Fazla kilonun kişiyi olduğundan daha yaşlı gösterdiğini hepimiz biliriz. Esasında bu algı sadece dış görünüşümüz için değil, vücut sistemimizi oluşturan tüm organlar için de geçerli bir durumdur. Fazla kilolu olmanın altında yatan ilk faktör aşırı beslenmektir.

Aşırı beslenme eğilimi olan kişiler sürekli yedikleri için kişinin organları yenilen besinleri sindirmek ve gerekli yerlere taşıyıp faydasız posaları dışarı atmak için sürekli çalışır durumda kalır. Bu durum da vücuda çok fazla yüklenilmesine yol açar. Sonuç olarak vücut yorgun düşer. Tüketilen aşırı besinler ise enerjiye çevrilmediği taktirde vücutta yağ olarak depolanır. Bunun sonucu olarak da karaciğerde yağlanma, kolesterol düzeyinde artış, kalp damar sisteminde tıkanma, kan şekerinde artış, kişinin hareketsizliğinden dolayı romatizmal hastalıklara kadar varabilen rahatsızlıklar kaçınılmaz olur ve en doğal sonuç olarak da kişi tepeden tırnağa daha yaşlı görünür. Halbuki normal kiloda olan kişiler enerjik, fit, bakımlı ve genç görünür. İşte size genç görünmenin en değerli ipucu. Genç ve dinamik görünen kişi dolayısıyla daha mutludur. Çünkü sosyal hayatı yolundadır, psikolojisi düzgündür, hareketli olmasından dolayı mutluluk hormonları sürekli devrededir. Yani kilo vermenin aslında kişide yarattığı en güzel şey sağlıklı ve mutlu etmesidir. Peki hayatımızın farklı dönemlerinde farklı nedenlerden dolayı aldığımız fazla kiloları en kalıcı şekilde nasıl vereceğiz? Bu soruya son yılların en çok konuşulan ismi Prof. Dr. Canan Karatay, zayıflamayı bilimsel gerçeklerle kanıtlayan ve kendi ismini koyduğu Karatay Diyeti son noktayı koymuştur.

Karatay diyeti ile kilo vererek daha sağlıklı ve uzun yaşama vaad ediliyor. Bunun altında yatan prensip ise Karatay diyetindeki beslenme şekli ile sadece hedeflenen kiloyu verene kadar bu diyeti yapmak değil, artık bu beslenme tarzını benimseyip bununla yaşamaktır. Böylece kişi bu diyeti uygulayana kadar geçen zamandaki yanlışlarını düzeltip metabolizmasını normale çevirerek vücudun daha sağlıklı olmasını sağlar. Aksi taktirde yanlış beslenme tarzıyla yaşayan kişilerde özellikle ileri yaşlarda çözülmesi daha zor bir takım hastalıklar baş gösterir. Metabolizmayı yanlış çalıştıran yani yanlış beslenen kişilerde olma ihtimali daha yüksek olan bu hastalıklar çeşitli fiziksel ve kimyasal bozukluklar yaratarak hayati sorunlar yaratabilmektedir. Çünkü düşünüldüğünde vücut bize, biz ona nasıl davranırsak aynı şekilde davranır. Onu yorar, kötü besler, çalıştırmaz isek o da bize hastalıklar ile geri döner. Bunun en iyi kanıtı son yıllarda müthiş bir hızla artan kanser hastalığıdır. Kanser hastalığına neden olan vücuttan bağımsız apayrı bir unsur değil bizzat kendi hücrelerimizin çeşitli nedenlerden dolayı mutasyona uğrayarak tümör haline gelmesidir. Yani bugün için en öldürücü ve çaresiz olarak bilinen kanser hastalığında kendi vücudumuzdaki bir hücredir bizi öldüren. Dolayısıyla daha uzun ve sağlıklı yaşamak için bilimsel olan ve en doğru yolu tercih etmek çok önemlidir. Hastalıklara neden olan faktörler arasında elbette ki genetik de rol oynar fakat bugün fazla kiloların neden olduğu metabolik yani metabolizma bozukluğundan kaynaklanan hastalıklardan; şeker, tansiyon, kalp-damar, felç, romatizma, polikistik over, karaciğer yağlanması, obezite, bel ağrıları gibi hastalıkların doğru beslenme ile tedavi edilebildiği bir bilimsel kanıttır. Dolayısıyla ömür boyu ilaç içmeyi gerektiren bu ileri yaş hastalıklarına engel olmak tamamen bizim elimizdedir. Bu kötü hastalıklara engel olmanın temeli de doğru beslenmeden geçmektedir. Hatta bu konuyu destekleyen araştırmacı bilim adamı Dr. P. D. White’ın ünlü bir sözü vardır; ‘bütün hastalıklar mutfakta başlar.’ Bu düşündürücü ama gerçek olan cümlenin aslında ne kadar doğru olduğu Karatay diyeti kitabında ayrıntılı ve bilimsel olarak irdelenmektedir.

