Rahim ağzı kanseri (servikal kanser) ve tedavisi

Rahim ağzı (serviks) kanseri rahim gövdesinin vajen ile birleşen kısmında oluşan  jinekolojik kanserdir. rahim-agzi-kanseri-servikal-kanser-ve-tedavisi.jpg

Rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür. Özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülmektedir.

En büyük avantajı Pap test (Pap Smear) ile rahim ağzı sürüntünün incelenmesiyle tanısının  henüz kanser oluşmadan yapılabilmesi ve böylelikle erken tedavisinin mümkün olabilmesidir.

Rahim ağzı kanserine % 98 oranında HPV (İnsan Papilloma Virüsü) neden olmaktadır. 

Önlenebilir ve erken evrede tedavi edildiğinde tamamen iyileştirilebilir özellikte olmasın karşın, rahim ağzı kanseri dünya genelinde kadınları etkilemeye devam etmektedir. Rahim ağzı kanserinde, normal hücre değişimlerinin kanser olmadan önce yani prekanseröz dönemde tespit edilebilir olması hastalığın tam tedavisinde son derece önem taşımaktadır. Rahim ağzındaki hücreler, zaman içinde dönüşüme uğrayarak  prekanseröz yani kanser öncesi noktaya ulaşmaktadır. Çok yavaş ilerleyen bu değişiklikler bazı kadınlarda tedaviyi bile gerek kalmadan zaman içinde gerileyebilmektedir. 

Bugün istatistiklere bakıldığında, rahim ağzı kanserinin dünyada  45 yaş altı kadınlarda en sık rastlanan ikinci kanser türü olduğu görülmektedir. Ancak, özellikle son yıllarda konuyla ilgili farkındalık arttıkça rahim ağzı kanserinde ölümlerin önüne geçmek mümkün olabilmektedir. Bu değişimi yaratan en önemli etken de Pap-smear testidir. 

Rahim ağzı kanserinin skuamöz hücreli karsinom ve adenokarsinom olmak üzere iki ana tipi bulunmaktadır. Çoğunlukla serviksin dış yüzeyinde yer alan skuamöz hücreli epitelyum hücrelerinden köken alarak gelişen skuamöz hücreli kanserler, rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 80’inden sorumludur. Adenokarsinomlar ise, serviksin üst seviyelerine yerleşmiş hücrelerinden kaynak  almaktadır.

Serviks kanserinin ağırlıklı olarak 35-55 yaş arasında orta yaş grubundaki kadınlarda ortaya çıktığı görülmektedir. 20 yaş altı kadınlarda görülme oranı ise oldukça düşüktür. Bununla birlikte rahim ağzı kanseri tanısı almış kadınların yaklaşık yüzde 20’si 65 yaş ve üzerinde  olduğu için taramaların bu yaşlarda da devam etmesi son derece önem taşımaktadır. 

Rahim ağzı kanseri erken dönemde önlenebilir olmasına karşın dünyada her iki dakikada bir kadın bu nedenle hayatını kaybetmektedir. Yaşanan kayıpların çok büyük kısmı, tarama programlarını uygulayamayan ya da ekonomik nedenlere bağlı olarak kadınların geç tanı aldığı gelişmekte olan ülkelerde gözlenmektedir. Bu istatistikler de tarama programlarının önemini net olarak ortaya koyduğu için tüm dünyada farkındalık çalışmaları yoğun olarak sürdürülmektedir. 

Kadınların yılda bir kez servikal smear yaptırması gereklidir. PAP smear adı verilen bu yöntemle rahim ağzından sürüntü alınır ve kanser hücreleri en erken aşamada tespit edilebilir. 

Rahim ağzı kanserinde Pap smear testinden elde edilen sonuçlar tanı koymak için tek başına yeterli olmamaktadır. Test sonuçlarının pozitif çıkması durumunda yapılacak ayrıntılı değerlendirmelerin başında  kolposkopi ve biyopsi gelmektedir. Kolposkopi sırasında serviksin içi, kolposkop denilen ışıklandırılmış bir mikroskop kullanarak ayrıntılı olarak incelenmektedir. Bu işlem sırasında serviks dokusundan örnek alınabilmektedir. Biyopsi denilen bu işlemden elde edilen doku 
örnekleri patolojik olarak değerlendirilerek kanser hücrelerin varlığı, olması durumunda da kanserin yüzeyde mi, derinde mi olduğuna bakılmaktadır.

