Bilim sürekli gelişen kendini yenileyen bir alan. Sağlık söz konusu ise insan hayatı işin içine girdiği için ayrı bir değer taşıyor.

Tıp alanındaki ilerlemeler, teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler son derece önemli. Bu konuda teknolojideki ilerlemelerden de maksimum düzeyde faydalanılıyor. Ancak bir düşünün insan hasta olunca nasıl bir süreç yaşıyor? Kast ettiğim kolayca ve birkaç ilaçla iyileşen hastalıklar değil kronik, uzun tedavi süreci gerektiren, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen, hatta ölüme kadar götüren hastalıklar. Kanser, diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalığı, obezite, kronik akciğer hastalıkları (KOAH) gibi hastalıklar başlangıcından itibaren değişik aşamalara geldiğinde hem hastayı hem de ailesini nasıl zorlayacaktır?

Hasta ve yakınlarının psikolojisinin yanı sıra teşhis ve tedavi aşamasında harcanan zaman, maddi manevi kayıp, iş gücü kaybı hastanın sosyal güvencesi olsa bile hem ailenin hem de devletin bütçesine olan yük hastayı, yakınlarını ve devleti olumsuz yönde etkileyecektir.

Hastalıklar kapıyı çalmadan

Bu nedenle ülkelerin sağlık konusundaki yaklaşımları sağlık maliyetlerini düşürmek, iş gücü kaybını önlemek adına artık koruyucu sağlık hizmetleri alanına doğru yoğunlaşmıştır. Ülkeler için söz konusu olan durum en basit yaklaşımla birey bazında değerlendirildiğinde olayı daha net görebiliriz. Kendimizi örnek alarak düşünürsek nasıl ki hastalık belirtileri başladığı zaman yapılan tetkikler ve sonrasında başlayan tedavi süreci bizi zorluyorsa, bu tetkikleri yaptırırken ve tedavi boyunca işimizden gücümüzden geri kalıyorsak, okuyanlarımız derslerinden, sınavlarından geri kalıyorsa buna paralel olarak bütçemizin, moral ve motivasyonumuzun ne kadar zorlandığını çok iyi tahmin edebiliriz.

Sırf bu yüzden işten çıkmak ya da eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalanlarımız olmuştur. Çoğu zaman iş ve okul hayatındaki bu başarısızlık, hastalığın verdiği üzüntünün çok gerisinde kalır. Keşke şu hastalık olmasaydı ya da keşke bu komplikasyon gelişmeseydi deriz. Zamanı geriye çevirmek mümkün olsaydı da kendime daha çok dikkat etseydim tüm bunlar başıma gelmeseydi deriz.

İşte koruyucu sağlık tam da bunun için iş işten geçmeden keşkeler başlamadan devreye girmelidir. Korunması ya da yönetilmesi mümkün olan kronik hastalıklar daha kapımızı çalmadan gerekli tedbirleri almamız gerekir. Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca 2025 yılına kadar kalp ve damar hastalıkları, kanser, diyabet ve kronik akciğer hastalıklarına bağlı 70 yaş altı erken ölümlere yol açan sebepleri yüzde 25 azaltmayı hedeflediklerini belirterek koruyucu sağlık tedbirlerine önem verdiklerini   vurguluyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün Anayasası, sağlığı, yalnızca hastalık ya da sakatlıkların olmayışı değil, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamaktadır. Uluslararası çalışmalarını bu yönde sürdüren kuruluş koruyucu sağlık alanında da dünya çapında projeleri yürütüyor. Sağlık alanındaki otoriteler üzerine düşen görevi hakkıyla yaparken, hastane yöneticileri, biz doktorlar ve tüm sağlık çalışanları ne kadar uğraşırsak uğraşalım koruyucu sağlıkta en önemli görev size düşer. Doğru doktoru seçmek, önerileri dikkate alıp ona göre yaşamak, en önemlisi en baştan koruyucu sağlığın önemini kavramak size bağlı.

Milliyet Gazetesi /21 Nisan 2019


Tarih 18.5.2019 editor@florence.com.tr
Paylaş
Benzer Haberler