Canan Hoca zayıflama konusundan ziyade önce kilo alma aşamalarını bilimsel olarak anlatır. Çünkü kilo almanın bilimsel olarak kavranması ile öncelikle nasıl kilo almayızı anlamak çok daha önemlidir. Kilo alma olayının vücutta nasıl meydana geldiğini anladıktan sonra fazla kiloları nasıl veririzin bilimsel açıklaması da zayıflamak isteyen kişiler için önemlidir. Karataya göre; her bir şey yediğimiz zaman vücudumuzda salgılanan hormon insülin hormonudur. Bu hormonun iki görevi vardır. Öncelikle yemek yediğimiz zaman kanımızdaki şeker düzeyinin artmasıyla bunu enerjiye çevirmeye yarayan insülin düzeyinin de artmasıdır. Yani vücuda besin girdiği zaman insülin hormonu da devreye girerek bunu enerjiye çevirir. Eğer tüketilen besin çok fazla ise ya da glisemik indeksi yüksek bir besinse (karbonhidrat düzeyi fazlaysa) veyahut kişi dinlenme pozisyonunda hareketsiz ise insülin hormonu hemen ikinci görevini yerine getiriyor ve fazla gelen kan şekerini daha sonra kullanmak ve depolanmak üzere karaciğere ya da diğer organlara taşır. Yemek yedikten sonra 2-2,5 saat insülin hormonu devrededir. Sürekli bir şeyler yendiği taktirde bu insülin hormonu sürekli devrede olmaya devam eder. Çünkü kan şekeri sürekli yükselir ve bunu kan şekerini enerjiye çevirmek insülin hormonunun görevidir. Yemek yedikten 4-5 saat sonra hiçbirşey yenmediği taktirde de devreye leptin hormonu girer. Leptin hormonu, zayıflama konusunda en can alıcı hormondur. Çünkü leptin hormonu devrede olduğu zamanlarda depodaki yağlar gider. Leptin hormonunun görevi de kan şekeri düştüğü zaman vücuda enerji sağlamak için depolardaki yağları kullanmaktır. Yani zayıflamanın anahtarıdır. Ancak leptin hormonu devredeyken mevcut depodaki yağları kırarız ve zayıflarız. Leptin hormonu insülin hormonunun salgılanmasını engelleyerek kan şekerinin normal düzeylerde olmasını sağlar ve tokluk hissi yaratır. Sürekli bir şeyler yiyen insanlarda sürekli insülin devrededir ve leptin hormonunu algılayamaz dolayısıyla bu kişilerde insülin direnci oluşur. İnsülin direnci yaşayan kişiler sık sık acıkırlar, doyamama durumu vardır ve kan şekeri düştüğü anda hemen şekerli gıdalara saldırma durumu yaşanır. Bir başka deyişle sık sık acıkıyorsanız ve atıştırmadan duramıyorsanız sizde de insülin direnci vardır demektir ve bu durum vücudunuzu yavaş yavaş kontrol altına almaya başlar ve sinsice hastalıklara davetiye çıkarır. Bu kısır döngüde insülin direnci olan kişiler kilo veremez çünkü bütün organlarında yağ birikmeye başlamıştır. İnsülin direncini kırmanın yolu daha az yemekten ve spor yapmaktan geçer. Çünkü daha beslenerek vücuda daha az kalori yüklüyor, daha çok hareket ederek de depodaki yağları eritiyoruz. Bunun doğal sonucu olarak da kilo veriyoruz. İşte aslında bütün Karatay diyetinin ana prensibi bu şekildedir.

Karatay diyetinde sık sık yemeyerek ama doyana kadar yiyerek ve glisemik indeksi düşük besinler ile beslenerek artı egzersiz yaparak kilo vermek uzmanlık alanından çıkmakta ve yaşlısından gencine hamilesinden hastasına herkesin yapabileceği çok basit bir yaşam tarzı şekline gelmektedir. Karatay diyetinde kesinlikle yasaklı olan besinler; pirinç, ekmek, makarna, unlu mamüller, şeker, çikolata, gofret, reçel, bal, pekmez, her türlü meyve suları, gazlı içecekler, patates, mısır, kızartmalar, hazır çorba, sucuk, sosis, salam, işlenmiş her türlü gıda ürünleri, Karatayın temel prensibinde kesinlikle şeker yasak. Karatay’a göre şekerli ve tatlı besinler çok tehlikeli. Çünkü bunlar kan şekerini aniden yükseltip insülin hormonunu devreye sokuyor ve fazlası mutlaka depo olarak organlara en başta da karaciğere gidiyor, karaciğeri yağlandırıyor ve sonucunda göbek çevresi kalınlaşıyor. Belki birden değil ama ilerleyen her yılda gözümüzle göremediğimiz şekilde hücrelerimiz bozuluyor ve bir yerde tıkanıp hastalıkla burun buruna geliyoruz. Bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek de kan insülin değerleri 2,5-5 (normal değeri 5) arasında bulunan kişilerin daha uzun ömürlü ve sağlıklı olmalarıdır. Yani Karatay’a göre şeker eşittir hastalık ve ileride ölümdür. Karatay diyetinde bilinenin aksine tüketilmesi gereken en önemli kaynaklardan biri yağdır ve bunların arasında doğal köy zeytinyağı ve tereyağıdır. Karatay yağdan korkmayın şekerden korkun der. Tüketilmesi gereken bir diğer önemli kaynak ise kırmızı ettir. Kırmızı etin kesinlikle kolesterolü arttırmadığını savunan Karatay, bunun yanında balığın da çok miktarda tüketilmesi gerektiğini savunur. Bunların dışında mevsim sebzeleri, baharatlar, günde en az 2 yumurta, her türlü bakliyat, yoğurt, ayran, süt, kuru meyveler, ceviz, fındık, badem, fıstık, keten tohumu, peynir bol bol tüketilebilen besin gruplarıdır.


