Hipertansiyon

Hipertansiyon nedir ve neden önemlidir?

Erişkin bir kişinin kan basıncının 140/90 mm Hg’nin üzerinde olmasına yüksek tansiyon ya da hipertansiyon adı verilir. Hipertansiyon sık karşılaşılan bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yapılan büyük epidemiyolojik çalışmaların sonucunda her 3 kişiden birinde hipertansiyon olduğu görülmüştür. Hipertansiyon görülme olasılığı yaş ilerledikçe artar.

Hipertansiyonu olan hastalarda kalp ve damar hastalığı riski artar. Diğer bir deyişle, hipertansiyonu olanlarda kalp krizi (miyokard infarktüsü), kalp yetersizliği, inme ve ölüm riski kan basıncı normal olanlara göre daha sıktır. Ayrıca hipertansiyon, diyabetten sonra, kronik böbrek yetersizliğinin ikinci sıklıktaki nedenidir.

Hipertansiyon ne gibi belirtiler verir ve nasıl fark edilir?

Hipertansiyon ile ilgili önemli bir sorun, çoğu kez hiçbir şikayet vermemesidir. Kan basıncı çok yüksek düzeylerde olduğu halde, bunun farkında olmadan normal yaşantısını sürdürmeye devam eden milyonlarca insan vardır. Bu nedenle hipertansiyona “sessiz katil” de denmektedir. Hipertansiyonun fark edilmesi ancak kan basıncının ölçülmesi ile mümkündür.

Hipertansiyon tanısı nasıl konur?

Hipertansiyon tanısı, öncelikle kan basıncının kurallara uygun ve doğru bir şekilde ölçülmesi ile mümkündür. Kan basıncı gün içinde ve değişik günlerde büyük değişiklikler gösterebilir. Bu nedenle hipertansiyon tanısını koymak için değişik zamanlarda birden çok ölçüm yapılmalıdır. Kan basıncı ölçümü hastane veya muayenehane şartlarında doktor ya da hemşire tarafından yapılabilir. Ayrıca evde hasta tarafından da kan basıncı ölçümü gerçekleştirilebilir. Bazı durumlarda vücutta taşınan özel bir ölçüm cihazı ile 24 saatlik kan basıncı ölçümleri de yapılabilir. Bu değişik ölçümlerde hipertansiyon için kabul edilen kan basıncı eşik değerleri de farklıdır. Hastane şartlarında yapılan ölçümlerde 140/90 mm Hg’nin üzeri, evde yapılan ölçümlerde 135/85 mm Hg’nin üzeri, 24 saatlik ayaktan kan basıncı ölçümlerinde ise ortalama 130/80 mm Hg’nin üzeri hipertansiyon olarak kabul edilmektedir.

Bir kişide ilk kez yapılan kan basıncı ölçümlerinde kan basıncı her iki koldan ölçülmelidir. Her iki kol arasında 10 mm Hg’ye kadar varan değişiklik olabilir ve genellikle de sağ kolda daha yüksek bulunur. Hastada kan basıncı hangi kolda daha yüksek ise sonraki takiplerinde ölçümler hep o koldan yapılmalıdır.

Hipertansiyon herkes için aynı tehlikeyi oluşturur mu?

Hipertansiyonu olan bir hastada eşlik eden başka risk faktörlerinin olması, diyabetin (şeker hastalığının) varlığı veya böbrek hastalığının eşlik etmesi kalp ve damar hastalığından ölüm riskini artırır. Ayrıca diyabeti olan bir kişide hipertansiyonun olması durumunda böbrek yetersizliği gelişme riski artar ve böbrek yetersizliğinin ilerlemesi hızlanır. Benzer şekilde, kronik böbrek yetersizliği olan bir kişide hipertansiyonun varlığı böbrek yetersizliğinin daha hızlı ilerlemesine yol açar.

