gibidir;

Beslenme Önerileri

Emziren annenin enerji, protein ve kalsiyumdan zengin beslenmesi gerekir, ayrıca annenin su ihtiyacı da artar. Çünkü emzirmek vücudun sıvı ihtiyacını arttırır. Anne günde en az 10 su bardağı sıvı almalıdır. Sıvı konusunda en iyi tercih sudur.

  • Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peynir belirtilen miktarlarda düzenli olarak tüketilmelidir.
  • Her gün 1 adet yumurta ve 1 porsiyon etli sebze yemeği veya kuru baklagil yenilmelidir.
  • Kuru fasülye, nohut, mercimek,ve bulgur içeren yemekleri; portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmelidir.
  • D vitamini besinlerde bulunmaz. Ancak güneş ışınlarının doğrudan cilde yansıması ile sağlanır. Bu nedenle emziren anne güneşlenmeye özen göstermelidir.
  • Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Doğal besinlerde yeterince alınamayan iyot, ancak iyotlu tuz kullanımıyla anne sütünden bebeğe geçer.
  • Kuru meyveler ve kuru yemişler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Ağırlık kontrolü de yapılarak bu besinler tüketilebilir.


NOT: Bebeğinizi sezeryan yöntemiyle dünyaya getirdiyseniz; operasyon sonrası beslenmeniz, doktorunuzun direktifi doğrultusunda, diyet uzmanı tarafından ayarlanacaktır. İlk birkaç gün süreyle anestezi nedeniyle oluşabilecek gaz problemini aza indirgeyebilmek için, gaz yapıcı özelliği olan bazı yiyecekler (karnabahar, lahana, brokoli gibi bazı kış sebzeleri, kuru baklagiller, çiğ sebze ve meyve, soğuk şekersiz süt ve yoğurt vb.) diyetinizin dışında bırakılacaktır.

Tüm emziren anneler 4-6 aylık emzirme döneminde gaz oluşumunu engellemek için özellikle yemek yeme yöntemlerine dikkat etmeli; yemeklerini yavaş yemeli ve iyi çiğnemelidirler. Bebek ve annede gaz oluşumunu engellemek adına diyette kısıtlamaya gitmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır.


EMZİREN ANNENİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN HUSUSLAR

  • Meme başı çökmesi, çatlaması, ağrılı ve şiş göğüsler annenin süt vermesini güçleştirir ve sütün azalmasına yol açar. Bu nedenle; daha gebelik döneminde göğüsleri emzirmeye hazırlamak gerekir. Bu gibi durumlar aşağıdaki önerilere uyularak çözümlenebilir ve bebek için gerekli süt verimi arttırılabilir;
  • Yaşamının ilk 4-6 ayı bebeğin zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı olması için çok önemlidir. İlk 4–6 aylık dönemde anne sütü yeterli olduğu sürece D vitamini dışında bebeğe hiçbir şey verilmemeli, annenin huzurlu, dinlenmiş olması ve iyi beslenerek bebeğini emzirmesi sağlanmalıdır.
  • Bebek her ağladığında emzirilmelidir.
  • Sık sık ve isteyerek emzirme; meme bezlerini uyararak süt yapımını arttırır
  • Emzirme döneminde kilo vermeye çalışılmamalı, başarılı emzirme ile 6 ayda normal kiloya inilebilmektedir. İnilemez ise; anne ilk 4-6 aylık periyot sonrasında zayıflama diyeti uygulayabilir.
  • Gebelik sırasında önerilenden daha fazla kilo alınmışsa her ay iki kilo kaybetmek normaldir. Ayda iki kilodan fazla ağırlık kaybı doğru değildir.
  • Emziren anne zayıflama diyeti yapmamalıdır ama unlu, yağlı ve şekerli besinleri aşırı yememeye dikkat etmelidir.
  • Çökük meme başı gebeliğin beşinci ayından sonra, belli aralıklarla elle masaj yaparak uzatmaya çalışılmalıdır. Bu yöntem sonuç vermezse; emzirme sırasında, meme başını saracak şekilde özel emzik kullanılmalıdır.
  • Emziren anne, meme başında çatlak olmaması için her emzirmeden sonra meme ucuna bir, iki damla kendi sütünden sürmelidir.
  • Göğüs, iyi boşaltılmazsa memeler şişer, sertleşir ve deri kızarır. Bu durumda; bebeği daha sık emzirmek veya sütü sağmak gerekmektedir.
  • Doğum sonrası ilk birkaç gün anne sütü yeterli gelmiyorsa, bebeğe hemen mama biberonu verilmemelidir.
  • Emzirme döneminde beslenmeye dikkat edilirse; süt verimi artar, bebek sağlıklı büyür.


EMZİREN ANNELERE PRATİK ÖNERİLER:

  • Anneler eski vücut ağırlıklarına dönmek için hemen acele etmemelidirler. Bu süre 6 ay ya da daha fazla sürebilir. Bebeklerini emziriyorlarsa eski formlarına daha kolay dönebilirler.
  • Doğumdan sonra bebek emzirilirken gebelik öncesi döneme göre daha fazla sıvı besin alması gerekmektedir.
  • Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinler mümkün olduğu kadar yenmemelidir.
  • Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir.
  • Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları tercih edilmelidir.
  • Pekmez kan yapıcıdır, şeker boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine tatlı olarak pekmez yenmesi kansızlığa karşı alınacak önlemlerden biridir
  • Emzirme süresince bebeğin hep memede olması ve emerken uykuya dalması emzirmenin iyi gittiğinin bir işaretidir
  • Emzirme süresi her bebeğe göre değişebilir, doygunluğa ulaşması yani olgun sütü emmesi beklenmelidir.


EMZİREN ANNENİN GÜNLÜK BESLENME PROGRAMI

Kahvaltı :
  • 1 su bardağı süt (şekerli, kalsiyumdan zenginleştirilmiş)
  • 1 yumurta veya 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir (30 gram)
  • 5 adet zeytin
  • 1 – 2 ince dilim ekmek
  • 1 yemek kaşığı pekmez veya bal veya reçel
  • 1 adet meyve, 1 havuç veya domates


Ara öğün:
  • 1 porsiyon meyve


Öğle:
  • 1 porsiyon etli sebze yemeği (sebzeli köfte, tavuk, balık)
  • 1 porsiyon pilav veya makarna
  • 1 kase yoğurt veya ayran
  • 1 ince dilim ekmek
  • Mesvim salatası


Ara öğün:
  • 1 kibrit kutusu kadar peynir
  • Ekmek
  • Domates, salatalık veya meyve


Akşam :
  • 1 kase çorba (tarhana, mercimek, sebze veya yoğurtlu çorbalar)
  • 60 – 90 gram et (balık, tavuk) veya kıymalı sebze yemeği
  • 1 kase yoğurt veya sütlü tatlılar
  • 1 porsiyon zeytin yağlı sebze yemeği
  • Mevsim salata, 1 adet meyve
  • 1 dilim ekmek


Yatarken:
  • 1 bardak süt veya sütlü tatlılar veya 1 kase yoğurt


NOT : Yemek aralarında ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları, az şekerli limonata ve komposto içilerek sıvı alımı arttırılabilir.
Yanlış: İnfertilite (kısırlık) sorunları her zaman kadından kaynaklanır
Doğru: Bir yıl süre ile ortalama haftada 2-3 kez düzenli ilişkiye girilmesine ve herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanılmamasına rağmen gebe kalınamaması “infertilite”(kısırlık) olarak tanımlanır. Yaklaşık olarak fertilite (üreme potansiyeli)problemlerinin %40 ı kadından, %40 ı erkekten kaynaklanırken, %20 vakada ya her iki tarafta da sorun saptanmakta ya da hiçbir sorun tespit edilememektedir. Dolayısıyla infertilite (kısırlık) nedeni araştırılırken her zaman hem kadının hem erkeğin araştırılması gerekmektedir.

Yanlış: Gebe kalmak nasılsa kolay, gebeliğimi kariyer planlarıma göre yapabilirim
Doğru: Bir kadının üreme kapasitesi yaş ilerledikçe azalmaktadır. Yaş ile birlikte yumurta sayısı ve kalitesi düşmektedir. Bu da kadının hormon seviyesini etkileyerek düzensiz ovülasyona (yumurtlamaya) neden olur. 35 yaşın altında her ay gebe kalma şansı %20 civarındadır. 40 yaş civarında ise bu oran %5'lere geriler ve düşük riski oranları da hızla artar. Ayrıca kadının yaşı 40 civarındayken kalan yumurtalarının yaklaşık yarısı kromozomal olarak anormal olacaktır.

Yanlış: Adetlerim düzenli, çabuk gebe kalabilirim.
Doğru: Düzenli adet gören kadınlarda da infertilite (kısırlık) problemi ile karşılaşabilmektedirler. Düzenli adet ovülasyon yani yumurtlamanın olduğunu belirten bir göstergedir ancak gebelik oluşmasında etkili olan başka birçok faktör de bulunmaktadır. Günümüzde her 10 çiftten birinde infertilite problemi gözlenmektedir.

Yanlış: Fazla kilo gebe kalmayı etkilemez
Doğru: Bir kadının kilosu fertiliteyi (üreme potansiyelini) direkt etkileyebilen faktörlerden biridir. Kadınlarda vücuttaki yağ miktarının östrojen üretimi ve dağılımının etkilendiği bilinmektedir. Aşırı kilolu ya da aşırı zayıf olan kadınlar yumurtlamada oluşabilecek sorunlara bağlı olarak gebe kalmada sorun  yaşayabilmektedir. Vücut kitle endeksleri 30'un üzerinde ya da 20'nin altında olan kadınların gebe kalma olasılıkları azalmaktadır.

Yanlış: Eğer kadın doğum uzmanım beni düzenli olarak muayene eder ve her şeyin yolunda olduğunu söylerse, gebe kalmakta problem yaşamam
Doğru: Sağlığınız için kadın doğum muayenelerinizin çok önemli olmasına rağmen rutin muayeneler fertilite (üreme potansiyeli) araştırması için çok az bilgi vermektedir. Rutin kontrollerde , vajina, uterus (rahim) hacmi, yumurtalık hacmi kontrol edilmekte ayrıca Pap smear ile serviks kanseri taraması yapılmaktadır. İnfertilite(kısırlık) değerlendirmesinde ise yumurtalık rezervi, yumurta kalitesi, tüplerin açık olup olmadığı, rahim anormalliklerinin ve erkek nedenli araştırmanın yapılması söz konusudur. Kadın doğum uzmanınız konu hakkında yeterince tecrübe sahibi değilse sizi genellikle üreme üzerine uzmanlaşmış kişilere yönlendireceklerdir.

Yanlış: Bir çocuğumuz var, tekrar çocuk sahibi olmam kolay
Doğru: Bir grup hasta için bu durum doğru olmakla birlikte her zaman bu kural geçerli olmayacaktır. Birçok çift ikinci çocuğunu isterken zorluklarla karşılaşabilmektedir. Özellikle kadının yaşı ilk çocuktan sonra çok ilerlemişse bu durum daha sık gözlenebilmektedir.

Yanlış: Sigara içmek üreme potansiyelimi engellemez
Doğru: Tüm bilimsel yayınlar sigaranın erkek ve kadın fertilitesi (üreme potansiyeli) üzerinde negatif etkisi olduğunu göstermektedir. Kadınlar için sigara içmek yumurtalıklar üzerine olumsuz etkilidir. Sigara, yumurta kaybını artırıp kalitesini düşürmektedir. Bir çok bilimsel çalışmada sigara içenlerin içmeyenler göre daha önce menopoza girdiği belirtilmiştir. Bu nedenle gebe kalmak isteyen kadınlar eğer sigara içiyorlarsa hemen bırakmalarını şiddetle tavsiye ediyoruz.

Yanlış: İnfertilite uzmanına giden her hasta direk tüp bebek tedavisine alınır
Doğru: Birçok fertilite kliniğinin hastaları çok hızlı tüp bebek tedavisine aldıkları doğrudur. Tüp bebek tedavisi bebek isteyen çiftler için tek alternatif olmayıp, son çare de değildir. Tedaviye başlamadan önce altta yatan nedene yönelik tanısal testlerin yapılıp, ona göre tedavinin planlanması gerekmektedir. Tanısal testler ve incelemeler yapıldıktan sonra çifte özgü tedavi planlanmalıdır. Bu şekilde hastaların birçoğu ilaçlarla yumurtalıkların uyarılması ya da aşılama işlemi gibi daha az maliyetli ve daha az invazif yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

Yanlış: Tüp bebek en son tedavi alternatifidir
Doğru: Kadında her iki tüpün tıkalı olduğu ya da ileri yaşta ve şiddetli erkek faktör infertilitesinde (kısırlığında) tüp bebek tedavisi seçilecek ilk tedavi alternatifidir.

Yanlış: Tedavilerde kullanılan yumurtalıkları uyarıcı ilaçlar kalan yumurtalarımı bitirir
Doğru: Bir kadının henüz anne karnındayken tüm yaşamı boyunca kullanabileceği yumurtaları bellidir. Bu sayının yaklaşık 7-8milyon arasında olduğu bilinmektedir. Doğduğu anda bu sayı yaklaşık 3-4 milyona, ergenlikte ise 500.000-700.000 seviyelerine inmektedir. Her ay bir grup olgun olmayan yumurta, yumurtalıklarda o ay kullanılmak ya da kaybedilmek üzere seçilir. Erken yirmili yaşlarda her ay bir kadın 15-30 yumurta kaybetmektedir. Her ay bu yumurtalardan biri dominant (baskın) olarak seçilmekte ve bu yumurta olgunlaşarak atılmakta yani yumurtlama (ovülasyon) olmaktadır. Kalan yumurta hücreleri ise bozulup atılmaktadırlar. Kadın yaşlandıkça her ay daha az yumurta mümkün olabilmekte ve siklus süreleri kısalmaya başlamaktadır. Böylece daha hızlı yumurta kaybı olmaktadır. Fertilite tedavilerinde amaç, olgun yumurta sayısını arttırmaktır, azaltmak değildir. Bununla birlikte fertilite ilaçları, vücudun kendi yumurta kapasitesini değiştirememektedir.

Yanlış: Tüp bebek sadece genç hasta grubuna uygulanmaktadır.
Doğru: Tüp bebek tedavisi kadında yumurta erkekte sperm olduğu sürece her yaş grubunda uygulanabilen bir tedavidir.

Yanlış: Tüp bebek tedavisi hastanede yatmayı gerektirir.
Doğru: Tüp bebek tedavisinin tamamı ayaktan olup sadece yumurta toplamanın yapıldığı gün ve transfer günü hastanede kısa süreli ( 1-2 saat) yatış olur.

Yanlış: Tüm tüp bebek merkezleri aynıdır, o halde evime en yakın olanı tercih edebilirim.
Doğru: Tüm tüp bebek merkezleri aynı değildir. Başarı oranları tüm merkezler arasında farklılık gösterebilmektedir. Doktorların ve tüm ekibin deneyimli ve işinin ehli olmasının yanı sıra tüp bebek merkezindeki laboratuvarlar tam donanımlı ve ileri teknolojiye sahip olmalıdır. Hastalar kliniklerini seçmeden önce mutlaka araştırmalı, başvurdukları doktorun ve ekip elemanlarının her zaman ulaşılabilir olup olmadığını değerlendirmelidir.

Yanlış: Tüp bebek uygulaması her zaman başarı ile sonuçlanır.
Doğru: Tüp bebekte merkezin deneyimi, kadının yaşı, infertilite (kısırlık) nedeni, biyolojik ve hormonal bir çok faktör başarıyı etkilemektedir. Tüp bebek uygulamalarında % 40 vakada gebelik elde edilebilmektedir. Canlı çocuk sahibi olma oranları ise % 30 civarındadır.

Yanlış: Tüp bebek tedavileri her zaman ikiz yada üçüz gebelikle sonlanmaktadır.
Doğru: Çoğul gebelik olma olasılığı transfer edilecek embriyo sayısındaki kısıtlama ile azalmaktadır. Özellikle genç ve daha önce denemesi olmayan kadınlarda tek embriyo transferi ile çoğul gebelik riski ortadan kalkmaktadır.

Yanlış: Tüp bebek ile oluşan gebeliklerde doğumsal anomali sıklığı artmaktadır.
Doğru: Tüp bebek gebeliklerinde doğumsal anomali (konjenital malformasyon) görülme sıklığı artmamaktadır.

Yanlış: Tüp bebek tedavisinde transfer sonrası mutlaka yatak istirahati gerekir.
Doğru: Transfer sonrası hayatınıza normal şekilde devam edebilirsiniz. Yapılan çalışmalar transfer sonrası yatağa bağlı kalarak güncel aktivitelerden kaçınmanın gebelik oranını arttırmayıp aksine azalttığını göstermiştir. Biz hastalarımıza transfer günü dinlenmelerini daha sonraki günlerde ise normal günlük aktivitelerine geri dönmelerini öneriyoruz.

Yanlış: Tüp bebek tehlikeli bir tedavidir.
Doğru: Tüp bebek sanılanın aksine güvenilir bir tedavi yöntemi olup yakın takip ile olası komplikasyonları (yumurtalıkların aşırı uyarılma sendromu gibi) da minimuma indirmek mümkündür.
  • Tedavi iptali

IVF siklusları, az ya da fazla sayıda folikül gelişmesi gibi, birçok farklı nedenden dolayı iptal edilebilmektedir. Yumurtalıkları uyarıcı ilaçlara verilen cevabın az olması nedeniyle siklus iptal etme oranları, yaşla birlikte (özellikle 35 yaşın üzerinde) artmaktadır. Yetersiz yumurtalık cevabı nedeniyle iptal edilen siklus, daha sonraki denemeler için alternatif tedavi stratejileri denenmesini ve daha iyi cevap alınmasını sağlayabilir. Bazen de fazla sayıda folikül gelişmesi sonucu ciddi ‘Ovaryan Hiperstimülasyon Sendromu (OHSS) riski nedeniyle de siklus iptal edilebilir.

Bu durumun büyük bir hayal kırıklığı yaratacağının farkındayız, ancak, bazen komplikasyon olasılığına engel olmak ve daha ileri dönemlerde başarı şansını arttırmak amacıyla ilaçların kesilmesinin gerekli olduğunu anlamalısınız. Siklusun iptal edilmesini gerektiren durumlarda, size enjeksiyonları kesmeniz söylenecektir. Bu durumda, hCG enjeksiyonu yapılmayacak ve yumurta toplama işlemi uygulanmayacaktır.

Siklus iptali, bir daha tedavi şansınız olmadığı anlamına gelmez. Bir sonraki denemenizde önceki tedavi süreciniz göz önünde bulundurularak tedavi planınız yeniden yapılacak ve daha uygun bir tedavi ile gebelik şansınız artacaktır.

  • Sperm Bulunamaması

Mastürbasyon ile elde edilen semen örneğinde sperm olmaması durumunda testislerden cerrahi yolla sperm elde etme yöntemlerine başvurulmaktadır. Testislerden sperm elde etmek için kullanılan yöntemlerden enjektör kullanılarak aspirasyon (çekilme)yoluyla sperm aranması işlemine; TESA (testiküler sperm aspirasyonu), testislerin cerrahi olarak açılıp sperm aranması işlemine ise; TESE (testiküler sperm ekstraksiyonu) adı verilir.

Merkezimizde başarı ile uyguladığımız yöntemlerden biri de; mikroTESE'dir. Özel bir mikroskop kullanılarak yapılan microTESE işlemi sperm bulma olasılığı yüksek olan bölgelerden doku alınmasını sağlamaktadır. Bu teknik kullanıldığında sperm bulma olasılığı normal TESE yöntemine göre daha yüksektir.

Tüm bu yöntemlere rağmen bazı durumlarda cerrahi olarak da sperm bulunması mümkün olamayabilmektedir. Bu tip vakalarda 6 ay sonra tekrar cerrahi yolla sperm aranması önerilmektedir.

  • Yumurta Elde Edilememesi

Başarısız tüp bebek denemeleri sonrası; hep iyi kalite embryo transferine rağmen gebelik elde edilemeyen grupla, hep kötü embryo transferi sonrası gebelik elde edilemeyen grup arasındaki yaklaşım farklı olmalıdır.

Hep kötü kalite embryo gelişiminin görüldüğü hasta grubunda sorun, çoğunlukla oosit-yumurta kaynaklıdır. Nadiren sperm özelliklerindeki olumsuzluklar bu konuda neden olarak karşımıza çıkar.

  • Rahmin Gebeliğe Uygun Olmaması

İyi kalite embriyo transferine rağmen gebelik elde edilemeyen grupta; öncelikle rahim içi boşluğunun incelenmesi gerekir. Bu inceleme; HSG (rahim filmi), SİS (Salin İnfüzyon Sonografisi-Rahim içinin sıvı ile doldurulup vajinal ultrasonografi ile bakılması) ile yapılabilirse de, ideali histeroskopi ile yapılmalıdır. Rahim içi boşluğunun sıvı ile doldurulup ışıklı bir optik cihazla görüntülediğimiz histeroskopi işleminde; daha önce gözden kaçan, yapışıklık, myom veya polip gibi oluşumların saptanması olasılığı yüksektir. Bu olumsuzlukların tedavisi gebelik başarısını yükseltecektir.

Obezite kişinin yaşam konforunu bozarak bazı hastalık ve olumsuz sağlık durumlarının oluşmasına yol açar. Bu olumsuz durumlardan biri gebe kalmayı zorlaştırmasıdır.

Obezite kelime anlamıyla vücut kitle indeksinin (BMI) 30 kg/m2 ve üzerinde olmasıdır. Normal olarak vücut kitle indeksinin 25 kg/m2’nin altında olması gerekir. Eğer bu değerler 25 ile 29,9 arasında olursa bu şahıslara aşırı kilolu denmektedir.

Yapılan çalışmalar göstermiştir ki; üreme potansiyelinin maksimum oranda negatif etkilendiği BMI değeri, 32 ve üzeridir.

Fazla kilolu ve obez kadınlarda adet düzensizliği ve ovulasyon (yumurtlama) bozukluğu olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Ayrıca polikistik over sendromu olan kilolu kadınların gebe kalmakta sorun yaşadıkları, fazla kilolarını verince önemli bir kısmının spontan gebe kaldığı bilinmektedir.

20 haftanın altındaki 500 gramdan düşük ağırlıkta olan fetüslerin, 3 ya da daha fazla sayıda ve birbirini takip eden şekildeki kayıplarına; tekrarlayan gebelik kaybı (TGK) denilmektedir.

Düşük terimi yerine, gebelik kaybı teriminin kullanılması bu hasta grubunu kendi isteği ile tekrarlayan hamileliği sonlandırmayı seçen hastalardan ayrılmasına yardımcı olmaktadır.


Gebelik Kaybının Görülme Sıklığı Nedir?

İn vitro fertilizasyon (IVF)alanında yapılan bilimsel çalışmalar; normal oositlerin( yumurta hücrelerinin) % 10-15'nin fertilize (döllenme) olamadığını, %10-15'inin fertilize olduğunu fakat bölünme ya da implantasyonun (rahme tutunma) gerçekleşmediğini göstermiştir.

Klinik olarak tanı konabilen hamileliklerin (ultrasonda gözlenen gebelikler) %15-20'si ise 20 haftadan önce spontan abortus (kendiliğinden düşük) ile sonuçlanabilmektedir. Bir kez spontan düşük yapma riski % 15-40, iki ardışık düşük riski, % 2-3 ; üç ardışık kayıp riski ise % 1'den azdır.


Tekrarlayan Gebelik Kaybının Nedenleri Nelerdir?

Tekrarlayan gebelik kaybına neden olan tek bir etken olabileceği gibi, aynı anda birden fazla faktör de bu duruma etki edebilmektedir. Tekrarlayan gebelik kayıplarının %16-32'sinde ise hiç bir neden tespit edilememektedir.

  • Genetik nedenler: Kromozom bozuklukları, erken dönem gebelik kayıplarının en sık rastlanan nedenidir.Tekrarlayan gebelik kaybı hikayesi olan tüm çiftlerde mutlaka genetik inceleme yapılmalıdır. İlk trimesterdeki (hamileliğin 1.-13. haftası) spontan düşüklerde anormal kromozom (abnormal karyotip) görülme oranı %50-60'dır. İkinci trimester (hamileliğin 14.-26. haftası) kayıplarında anormal kromozom (abnormal karyotip) görülme oranı %5-10 'a düşmektedir.Bir genelleme yapılırsa gebelik kaybı ne kadar erken gözlenirse kromozomal anormalliklerin görülme sıklığı da o kadar artmaktadır.

Sık Karşılaşılan genetik bozukluklar:Translokasyonlar; genetik nedenlere bağlı tekrarlayan gebelik kayıplarının büyük çoğunluğunu oluştururlar." Resiprokal translokasyon" taşıyıcısı olan kişilerin düşük yapma riski %50'lere varabilmektedir. Bu risk "robertsonian translokasyon"taşıyısı olanlarda ise; % 25'dir. Mosaisizm aynı bireyde iki veya daha fazla hücre serisinin birlikte bulunması olarak tanımlanan genetik bozukluktur. Periferik kan testi ile tespit edilebilmektedir. En sık görülen cinsiyet kromozomal mosaisizm tipi 45,X / 46,XX'dir. İki ve üzerinde düşük yapan kişilerde gözlenen genetik bozuklukların neredeyse yarında mosaisizme rastlanmaktadır.
İmmunolojik faktörler
  • Supressor hücre ve supressor faktör eksikliği: Normal hamilelik desiduası (döl yatağı mukozası) supressor (baskılayıcı) hücreler ve supressor faktörler içermektedir. Bu baskılayıcı hücreler ve faktörler anne vücudunun bebeğe karşı bir tepki oluşturmasını önlemektedir. Hamilelik kaybını açıklamak için ortaya atılan varsayımlardan biri; annenin döl yatağı mukozasında bulunan baskılayıcı hücre (supressor hücre) eksikliği görüşüdür. Makrofaj denilen hücreler vücudumuzu yabancı maddelere karşı korumayı sağlamaktadır. Hamilelik döneminde ise bebek zarar görmesin diye döl yatağı mukozasında makrofajların aktivasyonu baskılanır.Spontan düşük yaşayan kadınların desiduası incelendiğinde makrofaj hücrelerin aktivitesinin arttığı gözlenmiştir.


