Son olarak sihirli neşteriyle yaptığı zorlu ameliyatla Ebru Gündeş'i hayata döndüren ünlü beyin cerrahı Prof.Dr. Cengiz Kuday'ın yaşamı tam bir roman. 28 yıl yıl önce Hacettepe'den Cerrahpaşa'ya atandığında tanıdığım Doçent Cengiz'le, dün sohbet ettiğim Profesör Cengiz arasındaki tek fark beyazlamış saçları. Cengiz Hoca eskiden olduğu gibi yine güleryüzlü, yine yerinde duramıyor, yine heyecanlı konuşuyor, yine yürüyen kültür hazinesi..

Pek bilinmez, Cengiz Kuday'la Türk Sineması'nın ‘‘Altın Çocuk’’ ünvanlı yıldızı Göksel Arsoy bacanaktırlar. Yakışıklı Göksel bacanağıyla iftihar eder ama, ‘‘Aslan bacanak tavla bile bilmezsin, seninki de hayat mı’’ diye takılmadan da edemez. Gerçekten de Kuday'ların kendilerine özgü, mütevazi, sessiz bir yaşamları vardır. Cengiz Hoca'yla biraz konuştuktan sonra müthiş alçakgönüllüğü karşısında ezilirsiniz. Sanki bunca hayat kurtaran sihirli neşter o değil..

Prof.Dr. Cengiz Kuday'la Gayrettepe'deki evinde yaptığımız bu sohbeti okurken iddia ediyorum ki; kimi zaman tüyleriniz ürperecek, kimi zaman hayretlere düşecek, kimi zaman da sevinç gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. Cengiz Kuday'ları Ebru'lar hastalanmadan tanıyalım, tanıtalım. Cengiz Hoca'yla uzun sohbetimizde sevgili Ebru'cuğun kulaklarını çınlattık elbette. Onun biraz da mucizevi bir şekilde hayata dönmesinin mutluluğu Kuday'ın gözlerinden okunuyordu. Hoca'nın coşkuyla anlattıklarını içim ürpererek dinledim. Ebru'yu öylesine güzel tasvir etti ki, sizler de şimdi onu karşınızda görür gibi olacaksınız..

Beynini ufalttık.

‘‘Yener bey, beni hastaneden çağırdıklarında Kadıköy yakasında bir kebapçıdaydık. Hemen yardımcılarıma haber verdim, MR'ların çekilmesini istedim. Tülay otomobille beni hastaneye yetiştirdi. Yolda bana ‘Bu kız çok tanınmış biri, hastaneye yan kapıdan gir' dedi. Ebru hanımı, yeğenim Gökhan'la aynı dizide oynadıkları için sadece ekrandan tanıyordum. Hastaneye arka kapıdan girdim, Gündeş'in yanına geldiğimde şuuru kapalı, kusan, gözleri kaymış bir kız gördüm. Eğer sabaha kadar ameliyata almasaydık kesin ölürdü. Bütün saçlarını değil, sağ şakaktakilerlele ensesindeki saçlar kesildi. Ameliyatta gördük ki, bütün beyin kıvramlarının içi kan doluydu ve çok şişmişti. Doğrusu bu durumu bizi çok korkuttu, ameliyattan sonra uyanıp uyanmayacağını kestiremiyorduk. Cerrahpaşa'dan gelen nöro-anestezistler beyni ufalttılar, bize çalışma ortamını sağladılar. Bir takım özel yöntemlerle beyin dörtte biri kadar küçültülebiliyor. Yeni bir kanamaya fırsat vermediğimiz için ameliyatlarında Ebru'ya kan verilmedi.’’.

Çok şiddetli başağrısı var.

‘‘Ebru'nun şu anda ilaçlarını yavaş yavaş kestik. Normal, hafif gıdalar alıyor. Normal olarak çok şiddetli baş ağrısı var, onun için ağrı kesici veriliyor. Bu ağrı aylarca sürebilir. Yüzünde beyin ameliyatı sonrası olan normal şişlikler var. İlk günlerde gözleri şişlikten tamamen kapalıydı, şimdi yavaş yavaş açılmaya başladı. Son olarak bana normal odaya ne zaman çıkacağını, ziyaretçileri ne zaman kabul edeceğini sordu. Bir de haklı olarak ne zaman banyo yapacağını sordu. Yatağında hareketsiz olduğu için kendisine ayrıca fizik tedavi de uygulanıyor. İlk olarak cumartesi sabahı tuvalete gitmesine izin verdik. o arada bana ; ‘Lütfen hastalığımın ciddiliğini söyleyin, sonra bana inanmazlar, numara yaptığımı zannederler' dedi.’’.

Beş sene önce kurtulamazdı.

‘‘Ebru bundan sonraki yaşamına kendisi karar verecek. Bana kalsa bir süre mesleğinden uzak durmalı. Kendisinden herhangi bir ses kaybı filan da olmayacak. Arkadaki ikinci ameliyatı yaparken korktuk, çünkü anevrizma ses tellerini hareket ettiren sinirlerin arasındaydı. Ebru'nun en büyük şansı yaşı ve olaydan sonra çabuk hareket edilmesi. Yener bey, size bütün samimiyetimle söylüyorum ki, bu bir insanın hayatında geçirebileceği en zor ameliyattır. Ebru'nun başına bu olay bundan beş sene önce gelseydi kurtulma şansı yoktu. Çünkü beş yıl önce bugünkü hızlı teknoloji ve bizim becerimiz yoktu. Biliyor musunuz ki, şu anda yalnız İstanbul'da bulunan tomografilerin sayısı tüm Rusya'dakilerin on misli. Bizde neredeyse her baş ağrısına MR çektirilebiliyor. Amerika'da bir hastaya bu kadar hızla bir MR çektiremezsiniz. Hem pahalı, hem de sigorta size hesap sorar.’’.

Hiçbir uyuşturucu kullanmamış.

‘‘Ebru hanım ikinci ameliyattan hemen sonra konuşmaya başladı. Bizi biraz da o cesaretlendirdi. Bana söylediği ilk söz; ‘Ölmek istemiyorum' oldu. Sonra bana aynen; ‘Ne olur, yalvarıyorum ben ölmeyeyim, ölürsem çok kişi güç durumda kalır' dedi. Bunun üzerine hemen uyuttuk, aletlere bağladık. Sonra geçen günler içinde Ebru çok zeki, aklı başında bir kız, dipten gelmiş biri ama, mesuliyetlerini çok iyi biliyor. Çok iyi bir hasta, koyduğumuz bütün kurallara uyuyor. Hiçbir şımarıklığı, nazı olmadı. Yerinden kımıldamadı, yemek bile yemedi. Vücudunun her yerinden mayiler verildiği için kımıldatmadık. Günde üç paket sigaradan dolayı pnömanisi vardı. Hiçbir uyuşturucu kullanmadığı çok belli, tertemiz.’’.

 

HÜRRİYET Gazetesi  /  13 Aralık 1999

Tarih 13.12.1999 editor@florence.com
Paylaş
/* */