Pankreas tümörleri

Pankreas kanseri, pankreas dokusundaki hücrelerden kaynaklanan kötü huylu bir tümördür. Hastalık kanserler içinde kötü klinik gidişiyle bilinmektedir.

Pankreas kanserinin küratif yegane tedavisi cerrahidir. Ne var ki hastaların ancak %20 kadarı hastalığın cerrahi olarak ameliyat edilebilir aşamasında başvurmaktadır.

Bu tümörün erken tanısı ancak nitelikli bir araştırma ile mümkündür.

Karın içinin en derininde ve birçok hayati damarların çevresinde yerleşmiş bir organ olan pankreasın cerrahisi teknik olarak oldukça zordur. Ancak günümüzde ilerleyen cerrahi yöntemlerle bu ameliyatlar güvenle yapılabilmektedir.  


Pankreas dokusunda yer alan tüm hücrelerden kanser çıkabilir. Hem endokrin (hormon üreten) hem de ekzokrin (sindirim salgısı üreten) dokudan kanser çıkabilir. Hastaların yaklaşık %95'inde neden pankreas kanalından kaynaklanan duktal adenokarsinom denilen alt tip görülür. Bunun dışında nöroendokrin tümörler de kötü huylu olabilir.


Nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Buna karşın bilinen bazı risk faktörleri mevcuttur. Sigara, alkol, yağlı diyet, bazı kimyasallarla (iyonize radyasyon, alüminyum, akrilamid ve halojen hidrokarbonlar) temas halindeki meslekler, kronik pankreatit ve diyabet gibi hastalık öyküsü risk faktörleridir. Öte yandan genetik geçişi olan herediter pankreas kanseri de bilinen bir durumdur. Pankreas kanserinin öncüsü kistadenom adı verilen bazı iyi huylu tümörler de uzun dönemde kanserleşebilir.


Pankreas kanseri çoğunlukla sinsi gidişli bir hastalıktır, belirtileri siliktir ve hastalığın erken döneminde uyarıcı olmaz. Ancak tümör pankreasın baş bölümünde yer alıyorsa buradan geçen safra yolunu tutabilir ve hastada erken dönemde sarılık gelişebilir. Bu hastanın cerrahi şansını kullanabilmesini sağlayabilecek erken bir uyarıdır. Tümör büyüdükçe özellikle sırta vuran karın ağrısına neden olur. Ağrı karnın üst orta bölümündedir ve bir kuşak gibi her iki yönde yayılabilir. Bunun dışında hastalarda kilo kaybı, bulantı, kusma, tıkanma sarılığı varsa kaşıntı görülebilir.


Pankreas kanserinin tanısında görüntüleme büyük önem taşır. Kontrastlı bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi, endoskopik ultrasonografi en değerli görüntüleme yöntemleridir. Bu yöntemler tümörlerin yerini, çevre organlar ile ilişkisini, varsa uzak metastazları (hastalığın uzak yayılımı) başarıyla gösterir. Bazı tümör belirteçleri de pankreas kanserinin tanısında yardımcı olabilen tetkiklerdendir.

Pankreas kanserinin tanısında iğne biyopsisinin değeri sınırlıdır. Bunun nedeni tümör dokusunun bağ dokusundan zengin olması ve bu nedenle yapılan iğne biyopsilerinin yalancı negatiflik (yani kanser olduğu halde yokmuş gibi sonuç alınması) riski yüksektir. Hekimi yanıltıcı ve hastaya zaman kaybettirici olabilmesi nedeniyle cerrahi olarak çıkarılabilecek nitelikte ve radyolojik olarak tümör görüntüsü veren pankreastaki tüm kütleler biyopsi denenmeden çıkarılmalıdır. Biyopsi uygulanacak seçilmiş sınırlı sayıda hastada bu işlemin endoskopiyle yapılması uygun olacaktır.


En etkin tedavi cerrahidir. Hastanın genel durumu izin verdiği takdirde ve tümör cerrahi olarak geride tümör dokusu bırakmadan çıkarılabilecekse cerrahi uygulanmalıdır.

Bu arada hayati bazı damarlara iç içe bir organ olan pankreasın tümörlerinde damar tutulumları da olabilmektedir. Burada akla gelen soru böyle bir tutulum varsa cerrahi uygulanıp uygulanamayacağıdır. Pankreas kanserinde çevre damar tutulumu varsa bu cerrahiye kesin engel bir durum teşkil etmez. Burada tümörün hangi damarı, ne düzeyde tuttuğu önemlidir. Pankreasın arkasından seyreden ve bağırsaklardan gelen kanı karaciğere taşıyan mezenterik venin tutulduğu birçok durumda tümörün tuttuğu damar bölümü çıkarılabilir. Ancak yaşamsal önemi olan damarlarda cerrahi olarak çıkarılamayacak düzeyde bir tutulum varsa bu durumda damar çıkarılması uygun olmayabilir. Bu düzeyde ileri bir hastalığın tedavisini planlarken bu alanda bilgi sahibi olan cerrah, onkolog ve radyolog bir ekip halinde karar vermelidir.


Pankreasın bazı iyi huylu tümörlerinde cerrahi girişimler gerekli olabilmektedir. Hormonal aktivitesi olan insulinoma gibi bazı tümörler çoğunlukla iyi huyludur. Pankreasın kistik tümörlerinin önemli bir bölümü de iyi huyludur.

İyi huylu pankreas tümörlerinde cerrahi tedavi genellikle gerekli olmaktadır. Ancak pankreasın kistik (içi sıvı dolu) tümörleri içinde tanısı radyolojik olarak kesin olan seröz kistadenomlar ve İPMN denilen kistik tümörlerin bazı riski düşük alt tipleri izlenebilir. Bununla birlikte birçok olguda cerrahi olarak ilgili lezyonun çıkarılması gereklidir.

İnsulinoma gibi endokrin (hormon üreten) tümörlerde hastada hormonun yaşamı tehdit edici etkisi nedeniyle ameliyat zorunludur. Örneğin insülinoma hastalarında kan şekeri kontrolsüz şekilde aniden çok düşük düzeylere iner ve hasta bayılır. Bu tümörlerde cerrahi kaçınılmazdır.

Pankraesın neoplastik kistik tümörlerinde birçok hastada ameliyat kararı alınmaktadır. Bu kistik tümörlerde kanserleşme potansiyeli mevcuttur. Kanserleşme mevcut olup henüz tanısı konulmamış dahi olabilir. Bu nedenle hastalarda cerrahi sınırlar sanki lezyon kansermiş gibi belirlenir. Kistik tümörler içinde kanserleşme potansiyeli en yüksek olanlar müsinöz kistadenom ve intraduktal papiller müsinöz neoplazi (İPMN) dir. Bu iki lezyonun tedavisinde cerrahi uygulanmaktadır. İPMN hastalarında riskin düşük olduğu nadir durumlarda hastalık takip edilse de genellikle cerrahi önerilmektedir. Seröz kistadenom selim gidişli ve kanserleşme potansiyeli düşük bir kistik lezyondur. Bu hastalarda radyolojik tanı kesin ise hastalar izlenebilir.

Kistik pankreas tümörlerinde ameliyat planlaması yapılırken kist sıvısı endoskopik yolla alınmakta ve bu sıvıdan çeşitli testler yapılabilmektedir.


İleri Tıbbi Uygulama Merkezlerimiz ve Bölümlerimiz

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.