MHC antijen artması (indüksiyonu):MHC (majör histokompatibilite kompleksi);temel doku uygunluğu bileşenidir. MHC moleküllerinin bağışıklık sistemi için önemli görevleri vardır. MHC bağışıklık hücrelerinin (T lenfositleri gibi) hangi hücrelere karşı savaş açıp açmayacağını belirler. Embriyoda anormal MHC üretimi söz konusu olursa, anne rahminde yer alan savunma hücreleri harekete geçebilir. Bu da düşük gözlenmesine neden olabilmektedir.
Bloke edici faktör eksikliği:Sağlıklı bir hamilelikte; annenin fetusa karşı oluşturduğu bağışıklık cevabının (immün cevabın) bloke edilmesi gerekir. Bütün başarılı hamileliklerde bloke edici antikorlar oluşur ve bunlar fetusu anne vücudundaki savunma hücrelerine karşı korur. Eğer bloke edici antikorlar yok ya da eksikse düşük gözlenir.

Antifosfolipid Antikorlar:Otoimmün hastalığı olan kadınlarda spontan düşük görülme oranının arttığı bilinmektedir. Otoimmün bozukluklar, vücudun kendi kendine açtığı savaş olarak tanımlanabilir. Antifosfolipid antikor sendromu da tekrarlayan gebelik kayıplarına yol açabilen otoimmün hastalıklardan biridir. Antifosfolipid antikor sendromunda vücut yanlışlıkla fosfolipidlere saldıran antikorlar üretir. (Fosfolipidler kan hücreleri ve kan damarlarını döşeyen hücreler dahil olmak üzere tüm canlı hücrelerde bulunur). Bu durumda vücudun atardamar ve toplardamarlarında istenmeyen kan pıhtılarının oluşmasına neden olabilmektedir.

Trombofilik Eksiklikler ve Gebelik Kaybı:Çok sayıda tekrarlayan gebelik kayıplarında; kusurlu plasenta ve plasenta damarlarında pıhtılaşma bozukluklarının varlığından söz etmek mümkündür. Pıhtılaşma sisteminin embriyonun rahme tutunmasında önemli rolü vardır. Tekrarlayan gebelik kayıplarında gözlenen fibrinolizisdeki (pıhtının çözünmesindeki) eksiklikler koryonik villuslarda (gelişmekte olan plasentanın bir kısmı) pıhtının fazla miktarda birikmesine yol açar. Pıhtılaşma bozuklukları (trombofilik eksiklikleri)olan kadınlara tanı konulması tekrarlayan gebelik kaybı durumunda yeni tedavi seçeneklerini ortaya koymakta ve gelecek araştırmalar için yol göstermektedir.

Anatomik nedenler:Anatomik anormallikler tekrarlayan gebelik kayıplarının ilk tanımlanan nedenlerinden olup tekrarlayan gebelik kayıplarının % 15'inden sorumludur. Doğumsal rahim (konjenital uterus ) anomallikleri , servikal yetmezlik, uterus (rahim) myomları, Asherman sendromu tekrarlayan gebelik kayıplarının anatomik nedenlerindendir.

Doğumsal(doğuştan var olan) rahim anormallikleri (Konjenital uterus anomalileri/Müllerian anomaliler):Bir çok rahim anormalliği olan hastada hiç bir belirti gözlenememektedir. Bu nedenle doğumsal rahim anormalliği olan bir çok hastaya tanı konmamıştır.Normal fetüsün ikinci trimester (gebeliğin 14.-26. haftası) dönemde kaybedilmesi, prematür doğum ve anormal fetal presentasyonlar (bebeğin rahim içindeki konumu), doğumsal rahim anormalliği olan kadınlarda sıklıkla gözlenebilmektedir. Bununla birlikte doğumsal rahim anormalliğine sahip kadınlarda sezaryen doğum ve doğum sonrası komplikasyonlar (plasenta retansiyonu ,subinvolusyon , hemoraji gibi) daha sık gözlenmektedir. Kadınlar arasında doğumsal rahim anormalliklerinin görülme oranı; % 1 ile % 2 civarındadır. Tekrarlayan gebelik kayıpları yaşayan kadınlarda ise doğumsal rahim anormallikleri görülme oranı ise; %10-20'dur. Bu nedenle tekrarlayan gebelik kaybı yaşayan kadınlarda mutlaka rahim içi boşluğun (uterin kavite) değerlendirilmesi gerekir. Doğumsal rahim anormallikleri başarı ile tedavi edilebilmektedir. (Histeroskopi ile hem yapısal rahim anomalilerine tanı konabilmekte hem de cerrahi düzeltme yapılabilmektedir.)

Servikal Yetmezlik(Rahim ağzı yetmezliği):Serviks rahim ağzı, servikal ise rahim ağzı ile alakalı anlamına gelir. Rahim ağzının normalden daha geniş bir açıklıkta olmasına ise"rahim ağzı yetmezliği" veya "servikal yetmezlik" denir. Rahim ağzı yetmezliği; servikal travma (servikal amputasyonlar, kon biyopsi, tanı amaçlı kürtaj, teröpatik abartus, operatif doğuma bağlı obstetrik laserasyonlar), doğumsal/doğuştan var olan bozukluklar, çoğul gebelikler (rahimde birden fazla bebek olması) nedeniyle ortaya çıkabilmektedir.Rahim ağzı yetmezliği tanısı genellikle; kanama ve sancı olmaksızın ikinci trimesterde (gebeliğin 14-26. haftası) düşük yaşanması ile konulmaktadır. Bazı hastalarda sık idrara çıkma, alt karında basınç hissi, ıkınma hissi, kanla karışık veya sulu akıntı belirtileri gözlenebilmektedirRahim ağzı yetmezliğinde; çeşitli tedavi yöntemleri olmasına rağmen en yaygın ve etkili olanı cerrahi serklaj denilen rahim ağzına atılan dikiş yöntemidir.

Uterus (rahim) miyomları:Uterus (rahim) miyomları; iyi huylu (kanser olmayan) tümörlerdir.Bu iyi huylu tümörler; 30 yaşın üzerindeki kadınların %20'sinde gözlenmektedir. Miyomlar hormonlara karşı hassastır. Kadınlarda estrojen miyom gelişimini teşvik etmektedir. Menapoz ya da GnRH analogları ile tedavi estrojen hormonunun azalmasına neden olur ve bu da miyomların küçülmesini sağlar.Miyomun büyüklüğüne ve yeri nedeniyle gebelik kayıpları yaşanabilmektedir. Miyomlar rahme tutunmaya çalışan embriyonun ya da gelişmekte olan fetüsün beslenmesini engelleyebilir. Miyoma bağlı rahmin uyarılması embriyonun tutunmasına zarar verebilir ya da erken düşükler veya prematür doğumlara neden olabilir. Tekrarlayan spontan düşüklerde en önemli faktör miyomun yerleşimidir. Miyomların tanı ve tedavisinde kullanılan yöntemler: Rahim filmi (histerosalphingografi) miyomların yerleşimi, büyüklüğü ve sayısı hakkında oldukça bilgi verir. Histeroskopi ise tümörün karakteristiğinin doğrudan doğruya göz ile görülmesine olanak sağlamaktadır. Ultrasonografi de tanı koymak ya da tanıyı kesinleştirmek için yaygın olarak kullanılan bir diğer yöntemdir. Tekrarlayan düşükleri olan asemptomatik (belirti göstermeyen) hastalarda diğer bütün faktörler elendikten sonra cerrahi tedavi düşünülebilmektedir.

Asherman Sendromu:Ashermann sendromu (rahim içi yapışıklıklar); rahim boşluğunun bir bölümünde veya tamamında meydana gelen, rahim içi boşluğun (uterin kavite) kapanmasına ya da tıkanmasına neden olan yapışıklıklardır.Asherman sendromu en sık doğum sonrası ya da düşük sonrası kürtaj yapılmış kadınlarda gözlenmektedir.Kürtaj sayısı arttıkça Asherman senderomu riski de artmaktadır. Asherman sendromunun diğer sebepleri arasında; travma, bazı cerrahi müdahaleler (myomektomi, D&C, rahim içi araç yerleştirilmesi) veya bazı enfeksiyonlar (genital tüberküloz, endometrit) yer almaktadır. Asherman sendromlu kadınlarında gözlenen komplikasyonlar: %43'ünde infertilite (kısırlık), menstrual (adet siklusu) anormallikler, %14 vakada da erken tekrarlayan düşük olarak sayılabilir.Kürtaj hikayesi bulunan, bozulmuş adet düzeni olan, infertilite (kısırlık), hamilelik kaybı şikayetleri ile başvuran her hasta Asherman sendromu açısından da değerlendirilmelidir. Asherman sendromunun tanısında; rahim filmi (histerosalpingografi/HSG), histeroskopi kullanılmaktadır. Tedavisinde ise en sık tercih edilen yöntem yine histeroskopidir. Hangi yöntem seçilirse seçilsin tedavinin temel prensipleri; var olan yapışıklıkların ortadan kaldırılmasını, rahim içi tabakanın yeniden düzenlenmesinin sağlanmasnıı ve operasyon sonrası dönemde yara dokusu oluşumunun engellenmesini içerir.

Endokrin FaktörlerEndokrin faktörler; hormonal faktörle olarak tanımlanabilir. Hormonlardaki düzensizlikler tekrarlayan düşük vakalarının % 8-15'inden sorumludur. Endokrin faktöre bağlı tekrarlayan gebelik kayıplarında en sık karşılaşılan durum ise progesteron hormonu yetmezliğidir ( % 35).

Korpus Luteum Yetmezliği:Luteal faz defekti (LFD) tabiri sıklıkla korpus luteum yetmezliğininin klinik durumunu tarif etmek için kullanılır. Luteal faz defekti korpus luteum tarafından progesteronun eksik salınımına bağlı progesteron eksikliğini ifade eder. Normal fertil (doğurgan)kadınlarda LFD görülme oranı % 6.6 olarak rapor edilmiştir. Tekrarlayan gebelik kayıpları olan hastalarda ise LFD görülme sıklığı %23 ile %60 arasında rapor edilmiştir.Korpus luteum tarafından progesteron üretimi hamileliğin 7'nci haftaya kadar sürdürülebilmesi için gereklidir. Luteal faz defekti tanısı için: Basal vücut sıcaklığı ölçümü, progesteron ölçümü, endometrial biyopsi kullanılmaktadır.

Diyabet ve tekrarlayan hamilelik kaybı:Annede gözlenen diyabet tekrarlayan gebelik kayıpları nedenleri arasına yer almaktadır.Bu nedenle düşük yaşayan kadınlarda glukoz toleransı testinin yapılması önerilmektedir. Yapılan bilimsel çalışmalar ve araştırmalar; diyabeti iyi veya orta derecede kontrol altında tutulabilen kadınların, diyabeti olmayanlara göre daha fazla spontan düşük riski taşımadıklarını ancak diyabeti kontrol altında olmayan kadınlarda spontan düşük oranının arttığını göstermektedir. Başka bir deyişle kontrol altına alınan diyabet düşük gözlenme riskini önleyebilmektedir.

Luteinize Edici Hormon (LH) Aşırı Salınımı ve Erken Gebelik Kaybı:Vücutta fazla oranda Luteinize edici Hormon (LH) salgılanması hem fertilite hem de gebelik sonucu üzerine olumsuz etkiye sahiptir. Özellikle folliküler fazda (adet siklusunun bir dönemi) kandaki LH seviyesinin yüksek olması infertilite(kısırlık) ve düşük riski ile doğrudan ilişkili bulunmaktadır. LH'un vücutta aşırı oranda bulunmasının neden infertilite(kısırlık) ve gebelik kaybına yol açtığı henüz tam olarak bilinmemektedir.

Diğer Nedenler

Enfeksiyoz nedenler: Enfeksiyonlar gebelik kaybına neden olan faktörler arasındadır. Erken dönemde gebelik kaybına neden olabilecek enfeksiyonlar arasında; Mycoplasma Hominis, Ureaplasma urealyticum, Neisseria Gonorrhoeae, Klamidya, Listeria monocytogenes, Herpes simplex, Treponema pallidum ve Sitomegalovirus enfeksiyonları yer almaktadır. Şimdiye kadar enfeksiyonlar ve tekrarlayan gebelik kaybı ile ilgili yapılmış bilimse çalışmalar olmadığı için enfeksiyona bağlı gelişen gebelik kaybı görülme oranı bilinmemektedir.

Çevresel Toksinler Gebelik kayıplarının sadece oldukça az bir kısmında çevresel toksinler ile karşılaşılma söz konusu olmasına karşın; toksik ajanlar hamilelik kayıplarının önemli nedenlerinden biridir. Çünkü bunlara maruz kalma çoğunlukla engellenebilir.Tek bir ajana maruz kalma tekrarlayıcı ve uzun süreli olmadıkça tekrarlayan hamilelik kaybına neden olmaz.

Herhangi bir çift spina bifida ile doğan bir çocuğa sahip olabilir.

Dünyada 10 milyon spina bifidalı vardır.

Yaklaşık her bin çocuktan birinin spina bifidalı doğduğu bilinmektedir.

Nedeni bilinmeyen spina bifida için en büyük risk faktörü hamileliğin ilk 3 haftasında görülen folik asit eksikliğidir.

2. Gebelikte spina bifida riskini azaltmak için, gebelik planladığı andan itibaren anneye folik asit takviyesi yapılması faydalı olur.

Evli çiftlerin istedikleri zaman istedikleri kadar cocuk sahibi olmaları, istemedikleri zaman da bu gebeliklerin önlenmesi, aile planlamasının tanımı ve amacıdır. Bunun için pek çok yöntem bulunmaktadır. Hangi yöntemin en uygun olacağı kişiden kişiye farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle gebelikten korunmak isteyen bireylerin hekime danışarak, kendileri için en uygun korunma yöntemini seçmeleri ve kullanacakları yöntem hakkında tam bilgi sahibi olmaları doğru olacaktır.

Pearl indeksi nedir?

Aile planlaması metodlarının etkinlikleri karşılaştırılırken "Pearl İndeksi" dediğimiz bir oran kullanılır. Pearl indeks, 100 kadın yılında izlenen başarısızlık oranıdır. Daha kolay bir ifade ile bir yıl içinde yöntemi kullanan 100 kadından kaç tanesinin gebe kaldığıdır.

Aile planlamasında doğal yöntemler...

Çiftlerin, doğurganlık bilinciyle gebeliği önlemeyi ya da oluşturmayı sağlayan bazı kuralları birlikte uygulaması olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü, doğal Aile planlamasını, menstrüel siklusun (adet siklusu) fertil ve infertil dönemlerinde, doğal belirti ve semptomları gözleyerek gebeliğin planlanması ya da gebeliğin önlenmesi yöntemleri olarak tanımlamıştır.

Bazal Vücut ısısı yöntemi:

Ovulasyondan (yumurtlamadan) sonra progesteron hormonunun etkisiyle vucut ısısı 0.2 – 0.5 °C artar. Her gün düzenli vücut ısısı kaydı yapılıp, üst üste 3 gün belli bir düzeyin üzerinde seyreden vücut ısısı saptandıktan sonraki günler güvenli dönem olarak kabul edilir.

Takvim yöntemi:

Düzenli adet gören kadınlarda, ovulasyonun, adeti takip eden 14 – 21. günler arasında olacağı varsayılıp ve bu günlerde ilişkiye girilmemesi esasına dayanır. Pearl indeks % 20'dir, bir diğer değişle başarı oranı %80'dir

Mukus yöntemi:

Ovulasyon döneminde servikal mukus, miktar olarak artar, ince, berrak, iki parmak arasına alındığında uzayan bir yapıya sahip olur. Bu yöntem, mukusun yapısının ve miktarının ovülasyon dönemini işaret ettiği günlerde cinsel ilişkiden kaçınılması esasına dayanır.

Geri çekme yöntemi:

Cinsel ilişkide, boşalma sırasında, erkeğin penisini kadının vajinasından dışarı çıkarıp, dışarıya boşalmasıdır. Bu yöntemin uygulanabilmesi zordur, bireylerin deneyimli ve bu konuda kesin kararlı, psikolojik olarak buna hazır olmaları gerekmektedir. Aksi takdirde başarı oranları düşmektedir. Gebeliği önleme başarısı % 81' dir.

Emzirme:

Doğumu takip eden ilk 6 ayda, anne, ek gıda vermediği bebeğini sık aralıklarla, günde 60 dakikadan az olmayacak sürede emziriyor ve adet görmüyorsa yumurtlamanın henüz başlamadığı kabul edilir. Ancak bu, adet görmeyen her kadının yumurtlamadığı anlamına gelmeyeceği için çok güvenilir bir yöntem değildir.

Aile planlamasında kullanılan barıyer yöntemleri nelerdir?

Spermin, kadının rahmine ulaşmasını mekanik olarak engelleyen yöntemlerin tümüdür.

Kondom (Prezervatif):

Cinsel ilişki sırasında, sertleşme olduktan sonra penise takılan kauçuk bir kılıftır. Boşalma sonrası içinde sperm bulunan meninin, kadının vajinasının içine girmesini engeller. Aile planlamasının yanında cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyuculuk sağlaması bu yöntemin en önemli avantajıdır. İlişki sırasında kondomun yırtılması, delik olduğunun farkedilmesi veya penisten çıkması ek bir yöntem kullanmayı gerektirir. Yöntemin başarı oranı tek başına kullanıldığında % 88' dir.

Diyafram:

İlişki öncesinde, kadının rahim ağzına yerleştirilen kauçuk, şapka benzeri bir araçtır. Rahim ağzına spermisid (sperm öldürücü madde) uygulanması, fiziksel olarak diyaframı aşabilen spermlerin canlı kalabilmelerini engeller. Bu yöntemin avantajı vucuda herhangi bir zararı olmadan uygulanabilmesi ve adet kanamaları devam eden kadınların diyafram ile cinsel ilişkiye girebilmesidir. Tek başına kullanımda başarı oranı % 82'dir.

Spermisidler:

İlişkiden önce vajina içine uygulanan krem, fitil veya köpük şeklinde olabilen, spermin canlı kalmasını engelleyen maddelerdir. Tek başına kullanıldıklarında etkinlikleri çok yüksek olmadığı için (%79) diğer bariyer yöntemlerle birlikte kullanılması etkinliğini artırır.

Aile planlamasında Hormonal Yöntemler nelerdir?

Vücuda dışardan küçük dozlu hormon vererek yumurtalık ve hipofiz bezinin çalışması önlenir. Yumurtlama, dolayısıyla gebelik olmaz.


Doğum kontrol hapları:
a.Kombine oral kontraseptifler:

Kadın bedeninde varolan kadınlık (östrojen) ve yumurtlama (progesteron) hormonlarının düşük dozlarda dışarıdan verilmesi sonucu, doğal dengenin baskılanması neticesinde gebelik oluşmaması esasına dayanır. Az miktarda da olsa kadınlık ve yumurtlama hormonu vücuda girdiği için de kadınlık özellikleri aksamadan devam eder. % 99 gibi yüksek koruyuculuk oranına sahip olan bu yöntemin etkin olabilmesi için ilaçların her gün düzenli olarak kullanılması gerekmektedir.

Doğum kontrol haplarının avantajları nelerdir?

Doğum kontrol haplarının en büyük avantajlarından biri adet kanamasının miktarını azaltmak suretiyle kansızlığı önlemeleridir. Bazı kadınlarda bu azalma öyle belirgindir ki adet kanaması sadece lekelenme şeklinde, kahve telvesi gibi olabilir, bu endişelenilecek bir durum değildir.

Doğum kontrol hapları adet ağrılarını azaltırlar, yumurtalık ve rahim içi kanseri olma ihtimalini azaltırlar.

Doğum kontrol hapları kullanırken görülen yan etkiler nelerdir?

İlk kullanıldıkları dönemlerde en sık görülen yan etki mide bulantısıdır. İlaçların uyku saatinden hemen önce alınması bu etkinin kadın tarafından daha kolay tolere edilebilmesini sağlar. İkinci en sık görülen yan etki ise hap kullanırken görülen ara kanamalardır. Ara kanamaların büyük çoğunluğu, ilacın içindeki kadınlık hormonu olan östrojenin olması gerekenden daha düşük dozlarda bulunduğu durumlarda görülür. Bu durumda yapılması gereken ilacın kesilmesi değil, aksine devam edilmesidir. Şikayetlerde azalma olmaması durumunda hekime danışılarak başka bir ilaca geçilmesi gündeme gelebilir. Bazı kadınlarda kilo alma şikayeti olabilir. Bu da, daha düşük dozlu hapların kullanımı ile önlenebilir. Haplar mümkün olduğunca her gün aynı saatte alınmalıdır. Hapın alınması bir gün unutulduğunda, hatırlanır hatırlanmaz unutulan hapın alınması gerekir. İki gün üstüste hap unutulduğunda yöntemin etkinliği azalacağından dolayı ek bir korunma yöntemi kullanmak gerekmektedir.

Doğum kontrol hapı nasıl kullanılır?

Hapları kullanmaya başlamadan önce gebelik testi ile gebelik durumu saptanmalıdır. Piyasada çeşitli ilaçlar bulunmaktadır. Bazılarının içinden 21 tane ilaç çıkar. İlk kutuya adetin ilk 5 günü içinde (tercihen ilk günü) başlamak gerekir. 21 gün ilaç kullanımından sonra 7 gün hiç ilaç alınmaz, bu süre zarfında adet kanaması gerçekleşir. 7 gün ilaçsız dönemi takiben yeni kutu başlanır. 28 hap olan ilaçlar ise ara vermeden kullanım içindir. Kutunun son ilaçlarında hormon bulunmaz, bu ilaçlar alınırken adet kanaması başlar.

Kimler doğum kontrol hapı kullanmamalıdır?

Meme kanseri, kan pıhtılaşması sorunu olanlar, kalp ve karaciğer hastaları doğum kontrol hapı kullanılmamalıdır. 6 aylıktan küçük bebek emzirenler, sigara içenler, şeker hastalığı olanlar, yüksek tansiyon, migren, depresyon tanısı alanlar ise kontrol altında kullanılmalıdır.

b.Minihaplar

İçeriğinde, kadınlık hormonu (östrojen) bulunmayan, sadece yumurtlama hormonu (progesteron) bulunan haplardır. Rahim ağzı sıvısının kalınlaşarak sperm geçişini önlemesi ve yumurtlamanın engellenmesi prensibi ile doğum kontrolü sağlarlar. Başarı oranı % 97' dir. Östrojen ihtiva edenlerin kullanılamadığı emzirme döneminde kullanılabilmesi bu yöntemin en belirgin avantajı olup, herhangi bir durumdan dolayı östrojen kullanamayan kadınlar tarafından kullanılabilir olması da önemlidir.

c.Ertesi gün hapları

Rutin kullanıma uygun olmayan bu yöntem ancak zorunlu hallerde kullanılmaktadır. İlacın, korunmasız cinsel ilişkiyi takip eden ilk 120 saat içinde alınması, döllenen bir yumurta varlığında dahi o yumurtanın rahim içine yerleşmesini engellemektedir. Ancak günlük pratikte ilk 24 saat geçtikten sonra alınan ertesi gün haplarının koruyuculuğunun azaldığı bilinmektedir. Kullanıldıkları ay adet düzensizliğine sebep olabilirler.

Doğum kontrol iğneleri, flasterler a.Aylık iğneler

Hem östrojen hem progesteron içeren bu ilaçlar düzenli olarak her ay yaptırıldıklarında yüksek koruyuculuk oranına sahiptir. Haplara göre en büyük avantajı ayda bir kez yapılması gerektiği için hasta uyumunun daha kolay olmasıdır. Haplarda yaşanan kullanım hataları, unutmalar bu iğneler kullanıldığında yaşanmamaktadır. Adetin ilk yedi günü (tercihen ilk günü) kullanılması önerilmektedir. Anne sütünü azalttığı ve kalitesini düşürdüğü için emziren kadınlarda kullanımı önerilmez.

b.Üç aylık iğneler

Kullanılan hormonal yöntemler içinde koruyuculuğu en yüksek olan yöntem olan 3 aylık iğnelerin içeriğinde sadece progesteron hormonu bulunmaktadır. Yumurtlamanın baskılanması ve rahim ağzı salgılarının koyulaşarak sperm geçişini engellemesi prensibi ile etki gösterir. Kas içi enjeksiyon şeklinde uygulanan bu ilaçların dezavantajı kullanım süresince, ara kanamaların, diğer yöntemlere nazaran daha sık görülmesidir.

c.Cilt altı implantlar

Progesteron içeren, 40 mm uzunluğunda, 2 mm kalınlığında, kibrit çöpü gibi bir kapsül implant şeklinde üst kol iç yüzünde cilt altına yerleştirilir. İşlemi takip eden ilk 24 saatte kandaki progesteron düzeyi gebeliği önleyecek düzeye ulaşır.

Cilt altı implantın koruyuculuğu ne kadar sürer?

Yaklaşık 5 yıl koruma sağlayan bu yöntemde kapsülün progesteron içeriği ile rahim içi tabakası incelir ve gebelik oluşumu önlenir.

En sık gözlenen yan etkiler nelerdir?

Bu yöntemin en sık karşılaşılan sorunu düzensiz kanamalardır. Bir süre sonra kanama miktarları gittikçe azalır ve hatta bir süre sonra hiç adet kanaması olmayabilir. Bazı kadınlar için kabul edilemez olan bu durum, yöntemi kullanmak isteyen kadınlara mutlaka hatırlatılmalıdır.