Kalp ve damar hastalıkları için başlıca risk faktörleri arasında erkek cinsiyet, ileri yaş, tütün kullanımı, diyabet (şeker hastalığı), kolesterol yüksekliği, obezite (şişmanlık) ve ailede erken yaşta kalp ve damar hastalığı öyküsü (erkek için 55 yaşından önce ve kadın için 65 yaşından önce) yer alır. Bu sayılan risk faktörlerinin sayısı arttıkça kalp ve damar hastalığı riski katlanarak artar. Bu nedenle hipertansiyonu olan bir hastada hedef sadece kan basıncını düşürmek olmamalı, tüm risk faktörleri ile mücadele edilmelidir.

Hipertansiyon tanısını koyduktan sonra neler yapılmalıdır?

Hipertansiyon tanısı kesin olarak konduktan sonraki aşamada hipertansiyonun nedeni araştırılmalıdır. Hipertansiyonu olanların yaklaşık %90’ında altta yatan bir neden bulunmamaktadır. Bu duruma “primer hipertansiyon veya “esansiyel hipertansiyon” adı verilir. Primer hipertansiyon genellikle kalıtımsal bir özellik gösterir. Yani ailesinde hipertansiyon olan bir kişinin yaşantısında hipertansiyon gelişmesi ihtimali aile hikâyesi olmayanlara göre daha yüksektir. Hipertansiyonu olanlar genetik olarak tuza karşı hassastırlar ve tuz alımı sonrasında kan basıncı daha kolay yükselmeye eğilimli olur. Ayrıca, primer hipertansiyonu olanlarda insülin direnci görülme ihtimali daha yüksektir. İnsülin direnci varlığında obezite ve diyabet gelişme riski artar.

Hipertansiyonu olan hastaların yaklaşık %10’unda ise “ikincil” veya “sekonder” hipertansiyon söz konusudur. Diğer bir deyişle hipertansiyona yol açan bir neden vardır. İkincil hipertansiyona yol açan hastalıkların başında böbrek hastalıkları gelmektedir. Bunu takiben, böbrek damarlarında darlıklar ve hormonlarla ilişkili (endokrin) hastalıklar yer alır. Hipertansiyona yol açabilecek başlıca endokrin hastalıklar, tiroid bezi ve böbreküstü bezi hastalıklarıdır. Ayrıca bazı ilaçlar da hipertansiyona neden olabilir. Rutin pratikte oldukça sık kullanılan burun damlaları, ağrı kesici özelliği olan ve belirli romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılan nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ve meyankökü gibi bazı bitkisel ürünler bunlara örnek olarak verilebilir.

Hipertansiyonu olan bir kişide hangi laboratuvar incelemeleri yapılmalıdır?

Hipertansiyon saptanan tüm hastalarda rutin olarak yapılması gerekli temel bazı laboratuvar incelemeleri vardır. Bu tahlillerin yapılmasının amacı, hem altta yatan bir hastalık olup olmadığının ortaya çıkarılması, hem de eşlik eden risk faktörlerinin saptanmasıdır. Bu tahliller arasında kan sayımı, kanda şeker, kolesterol, kreatinin, sodyum, potasyum, ürik asit tayini ve idrar tahlili yer alır. Ayrıca elektrokardiyografik inceleme yapılması önerilir.

Hastanın hikayesinden, fizik muayenesinden ve rutin laboratuvar incelemelerinden sonra ikincil hipertansiyondan şüphelenilen kişilerde gerek duyulan ileri incelemeler yapılmalıdır.

Hipertansiyon nasıl tedavi edilir?

Hipertansiyonu olan hastalarda tedavinin birincil amacı uzun dönemdeki toplam kalp ve damar hastalığı riskini mümkün olabildiği kadar azaltmaktır. Bunun için yüksek kan basıncı değerlerini düşürmek ve eşlik eden tüm geriye döndürülebilir risk faktörleri ile mücadele etmek gereklidir.