Rahim ağzı kanseri tanısı kesinleştiğinde, hastalığın evresini belirlemek üzere akciğer grafisi, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans (MR), pozitron emisyon tomografisi (PET) ve ultrasonografi gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılmaktadır. 
Rahim ağzı kanseri evreleri ise şöyledir:

Evre I’de kanser sadece serviksle sınırlıdır. Evre II’de kanser serviksin yanında, vajinanın üst kısmına yayılmış ancak rahim çevresindeki dokulara yayılmamıştır. Evre III’te kanser pelvik yan duvarlarına ve vajinanın alt kısmına yayılmıştır. Evre IV’te ise, kanser mesane, rektum gibi yakın organlara ya da karaciğer, akciğer, kemikler gibi uzak organlara da yayılmıştır. 

Kimler risk altında

  • Sosyo ekonomik düzeyi düşük olan
  • Erken evlenenler
  • Erken cinsel hayata giren
  • Sigara kullanan
  • Çok doğum yapan
  • Sık eş değiştiren
  • HPV virüsü ile enfekte olan kadınlar risk altındadır.


Risk faktörleri

Rahim ağzı kanserindeki risk faktörleri hastalığa yakalanma ihtimalini artırsa da, etkenlerin bir ya da birkaçına sahip olmak rahim ağzı kanserinin ortaya çıkacağı anlamına gelmemektedir. Ancak bazı önlenebilir risk faktörlerinden kaçınmak hastalıktan korunmak adına yarar sağlamaktadır. Serviks kanserindeki risk faktörleri şöyle sıralanmaktadır:

- Human Papilloma Virüs (HPV): Her iki tip serviks kanserinin ortaya çıkmasındaki en önemli etkendir. Bu virüsle enfekte olan kişilerin çoğunda ciddi problemler yaşanmadığı gibi küçük bir bölümünde kanser gelişebilmektedir.
Birçok alt tipi bulunan HPV’nin siğillere neden olan tipleri de bulunmakta ancak bunlar kanserle ilişkili olanlardan farklı bir grubu oluşturmaktadır. HPV’nin yüksek riskli tipleri, hücrenin tümör gelişimini engelleyen mekanizmalarının bozulmasına neden olarak kanser gelişimi için zemin oluşturmaktadır. Ancak HPV enfeksiyonunda, her iki tür için de kadının ve birlikte olduğu erkeğin cinsel partner sayısı riski artıran unsurların başında gelmektedir.

- Sigara kullanımı: Rahim ağzı kanseri açısından da sigara risk faktörleri arasında yer almaktadır. Hastalığa karşı mücadele eden rahim içi duvarlarındaki hücrelerin yapısını bozan sigara, özellikle skuamöz hücreli kanserlere yakalanma olasılığını yükseltmektedir.

- Bağışıklık sisteminin zayıflaması: Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, anormal olarak gelişen hücreleri öldürüp sağlıklı hücrelerin korunmasını sağlamaktadır. Ancak, farklı nedenlerle zayıflayan bağışıklık sistemi, birçok kanserde olduğu gibi rahim ağzı kanseri açısından da risk oluşturmaktadır. Bu nedenle HIV ve organ nakli sonrasında bağışıklık sistemini baskılamak için ilaç kullanımı, bağışıklık sistemini zayıflatarak HPV enfeksiyonuna yakalanma ihtimalini artırmaktadır.

- Yaşam tarzı özellikleri: Cinsel yaşam aktivitelerindeki bazı noktalar, birden fazla cinsel partnerin bulunması ya da erken yaşlarda cinsel aktivitenin başlaması, HPV enfeksiyonuna yakalanma riskini artırabilmektedir. Güvenli cinsel yaşam konusunda bilgi sahibi olmak ve gerekli önlemleri almak yararlı olacaktır.

Ayrıca bazı çalışmalar, 5 yıldan uzun süre doğum kontrol hapı kullanmanın da riski artırdığını göstermektedir. Birinci derece yakınlarında serviks kanseri bulunan kadınlar için de risk artmaktadır.

