Meme kanserleri

Meme doğumdan sonra çok sayıda hormonun etkisi altında çok önemli değişikliklere uğrar.

Bu hormonlardan iki tanesi östrojen ve progesterondur. Östrojen memenin kanallarının, progesteron ise memenin süt üreten bezlerinin gelişmesini sağlar. Bu hormonlardan özellikle östrojenin meme kanserinin gelişiminde önemli rolü vardır.

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur.

Meme kanseri ise süt yapan meme dokusu ve daha sık olarak süt taşıyan süt kanallarından kaynaklanan kanser türüdür.

Meme kanserinin nedeni kesin olarak bilinmese de hormonların (östrojen) etkili olduğu düşünülmektedir.

Erken adet gören (12 yaşından önce), menopoza geç giren (55 yaşından sonra), menopozda uzun süre hormon tedavisi alan, hiç doğurmayan ya da 30 yaşından sonra doğuran, süt veremeyen kadınlarda meme kanserinin sık görülmesi, meme kanseri-hormon ilişkisini desteklemektedir.

Bunun yanı sıra sürekli kırmızı et tüketen, hayvansal yağ ve protein ile beslenen, sebze ve meyve tüketmeyen, fazla miktarda alkol alan ve sigara kullanan kişilerde meme kanseri riski yüksektir.

Ayrıca sedanter yaşam olarak adlandırılan egzersiz ve fiziksel aktivitelerden uzak olan kadınlarda meme kanseri daha sık görülür.

Menopoza giren kadınların egzersizden uzaklaşması ve kilo alması da kanserin nedenleri arasında yer alır.

Ailesinde ve yakın akrabalarında yani anne, kardeş, çocuk, anneanne, babaanne, teyze, hala gibi birinci ve ikinci derece akrabasında meme kanseri olan kişilerde meme kanseri riski daha fazladır. 

Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserdir.

Dünya Sağlık Örgütü, meme kanserinin kadınlarda görülen kanserlerin dörtte birini teşkil ettiğini belirtmiştir. Gelişmiş ülkelerde her 7 kadından birinde meme kanseri görülür. Meme kanseri gelişmekte olan ülkelerde de hızla artmaktadır. 2030 yılında tüm meme kanserlerinin yüzde 75’inin gelişmekte olan ülkelerde görüleceği hesaplanmaktadır.

Türkiye’de 22 binden fazla kayıtlı meme kanseri hastası vardır. Türk kadınlarının yaklaşık yüzde 20’si 40 yaşın altında, yüzde 50’si ise menopoz öncesinde teşhis almıştır.

Türkiye’de meme kanseri farkındalığı düşük olduğu için kanserin erken evrede fark edilmesi oldukça güçtür.

Gelişmiş ülkelerde meme kanserli hastaların yüzde 25’lik önemli bir kısmında Evre-0 meme kanseri saptanmaktadır.

Araştırmalar, ülkemizdeki meme kanseri sıklığının son 20 yılda iki katından fazla arttığını göstermiştir. Bu artışın giderek daha fazla olacağı ve yılda yaklaşık 25 bin kadına meme kanseri teşhisi konulacağı, her 8 kadından birinin meme kanserine yakalanacağı hesap edilmektedir. 

  • Meme başında veya derisinde çekilme, çöküntü
  • Memede ele gelen ve genellikle ağrısız olan sertlik
  • Meme derisinde kızarıklık ve şişlik
  • Koltuk altında sertlik
  • Meme başından kanlı akıntı gelmesi
  • Meme başında veya derisinde yara oluşması meme kanserinin belirtileri olabilir.

Bu durumlarda vakit geçirmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurmak gerekir.

Ağrı olmaması kanseri ekarte etmez. Çünkü meme kanserinde ağrı çok nadir görülür.