Kandaki yüksek progesteron hormon düzeylerine bağlı olarak baş ağrısı, bulantı, sivilcelenme artışı, memelerde hassasiyet ve ruhsal değişiklikler olabileceği akılda tutulmalıdır.

d.Doğum kontrol flasteri

Doğum kontrol haplarına benzer prensiple korunma sağlar. Bir kutuda 3 adet bant bulunmaktadır. Bu bantlar her biri birer hafta kalacak şekilde kol, bacak, kalça bölgelerinden birine yapıştırılır. Yapıştığı yerden kana salgıladığı hormonlar ile yumurtlama oluşması engellenir. Yan etkiler tüm hormonal yöntemlerde olduğu gibi; en sık kanama düzensizlikleri olarak ortaya çıkar. Flasterin yapıştığı yerde cilt hassasiyeti olabilmektedir, bu nedenle flasterlerin her birinin farklı yere yapıştırılması önerilir. Flaster yerinden çıktığında yeniden yapıştırılmaya çalışılmalı, yapışmıyorsa yeni bir flaster takılarak, çıkanın kalması gereken güne kadar tutulup, sonra yenisi ile değiştirilmesi gerekir. Flaster 24 saatten uzun süre cilde temas etmemişse yeni bir kutuya başlanmalı, bir hafta ek korunma yöntemi uygulanmalıdır.

e.Vajinal halka

Vajinal halka, 4 mm kalınlığında, 5.4 mm çapında bir halka olup, haplardaki gibi östrojen ve progesteron hormonu içeren bir korunma yöntemidir. Vajene yerleştirilen bu halka 3 hafta kullanıldıktan sonra çıkartılır ve halka kullanılmayan bu bir haftalık dönemde adet kanaması olur. Yerleştirilmesi son derece basit olan bu halkanın hormon içeriği düşüktür, etkinliği yüksektir ve ara kanama, haplara oranla daha seyrek görülür. Vajinal halka kullanan kadınlarda en sık görülen problem vajinal akıntı ve enfeksiyonda artıştır. Bu vajinal halkalar henüz ülkemizde bulunmamaktadır.

RAHİM İÇİ ARAÇLAR (SPİRAL)
Bakırlı Rahim içi araçlar:

Spiral, günümüzde Dünya Sağlık Örgütü tarafından en güvenli doğum kontrol yöntemi olarak nitelendirilmektedir.


Spiral nasıl koruyuculuk sağlar?

Kollarındaki ve gövdesindeki bakır sayesinde sperm hareketini engeller, spermin yumurtayı dölleme yeteneğini azaltır ve en önemlisi rahmin içinde yabancı cisim reaksiyonu oluşturarak gebeliğin rahim içi tabakasına tutunmasını engeller.

Spiralin koruyuculuğu ne kadar sürer?

Koruyuculuğu 10 yıla kadar devam edebilen bu yöntemde, kullanıcı hatalarına yer olmadığı için kullanımı güvenlidir. Spiralin alt tarafından çıkan ince bir ip, yerleştirme esnasında rahim ağzında kalacak uzunlukta kesildiği için cinsel ilişkide herhangi bir sorun çıkartmaz ve spiral çıkartılmak istendiğinde, bu ipten çekilerek kolayca çıkarılabilir.

Spiralin yan etkileri nelerdir?

Spiralin en sık görülen yan etkisi adet kanama miktarını artırması ve adet süresini uzatmasıdır. Bu etki, bakıra karşı gelişen yabancı cisim reaksiyonu ile tetiklenmekte olup kimlerde ortaya çıkabileceği önceden tespit edilememektedir. Spiralin bir diğer dezavantajı ise cinsel yolla bulaşan hastalıkları kolaylaştırmasıdır. Bu hastalıklar erken teşhis edilmediklerinde tüplerde yapışıklıklara ve ileride gebe kalmada sorunlar çıkmasına ve dış gebelik oluşmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle daha önce çocuk doğurmamış kadınlarda ilk tercih korunma yöntemi olarak önerilmezken, emziren kadınlar için ideal bir yöntemdir.

Hormonlu spiral

Kollarında, içerdiği toplam 52 mg progesteron hormon türevinin günde 20 mikrogramını salarak etkisini gösterir. Bu hormon düzeyi rahim içi tabakasını inceltmeye, yumurtlamayı engellemeye ve gebelik oluşumunu önlemeye yeterlidir.

Hormonlu spiralin koruyuculuğu ne kadar sürer?

Yaklaşık 5 yıllık koruyuculuğu olan bu yöntemde en sık sorun, takıldığı ilk aylarda görülen adet düzensizlikleridir. Zaman içerisinde adet kanama miktarları ve aralarda olan lekelenmeler azalır, hatta bazı kadınlarda hiç adet kanaması olmayabilir. Bu nedenle adet kanamaları çok miktarda olup uzun süren ve kansızlık şikayeti olan kadınlarda ilk seçenek olarak kullanılabilir. Bakırlı spirale göre biraz daha kalın bir yerleştirme aparatı olduğundan dolayı, tercihen kanama olduğu zamanda takılması daha az ağrı duyulmasını sağlayacaktır.

Cerrahi yöntemler:

Tüplerin bağlanması:

Kadınlarda, yumurtayı rahim içine taşıyan tüplerin bağlanması işlemidir. Geri dönüşümü olmadığı için, gelecekte çocuk isteği olmayan çiftler için uygun bir yöntemdir. Tüplerin bağlanması fiziksel, ruhsal veya cinsel bir değişikliğe neden olmaz. Koruyuculuğu % 100'e yakındır. Sezaryen doğumlarda, doğumla eş zamanlı yapılabilen bu işlem ayrı bir seansta, küçük bir kesi ile veya kapalı yöntemle de (laparoskopik) yapılabilir.

Tüpleri bağlı kadın yeniden gebe kalabilir mi?

Koruyuculuğu % 100'e yakındır. Yeniden gebe kalmak isteyen kadınlarda mikrocerrahi ile tüpler yeniden birbirine bağlanabilir ancak başarı şansı düşük olan bu gibi ameliyatların yerine tüp bebek tedavisi yaygın olarak kullanılmaktadır.

Vazektomi:

Erkekte sperm hücrelerinin testislerden depolandıkları bölgelere geçişinin cerrahi yöntemlerle kalıcı olarak bozulması işlemidir. Bu işlem sonrasında ejekülasyon esnasında boşalan sıvının dış görünüşünde hiçbir değişiklik olmaz, ancak sıvıda sperm hücreleri olmadığından gebelik oluşmaz. Koruyuculuğu % 100' e yakın olan bu yöntemde de kadınlarda olduğu gibi geri dönüş çok zordur ve çocuk isteği olduğu takdirde testislerden sperm toplanarak tüp bebek tedavisi yapılması gündeme gelmektedir. Bu yöntemin avantajı, lokal anestezi ile kısa sürede yapılabilir olması ve yüksek koruyuculuk oranıdır.

Menopoz nedir?

Yumurtalık fonksiyonlarının durması sonucu adet kanamalarının tamamen bitmesi şeklinde tanımlanabilir. Dışarıdan hiçbir müdahale olmaksızın 45 yaş ve üzerinde ortaya çıkan menopoz, ‘doğal menopoz' olarak adlandırılır. Doğal menopoz için ortalama yaş dünyada 51, ülkemizde 48 civarıdır. Sigara içenlerde, yumurtalıklar alınmasa bile rahmi alınanlarda, yüksek rakımda yaşayanlarda biraz daha erken görülebilir. 45 yaşın altında menopoz, erken menopozdur ve her 10 kadından birinde görülür. 40 yaşına ulaşmadan menopoza girilmesi durumuna ise ‘erken over yetmezliği' adı verilir. Adet görmekte olan bir kadın, yaşı ne olursa olsun ameliyatla yumurtalıkları çıkartılarak menopoza girmişse, cerrahi menopozdan bahsedilir. Menopoz bir hastalık değildir, kadınlar açısından kaçınılmaz bir durumdur. Beklenen yaşam süresinin uzaması ile de kadınların büyük kısmı hayatlarının en az üçte birlik kısmını menopoz sonrası dönemde sürdürmektedir.

Menopozal semptomlar nelerdir, hastalar en sık hangi şikâyetlerle gelirler?

Yumurtalık fonksiyonlarındaki yavaşlama sonucu östrojen başta olmak üzere hormon seviyelerinde değişiklikler oluşur. Bu değişiklikler menopozal semptomlara neden olur. Bazı hastalarda menopoza bağlı şikayetler, adetler henüz devam etmekteyken ortaya çıkabilir. Hormon seviyelerindeki değişikliğin ilk bulgusu adet aralarının kısalması veya uzamasıdır. Kanama miktar olarak artabilir ya da azalabilir. Sıcak basması ve gece terlemeleri, adet düzensizliği ile birlikte başlayabilirse de, çoğu hastada son adeti yani menopozu takiben olur.

Adetten kesilme ile birlikte kan östrojen seviyelerinde dramatik bir düşüş olur ve buna bağlı olarak da menopozun en sık rastlanılan iki semptomu; sıcak basması ve gece terlemeleri başlar. Şikâyetler hafif ya da yaşam kalitesini bozacak kadar şiddetli olabilirler. Özellikle gece terlemeleri uyku kalitesini bozabilir. Çok şanslı küçük bir grupta bu iki şikayet hiç olmayabilir. Diğer menopoz semptomları; uyku düzensizliği, eklem ağrıları, yorgunluk, sinirlilik, anksiyetede artış, duygu durum değişiklikleri, menopozdan bir süre geçtikten sonra östrojen seviyelerindeki düşüşe bağlı olarak vajinal kuruluk, cinsel ilişkide zorlanma, ilişkide ağrı, rahatsızlık hissi, mesanede rahatsızlık hissi ve sık idrara çıkmadır.

Menopozda tedavi seçenekleri nelerdir?

Menopozdaki şikayetlerin çok büyük kısmı östrojen seviyesin¬deki azalmaya bağlıdır. Bu nedenle eksik olan östrojeni yerine koymak ve östrojen seviyesini yükseltmek tedavideki en etkili yöntemdir. Rahmi alınmış hastada sadece östrojen, rahim duruyorsa dölyatağını korumak amacıyla östrojen ve progesteron verilir. Hormon tedavisi, menopoz şikayetlerine yönelik en etkili yöntemdir. Kemik yoğunluğunu iyileştirir, kemik erimesine bağlı kırık riskini azaltır. Kan kolesterol seviyesini düşürür, diyabet riskini azaltır.

Hangi hastalarda tedaviye başlamak gerekir?

Diğer açılardan sağlıklı, 60 yaşından genç, menopoza yeni girmiş ya da menopozun üzerinden 5 yıldan fazla zaman geçmemiş hastalarda menopoz şikayetlerinin tedavisinde hormon tedavisi en iyi seçenektir. Temelde 3 hasta grubuna tedavinin mutlaka başlanması gerekir: Hastanın şikayetleri yaşam kalitesini bozuyor, günlük aktivitelerini kısıtlıyorsa.. Şikayeti olmasa bile 45 yaşından önce menopoza girmişse... Menopoza bağlı ürogenitalatrofi olarak adlandırılan vajende incelme, buna bağlı kuruluk, idrarda yanma, sık idrar yolu enfeksiyonu varsa başlanması gerekir. Tedaviye mümkün olan en düşük dozla başlanır, şikayetler devam ederse doz artırılır.

Tedavinin sakıncaları nelerdir?

Meme ya da dölyatağı kanseri gibi hormon bağımlı kanseri olanlarda, 60 yaş üstündeki hastalarda, menopozun üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçmiş hastalarda hormon tedavisine kesinlikle başlanmaz.

 

Grup Florence Nightingale Hastaneleri I Kadıköy Life Dergisi

Temmuz & Ağustos 2016

Son on yıl içinde meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser hastalığı durumuna gelmiş¬tir. 70 yaşına kadar yaşayan kadın popülasyonu incelendiğinde insidansı yedi kadında bir olarak saptanmıştır.

MEME KANSERİ VE GENETİK RİSK

Bir kadının aile hikayesi incelendiğinde anne, teyze ve kız kardeşlerde hastalığın olup olmadığına bakılır. Fakat meme kanserlerinin sadece yüzde 12'si aile hikayesine bağlıdır. Yani meme kanseri vakalarının çoğunda aile hikayesi yoktur. Bu nedenle kadının “Ailemde yok" diyerek kendini güvende hissetmesi, en büyük yanılgıdır. Her kadının meme kanseri hakkında bilinçlendirilmesi, kadın sağlığı ve huzuru açısından çok önemlidir.

Kalıtsal meme kanseri birinci derece akrabaların en az ikisinde görüldüğünde, 50 yaş altında teşhis edildiğinde, iki memede aynı anda görüldüğünde, baba veya erkek kardeşlerde görüldüğünde araştırılmalıdır. Genetik tarama BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki mutasyona bakılarak yapılır. İdeali hastalığı geçiren kişiden bakılmasıdır.

Genetik mutasyonu olmayan bir kadının meme kanseri riski yüzde 12 iken, bu oran BRCA1 gen hasarı olanlarda yüzde 55-60, BRCA2 gen hasarı olanlarda yüzde 45 civarındadır.

MEME KANSERİ TEŞHİSİ VE TAKİBİ

Günümüzde meme kanseri, gelişen teknoloji ve medikal tecrübe ile çok erken safhalarda teşhis edilip, tamama yakın tedavi edilebilmektedir. Düzenli olarak mamografi ve USG tetkiklerini yaptıran kadınlarda meme kanseri artık 3-4 mm boyutlarında, lezyon tam olarak kansere dönüşmeden tespit edilebilmektedir. Bu kadar erken yakalanabilen bir lezyon, tetkikler yapılmadığı takdirde doğası gereği giderek büyüyerek, zamanla elle hissedilebilecek bir kitle haline gelir. Milimetrik boyutlardan elle hissedilecek hale gelmesi için geçen süre ortalama 5 senedir.

Erken teşhis için her kadının 40 yaşından itibaren her sene mamografi, meme USG tetkikleri ile birlikte meme cerrahı tarafından görülmesi ve kendi kendini muayene metotları hakkında bilgilendirilmesi gereklidir. 65 yaş sonrası takipler iki seneye çıkarılabilir. Son yıllarda 40 yaş altı meme kanserlerinde görülen artış nedeni ile aile hikayesine bakılmaksızın her kadına 35 yaşında bir kez mamografi önerilmektedir.

Mamografi tetkiki tümör büyüme hızının bilinmesi nedeni ile senede bir yapılmaktadır ve senelik mamografi radyasyonunun meme dokusu üzerinde kanserojen etkisi yoktur.

MEME KANSERİNİN BELİRTİRLERİ NELERDİR?

Memede ve koltuk altında ele gelen sertlik, meme başında sonradan oluşan içe çekilme, meme başında yara ve kanlı akıntı, meme derisinde kalınlaşma ve renk değişikliği. Günümüzde amaç; bu belirtilerin hiçbiri oluşmadan hastalığı teşhis edebilmektir.

MEME KANSERİNDE CERRAHİ TEDAVİ

Hastalığın safhası, hastanın yaşı, sağlık durumu, meme boyutunun tümöre olan oranı, lezyonun adedi ve meme başına olan yakınlığı gibi faktörler değerlendirilerek hastaya göre planlanır. Erken teşhis edildiğinde sadece kanser dokusunun meme kozmetiğini koruyarak, etrafından sağlıklı meme dokusu çıkarılmasının yeterli olduğu meme koruyucu cerrahi uygulanabilir. Bu durumda korunan meme dokusuna önlem amaçlı radyoterapi uygulanır.

Mastektomi, meme dokusunun tamamının alınması durumudur. Genellikle gecikmiş vakalarda, ileri yaşlarda ve radyoterapi uygulanamayacak hastalarda uygulanır.

Günümüzde belli kriterler sağlandığında mastektomi meme başı ve meme derisinin tamamı korunarak ve aynı anda meme rekonstrüksiyonu gerçekleştirilerek yapılabilmektedir. Protez duruma göre tek aşamada ya da doku genişletici sonrası iki aşamada uygulanabilir. Rekonstrüksiyon hastanın kendi dokusu kullanılarak flep şeklinde de yapılabilir. Meme başı alınmak zorunda olduğu durumlarda ise deri grefti ve tatuaj yolu ile tekrar oluşturulabilmektedir. Mastektomi sonrası aynı ameliyatta memenin oluşturulmasının hastanın psikolojisine ve iyileşme dönemine pozitif katkısı yadsınamaz.

Günümüzde koltuk altı sentinel lenf nodu biyopsi yöntemi ile inceleme amaçlı tek bir lenf nodu çıkarılarak, erken teşhislerde lenf nodlarının gereksiz yere alınması da önlenebilmektedir.

Kemoterapi ve hormonal tedavi uygulanması hasta bazında medikal onkoloji tarafından değerlendirilir. Erken teşhis edilen vakaların çoğunda kemoterapi tedavisine gerek duyulmamaktadır.

Sonuç olarak meme kanseri günümüzde çok sık görülmesi¬ne rağmen erken teşhis edildiğinde minimum cerrahi ile kemoterapiye gerek kalmadan, hayat kalitesini etkilemeden tedavi edilebilmektedir. Kendisine ve çevresindekilere değer veren her kadının bilinçlendirilmesi görevimizdir. Kadınlarının sağlıksız ve huzursuz olması o toplumun utancıdır.


Grup Florence Nightingale Hastaneleri I Kadıköy Life Dergisi

Kasım - Aralık 2016

Kanda gebelik testi pozitif saptandığında, aslında yaklaşık 2-3 hafta önce gebelik olusmus demektir. Dolayısyla gebelik testi pozitif saptanana kadar ki dönmede de gebelik dış etkenlere hassastır. Korunma bırakıldıktan sonra dikkat edilmesi gerekenler: 

  • Röntgen , tomografi, sintigrafi gibi radyolojik incelemelere girilmemesi,  eğer mutlak gerekli ise korunma olmadığının doktora bildirilmesi gerekir. 
  • Ultrasonografik incelemeler ve magnetik rezonans görüntüleme (MR) yapılmasının gebelik üzerine olumsuz etkileri yoktur.
  • Korunma bırakıldıktan sonra rastgele ilaç alınmamalı, gerekli ise doktor kontrolüne uygun ilaç seçilmelidir.
  • Kızamık, suçiçeği gibi döküntülü hastalık geçiren çocuklarla temastan kaçınılmalıdır.
  • Gebelik oluşumundan 3 ay öncesinde günlük 400 mikrogram folik asit başlanmalıdır. Gbebelik öncesi kullanılan folik asit ile Nöral tüp defekti- spina bifida (omurilik omurga anomalisi) ve bos gebelik gibi komplikasyonlu gebeliklerin görülme oranı azalmaktadır.
  • Gebelik öncesi rutin jinekolojik muayene olunmalı, pap smear ( servikal kanser tarama testi) yapılmalıdır.
  • Gebelik öncesinde kan sayımı, tiroid fonksiyon testleri, kan şekeri ve TORCH-S ( Toxoplasma, Rubella, Herpes virüs, Sitomegalovirus, Sifiliz) , Hepatit virusları ve HIV testleri yaptırılmalı,  test sonuçlarına göre gerekli tedaviler gebelik öncesi planlanmalı ve olası gebelikte riskler belirlenmelidir.
  • Alkol, sigara bırakılmalı, düzenli ilaç kullanımı gereken kronik hastalık varsa doktora bilidirlmelidir.

Gebelik 

Gebelik, ovulasyon (yumurtlama) döneminde sperm ve oositin bir araya gelmesi ile oluşur. Dolayısıyla sağlıklı bir sperm ve sağlıklı bir oosit olmalı ve uygun zamanda bir araya gelmelidir. Oosit ( yumurta) canlılık süresi 48 saat , sperm ömrü ise 72 saattir. Ortalama 28-30 gunde bir adet gören bir kadında yumurtlama dönemi adetin ilk gününden itibaren sayılırsa, 14- 15. gün olmaktadır. Sperm ve oosit yasam süreleri de göze alındığında;  adetin 11- 18. günleri arası gebelik için uygun zamandır ve bu 7 günlük dönemde  günaşırı cinsel aktivite gebelik sansının olduğu dönemdir. Ancak adet siklusu farklı olan kadınlarda yumurtlama süresi değişkenlik gösterebilir ki bu konuda gerekirse ovulasyon kitleri kullanılabilir.

Ne kadar sürede gebe kalabilirim ?

35 yaşının altında kadınlarda, 1 yıllık korunmasız cinsel aktiviteye rağmen gebelik olmaması durumunda mutlaka doktora başvurulması gerekir. 35 yaş üzerinde ise bu süre 6 aydır.

Gebelik belirtileri:

  • Adet gecikmesi
  • Göğüslerde gerginlik hassasiyet
  • Bulantı, kusma, kokulara hassasiyet, uyku hali
  • Duygu durum değişiklikleri
  • Adet öncesi döneme benzer kasık ağrısı,
  • Karın sişliği

Bu durumlarda gebelik testi yapılmalıdır. İdrarda yapılan gebelik testleri genelde doğru sonuç vermekle beraber kanda yapılan  Beta HCG ölçümü gebelik tanısı kesin olarak konulmasını sağlar.

Ne zaman ve ne sıklıkla doktora gidilmeli?

  • Gebelik şüphesi varsa hemen doktora başvurulmalı ve gebeliğin kesin tanısı konulmalıdır.
  • Gebeliğin 5. Haftasında ( 1 haftalık adet rötarı) ultrasonografi ile gebelik kesesi görülmesi dış gebeliğin ekarte edilmesi için son derece önemlidir.
  • Gebeliğin 6. Haftasında embriyo ve kalp atışları saptanmalıdır.
  • Sağlıklı bir gebelik saptandıktan sonra, 11-14. Haftalar arasında ikili tarama testi için
  • 16-20 haftalar arasında ( cinsiyet tayini bu dönemde yapılabilir)
  • 20-22. Haftalar arasında 2. düzey detaylı ultrasonografi
  • 24-28. Hafatalar arası muayene ve oral glukoz tolerans testi- OGTT ( şeker yükleme testi). OGTT  tüm dünyada evrensel olarak yapılmaktadır ve anne yada fetüs üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi yoktur.
  • 32- 36 haftalar arası 2 haftada bir  kontrol ve gerekirse NST
  • 36-40. Haftalar arası haftada bir kontrol gerekmektedir.

Gebeliğin evreleri:

Gebelik , dikkat edilmesi gerekenler, sorunlar ve riskler açısından 3 evrede değerlendirilir. Evreler ‘’Trimester’’ olarak adlandırılır.

1. Trimester; ilk 14 hafta

2. Trimester: 14-28 . haftalar arası

3. Trimester: 28. Hafta ile doğum arası dönem

1. Trimester:

İlk trimester gebelik tanısının konulması ve gebelikle ilgili sorunlar ve riskler açısından en önemli dönemdir.

  • Bu periyotta, hormonlar cok hızlı arttığından dolayı annede fiziksel ve emosyonel  belirtiler ortaya çıkabilir. Halsizlik, yorgunluk, genel uyku hali, duygu durum değişiklikleri olabilir.
  • Vücudda sıvı tutulumuna bağlı ödem, sıcak basmaları, çarpıntı, hava açlığı hissedilebilir.
  • Özellikle sabahları olmak üzere bulantı, kokulara hassasiyet, kusma özellikle 6-10. Haftalar arasında görülebilir. İlk 10 hafta hormonlar sürekli artar, daha sonra stabilize olduğundan dolayı genellikle 10. Haftadan sonrasında mide sorunları azalır. Mide barsak hareketlerinin yavaşlamasına bağlı olarak, karın şişliği ve gaz sorunları, sindirim problemleri olabilir.
  • Gögüsler hassasiyet, hatta göğüslerde süt gelmesi gözlenebilir ki bu dönemde yumuşak kumaşlı balensiz sütyenler tercih edilmelidir.
  • Gebeliğin basından itibaren uterusun ( rahim) büyümesi nedeniyle özellikle sağ tarafta belirgin olmak üzere adet öncesi döneme benzer kramp tarzı kasık ağrıları olması normaldir.
  • Uterus ve mesanenin anatomik olarak yakın komşuluğundan dolayı sık idrara çıkmalar olabilir.
  • Gebeliğin 5. Haftasında hafif lekelenme tarzı kanamalar olabilmekle beraber ilk trimesterde kanamalar hiçbir zaman normal kabul edilmemeli ve kanama durumunda doktorunuzla iletişime geçmeniz önemlidir. Vaginal kanamalr düşük tehdidi olarak değerlendirilmeli ve gebelik kontrol edildikten sonra gerekli tedaviler verilmelidir.
  • İlk trimester belirtileri genellikle 8-9. Gebelik haftalarında maksimum seviyeye ulaşır ve genelde 12. Haftada bu şikayetler kaybolur.

1. Trimesterde dikkat edilmesi gereken noktalar:

  • İlk trimester embriyogenez yani tüm organ taslaklarının oluştuğu dönemdir ve özellikle gebeliğin 11-52, günleri arası embriyo dışardan gelen zararlı etkilere  (teratojen) duyarlıdır.
  • Röntgen , tomografi, sintigrafi gibi radyolojik incelemelere girilmemesi,  eğer mutlak gerekli ise korunma olmadığının doktora bildirilmesi gerekir. Ultrasonografik incelemeler ve magnetik rezonans görüntüleme (MR) yapılmasının gebelik üzerine olumsuz etkileri yoktur.
  • Rastgele ilaç kullanımından sakınılmalı, ilaç kullanımı durumlarında doktorunuzla iletişim kurulmalı ve uygun ilaçlar seçilmelidir. İlk trimester boyunca günlük 400 mikrogram folik asir kullanımına devam edilmelidir.
  • Kızamık, suçiçeği gibi döküntülü hastalık geçiren çocuklarla temastan kaçınılmalıdır. Eğer gebelik öncesi bu enfeksiyonlarla ilgili testler yapılmamış ise TORCH-S tetstleri yapılmalıdır.
  • Alkol, sigara tüketiminden kaçınılmalıdır.
  • Saç boyama, kimyasallarla temastan ( çamaşır suyu, tuz ruhu gibi temizlik maddeleri)  kaçınılmalıdır. Saç boyama gebeliğin 12. Haftasından sonraya ertelenmelidir. Makyaj yapılması, nemlendirici kullanımı, oje, ruj, güneş koruyucu kremlerin  kullanımının sakıncası yoktur.
  • Hamam, sauna gibi sıcak ortamlardan gebelik boyunca kaçınılmalı, vücut ısısını yükseltecek ağır spor aktivitelerinden özellikle ilk trimesterde kaçınılmalıdır.
  • Çalışma, tatil, seyahat, uçak veya araba yolculuğu, yükseğe uzanmak, havuza yada denize girmenin sakıncası yoktur.
  • İlk trimesterde gebelikle ilgili ve genel sağlıkla ilgili, kan grubu tayini,  TORCH-S, hepatit virusları, tiroid fonksiyon testleri, Kan şekeri, demir ve vitamin eksiklikleri için gerekli testler gözden geçirilmeli ve sonuçlara göre uygun tedaviler planlanmalıdır.
  • İlk trimesterde mide ve barsaklar hassas olduğundan sık sık ve az miktrada beslenilmelidir. Tuzlu krakerler, peynir, beyaz leblebi, meyve, zencefilli gazoz ve sakızlar genelde bulantının bastırılmasında etkilidir. Ancak yoğun kusmalar varsa doktorunuzla iletişime geçerek gerekli medikasyonlar başlanmalıdır.
  • Vaginal kanama durumunda mutlaka doktorunuzla iletişime geçmeniz tavsiye edilir.

