Yararlı Bilgiler

Göz tansiyonunun/Glokomun belirtileri nelerdir?

Sabahları belirginleşen baş ağrıları, zaman zaman bulanık görme, geceleri ışıkların etrafında ışıklı halkalar görülmesi ve göz etrafında ağrı en sık görülen şikayetlerdir.

Göz tansiyonu/ Glokom tanısı nasıl konur?

Eğer göz içi basıncı çok yüksek seviyelerde değilse hastalık hiçbir belirti vermeden sinsi olarak seyreder. Bu nedenle hastalığın teşhis edilmesi, ilerlemiş dönemlerinde yapılır. Glokom, çoğunlukla başka bir nedenle göz muayesine başvuran hastalarda tesadüfen teşhis edilir. Ayrıca, bir kısım hastada akut glokom krizi denilen ve göz içi basıncının ani olarak çok yüksek düzeylere yükselmesiyle ortaya çıkan, şiddetli göz ağrısı, baş ağrısı, gözde kızarma gibi gürültülü bir tabloyla kendini gösterir. Bu durumda acil tedavi gerekir.

Göz içi basıncı 10-20 mm. civa (mmHg) basıncı düzeyindedir. Göz içi basıncının 20 mm civa basıncının üzerinde bulunması çoğunlukla glokomu düşündürür, ancak sadece göz içi basıncının yüksek bulunması, glokom teşhisi için yeterli değildir. Glokomlu hastalar, göziçi basıncı düzeyi, görme sinirinin ve görme alanının durumu birlikte değerlendirilerek izlenirler.

Göz tansiyonu/Glokom riskini artıran faktörler nelerdir?

  • Ailede glokom varlığı
  • Uzun süren kortizon tedavisi
  • Göz içi iltihabı (Üveit)
  • İleri yaş
  • Şeker hastalığı
  • Yüksek ya da düşük vücut tansiyonu
  • Yüksek miyopi ya da hipermetropi
  • Göz yaralanmaları
  • Migren
  • Kansızlık

Kaç tip glokom var?

3 Tip Glokom vardır;

1. Açık açılı göz tansiyonu hastalığı: En sık karşılaşılan glokom şeklidir. Üretilen göz sıvısının boşaltılması engellenirse göz içi basıncı artar. Burada, göz sıvısının kan damarlarına ulaşmasını sağlayan kanalcıklarda normalde olmaması gereken bir tıkanıklık durumu söz konusudur ve biriken göz sıvısı göz içi basıncını arttırır. Göz içi basıncının yüksek olması göz sinirine zarar verir ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe kadar giden görme kaybına neden olur.

2. Kapalı açılı glokom: Glokomlu hastaların %5-10 kadarını oluşturur. Bu tip glokom çok gürültülü bir tabloyla ortaya çıkar. Açı kapanması glokomu veya akut glokom krizi olarak isimlendirilen bu tabloda, birden gözde şiddetli ağrı, kızarıklık, görmenin bulanıklaşması ve azalması, ışığa hassasiyet, bulantı, kusma belirtileri ortaya çıkar. Bu tabloyla doktora başvuran hastanın göz tansiyonu genellikle 40-50 mm civa (mmHg) veya daha yüksek basınç gibi çok yüksek düzeylerde bulunur.

3. Sekonder glokom: Sekonder glokomda, gözde göz içi basıncının yükselmesine neden olan bir hastalık vardır. Bu, değişik nedenlerle oluşan göz içi kanamaları, göz içi iltihapları, şeker hastalığı, göze gelen darbeler (travma), ileri dönemdeki katarakt gibi çok değişik sebeplerle olabilir.

İnsan gözü, tabiatın en güzel ödüllerinden bir tanesidir; dünyaya açılan pencere; insan vücuduna tutulan bir aynadır. Kontakt lensler ise, bu kıymetli organ ile uyumlu olduğunda, görmeyi kaliteli kılan, optik, estetik ve tedavi amaçlı olarak kullanılabilen ileri teknoloji ürünü geçici protezlerdir. Göz yüzeyinde yer aldıklarından saatler, günler boyunca gözün özellikli ve değerli dokuları ile sürekli temas halindedirler. Bu yakın ilişki, birçok olumsuz etkileşimi de beraberinde getirebilmektedir.

İnsan vücudu, kendisini dış etkilerden koruyacak savunma sistemleri ile donatılmıştır. Kontakt lensler doktorların önerdiği kurallar dışında uygulandığında, bu sistemler tarafından yabancı cisim olarak algılanıp, alerjik bir cevabı tetikleyebilmektedirler. Ayrıca uygun olmayan lensin uygun olmayan koşullarda kullanılması da, bazı direnç noktalarının çözülmesine ve gözün enfeksiyon riski ile karşılaşmasına neden olabilmektedir.

Yaşam boyu kontakt lensler ile sağlıklı ve başarılı bir birliktelik için tıbbın bilgi birikimi ile oluşan ve hukukun desteği ile güçlenen temel kurallara uyulması gerekmektedir. 

Göze en uygun kontakt lensin belirlenmesi için temel kurallar nelerdir?

Bu kurallardan ilk ve en önemlisi, kontakt lenslerin doktor muayenesi ve denetimi altında kullanılmasının gerekliliğidir. Göz doktorları, insan gözünün tüm özelliklerini

değerlendirmek üzere, uzun ve donanımlı bir eğitimden geçerler. Gözün optik sorunlarının yanında, bunlara eşlik edebilecek göz tansiyonu, göz merceğinin saydamlığını yitirmesi (katarakt), ağ tabakaya ait hastalıklar (retina incelmesi veya yırtığı, dekolman, sarı nokta hastalıkları) veya göze yansıyan beyin ve vücuda ait yaşamsal öneme sahip sorunlar gibi çok çeşitli alanlarda bilgi birikimine sahip bulunmaktadırlar. Dolayısı ile kontakt lens muayene ve uygulaması için göz hekimine başvuran bir kişi, bütün bu bilgi süzgecinden geçme ve kontakt lens uygulaması yanında, göz sağlığını koruma şansını da yakalayabilmektedir. Ayrıca kontakt lens muayenesi başlı başına özellikli bir uygulama, hatta tıbbın özgün bir sanat dalıdır. Bu nedenle kontakt lens muayene ve uygulanması, bu işlem için hazırlanmış özel bir ortamda ve konuyu en iyi bilen kişiler olan doktorlar eliyle güvenli bir şekilde yapılmalıdır.

Kontakt lens muayenesinde önemli basamaklar nelerdir?

Kontakt lens uygulamasının başlangıcında doktor tarafından tam bir göz muayenesi yapılır. Daha sonra göze en uygun kontakt lens seçilir, yine doktor gözetiminde göze uygulanır. Göz üzerindeki duruşu, hareketi gibi teknik kontrolü yapılır. Takma, çıkarma ve temizleme ile ilgili bilgiler verildikten sonra reçetelendirilir.

Lensler-Kontakt lensler nasıl temin edilir?

Her hasta kendine özgü özelliklere sahip olduğu gibi, her kontakt lensin de farklı özellikleri mevcuttur. Temel özelliklerden bir tanesi, kontakt lensin iç yüz eğimidir ve o kişinin kornea tabakasının eğimi ile uyumlu olmalıdır. Başka bir değişken, kontakt lensin yapıldığı materyaldir ve her materyal de oksijen geçirgenliği, su tutuculuğu, yüzey kirlenmesi anlamında farklılıklar gösterir. Göz yüzey dokularının yaşamını devam ettirebilmesi için nefes alması, yani yeterince oksijene ulaşabilmesi gereklidir. Oksijen geçirgenliği yetersiz olan veya iç yüz eğimi uyumlu olmayan kontakt lensler, göz dokularının zedelenmesine ve gözün savunma sisteminin yıkılmasına neden olurlar. Böyle bir ortamda istenmeyen mikropların yerleşip, göz sağlığını ciddi riske sokan ülserleri oluşturması mümkündür.

Kontakt lensler, doktor muayenesi sonrası reçete ile mi temin edilmelidir?