Hipertansiyonu olan tüm hastalarda tanı konduğu andan itibaren yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Yaşam tarzı değişiklikleri, (eğer hasta kullanmakta ise) sigara kullanımına son verilmesi, ideal kiloya inilmesi, aşırı alkol tüketiminin azaltılması, tuz alımının kısıtlanması, fiziksel egzersiz yapılması, meyve/sebze tüketiminin artırılması ve doymuş/toplam yağ tüketiminin azaltılmasıdır. Kalp ve damar hastalığı riski yüksek olmayan hastalarda yaşam tarzı değişikliği önerildikten sonra, henüz kan basıncını düşürücü (antihipertansif) ilaç tedavisine başlanmadan, birkaç haftadan birkaç aya kadar değişen belirli bir süre kan basıncı düzeyi takip edilir. Eğer hastada arzu edilen kan basıncı düzeylerine düşüş olmazsa ilaç tedavisine geçilir. Buna karşın, kan basıncı 160/100 mm Hg’den fazla olan hastalarda ve kalp ve damar hastalığı riskini artıran durumların (diyabet, kalp hastalığı veya böbrek hastalığı) eşlik ettiği hastalarda yaşam tarzı değişikliği önerisi ile birlikte vakit kaybetmeden hemen ilaç tedavisine başlanır.

Hipertansiyonu olan bir hastada tuz kısıtlaması nasıl yapılmalıdır?

Hipertansiyonu olan hastalarda günlük tuz alımının günde 5–6 gram düzeylerine indirilmelidir. Bu düzeye inebilmek için gıdalar tuzsuz pişirilmeli, tuzluk kullanılmamalı ve tuz içeriği zengin olan belirli gıdaların tüketimi kısıtlanmalıdır. Kaya tuzu, okyanus tuzu ya da Himalaya tuzu gibi tuzların da aynı derecede sakıncalı olduğu unutulmamalıdır. Piyasada “suni tuz” olarak bilinen sodyum içeriği azaltılmış tuzların kullanımının uygun olup olmadığı her hasta için farklılık arz eder. Bu tuzlar, potasyum da içerdikleri için böbrek yetersizliği olan hastalarda sakıncalı olabilir. Bu konuda her hasta kendi hekimine danışmalıdır.

Hipertansiyonu olan bir hastada hangi kan basıncını düşürücü ilaçlar tercih edilmelidir?

Hipertansiyonu olan hastalarda günümüzde beş grup antihipertansif (kan basıncını düşürücü) ilaçtan biri ile tedaviye başlanması önerilmektedir. Bu ilaçlar şunlardır: (1) Diüretikler, (2) Kalsiyum kanal blokerleri (Kalsiyum antagonistleri), (3) Beta blokerler, (4) Anjiyotensin konverting enzim (ACE) inhibitörleri ve (5) Anjiyotensin reseptör blokerleri. Bunun yanında, yapılan değişik klinik çalışmalardan elde edilen kanıtların ışığında, belirli hastalarda belirli ilaçlar ön planda tercih edilmelidir. Örneğin, bir kronik böbrek hastasında ön planda kullanılması gereken ilaçlar ACE inhibitörleri veya anjiyotensin reseptör blokerleridir.

Tek bir antihipertansif ilacın yetersiz kalması durumunda kombine tedaviye geçilir. Günümüzde en yaygın kullanılan kombinasyonlar, bir ACE inhibitörünün veya bir anjiyotensin reseptör blokerinin bir diüretik ile ya da bir kalsiyum kanal blokeri ile kombinasyonudur. Gerekli görüldüğünde buna diğer ilaçlar da kademeli olarak eklenir.

Kan basıncı 160/100 mm Hg’nin üzerinde olan hastalarda çoğunlukla tek bir antihipertansif ilaç ile kan basıncı kontrol altına alınamayacağı için, doğrudan kombine tedavi verilmesi önerilmektedir. Ayrıca yüksek riskli hastalarda da kan basıncı hedefine ulaşmada vakit kaybetmemek için tedaviye kombine ilaçlarla başlanabilir.

İleri Tıbbi Uygulama Merkezlerimiz ve Bölümlerimiz