2. Trimester:

 Bu dönem gebeliğin ‘’altın periyodu’’ olarak adlandırılır. Bu dönemde gebeliğe ait sorunlar kaybolur ve gebelik öncesi kadar rahat hissedilir. 

  • 16-20. Haftalar arasında bebek hareketleri hissedilmeye baslar.
  • 14-16. Haftalar arasında fetal cinsiyet saptanabilir.
  • Beslenme disiplinine dikkat edilmelidir.
  • Demir takviyesi için uygun tedavi başlanmalıdır.
  • Sol yan pozisyonunda yatış tavsiye edilir.
  • Gebeliğin yaklaşık 20. Haftasında uterus göbek deliği seviyesine gelir ve karın büyümeye baslar, bu dönemden itibaren gebeliğe uygun bol kıyafetler tercih edilmeli, vücudun denge merkezi değiştiğinde topuklu ayakkabılar yerine düz tabanlı rahat ayakkabılar tercih edilmelidir.
  • Diş etleri gebelik hormonları etkisiyle büyür ve kolay kanar, bu sebeple yumuşak diş fırçaları tercih edilmelidir.
  • Saç boyanmasının veya kesiminin sakıncası yoktur.
  • Özellikle 20-28. Haftalar arası fetusa yoğun kalsiyum akümülasyonu nedeniyle bacaklarda ağrılı kramplar ve parmaklarda ağrılar olabilir. Kramplar esnasında masaj yapılması faydalıdır. Kalsiyumdan zengin süt ürünleri bolca tüketilmeli gerekli ise kalsiyum takviye edici ilaçlar başlanmalıdır.
  • Bu dönemde Spor mutlaka zaman ayırılmalı ve spor yapılması teşvik edilmelidir. Haftada en az 2 gun 1 saatlik tempolu yürüyüşler, yüzme, gebeliğe özel yoga ve pilates gibi spor aktiviteleri fiziksel performansın artması ve kilo kontrolü için son derece önemlidir.
  • Seyahat ve cinsel aktivitenin sakıncası yoktur.
  • Kilo kontrolü son derece önemlidir. Gebeliğin ilk 2 trimesterinde aylık ortalama 1-1,5 kg alımı önerilir, son trimesterde aylık ortalama 2 kg alınır. İdeal kilosunda bir kadının gebelik süresince ortalama 11-14 kg kilo alımı idealdir. Fazla veya az kilo alınması gebelik ve doğumla ilgili riskleri arttırabilir.  

3.Trimester

Gebeliğin 3. Trimesteri ‘’gümüş dönemdir’’. Artık fetusun kilo alımına bağlı olarak annenin fiziksel olarak sorunlar yaşayabileceği doğuma hazırlık evresi olup doğum ile son bulur.

  • 32-36. Haftalar arası 2 haftalık aralıklarla kontrole gidilmelidir.
  • Bebek hareketleri dikkatli takip edilmeli, azalma hissedilirse hemen hastaneye başvurulmalıdır. Normal fetal  hareket sayısı ortalama 8-10 olup özellikle dinlenme, yemek sonrasında hareketler artmaktadır.
  • 34-36. Haftalardan itibaren NST ( non stress test)  fetal iyilik halinin değerlendirilmesi için yapılmalıdır.
  • Bu dönemde Brakston- Hicks kontraksiyonları olarak tanımlanan yalancı doğum sancıları olabilir. Düzensiz aralıklarla gelen uterus kasılmaları olup önemi yoktur, ancak 10-15 dk aralıkla 2 saat suruyor ise mutlaka hastaneye başvurulması gerekir.
  • Bu dönemde ayaklarda bir miktar ödem olabilir, ancak eller ve yüzde ödem olursa doktora başvurulmalıdır. Ödemi azaltmak için sık hareket edilmeli, uzun süreli oturarak çalışılmamalı ve açık ayakkabılar tecih edilmelidir.
  • Kan basıncı ( tansiyon) en az haftada bir kez yapılmalı ve 140/90 mmhg ve üzeri değerlerde acilen doktorunuzla iletişime geçmeniz önemlidir.
  • Normal doğum süresi 37-40 haftalar olup, 37. Haftadan itibaren doğum çantası hazırda bulundurulmalıdır.
  • Beslenme aynı 2. Trimesterdeki gibi disiplinli olmalıdır ve spor aktivitelerine devam edilebilir.
  • 37. Haftadan sonra sümüksü kanlı bir akıntı olabilir ki ‘’ Nişan’’ olarak tanımlanan bu akıntı ilerleyen günlerde doğum eyleminin başlayacağının habercisidir.
  • Bebek hareketlerinde azalma, su gelmesi, vaginal kanama veya düzenli kasılmalar olursa hastaneye başvurulmalıdır.
  • Yeşil renkli vaginal akıntı, kaşıntı veya koku varsa, genitel bölgede siğil veya benzeri lezyonlar varsa  doktora belirtilmeli gerekirse enfeksiyon tedavisi yapılması vaginal doğum için önemlidir.

Gebelikte tarama testleri:

1. Trimester tarama testi- ikili test

  • 11-14. Haftalar arasında yapılır
  • Down sendromu ve kromozomal anomalilerin taraması için yapılır
  • Ultrasonografi ile fetusun ense saydamlığı ( nukkal translucency), CRL ( bas-popo mesafesi), nazal kemik ölçümü yapılır
  • Anne kanında PAPP- A ve Free Beta-HCG ölümü yapılır
  • Güvenirliği % 80 civarındadır

2. Trimester tarama testi- Dörtlü test

  • 16-20. Haftalar arasına yapılır
  • Down sendromu basta olmak uzere kromozomal anöploidiler için tarama testidir
  • Ultrasonografi ile fetal ölçümler yapılır
  • Anne kanında HCG, MSAFP, E3 ve inhibin hormonlarına bakılır
  • Güvenirliği % 60-70 civarındadır

Cell free fetal DNA- Non ınvaziv prenatal Test

  • Anne kanında fetal DNA bulunması ve çoğaltılması ile fetusda down sendromu basta olmak uzere birçok kromozomal anomaliyi tespit için yapılan testtir.
  • Fetus için hiçbir risk oluşturmaz
  • Down için % 99,9 gibi yüksek bir saptama hassasiyetine sahip olup diğer pek çok kromozomal bozukluk tespit edilebilir
  • Gebeliğin 10. Haftasından itibaren yapılabilir.

3. Düzey ultrasonografi:

  • 20-22. Haftalar arasında yapılır
  • Fetal anomali taraması ve kromozomal anomali için riskler değerlendirilir
  • Ultrasonografi ile yapılır gerekirse fetal ekokardiografi ile fetal kalp değerlendirilmesi yapılır.

Oral Glukoz Tolerans Testi:

  • 24-28. Haftalar arasında yapılır
  • Tüm gebelere yapılmalıdır
  • Gebeliğe bağlı diabet varlığı taranır
  • 50 ve 100 gram olmak üzere 2 basamaklı yada 75 gr tek basamaklı yapılabilir
  • Anne yada fetüs üzerine olumsuz herhangi bir riski yoktur. 

Doğum Şeklinin belirlenmesi ve Doğum: 

Doğum 37-42. Haftalar arasında beklenir, gebeliklerin % 90’nında 40. Haftaya kadar doğum gerçekleşmektedir.

4. Doğum şeklinin belirlenmesinde 3 faktör vardır (3P):

a. Pelvis- doğum kanalı- yol
b. Passanger- Fetus
c. Power- Uterus kasılmaları

5. 3P uyumu varsa vaginal doğum kesinlikle ilk tercih olmalıdır.

6. Pelvise ait sorunlar varsa sezaryen gerekebilir:

a. Gecirilmiş pelvis travması
b. Dar pelvis yapısı ( android, antropoid, platipelloid pelvis yapısı)
c. Kısa boy
d. Doğumsal kalça çıkığı öyküsü
e. İleri derecede skolyoz gibi omurga anomalileri

7. Gebeliğin 37. Haftasından itibaren jinekolojik muayene ile pelvis yapısı değerlendirilmesi  faydalı olabilir.

8. Fetusa ait faktörler nedeniyle sezaryen doğum gerekebilir:

a. Prezentasyon anomalileri ( makad geliş, transvers geliş gibi fetal baş dışında yerleşme sekilleri)
b. İri bebek
c. Vaginal doğuma engel olabilecek anomaliler ( spina bifida, hidrasefali, omfalosel, sakrokoksigeal teratom gibi )
d. Plasental yerleşim anomalileri ( plasenta preva- kordon anomalileri)

9. Uterusa ait nedenlerle sezaryen doğum gerekebilir:

a. Geçirilmiş önceki sezaryen öyküsü
b. Geçirilmiş myom operasyonu
c. Uterus septum operasyonu

10. Ayrıca genital bölgede aktif herpes enfeksiyonu, aktif kondilom varsa, anne HIV taşıyıcısı ise sezaryen doğum tercih edilmelidir.


Normal Vaginal Doğum Süreci:

Düzenli kasılmaların olması ( en az 2 saattir devam eden 10 dakika aralıklarla gelen ağrılı kasılmalar), su gelmesi veya kanama durumlarında hastaneye başvurulmalıdır.

Normal vaginal doğumun evreleri vardır:

1. Latent faz:

11. Duzenli kasılmaların başlaması veya su gelmesi ile baslar ve serviks ortalama 4 cm açıklık olana kadarki evredir. Genellikle ağrı çok şiddetli değildir ve bazen 14-20 saat kadar sürebilir.

12. Latent fazda gebe, yürüyebilir ve az miktarda sıvı alabilir

13. Aralıklarla NST takibi yapılır

14. Düzensiz kasılmalar varsa latent fazı kısaltmak için  indüksiyon ( suni sancı) başlanabilir.

2. Aktif faz:

Aktif fazın da 3 evresi bulunur

a. Akselerasyon fazı: serviks 4 cm açılması ile baslar ve yaklaşık 9 cm açılmaya kadar ki evredir. Hızlı ilerleme fazı olup serviks ortalama saatte 1,2- 1,5 cm açılır. Bu faz şiddetli ağrı içerebilir bu nedenle uygun ağrı kesici yada epidural anestezi gereksinimi faydalı olabilir.
b. Deselerasyon fazı: serviksin 9 cm açıklığı ile tam açıklık yani 10 cm açıklık ve fetusun başının inmesini içeren fazdır ve ortalama 2 saat kadar sürebilir.
c. Expulsiyon- doğum fazı: tam servikal açıklıktan bebeğin doğumuna kadar ki fazdır. İlk gebeliklerde 2-3 saat, daha önce doğum yapan gebelerde 1-2 saat sürebilir. Bu fazda ıkınma ile destek olunması doğum eyleminin kısaltılması ve hızlandırılması için önemlidir. Bundan önceki fazlarda ıkınmanın faydası yoktur.

15. Plasentanın çıkarılması:

Doğumdan ortalama 5-10 dk sonrasında hafif bir ıkınma ile plasenta kolaylıkla çıkarılır. Bure bazen 30 dakikaya kadar uzayabilir.

Epizyotomi:

16. Fetusun basının çıkımı esnasında, doğumu  kolaylaştırmak ve annenin perinesinde düzensiz aşırı yırtılma ve yaralanmaların önlenmesi için yapılan cerrahi kesidir.

17. Rutin yapılması şart değildir ancak uygun hastada faydalıdır.

18. Median ve mediolateral olmak üzere iki tip vardır ve perinenin anatomik yapısına göre uygun sekil seçilir.

19. Yaklaşık 10 dk da kolaylıkla onarılır ve 10 gunde iyileşir.

20. Ancak perinenin uygun ve elastik olduğu gebelerde yapılması gerekli değildir.

Sezaryen doğum:

21. Uygun endikasyonla yapıldığında anne ve bebek için hayat kurtarıcı bir cerrahi müdahaledir.

22. Ancak endikasyon yoksa ilk tercih vaginal doğum olmalıdır.

23. Ortalama 30-60 dk sürer.

24. Genel anestezi veya rejyonel ( epidural- spinal) anestezi  ile yapılabilir.

Epidural- Spinal Anestezi- Analjezi:

25. Gerek sezaryende gerekse vaginal doğum esnasında uygulanabilir.

26. Bel bölgesinden uygun aralıktan girilerek karın bölgesi ve alt seviyelerinin duyu lifleri bloke edilerek agrı algısı ortadan kaldırılır.

27. Sezaryen esnasında bilinç acık ve uyanık olup bebeğin doğumunu ilk anlarını görebilirsiniz.

28. Sezaryen sonrası bel bölgesinde yerleştirilen kateterden agrı kesici yapılmaya devam edilir ve rahat ağrısız bir ameliyat sonrası dönme geçirilir.

29. Vaginal doğumun aktif fazında ağrıların azaltılmasında son derece faydalıdır.


Gebelikte Beslenme:


1-İlk з ay sık ama az miktarlarda beslenin

İlk 3 ayda, anne sık aralıkla az miktarlarda beslenmelidir. Yağsız, kokusuz, baharatsız ve tuzlu yiyecekler ile kraker, beyaz leblebi gibi atıştırmalıklar bulantının bastırılmasında faydalı olacaktır.

Bu dцnemde anne, istediği her şeyi yiyebilir ancak yeme icin zorlanmamalıdır. Sağlıklı bir genetik yapıya sahip bebek, bu dönemde annenin beslenmesinden olumsuz olarak etkilenmez. Anne; balık, yumurta, süt- süt ürünleri ve et ürünleri tüketebilir ancak bunlara karsı bulantı veya isteksizlik varsa yeme için kendini zorlamamalıdır. Raf ömrü uzun olan, katkı maddesi içeren gıdalar (sosis, salam, hazır meyve suyu vs.) tüketiminden kaçınılmalıdır. Sonuç olarak, ilk 3 ayda anne belli sınırlarda ne isterse tüketmeli, onun dışında faydalı olabileceğini düşünerek istemediği gıdayı almak için gereksiz bir çaba içinde olmamalıdır.

2- 3. aydan sonraki beslenme ciddi bir disiplin ister

Gebeliğin 3. ayından sonra hormonların daha sabit seyretmesi nedeniyle, anne hem fiziksel hem de psikolojik açıdan rahatlamış olacaktır. 3. aydan doğuma kadar ki süreçte beslenme, hem anne hem de bebek açısından, çok önemlidir ve ilk 3 ayın tersine çok sıkı bir disiplin gerektirir.

3- Gebeliğin bu periyodunda, günlük 1600 kcal olan enerji tüketimi 2200 kcal düzeylerine çıkmaktadır. Dolayısı ile alım arttırılmalı, 3 ana öğün yanında mutlaka 3 ara öğün eklenmelidir. Ara öğünlerde sandviç, meyve, süt, yoğurt tüketilebilir.

4- Günlük diyette mutlaka süt ve süt ürünleri (günde en az 1 bardak süt, bir kâse yoğurt, peynir) olmalıdır ve her gün düzenli olarak tüketilmelidir. Süt ve ürünleri, protein ve kalsiyum kaynağı olduğu için bolca tüketilmelidir.

5- Haftada en az iki öğün kırmızı et tüketin

Annenin isteğine göre biftek, köfte veya steak şeklinde olabilir ancak az pişmiş olmamalıdır. Özellikle et ve et ürünlerinin iyi pişmiş olmasına dikkat edilmeli, raf ömrü uzun olan katkı maddeleri içeren gıdaların tüketilmemesine özen gösterilmelidir.

6- Haftada en az 3 gün yumurta tüketin

Yumurta çok kaliteli protein içerir ve hatta mümkünse daha sık tüketilmelidir.

7- Haftada bir öğün balığı sofranızdan eksik etmeyin

Ancak midye, istiridye, kılıçbalığı, köpek balığı ve kral uskumru türü balıklar yüksek düzeyde cıva içerebileceğinden, bu balıkların tüketimi sakıncalıdır. Levrek, çipura, somon gibi büyük balıklar tüketilmelidir. Bununla beraber dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da haftada 350 gramdan fazla balık tüketilmemesi ve suşi gibi çiğ balık içeren Uzakdoğu yemeklerinden uzak durulmasıdır.

8- Akşam yemeklerinde Akdeniz mutfağını tercih edin

Akşam yemeklerinde bol zeytinyağlı yeşil salata tüketimi hem vitamin kaynağı acısından hem de bağırsaklar acısından sağlıklıdır.

9- Ceviz, badem, kuru incir

Günlük olarak da, omega yağ asitlerinden zengin olan, ceviz, badem, kuru incir, kuru kayısı gibi gıdaların tüketimi (birkaç adet olmak üzere) önemlidir. Tatlı, pasta, hamur işi, çikolata gibi gıdalar çok fazla tüketilmemelidir.

10- Günde 3 litre sıvı tüketmeye önem verin

Herhangi bir hastalık ya da gebeliğe bağlı diyabet yoksa meyveler ve yeşil sebzeler bolca tüketilmelidir. Soda ve maden suyu yoğun mineral içerir ve tüketilmesi faydalı içecekler arasındadır. Asitli ve gazlı içecekler midede rahatsızlık yaratabileceği için sık olarak tüketilmemelidir ancak haftada 1-2 kez tüketilebilir. Günde 3-4 acık çay, 1 fincan kahve (tercihen filtre kahve) tüketilmesinde sakınca yoktur.

11- Gebelikte 3. aydan itibaren bu beslenme disiplinine uyulması hem annenin sağlıklı bir gebelik geçirmesi hem de sağlıklı bebek gelişimi acısından son derece önemlidir. Gebeliğe başlangıç kilosuna göre değişmekle beraber, tüm gebelikte ortalama 11-14 kg kilo alımı gerçekleşmelidir. Gebeliğin ilk 6 ayında ayda bir kilogram, 6. aydan itibaren ayda iki kilogram alınması dengelidir.

12- Gebelik asla sınırsız yemek değildir, kaliteli ve dengeli beslenme hem rahat bir gebelik sureci hem de sağlıklı bir doğum sağlar.
Gebeliğin 3. ayından itibaren, dengeli ve disiplinli beslenmeye mutlaka düzenli egzersiz programı eklenmelidir. Haftada en az 2 gün birer saat yürüme, yüzme, gebeliğe özel yoga, pilates yapılabilir. Ancak tehlikeli sporlar, ağırlık içeren egzersizler, bisiklet, paten gibi aktivitelerden kaçınılmalıdır".
 

Gebelikte sık rastlanan sorunlar ve çözümleri:
 
1- Kramplarla nasıl mücadele edilmeli?

Gebeliğin özellikle 24-28 haftalarında, bebeğin kemiklerinin mineralizasyonu için ciddi oranda kalsiyum geçişi olmaktadır. Bu nedenle, bu haftalarda bacaklar ve ellerde ağrılı kramplar olabilir. Kramplar esnasında masaj yapılması faydalı olacaktır. Gebeliğin başından itibaren kalsiyumdan zengin olan süt ve süt ürünlerinin (özellikle yoğurt, peynir, ayran, kefir gibi) bol miktarda tüketilmesi önemlidir. Gebeliğin 20. haftasından sonra yoğurt tüketiminin arttırılması krampların oluşmasını engeller. Süt ve süt ürünleri tüketimine rağmen kramplar varsa, kalsiyum veya magnezyum kullanılması krampları önlemede etkili olabilir.
Gebelikte orta parmaklarda hissizlik, ağrı olabilir. Genellikle ele masaj yapılması ve el bileğinin dinlendirilmesi faydalı olsa da gebelik sonrasında genelde tedavi gerekmeksizin düzelecektir.
 
2- Mide bulantılarına karşı ne yapılmalı?

Gebeliğin ilk 3. ayında artan hormonların etkisi ile, özellikle sabah olmak üzere mide bulantısı ve kusmalar olabilir. Genellikle 12. gebelik haftasından itibaren bulantı ve kusma hızla azalır ve 16. haftada bulantı sorunu kalmaz. Özellikle ilk 3 ayda, yağsız, kokusuz, baharatsız, katı gıdaların tüketilmesi bulantıyı azaltmakta etkili olacaktır. Sık aralıkla ve az miktarlarda beslenilmelidir. Bulantı esnasında, kusmak için kendinizi zorlamayın çünkü kusma rahatlatma sağlamaz. Bulantı esnasında tuzlu katı gıdalar (beyaz leblebi, baharatsız cips, tuzlu patates, beyaz peynirli sandviç gibi) alınmalı, açık alandan derin nefes almak rahatlatıcı olabilir. Tüm önlemlere rağmen bulantı-kusma devam ediyorsa doktor kontrolünde bazı ilaçlar kullanılması, bu süreci atlatmaya yardımcı olacaktır.
 
3- Gebelik şekeri için ne yapılmalı?

20 haftadan sonra artan hormonlar etkisiyle gebelikte kan şekeri sorunları olabilir. Gebelikte aşırı kilo alımı ve fazla kilo ile başlanması riski arttırır. Tespit etmek için tüm gebelere 24 ile 28. gebelik haftaları arasında şeker yükleme testi yapılmalıdır. Öncelikle uygun diyet programı ile kan şekeri düzenlenir, eğer diyet ile yeterli kan şekeri düzenlenmesi sağlanamaz ise insülin başlanması gerekebilir. Gebelik sonrası genellikle kan şekeri normal seviyelere döner.
 
4- Gebelikte hipertansif hastalıklar nelerdir?

Gebeliğin ilk 3 ayında, hormonların etkisi ile kan damarları genişlediğinden dolayı, kan basıncı daha düşük seviyelerdedir. Ancak 24-28. haftalardan itibaren kan basıncı yükselir. Kan basıncı yüksekliği ve idrarda protein atılımın artması ile gebelik toksemisi gelişebilir. Bu durum anne ve bebeğin tehdit eden önemli bir durumdur, yakın takibi çok önemlidir.
 
5- Reflü- gastrit- kabızlığa karşı ne yapılmalı?

Gebelikte mide ve barsak hareketleri yavaşlar ve mide ile yemek borusu arasındaki kapakcığın gevşemesi nedeniyle reflüye eğilim artar. Reflüyü önlemek için, yemekten hemen sonra yatar pozisyona geçilmemeli, yatarken yüksek yastık kullanılmalıdır. Gebelikte mide asidinde azalma nedeniyle gastrit şikayetleri azalır. Barsak hareketlerinin yavaşlaması nedeniyle tüm gebelik boyunca kabızlık sorunu artabilir. Gebelikte kullanılan demir ve vitamin ilaçları kabızlık sorununu arttırabilir. Kabızlığı önlemek için, bol sıvı alınmalı, posalı ve lifli gıda tüketilmeli, meyve tüketilmeli, günde birkaç adet kuru kayısı bu sorunun önlenmesine yardımcı olabilir.
 
6- Tarama testleri yaptırılmalı mı?

Gebelik tanısı konulduğu zaman, anne ve bebek için riskleri ortaya koymak için; tiroid fonksiyon testleri, kan sayımı, idrar analizi, hepatit, demir- B12 vitamini seviyeleri ve bebekte anomalilere yol açabilecek enfeksiyonlar için tarama yapılmalıdır.

Gebeliğin 11-14 haftaları arasında Down sendromu tarama testi olan İkili test, bebeğin ense kalınlığı ve burun kemiği incelemeleri yapılmalıdır. 16-18. haftalarda yine Down sendromu tarama testi olan dörtlü test yapılmalıdır.

18-22. haftalar arasında ikinci düzey detaylı ultrasonografik tarama yapılmalıdır.

24-28. gebelik haftaları arasında ise, şeker yükleme testi tüm gebelere uygulanmalıdır.
 
7- Hamileyken egzersiz yapılabilir mi?

Gebeliğin ilk 3 ayından sonra, tıbbi açıdan bir sakınca yoksa gebeler egzersiz için cesaretlendirilmelidir. Aerobik egzersizler ve kardio egzersizleri önerilir. Hafta 2-3 gun, 45-60 dk yürüme, yüzme, gebeliğe özel yoga veya pilates yapılabilir. Kilo kontrolü ve rahat bir gebelik açısından doğuma birkaç hafta kalana dek egzersizler sürdürülmelidir.
 
8- Kanama varsa ne yapmalı?

Gebelik süresince, vaginal kanama hiçbir zaman normal olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle gebeliğin ilk günlerinde, embriyonun yerleşmesi esnasında lekelenme tarzı kanamalar soruna neden olmaz ancak kanama durumunda mutlaka ultrasonografi ile kontrol edilmelidir.
Gebeliğin son 3 aylık dönemindeki plasenta kaynaklı kanamalar son derece önemlidir ve anne ile bebeğin hayatını riske edebilir.
 
9- Gebelikte cinsel ilişki doğru mudur?

Tıbbi olarak yasaklanmadığı sürece son 3 haftasına kadar cinsel ilişkide sakınca yoktur.
 
10- Karın çatlaklarından kurtulunabilir mi?

Gebelik ilerledikçe ciltte artan gerilim neticesinde karın, bacaklar ve göğüslerde çatlaklar oluşabilir. Çatlak oluşumunu önlemek için, gebelikte kilo alımına dikkat edilmeli, dengeli ve özellikle C vitamininden zengin diyet ile beslenilmeli ve 20. gebelik haftasından sonra cildi nemlendirmek için gebeliğe özel kremler, zeytinyağı, badem yağı, kakao yağı yada susam yağı her gün cilt üzerine uygulanmalıdır.
 
11- Ultrason bebeğe zarar verir mi?

Gebelikte 2 boyutlu (siyah beyaz) ultrasonografi, 3 ve 4 boyutlu ultrasonografi uygulanmasının bebek ve anne açısından herhangi bir sakınca yoktur, güvenle yapılabilir.
 
12- Ne sıklıkta muayene olmalı?

Gebelikte 32. haftaya kadar 4 haftada bir, 32-36. haftalar arası 2 haftada bir, 36. haftadan doğuma kadar haftada bir muayene olmalıdır.
 
13- Bebeğin hareketleri nasıl gözlemlenecek?