Reçetesiz olarak temin edilen lensler, doktorun bilgi süzgecinden geçmedikleri için uygun lens seçimi, uygulama, hasta eğitimi ve kontrol basamaklarında çok önemli eksiklikler içermektedir. Üzülerek belirtmeliyim ki, daha ergenlik çağındaki gençler, reçetesiz olarak çok kolaylıkla renkli kontakt lenslere ulaşabilmekte ve hiçbir doktor gözetimi olmaksızın adeta küpe veya toka gibi bir aksesuar kullanırcasına dikkatsiz bir şekilde lens kullanmakta, bunlarla havuza, denize, duşa girmekte, birbirinin lensini değişerek kullanabilmektedir. Hâlbuki renkli lensler de diğerleri gibi, hatta belki de bilinçsizce kullanımları nedeniyle onlardan daha da fazla riske sahiptirler. Bunun bir nedeni de renkli lenslerin ayda bir değiştirilmesi gerekirken, bunların 6 ay, hatta 1 yıl kullanılabileceği konusundaki yanlış bilgilenmedir.

Türk Oftalmoloji Derneği’nin katkıları ile hazırlanan kontakt lens reçetelerinde, renkli lensler dahil tüm lenslerin doktor tarafından belirtilen teknik ve kullanım özelliklerini bulabilmek mümkündür. Elimizin altındaki bu reçeteler, göz sağlığımızı korumamıza yardım eden tıbbi ve hukuki belgelerdir ve tıpkı diğer ilaç reçeteleri gibi doktorumuzun önerilerini bulabileceğimiz bir kaynaktır.

Eğitim, kontakt lens uygulamasının da vazgeçilmezi midir?

Kontakt lens kullanıcısının lensini iyi tanıması, takma-çıkarma şeklini tam öğrenmesi ve kontakt lens bakım sistemleri konusunda yeterince bilgilendirilmesi, son derece önemlidir. Çünkü hastalar, muayene ve uygulama işleminden sonra lensleri ile baş başa kalacaklar ve bilinçsizce yapacakları bir hata, göz sağlıklarını ciddi riske sokabilecektir. Dolayısı ile kontakt lensin doğru seçilmesi ve doğru uygulanması kadar, kullanıcının kendi özel yaşamı içinde lensini nasıl kullanacağı konusunda doğru bilgilendirilmesi de aynı ölçüde önemlidir.

Yeterli bilgi birikiminin oluşabilmesi için, kontakt lens kullanıcısının kendisine ayrılan kaliteli bir süre içinde takma-çıkarma çalışması, kullanım kuralları, temizlik sistemleri konusunda titiz bir eğitimden geçmesi gereklidir. Ayaküstü, ‘gözlüğün yanında bir de bunu dene’ şeklindeki bir yaklaşımın, yaşamsal düzeyde önemli sorunları hazırlayabileceği unutulmamalıdır.

Ellerin ve kontakt lens kaplarının temizliği önemli olmalı...

Lenslere dokunmadan evvel ellerin dikkatlice yıkanması; lens kaplarının her gün sabunlu suyla yıkanıp, açık havada kurutulması ve yıpranmaya bağlı oluşabilecek çatlakların, mikropların yerleşmesine uygun ortam hazırlaması riski nedeniyle ayda bir de yenilenmesi gerekir.

da kullanımı; lensler ile havuza, saunaya girilmesi, duş alınması durumunda gözde kendisine uygun ortam bulup, yerleşmesi ve tedaviye dirençli enfeksiyon oluşturması; günümüzde biz göz hekimlerinin belki de en büyük korkusudur.

Kontakt lens kullanımı, hangi sıklıkla denetlenmelidir?

Kontakt lensler, gözlüklerden farklı olarak göz ile dinamik ilişki içindedirler. Göz yüzeyine ulaşan oksijen miktarında azalma veya mekanik etkileri ile bağlantılı olarak uzun dönemde göz sinirlerinin iletim özelliklerini değiştirerek, duyarsızlığa neden olurlar. Bu yüzden kontakt lens kullanan kişiler, gözlerinde ortaya çıkabilecek sorunları hemen fark edemeyebilir ve sonuçta teşhis ve tedavide gecikme olabilir. Bu nedenle kontakt lens kullanıcılarının hiçbir şikâyetleri olmasa dahi, oluşabilecek değişikliklerin yakalanabileceği bir zaman aralığında (ortalama 6 ay) doktorlarına başvurmaları gereklidir. Böylece göz doktorları, kişinin fark edemediği ve potansiyel risk taşıyan değişiklikleri yakalama şansına ulaştıkları gibi, kontakt lens kullanıcısının kullanım hatalarını da saptayıp, zamanında uyarma görevini de yapabilirler.

Kontakt lenslerin değişim sıklığı ve gözde kalma süresi ne olmalıdır?

En sık rastlanan hatalardan bir tanesi, lenslerin önerilen süreler içinde değiştirilmemesi ve aynı gün içinde istenenden daha uzun süre kullanılmasıdır. Kontakt lensler, sürekli olarak gözyaşı ve göz dokuları yanında, dış ortamdaki toz, ısı ve hava değişimi gibi faktörler ile temas halindedirler. Bu nedenle zaman içinde gözyaşına ait bazı maddelerin (protein, musin gibi) ve kişinin yaşadığı ortama ait tozların birikimi sonucu, lens yüzeyi adeta bir tabaka ile kaplanır, su oranı değişir, bunun sonucunda lensin oksijen geçirgenliği değiştiği gibi, görsel başarısı da olumsuz yönde etkilenir. Bütün bunlar lensin ayda bir değişilmesi ile aşılabilecek iken, basit bir ihmal veya masrafı azaltma çabası ile aynı lensin önerilenden uzun süre kullanılması sonucu, enfeksiyon ve alerjiye davetiye çıkarılmakta ve göz sağlığı riske sokulabilmektedir.

Günümüzde sıklıkla tercih edilen uygulama şekli, günlük kullanım/aylık değişim şeklindedir. Ayrıca günlük kullan-at şeklinde sık değişim programları, temizleme solüsyonlarına ihtiyaç duyulmaması ve yukarıda sözü edilen birikimlerin oluşması için yeterli zamanın bulunmaması anlamında yarar getirebilir.

Lensler ile uyunabilir mi?

Bir diğer önemli hata, doktor önerisi olmadan veya doktorun aksi uyarısına rağmen kontakt lensler ile uyunmasıdır. Gündüz gözler açıkken kornea, ihtiyacı olan oksijeni kolaylıkla havadan temin edebilmektedir. Uykuda gözler kapalıyken oksijen basıncı düşmekle beraber, normal koşullarda göz dokuları azalan fakat uykuda yavaşlayan metabolizması için yeterli olan bu oksijen seviyesinde, yaşamsal fonksiyonlarını devam ettirebilmektedirler. Fakat kontakt lensler kornea ile atmosferik oksijen arasında mekanik bir engel oluştururlar ve yapıldıkları materyalin gaz geçirgenliği ile paralel olarak, göz yüzey dokularına yeterince oksijenin ulaşmasını engelleyebilirler. Hele ki gözler kapalıyken bu sorunun büyüyeceği açıktır.

Son yıllarda gelişen teknoloji ile paralel olarak üretilen yüksek oksijen geçirgenliğine sahip lensler ile bu sorun büyük ölçüde aşılmış, uykuda gözde kalabilen özel lensler üretilmiştir. Fakat yapılan bilimsel çalışmaların ışığında sadece oksijen geçirgenliğinin yeterli olmadığı, aynı zamanda kontakt lensin oluşturduğu mekanik travmanın da göz sağlığı yönünden önemli olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca her gözün oksijensizlik gibi streslere kendine özgü bir tolerans sınırının olduğu ve bu nedenle doktorun kişiye özgü olan bu farklılığı dikkate alarak karar verdiği unutulmamalıdır.

Kontakt lensler, her bir üretici firmanın kullandığı farklı materyal ile bağlantılı olarak tıpkı bir sünger gibi, farklı oranlarda su tutarlar. Lensin su içeriği, materyalin yumuşaklığı yanında, oksijen geçirgenliği üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Fakat aynı zamanda eller veya su ile bulaşabilecek mikropların, kolaylıkla lens üzerinde ve bazen içinde yerleşmesine de zemin hazırlar.