Pazartesi

Kahvaltıda tereyağında 2 adet yumurta, istediğiniz kadar tuzsuz siyah ya da yeşil zeytin, tuzsuz peynir, kuru meyvelerden bir avuç, şekersiz çay ya da form çayları, bir avuç ceviz.
Öğle yemeğinde haşlanmış kırmızı et, bol yeşillikli zeytinyağlı salata, zeytinyağlı herhangi bir sebze yemeği, tuz içermeyen ayran, yemekten sonra istenirse yeşil çay.
Akşam yemeğinde ızgara balık, mevsimine göre bulunan yeşillikler içeren bol salata.

Salı

Kahvaltıda haşlanmış 2 adet yumurta, siyah-yeşil zeytin, labne peyniri, yeşil biber, roka, maydonoz,domates,içecek olarak süt, fındık, ceviz.
Öğle yemeğinde bir dolu tabak zeytinyağlı lahana yemeği ya da barbunya veyahut karnabahar yemeği, istediğiniz kadar yoğurt.
Akşam yemeğinde haşlanmış tavuk eti, bol salata, bir elma.

Çarşamba

Kahvaltıda tereyağında ya da zeytinyağında 2 yumurtayla yapılmış menemen, labne peyniri, ceviz, fındık, Antep fıstığı, sevilen bir bitki çayı.
Öğle yemeğinde ızgara köfte, yoğurt, zeytinyağlı bir sebze yemeği, salata, ayran ya da su.
Akşam yemeğinde kuzu eti pirzolası ya da bonfile, zeytinyağlı bir sebze örneğin fasulye ya da enginar, bakla yemeği, bol salata.

Perşembe

Kahvaltıda iki yumurtayla yapılmış omlet, labne peyniri ya da tuzsuz peynir, yeşil biber, siyah-yeşil zeytin, yeşillik, ceviz,fındık, badem, şekersiz çay.
Öğle yemeğinde bonfile ızgara, zeytinyağlı pırasa ya da kereviz, domates söğüş, yoğurt ve bir kaşık keten tohumu, su.
Akşam yemeğinde ızgara tavuk eti, zeytinyağlı barbunya, bol salata, rendelenmiş havuç, turp, ayran.

Cuma

Kahvaltıda haşlanmış iki adet yumurta, tuzsuz peynir, zeytin, maydonoz, kırmızı biber, roka, biber, ceviz, badem, fındık, fıstık, şekersiz çay.
Öğle yemeğinde ızgara kebap, közlenmiş yeşil biber, domates söğüş, rendelenmiş turp, ayran.
Akşam yemeğinde ızgara köfte, yoğurt, bol salata, zeytinyağlı semizotu yemeği, bol su.

Cumartesi

Kahvaltıda pastırmalı 2 adet yumurta, labne peyniri, yeşillik,nane, biber, zeytin, ceviz, fındık, bir bardak süt.
Öğle yemeğinde ızgara bonfile, yoğurtlu semizotu, bir kaşık keten tohumu.
Akşam yemeğinde ızgara balık, rendelenmiş turp, kırmızı soğan, bol yeşillikli salata, domates, bir elma.

Pazar

Kahvaltıda tuzsuz peynirle ve 2 yumurtayla yapılmış omlet, domates, zeytin,biber, roka, maydonoz, ceviz, badem, şekersiz çay.
Öğle yemeğinde şiş kebap, çoban salatası, zeytinyağlı bakla yemeği ya da lahana yemeği, bol su.
Akşam yemeğinde balık ızgara, taze yeşillklerle yapılmış salata, közlenmiş kırmızı biber, bol su.
Not: Akşamları 8den sonra kesinlikle hiçbir şey yenilmeyecek, her gün en az 2 litre su tüketilecek, her gün en az 30 dakika yürüyüş yapılacak.



Tarih 6.10.2016 editor@florence.com
Paylaş
Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.