Bebek hareketleri ilk olarak 18-20 haftada hissedilmeye başlanır, daha önce doğum yapmış bayanlar 16. haftadan itibaren hareketleri hissedebilir. Bebek hareketleri, bebeğin iyilik halini gösteren en önemli parametrelerden biridir. Bebekte sıkıntı veya sorun olduğunda bebek hareketlerinde azalma olacaktır. 20. haftadan sonra bebek hareketlerinde azalma hissedilirse hemen doktora başvurulmalıdır.
 
14- Kaç kilo alınmalı?

Tüm gebelikte 11-14 kg alması normaldir. Gebeliğin ilk 6 ayında, ayda 1 kg, sonraki 3 ayda ise ayda 2 kg alması gerekmektedir. Aşırı kilo alımı diyabet, hipertansiyon ve normal doğumun engellenmesi gibi sorunlara yol açabilirken yetersiz kilo alımı düşük doğum ağırlıklı bebek ya da erken doğuma sebep olabilir.
 
15- Gebelikte eşin rolü nedir?

Gebelik, bayanda fiziksel değişimler yanı sıra psikolojik olarak da bir takım değişiklere yola açabilir. Duygusal değişikler, hüzün, endişe, alınganlık, duygu durum değişiklikleri olabilir. Erkek her zaman anlayışlı ve destekleyici olmalıdır. Özellikle gebeliğin ilk 3 ayında koku hassasiyeti nedeniyle mutfak ve yemek işlerini ele almalıdır. Gebelik sürecinde, gebelik ile ilgili aktiviteler ve muayenelere katılmalıdır. Doğum ve bebek bakımı ile ilgili kurslar ve kitaplar okumalı ve sürece her aşamada aktif olarak katılmalıdır.
  

Gebelik dönemindeki şeker hastalarının, yaklaşık yüzde 12'sinin hamilelik öncesinde de diyabeti mevcuttur. Yüzde 88'inde ise hamilelik öncesi şeker hastalığı yoktur. Gebelikle ortaya çıkan diyabete 'gestasyonel diyabet' (Gebeliğe bağlı gelişen şeker hastalığı) adı verilir.
Hamilelikte oluşan şeker hastalığı hamilelik süresi boyunca devam edip, doğumla birlikte sona erer.

Gebelik şekeri açısından kimler risk altında?

• iri bebek (4000 gram üzerinde) doğurmuş, birden fazla sayıda düşük yapmış olanlar.

• Daha önceki gebeliğinde gestasyonel diyabet geçirmiş olanlar.

• Gebelik öncesi kilosu normalden fazla olanlar.

• Yaşı ileri olanlar (35 yaş ve üzeri.)

• Ailede özellikle birinci derece akrabalarından
birinde diyabet olanlar.

• Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ya da mantar enfeksiyonu olanlar.

• Polikistik over hastalığı olanlar.

• Gebelik öncesi ve gebelik sırasında tansiyon yüksekliği olanlar.

• Kortizon kullanımı olanlar.

Takibi nasıl yapılmalıdır?

Beslenme: Diyabete uygun beslenme çok önemlidir. Gebelik boyunca alınan kilo toplam 10-12 kiloyu aşmamalıdır. Az ve sık beslenmeli, kan şekerini yükseltecek yiyeceklerden uzak durulmalıdır.

Ölçüm: Şeker ölçüm cihazıyla günde en az 5 kez (açlık kan şekeri / her yemek başlangıcından 1 saat sonra ve yatmadan önce) kan şekeri takibi yapılmalıdır.

Hareket: Diyetin yanında düzenli yürüyüşler ihmal edilmemelidir.

İnsülin: Gestasyonel diyabetik hastalarının büyük bir kısmında diyet ve egzersizle kan şekerleri kontrol altına alınabilir. Kan şekerleri yüksek seyreden gebelerde ise, insüline başlanır. İnsülin, anne ve fetus için güvenlidir. Hamilelik öncesi diyabeti olmayan gebelerde doğum sonrası insülin kesilir.

Şeker hastası kadın hamile kalabilir mi?

• Şeker hastalığına bağlı oluşmuş ileri böbrek ya da göz hasarı, iskemik kaLp hastalığı yoksa hamile kaLabiLir.

• Şeker hastaLığı gebeLiğe engeL değiLdir. Ancak, hamiLe kaLmak isteyen bir şeker hastası ayLar öncesinden (en az 3 ay) hekim kontroLüne girmeLi ve şeker kontroLüne başLamaLıdır. Eğer, kan şekerLeri yüksekken gebe kaLınırsa; bebekte anomaLi riski artar, gebeLik ve doğumda istenmeyen durumLar oLuşabiLir.

 

Robotik cerrahi sistem, avantajları nedeniyle zor cerrahi girişimlerde tercih ediliyor. Hastayı kısa sürede normal hayata entegre eden yöntemi jinekoloji kliniği de başarıyla kullanıyor. Robotik cerrahi yönteminin kadın hastalıkları alanında kullanımı şöyle:

• Robotik cerrahi yöntemiyle, tek delikten, sadece göbekten, rahim ve yumurtalık operasyonu gerçekleşiyor. Uygun olan miyomlar da çıkarılabiliyor.

• Robotik cerrahi yöntemi, kısırlık tedavisinde de kullanılıyor. Tıkalı tüplerin eski haline getirilmesi, yumurtalıkların ve tüplerin etrafındaki yapışıklıkların giderilmesi gerçekleştiriliyor.

• Yapışıklık nedeniyle yaşanan ağrılar ortadan kalkıyor.
 
• Robotik cerrahi yöntemi, kanser ameliyatlarında lenf bezlerinin alınmasında kolaylık sağlıyor.

• Robotik cerrahi yöntemiyle gerçekleştirilen rahim kanseri ameliyatlarında, hasta, kısa sürede ayağa kalkıp, normal hayatına dönebiliyor.
Zaman tasarrufu sağlıyor

• Robotik cerrahi yöntemi, rahim sarkması ve pelvik bölgenin rekonstrüksiyon ameliyatlarında da zaman tasarrufu sağlıyor.

• Robotik cerrahi yöntemi, aort damarı etrafındaki lenf bezlerinin alınmasında avantajlı bir ortam sağlıyor. Ameliyat esnasında elde edilen hassas hareket edebilme olanağı, bu bölgedeki ameliyatlarda komplikasyon riskini azaltabiliyor.

• Robotik cerrahi yönteminin en yararlı olduğu hasta gruplarından biri de kilolu, yani vücut kitle endeksi yüksek olan hastalar. Bu gruptaki hastalarda laparoskopik ameliyatlarında, kalın yağ dokusu ve karın içi yağ fazlalığı aletlerin hareketlerini zorlaştırıyor. Ameliyat alanı dar oluyor. Oysa robotik cerrahi, gerek jinekolojik, gerek kanser ameliyatlarında önemli avantaj sağlıyor.

 

Yaz sıcak ve nemli havalar özellikle gebelikte çok zor olabilir. Hamile bayanların sıcağa dayanamama durumu zaten vardır.

Hava sıcaklıkları arttıkça rahatsızlık derecesi de artar. Sabah veya akşamüstü hava sıcaklığının azaldığı zamanlarda yürüyüşe çıkın. Hava sıcaklığının artacağını öğrendiğiniz günlerde yürüyüşe çıkmayın. Baş dönmesi veya kendinizi kötü hissettiğinizde güneşten uzak durun. Mutlaka hafif gölge alanları tercih edin. Sık sık ufak istirahatlar şekerlemeler yapın

Uzun süre ayakta kalmayın, kendinizi yorgun ve halsiz hissederseniz sol yanınıza doğru uzanın ve soğuk kompres uygulayın.

Alnınıza, başınızın üstüne, boyun arkanıza yapılacak olan hafif ıslak, soğuk nemli havlu ile vücut ısısını düşürebilirsiniz. Ayrıca sık sık nefes alıp vermekte vücut ısınızı düşürür. Astım gibi nefes darlığı problemleriniz varsa sıcaklarda dışarı çıkmamanız tavsiye edilir.

Gebelikte oluşabilen ödem, kilo alımı, bebeğin büyümüş olması, nefes darlığı, mide ekşime ve yanmaları, uykusuzluk, çarpıntı şikayetlerini belirginleştirebilir. Yaz mevsiminde aşırı sıcakların olması gebe kadınlarda daha kolay vücut ısısı artışı sağlar ve buda gebelikte tansiyon yükselmesi veya düşmesine sebep olabilir. Sık sık alınacak ılık duşlar cildi nemlendireceği gibi özellikle sıcak basması ve uykusuzluk problemlerine de iyi gelecektir.

Gebelik döneminde güneşten bilinçli şekilde yararlanmak gerekir. Güneş bir D vitamini kaynağıdır. Kemikleri, vücut savunma sistemini ve insan psikolojisi üzerinde olumlu etkileri vardır.

Ancak güneş ışınlarının en dik geldiği saatler arasında yani saat 11 ile saat 16 arasında güneşlenmemek, Direk güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmamak gerekir.

Gebelikte vücudun sıvı ihtiyacı artacağından her gün bol miktarda sıvı alımına dikkat edilmelidir. Günde en az 2-3 litre (8-10 bardak) sıvı alımı şarttır. Bol su, taze meyve suları, hafif çorbalar, az şekerli kompostolar, limonata, sıvı miktarı fazla ayranlar vs seçenekler arasındadır. Yalnız gereğinden fazla sıvı tüketiminin de su zehirlenmesi durumuna yol açabileceği bilinmelidir.

Alınan bol sıvı gebelikte görülme sıklığı artan kabızlık, basur, idrar yolu enfeksiyonları erken doğum, düşük riski gibi çok önemli problemlerin de oluşmasını engelleyebilir.

Gebelerin dışarı çıktığında yanlarında su bulundurmaları faydalıdır.

Tabi hem idrar çıkışını arttıran kola, kahve, çay gibi içeceklerden hemde su tutucu özelliği olan gazlı soda gibi içeceklerden çok miktarda alınmamalıdır. Taze sıkılmış meyve sularını içerken de şeker içeriğini unutmamak ve aşırıya kaçmamak gerekir.

Yaz aylarında az yağlı yiyecekler yenmeli, kızartmalar, bol yağ ve salçalı yemeklerden kaçınılmalıdır. Salata, zeytinyağlı sebze yemekleri tüketilmelidir. Et, süt, yoğurt, peynir gibi temel protein kaynaklarını da tüketirken az yağlı olmasına özen gösterilmelidir.

İlk aylarda bulantı kusma şikayetlerinin hafifletilmesi için az yağlı ve katı besinler tercih edilebilir. Yine akşam yemeklerinin daha hafif tutulması, az yağlı, düşük kalorili olması ve yatmadan en az 1-2 saat önce bir şey yenmemesi nefes darlığı şikayetini azaltabilir.

Sıcaklarla birlikte artan besin zehirlenmelerine dikkat edilmelidir. Açıkta uzun süre beklemiş gıdalarda kolayca mikrop üreyebileceği unutulmamalıdır.

Gebelikte vajinal akıntılar, mantar enfeksiyonları özellikle yaz aylarında daha fazladır. İdrarda koku, yanma, kötü kokulu akıntı, kaşıntı gibi şikayetlerde de başvurulması gerekmektedir. Aşırı terleme ve vücudun katlantılı yerlerin hava almaması enfeksiyonlara sebep olabilir. Güneş kızarıklıklara yol açabilir. Bu bölgeleri kuru ve temiz tutmak gereklidir. Her gün alınan ılık duşlar, pamuklu, terlemeyi ve cildin nemli kalmasını önleyecek rahat hafif ince, açık renk kıyafetler tercih edilebilir.

Gebelikte melanin denen pigment hormonu daha yüksek seviyelerde olduğundan güneş ışınlarının yüzde ve ciltte leke oluşturma riski daha fazladır. Yüksek koruma faktörlü güneş kremleri tercih edilmelidir. Ayrıca kaliteli güneş gözlükleri ve korumalı şapkalar, mantar enfeksiyonunu engelleyici ter emici rahat, açık renk kıyafetler güneş ışığını yansıttığından tercih edilmelidir.

Havuzların hastalıkların yayıldığı önemli alanlardan biri olduğunu unutmamak gerekir.

Denizin dezenfektan özelliği olduğundan bulaşıcı hastalıkları havuzdan daha kolay kapmak mümkün olduğundan Havuz yerine deniz tercih edilebilir. Havuz tercih edilecekse de sürekli denetlenen havuzlar kalabalık olmadığı zamanlarda tercih edilmelidir. Hamile bayanlar 15-20 dakika gibi kısa süreli denize girip tekrar gölgelik alanları tercih edebilirler.

Gebelikte özellikle yaz aylarında en çok önerilen spor uygun saatlerde yürümek ve yüzmektir. Suyun içinde yapılacak jimnastik hareketleri de çok faydalıdır. Sabah saatlerinde yüzmek tüm günü daha rahat geçirmeye faydalı olabilir. Gebelikte pilates ve yoga da önerilen sporlardandır. Gebelikte yapılan bu tür sporlarla yorgunluk hissi azalmakta, psikolojik açıdan daha rahat olunabilmekte ve daha rahat uyunabilmektedir. Gebelikte düşme tehlikesi olan su kayağı, jet ski vb yaz sporları önerilmez.

Yüzme hem vücut ısınızı düşürür hem siatik sinirin üzerinden yükü alarak rahatlatır. Gebelikte yüzerken suyun boy hizasını geçmeyen derinlikte yüzülmesi olası kramp riskine karşıda önemlidir. Gebelikte dalma önerilmez. Suda jimnastik hareketleri yapmak sağlıklıdır. Havuz veya deniz içerisinde oluşabilecek kramplara karşı yalnız yüzülmemesi de tavsiye edilir.

Anne adayları dar olmayan gebeler için tasarlanmış olan mayolar tercih etmelidirler. Deniz veya havuzdan çıkıldığında mayo değiştirilerek kuru mayo ile 15-20 dakika güneşlenilebilir.

Ayaklarınızı sık sık yüksekte tutarak bacaklarınızdaki şişmeyi önleyebilir ve dolaşımı düzeltebilirsiniz. Su tutulmasını engellemek için aşırı tuz alımından kaçının. Ayaklardaki ödem için yemekten sonra veya günün sonunda yarım-bir saat uzanın. Ayaklarınızın altına bir yastık koyup ayaklarınızı hafif yukarıda tutarak uyuyun. Rahat ve normal ayak ölçünüzden yarım beden daha büyük bir ayakkabı giyinin. Yüzüğünüz sıkı geliyorsa çıkarın.

Gebelikte yaptığınız egzersizlerde bol bol ara verip soluklanmalı ve susamayı beklemeden bol su içilmelidir. Ayrıca güneş altında spor yapmamalıdır. Gebelerin eşleriyle yapacakları sabah ve akşamüstü yürüyüşleri hem fiziksel hem de psikolojik açıdan çok yararlıdır.

Genel olarak son 3 aylık gebelik döneminde uzun süreli yolculuk tavsiye edilmez.

Gebelikte gideceğiniz tatil yerinin de temiz, havalandırması olan, hastaneye yakın bir yer olması tercih edilmelidir.

Hijyen koşullarındaki olumsuzluklar, aşırı sıcaklar ve fazla terleme jinekolojik problemlerin artmasına yol açabiliyor. Aşağıda bu tip nedenler sebebiyle yaşanan sağlık sorunları ve korunma yolları ile ilgili birkaç başlığı bulabilirsiniz.

Vajinada doğal ve yararlı bakterilerin yanısıra, uygun şartları bulduğu an baskın hale gelerek sağlık sorunlarına neden olabilen zararlı bakteriler de vardır. Bu kötü bakterileri harekete geçiren şartlar ise aşırı sıcak, terleme, nem ve sıcağa bağlı değişikliklerdir. Bu değişimlerin hepsi, gerek aşırı sıcakların yaşanması durumunda, gerekse deniz ve havuz gibi alışkanlıkların hayatımıza girmesi nedeniyle yazın daha yoğun yaşanır. En sık görülen vajinal enfeksiyonlar arasında mantar enfeksiyonları ve bakteriyel vajinozis ilk sıralarda yer alır. Bu iki enfeksiyon da, mantar hücreleri ya da bakterilerin aşırı üremesi sonucu ortaya çıkar ve genelde kaşıntı, yanma, rahatsızlık hissi, kızarıklık ve akıntı ile belirti verir.

İdrar Yolları Enfeksiyonları

Yaz aylarında sıklıkla görülen idrar yolu enfeksiyonları, bakterilerin 'üretra' adı verilen idrar açıklığından yukarı bulaşması ile oluşur. Akut idrar yolları enfeksiyonları ciddi anlamda ağrılı ve tehlikeli olabilir, ayrıca yukarı doğru yayılarak böbreklere gittiğinde tehlike düzeyi artar. Sık ve ağrılı idrara çıkma, idrarda kanlı renk değişikliği, tuvalet sonrası idrarın bitmediği hissi en önemli belirtileridir. Bu belirtilerle karşılaşıldığında mutlaka doktora gitmek gerekir. Üriner ya da vajinal enfeksiyonlar sadece yaza bağlı faktörlerle ortaya çıkmaz. Cinsel bölgedeki bakterilerin varlığı ve dengesi, başka nedenle alınan antibiyotikler, doğum" şıklı kontrol hapları, bağışıklık sistemini güçsüzleştiren diyabet (şeker hastalığı) gibi nedenler ya da cinsel bölgenizi kaşımak, giyinme sırasında mikrop Kapmak bile bu faktörler arasında yer alır. Fakat bazı insanlar diğerlerine göre enfeksiyonlara daha açıktır. Saymış olduğumuz şikayet ya da belirtilerden herhangi biri sizde mevcutsa bir an önce jinekologunuza başvurmalısınız. Henüz böyle bir şikayetiniz yoksa, bu tarz sorunları önlemek için alabileceğiniz önlemler üç başlık altında toplanıyor...

İç Giyiminize Özen Gösterin

Yaz aylarında giyiminizi tamamen pamuklu iç çamaşırlarından oluşacak şekilde ayarlamalısınız. Çok terlediğiniz durumlarda ise mutlaka pamuklu da olsa iç çamaşırınızı kuru olanla değiştirmelisiniz. Görünüm, moda ya da alışkanlık nedeniyle giyilen pamuklu olmayan çamaşırlar sizi aynada iyi hissettiriyor olsa bile, nem ve teri emmedikleri, hatta üzerlerinde tuttukları için hastalıklara davetiye çıkarırlar. Yaz aylarında gerek tuvalete girdiğinizde gerekse çamaşır ya da mayo, bikini değiştirdiğinizde mutlaka ellerinizi işlemin öncesinde ve sonrasında yıkayın.

Asla Islak Mayoyla Oturmayın

Asla ıslak mayoyla oturmayın, güneşlenmeyin ve havluyla kurulandığınızda mayonuzun hâlâ ıslak kaldığım unutmayın. Deniz ya da havuzdan çıktıktan soma mutlaka kendinizi tamamen kurulayıp üstünüze kuru mayo giyin. Özellikle kirli deniz, havuz ya da göl gibi durgun sulardan her türlü bakteriyi kapabileceğinizi de aklınızdan çıkarmayın.

Nemli Havlu Kullanmayın

Mantar hücreleri ve bakterilerin bazıları nemli havlularınızda yaşayabilir. Bu yüzden en yakın arkadaşınızın bile havlusunu kullanmamakta ve kendi havlunuzu başkasına kullandırmamakta fayda var. Yıkanan havluların bile kurumasının zor olduğu nemli ve sıcak havadaki kullanımlarda, bu durum unutulmamalıdır.

1- Kadınlar duygusaldır bu yüzden daha sık migren atakları yaşarlar. - Yanlış

Kadınlarda migren sıklığının daha fazla olduğu doğrudur fakat fazla duygusal olmalarından değildir. Bunun nedeni hormonal ve genetik farklılıklarına ve bu hormonların beyin kimyası üzerine etkisine bağlıdır.

2- Hamileyim o halde iki kişilik yemek yemeliyim. - Yanlış

Araştırmalar hamile kadının günde sadece 300 kalori fazlalığa ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Bu da bir büyük ev kurabiyesine denk geliyor. Hamilelikte fazla kilo alan annelerin çocuklarının kalp hastalığına yakalanma ve ölme olasılığının yüzde 30-35 arttığı biliniyor.

3- Kalp damar hastalıkları erkek hastalığıdır. - Yanlış

Östrojen hormonu, menapoza kadar kalp damar hastalığına karşı kadınları koruyor görünse de sigara, fazla kilo, hareketsizlik, hamurişi gıda tüketimi, yüksek tansiyon gibi risk faktörleri olan kadınlar yaşıtlarından daha erken kalp hastalığına yakalanıyor. Üstelik şeker hastası bayanların kalp krizi riskinin, şeker hastası erkeklerden 2 kat fazla olduğu biliniyor.

4- Kadınlarda da kalp krizi belirtileri erkeklerdeki gibidir. - Yanlış

Kalp krizindeki tipik göğüs ortasında veya soluna yakın, taş oturmuş gibi olan şiddetli ağrı kadınlarda daha az sıklıkta görünüyor. Kalp krizi geçirmiş kadınların ancak yüzde 30’u bu tipik ağrıyla hastaneye başvuruyor. Bunun yerine, ani gelişen aşırı bitkinlik, terleme, nefes darlığı, bulantı, endişe gibi şikayetler olabiliyor.

5-Kadınların kalp krizi sonrası ölüm oranı daha düşüktür. - Yanlış

Bir araştırmaya göre kalp krizinden 2 hafta sonrası 100 erkekten 93’ünün, 100 kadından ise 83’ünün hayatta olduğu bildiriliyor.

6- Kadınların kalp bypass ameliyatı ve stent sonrası hayatta kalma oranları daha yüksektir. - Yanlış

Tam tersine kadınların bu durumlarda ölüm oranları erkeklerden daha fazla. Hatta bir araştırmaya göre 50 yaşaltı bayanların baypas ve stent sonrası ölüm oranları erkeklerden 3 kat daha fazla.

7- Kadınların kalbi çabuk kırılır. - Doğru

Kalp krizinin az rastlanan, özel bir formu olan kırıp kalp sendromu, bayanlarda çok daha sık görülüyor. Yağ ve kireç birikimi olmadığı halde ani üzüntü sonrası birden büzülen kalp damarı, tipik kalp krizine neden olabiliyor. Bu durumda anjiyoda kalp damarları açık bulunuyor, fakat kalp kasında hasar görülüyor. Neyse ki çoğu zaman bu hasar aylar sonra tamamen düzelebiliyor.

8- Üreme anatomisi açısından kadınlar şanssızdır. - Kısmen doğru

Hem gebelik ve doğum riskli olaylar hem de prostat kanserine göre jinekolojik kanserler daha öldürücü.

9- Felç de kalp krizi gibi kadınlarda daha az rastlanır. - Yanlış

Damar hastalıkları erkeklerde en sık kalp krizi ile ortaya çıkıyor. İnme yani felç, ikinci sırada yer alıyor. 55 yaşüstü bayanlarda ise aksine ilk belirti felç veya kalp yetersizliği olarak görülüyor.

10- Romatizma kadınlarda daha sık görülür. - Doğru

Bağışıklık sisteminin aksamasına bağlı, vücutta mikropsuz süregen bir iltihap süreci olan romatizmal hastalıklar, kadınlarda daha fazla rastlanıyor. Üstelik romatizmal hastalığı olan kadınlarda, kalp-damar hastalığı daha sık görülüyor.

11- Kadınlar daha iyi koku alır. - Doğru

Ergenlikten menapoza kadarki dönem içinde kadınların koku ayırdetme yeteneğinin erkeklerden çok daha iyi olduğu biliniyor. Bu hormonal nedenlere bağlanıyor. Hatta eşinin atletindeki ter kokusundan bile endişeli olduğunu farkedebiliyor.

12- Kadınlar eşini kokusuna göre seçer. - Bu iki cins için de doğru

Bilinçsiz de olsa doğal ten kokusu eş seçiminde ilk adımı oluşturuyor. Eşler kendi genetik yapısından farklı özellikte olan kişiyi seçmeye eğilimli oluyor. Doğada melezlerin daha dayanıklı, üretken ve güzel olması buna bağlanıyor. İlginç bir araştırma bunu ispat ediyor: Sabun ve parfüm kullanmadan 2 gün giyilmiş erkek tişörtlerini koklayan bayanların, kendinden çok farklı genetik yapıdaki erkeklerin tişörtlerini çekici buldukları, doğum kontrol hapı kullananların ise bu farkı ayırt edemedikleri bildiriliyor.

13- Antidepresan ilaçlar kadınlarda doğru karar almaya yardımcıdır. - Yanlış

Günümüzde en çok kullanılan ilaçlardan olan antidepresanların araştırmalara göre kadınlarda eş seçiminde yanlış değerlendirmelere neden olabileceği iddia ediliyor. Mutluluk hormonu da denilen seratonini etkileyen tipte antidepresan kullananların aşık olamama sorunu yaşayabileceği söyleniyor.

14- Meme kanseri 40 yaş sonrası hastalığıdır. - Yanlış

Çoğunlukla 40 yaş üstünde görülse de hastaların yüzde 5’inin 40 yaş altı olduğunu unutmamak gerekiyor. Anne ve kızkardeşinde meme kanseri olanların daha yakından izlenmesi öneriliyor.

15- Meme kanserinde kalıtsallık çok önemlidir. - Yanlış

Sanıldığının aksine meme kanserinde kalıtsal geçiş oldukça düşüktür yüzde 10’un altındadır. Çevresel faktörler çok daha önemlidir. Düzenli egzersiz, brokoli, lahana, kefir, zeytinyağı tüketimi ve D vitamini riski önemli oranda azaltıyor.

16- Kadınların cildi daha geç yaşlanıyor. - Yanlış

Maalesef tam tersi, hormonal nedenlerden cildin elastikiyetini sağlayan kollajen kadınlarda daha erken azalıyor. Fakat kadınlar sevinebilirler çünkü fotoğraflarda yine de daha genç duruyorlar. Bunun sebebi erkek cildinin daha kalın olmasına bağlı. Yüz hatlarının ve yaşlılık lekelerinin daha kolay belirginleşmesi, yıllarca traşın ve traş sonrası kullanılan kozmetik kimyasalların yarattığı hasardan kaynaklanıyor. Testosteron cildi parlak ve yağlı gösteriyor.