Diğer taraftan çeşme suları ve havuz suları çok dirençli, amip türü mikroplar ile doludur ve kontakt lensin doktor önerisi dışındışında kullanımı; lensler ile havuza, saunaya girilmesi, duş alınması durumunda gözde kendisine uygun ortam bulup, yerleşmesi ve tedaviye dirençli enfeksiyon oluşturması; günümüzde biz göz hekimlerinin belki de en büyük korkusudur.

Kontakt lens kullanımı, doktorun yönettiği, her biri bilimsel temellere dayanan kurallar zinciridir ve sağlıklı bir kontakt lens uygulaması için ne doktordan ne de bilimsel gerçeklerden vazgeçilemez.

Diğer taraftan kanunlar önünde göz sağlığını koruma görev ve yetkisi de göz hekimlerine verilmiştir, başka hiçbir meslek grubu tarafından icra edilemez (1). Bu kurallar dışında temin edilen lensler, doktorun bilgi süzgecinden geçmedikleri için uygun lens seçimi, uygulama, hasta eğitimi ve kontrol basamaklarında çok önemli eksikler içermekte ve bunu yapanlar için hukuki ve vicdani yükümlülükler getirmektedir.

(1) 5193 sayılı Optisyenlik Hakkında Kanun Yönetmeliği; 6. Bölüm, Madde 25b: Optisyenlik müessesesinde reçetesiz her türlü kontakt lens satılması ve her türlü kontakt lens uygulaması, lens uygulaması ile ilgili alet bulundurulması yasaktır.

İnsanın en temel duyularından biri olan görme, bir çocuk dünyaya geldikten 3 ya da 4 ay sonra gelişmeye baslar. Zamanında doğan bebekler doğumdan sonra ilk hafta içinde annelerinin yüz ifadelerini görebiliyor. Erken doğan bebeklerde ise görme gelişimi daha geç oluyor. Bu yüzden bu bebeklerin doğumdan hemen sonraki dönemde özellikle retina tabakasının gelişimi açısından yakın takibi gerekiyor. Görme yeteneğinin geliştiğinin ilk göstergesi ise genellikle bebeğin çevresindeki insanları gözleriyle takip etmesi oluyor. Zaman içinde bebeğin görme refleksi gelişiyor ve bebek görme fonksiyonlarını yavaş yavaş kazanıyor. Çocukluk çağında görme duyusunun tam olarak gelişimi ise 7 ile 10 yasları arasındaki dönemde tamamlanıyor. Doğumdan bu zamana kadar geçen süre içerisinde oluşan görme bozuklukları, özellikle küçük yastaki çocukların şikâyetlerini tam olarak anlatamaması nedeniyle çok uzun süre fark edilemeyebilir Görme bozuklukları okul öncesi dönemde her 20 çocuktan birini etkiliyor. Okul döneminde ise her 4 çocuktan birinde göz hastalıkları görülüyor.

Gözlerin duruşu veya çocukların bazı hareketleri olası bir görme sorununun habercisi olabileceğinden anne ve babalar böyle işaretler açısından uyanık olmalı ve zaman geçirmeden bir göz doktoruna başvurmalıdır. Çocuğunuz sizinle göz teması kurduğunda her iki gözü birbirine paralel duruyor mu? Gözlerden birinde içe ya da dışa kayma ya da iki göz birbirinden bağımsız hareket ediyormuş izlenimi var mı? Okurken veya televizyon seyrederken başını sürekli bir yöne çevirme, başını eğme, bir gözünü kapalı tutma, sık sık göz kırpma, gözlerini kısma ya da ovalama, Okur veya yazarken çok yakından bakma, satır kaydırma veya sürekli parmakla takip etme, yakın işleri sevmeme, kısa sürede dikkat dağılması veya dalgınlaşma oyun oynarken topu tutma, ayakkabı bağlama veya düğme ilikleme gibi el-göz koordinasyonu gerektiren işlerde zorlanma, okulda tahtayı netleştirebilmek ve yazılara odaklanabilmek için sürekli kendini zorlama sonucu oluşabilecek sık baş ağrısı şikayeti olan çocuklarda göz bozukluğu olma ihtimali yüksektir..Bu tür şikayetleri olan çocuklar bilgisayarlı ya da retinoskopi denilen göz muayenesinde geçirilmeli ve göz bozukluğu varsa tespit edilmeli ve tedavi edilmelidir.Göz genişletici damlalar kullanılarak yapılan bu muayene sonucunda çocukta miyop, hipermetrop, astigmat olup olmadığı tespit edilir.

Miyopi nedir?

Miyopi, halk arasında "uzağı net görememe" olarak biliniyor. 5 ile 18 yaş arası artan ciddi bir sorun. Basit miyopi, toplumda yüzde 25 oranında görülüyor ve düzeltmeyle tam görme kazanılır. Ara tip miyopide düzeltme sonucu göz tamamen ya da tamamına yakın şekilde görebiliyor. Bu tip sorunların yüzde 60'ında retinayla ilgili sorunlar ortaya çıkıyor. Dejeneratif miyopi ise ilerleyici miyopi ya da yüksek miyopi olarak adlandırılıyor. Yüksek dereceli miyopların yüzde 30'unda göz içi basıncı yüksek seyrediyor ya da glokom göz tansiyonu gelişme riski vardır. Neden çoğu zaman kalıtsaldır. Hastaların bir kısmı iyi göremediğinin farkında olmuyor. Yakını net gördükleri için uzaklaştıkça cisimlerin netliklerini kaybetmelerini doğal karşılıyorlar. Bunun sonucunda da, kırma kusurları uzun süre fark edilmeyebilir.

Hipermetropi nedir?

Halk arasında "yakını görememe" olarak biliniyor. Genelde neden kalıtsaldır. Yaş ilerledikçe uyum yeteneği azaldığı için yakını ve uzağı görme sorunu baş gösteriyor. Fakat gözde zorlanma olduğundan dolayı bunun sonucunda gözün sulanması ve ağrıması gibi bir takım komplikasyonlar da ortaya çıkar. Ağır ve çok ağır hipermetrop ise her yaşta, hem uzağı hem de yakını az görüyorlar. Hipermetroplarda kusur genellikle iki gözde birden oluşur. Ancak, bazı durumlarda sorun sadece tek gözde de gelişebiliyor. İşte, bu durumun özellikle çocukluk çağında hemen tespit edilmesi gerekiyor. Bu sorun erken teşhis edilmediği takdirde "göz tembelliği" sorunu ortaya çıkıyor. Hipermetropinin erken teşhis ve tedavisi özellikle çocuklarda çok önemli. Çocukların göz numaraları saptanmalı, her iki göz arasında ciddi bir derece farkı varsa, zayıf olduğu bilinen göz, egzersizlerle çalıştırılmalıdır. Dolayısıyla, her çocuğun sorunu olsun olmasın en geç 2 yaşında mutlaka bir göz doktoru tarafından muayene edilmesi gerekiyor. Ancak ailede bilinen bir göz hastalığı, anne ve babada çok yüksek bir gözlük derecesi varsa, rutin muayenelerin daha da erken yaşlarda yapılması, çocuğun göz sağlığı açısından önemli rol oynuyor. Hipermetropi tedavisinde de yine gözlük, kontakt lens ve lazer yönteminden yararlanılıyor. Bu kez görüntü arkadan öne toplanmaya çalışıldığı için kenarları ince, ortası kalın mercek kullanılıyor.

Astigmat nedir?

Gözün kırıcı ortamlarında özellikle korneada değişik meridyenlerdeki kırılma miktarının aynı olmaması durumuna astigmatizma deniyor. Düzensiz astigmatizma, korneada, keratit, kornea ülseri ya da travmaya bağlı düzensizlikler olur. Astigmatta da neden genellikle kalıtsaldır. Bulanık, çift görme ve gölgeli görme, baş ile göz ağrısı, sık arpacık çıkarmak, kirpik dibi iltihabı gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Ağır astigmatı alan hastalar çevrelerindeki nesneleri çarpık ve bozuk görür. Bu bozukluğu olan çocuklar tembellik gelişmemesi açısından tedavi edilmelidirler.

