Menopoz

Yunanca 'men' (ay) ve 'pausis' (sonlanma) kelimelerinden türetilen menopoz, ovaryan aktivitenin (yumurtlama) kaybını takiben menstruasyonun (adet siklusunun) kalıcı olarak kesildiği andır.

Normal ovulatuar (yumurtlamanın eşlik ettiği) sikluslardan adet kanamalarının kesilmesine kadar geçen değişim dönemini kapsayan menopoz öncesi yıllar "perimenopozal geçiş yılları" olarak adlandırılıp adet sikluslarındaki düzensizlikle karakterizedir.

Yine Yunanca "merdiven" kelimesinden türetilen "klimakterik" ise bir kadının üretkenlik çağından perimenopozal geçiş evresi ve menopozdan geçip "postmenopozal" yıllara menopoz(menapoz sonrası) ulaştığı dönemi gösterir.

Menopozal yıllar süresince kimi kadın hiç reaksiyon göstermez veya fark edilmeyen hafif reaksiyonlar gösterirken bazıları çok ağır ve çeşitli semptomlar yaşabilir.

Yumurtalıklarda azalmış yumurta faaliyeti ve ona bağlı östrojen kaybıyla ilişkili olan en sık karşılaşılan menopoz semptomları şöyledir:


  • Menstrüel sikluslarda düzensizlik (adet düzensizliği)
  • Vazomotor semptomlar (ateş basmaları)
  • Ürogenital atrofi ( idrar yolları, vajina ve etraf dokularda zayıflık ve hacim kaybı)
  • Östrojenin uzun vadede eksikliğine bağlı sağlık problemleri: osteoporoz (kemik erimesi) ve kardiyovasküler  (kalp damar ) hastalıkları

Türkiye'de menopoz yaşı 45,6 + 5,63 olarak saptanmıştır.

Türkiye nüfus ve sağlık araştırması verilerine göre Türk kadınının ortalama beklenen yaşam süresinin 67,3 yıl olduğu göz önünde bulundurulduğunda bir kadının ömrünün %24'ünün postmenopozal dönemde geçtiği söylenebilir. 

Menopozla ilgili yanlış düşünceler ve inanışlar olabilmektedir.

Bunlardan biri de; menopoza giren kadının artık yaşlandığı, cinsel hayatının sona erdiği, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıdır. Malesef zamn zaman menopoza giren kadın kendi de bu duygular ve düşüncelere sarılıp sıkıntıya düşebilir.

Oysa durum hiç de öyle değildir. Evet hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır, evet yüzlere birkaç yaşanmışlık belirtisi olan kırışıklık eklenecek, evet gebe kalınamayacaktır ama  bu aslında sadece korunma derdi olmadan yıllarca devam ettirilebilecek cinsel yaşam müjdesidir.

Rutin kontrollerde yapılan tetkikler şöyledir:

  • Jinekolojik muayene
  • Ultrason
  • Pap smear
  • Mamografi
  • Meme ultrasonu (gerekli görülürse)
  • Kan tahlilleri 
Menopozda ve menopoz öncesi veya sonrası dönemde pek çok kadın ruh hali, davranış değişiklikleri ve libido (cinsel istek) da azalma yaşayabilir.

Bu semptomların hangi dereceye kadar östrojen azalmasının doğrudan sonucu olduğu ya da bunların vazomotor semptomlara (ateş basması, terleme gibi) ikincil olarak gelişip gelişmediği veya bu semptomların androjen yetersizliği ile ilgili olup olmadığı tartışmalıdır.

Belirgin olarak östrojen yetersizliğine bağlı olan menopozal semptomlar; vazomotor semptomlar (ateş basması ve terleme), vajinal kuruluk ve ürogenital atrofi'dir.

Postmenopozal hormon tedavisi genital anatomi üzerine direkt etkisiyle ve vajinal kuruluğu ortadan kaldırarak cinsel işlev üzerine olumlu etkiler sağlamakla birlikte östrojen kaybının menopozda cinsellikte görülen değişikliklerin tümünü açıklamadığı düşünülmektedir.

Kadının fiziksel, duygusal ve hormonal durumlarının tümü menopozdan etkilenir ve bu sayılanlardan herhangi biri veya bunların tümü cinsel uyarılma ve hazzı etkileyebilir.

Yaşlanmayla birlikte cildin kolajen bileşimindeki ve cilt kalınlığındaki azalma hormon tedavisiyle engellenebilir.

İleri yaşlarda en sık görülen kemik sorunu olan osteoporoz, normal mineral/matrtix oranıyla birlikte azalmış kemik kütlesidir ve kırıklara sebep olur. Azalmış kemik kütlesi bazen osteopeni olarak adlandırılırken osteoporoz, azalmış kemik kütlesiyle beraber kırıklar için kullanılır. Östrojen tedavisi osteoporozu engeller veya en azından durdurur.

Toplam kolesterol ve LDL seviyeleri premenopozal kadınlarda erkeklerden daha düşüktür ve yaşlanmayla kademeli olarak artar ve menopozla hızla yükselir. 60 yaş dolaylarında aterojenik lipid seviyeleri erkeklerden yüksek hale geldiğinde kadınlardaki koroner hastalık riski ikiye katlanır. Bu değişiklikler diyetle ve östrojen tedavisiyle azaltılabilir ve hatta geri döndürülebilir.

Menopozdaki temel problem östrojen kaybı olduğuna göre öncelikle onun yerine konması gerekmektedir.

İlk olarak kişinin risk profili değerlendirilir ve konu hakkında bilgilendirilir. Eğer uygun görülürse Hormon Replasman Tedavisi (HRT) önerilebilir. Tedavi hastanın şikayetlerine uygun olarak düzenlenmelidir. 40-50 yaşlarında, genç, premenopoz ve düzensiz adetleri olan hastalarda doğum kontrol yöntemini de düşünmek gerekir ve bu dönemde en uygun tedavi düşük doz doğum kontrol ilaçlarıdır.

Hormon Replasman Tedavisinin öncelikle kime verilip kime verilmeyeceğine karar vermek gerekir. Bu noktada hastanın yaklaşımı çok önemlidir. Hiç şikayeti olmayan, kalp hastalığı ve osteoporoz riskleri çok düşük olan kadınlarda hormon tedavisinin kullanımı gereksiz olabilir.

Birinci derece akrabasında premenopozal meme kanseri öyküsü olan kadınlarda hormon tedavisinin kullanılmaması gerektiğine dair kanıt olmasa da kar/zarar oranın çok iyi değerlendirilmesi ve ona göre karar verilmesi önemlidir. Ancak; düzensiz vajinal kanaması olanlar, meme, rahim kanseri, venöz tromboz, karaciğer hastalığı olanlar da kullanılamaz.

HRT başlanan hastalar ilk 3 ayda tedaviye devamı değerlendirmek için kontrole çağrılır, her şey normalse sonraki kontrol 6 ay sonra, daha sonra ise yılda bir gerçekleşir.

Günümüzde menopoz ve tedavisi oldukça güncel ve tartışmaların sürdüğü bir konudur.

Hormon Replasman Tedavisi (HRT) yaşam süresini ve kalitesini artırmaktadır. Fakat günümüzda ve ülkemizde HRT alan kadınlar %1 civarındadır, bu oran gelişmiş ülkelerde %20'dir.

HRT kullanımında en önemli sorun kanser riski konusunda halkta ve pek çok hekimde yerleşmiş olan yanlış kanılardır. 

İleri Tıbbi Uygulama Merkezlerimiz ve Bölümlerimiz

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.