Meme kanserinde üç ayrı muayene, tanı ve tarama yöntemi vardır:  

1. Kendi kendine muayene: 20 yaşından itibaren kadınlar ayda bir kez kendi kendini muayene etmelidir. Bu muayene adet sonrası duş alırken veya menopozdaki kadınlarda ayın bir gününde düzenli olarak yapılmalıdır. Kadın önce ayna karşısında her iki memesini inceler, daha sonra sağ eliyle sol, sol eliyle sağ memesini yukarıdan aşağı, daire çizerek ve dıştan meme başına doğru sıvazlayarak muayene eder. Memelerde görülen asimetri, renk değişikliği, meme başında ve deride çekilme, koltuk altında kitle durumlarında hemen aile hekimi, genel cerrahi veya kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır.

2. Klinikte muayene: Ülkemizde meme kanseri konusunda muayene ve cerrahi tedavi eğitimini genel cerrahi uzmanları almaktadır. Bu nedenle yakınması olmayan kadınların 20-40 yaş arası 3 yılda bir kez, 40 yaşından sonra yılda bir kez genel cerrahi uzmanına muayene olmaları gerekir.

3. Mamografik değerlendirme: Mamografi bugün meme kanserine bağlı ölümleri azalttığı bilinen tek tarama yöntemidir. Verdiği radyasyon ihmal edilebilir düzeydedir. 40 yaşından itibaren yılda bir kez yapılması önerilir.

Meme kanserinde şişmanlık, vücut kitle endeksi, kilo ve meme kanseri arasındaki ilişki bilinmektedir.

Özellikle menopoz dönemindeki kadınların şişmanlaması önemli bir risk faktördür çünkü yağ dokusunun artması östrojen sentezinin de artmasına neden olmakta ve östrojen artışı meme kanseri riskini yükseltmektedir. Bu nedenle düzenli egzersiz yapmak ve kalori alımını kısıtlayıcı diyet uygulamak, 12 aydan daha uzun süre emzirmek, hormonlu besinleri tüketmemek, alkolden uzak durmak, östrojen hormonlu ilaçları uzun süre kullanmamak gerekir.

Meme kanserinden koruyucu ilaçları düzenli olarak kullanmak da meme kanserinden korumaktadır. Bu ilaçlar meme kanserinin tedavisinde de kullanılan tamoksifen ve aromataz inhibitörleridir.

Bir diğer yöntem de riski yüksek olan kadınlara yapılan koruyucu mastektomi ameliyatıdır. Profilaktik mastektomi, her iki memenin kanser olmadan boşaltılması ve içerisinin protezle doldurulmasıdır. (Ünlü sanatçı Angelina Jolie, anne ve anneannesinde meme ve yumurta kanseri olduğu, kanında meme kanseri genleri BRCA 1 ve 2 geni bulunduğu için bu prosedürü tercih etmiştir)

Meme kanserinde hedef, kanser belirti vermeden teşhis koymak olmalıdır.

Bugünkü teknolojiyle düzenli çekilen mamografilerle kanser henüz birkaç milimetre boyutundayken yakalanmaktadır.

Meme hastalıkları konusunda etkinlik gösteren sivil toplum kuruluşları ve bilimsel derneklerin artması, bu konuda görsel ve yazılı basında yapılan programlar, sağlık görevlilerinin uyarıları, meme kanseri ile ilgili sağlık kuruluşlarının artması, mamografinin ücretsiz olarak yapılması meme kanserinin erken dönemde ve belirti vermeden yakalanma şansını artırmaktadır.

Yüksek risk grubunda olan (ailesinde meme kanseri olan, doğurmamış, geç doğum yapmış, hormon replasman tedavisi alan) kadınların kontrolleri daha sık aralıklarla yapılmalıdır.

Meme kanseri olan hastalarda ise ilk üç yıl 3 ayda bir, 2- 5. yıllar arası 6 ayda bir, daha sonra da yılda bir defa muayene yapılması önerilir. Ailesinde meme kanseri olan kadınlarda da teşhis konulan yaştan sonra 10 yıl geriye gidilerek, muayene ve gerekli görülen tetkiklerle başlanmalıdır. Örneğin annesinde 45 yaşında meme kanseri çıkan bir kadının, meme kanseri için takibi 35 yaşında başlamalıdır. 

