Doğum sonrası (postpartum) depresyon ve agresyon

Depresyondaki hastaların beyinlerinde gerekli olan biyokimyasal maddelerin azaldığı tespit edilmiştir. Azalan biyokimyasal maddelerden en önemlisi serotonindir. Serotoninin ruhsal durumu iyileştirici ve sakinleştirici özelliği vardır.

Heyecanla beklenen hamilelik sonrası doğum süreci kadın için ciddi sorumlulukları da beraberinde getirir. Doğum sonrasında ailenin ve özellikle annenin hayatı artık eskisi gibi olmayacaktır. Anne hormonal ve biyolojik değişimlerin yanı sıra bir bebeğe bakmanın sorumluluğu ve endişesi ile de başa çıkmak zorundadır. Postpartum dönem diye adlandırdığımız bu dönem doğum eylemi sona erdikten sonra başlayan ve 6 hafta süren bir dönemdir. Bu dönem ebeveynliğe geçişin yaşandığı, yeni rollerin ve görevlerin üstlenildiği zorlu bir süreçtir. Bu yeni rol ve sorumluluklarla birlikte fiziksel ve psikolojik değişikliklerle karşı karşıya kalınır ve bu değişiklikler davranışsal, duygusal ve bilişsel alanlarda stres yaratabilir.Bu dönemde birçok kadın hafif hüzün ve kaygı yanında duygulanımda da dalgalanma hisseder. Bu belirtiler normalde 7-10 gün içinde kendiliğinden düzelir ve normal olarak kabul edilir, fakat ilerleyen dönemlerde bu semptomların azalmaması ve hatta artması durumunda doğum sonrası (post partum) depresyon gelişir.

Nedenler iki alt başlık altında toplanabilir.

Biyolojik nedenler: Gebelik döneminde yükselen östrojen ve progesteron düzeylerinin doğumla birlikte aniden düşmesi ve beyindeki seretonin hormonu miktarının ciddi boyutlarda azalması anneyi depresyona çok daha yatkın hale getirir. Aynı zamanda annede depresyon geçmişi ve genetik yatkınlık ta mevcutsa bu durum doğum sonrası depresyonu tetikler. Geç başlangıçlı doğum sonrası depresyonda tiroit bozuklukları da rol oynayabilir. Ayrıca folat eksikliğinin de doğum sonrası depresyonda etkili olabileceği düşünülüyor.

Psikososyal nedenler: Doğum yapan tüm kadınlarda hormonal değişiklikler olmasına rağmen psikiatrik bozuklukların ancak kadınların %10-15'inde gelişmesi sosyal stres, kişiler arası ilişkiler, sosyal destekle ilgili olduğunu göstermektedir. Hayatlarını kendilerinden çok dış faktörlerin yönettiğini düşünen anneler doğum sonrası depresyon açısından yüksek risk grubundadır. Eşler arasındaki güvensizlik, iletişimsizlik, cinsellikle ilgili sorunlar gibi evlilikte yaşanan sıkıntılar doğum sonrası depresyona zemin hazırlayabilir.Planlanmamış ve ilk gebeliklerde meydana gelebilecek doğum ve sonrası korkuları; anneliğe hazır olmadığını düşünerek bu rolü benimseyememe genellikle anne de endişe ve korkunun artmasına sebep olarak depresyonu tetikleyebilir. Maddi kaynakların ve sosyal desteğin yetersiz olması kaygıların ve korkuların artmasına sebep olarak, annenin çaresizlik ve başarızılık duygularını yaşamasına olanak sağlar ve doğum sonrası depresyon gelişebilir. Annenin kendi çocukluğunda duygusal / fiziksel / cinsel tacize maruz kalması, ailesi tarafından duygusal ihmal ve kayıplar yaşamış olması gibi ciddi travmatik deneyimler de ayrıca doğum sonrası depresyonu tetikleyen durumlardır. Bazı durumlarda ise gebeliğin bitmesi anne karnında gelişimini tamamlayan fetusun kaybı olarak hissedilmekte ve bu durum annenin sevdiği birini kaybetmesini hatırlatabilmekte ve doğum sonrası depresyon riskini arttırmaktadır.

İntihar düşüncesi doğum sonrası depresyonda çok daha azdır. Akşamları daha kötü olmaktadır. Süre daha kısadır (6-8 hafta), zihin karışıklığı daha fazladır.

Belirtileri nelerdir?

• Şiddetli hüzün ya da boşluk duygusu; duygusal küntlük ya da duyarsızlık
• Aşırı yorgunluk, enerji eksikliği gibi bedensel yakınmalar
• Aile, arkadaş ya da keyif veren etkinliklerden uzak durma
• Cinsel  isteksizlik
• Bebeklerini yeterince sevmedikleriyle ya da bebeğin beslenmesiyle, uykusuyla ilgili endişeler, bebeğe zarar verme korkusu
• Konsantrasyon güçlüğü
• Bellek zayıflığı
• Psikomotor hareketlilikte artış, yerinde duramama
• Endişe, sinirlilik, sıkıntı, bunaltı, kendiliğinden ağlamalar ve panik atak
• İştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluk
• Bebekle ilgilenmek istememe ve bebeği öldürmek istemeyle ilgili düşünceler
• Mutlu olmaları gerekirken çökkün duygulara sahip oldukları için suçluluk duygusu, ilgi ve istek kaybı.