Konjonktivit

Gözlerde yanma, batma, kaşıntı, kanlanma ve çapaklanma gibi şikâyetler genellikle konjonktivit dediğimiz göz yüzeyini örten ince saydam zarın iltihabına işaret eder. Bazen korneanın iltihapları da bu tip şikâyetlere yol açabilir. Hatta kornea ve konjonktivanın iltihapları birlikte seyredebilir. Gözde bu tip şikâyetlere neden olan üçüncü bir yapı ise kapaklardır. Konjonktivanın iltihapları enfeksiyöz, allerjik, immünolojik, toksik veya travmatik olabilir. Enfeksiyöz olanlar bakteri, virüs ve parazitlere bağlıdır. Genellikle temizlik kurallarına riayet edilmediği ve hastalıklı kişilerin eşyaları ortak kullanıldığı zaman meydana gelirler. Ayrıca bünyenin zayıflaması da enfeksiyonlara yatkınlığı artırır. Bebeklik döneminde meydana gelen konjonktivitler çok şiddetli olabilir. Allerjik kökenli olan konjonktivitler genellikle bahar aylarında ortaya çıkmakla birlikte tüm mevsimlerde de görülebilir. Kaşıntı ve sulanma ön planda olur. Çocukluk çağında bahar alerjileri sıktır. Bazı allerjik durumlar çok şiddetli seyredip görmeyi dahi bozabilir. Tedavileri zor olsa da ihmal edilmemeleri gerekir. İmmünolojik, yani bağışıklık sisteminin bozukluklarıyla ilgili konjonktivitler daha çok yaşlılarda görülmekle birlikte çocuklarda da görülebilir ve ağır seyreder. Toksik ve travmatik olan konjonktivitler ilaçlar ve kimyasal maddelere karşı gelişir. Yeni doğan bebeklerde konjonktivit tehlikelidir. Doğumdan sonra ilk 24 saat de çıkan konjonktivit göze damlatılan koruyucu damlalardan oluşurken 2. gün ve sonrası bebeğin gözünde görülen çapaklanma ve kızarıklık mikrobik bir iltihabın belirtisidir ve tedavi edilmelidir.

Şaşılık

Bakılan yere her iki gözün birlikte bakması gerekir. Gözlerden biri istenen hedefe bakarken diğeri başka yönlere bakıyorsa kişide şaşılık var demektir. Şaşılık her yaşta görülmekle birlikte çocukluk döneminde daha sıktır. Tek bir hastalık değildir. Değişik tipleri vardır. Çocukluk döneminde meydana gelen şaşılıklarda çocuk, genellikle bir gözünü tercih ederek çift görmeyi engeller. Tercih edilmeyen gözde ise tembellik gelişir. Göz tembelliği, tedavisi ancak çocukluk döneminde yapılabilen ciddi bir bozukluktur. Çocuklarda en sık görülen şaşılık, gözlerin buruna doğru kayma yaptığı şaşılıktır. Gözlerin dışa, yukarı veya aşağı doğru kaydığı şaşılıklar daha nadirdir. Her şaşılık, anne, baba veya yakınların anlayabileceği şekilde ileri düzeyde olmayabilir. Hatta bazı şaşılıklar basit bir muayene ile bile tespit edilemeyebilir ve ileri incelemeler gerekebilir. Bazen de şaşılığı taklit eden durumlar görülür. Bunlara yalancı şaşılık denir. Yalancı şaşılıklar genellikle göz çukurlarının anormalliği, asimetrisi, göz kapağı bozuklukları ve burun kökü basıklığı gibi durumlarda meydana gelebilir. Şaşılığı taklit eden bu durumların ayırıcı tanısı yapıldıktan sonra bir kısmında etkene yönelik tedavi yapılırken bir kısmında da çocuğun gelişimini takip etmekle yetinilecektir. Toplumumuzda yaygın olan bir terim de gizli kayma ya da gizli şaşılıktır. Tıbbi olarak gizli kayma, normal durumda yokken belli testlerle ortaya çıkarılabilen kaymalar olarak açıklanabilir. Ayrıca çocuğun sağlıklı olduğu durumlarda görülmezken sıkıntılı veya hastalıklı zamanlarında ortaya çıkan kaymalar da olabilir. Tipi ne olursa olsun her tip kayma önem taşır ve bir an önce teşhis edilerek tedavi ve takip planının yapılması gerekir.

Doğumsal Katarakt

Yeni doğan bebeğin gözbebeğinde beyazlık görüldüğünde, hemen doktora başvurulmalıdır. Bu durum, çoğunlukla doğuştan kataraktın belirtisidir; tek gözde veya her iki gözde olabilir ve ameliyatı gerektiren bir durumdur. Yine gözbebeğinde beyazlık veya parlama ile ortaya çıkan ve bebeklerde görülen bir göz içi tümörü de mevcut olabilir. Bu durum da acil olarak göz doktoruna başvurmayı gerektiren önemli bir hastalıktır. Yaşlılardaki katarakt ameliyatının hemen hemen aynısıdır. Yaşlılarda görülen katarakttan farklı olarak saydamlığını kaybeden göz merceğinin arka zarı da bu ameliyatla alınabilir. Bebek 2 yaşından küçük ise mercek yerleştirilmez, 2 yaşından büyük ise mercek yerleştirilir

Nistagmus

Gözlerde sağa-sola, yukarı-aşağı veya dönme tarzında titreşimler meydana gelmesine nistagmus denir. Hasta, bu hareketleri kontrol altına alamaz. Daha çok kas hareketlerini kontrol eden merkezlerin bozukluğu olmakla birlikte bazen görme azlığı yapan katarakt, albinizm, glokom ve göz sinir tabakası bozukluklarına işaret edebilir. Tedavisinde her ne kadar cerrahi girişim yapılsa da sonuçlar yüz güldürücü olmadığı için özellikle görme azlığına bağlı gelişen tiplere karşı önceden tedbir almak gerekir.

Göz tembelliği

Göz tembelliği, bir gözün diğerinden az görmesidir. Göz tembelliği ancak küçük yaşlarda tespit edilirse tedavi edilebileceğinden, anne-babaların bu konuda son derece hassasiyet göstererek, erken yaşlarda çocukların göz muayenesi olmalarını sağlamaları gerekir. Az gören veya bozuk gören gözün beyne ilettiği görüntünün zamanla beyin tarafından algılanmasında azalma olmasıyla göz tembelliği oluşur.7 yaşına kadar çocuklarda çift gözle görme dengesi oluştuğundan tembelliğin tedavisi bu yaşa kadar yapılmalıdır. Göz tembelliğine sebep olan durumların bir an önce ortadan kaldırılması ve görme sinirinin uyarılmaya başlanması gerekir.

Göz tembelliğinin nedenleri şunlardır:

Şaşılık: İki göz ayrı ayrı yönlere bakıyorsa beyne iki ayrı görüntü gider ve çift görme meydana gelir. Çocuklarda bir şekilde bu durum engellenerek beyin, gözlerden birinden gelen görüntüyü baskılar ve tek gözle görme sağlanır. Bu arada görüntüsü baskılanan gözde tembellik gelişmeye başlar.

Kırılma kusurları: Mevcut olan yüksek kırılma kusuru nedeni ile bir göz diğerinden çok bulanık görüyorsa, bu göz tembel hale gelir. Görünüşte göze çarpan herhangi bir problem olmadığı için tespit edilmesi zordur.

Diğer göz hastalıkları: Bu grupta görme eksenini kapatan hastalıklar sayılabilir. Bunlar, kornea, iris, lens ve vitreus gibi gözün kırıcı ortamlarının kesiflik veya anormal pozisyonda olmaları ile ilgili hastalıklardır. Göz tembelliğinin tedavisi ilk 6 yaş içinde yapılmalıdır, 10 yaşından sonraki tedaviler yararlı değildir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa alınacak sonuç da o denli başarılı olacaktır.