Rahim ağzı (serviks) kanserinin en sık rastlanan belirtileri şöyle sıralanabilir:

  • Cinsel ilişki sonrası kanama
  • Adet dönemi dışı kanama
  • Kanlı, kötü kokulu akıntı
  • Kasık ağrısı, bel ağrısı        

Ancak bu belirtiler başka hastalıklara ya da basit nedenlere bağlı da gelişebilir. Kesin tanı için bu şikayetler ortaya çıktığında mutlaka doktora gidilmelidir.

Rahim ağzı kanserinde hücresel boyutta yaşanan değişiklikler erken evrede genellikle belirtilere neden olmamaktadır. Ancak, Pap smear testi ve HPV testleri ile yapılacak düzenli taramalarla, prekanseröz dönemde hücrelerdeki değişiklikleri önceden tespit etmek ve kanser gelişiminin önüne geçmek mümkün olabilmektedir. 

Rahim ağzı kanserinde belirtiler hastalığın daha ileri dönemlerinde ortaya çıkmaktadır. En sık görülen belirtiler ise adet dönemlerinin dışında meydana gelen kanlı vajinal akıntılardır. Kanama, menopoz sonrası ve cinsel ilişki sırasında ve sonrasında da meydana gelebilmektedir. Ayrıca, cinsel ilişki sırasında ağrı hissi ve kötü kokulu vajinal akıntı da rahim ağzı kanserinden şüphe duyulmasına neden olabilecek belirtilerdir. 

Rahim ağzı kanserinin daha ileri evrelerinde ortaya çıkabilecek bu belirtiler birçok kadın hastalığında da görülebilen sorunlar olabileceği için ayırıcı tanı ve olası bir kanser durumunda erken hareket edebilmek için vakit kaybetmeden hekime başvurmak gerekmektedir. Hücre yapısında değişimlerin görüldüğü prekanseröz evrede herhangi bir belirti görülmeyeceği unutulmamalı ve düzenli aralıklarla pap smear testi yaptırılmalıdır. 

Erken dönemdeki rahim ağzı kanserinde; konizasyon işlemi ile sadece rahim ağzındaki hastalıklı bölge çıkarılır.

Eğer hastalık ilerlemişse ameliyat sonrası radyoterapi gerekebilir.

Rahim ağzı kanseri erken dönemde yakalandığında tedavide başarı oranı neredeyse %100’dür. 

Rahim ağzı kanserinin tedavisinde , kadının diğer sağlık sorunları yaşı, çocuk isteyip istememe tercihleri, kanserin evresi, yayılım durumu uygulanacak tedavinin şeklini belirlemektedir. Tedavide, cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi tek başına ya da bir arada kullanılmaktadır. 

Cerrahi tedavi: Kanserin evresine ve yayılım durumuna göre farklı cerrahi teknikleri kullanılabilmektedir. 

Konizasyon; kanser dokusu serviks içinde milimetrik ölçülerde sınırlıysa ve kadının çocuk yapmak gibi bir isteği varsa bu işlem kullanılır. Serviksdeki yani rahim ağzındaki anormal doku hücreleri koni şeklinde çıkarılır. Daha sonra patolojik incelemeye alınır. Bu yöntem erken evre serviks kanserlerinde tedavi amacıyla kullanıldığı gibi tanı koymak için de kullanılmaktadır. 

Total histerektomi; bu yöntemde rahim ve rahim ağzı vajina yoluyla ya da karın bölgesinden açılan bir kesiden çıkarılır. Total histerektomi laparoskopik olarak da yapılabilmektedir. 

Radikal histeretomi; kanserin çevre dokulara yayıldığı durumlarda uygulanır. Rahim, rahim ağzı, vajinanın bir kısmı, yumurtalıklar ve komşu lenf bezlerinin çıkarıldığı geniş bir cerrahi işlemdir. 

Bilateral salpingo-ooforektomy, pelvik ekzentrasyon, kriyocerrahi, lazer cerrahi ve LEEP (Elektrocerrahi Lupla Eksizyon İşlemi) kullanılan diğer cerrahi yöntemlerden bazılarıdır. 

Radyoterapi: Kanser hücrelerini öldürmek için kullanılan radyasyon tedavisi cerrahi öncesi tümörü küçültmek ya da cerrahi sonrasında kullanılmaktadır. Kanserin cerrahi uygulanamayacak kadar yayıldığı hastalarda da tek başına kullanılabilmektedir. 