17- Kadınlara sekiz saat uyku yeterlidir. - Yanlış

Bu kişiden kişiye değişiyor. Kadınların yeterli uyku uyumaması erkeklere nazaran daha fazla psikolojik stres yaratıyor, kanda kalp krizi ve şeker hastalığı riskini arttıran bazı kimyasalların artışına neden oluyor.

18- Kadınlar ağrıya daha dayanıksızdır. - Kısmen doğru

Bu durum her zaman için geçerli değil çünkü östrojen seviyelerine bağlı. Kanser, kas-kemik hastalıkları ve iltihap nedeniyle gelişen ağrılar, adetin östrojen seviyesinin en yüksek olduğu döneminde daha az hissedilmektedir. Bu, östrojenin doğal ağrıkesici salınımını arttırıcı özelliğine bağlanmaktadır. Östrojenin azaldığı adet dönemi ve gebelik sonrası ağrıya dayanıklık azalmaktadır.

19- Kadınlar gözü yaşlıdır. - Doğru

Anatomik ve biyolojik yapılarının farkına bağlı olarak kadınlar ortalama ayda 5,3 defa erkeklerse 1,4 defa ağlamaktadır. Gözyaşı salgı bezi erkeklerden daha büyüktür. Gelişimi ve çalışması, süt salgısından da sorumlu olan, erkeklerde de bulunan prolaktin hormonuna bağlıdır ve 18 yaş civarında yüzde 50-60 daha fazla salgılanmaktadır.

20- Kadınlar alkole daha dayanıksızdır. - Doğru

Bu durum erkelere nazaran, alkolü temizleyen karaciğerlerinin daha küçük olması ve alkolü sulandıran vücut su miktarının daha az olmasına bağlıdır.

21- Sigara ve alkol bağımlılığı kadınlarda daha azdır. - Doğru

Erkeklerin sigara, alkol ve madde bağımlılığına yakalanma oranı daha yüksektir. Sigarayı bırakabilme oranları da daha düşüktür.

Robotik cerrahi nedir?

Robotik cerrahi olarak bilinen cerrahi yöntemi jinekoloji alanında hastanın karnına büyük bir kesi yapılmadan 1 cm lik küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve cerrahi alet çubuklarıyla gerçekleştirilen ameliyatlardır. Aslında artık halkın da aşina olduğu ve kapalı ameliyat olarak nitelediği laparoskopi işleminin teknolojik olarak bir üst basamağı olan robotik cerrahi yönteminde laparoskopide olduğu gibi hastanın karın boşluğu içine küçük kesilerden giren mekanik kol ve aletler ve de en önemlisi 3 boyutlu bir görüntü sağlayan bir kamera yardımıyla laparoskopiye göre çok daha fazla keskin görüş, müdahale ve işlem imkanı sağlanmaktadır. Robot olarak anılan cihazın başında oturan cerrahın tüm el hareketlerini birebir olarak içerdeki robot eline aktaran ve büyütme özelliği sayesinde cerraha daha keskin ve yakından bir görüntü sağlayan bu yöntemde cerrahi daha etkili, kolay ve hastaya daha az sıkıntı verecek şekilde yapılabilmektedir.

Hangi durumlarda robotu kullanıyoruz?

Robotik cerrahi değişik branşların hepsinde laparoskopiyle yapılabilen tüm cerrahi işlemleri gerçekleştirebilmektedir. Dolayısıyla halkımızın kapalı ameliyat diye bildiği tüm operasyonlar robotik cerrahi ile yapılabilmektedir. Bunlar arasında genel olarak prostat ameliyatlarından kalp damar ameliyatlarına, safra kesesi ameliyatlarından kadın hastalıkları ameliyatlarına kadar geniş bir yelpaze sıralanabilir. "Minimal invazif cerrahi" olarak isimlendirilen ve çağımızın yeni cerrahi akımı olan uygulamalar bütününde amaç, hastanın sağlığı için gerekli cerrahiyi çevre dokulara en az zarar vererek ve mümkün olduğunca organları koruyan bir yaklaşımla yapmaktır. Bu hastanın yararına olduğu kadar cerrahinin başarısı ve yan etkilerinin azlığı açısından da önemlidir.

Neden Robotik Cerrahi ?

Hastanın karın boşluğunu küçük kesilerden giren bir kamera ve birkaç cerrahi alet cubuğu sayesinde hastanın karnında büyük bir ameliyat yarası olmamakta, ameliyat sonrası iyileşme ve normal yaşama dönme daha hızlı ve kolay olmaktadır. Laparoskopinin de avantajı olan bu durumun robotik cerrahideki gelişmiş durumu ise cerrahın ameliyat ettiği bölgeyi yakından, 3 boyutlu ve en ince ayrıntısına girerek görebilmesi küçük sinir ve damarları ayırt edebilmesi ve koruması, açık cerrahide cerrah elinin ve aletlerin giremeyeceği ya da çevreye zarar verebileceği durumlarda bile adeta yapay bir el gibi çalışan robot cerrahın elinin dışarıdaki hareketlerini birebir hassasiyette içeriye aktarmakta ve ameliyatı mükemmelleştirmektedir. Robot kolunun içerdeki sınırsız hareket yeteneği, aynı anda birkaç cerrahi alet fonksiyonunu yerine getirmesi, çok daha az kanamaya yol açması ve iyileşme sürecinin daha kısa olması robotik cerrahiye yönelinmesinin asıl nedenlerindendir.

Jinekoloji_robotik_cerrahi4. Ayrıcalıkları üstünlükleri?

Yukarıda da özetlendiği üzere bu yöntemin ana avantajlarını küçük (santimetre düzeyinde) kesilerden gerçekleştirilmesi ve böylece hem yara iyileşmesi kolaylığı, fıtık oluşumunun olmaması, estetik kaygılara yanıt vermesi, hastanın normal hayatına dönmesinin çok daha kısa ve kolay olması söylenebilir. Diğer bir avantajı ise cerrahın açık cerrahi ya da laparoskopiye göre çok daha net ve yakın gördüğü ameliyat bölgesine hakimiyeti ve cerrahinin daha etkin yapılmasıdır, bu aynı zamanda daha az komplikasyon daha az çevre doku hasarı ve daha kesin hasta yararı demektir.

Türkiye'de Dünya'da kadın doğumda robotik kullanımı ne aşamadadır?

Dünyada kullanılmaya başladıktan bir süre sonra bu robotik cerrahi cihazları ülkemizde de kullanıma girmiştir. Dünyadaki kullanım zamanı ile ülkemizde kullanılması arasındaki zaman farkı göz ardı edilebilecek sürelerdedir. Şu anda ülkemizde de dünyadaki örnekleri gibi rahimin alınması ( histerektomi ), yumurtalık kistleri ( over kisti ), myom ameliyatları ( myomektomi ) ve en önemlisi jinekolojik kanser ameliyatları sayılı ve sınırlı merkezde gerçekleştirilmektedir.

Riskleri var mı ?

Hastalarımıza örnek vermek için kullandığımız cümledeki gibi basit bir diş çekiminde ya da enjeksiyonda bile risk her zaman mevcuttur. Ancak buradaki soru risk var mıdır? Yerine diğer klasik cerrahi yöntemlerine göre riski nasıldır? şeklinde olursa bunun yanıtı kesinlike bilinen klasik yöntemlere; açık cerrahi ve laparoskopiye göre riskleri, komplikasyon oranları daha düşüktür olacaktır.

Bugün için robotik cerrahinin dünyada hızla yayılıyor olması, belirtildiği gibi "minimal invazif cerrahi" konseptinin hastaya daha az risk getiren ve başarı oranını daha arttıran bir yöntem olduğu anlaşılacaktır.

Hpv (rahim ağzı kanseri) aşısı

Human Papiloma Virus (HPV) ABD'de en sık görülen cinsel temasla bulaşan hastalıklar arasındadır. Bu ülkede HPV virusu her yıl 6.2 milyon insana bulaşmaktadır. HPV'nin kadın nüfusta her ne kadar bazı önemli hastalıklara sebep olduğu bilinmekte ise de erkeklerde de hastalıklara neden olmakta veya kadınlara bulaştırılmaktadır.

Gardasil (HPV aşısı) canlı virus taşımayan bir aşı olup 6 aylık süre içerisinde 3 doz şeklinde uygulanmaktadır. Rahim ağzı kanseri ve genital siğillere neden olan 4 tip viruse karşı yüksek derecede etkin bir aşı olarak kabul edilmektedir.

HPV Aşısı hangi yaş aralığında yapılmalıdır?

HPV aşısı 12-26 yaş arasında genç kızlara ve en erken 9 yaş başlangıç olarak yapılabilmektedir.

Neden bu kadar genç yaşta önerilmektedir ?

Cinsel yaşam başlamadan önce ve HPV tiplerinden her hangi biri ile karşılaşmamış olmak aşıdan en yüksek korunmayı sağlamaktadır.

Cinsel aktivitesi olanlarda HPV aşısı faydalı mıdır ?

Cinsel yaşamı başlamış olan kadınlarda aşı koruyucu olmasına rağmen, cinsel teması olmamış kişilere göre daha az korunmaktadırlar. Bunun nedeni cinsel yaşamı başlamış olanlarda bazı HPV tipleri bulaşmış olabileceğinden aşının koruma gücünde azalma oluşmaktadır. Buna rağmen herhangi bir HPV tipinde bulaşma olsa dahi diğer 3 tipe karşı korumanın devam ettiği görülmektedir.

Neden 9-26 yaş arası gibi bir aralık sözkonusudur ?

HPV aşısının etkinliği ile ilgili çalışmalar başlangıç olarak bu yaş aralığını kapsamış ve yetkili ilaç kontrol kurumları tarafından sertifiye edilmiştir. Yakın zamanda 26 yaş üzerine çalışmalar başlamış, bazı sonuçlar elde edilmiştir. Halen ilaç izin komisyonları 9-26 yaş aralığını esas almaktadır. (CDC guidelines 2006).

Erkeklerde HPV aşısı yapılabilinir mi?

Kanıta dayalı tıp açısından erkeklerde HPV aşısına ait kesin bir kanıt henüz yeterli değildir. Dolaylı veri ve bulguların ışığı altında penis, anüs kanseri ve genital siğil gibi patalojiler üzerinde yararları olacağı düşünülmektedir. Bilimsel çalışmaların seyrine göre erkeklerin aşılanmasının, kadınları da bazı kanser tiplerinden dolaylı olarak koruyacağı düşünülmektedir. Fakat elimizde kesin kanıtlar olmaması nedeni ile henüz erkekler üzerinde aşılama protokolleri söz konusu değildir.

Gebe kadınlar aşı olabilir mi?

HPV aşısı halen gebelerde önerilmemektedir. Gebelerde ve anne karnındaki bebekler üzerinde, aşının yan etkileri üzerine yeterli kanıt ve araştırmalar yoktur. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, gebelerde ve yeni doğan üzerinde istenmeyen etkilerini göstermemiş olmasına rağmen ,mevcut çalışmalar kesin kanıt açısından yetersiz kalmaktadır. Mevcut bilgiler, gebeliğin sona ermesinden sonra aşıların başlamasını veya eksiklerin tamamlanmasını önermektedir. Aşının ilk dozu yapıldıktan sonra gebeliğini fark eden gebelerin diğer aşılarını gebeliğin sonlanmasından sonra devam etmesi gerekmektedir.

HPV aşısının etkinliği ne kadar?

HPV aşısı 4 tip viruse karşı yüzde yüz koruma sağlamaktadır. Bu 4 tip virüsün oluşturabileceği serviks, vulva ,vagina prekanseröz oluşumlarını ve genital siğillerini engellemektedir. Yukarıda belirtilen bu yüksek oranlı koruma 9-26 yaş arasında 4 tip HPV enfeksiyonu ile hiç karşılaşmamış kişileri kapsamaktadır. HPV' nin 4 adet tipinden her hangi biri ile karşılaşmış bireylerde bu koruma oranları düşmektedir. HPV aşısının mevcut prekanseröz lezyonları veya genital siğilleri tedavi edici özelliği kesinlikle yoktur. Koruyucu etki ile tedavi edici etkileri karıştırmamak son derece önemlidir.

HPV aşısı kaç yıl süre ile koruyuculuğunu devam etmektedir?

Aşının kaç yıl süre koruduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, aşının koruyuculuğunun en az 5 yıl olduğunu kanıtlamıştır. Koruyuculuğun 5 yıl üzerinde olabileceği düşünülmektedir fakat yeterli çalışmalar henüz elde yoktur.

HPV aşısının yetersiz kaldığı noktalar nelerdir?

Aşının bütün HPV virüslerine karşı koruma sağlamaması nedeni ile genital kanser ve siğillere karşı tam bir koruma sağlamaması mümkün olmamaktadır. Rahim ağzı kanserlerinin %30 oranına karşı koruma sağlanmamaktadır. Bu nedenle aşı sonrası kadınların rahim ağzı kanserine karşı tarama testlerine (Pap Smear testi gibi) devam etmeleri şarttır. Aynı zamanda genital siğillerinin %10 oranı kadarı aşıya rağmen korunulmamaktadır. Bu nedenle diğer cinsel temasla bulaşan hastalıklara ve koruma çatısı dışında kalan HPV türlerine karşı kişilerin gerekli duyarlık ve korunmayı göstermesi gerekmektedir.

Genç kızlarda yeterli koruma için aşının her üç dozunun yapılması gerekli midir?

HPV aşısının yeterli koruma sağlaması için genç kızlarda bir veya iki doz yapılması yeterliliği hakkında yeterli kanıt yoktur. Bu sebeple eldeki bilgiler ışığı altında her üç dozun tamamlanması, gerekli koruma için şart görülmektedir.

HPV aşısı güvenilirliği nedir?

HPV aşısının FDA (Federal Drug Administration) kurumu tarafından yaşları 9-26 arası olan 11.000 kadın üzerinde emniyet ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışma, aşıya ait ciddi bir yan etki olmadığını göstermiştir. En sık görülen yan etki, aşı yerinde bazen görülen yanma hissidir. CDC (Central Disease Control) ve FDA halen aşı güvenilirliği ile ilgili çalışmalarını ortaklaşa devam ettirmektedir.

Rahim ağzı kanseri ve HPV virusundan korunmanın diğer yolları nelerdir?

Rahim ağzı kanserlerinin %70 oranına neden olan bir başka aşı henüz deneme ve çalışma sürecindedir. Yakın zamanda bu aşı sağlık hizmetine sürülecektir.

Yıllık ve düzenli yapılan pap smear testleri rahim ağzı kanserlerinin büyük bir kısmının erken ve tedavi edilebilinir dönemde yakalanmasını sağlamaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde rahim ağzı kanserine yakalanların büyük çoğunluğu ya hiç ya da son 5 yıl içerisinde Pap Smear testi yaptırmamış kadınlardan oluşmaktadır.

Prezervatif kullanımının, rahim ağzı kanserinden koruma sağladığı ve genital siğilleri azalttığı belli bir oranda bilinmektedir. Aynı zamanda prezervatif kullanılmasının AIDS ve cinsel temasla bulaşan birçok hastalığı belli bir oranda engellediği bilinmektedir.

Düzenli Doktor Kontrolleri

Geleneksel olarak tekiz ve yüksek riskli olmayan gebeliklerde; başlangıçta ayda bir kez, 28-30. gebelik haftasından itibaren 2 haftada bir ve son ayda (36.haftadan itibaren) haftalık takip yapılır. Yeni modern yöntemde ise 12-14. haftada , 20, 26, 32, 36, 38, 40 ve 41. haftada kontrollerin yapılması yeterlidir.

İkiz gebeliklerde ya da annenin yüksek riskli gebelik sınıfında olması durumunda doktorun kararına göre 2-3 haftada bir, gerekirse haftada bir takipler yapılır.

İlk Kontrol

İdeal olarak ilk kontrolün zamanı 8-12. haftalar arasındadır.

Bu kontrolde:

Anne adayının hastalık öyküsü dinlenir.

Aile hikayesi dinlenir.

Son normal adetin zamanının doğruluğunun tespiti yapılır.

Geçmiş gebelik öyküsü dinlenir.

İlaç kullanımı sorgulanır.

Allerji öyküsü dinlenir.

Sosyal öykü dinlenir.

Muayene aşağıdaki basamaklardan oluşur:

Anne kalbini dinlemek, tansiyon ve kilosunu ölçmek

Solunum sistemi muayenesi

Meme muayenesi

Kifoz ve skolyoz açısından omurganın değerlendirilmesi

Karın muayenesi

Varisler açısından bacakların kontrolü

Vajinal muayene (son zamanlarda yapılmadıysa pap-smear testi)

Aşağıdaki tetkikler yapılır:

Tam idrar tetkiki,

Tam kan sayımı,

Kan grubu,

Hemoglobin elektroforez,

Hepatit B antijeni,

Rubella antikoru,

HIV testi,

Sifiliz taraması

Gebelikte Yapılan Tarama Testleri

İkili tarama test, bebekte ense kalınlığı ölçümü: 11-14 haftada Down Sendromu taraması için yapılır.

Ayrıca ense kalınlığı ölçümü başta kalp anormallikleri olmak üzere diğer bazı bebekte olabilecek anormallikler açısından da bilgi vericidir.

Üçlü test: 15-20. gebelik haftasında yapılır. Bu test Down sendromu dışında sinir sisteminin gelişimsel bozuklukları açısından da bilgi verir.

Ultrasonla rutin anomali taraması: 18-20. haftalar arasında yapılır.

Şeker yükleme testi: 24-28. gebelik haftası arasında yapılır.

Gebelikte Yapılan Girişimsel Testler

KORYON VİLLUS ÖRNEKLEMESİ; Gebeliğin daha sonraki dönemlerinde plasentayı oluşturacak olan koryondan genetik tanı amacı ile biyopsi alınmasıdır. 11-13. gebelik haftaları arasında yapılır.

AMNİOSENTEZ; Bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan iğne yardımı ile bir miktar örnek alınarak incelenmesi işlemidir. Günümüzde genetik anomalilerin tespitinde kullanılan en geçerli testlerden biridir.

KORDOSENTEZ; Anne karnında ultrason eşliğinde bir iğne ile girilerek bebek kordonundan kan alınmasıdır. Tanı ve tedavi amacıyla yapılabilir. Genellikle 20. gebelik haftasından sonra yapılır.

Bu işlemlere bağlı düşük, enfeksiyon, su kesesinin açılması, plasenta veya kordonun zedelenmesi, erken doğum riski, alınan sıvıdan yeterince hücre üretilememesi, iğnenin bebeğe zarar vermesi gibi riskler vardır. Uzman kişilerin elinde 1/100 den fazla değildir.

Sağlıklı Bir Gebelik İçin Genel Öğütler

Doktor ve anne adayı arasında plan belirlemek gerekmektedir.

Anneye gebelik ve doğum hakkında bilgi edinebileceği yollar gösterilmelidir. (ilgili kitaplar, anne eğitim sınıfları, rahatlama sınıfları)

Sosyal güvence imkanlarını gözden geçirmek gerekmektedir.

Uygun ilk zamanda diş muayenesi yapılmalıdır.

Beslenme ile ilgili öneriler geliştirilmelidir.

Anne karnında bebekte gelişme geriliği ve olgunlaşmayı geciktirdiği için sigaranın bırakılması gerkmektedir.

Alkolün bırakılması gerkmektedir.

Pastörize edilmemiş ürünler, taze peynir ve beyin tüketiminden kaçınılması gerkmektedir.

Toksoplazma riski açısından kedi eşya ve pisliklerinden uzak durulması gerkmektedir.

Demir takviyesi alınması gerekmektedir.

Vitamin kullanımı (folik asit) önerilmektedir.

Cinsel ilişki vajinal kanama olmadıkça serbesttir.

Egzersiz olarak yürüyüş ve yüzme tavsiye edilir.

Gebe sadece kendisini rahatsız etmeyecek uzaklığa yolculuk etmelidir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanları olarak gebelik ve sonrası dönemde amacımız; "sağlıklı anne, sağlıklı gebelik ve sağlıklı bebek"tir.

Gebe kalmaya karar vermiş bir kadının, ilk jinekolog ziyaretinin gebe kalmadan önce olmasında fayda vardır.

Bu muayenede gebe adayının:

  • Öyküsü alınır.
  • Jinekolojik muayenesi yapılır.
  • Transvajinal ultrasonografi çekililir.
  • Pap-smear testi yapılır.
  • Meme muayenesi gerçekleştirilir.
  • Boy – kilo – tansiyon ölçümü yapılır.
  • Sağlıklı bir yaşam biçimini gebelik öncesinde benimsemek ve uygulamaya başlamak gerekir.
  • Gebelik öncesi bilinen kronik hastalığı olanlar (kalp hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, epilepsi vb.), mutlaka doktor kontrolünde olmalı, hastalıkları açısından en uygun dönemde gebe kalmalıdır.
  • Sigara içenler sigarayı mutlaka bırakmalıdır.
  • Aşırı kilosu olanlar, ideal kilolarına dönebilmek için diyetisyen kontrolünde kilo vermelidir.
  • Kızamıkçık enfeksiyonu ile hiç karşılaşmamış veya daha önce aşılanmamış olan kadınların aşılanması gerekmektedir. Aşılamadan sonra 3 (üç) ay gebe kalınmaması önerilmektedir.
  • Ailesinde veya kendisinde Akdeniz anemisi, orak hücreli anemi, kistik fibrosis ve benzeri kalıtsal hastalıklar olanlar genetik danışmanlık almalıdır.
  • Nöral tüp defekti (omurganın tam kapanmaması) anomalilerini engellemek için günde 400 mikrogram folik asit kullanılması önerilmektedir. Daha önceki gebeliklerinde bu şekilde bir öyküsü olan kadınlarda günlük folik asit dozu 4 gram olmalıdır.
  • Alkol, uyuşturucu madde kullanımının bırakılması gerekmektedir.
  • Stresle mücadele etmenin öğrenilmesinde yarar vardır. ( egzersiz, yoga vs.)

Gebelik öncesi yapılması önerilen testler:

  • Kızamıkçık testi,
  • Toksoplazma ile ilgili testler,
  • Hepatit B taraması,
  • Tam kan sayımı, tam idrar tetkiki,
  • Kan şekeri , anne-baba adaylarının kan grupları,
  • Tiroid taraması

Annelik duygusu gebeliğin ilk aylarında başlayıp doğum anında en yüksek düzeye ulaşır. Her anne adayının doyasıya yaşamak istediği bir süreç olan doğum, anne olanların tanımladığı olağanüstü bir duygudur.

Bu süreci tam olarak yaşamak isteyen anne adayı çekeceği doğum sancılarının korkusunu da içinde taşır."Doğum sancısı" doğum için vazgeçilmez olan rahim kaslarının kasılması sonucu ortaya çıkan çok şiddetli bir ağrıdır hatta pek çok kadın tarafından yaşamlarındaki en şiddetli ağrı olarak tanımlanır.

Hissedilebilecek ağrı ya da sancının şiddeti bebeğin boyu, bebeğin pozisyonu, pelvis (çatı) genişliği, kasılmaların gücü, geçmiş deneyimler ve beklentiler, ağrı eşiği ve henüz çözülmemiş pek çok nedenler gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Ne kadar ağrı duyacağınızı doğumu yaşamadan önce tahmin etmek güçtür

Annenin yaşamındaki belki de en güzel deneyim olan doğum sürecini tatsız bir deneyime dönüştürebilen bu sancıların doğumun seyrini olumsuz yönde etkilemeden önleyebilmek için pek çok araştırma yapılmış ve pek çok yöntem denenmiştir.

Doğum sancılarının hafifletilmesi veya giderilmesi için damar yolu ile verilen ilaçların bazı dezavantajları ve yan etkileri olabilir. Bu yan etkilerin en önemlisi sersemlik ve uyku hali yaratmasıdır. Ayrıca bulantı, kusma, solunum güçlüğü, kaşıntı, kabızlık ve mesanede idrar birikmesi gibi yan etkiler de görülebilir. Anne sütünün gelmesi ve emzirmenin başlaması gecikebilir. Bu nedenle alternatif arayışlar içine girilmiştir.

Ağrısız doğum için rejyonel (bölgesel) anestezi ilk kez 1900 yılında kullanılmıştır. Her yeni uygulamada olduğu gibi başlangıçta bazı olumsuz etkiler görülmüş, ancak zaman içerisinde yapılan klinik çalışmalar sonucu günümüze gelinmiş, yeni ilaç, yöntem ve teknikler ve ağrısız doğum konusunda uzmanlaşmış anestezistler sayesinde, ağrısız doğum güvenli bir seçenek olarak yaygınlaşmıştır.

Epidural aralık, omuriliğin çevresindeki zar ile omurların arasındaki bağ dokusunun arasındaki milimetrik boşluktur. Bu aralığa amaca uygun olarak omuriliğin çeşitli seviyelerinden ilaç uygulanarak pek çok ameliyatın yapılması, ameliyat sonrası ağrıların dindirilmesi ve kronik dindirilemeyen ağrıların tedavisi mümkündür.

Burada analjezi ve anestezi kavramlarını birbirinden iyi ayırmak gerekir. Analjezi ağrısızlık, anestezi ise duyusuzluk demektir. Normal doğum sırasında bel bölgesinden epidural yolla sağlanan analjezi, yani ağrının ortadan kaldırılması yeterli olurken, sezaryen ile doğum sırasında epidural anestezi uygulamak gerekir. İşlem yönünden her iki uygulama da aynıdır, fark sadece verilen ilaç dozlarındadır.

Halk arasında "ağrısız doğum" olarak bilinen epidural analjezi ile doğum, günümüzde oldukça yaygınlaşmaktadır. Bel hizasına yerleştirilen milimetrik bir tüp olan kateterden uygulanan bir ilaçla, vücudun alt yarısından gelen ağrı sinyallerinin iletimi geçici olarak durur ve ağrılı uyarının çıktığı bölgede ağrı duyulmaz. Burada seçilen doz sadece rahim kasılmaları sırasındaki ağrıyı ortadan kaldıracak, ancak rahim kasılmalarını azaltmayarak doğumun normal seyrini etkilemeyecek şekilde ayarlanır.

Bu yöntemde sadece ağrı iletimi bloke olur, dokunma duyusu ve hareket kısıtlanmaz. Anne adayı uygulamadan sonra doğum süreci içerisinde kalkıp oda içinde yürüyebilir, her türlü ihtiyacını görebilir. Rahim kaslarının kasılması ve doğum eylemine anne adayının aktif katılımı etkilenmez, anne doğum anında ağrıdan arınmış olarak fizyolojik olarak bebeğine kavuşur.