Göz tembelliği tedavi yöntemleri:

Şaşılık tedavisinde cerrahi tedaviye gerektiğinde başvuruluyor. Ancak ameliyat tek başına yeterli değil. Cerrahiden sonra da, gözlük ve kapama tedavisine devam edilir. Kapama, hangi yaşta olursa olsun çocukların hoşuna gitmeyen bir uygulamadır. Gözlük kullanımı gibi oyun haline getirilerek uygulanmalıdır. Bu uygulamada özel kapama bantlarının kullanılması en uygunudur. Gözlük camı üzerinden yapılan kapamalarda çocuk kapamanın yan veya üstünden bakmak isteyecektir, çünkü açık gözü az görmektedir. Kapama ile birlikte yakın çalışması yapılmalıdır. Boyama, resim yapma gibi işlemler öncelikle görsel uyaran sağlamakta ve ayrıca çocuğu oyalamaktadır. Göz tembelliğinin tek nedeni gözlük ihtiyacı değildir. Doğuştan katarakt, göz kapağı düşüklüğü, kornea lekesi gibi durumlarda da, yeterli görsel uyaranın taraf gözden beyindeki görme merkezine ulaşamadığından meydana gelebilir. Organik dediğimiz bu durumların ameliyatla zamanında tedavisi ile göz tembelliği önlenebilir

Gözyaşı yolları tıkanıklığı

Gözyaşı yollarının alt ucu doğumda açılmamış olsa bile, ilk birkaç hafta içinde kendiliğinden açılacağı için klinik bir sorun oluşturmaz. Ancak bu açılma gerçekleşmezse gözyaşı akması şeklinde bir durum ortaya çıkar. Bu durum devamlı veya aralıklıdır. Gözün iç alt kısmındaki gözyaşı kesesine hafifçe baskı yapılırsa gözyaşı yollarından iltihabi materyal gelebilir. Gözde sulanmaya yol açan doğumsal göz tansiyonu yüksekliği ile karıştırılmamalıdır. Tedavisinde gözyaşı yollarına masaj ve antibiyotikli damlalar kullanılır. 1 yaşına kadar yüzde 90 başarı ile gözyaşı kanalları açılır. Çocuk 12-18 aylık olduktan sonra hâlâ şikâyet varsa, genel anestezi altında gözyaşı yolları özel bir sonda yardımıyla açılmaya çalışılır. Yine de başarı elde edilmezse özel tüpler yerleştirilir ya da balon uygulaması yapılabilir. Bunlara rağmen cevap yoksa en son tedavi şekli 7 yaşlarında yapılacak bir cerrahi girişimdir.

Bebeklerde Kornea Hastalıkları

Kornea gözün en dışındaki şefaf tabakadır. Korneanın iltihabına keratit denir. Doğuştan veya çocukluk döneminde, kerarit veya korneanın doğuştan bozukluğuna bağlı dış tabakada beyaz opasiteler ve kızarıklıklar görülebilir.Korneanın yapısının hassas oluşundan kaynaklanan ve herhangi bir darbeyle oluşabilecek çizikler veya yabancı cisim, mikrobik hastalıkları, bebeklerde de görülebilir.

Gözde aşırı sulanma,

Kırpıştırma,

Işığa tahammülsüzlük,

Çapaklanma,

Gözde kızarıklık gibi belirtiler bebeğin kornea dokusunda olan bir enfeksiyonu, zedelenmeyi veya yabancı cismin belirtisi olabilir.

Ayrıca bebeklerde üveit yani göz içi inflammasyonu nadirdir ve genellikle tümör gibi altta yatan başka bir nedenden kaynaklanır. Bebekte bu tarz şikâyetler var ise zaman kaybetmeden bir göz hekimine başvurulması gereklidir.

Prematüre retinopatisi

ROP (Retinopathy of prematurity); bazı erken doğmuş bebeklerde görülen bir göz hastalığıdır. Cenin gözünde gelişebilen normaldışı göziçi kan damarları ve diğer zararlı retinal değişiklikler ile karakterizedir. ROP aşamalı bir hastalık olup, damarlarda küçük değişimlerle başlar ve muhtemelen daha şiddetli değişimler ile devam eder. Prematüre bebekler; retinal damarların gelişimini tamamlamadan uterus'un koruyucu ortamından zamanından önce alındıklarından dolayı ROP'a maruz kalma olasılıkları da yüksektir; bu durumda ilaç tedavisi, yüksek miktarda oksijen ve çeşitli ışık ve ısı değişimi ile karşı karşıya kalmaktadırlar.

ROP görülen bebeklerin çoğu hızlı bir şekilde iyileşip, normal santral görme özelliğini geliştirebilmektedirler. Fakat gerileme gösteren bazı bebekler de ise glokom, katarakt strabismus (şaşılık) (gözün yanlış hizalanması) ve myopia (yakın görüşlülük) gibi ROP'a bağlı komplikasyonlar ile karşılaşabilirler. ROP'un ileri evrelerinde, normal dışı kan damarları ve buna bağlı fibrotik yara dokusu retinal ayrılma ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe yola açabilir. Erken tanı konmalı tedavi edilmelidir. Bu nedenle tüm erken doğan prematüre bebekler 40. gün ROP konusunda uzman göz doktoru tarafından muayene edilmeli, gerekirse dondurma işlemi veya laser yapılarak hastalığın ilerlemesi durdurulmalıdır.

Retinoblastom

Çocukluk çağının en yaygın kötü huylu tümörüdür. Çok nadir görülür. 20 bin canlı doğumdan birinde ortaya çıkar. Her iki cinste rastlanabilir. Vakaların çoğunluğu üç yaşından önce belirgin hale geçer. Tümör irsî/kalıtsal olabilir veya olmayabilir. Vakaların yüzde 60'ı irsî değildir. Hastalık çeşitli belirtiler ile ortaya çıkar. En sık görülen belirti gözbebeğinin beyaz görünümlü oluşudur (lökokori). Daha az sıklıkla şaşılık şeklinde karşımıza çıkabilir. Bu nedenle şaşılık şikâyeti olan çocukların vakit geçirmeden göz hastalıkları uzmanına muayene ettirilmesi gerekmektedir. İhmal edilmiş vakalarda göz etrafı dokularında şişme, gözün öne fırlaması şeklinde de belirtiler izlenebilir. Hastaların yetkin merkezlerde tedavisi gereklidir.

Doğumsal glokom (göz tansiyonu)

10 bin doğumdan birinde görülür. Hastaların % 65'ini erkek çocuklar oluşturur. Bu hastaların ailelerinde aynı hastalık olabilir veya olmayabilir. Vakaların % 75'inde iki göz birden tutulur. Korneal bulanıklaşma (saydam tabakada bulanıklık) ilk fark edilen bulgudur. Beraberinde gözyaşı artışı, ışığa hassasiyet ve göz kapaklarında spazm bulunabilir. Daha bebeklik döneminde ışıktan etkilenme, gözde sulanma, gözleri kısma ve kırmızı göz gibi şikâyetler meydana getirir. Kornea dediğimiz gözün ortasındaki saydam yapı büyür ve kesifleşmeye başlar. Göziçi basıncı tek taraflı arttığında korneadaki büyüme daha belirgin olarak izlenir. Göz tansiyonunun yükselmesi sonucu göz küresi büyür ve iri gözlü çocuk sendromu oluşur. Tek taraflı olduğunda daha çabuk fark edilir. İki taraflı olduğunda ve başlangıç dönemlerinde zor fark edilir. Erken tanı çok önemlidir. Hastalığın tedavisi cerrahidir. Uzun süreli takipleri gereklidir. Erken müdahale edilmediğinde kalıcı körlüğe yol açan ciddi bir bozukluktur.

Çocuklarda göz muayenesi ne zaman yapılmalı?

Doğumdan hemen sonra her bebek göz kontrolünden geçirilmelidir. Bununla beraber çocukların görme yeteneği her yaşta kontrol edilmelidir.1 yaşında,3 yaşında ve okul öncesi 6 yaşında rutin göz muayenesi mutlaka bir göz doktoru tarafından yapılması gerekir.

Kornea, insan gözünün en ön kısmında yer alan şeffaf ve yüksek kırıcılık özelliğine sahip olan dokudur. Ön yüzeyinin eğimi ve şeffaflığı sayesinde göze paralel olarak gelen ışınlar kırılarak retina üzerinde birleşmek üzere birbirine yaklaşırlar ve göz merceğinden de geçtikten sonra retina üzerinde odaklanırlar. Yani görme fonksiyonunun başarı ile gerçekleşebilmesi için korneanın şeklinin düzgün olması ve şeffaflığının korunması gereklidir.

Kornea nakli (Keratoplasti), şeffaflığını yitirmiş ya da şekli bozulmuş kornea dokusunun belirli büyüklükte dairesel şekilde çıkarılarak yerine kadavradan alınan ve yine uygun çapta kesilerek hazırlanmış sağlıklı kornea dokusunun yerleştirilmesi ameliyatıdır. Günümüzde en çok yapılan ve başarı oranı en yüksek doku naklidir.