Radyasyon tedavisi menopoz öncesi kadınlarda menopozu başlatabileceği için çocuk sahibi olmak isteyen kadınların tedaviye başlamadan önce yumurtalarını koruma konusunda hekimiyle konuşmasında yarar görülmektedir. 

Kemoterapi: Kanser hücrelerini ortadan kaldırmak için kullanılan ilaç tedavisi bazı durumlarda radyoterapinin etkilerini artırmak, bazı hastalarda ise yayılmış serviks kanserini kontrol altında tutmak amacıyla kullanılmaktadır. 

Serviks kanseri, düzenli tarama testleri ile önüne geçilmesi ve takip edilmesi kolay olan bir jinekolojik kanserdir. Tarama için Pap smear testi ve HPV testi yapılabilmektedir. Rahim ağzı kanseri erken yaşlarda ortaya çıkmamasına karşın 21 yaşından sonra prekanseröz değişikleri gözlemlemek adına tarama testlerine bu yaşlarda başlamakta yarar görülmektedir. 

Pap smear testi; özellikle cinsel açıdan aktif olan kadınların düzenli aralıklarla bu testi yaptırması, kanserin erken tespiti ve tedavisi açısından hayati önem taşımaktadır. Jinekolojik muayene sırasında vajina içine spekülüm denilen araç yerleştirildikten sonra küçük bir fırça  veya özel bir çubuk yardımıyla hücre örnekleri alınarak patolojik değerlendirme için laboratuvara gönderilir. Sonuçta servikste anormal hücre değişimleri olup olmadığı araştırılır. Kolaylıkla yapılabilecek bu işlem sırasında herhangi bir ağrı hissi yaşanmamaktadır. 

Erken yaşlarda yapılan test sonucunda elde dilen sonuçlar normalse bir sonraki kontrolü üç yıl sonra yaptırmak ve hekimin yönlendirmeleri doğrultusunda hareket etmek gerekecektir. 

Tarama testi sonucunda anormal hücre değişikliklerinin varlığının tespit edilmesi de kansere yakalanılacağı anlamına gelmemektedir. Bu durumda ayrıntılı inceleme ve anormal hücrelerin tedavisi yapılmaktadır. Hafif derecedeki hücresel değişiklikler çoğunlukla kendi kendine iyileşebilmektedir. 

30 yaşından sonra ise ard arda yapılan kontrollerde sonuçlar normal olarak çıkarsa test aralıkları hekim kontrolünde olmak üzere 5 yılda bir  devam edilmelidir. 
Pap smear testinde doğru sonuçlara ulaşmak için kadınların da dikkat etmesi gereken bazı noktaları şöyle sıralamak mümkün: Testin adet dönemi dışında yaptırmak, işlemden 48 saat öncesine kadar cinsel ilişkide bulunmamak, vajinal duş yapmamak ve herhangi bir vajinal ilaç kullanmamak. 

HPV DNA testi; özellikle 30 yaşından büyük kadınlarda Pap smear testi ile birlikte yapılabilmektedir. Aynı zamanda genç yaşlarda Pap smear testi sonuçlarında anormal sonuç almış kadınlarda da kullanılabilmektedir. 
Rahim ağzı kanseri için HPV aşısı ergenlikten itibaren genç kız ve kadınlara yapıldığında koruyuculuk oranı çok yüksektir. 

Serviks kanseri oluşumu çok yavaş ilerleyen bir kanser türü olduğu için tarama çok büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte kanserin oluşmasında ana etken HPV enfeksiyonuna karşı koruma sağlamak amacıyla geliştirilen aşı, hastalığın etkenine karşı maruziyet oluşmadan önce önlem almayı sağlamaktadır. Enfeksiyon ortaya çıkmadan alınacak bu korunma önlemi birincil korunma olarak tanımlanmaktadır. 

9-13 yaş grubundaki genç kızlara uygulanabilen HPV aşısı, üç doz olarak koldan yapılmaktadır. Aşı uygulamasının uzun dönem koruma etkisi henüz tam olarak bilinmemektedir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta ise, HPV aşısının sadece koruma etkisi bulunduğu için tarama testlerinin ihmal edilmeden yapılması gerektiğidir. 

 

Tetkik ve Uygulamalar

İleri Tıbbi Uygulama Merkezlerimiz ve Bölümlerimiz

Kanserle İlgili Uzmanlarımıza Sorun
Güvenlik Kodunu Giriniz
Captcha
CaptchaResart
Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.