Meme kanseri, hastalığın evreleri ve kanser hücrelerinin yayılım bölgelerine göre çeşitlendirilir.

In situ kanserlerde (başlangıç halinde, çok erken evre kanserler) kanser henüz süt kanallarını döşeyen hücrelerdedir ve kanal dışına taşmamıştır. Meme kanserinin en erken safhasıdır. Evrelendirilmesi 0 olarak yapılır. Vücudun herhangi bir yerine metastaz yoktur. Sadece bu bölgenin çıkartılmasıyla kanser tam olarak tedavi edilebilir. Tümör boyutu genellikle elle muayene ile fark edilemeyecek kadar küçüktür. Daha çok mamografi ile tespit edilir. Ameliyattan sonra kemoterapiye gerek yoktur. Işın tedavisinin dışında bazı hastalara 5 yıl boyunca “hormonoterapi” olarak bilinen antiöstrojen ilaç verilmektedir.

Invaziv kanserlerde (erken evre, lokal ileri evre, metastatik kanserler) ise kanser hücreleri süt kanalları dışına çıkıp memeyi istila etmeye başlamıştır. Evre I, II, III ve IV kanserler bu sınıftadır.

I ve II. evrede  cerrahi tedaviden sonra bazı hastalarda  4-6 defa tekrarlanan kemoterapi, daha sonra radyoterapi ve hormonoterapi verilmektedir.

Evre III meme kanseri lokal ileri bir kanser olup, hastalık meme ve koltuk altına yayılmıştır. Önce kemoterapi sonra cerrahi tedavi ve ardından radyoterapi uygulanır.

Metastatik kanser olan Evre IV meme kanserinde ise öncelikle kemoterapi ve hormonoterapi uygulanmaktadır. Bu tedaviler yaşam süresince devam etmektedir.

Meme kanseri diğer kanser türlerine göre tedaviye yanıtın daha çabuk alınabildiği kanser türüdür.

Erken tanı ve etkin bir tedaviyle tamamen iyileşmek mümkündür. Tanı konulduktan sonra ilk uygulanan tedavi genellikle cerrahidir.

Tümör ele geliyorsa meme cerrahı tümörden ince iğne ile veya otomatik bir tabancayla bir miktar doku alarak patoloji uzmanına gönderir. Kesin teşhisin mikroskopla yapılmasını sağlar.

Bazen tümör muayene sırasında ele gelmeyecek kadar küçük olabilir. Bunlar mamografi, ultrason veya MR’da fark edilebilir. Bu takdirde meme radyolojisi uzmanı röntgen merkezinde bu yöntemleri kullanarak tümörden bir parça alır ve patoloji uzmanına gönderir. Eğer sonuç meme kanseri çıkarsa kitle yine radyoloji uzmanı tarafından işaretlenir ve meme cerrahı tarafından ameliyathanede çıkarılarak filmi çekilir ve patolojiye gönderilir.

Bazen memedeki kitlenin muayene, mamografi ve ultrasonografi ile kanser olduğu düşünülebilir. Bu durumda cerrah tek seansta ameliyathanede kitleyi çıkararak meme patolojisi uzmanına verir ve teşhis kesinleştirilir. Buna göre de ameliyata devam edilir. Gerekli görülen hastalarda tedaviye radyoterapi ve kemoterapi ile devam edilir.

Meme kanserinde kemoterapi çok sık uygulanan bir tedavi seçeneğidir.

Ancak erken evre meme kanseri olan hastalarda gereksiz kemoterapinin önüne geçebilmek için tümördeki genlerin analizi yapılmaktadır. Bunlardan 21- gen analizi (Oncotype-Dx testi) ile hastaların yaklaşık yüzde 31’inde kemoterapi ve hormonoterapi uygulama kararı değişmiştir.

Bu değişikliklere ek olarak meme kanseri tedavisinde özellikle ileri ve metastatik hastalarda yeni ilaçlar başarılı sonuçlar vermekte, hastaların yüzde 50-60’ında tümörün kaybolmasını sağlamaktadır.