Son zamanlarda operasyon tekniklerinde ve kullanılan materyallerdeki gelişmeler, hücre koruyucu özel maddelerin kullanılması, verici korneanın sağlıklı ve steril koşullarda alınması, doku kalitesi ve uygunluğunun test edilmesi ile bu ameliyatın başarı oranı daha da artmaktadır.


Kornea nakli hangi nedenlerle yapılır? 

Kornea nakli; görmeyi arttırmak (optik), kornea hastalığını tedavi etmek(teropatik), göz bütünlüğünü korumak(tektonik) ve dış görüntüsünü(kozmetik) düzeltmek  amacıyla yapılabilir.

Görme keskinliğini arttırmak keratoplastinin en sık nedenidir.

Korneanın şeffaflığını bozan enfeksiyonlara bağlı skar dokuları ve damarlanmalar; korneada madde birikimleri ile ortaya çıkan distrofiler; göz içi cerrahiler sırasında veya kalıtsal bir hastalık olarak ortaya çıkan endotel yetmezlikleri gibi nedenler ile kornea saydamlığının bozulması en fazla rastlanan kornea nakil nedeni olan patolojilerdir.


Ayrıca korneanın incelmesi ve düzgün oval şeklinin bozularak konikleşmesi (keratokonus), özgün antimikrobial tedaviye cevap vermeyen keratitler,  kazalar sonrası bütünlüğünün bozulması veya korneanın opaklaşması ile dış görüntü sorunlarının oluşması durumunda da kornea nakli gerekebilmektedir.

Nakil yapılacak kornea dokusu nasıl ve nereden temin edilir? 

Kornea dokusu, ülkemizde belli merkezlerde kurulmuş olan  Göz Bankaları’ndan temin edilir. Bu merkezler,  kornea dokusunu ölüden almak, uygun besleyici ortamlarda saklamak, alınan dokunun nakile uygun olup olmadığını belirlemek ve doku nakli yapılacak merkezlere ulaştırmak ile yükümlüdür. Kornea, çeşitli nedenlerle ölen ancak korneası sağlıklı yapıda olan kişilerden alınır. Korneaların kullanılabilmesi için kişinin ölüm nedeninin bilinmesi gerekir. Nakil yapılacak kişiye herhangi bir hastalık geçmemesi için vericinin kanında AIDS, hepatit gibi bulaşıcı hastalıklara yol açan mikroorganizmaların varlığı araştırılır. 

Kornea, ideal olarak ölümden sonraki ilk 8 saatiçinde  alınır. Bilinmesi gereken önemli bir özellik ölüden yalnız kornea dokusunun (yaklaşık 15 mm çapında) alındığı ve gözün tümünün alınması gerekmediğinden ölen kişide görünen bir değişikliğine yol açmadığıdır. Ölüden alınan ve özel besleyici solüsyonlarda saklanan kornealar,  hücre özellikleri ve nakil için yeterli olup olmadıkları göz bankalarındaki özel mikroskoplarla incelenir. Nakil için uygun olanlar, ideal olarak 5 gün içinde bekleyen hastalara nakledilmelidir.

Görme kaybı olan herkes kornea naklinden fayda görür mü?

Kornea naklinden fayda görebilmek için gözün kornea dışındaki yapılarının normal olması gerekir. Gözün görüntüyü algılayan ve beyine gönderen retina tabakasında bir hasar varsa kişi yapılan nakilden fayda görmez. Ayrıca göz tansiyonu, damar tıkanıklıkları veya göz içi kanamalara sebep olan hastalıkların varlığında yine  bu ameliyattan yarar görmeyebilir veya ek tedavi modellerin uygulanması gerekebilir. Göz doktorunun yapacağı ayrıntılı muayene, göz ultrasonografisi ve gerekirse retinanın durumu hakkında bilgi veren bazı testlerle tespit edilir. 


Kornea nakli ameliyatı nasıl yapılır? 

Kornea nakli ameliyatı çoğunlukla genel anestezi altında yapılır. Mikroskop altında, yuvarlak özel bir bıçak ile, hastanın bulanık korneasının merkezinden 7,5-8 mm çapında bir pencere çıkarılır ve ölüden alınan şeffaf kornea dokusu uygun boyutta kesilerek bu bölgeye dikilir.

Eğer hastanın kataraktı varsa, kornea nakli sırasında kataraktı da alınabilir. Ameliyat sonrası gözlük ya da kontakt lens kullanmanız gerekebilir.

 

Kornea nakli ameliyatının riskleri var mıdır? 

Hiç bir cerrahi girişim risksiz değildir. Olabilecek istenmeyen sonuçlar arasında enfeksiyon, kanama, retina tabakasının yerinden ayrılması (retina dekolmanı), göz içi basıncının artması (glokom), göz merceğinin şeffaflığını yitirmesi (katarakt oluşumu) ve doku reddi sayılabilir.


Kornea naklinde doku reddi olur mu?

Hastanın bağışıklık sisteminin bir yabancıdan nakledilen bu dokuyu tanıması ve onu yok etmeye çalışması sonucu ortaya çıkan bir yanıttır. 

Kornea naklini diğer organ ve doku nakillerinden ayıran en önemli avantajı, doku reddi cevabının diğer bütün organ ve doku nakillerine göre çok daha az olmasıdır. Bunun en önemli nedeni korneanın damarsız bir doku olması ve bu nedenle de bağışıklık sistemini daha az ve geç uyarabilmesidir.  

Nakil yapılan bir hastada, gözde kızarıklık, ışığa hassasiyet, görmede azalma ve ağrı olursa, doku reddi olabileceği düşünülmeli ve hemen göz doktoruna başvurulmalıdır. Erken dönemde başvurmak doku reddinin tedavi edilebilmesi için en önemli kriterdir.

Kornea naklinde doku reddi nasıl tedavi edilir? 

Kornea naklinden sonra doku reddi çoğu hastada (%90) steroidli damlalarla tedavi edilerek ortadan kaldırılır. Steroidli damlalar, alıcının bağışıklık sistemini baskılar ve yeni dokuyu reddetmesini önler. Damlalar yeterli kalmazsa, damardan yüksek doz steroidli ilaçlar vermek gerekebilir. Bağışıklık sistemini düzenleyen siklosporin gibi ilaçları ağızdan almaları gerekebilir. 

Steroidli ilaçların ve bağışıklık sistemini düzenleyen ilaçların mide rahatsızlıkları, hastalıklara yatkınlık, kemik erimesi, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozukluk gibi ciddi yan etkileri ortaya çıkabilir. Düzenli istenen tahliller ile bu yan etkiler incelenir ve erken dönemde ilaç değişikliği ya da ilaçların kesilmesi sağlanarak hastaların zarar görmeleri engellenir. Bazı durumlarda doku reddi yoğun tedavilere rağmen engellenemez ve takılan korneanın reddi ile sonuçlanır. 


Kornea naklinde doku reddi tedaviye yanıt vermezse ne olur? 

Doku reddi cevabı ortaya çıktığında kornea bulanıklaşarak şeffaflık özelliğini kaybeder. Böyle bir durumda tekrar aynı göze nakil yapılması gerekebilir. Bununla beraber yinelenen nakillerde bağışıklık cevabının giderek artabileceği unutulmamalıdır. 


Kornea naklinden sonra gözün rengi değişir mi? 

Hayır değişmez. Gözün rengini veren iris dokusu korneanın arkasında yer alır ve cerrahiden etkilenmez

Gözleri bağışlamak gereklimidir? 

Yasalarımıza göre kornea bir - organ değil- doku olduğu için, aksi beyan edilmedikçe, ölümden sonra bağışlanmış sayılır. Fakat ölümden önce bu konuda bağış yapılması, bir başka insan için geride bir umut bırakmak adına manevi bir değer taşıyacaktır.

Çocukluk döneminde gözlerden beyinde bulunan görme merkezine cismin görüntüsü ulaşmaz ise, o tarafın görme merkezi gelişimini tamamlayamaz ve o gözde tembellik gelişir. Cismin görüntüsünün ulaştırılamadığı dolayısıyla göz tembelliği görülen durumlar; şaşılık, katarakt, gözlük kullanılması gerekirken ihmal edilmesi, göz kapağı düşüklüğüdür.