Erken yaşta gebe kalan (bluğ çağının hemen sonrasında) kadınlarda risk %30 daha fazladır. Geçmişte depresyon öyküsü olan kadınlarda doğum sonrası depresyon riski %25'tir. Daha önceki gebeliğinde doğum sonrası depresyon yaşayan ve şimdi ise hüzün bulguları mevcut olan kadınlarda major depresyon gelişme riski %85'tir.
Doğum sonrası depresyon psikoterapi, antidepresan veya antipsikotik ilaç tedavisi, ve güçlü sosyal destek ağı ile tedavisi mümkün olan bir rahatsızlıktır. Daha şiddetli seyreden durumlarda annede muhakeme bozukluğu ve içgörü eksikliği mevcutsa yatarak tedavi gerektiren durumlarda ortaya çıkabilir. Psikoterapi sürecinde özellikle ailenin ve sosyal desteğin ne ölçüde olduğu anlaşılıp değerlendirilmesi son derece önemlidir. Ayrıca danışanın bu süreçte annelik rolü ile ilgili beklentileri ve sorumlulukları ile ilgili kendi algısı özellikle ele alınmalı ve üzerinde durulmalıdır.  
Doğum sonrası depresyonda annenin yapabileceği en iyi şey kendisine zaman ayırmaktır. Fiziksel sağlığa ne kadar dikkat edilirse depresyon oluşma riski de okadar azalır. Belirli yaşam tarzı değişiklikleri iyi hissetmemize yardımcı olur. Anneler kendilerine kaliteli zaman ayırmalı; bol bol istirahat edip dinlenmeli, her gün düzenli olarak sıcak duş almalı ve mümkün olduğunca yalnız kalmadan arkadaş veya aile bireyleri ile yapmaktan hoşlandıkları aktiviteleri yaparak vakit geçirmelidir. 

Annenin her gün düzenli olarak en az 10-15 dk olmak üzere güneş ışığı alabileceği yerlerde yürüyüş yapması son derece önemlidir. Güneş ışığı en önemli D vitamini kaynağı olup depresyon riskini önemli ölçüde azaltmaktadır. 
İyi bir sosyal destek doğum sonrası dönemdeki kadının annelik rolüne adaptasyon sürecini olumlu yönde etkilemekte, bebeğine olan duyarlılığını arttırmakta ve yakınları ile olan ilişkilerini kolaylaştırmaktadır. Doğum sonrası anne, yaşadığı fiziksel ve hormonların yarattığı ruhsal değişimler dolayısıyla özellikle eşinden ve yakın çevresinden yoğun bir şefkat ve anlayış bekler. Eşler her konuda çok daha duyarlı, anlayışlı, sabırlı olmalı ve bebeğin bakımında aktif olarak rol almalıdırlar. 

Kültürümüzde doğum sonrası ilk 40 günün önemi büyüktür. Bu dönemde annenin bebek uyurken uyuması, düzenli ve sağlıklı beslenerek fiziken ve ruhen toparlanması çok önemlidir. Bu süreçte annenin kendi annesi, kayınvalidesi, teyzesi, halası gibi aile büyükleri tarafından yemek, rutin ev işleri ve bebek bakımı konusunda desteklenmesi gerekir. Böylelikle anne bu yeni döneme çok daha kolay ve sağlıklı bir biçimde uyum sağlayacaktır.
İlk gebelik vizitinde mutlaka detaylı bir öykü alması ve geçirilmiş psikiatrik bozuklukları ve ailede psikiatrik hastalık öyküsünü sorgulamak gerekir. Bu tip öyküleri olan hastalarda bu konuda dikkatli davranması gerekir. Annenin tüm soruları, gebelikle ilgili endişeleri değerlendirilip, gerekli cevapların verilmesi önemlidir. Gebelik boyunca anneye özellikle baba tarafından sosyal destek sağlanması önerilir. Gebelik takiplerinde ve yapılacak tetkiklerde anneye destek olması önerilir. Doğum eyleminin uzun ve zor olmaması için gereken her türlü önlemi doktorun alması önemlidir. 
Lohusa sendromu (annelik hüznü) doğum sonrası birkaç gün içinde başlayıp 7-10 gün içinde düzelir. Bunaltı, sıkıntı, sinirlilik, ağlama, çabuk sinirlenme, unutkanlık ve dikkat dağınıklığı gözlenir. Lohusa sendromu kendiliğinden düzelir ve tedaviye genellikle gerek kalmaz. Doğum sonrası (postpartum) psikoz ise postpartum depresyonun en ciddi formudur ve çok nadir görülür. Halüsinasyonlar (gerçekte var olmayan bir şeyi duymak, görmek, hissetmek, tat veya koku olarak algılamak), bebeğe zarar verme düşünceleri ve tuhaf davranış bozuklukları gelişmiştir; hastanın genellikle yatarak ciddi bir tedavi sürecinden geçmesi gereklidir.  Doğum sonrası depresyon tedavi edilmediği durumda psikoza da dönüşebilir.  
Gebeliğin normal fizyolojik bir olay olduğunu akıllarından çıkarmamaları gereklidir. Öncelikle anne adayı hamile olduğunu öğrendikten sonra kendini daha iyi tanımaya çalışarak annelik ile ilgili endişe ve korkularıyla yüzleşmeli ve kendini psikolojik olarak hazırlama sürecine girmelidir. Bunun için daha önce bu önemli süreci başarıyla atlatmış olan aile ve arkadaşlarıyla konuşabilir, eğitimlere katılabilir ve gerekirse bir uzman psikolog veya psikiyatrist desteği alarak kendini bu döneme en iyi şekilde adapte olmaya hazırlamalıdır.  
Paylaş

İleri Tıbbi Uygulama Merkezlerimiz ve Bölümlerimiz