Kemoterapi genellikle ameliyat sonrası önerilen bir tedavidir. Ancak, bazı hastalarda ameliyattan önce verilmesi ve kanserli dokunun küçültülmesi gerekebilir. Ayrıca verilen ilaçların tümör hücrelerinde etkili olup olmadığı da anlaşılabilir.Tümör çapı büyük olan, deriyi tutmuş veya koltuk altında büyük lenf bezleri saptanan hastalarda bu tedavi tercih edilir.

Genellikle üç haftada bir tekrarlanan kemoterapi 4 ila 8 seans sürer. Kemoterapi tedavisinde kolun toplardamarına yerleştirilen bir kateter ve port aracılığıyla ilaçlar verilir. Verilen ilaçlara bağlı olarak koldaki damarlarda sertleşme, kızarıklık ve tıkanıklık olabilir. Bu nedenle uzun süreli tedavilerde küçük bir ameliyatla köprücük kemiğinin altına bir port adı verilen alet  yerleştirilir. Buna bağlı olan tüpün ucu kalbe yakın ana toplardamarın içerisindedir. Port, deriden kolayca hissedilir. Özel bir iğne ile buraya girilir. Medikal onkolog tarafından hazırlanan özel tedavi sıvısı birkaç saat içerisinde buradan dolaşıma gönderilir.

Kemoterapide bulantı, kusma, halsizlik, ağız kuruluğu, iştahsızlık en sık karşılaşılan problemlerdir. Saç dökülmesi hastaların en sevmedikleri durumdur. Ama 10- 15 gün sonra dökülmeye başlayan saçlar, tedavi bittikten kısa bir süre sonra tekrar çıkar.

Kemoterapinin bir diğer yan etkisi de kemik iliğini etkileyerek akyuvar sayısının azaltmasıdır. Bu nedenle her tedavi öncesi kan sayımı yapılır. Akyuvar sayısı azaldığında kemoterapiye ara verilerek özel ilaçlara bunların artırılması sağlanır. Tedavi sırasında kan verilmesi de gerekebilir. 

Meme kanseri tanısıyla ameliyat edilen ve memesi alınmayan hastaların hepsine radyoterapi verilir.

Radyoterapide amaç, memenin diğer kadranlarında bulunabilecek tümör hücrelerinin de yok edilmesi ve aynı memede hastalığın daha sonra tekrar etme ihtimalinin azaltılmasıdır.

Bu tedavi haftada 5 gün yapılır ve yaklaşık 7 hafta devam eder. Hastanın hastanede yatmasına gerek yoktur.

Tedaviden önce ışın alanı merkezine kolay çıkmayan boyalı kalemle küçük işaretler çizilir. Tedavi yapılan bölgede kızarıklık, pullanma, ödem ve cilt renginde koyulaşma ile vücutta halsizlik ve yorgunluk olabilir.

Her gün bir iki saat dinlenip yürüyüş yapılması psikosoyal güçlenme sağlayıp olumsuz etkileri azaltmakta etkili olabilmektedir. 

Meme kanserinin oluşmasında östrojen ve progesteron hormonlarının rolü bilinmektedir.

Hastaların üçte ikisinde kanser hücreleri hormona duyarlıdır (hormon reseptör pozitif).  Bu nedenle meme kanserli hastalara hormon tedavisi uygulanması çelişkili görünmektedir. Ancak bu tedavi aslında bir anti-hormon tedavisidir.

Bazı hastalarda kanser hücreleri üzerinde östrojen ve progesteron hormonlarının alıcıları (reseptör) vardır. Bu alıcılar kan dolaşımındaki hormonlarla uyarılarak yeniden meme kanseri oluşmasına neden olur. Bu nedenle tümör hücrelerinde hormon reseptörleri olan hastalarda östrojen hormonun etkisini ortadan kaldırıcı tedavilere gereksinim vardır.