Göz tembelliği nasıl tedavi edilir?

İyi gören göz kapatılılır, tembel göz görmeye zorlanır. Kırma kusuru varsa gözlük kullanılmalıdır. Göz tembelliğinin tedavisine ne kadar erken başlanırsa sonuçlar o kadar yüz güldürücü olur.

Makula dejenerasyonuna Sarı Nokta Hastalığı adı verilir. Makula gözün arkasında yer alan ve detayları görmemize sağlayan bölgedir. Bu bölge sayesinde okuyabilir ya da iğneden ipliği geçirebiliriz. Makula iyi çalışmadığı zaman baktığımız alanda bulanıklık ve karanlıktan şikayet ederiz. Makula dejenerasyonu, merkezdeki görmeyi azaltsa da yanlardan olan görmemizi bozmayacaktır. Bunun sonucunda örnek olarak; duvarda bulunan bir saati görebilir, ancak saatin kaç olduğunu söyleyemeyiz. Makula dejenerasyonu tamamen körlükle sonuçlanmaz. Bu hastalar evde kendi işlerini görebilirler ancak tek başına sokağa pek çıkamaz, okuyamaz, yazamaz, televizyon izleyemez, araba kullanamazlar.

Sarı Nokta Hastalığının (Makula Dejenerasyonu) kaç farklı tipi vardır?

1. Kuru Tip Makula Dejenerasyonu: Çoğu hastada bulunan bir tiptir. Yaşlanmaya bağlı olarak gelişir. Yavaş ilerlediğinden görme kaybı daha azdır ve uzun sürede ortaya çıkar.

2. Yaş Tip Makula Dejenerasyonu: Hastaların %10'unda bulunur. Gözün arka kısmından gelişen anormal damarlanmalar ve buralardan meydana gelen sızıntılar ve kanamalarla belirti verir. Bu durumda görme kaybı ani ve ciddi seviyededir.

Sarı Nokta Hastalığının Belirtileri Nelerdir?

Farklı kişilerde değişik belirtiler ile ortaya çıkabilmektedir. Bazen bir gözde ileri derecede görme kaybı olduğu halde öteki göz yıllarca sağlam kalabilmektedir. Erken dönemlerde tanı koymak kolay değildir. Ancak her iki göz birden etkilenirse okurken veya çalışırken zorluk hissedilmeye başlanır.

• Baktığınız noktanın ortasında koyu karanlık bir bölge olur.

• Baktığınız noktadaki düz çizgilerde bükülmeler görülür.

• Renkler daha soluk görünür.

Sarı Nokta Hastalığının Görülme Sıklığı Nedir?

Toplumda özellikle 50 yaş üstü gruplar her 4–5 kişiden birisinde, 85 yaşında ise her iki kişiden birisinde sarı nokta hastalığının belirtileri gözlenir.

Kimler Sarı Nokta Hastalığı için daha fazla risk altındadır?

1. İleri yaş: 65 yaşın üzerindeki kişilerin yaklaşık %25'inde sarı nokta hastalığı bulunur.

2.Bir gözde sarı nokta hastalığı bulunması: Bir gözünde hastalık bulunanların yaklaşık %90'ında 2 yıl içinde diğer gözde de hastalık gelişir.

Sarı Nokta Hastalığı Tanısı Nasıl Konur?

Erken tanı ve erken başlanan tedavi büyük önem taşır. Çünkü mevcut tedavilerle var olan görme kaybı çoğunlukla geri döndürülemez, ancak ilerlemesi durdurulabilir. Erken tanı için düzenli olarak gözlerinizi kontrol ettirmeniz gerekir.

Göz muayenesinde görme keskinliğinin değerlendirildiği rutin muayenenin yanı sıra kapsamlı bir retina muayenesi Makula Dejenerasyonunun tanısında büyük önem taşımaktadır. Erken tanı için düzenli doktor kontrollerinin yanı sıra evde kendi kendinize yapabileceğiniz basit bir test de mevcuttur.

Kareli Kağıt Testi (AMSLER GRID) nedir?

Bu test ile yaş tip sarı nokta hastalığının ilk belirtilerini saptamak mümkündür. Çizgilerde silinme veya kırılma tarzında bir görme değişikliği durumunda ise hemen doktora başvurulmalıdır.

1. Test kâğıdını 30–35 cm. okuma mesafesinde tutunuz. Yakın gözlük kullananlar gözlük ile bakar.

2. Gözlerinizi tek tek kapatarak test kâğıdının ortasındaki noktaya bakınız

Çizgilerde silinme ve kırılma varsa, görme merkezinde bir hasarın belirtisi olabilir. Bu durumda mutlaka göz doktoruna başvurunuz.

İnsan gözü, tabiatın en güzel ödüllerinden bir tanesidir. İnsanın dünyaya açılan penceresi gözleridir. Kontakt lensleriniz de göz yüzeyinde yer aldıklarından saatler, günler boyunca gözün özellikli ve değerli dokuları ile sürekli temas halindedirler.

İşte kontakt lensiniz kıymetli organınız göz  ile uyumlu olduğunda, görmeyi kaliteli kılan, optik, estetik ve tedavi amaçlı olarak kullanılabilen ileri teknoloji ürünü geçici protezlerdir. Bununla birlikte göz ve kontakt lens arasındaki  yakın ilişki bir çok olumsuz etkileşimi de beraberinde getirebilmektedir.

İnsan vücudu kendisini dış etkilerden koruyacak savunma sistemleri ile donatılmıştır. Kontakt lensler doktorların önerdiği kurallar dışında uygulandığında bu sistemler tarafından yabancı cisim olarak algılanıp allerjik bir cevabı tetikleyebilmektedirler. Ayrıca uygun olmayan lensin uygun olmayan koşullarda kullanılması da bazı direnç noktalarının çözülmesine ve gözün enfeksiyon riski ile karşılaşmasına neden olabilmektedir. Yaşam boyu kontakt lensleri sağlıklı ve başarılı bir şekilde kullanabilmek için tıbbın bilgi birikimi ile oluşan temel kurallara uyulması gerekmektedir.


Göze en uygun kontakt lensin belirlenmesi için temel kurallar nelerdir?

Bu kurallardan ilk ve en önemlisi, kontakt lenslerin doktor muayenesi ve denetimi altında kullanılmasının gerekliliğidir. Göz doktorları, insan gözünün tüm özelliklerini değerlendirmek üzere uzun ve donanımlı bir eğitimden geçerler. Gözün optik sorunlarının yanında bunlara eşlik edebilecek göz tansiyonu, göz merceğinin saydamlığını yitirmesi (katarakt), ağ tabakaya ait hastalıklar (retina incelmesi veya yırtığı, dekolman, sarı nokta hastalıkları) veya göze yansıyan beyin ve vücuda ait yaşamsal öneme sahip sorunlar gibi çok çeşitli alanlarda bilgi birikimine sahip bulunmaktadırlar. Dolayısı ile kontakt lens muayene ve uygulaması için göz hekimine başvuran bir kişi bütün bu bilgi süzgecinden geçme ve kontakt lens uygulaması yanında göz sağlığını koruma şansını da yakalayabilmektedir. Ayrıca kontakt lens muayenesi başlı başına özellikli bir uygulama hatta tıbbın özgün bir sanat dalıdır. Bu nedenle kontakt lens muayene ve uygulanması, bu işlem için hazırlanmış özel bir ortamda ve konuyu en iyi bilen kişiler olan doktorlar eliyle güvenli bir şekilde yapılmalıdır.


Kontakt lens muayenesinde önemli basamaklar nelerdir?

Kontakt lens uygulamasının başlangıcında doktor tarafından tam bir göz muayenesi yapılır. Daha sonra göze en uygun kontakt lens seçilir yine doktor gözetiminde göze uygulanır, göz üzerindeki duruşu, hareketi gibi teknik kontrolü yapılır, takma, çıkarma ve temizleme ile ilgili bilgiler verildikten sonra reçete edilmelidir.


Kontakt lensler nasıl temin edilir?

