Atopik dermatit (alerjik egzama)

Atopik dermatit (AD), kronik, tekrarlayan ataklarla ile seyreden, kaşıntılı bir deri hastalığıdır. Her yaşta görülebilmekle birlikte hastaların %90’nında 5 yaşından önce, %50’sinde erken bebeklik döneminde başlamaktadır.

Çocukluk çağının en sık rastlanan kronik deri hastalığı olan atopik dermatitin görülme  sıklığı ikinci dünya savaşından sonra artış göstermiştir. Sanayileşme, kentleşme ve iklim değişiklikleri hastalığın görülme oranını etkilemektedir. 
Ülkemizde ise 6-13 yaş arası çocuklarda %4,3, 10-11 yaş arası çocuklarda ise % 8,1 oranında görülmektedir. Çalışmaların birçoğunda kızlarda erkeklere göre görülme oranı daha fazla olarak bulunmuştur.
Hijyen teorisine göre erken çocukluk çağında çeşitli alerjen ve enfeksiyon ajanları ile karşılaşmayı sağlayan hijyenik olmayan ortamlarda bulunma alerji görülme sıklığını azaltabilmektedir. Bu sebeple atopik dermatit gelişmiş ülkelerde daha fazla gözlenmektedir. 

Atopik dermatit/ alerjik egzama her yaşta ve her cinsiyette gözlenebilmekle birlikte; çocuklarda erişkinlere göre daha fazla gözlenmektedir.
Hastalık çevresel ve genetik faktörlerin etkileşimi sonucu gelişmektedir. Ebeveynlerden özellikle annedeki atopi yani alerji öyküsü hastalık gelişimi için güçlü bir risk faktörüdür.  Hastalığın görülme oranı ebeveynlerden birinde atopi öyküsü varlığında iki katına, her iki ebeveynde hastalık öyküsü var ise üç katına çıkmaktadır.

Atopik dermatit/ alerjik egzamanın başlıca iki belirtisi kaşıntı ve kuruluktur;
• Kaşıntı; en önemli bulgudur. Akşama doğru, terleme ve yünlü kıyafetlerin giyilmesiyle artış gösterir. Sürtme ya da kaşıma davranışı ile çizgisel sıyrıklar ile kırışmış görünümlü kalınlaşmış lezyonlar gelişebilir.  Yoğun kaşıntı sonucu özellikle kol ve bacaklarda kırmızı küçük kabartılar gelişebilir. 
• Kuruluk; hastalığa eşlik eden en sık bulgulardan biridir. Hastaların %80-98’inde görülür. Kuruluk, iritan maddelerin deriye geçişini kolaylaştırır ve kaşıntıyı arttırır. 
Atopik dermatit  çeşitli yaş dönemlerinde farklı klinik özellikler göstermektedir. 
• Erken bebeklik döneminde özellikle yüz, kol ve bacakların dış yüzü, kalça gibi bölgelere kaşıntılı kızarıklıklar, sızıntılı-sulu lezyonlar yerleşim gösterir. Emekleme ile birlikte dizler de etkilenir. Ayrıca saçlı deride yağlı egzama (seboreik dermatit) ile karışabilen sarı kabuklu lezyonlar görülebilir. Atopik dermatitli bebeklerin %20 ile 30’unda iki yaşın sonunda deri lezyonları gerilemeye başlar. Yaşla birlikte kuru, kalınlaşmış kronik lezyonlar kıvrım bölgelerine yerleşme eğilimi gösterebilmektedir. İki yaşından sonra diz ve dirseklerin iç kısımları,  boyun bölgesi etkilenmeye başlar. Hastalık yaş ilerledikçe hafifleme eğilimindedir. İyileşen lezyonlar yerlerinde açık ya da koyu pigmentasyon bırakabilir. 
• Erişkin dönemde ise bazı hastalarda yüz tutulumu özellikle de göz kapağı tutulumu belirginken bazı hastalarda hastalık kronik el egzaması ya da az sayıda hastada tüm vücutta kızarıklık ile seyredebilmektedir
Atopik dermatit ayrıca anksiyete (kaygı bozukluğu) ve depresyon gelişimine yol açabilmekte ve hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Atopik dermatit tanısı klinik belirtilere dayanır. Tanı koyduran spesifik bir laboratuvar testi yoktur. 
Hastayı takip eden alerji konusunda uzmanlaşmış dermatologlar alerjilerin taranması ve atopik dermatit ile karışabilecek başka hastalıkların ayırıcı tanısını yapmak için çeşitli kan ve deri testleri isteyebilirler.