Genelde anne adayları bebeğini normal yolla doğurmak isterler ancak bazı durumlarda sezaryen gerekebilir. Bu durumda Epidural Anestezi uygulanır. Teknik olarak yapılan işlem aynıdır, epidural aralığa ayni kateter yerleştirilir ancak verilen ilaç dozu farklıdır. Normal doğum sezaryene döndüğünde de yapılan şey aynı kateterden ilave ilaç verilerek epidural anestezi oluşturmaktır. Anne ameliyat masasında belden aşağısı tamamen uyuşmuş halde yatar, ancak yattığı yerde ayaklarını oynatabilir, yani epidural anestezi uygulamasından sonra bacaklarda hareketin tamamen kaybolması söz konusu değildir.

Motor blok olarak adlandırılan hareket kaybının olması durumu omurilik sıvısına lokal anestezik madde verilerek yapılan spinal anestezide görülür. Spinal anestezi de günümüzde sık uygulanan bir anestezi yöntemidir. Bazen de epidural anestezi ile spinal anestezi kombine edilerek birlikte uygulanır. Spinal anestezinin avantajları teknik olarak epidural anesteziye göre daha kolay uygulanabilmesi, etki başlama süresinin çok daha kısa olması gibi avantajlarına karşın, bacaklarda 4-5 saat süren hareketsizlik, bazen uygulama sonrası görülen baş ağrısı, bulantı ve tansiyon düşmesi gibi bazı istenmeyen etkileri vardır. Burada anestezi uzman doktoru kendi deneyim ve becerisi doğrultusunda hasta için en uygun yöntemi belirleyip hastasına önerecektir.

Epidural ile normal doğum sürecinde sırasında neler yaşayacaksınız?

Doğum sancıları rahatsız etmeye başladığında yani doğum kanalı açıklığı 4 cm olduğunda anne işlem odasına alınır. Koldan serum takılır, tansiyon, nabız ve parmak ucundan oksijen durumu takip edilir.

Başarılı bir epidural uygulama için annenin hekimi ile iyi bir uyum içinde olması, uygun pozisyonu alabilmesi esastır. Genelde uygulama oturur durumda yapılır ve vücut dik durumdayken hafifçe geriye doğru yaslanırken vücut omur çıkıntılarını birbirinden ayıracak şekilde belden öne doğru bükülür, çene göğse doğru yaslanır ve her iki omuz aşağıya doğru bırakılır. Bu şekilde pozisyon oluşturulduktan sonra sırta ve bel bölgesine antiseptik ilaç sürülerek bölge mikropsuz hale getirilir ve bölge steril örtülerle örtülür. Uygulamanın yapılacağı hizada cilt ve cilt altındaki dokular ince bir iğne ile uyuşturulur.

İşlem sırasında sadece bu ince iğnenin girişi hissedilir. Daha sonra başka bir özel iğne ile epidural aralığa girilerek buraya kateter denilen ince tüp yerleştirilir ve vücuda flasterler yardımı ile sabitlenir. Kateterden ilaçların verilmesinden kısa bir süre sonra sancılar sona erer ancak rahim kasılmaları engellenmez, ayni şekilde devam eder. Katetere bağlanan bir ağrı pompası ile hasta kontrollü analjezi yöntemi kullanılarak sancısızlığın devamı sağlanır. Bu andan itibaren doğum gerçekleşinceye kadar her şey aynıdır, ancak sancı hissedilmeyecektir.

Epidural ile ağrısız normal doğum yapan bir annenin izlenimleri:

"...Hamileliğim süresince normal doğum (epiduralli) olmasını istiyor ve hakkında pek çok şey okuyordum. Epidural opsiyon beni rahatlatsa da okuduklarım bende şüphe yaratmıştı. Ancak anestezi doktorum gelip bizimle sabahtan tanışıp, anlatınca yapacaklarını hiç sorgulamadan güvendim kendisine. Ağrılarım başladığında ekibi ve ekipmanı ile odaya geldi. Açıkçası hazırlık o kadar uzun sürmüştü ki korkmadım diyemem. Zaten kendisiyle de bu duygumu hemen paylaştım. Bana dedi ki bizim hazırlığımız uzun sürer, detaycılığımızdan. Hepsi sizin rahat etmeniz için. Belime bir iğne yapılacağı için sırtım dönük bütün olanları sadece duyabiliyor, hiçbir şey izleyemiyordum. Yapılan işlem o kadar kısa sürdü ki ne olduğunu, ne zaman epiduralin takıldığını anlayamadım bile. İlaç sayesinde doğum stresinin yanında bir de ağrıların zorluğunu yaşamadan daha rahat, kolay doğum süreci geçirdim. Bu yöntem olmadan asla normal doğum yapamazmışım. Bebek ve anne için stressiz bir doğum yapabilmek için büyük bir nimet...."

Sezaryende Epidural Anestezi

Bir mucizeye tanıklık etmek, en kısa tanım bu olsa gerek. Nasıl mı? Bilinciniz tamamen yerinde, omuzlarınızdan aşağıya örtüler altındasınız, önünüzde bir perde, bedeninizin alt yarısı uyuşmuş, ameliyat sırasında acı veya ağrı dışında her şeyin farkındasınız. Ameliyathanedeki herkes yanınızda ve size destek oluyor, size her detay hakkında bilgi veriliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu vaziyette bebeğinizin doğumunu hissetmek ve bir taraftan ameliyatınız devam ederken onun kokusunu anında duymak işin mucize boyutu. Daha sonra doktorunuz ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet edebiliyorsunuz.

Epidural anestezi gerçekten de doğru olarak uygulandığında sezaryen ile doğumda da oldukça uygun bir yöntemdir. Uygulanış şekli açısından normal doğumdakinden hiçbir farkı yoktur. Fark yalnızca verilen ilacın dozundadır. Ameliyat ağrısının duyulmaması için normal ağrısız doğumda kullanılandan daha fazla ilaç vermek gerekir. Verilen ilaç da tamamen ayni yani sadece lokal anesteziktir. Epidural anestezi uygulandıktan sonra sinirlerin ilaç tarafından bloke edilip iyice uyuşması için bir süre beklemek gerekir. Bu süre 15 dakika kadardır. Bu süre sonunda ameliyat hemen başlamaz, önce size küçük bir uyarı verilip ağrı duyup duymadığınız sorulur, anestezinin tamamen yerleştiğinden emin olduktan sonra ameliyata başlanır. Ameliyatın başlaması ile bebeğin rahim dışına alınması arasında geçen süre 5 dakika civarındadır. Bu süre operasyonun en heyecanlı bölümüdür, bebeğin doğumu ile birlikte heyecan mutluluğa dönüşür, ameliyat salonunda bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Doktoru ilk kontrollerini yaptıktan sonra anne bebeğini ilk kez öpüp, koklama olanağını bulur. Bundan sonra yaklaşık yarım saatlik bir bekleme süreci yani ameliyatın tamamlanma süreci vardır. Ameliyat tamamlanıp, son cilt dikişleri konduktan sonra son kontroller yapılıp anne bebeğine bilinci tamamen yerinde olarak kavuşacaktır. Ameliyat sonrası normalde ağrılı geçen ilk 48 saatlik süre içerisinde epidural uygulama sırasında yerleştirilmiş olan kateterden (ince bir tüp) bir ağrı pompası yardımı ile epidural yolla sürekli düşük dozda ilaç verilerek bu dönemin tamamen ağrısız geçmesi sağlanır. Şayet ilaç dozu az gelip de ağrı yeniden başlarsa anne cihazın butonuna basarak önceden belirlenmiş olan ek dozu kendisine uygulayabilir. Buna hasta kontrollü analjezi diyoruz. Özetle epidural anestezi ile sezaryen sonrası anne uyumuyor, bebeğinin doğduğunu görebiliyor, doğar-doğmaz bebek anne yanına verilebiliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu tür durum ve duygular da müsait olduğu için daha tercih edilebilir bir yöntem olarak sunulabiliyor. Böylece aileye yeni bir bireyin katılmasıyla, yeni bir dönem keyifle başlamış oluyor.

"Epiduralli sezaryen" ile bebeğine kavuşan gazeteci-yazar Elif Şafak duygularını şu şekilde ifade etmektedir.

"...düpedüz şahitlik ediyorsunuz bir mucizeye. İnsan denilen mucizenin dehre gelişine. Nasıl mı? Üzerinizde bir perde, bedeninizin yarısı uyuşmuş, kalan yarısı ise alarm halinde. Bilinciniz yerinde, ameliyat esnasında yapılan her şeyi duyumsuyorsunuz, ağrı veya acı hariç. Gözlerinizi çevirdiğiniz noktada lambalar ve doktorların yüzleri. İşte öyle bir anda gördüğünüz insanların güler yüzlü olması, size uzun uzun, ince ince özenle her şeyi anlatmaları, bilgi vermeleri o kadar önemli ki. Bu vaziyette bebeğin doğumuna şahitlik ediyor, ameliyatın hem nesnesi hem de aynı zamanda bir aktörü oluveriyorsunuz. Doktor ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet ediyoruz. Tuhaf bir duygu bu. Kesilip biçilirken felsefeden, edebiyattan, sanattan, tarihten konuşmak. ..eşsiz bir tecrübeymiş bir kadının doğum anına tanıklık edebilmesi. Sessiz bir kamera kesilip her şeyi dakika dakika izleyebilmesi. Derken, adeta kendiliğinden, bir başka boyuttan gelircesine bir ağlama sesi. Perdenin öteki yanından uzatıveriyorlar bebeği. Ve size düşen tek bir şey var öyle bir anda, yapabileceğiniz tek bir şey: Katıla katıla, şükrede şükrede ağlamak."

Epidural anestezi-analjezi kimlere uygulanabilir:

Genelde genç ve sağlıklı anne adayları içi epidural uygulamalar için kısıtlayıcı bir neden yoktur, yani hemen her anneye epidural anestezi-analjezi uygulanabilir. Ancak nadir de olsa uygulamayı zorlaştıran veya olanaksız kılan bazı nedenler bulunabilir. Bel omurlarında uygulamayı engelleyecek sorunlar, uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon varlığı, kanama pıhtılaşma bozuklukları bunlara örnektir. Yapılan kontrollerde uygulama için herhangi bir engel olmadığına karar verildikten sonra son karar anne adayına aittir. Anne epidural konusunda bilgili, bilinçli, istekli ve psikolojik olarak hazır durumda olmalıdır. Anestezi uzman doktoru annenin her türlü sorusunu cevaplayarak onu en iyi şekilde aydınlatmalıdır. Ancak ısrarcı ikna çabaları olumlu sonuç vermez, anne hiçbir şekilde epidural uygulamayı kabul etmeyebilir. Bu durumda genel anestezi daha iyi bir seçenek olacaktır. Bazen anne epidural ile başlayan operasyonun bir aşamasında ağrı duymasa da rahatsız olabilir, etrafında olanları görmek istemeyebilir, nadiren de anestezi tam tutmayabilir, bu durumda zaten daha öncesinde genel anestezi koşulları hazır olduğundan ameliyatın genel anestezi tamamlanması mümkündür. Ancak bu nadir görülen bir durumdur.

Olası komplikasyonlar

Bel omurları, omurilik bölgesi denilince doğal olarak akla 'Sinirler harap olur mu, felç olur muyum?' gibi sorular gelebilir. Uygun koşullarda, konusunda uzman olan hekimler tarafından uygulandığında bu endişelere yer yoktur.

Yapılacak bölgesel uyuşturma uygulamaları esnasında ve sonrasında ortaya çıkabilecek düzeltilmesi mümkün olan sorunlar şunlardır:

Tansiyon ve nabız düşmesi: Gebelik nedeni ile bebeğin ana toplardamara baskısının da katkısıyla en sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir. Baş dönmesi, göz kararması, kendini fena hissetme gibi belirtilerle fark edilir. Önceden damar yolundan yeterli sıvı (-serum) verilmesi veya bazı damar daraltıcı ilaçlarla kolayca önlenebilir. Ameliyat sırasında veya sonrasında nabız ve tansiyonda düşme olabilir. Her an yanınızda olan anestezi uzmanı doktorunuz gerektiğinde müdahale edecektir. Bu nedenle aşırı stres dışında pek görülmez.

Baş ağrısı: Spinal anestezi uygulamaları sonrası ortaya çıkabilir. Epidural anestezinin yan etkisi değildir, genellikle işlem sırasında hareket edildiğinde veya çok deneyimli olmayan ellerde uygulandığında dura zarının kaza ile delinmesi sonucu nadiren görülebilir. Dura zarının delinmesine bağlı dura dışına sıvı kaçmasıyla oluştuğu düşünülür. Hareket edince, ayağa kalkınca çoğalan bazen oldukça şiddetli olabilen karakteri vardır. Bulantı da eşlik edebilir. Çok sıvı ve kafein içeren içecekler alınarak, batın içi basıncı artırıcı uygulamalarla, olabildiğince yatak istirahatı ile ve gerekirse çeşitli ilaçlarla yok edilir.

Bel Ağrısı: Bazı doğumlardan sonra epidural yapılsa da yapılmasa da bel ağrısı görülür. Hamileliğe bağlı vücudun ağırlık merkezinin zamanla öne kaymasıyla bel kaslarının bunu karşılamasının, doğum sonrası aniden değişmesine bağlayanlar vardır.

Bulantı ve kusma: Ameliyat sırasında veya sonrasında nadiren ortaya çıkabilir. Gerekli müdahale anestezi uzmanı doktorunuz tarafından yapılacaktır.

Enfeksiyon: Her enjeksiyonda olduğu gibi bu girişimlerde de enfeksiyon oluşabilir. Oluşmaması için özen gösterilmektedir.

Kullanılan ilaçlara bağlı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda hafif alerjik reaksiyonlar görülebilir. Bölgesel, geçici kaşıntı kendiliğinden veya basit bir ilaç yardımıyla geçer.

Sinirsel komplikasyonlar: Bölgesel anestezi sonrası geçici veya kalıcı sinirsel hasarlar nadiren de olsa ortaya çıkabilir. (10 000-100 000 de birden az)

Başarısız blok: Epidural anestezi uygulaması ile ameliyata başlandıktan sonra hastanın ağrı duyması ya da ameliyatın süresinin sinirin uyuşturulması için kullanılan ilacın etki süresinden uzun sürmesine bağlı olarak hastanın ameliyatına devam edilebilmesi için anestezi uzmanı doktorunuz uygun gördüğü ek bir uygulama (sedasyon veya genel anestezi) yapmak zorunda kalabilir.

Emzirmeye mutlaka doğumu izleyen ilk saatler içinde başlayın. Emzirme sırasında rahat bir pozisyonda olmalısınız. Özellikle ilk haftalar saatlerce bu pozisyonda oturacağınız için rahat bir koltuk, ayağınız altına destek, kolunuzun altına yastık, rahatınız için ne gerekiyorsa yapın ve bebeğinizle paylaştığınız bu özel zamanın tadını çıkarın.

Bebeğinizi sadece başı değil tüm vücudu size dönük olacak şekilde, göbek göbeğe temas ederek yatırın. Uygun pozisyon başarılı emzirmenin sırrıdır.

Göğsünüzü alttan dört parmağınızla, başparmağınız üstte kalacak şekilde destekleyin. Parmaklarınız areola kısmına (kahverengi kısım )değmemelidir.

Bebeğinizin ağzını açarak aranmasını sağlamak için üst dudağına ve ağız kenarına dokunun. Ağzını iyice açana kadar dudağına göğüs ucunuzla dokunmaya devam edin.


Uygun kavrama:

Göğüs ucu ve areolanın büyük kısmı bebeğin ağzında olmalıdır. İlk kavrama anında biraz acı olsa bile ritmik emmeye geçtikten sonra kavramayı hissetmeli fakat acı duymamalısınız. Canınız acımaya devam ediyorsa kavrama pozisyonda hata vardır, çatlak oluşmaması için bebeği göğüsten ayırıp tekrar doğru kavramasını sağlamalıyız.

Emzirme düzene girene kadar her emzirmede iki göğsünüzü birden vermelisiniz. Bebeklerin çoğu 10-20 dakika boyunca emerler. Emzirme süresini belirleyen bebektir

Bebeğin göğüsten ayrılmasını istediğinizde parmağınızı ağzının kenarından damağına doğru sokun ve dudakları gevşettiğinde yavaşça memeden ayırın. Bebeğinizin gazını emzirme sonunda ve göğüs değiştirirken mutlaka çıkarın. Anne sütü alan bebekler ilk günlerde biberonla beslenenler kadar gaz çıkarmayabilir, sütünüz bollaştığında daha çok gaz çıkarmaya başlayacaktır. Emzirmeye her defasında farklı göğüsle başlayıp her iki göğsü de emzirin. Hatırlamak için sütyen askısına takacağınız bir çengelli iğne veya emzirme koltuğunun koluna bırakacağınız bir tülbent size yardımcı olabilir.

Bebek her istediğinde emzirin. İlk ayında bebek dört saatten uzun uyursa uyandırıp emzirebilirsiniz. Bebeğin emme araları düzensiz olabilir. Süt bollaştıktan sonra bebekler genellikle 2-3 saat arayla, günde 8-10 kez emerler. İlk dört hafta bebeğinize sadece anne sütü vermeniz yeterli süt salgısının oluşması için çok önemlidir. Süt salgısı 4-6 hafta sonra bollaşacaktır. Bu dönemde hiç biberon veya emzik kullanmamak en uygunudur.

Göğüslerinizin bakımı için her gün duş yapın ve göğüslerinizi sabun kullanmadan sadece suyla yıkayın. Gece -gündüz göğüslerinizi destekleyen ve sıkmayan bir sütyen takın.

İyi beslenin. Yüksek protein, kalsiyum ve sıvı içeren, besleyici ara öğünleri olan bir diyetiniz olsun. Yağ ve şekeri az alırsanız siz de bebeğinizin sağlığına zarar vermeden eski kilonuza dönebilirsiniz.

Dinlenmeyi, kendinize vakit ayırmayı ihmal etmeyin. Gün içinde bebeğiniz uyurken siz de kısa şekerlemeler yapın. Bebeğiniz yeterli beslendiğinin tek güvenilir göstergesi kilo alımıdır, ama ilk 48 saatini geçirmiş iyi beslenen bir bebek genellikle günde 4-6 kez bezini ıslatır, günde en az iki kez bazen her emzirmede kakasını yapar, ikinci haftasından sonra düzenli kilo alır.


Anne sütünü siz yokken bebeğinize verilmek üzere sağıp saklamanız gerekiyorsa:
  • Sağma işlemine başlamadan ellerinizin, göğsünüzün ve sağmak için kullandığınız malzemenin temiz olduğundan emin olun.
  • Sağdığınız sütün saklama kabına mutlaka tarih etiketi yapıştırın.
  • Sağdığınız süt oda sıcaklığında 4 saat, buzdolabında 5-7 gün, buzlukta 2 ay, derin dondurucuda 6 aya kadar saklanabilir.
  • Soğutulmuş süt öğünlük porsiyonlar halinde birleştirilebilir ama önceden dondurulmuş süte taze süt eklenmez. Öğünden sonra artan sütler atılır.
  • Soğutulmuş süt ılık suya daldırılarak ısıtılır, mikrodalga kullanılmaz! Süt donunca yağ tabakası üste çıkar, ısıttıktan sonra hafifçe çalkalayarak karışması sağlanır.


Anne sütü nasıl artırılır:

Büyümenin hızlandığı dönemlerde birkaç gün boyunca sütünüzün bebeğinize yetmediğini, göğüslerinizin boşaldığı halde bebeğinizin emme isteğinin sürdüğünü, bebeğiniz sık sık emerek süt salgınızı arttırmaya çalıştığını fark edebilirsiniz. Göğsünüz sık aralıklarla boşaltılması, sıvı alımına ve beslenmeye özen göstermek ve yeterince dinlenmek kısa sürede süt salgınızın bebeğin artan gereksinimini karşılayacak seviyeye gelmesine yetecektir.


  • Her iki göğüsü de her emzirmede 10-20 dk. emzirin
  • Günde 9-12 kez, 2-3 saat arayla emzirmeye çalışın
  • Bebeğiniz göğsünüzü tam boşaltmadan emmeyi keserse bebeğin başını vücudunu okşayın veya göğsünüze masaj yaparak salgıyı uyarın
  • 3 gün içinde süt salgınız artmadıysa her bir göğsünüzü her emzirme sonrası 5-10 dk boyunca sağarak uyarın

Vücuttaki eksikliği, hamile kadınlarda düşüklere, yetişme çağındaki çocuklarda zeka geriliği ve konuşma güçlüğüne neden olabiliyor. Erişkin bir kişinin alması gereken iyot günlük bir toplu iğne başı kadardır. Hamile annelerin yeterli iyot almalarını sağlamak doğacak bebeklerin tiroidinin normal hormon salgılaması ve kretenizmin önlenmesi için çok önemlidir.

Tiroit bezi boynun ön tarafında, nefes borusunun üstünde yer alan kelebek şeklinde bir organdır. İçilen su ve yenilen gıdalarla vücuda giren iyodu, vücudun değişik işlevlerini yerine getirilebilmesi için gerekli olan hormonlara dönüştürür.

Tiroit hormonlarının en önemli görevleri vücudun enerji üretiminde rol almak ve metabolizmayı düzenlemektir. Ayrıca beyin ve sinir sistemi başta olmak üzere tüm vücudun normal büyüme ve gelişmesi için gereklidir.

Tiroit bezi gözle görülebilen ve elle hissedilebilen boyutlara ulaştığında tiroit büyümesi yani guatr meydana gelmiştir. Yaşanılan bölgedeki iyot eksikliğinden kaynaklanan guatr ise "endemik guatr" olarak adlandırılır.

Bir bölgede guatr sıklığı yüzde 10'u geçtiğinde o bölgede endemik guatr olduğu kabul edilir. Nükleer Tıp Uzmanı, Dr. Mari Benli, iyotun vücudumuzdaki rolünü anlattı.

ÜŞÜME VE YORGUNLUK

Tiroidi az çalışan kişide üşüme hissi, cilt kuruluğu, yorgunluk hissi, uykuya meyil, kan yağlarının bir miktar yükselmesi ve zihin bulanıklığı görülebilir. Hacmi büyümüş olan tiroit bezi içinden daha fazla kan geçirerek hormon yapımında ihtiyacı olan iyodu elde etmeye çalışır. Yumuşak kıvamda ve düzgün şekilli büyüyen, normal çalışan tiroit hastalığı "basit guatr" olarak adlandırılır. Tedavi edilmeden geçen yıllarda tiroit içinde yumrular gelişir ve tiroidin hormon salgılamasının azalması veya çoğalması ile seyreden hastalıklar ortaya çıkmaya başlar. Tiroit içinde oluşan, elle muayenede tiroit içinde yuvarlak, hareketli oluşumlar olarak hissedilen, hatta dışardan bakıldığında yutkunmayla hareket ettikleri görülen bu yumrulara "nodül" adı verilir. Nodüller aşırt büyüyerek bası sorunları yaratabileceği gibi nodüllerin %5'inde zamanla tiroit kanseri gelişebilir.

HAMİLELİKTE DİKKAT

Doğuştan ve küçük yaşlardan itibaren görülen iyot eksikliğine bağlı tiroit fonksiyon bozukluğuna Kretenizm denir. Kretinizm, çocuklarda zihinsel ve fiziksel gerilik, kas erimesi, sağırlık ve dilsizliğe neden olabilir. Daha hafif vakalarda konuşma güçlüğü, kilo almaya meyil ve öğrenme güçlüğü vardır. Tüm bu sorunlar iyot eksikliğinin giderilmesi ile kolaylıkla önlenebilir. Hamile annelerin yeterli iyot almalarını sağlamak doğacak (şebeklerin tirodinin normal hormon salgılaması ve kretenizmin önlenmesi için çok önemlidir

İyot alımı yetersiz olan çocuklarda zeka seviyesinin 13.5 puan daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Yaşam boyu devam eden iyot yetersizliği sonucunda ise zeka geriliği, okul başarısında düşme (% 10-15) ve büyüme geriliği gibi hastalıklar oluşur

İYOTLU TUZ IŞIK ALMAMALI

Toplumda iyot eksikliğinden kaynaklanan guatrı önlemek için, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de halkın yaygın olarak tükettiği sofra tuzuna iyot katılır. Ancak, tuzda bulunan iyot gün ışığında, fazla nemde ve yüksek sıcaklıkta buharlaşma yoluyla azalmaktadır. İyot kaybını önlemek için iyotlu tuz koyu renkli kapaklı kapta, kuru ve serin yer erde muhafaza edilmelidir. Ayrıca, iyotlu tuz yemekler pişirilmeden önce katıldığında iyodun bir kısmı buharlaşma ile kaybolur Tuzdaki iyottan tam olarak yararlanabilmek için tuzun yemek piştikten sonra ilave edilmesi gerekir.

Astım ve gebelik ;

 Gebelerin 1/3 ünde astım şikayetleri artar

 Astım semptomları en çok 29-38.haftalar arasında artış gösterir

 Gebelik süresince astımınızı tetikleyecek etkenlerden uzak durun

 Bebeğinize yardım etmenin en iyi yolu astımınızın kontrol altına alınmasıdır. Astım ilaçlarının büyük bir çoğunluğu bebek üzerine herhangi bir olumsuz etkiye sahip  olmayıp güvenle kullanılabilir.  

Günümüzde yeni doğan bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütü ile beslenmesi önerilmektedir. Anne sütü bebek için en sağlıklı olan besindir. Uygun koşullarda gereksinim duyulduğu anı beklemektedir. Isıtma, soğutma, depolama, mikroptan arındırma için özel aletlere, biberon, emzik vb. aracılara ve temiz su kaynağına bağımlı değildir. Anne sütünde mikrop üremez, bozulmaz, hastalık kaynağı olmaz.

Anne sütünün bebeğe ve anneye faydaları nelerdir?

Anne sütü ile beslenen bebeklerde enfeksiyon hastalıkları daha az görülmekte, beyin gelişimi daha iyi olmakta, allerjik hastalıklar, ishal ve solunum yolu hastalıkları ve hatta ileri yaşlarda ateroskleroz, kanser ve multipl skleroz gibi hastalıklar daha az bildirilmektedir. Emziren annelerde ise meme kanseri, yumurtalık kanseri, osteoporoz ve kansızlık daha az görülmektedir.