Hormon tedavisi genelde kemoterapi bittikten sonra başlar. Hormon reseptör pozitif hastalıklarda, adjuvan ve neoadjuvan tedavide anti hormonal ilaçlar kullanılır. Tümörün meme dokusunun dışına yayıldığı durumlarda da etkin bir şekilde kullanılır.

Tamoksifen: kanser hücrelerinde östrojen reseptörlerini bloke eder. Tamoksifen kullanım süresi 5-10 yıldır. Bu şekilde meme kanseri tedavisi gören kadınların meme kanserine yeniden yakalanma ihtimalleri oldukça azalmaktadır. Tamoksifen meme kanseri tedavisinde kullanıldığı gibi daha henüz kanser oluşmamış (karsinoma in situ) ve kanser riski belirgin yüksek hastalarda da koruyucu amaçla kullanılır. Anti-hormon tedavisi ile özellikle adet gören kadınlarda sıcak basması, terleme, vücutta yağlanma gibi yakınmalar olabilir. Rahim kanseri riskinde artış ve damar içi pıhtılaşma tamoksifene bağlı olarak gözlenebilen iki önemli yan etkidir. On yıllık takipte rahim kanseri sıklığı tamoksifen kullananlarda 1.26/1000 oranında iken kullanmayanlarda 0.58/1000 oranındadır ve 2.5 kat artmıştır. Yapılan çalışmalarda tamoksifen kullanımına bağlı rahim kanseri riskinin menopoz öncesi kadınlarda anlamlı oranda artmadığı saptanmıştır. Rahim kanseri riskinin menopoz dönemindeki kadınlarda daha belirgin olarak arttığı bilinmektedir. Tedavi öncesi ve yılda bir jinekoloji uzmanı kontrolü ile rahim kanseri riski ortadan kaldırılabilmektedir. Tamoksifen sıklıkla menopoz öncesi kullanılan hormonal tedavide kullanılır. Menopoz öncesi jinekoloji kontrolü yapılan hastalarda rahim kanseri riski açısından kullanımını engelleyecek bir durum yoktur. Yine menopoz öncesi kullanımda ve ileri derecede yaşlılığı olmayan hastalarda tamoksifene bağlı damar tıkanıklığı riskine pek rastlanmaz.

Aromataz inhibitörleri: yağ dokusundaki aromataz enzimini bloke eder ve menopoz sonrası kadınlardaki östrojen hormonu oluşumunu engelleyerek antihormonal tedavide kullanılır. Kanser tedavisinde menopoz dönemindeki kadınlarda etkin bir şekilde kullanılır. Karsinoma insitu vaklarında koruyucu olarak cerrahi tedavi sonrası kullanılır. Eklem ve kas ağrıları ile kemik erimesini hızlandiran yan etkileri vardır. Tedavinin başında kemik yoğunluğu ölçümü yapılarak gerekli hallerde kemik yoğunluğunu güçlendiren altı ayda 1 kullanılan ilaçlarla birlikte kullanımı önerilir. Bu şekilde menopoz sonrası meme kanserli hastalarda kemiğe bağlı hastalık gelişimi azaltılır.

Over ablasyonu: Otuz beş  yaş altı ve bazı 40 yaş altı menopoz öncesi kadınlarda tamoksifen ile birlikte ayda 1 cilt altı (karın veya kol cildi) uygulanan iğneler ile yumurtalıkların çalışması önlenerek anti-hormonal tedavi yapılmasıdır. Hormonal tedavinin daha etkili olması sağlanır.

Fulvestran:Yaygın hastalıkta genellikle tamoksifen ve aromataz inhibitörlerinin etkili olmadığı durumlarda aylık enjeksiyonlar şeklinde kullanılır.

Megestrol acetate: Genelde iştah açıcı amaç ile kullanılan bir ilaçtır. Meme kanserinin hormonal tedavisinde nadir olarak kullanılabilir.

İleri Tıbbi Uygulama Merkezlerimiz ve Bölümlerimiz

Kanserle İlgili Uzmanlarımıza Sorun
Güvenlik Kodunu Giriniz
Captcha
CaptchaResart
Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.