Atopik dermatitte tedavinin hedefi şikayetlerin baskılanması, tekrar ortaya çıkmasının önlenmesi ve hastalık seyrinin değiştirilmesidir. Atopik dermatit kronik bir hastalık olduğu için tedavisinin de uzun süreli değerlendirilmesi gerekir. Hastaların tedaviye gösterdiği uyum çok önemlidir ve tedavi başarısını etkilemektedir.
Tedavi üç ana prensibe dayanır:
• Derinin nemlendirilmesi; bozulmuş deri bariyerine yönelik olarak derinin nemlendirilmesi ilk ve en önemli adımdır. 
• Enflamasyonun (yangının) önlenmesi; mikroorganizmaların kümeler oluşturması ve çoğalmasının kontrolü ile inflamasyonun yani yangının önlenmesi ve baskılanması 
• İritan ve alerjik maddelerden kaçınılması da diğer önemli basamaktır. Kimyasallar, alkalin sabunlar, ev tozu akarları bu maddelerin başında gelmektedir.

Atopik dermatit oluşma riskini azaltmak için alınacak önlemler hamilelikte başlamaktadır.Hamilelikte sağlıklı beslenme, sigara ve alkolden uzak durma ve normal doğum bebeklerde atopik dermatit riskini azaltan önemli faktörler arasındadır. Yapılan çalışmalar ile hamilelikte ve erken bebeklik döneminde probiyotik alımının 2-4 yaş arasında Atopik dermatit görülme sıklığını azalttığını ortaya koymuştur. Probiyotikler barsak florasını değiştirerek antijen emilimini azaltmakta ve azalan bağışıklık yanıtı desteklemektedir. 

İlaç tedavisi:
İlaç  tedavisinde topikal olarak kortikosteroid içerem krem ve pomadlar, kalsinörin inhibitörleri kullanılır. Fototerapi, antimikrobiyal ajanlar, sistemik immunsupresif ajanlar, antihistaminikler hastalığın şiddetine göre ve hastanın tedaviye yanıtına göre seçilmektedir.
Destek tedavisi:
Bozulmuş deri bariyerinin desteklenmesi ve iyi bir nemlendirme önemlidir. Ilık banyo sonrası ilk üç dakika içinde derinin nemlendirilmesi, derinin bariyer fonksiyonunu ve nem oranını arttırır. Nemlendirme için yağ içinde su emülsiyonu tercih edilmelidir. Alfa ve beta hidroksi asitler veya üre içeren emülsiyonlar derinin nem tutma kapasitesini arttırırlar, ancak yangılı, kırmızılıkların olduğu deride yanma batma hissine yol açabilirler, bu nedenle öncelikle küçük bir alana tatbik edilmeli, reaksiyon gelişmezse tüm vücuda uygulanmalıdır. Bebek ve çocuklarda üre en fazla %4 erişkinde ise en fazla %10 oranında kullanılmalıdır. Bunun dışında %20’lik gliserolün ve seramid içeren yağların derinin nemlenmesini arttırdığı gösterilmiştir. 
Atopik dermatitli  hastaların deri temizliğinde hafif, alkali olmayan özellikteki temizleyiciler kullanılması, köpük banyolarından ve kokulu banyo tuzlarından kaçınılması önerilmektedir.
Klorlu havuzlarda yüzülmesi, sıcak jakuzilere girilmesi deride irritasyonu ve kızarıklığı arttırabilmektedir.
Atopik dermatitli hastaların kıyafet olarak yünlü ve sentetik kıyafetlerden kaçınılması ve pamukluların giyilmesi önerilmektedir. Gümüş içeren tekstil ürünlerinin bakteri kümelenmesini azalttığı ve toksin üretimlerini baskıladığı, kızarıklıkları ve kaşıntı oluşumunu anlamlı oranda azalttığı ortaya koyan bazı çalışmalar bulunmaktadır.

İleri Tıbbi Uygulama Merkezlerimiz ve Bölümlerimiz

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.