Anne sütü özeldir.

Anne sütü her bebek ve her dönem için özeldir. Prematürelerde ve hayatın ilk günlerinde farklı yapıda bir anne sütü söz konusudur. İlk bir hafta memelerden "kolostrum" adlı süt gelir ve bebeği besleyici ve enfeksiyondan koruyucu özellikleri ön plandadır. Bunu ikinci hafta boyunca protein içeriği azalırken, laktoz, yağ ve toplam kalori içeriği artan "geçiş sütü" izler. Daha sonraki dönemlerdeki olgun anne sütü de emzirmenin başlangıcında karbonhidrattan, sonunda yağdan zengin olarak gelir.

Anne sütünün özellikleri nedir?

Anne sütü özel yapıda, sindirimi kolay ve enfeksiyondan koruyucu nitelikleri zengin bir protein içeriğine sahiptir. Anne sütünde protein ve minerallerin inek sütüne göre daha az olması, sindirim ve böbrekler açısından bebeğin yüklenmesini önler. Anne üstündeki demir, çinko gibi minerallerin emilimi, inek sütüne göre çok daha fazla, örneğin demir için beş katıdır. Anne sütünde sindirimi kolay doymamış yağ asitlerinin oranı yüksektir. Beyin ve sinir sistemi için şart olan temel ve zorunlu yağ asitleri ise inek sütüne göre 8 kat olup, ilk 4 ay boyunca bebek tarafından sentezlenememektedir.

Anne sütü ile bebeğin beslenmesi nasıl olmalıdır?

İlk saatlerden itibaren bebeğin istekle, uygun koşullarda ve doğru teknikle emzirilmesi anne sütü ile bebeğin beslenebilmesi için en önemli koşuldur. Emzirme sırasında salgılanan oksitosin ve prolaktin hormonları memedeki sütün boşalmasını sağlar ve yeni süt yapımını uyarır.

Başarılı bir emzirme nasıl olmalı?

Başarılı bir emzirme için her şeyden önce doğru kucaklama ve pozisyon alma gereklidir. Anne normal koşullarda rahat bir koltukta, sırtı dik olarak oturmalıdır. Bebek yüzü ve gövdesi aynı doğrultuda ve anneye dönük, başı gövdeye göre yüksekte, yani eğri bir çizgi oluşturacak şekilde anne tarafından kucaklanmalıdır. Bebeğin başı, annenin emzirilen göğsünün tarafındaki kolu dirsekten bükülerek, dirsek kıvrımının hemen önüne yerleştirilmelidir. Bebeğin altta kalan kolu anne ile bebek arasına girmemelidir. Bebeğin başına arkadan bastırılmamalıdır. Anne kolunun altı gereğinde bir yastık ile desteklenebilir. Bebek uygun şekilde pozisyon verilerek kucağa alındıktan sonra alt dudağı meme ucunun altına gelecek şekilde bebek aşağıdan yukarıya doğru memeye yaklaştırılmalı, diğer elin dört parmağı memeyi alttan desteklerken başparmak üstte memeyi yönlendirmelidir. Anne meme ucunu bebeğin dudaklarına değdirerek emme için ağzını açmasını sağlamalı, bebek ağzını genişçe açtığında meme ucu ve çevresindeki kahverengi bölüm (areola) birlikte bebeğin ağzına verilmelidir. Bebeğin çenesi memeye dayanmalı, üstteki başparmak burnun tıkanmasını önlemelidir.

Süt yapımı üzerine etkili faktörler nelerdir?

Süt yapımını belirleyen en önemli iki faktör bebeğin sık emmesi ve memelerin boşaltılmasıdır. Yorgunluk ve stres, ruhsal sıkıntılar ve en önemlisi emzirmeye isteksizlik, anne sütü miktarını azaltabilir. Meme büyüklüğü süt yapımında önemli değildir. Yine meme başlarının düz veya içe çökük olması bebek doğru teknikle emzirilirse sorun olmaz. Annenin yeterli sıvı alması ve dengeli beslenmesi yeterlidir. Aşırı kalorili, şekerli yiyecek ve içeceklerin süt yapımına katkısı yoktur. Sıvı alımının aşırısı da sakıncalı olabilir. Sebze ve meyveler, yeşil salatalar bolca tüketilmelidir. Anne yeterli süt ve süt ürünleri ile protein ve demir içeren gıdaları dengeli bir şekilde almalıdır. Gebelikte olduğu gibi, kalsiyum ve demir desteği sürdürülmelidir.

Emzirme sıklığı ve süresi ne olmalı?

Yeni doğan doğumdan sonra en kısa zamanda memeye verilmeli ve devamında emzirme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalıdır. İlk emzirmelerde süt hemen gelmeyebileceğinden, bebeğe başka bir besin vermeden emzirmeye devam edilmelidir. Özellikle ilk 2 ay her istediğinde bebeğe meme verilmelidir. Başlangıçta her emzirmede sırası değiştirilerek her iki göğsün de emzirilmesi sütün artması açısından yararlı olsa da, süt miktarı arttığında her öğünde bir memenin emzirilmesi yeterli olabilmektedir. Her öğünde bebeğin bir memeyi tamamen boşaltması sağlanmalıdır. Bu süre genellikle 10-15 dakika kadardır. İlk dönemden sonra emzirme aralıkları 2-3 saate uzayabilmektedir.

Acaba sütüm yeterli mi?

Bebeğin yeterli beslendiği, günde en az beş kez idrar yaparak bezini ıslatması, en geç 15. günde doğum kilosuna ulaşması ve ayda en az 500-600 gram alması ile anlaşılır. Bebeklerde ilk günlerde görülen doğal tartı kaybının nedeni vücutta su oranının azalması ve suyun yer değiştirmesidir; anne sütü yetersizliğine bağlanmamalıdır. Dışkılama sayısı, bebeğin huzursuzluğu, uyku düzensizliği veya aşırı ağlaması anne sütü miktarı açısından güvenilir kriterler değildir. Çok iyi tartı alan bebeklerde de benzer yakınmalar görülebilir. Sadece bezin hep kuru bulunması ve sürekli olarak koyun pisliği gibi ufak ve sert parçalar halinde az miktarda kaka yapılması açlık bulgusu olabilmektedir. Bunlar dışında en önemli kriter, bebeğin yeterli kilo almamasıdır.

Emzirmede sık yapılan hatalar nelerdir?

Emzirmeden önce meme başının karbonatlı su, sabunlu su veya çeşitli kremler ile temizlenmesi meme başı çatlağına ve bebeğin memeyi tutmasında çeşitli güçlüklere neden olabilir. En iyi meme bakımı anne sütü ile olur. Özel silikon başlıklar bebeğin memeyi doğru kavramasını engeller. Ortamda aşırı kalabalık ve gürültü, aile içi gerginlikler, aşırı sıcak, sıkı giysiler ve örtüler bebeğin emmesini olumsuz etkileyebilir. Eldiven giydirilmesi bebeğin parmaklarını emmesini engelleyerek huzursuzluğuna neden olabilir. Bebeğin doymadığı kaygısı ile biberon kullanılarak ek besin verilmesi, emziğin şekerli sıvılara ve bala batırılması, bebeğe şekerli bitki çayları verilmesi memeye isteksizlik yaratabilir. Görüldüğü gibi, başarılı bir emzirmenin birinci kuralı istemek ve gerisini bebeğe bırakmaktır.


Türkiye'de menopoz yaşı 45,6 + 5,63 olarak saptanmıştır. Türkiye nüfus ve sağlık araştırması verilerine göre Türk kadınının ortalama beklenen yaşam süresinin 67,3 yıl olduğu gözönünde bulundurulduğunda bir kadının ömrünün %24'ünün postmenopozal dönemde geçtiği söylenebilir.

Yaşam kalitesini etkileyen en önemli faktörlerden ikisi ise ileri yaşlarda dahi entelektüel ve cinsel işlevlerin devam ettirilmesidir. Başlangıçta menopozda östrojen eksikliğinin spesifik semptomlarını gidermek için geliştirilen postmenopozal hormon tedavisi son yıllarda bu iki işlevle birlikte uzun vadedeki olası yararları için kullanılmaktadır.

Menopozla ilgili yanlış düşünceler ve inanışlar olabilmektedir.

Sağlıklı menopoz için neler yapmalı?

Menopoza giren kadının artık yaşlandığı, cinsel hayatının sona erdiği, hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağı gibi düşünceler kafadan atılmalıdır.

Evet hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır, evet yüzlere birkaç yaşanmışlık belirteçi olan kırışıklık eklenecek, evet gebe kalınamayacaktır ama bu aslında sadece korunma derdi olmadan yıllarca devam ettirilebilecek cinsel yaşam müjdesidir.

Menopoz gündelik yaşamın ve iş yaşamının koşuşturmasına tatlı bir mola ve hem beden hem de ruh sağlığımızla yakından ilgilenmemiz için bir fırsat da olabilir. Bu dönemde düzenli sağlık taramalarından geçmek önemlidir. Rutin menopoz kontrollerinde;

  • Jinekolojik muayene ve ultrason
  • Pap smear alınması
  • Yılda bir mamografi ve gereği halinde meme ultrasonu
  • Kan tahlilleri yapılmaktadır.

Menopozda sağlıklı ve doğru beslenmek çok önemlidir. Bu dönemde çok zayıf olmak bağışıklık sisteminin işlevinde azalma ve osteoporoza yatkınlığı arttırır.

Gebelikten korunmada bariyer yöntemleri nelerdir? Kondom (Prezervatif):

Cinsel ilişki sırasında, sertleşme olduktan sonra penise takılan kauçuk bir kılıftır. Boşalma sonrası içinde sperm bulunan meninin, kadının vajinasının içine girmesini engeller. Yöntemin başarı oranı tek başına kullanıldığında % 88' dir.

Diyafram:

İlişki öncesinde, kadının rahim ağzına yerleştirilen kauçuk, şapka benzeri bir araçtır. Rahim ağzına spermisid (sperm öldürücü madde) uygulanması, fiziksel olarak diyaframı aşabilen spermlerin canlı kalabilmelerini engeller. Tek başına kullanımda başarı oranı % 82'dir.

Spermisidler:

İlişkiden önce vajina içine uygulanan krem, fitil veya köpük şeklinde olabilen, spermin canlı kalmasını engelleyen maddelerdir. Tek başına kullanıldıklarında etkinlikleri çok yüksek olmadığı için (%79) diğer bariyer yöntemlerle birlikte kullanılması etkinliğini artırır.

Aile planlamasında hormonal yöntemler nelerdir?

Vücuda dışardan küçük dozlu hormon vererek yumurtalık ve hipofiz bezinin çalışması önlenir. Yumurtlama, dolayısıyla gebelik olmaz.

Doğum kontrol hapları: Kombine oral kontraseptifler:

Kadın bedeninde varolan kadınlık (östrojen) ve yumurtlama (progesteron) hormonlarının düşük dozlarda dışarıdan verilmesi sonucu, doğal dengenin baskılanması neticesinde gebelik oluşmaması esasına dayanır. % 99 gibi yüksek koruyuculuk oranına sahiptir.

Minihaplar:

İçeriğinde, kadınlık hormonu (östrojen) bulunmayan, sadece yumurtlama hormonu (progesteron) bulunan haplardır. Başarı oranı % 97' dir. Östrojen ihtiva edenlerin kullanılamadığı emzirme döneminde kullanılabilmesi bu yöntemin en belirgin avantajıdır.

Ertesi gün hapları:

Korunmasız cinsel ilişkiyi takip eden ilk 120 saat içinde alınan hap döllenen yumurta varlığında o yumurtanın rahim içine yerleşmesini engellemektedir. Ancak günlük pratikte ilk 24 saat geçtikten sonra alınan ertesi gün haplarının koruyuculuğunun azaldığı bilinmektedir.

Doğum kontrol iğneleri,flasterleri nelerdir?
a.Aylık iğneler:
Hem östrojen hem progesteron içeren bu ilaçlar düzenli olarak her ay yaptırıldıklarında yüksek koruyuculuk oranına sahiptir.

b.Üç aylık iğneler:
Kullanılan hormonal yöntemler içinde koruyuculuğu en yüksek yöntem olan 3 aylık iğnelerin içeriğinde sadece progesteron hormonu bulunmaktadır.

c.Cilt altı implantlar:
Progesteron içeren kapsül implant şeklinde üst kol iç yüzünde cilt altına yerleştirilir. Yaklaşık 5 yıl koruma sağlayan bu yöntemde kapsülün progesteron içeriği ile rahim içi tabakası incelir ve gebelik oluşumu önlenir.

d.Doğum kontrol flasteri:
Doğum kontrol haplarına benzer prensiple korunma sağlar. Bir kutuda 3 adet bant bulunmaktadır. Bu bantlar her biri birer hafta kalacak şekilde kol, bacak, kalça bölgelerinden birine yapıştırılır.

e.Vajinal halka:
Vajinal halka, 4 mm kalınlığında, 5.4 mm çapında bir halka olup, haplardaki gibi östrojen ve progesteron hormonu içeren bir korunma yöntemidir. Vajene yerleştirilen bu halka 3 hafta kullanıldıktan sonra çıkartılır ve halka kullanılmayan bu bir haftalık dönemde adet kanaması olur.


Doğum kontrol haplarının avantajları nelerdir?

Doğum kontrol haplarının en büyük avantajlarından biri adet kanamasının miktarını azaltmak suretiyle kansızlığı önlemeleridir. Bazı kadınlarda bu azalma öyle belirgindir ki adet kanaması sadece lekelenme şeklinde, kahve telvesi gibi olabilir, bu endişelenilecek bir durum değildir. Doğum kontrol hapları adet ağrılarını azaltırlar, yumurtalık ve rahim içi kanseri olma ihtimalini azaltırlar.

Doğum kontrol hapları kullanırken görülen yan etkiler nelerdir?

İlk kullanıldıkları dönemlerde en sık görülen yan etki mide bulantısıdır. İlaçların uyku saatinden hemen önce alınması bu etkinin kadın tarafından daha kolay tolere edilebilmesini sağlar. İkinci en sık görülen yan etki ise hap kullanırken görülen ara kanamalardır. Ara kanamaların büyük çoğunluğu, ilacın içindeki kadınlık hormonu olan östrojenin olması gerekenden daha düşük dozlarda bulunduğu durumlarda görülür. Bazı kadınlarda kilo alma şikayeti olabilir. Bu da, daha düşük dozlu hapların kullanımı ile önlenebilir.

Doğum kontrol hapı nasıl kullanılır?

Hapları kullanmaya başlamadan önce gebelik testi ile gebelik durumu saptanmalıdır. Piyasada çeşitli ilaçlar bulunmaktadır. Bazılarının içinden 21 tane ilaç çıkar. İlk kutuya adetin ilk 5 günü içinde (tercihen ilk günü) başlamak gerekir. 21 gün ilaç kullanımından sonra 7 gün hiç ilaç alınmaz, bu süre zarfında adet kanaması gerçekleşir. 7 gün ilaçsız dönemi takiben yeni kutu başlanır. 28 hap olan ilaçlar ise ara vermeden kullanım içindir. Kutunun son ilaçlarında hormon bulunmaz, bu ilaçlar alınırken adet kanaması başlar.

Kimler doğum kontrol hapı kullanmamalıdır?

Meme kanseri, kan pıhtılaşması sorunu olanlar, kalp ve karaciğer hastaları doğum kontrol hapı kullanılmamalıdır. 6 aylıktan küçük bebek emzirenler, sigara içenler, şeker hastalığı olanlar, yüksek tansiyon, migren, depresyon tanısı alanlar ise kontrol altında kullanılmalıdır.

Spiral nasıl koruyuculuk sağlar?

Bakırlı spiral kollarındaki ve gövdesindeki bakır sayesinde sperm hareketini engeller, spermin yumurtayı dölleme yeteneğini azaltır ve en önemlisi rahmin içinde yabancı cisim reaksiyonu oluşturarak gebeliğin rahim içi tabakasına tutunmasını engeller. Hormonlu spiral kollarında, içerdiği toplam 52 mg progesteron hormon türevinin günde 20 mikrogramını salarak etkisini gösterir. Bu hormon düzeyi rahim içi tabakasını inceltmeye, yumurtlamayı engellemeye ve gebelik oluşumunu önlemeye yeterlidir.

Spiralin koruyuculuğu ne kadar sürer?

Spiralin koruyuculuğu 10 yıla kadar devam edebilen bu yöntemde, kullanıcı hatalarına yer olmadığı için kullanımı güvenlidir.

Spiralin yan etkileri nelerdir?

Spiralin en sık görülen yan etkisi adet kanama miktarını artırması ve adet süresini uzatmasıdır. Spiralin bir diğer dezavantajı ise cinsel yolla bulaşan hastalıkları kolaylaştırmasıdır.

Gebelikten korunmada kullanılan cerrahi yöntemler nelerdir?
Tüplerin bağlanması: Kadınlarda, yumurtayı rahim içine taşıyan tüplerin bağlanması işlemidir. Geri dönüşümü olmadığı için, gelecekte çocuk isteği olmayan çiftler için uygun bir yöntemdir. Koruyuculuğu % 100'e yakındır.

Vazektomi:

Erkekte sperm hücrelerinin testislerden depolandıkları bölgelere geçişinin cerrahi yöntemlerle kalıcı olarak bozulması işlemidir. Bu işlem sonrasında ejekülasyon esnasında boşalan sıvının dış görünüşünde hiç bir değişiklik olmaz, ancak sıvıda sperm hücreleri olmadığından gebelik oluşmaz. Koruyuculuğu % 100' e yakın olan bu yöntemde de kadınlarda olduğu gibi geri dönüş çok zordur. 

Smear incelemesi nedir?

Smear işlemi (Papsmear) jinekolojik muayenenin bir parçası olarak rahim ağzından fırça şeklindeki özel bir çubuk yardımıyla serviks salgısı alınması işlemidir. İşlem ağrısızdır ve 15-30 saniye sürer. Alınan materyal daha sonra lam adı verilen mikroskop camına yayılır, özel boyalarla boyanarak patoloji uzmanı tarafından dikkatlice incelenir.

Papsmear incelemesi ne gibi bilgiler verir?

Papsmear incelemesi esas olarak kanser tarama testidir ve serviks kanserinin erken evrelerini yakalamak için yapılmaktadır. Papsmear incelemesinde ayrıca enfeksiyonların tanısı konabilir. HPV (Human papilloma virus) enfeksiyonu hiç belirti vermese de papsmearde HPV tarafından enfekte olmuş hücrelerin görülmesi tanıyı koydurur. HPV enfeksiyonu serviks kanserine neden olduğundan tanısı önemlidir.

Papsmear ne sıklıkla uygulanmalıdır?

Yıllık jinekolojik muayeneler esnasında papsmear kontrolleri yapılmalıdır. İki normal papsmear sonrası, papsmear yapılma sıklığı iki yılda bire düşürülebilir. Papsmear için en uygun zaman adet bitimidir. Smear için en uygun zaman adet kanamasının bitimini takip eden günlerdir. Papsmear işleminin daha iyi sonuç vermesi için bir gün önceden cinsel ilişkide bulunulmamalı ve vajina içi yıkanmamalıdır.

Kadın genital organ muayenesi sisteminin dinamik olmasından dolayı ihmal edilmeksizin her sene yapılmalıdır. Jinekolojik muayene dış organ muayenesi ve iç organların muayenesi olarak pelvik sistemi kapsar.

Kabul edilen; herhangi bir şikayet olmasa da ilk muayenenin 13 - 15 yaşlarında yapılmasıdır. Farkedilmemiş genetik hastalıklar, anatomik bozukluklar, oluşabilecek sorunlar tespit edilmeye çalışılır. Bu muayenede adet olup olmama, ikincil sex özelliklerinin gelişimi, boy - kilo , iskelet bozuklukları, zeka gibi pek çok konuyu kapsar. Cinsel organ yapı bozukluğu , organ yokluğu, kanserler  araştırılır.

Genital organların büyük kısmı iç organ olduğundan vajinal muayenede ultrason kullanılır. Genellikle uygun vakada vajinal ultrason kullanılır. Bakire olanlar, vaginismus, organ anomalisi , eşlik eden böbrek anomalisi vb hallerde abdominal ( karından) ultrason yapılır.Dünyada kadın ölümlerinde mide - barsak kanserlerinin üst sırada yer alması nedeniyle özellikle şikayeti olmasa da 40 yaşından sonra her kadın yılda bir gaitada gizli kan baktırmalıdır.

Yıllık muayene yaptırmanın amacı nedir?

Yıllık muayenede amaç organlarda yaşa uygun olmayan gelişim ve yapıların tespit edilmesi; patolojilerin bulunması, kanser taraması, korunma yöntemlerinin değerlendirilip düzenlenmesi, meme kontrolü, yapılamamışsa 9 yaşından itibaren rahim ağzı kanserinden korunmak için aşı yapılması, bilişsel fonksiyon değerlendirilmesi, özellikle ergenlik ve menopozda psikolojik durum değerlendirilmesi, ailevi risk taşıyanlarda tarama yapılmasını kapsar.

Yumurtalık kanseri özellikle 63 yaşında pik yapan ve ileri evrelere kadar sessiz giden yüksek oranda ölümcül bir hastalıktır. Hastaların %85 'inin herhangi bir şikayeti yoktur. Ancak jinekolojik muayenede , ultrason da kullanılarak ve tabii yardımcı radyolojik cihazlarla tanı konur. Yılda bir muayene olan kadınlarda olsa bile tanı erken evre konur ve tedavi başarısı yüksektir.

Rahim ağrzı kanseri ise özellikle gelişmemiş - gelişmekte olan ülkelerde daha sık olmak üzere yine sadece kanama düzensizliği , kokulu akıntı, cinsel ilişkide kanama vb basit şikayetlere yol açan bir kanser olup yılda bir yapılacak ''smear'' testi ile yakalanabilir.

Rahim ağzı kanserlerinin tamamına yakını Human Papilloma Virus (HPV) nedeniyle olur. Son 10 yılda geliştirilen aşı sayesinde virusu kapmamak ve rahim ağzı kanserine yakalanmamak mümkün hale geldi. 9 yaşından itibaren her kadın ve erkek bu genetik teknoloji kullanılarak yapılan aşıyı koldan 3 doz olarak yaptırabilir.

Rahim içi en sık rastlanan problem ''MYOM''dur. Rahim ince ve hormon duyarlı bir zar tabakasının etrafını saran kalın bir kas tabakası ve onu çevreleyen ince bir zar tabakadan oluşur. Myomlar kas dokusundan kaynaklanır. Kadınlarda %20-25 sıklıkla görülür. İyi huyludur. %0,4 kanser riski taşır. Myomlar yerleşim yerlerine göre değişik bulgular verir. Çok büyük bir myom sessiz olabileceği gibi 1 cm 'den küçük bir myomun aşırı kanama ve cerrahi müdahale gerektirmesi ihtimaldir. Yapılacak muayene ve ultrason ile tanısı rahatça konur. Takip ve tedavi belirlenir.

Rahim iç zarı veya rahim ağzı polipleri de muayenede tanınır ve tedavi edilir. Tüplerde oluşabilecek en sık sorun ; tüp kapalılığı ve çocuk doğuramama olabilir. Bu durum en çok ihmal edilmiş vajinal enfeksiyonlara ve endometriozise bağlıdır. Ultrasonda görünür hale gelen tüp şikayet yapmayıp rutin muayenede tespit edilebilir. Dolayısıyla hastaya çocuk sahibi olmak istediği zaman neler olacağı anlatılır.

Yumurtalıklar iç organ olup adet düzeninde esas rolü oynar. Bu organ dinamik olup sürekli yumurta gelişimi ve devamlılığı için çaılşır. Yıllık muayenede vajinal muayene ile serbest olup olmadığı ve büyüklüğü değerlendirilir ve ultrason yardımı ile boyutu, kapasitesi, fonksiyonu ve patolojileri saptanır. En sık gelişen  kist yumurta kistleridir. ( Folikül kisti ) . Genellikle 3 cm 'den küçük sıvı içeren basit yapılardır. Çoğunlukla tedavi bile gerekmeden 1- 2 ayda kendiliğinden yok olur. Oysa çikolata kisti ( Endometrioma ) gibi patolojiler çok önemli olup yumurtlama ve gebe kalma üzerine etkisi vardır. Endometrıumun (rahim içi zarının) yumurtalıkta yerleşmesidir. Büyüme yapışıklık yapma eğiliminde olup bazen cerrahi müdahale gerektirir.

Yıllık muayenede özellikle aile hikayesi gibi özel bir risk faktörü yoksa 40 yaşından sonra mamografi ve meme ultrasonu yapılmalıdır. Elle meme muayenesine bu yaşlardan itibaren bu yöntemler eklenirse erken evre kanser yakalanabilir.

Menopoz veya 50 yaşından sonra muayene 6 ayda bir yapılır. Amaç başta kanser olmak üzere patolojileri yakalamaktır.

Rutin muayenede hastadan öykü alırken psikososyal durumu ve cinsel hayatı ve sıkıntıları konuşulmalı yakınları dinlenilmeli ve gerektiğinde nörolojik ve psikiyatrik konsultasyon yapılmalıdır.

Yıllık muayenede 40 yaşından sonra (ki aile riski varsa daha erken) kemik yoğunluğu değerlendirilmelidir. Gerekenlerde kalsiyum , D vitamini vb takviyeler yapılmalıdır.

Yılda bir gaitada gizli kan bakılmalı, kan değerleri ölçülmelidir.

Rahim ağzı (serviks) kanseri rahim gövdesinin vajen ile birleşen kısmında oluşan jinekolojik kanserdir.

Rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür. Özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülür. Rahim ağzı kanserine % 98 oranında HPV (İnsan Papilloma Virüsü) neden olmaktadır.

Kimler rahim ağzı kanseri için risk altındadır?

Sosyoekonomik düzeyi düşük olan kadınlar, erken evlenenler , erken cinsel hayata girenler, sigara  kullanan ve çok doğum yapan kadınlar, sık eş değişimi, HPV virüsü ile enfekte olan kadınlar risk altındadır.

Rahim ağzı kanserinden aşı ile korunmak mümkün..

Rahim ağzı kanseri için HPV aşısı ergenlikten itibaren genç kız ve kadınlara yapıldığında koruyuculuk oranı çok yüksektir.

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.