Gebelik dönemi ve gebelik sonrası depresyonu

Gebelik ve lohusalık kadın yaşam döngüsünün doğal bir parçası olmakla beraber birçok biyolojik ve psikososyal değişimlerin yaşandığı bir süreçtir. 

Tüm bu değişimler ruhsal hastalıklara yatkınlığı arttırabilmektedir, özellikle depresif belirtiler %27-36 sıklığında bildirilmektedir. İlk 3 ayda depresyon bulguları gebeliğin belirtileriyle karışabilir çünkü yorgunluk, çok uyuma, iştah değişiklikleri, mide bulantısı gibi fiziksel belirtiler her ikisinde de olabilmektedir.

Ancak eşlik eden elem-keder, isteksizlik, keyifsizlik gibi duygusal yakınmaların varlığı depresyona işaret eder. Anne olduktan sonra da birçok kadında hafif hüzün ve kaygı şikayetleri doğum sonrası ilk 7-10 günde görülür. Bu tablo genelde kendiliğinden düzelmekle beraber perinatal (28. gebelik haftasından başlayarak doğumdan sonraki 4. hafta sonuna kadar uzanan zaman aralığı) dönemde kadınların %10’u lohusalık döneminde ağır depresif nöbet yaşayabilir.


Hamileliğin ilk 3 ayında depresyonun belirgin özellikleri; şiddetli hüzün ya da boşluk duygusunun yanı sıra aşırı yorgunluk, enerji azlığı ve uyku düzensizliği gibi fiziksel belirtilerdir. 

Hamileliğin sonuna doğru bebeğin bakımı ile ilgili kaygılar ön plana geçmeye başlar.

Doğum sonrasında ise ilk birkaç gün içinde yorgunluk, ağlama nöbetleri, anksiyete (kaygı), konsantrasyon güçlüğü ve unutkanlık belirtileri görülebilir.  Doğum sonrası depresyonda bu belirtiler uzun süreli ve şiddetlidir. Genel depresyon belirtilerine ek olarak bebeğe zarar vermeyle ilgili akıldan uzaklaştırılamayan düşünceler, anne rolüyle ilgili yetersizlik ve suçluluk hissi olabilmektedir. Ağır vakalarda intihar ve bebeğe zarar verme riski de değerlendirilmelidir.


Gebelik döneminde depresif belirtiler için risk faktörleri; eşle ilişki sorunların varlığı, sosyal desteğin az olması, travmatik yaşam olaylarının varlığı, küçük yaşta gebelik, çocuk sayısının fazla olması, geçmiş depresyon öyküsü olarak sıralanabilir. 

Doğumla beraber kadına yüklenen roller, anne rolüne ilişkin toplumsal beklentiler, annenin kişisel ilgi alanlarında yaşadığı zorunlu kısıtlamalar önemli stres kaynaklarıdır. 

Gebelik döneminde yükselen östrojen ve progesteron seviyelerinin doğum sonrası ani düşüşünün de depresyonla ilişkili olduğu düşünülmüştür.


Gebelik ve lohusalıkta bebeğin olumsuz etkilenme riski göz önünde bulundurularak genellikle ilaçla tedavi seçeneğinden kaçınılmaktadır. 

Ancak tedavisiz kalan depresyon da hem anne hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkilemektedir. 

Hamilelik dönemindeki depresyon tedavisinin nasıl planlanacağı ile ilgili en önemli belirleyici hastalığın şiddetidir.

Hafif şiddette belirtilerin varlığında psikoterapi ve egzersiz yeterli olabilirken ağır depresif nöbetlerde ilaç tedavisi gerekli hale gelebilmektedir.

İntihar riski, psikotik bulgular varsa, beslenmeyi ciddi şekilde etkileyecek derecede şikayetler mevcutsa EKT (elektroşok tedavisi) de seçenekler arasında yer almaktadır.


İleri Tıbbi Uygulama Merkezlerimiz ve Bölümlerimiz

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.