Her hasta kendine özgü özelliklere sahip olduğu gibi her kontakt lensin de farklı özellikleri mevcuttur.Temel özelliklerden bir tanesi kontakt lensin iç yüz eğimidir ve o kişinin kornea tabakasının eğimi ile uyumlu olmalıdır.

Başka bir değişken kontakt lensin yapıldığı materyaldir ve her materyal de oksijen geçirgenliği, su tutuculuğu, yüzey kirlenmesi anlamında farklılıklar gösterir. Göz yüzey dokularının yaşamını devam ettirebilmesi için nefes alması yani yeterince oksijene ulaşabilmesi gereklidir. Oksijen geçirgenliği yetersiz olan veya iç yüz eğimi uyumlu olmayan kontakt lensler göz dokularının zedelenmesine ve gözün savunma sisteminin yıkılmasına neden olurlar. Böyle bir ortamda istenmeyen mikropların yerleşip göz sağlığını ciddi riske sokan ülserleri oluşturması mümkündür.

Kontakt lensler doktor muayenesi sonrası reçete ile temin edilmelidir.

Reçetesiz olarak temin edilen lensler, doktorun bilgi süzgecinden geçmedikleri için uygun lens seçimi, uygulama, hasta eğitimi ve kontrol basamaklarında çok önemli eksiklikler içermektedir.

Üzülerek belirtmeliyim ki daha ergenlik çağındaki gençler, reçetesiz olarak çok kolaylıkla renkli kontakt lenslere ulaşabilmekte ve hiçbir doktor gözetimi olmaksızın adeta küpe veya toka gibi bir aksesuar kullanırcasına dikkatsiz bir şekilde lens kullanmakta, bunlarla havuza, denize, duşa girmekte, birbirinin lensini değişerek kullanabilmektedir. Halbuki renkli lensler de diğerleri gibi hatta belki de bilinçsizce kullanımları nedeniyle onlardan daha da fazla riske sahiptirler. Bunun bir nedeni de renkli lenslerin ayda bir değiştirilmesi gerekirken bunların 6 ay hatta 1 yıl kullanılabileceği konusundaki yanlış bilgilenmedir. Türk Oftalmoloji Derneğinin(TOD) katkıları ile hazırlanan kontakt lens reçetelerinde renkli lensler dahil tüm lenslerin doktor tarafından belirtilen teknik ve kullanım özelliklerini bulabilmek mümkündür.

Elimizin altındaki bu reçeteler, göz sağlığımızı korumamıza yardım eden tıbbi ve hukuki belgelerdir ve tıpkı diğer ilaç reçeteleri gibi doktorumuzun önerilerini bulabileceğimiz bir kaynaktır.

Eğitim kontakt lens uygulamasının da vazgeçilmezidir.

Kontakt lens kullanıcısının lensini iyi tanıması, takma-çıkarma şeklini tam öğrenmesi ve kontakt lens bakım sistemleri konusunda yeterince bilgilendirilmesi son derece önemlidir. Çünkü hastalar muayene ve uygulama işleminden sonra lensleri ile başbaşa kalacaklar ve bilinçsizce yapacakları bir hata göz sağlıklarını ciddi riske sokabilecektir. Dolayısı ile kontakt lensin doğru seçilmesi ve doğru uygulanması kadar kullanıcının kendi özel yaşamı içinde lensini nasıl kullanacağı konusunda doğru bilgilendirilmesi de aynı ölçüde önemlidir.

Yeterli bilgi birikiminin oluşabilmesi için, kontakt lens kullanıcısının kendisine ayrılan kaliteli bir süre içinde takma-çıkarma çalışması, kullanım kuralları, temizlik sistemleri konusunda titiz bir eğitimden geçmesi gereklidir. Ayaküstü, gözlüğün yanında bir de bunu dene şeklindeki bir yaklaşımın yaşamsal düzeyde önemli sonunları hazırlayabileceği unutulmamalıdır.

Ellerin ve kontakt lens kaplarının temizliği çok büyük öneme sahiptir.

Lenslere dokunmadan evvel ellerin dikkatlice yıkanması; lens kaplarının her gün sabunlu suyla yıkanıp açık havada kurutulması ve yıpranmaya bağlı oluşabilecek çatlakların mikropların yerleşmesine uygun ortam hazırlaması riski nedeniyle ayda bir de yenilenmesi gerekir.

Kontakt lensler her bir üretici firmanın kullandığı farklı materyal ile bağlantılı olarak ,tıpkı bir sünger gibi, farklı oranlarda su tutarlar. Lensin su içeriği materyalin yumuşaklığı yanında oksijen geçirgenliği üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Fakat aynı zamanda eller veya su ile bulaşabilecek mikropların kolaylıkla lens üzerinde ve bazen içinde yerleşmesine de zemin hazırlar.

Diğer taraftan çeşme suları ve havuz suları çok dirençli, amip türü mikroplar ile doludur ve kontakt lensin doktor önerisi dışında kullanımı; lensler ile havuza, saunaya girilmesi, duş alınması durumunda gözde kendisine uygun ortam bulup yerleşmesi ve tedaviye dirençli enfeksiyon oluşturması günümüzde biz göz hekimlerinin belki de en büyük korkusudur.


Kontakt lens kullanımı, hangi sıklıkla denetlenmelidir?

Kontakt lensler gözlüklerden farklı olarak göz ile dinamik ilişki içindedirler. Göz yüzeyine ulaşan oksijen miktarında azalma veya mekanik etkileri ile bağlantılı olarak uzun dönemde göz sinirlerinin iletim özelliklerini değiştirerek duyarsızlığa neden olurlar. Bu yüzden kontakt lens kullanan kişiler gözlerinde ortaya çıkabilecek sorunları hemen fark edemeyebilir ve sonuçta teşhis ve tedavide gecikme olabilir. Bu nedenle kontakt lens kullanıcılarının hiçbir şikayetleri olmasa dahi, oluşabilecek değişikliklerin yakalanabileceği bir zaman aralığında (ortalama 6 ay) doktorlarına başvurmaları gereklidir. Böylece göz doktorları, kişinin fark edemediği ve potansiyel risk taşıyan değişiklikleri yakalama şansına ulaştıkları gibi kontakt lens kullanıcısının kullanım hatalarını da saptayıp zamanında uyarma görevini de yapabilirler.


Kontakt lenslerin değişim sıklığı ve gözde kalma süresi ne olmalıdır?

En sık rastlanan hatalardan bir tanesi lenslerin önerilen süreler içinde değiştirilmemesi ve aynı gün içinde istenenden daha uzun süre kullanılmasıdır. Kontakt lensler sürekli olarak gözyaşı ve göz dokuları yanında dış ortamdaki toz, ısı ve hava değişimi gibi faktörler ile temas halindedirler. Bu nedenle zaman içinde gözyaşına ait bazı maddelerin (protein, musin gibi) ve kişinin yaşadığı ortama ait tozların birikimi sonucu lens yüzeyi adeta bir tabaka ile kaplanır, su oranı değişir, bunun sonucunda lensin oksijen geçirgenliği değiştiği gibi görsel başarısı da olumsuz yönde etkilenir. Bütün bunlar lensin ayda bir değişilmesi ile aşılabilecek iken basit bir ihmal veya masrafı azaltma çabası ile aynı lensin önerilenden uzun süre kullanılması sonucu enfeksiyon ve allerjiye davetiye çıkarılmakta ve göz sağlığı riske sokulabilmektedir.

Günümüzde sıklıkla tercih edilen uygulama şekli günlük kullanım/aylık değişim şeklindedir. Ayrıca günlük kullan_at şeklinde sık değişim programları, temizleme solüsyonlarına ihtiyaç duyulmaması ve yukarıda sözü edilen birikimlerin oluşması için yeterli zamanın bulunmaması anlamında yarar getirebilir.


Lensler ile uyunabilir mi?

Bir diğer önemli hata, doktor önerisi olmadan veya doktorun aksi uyarısına rağmen kontakt lensler ile uyunmasıdır.Gündüz gözler açık iken kornea ihtiyacı olan oksijeni kolaylıkla havadan temin edebilmektedir. Uykuda gözler kapalı iken oksijen basıncı düşmekle beraber normal koşullarda göz dokuları azalan fakat uykuda yavaşlayan metabolizması için yeterli olan bu oksijen seviyesinde yaşamsal fonksiyonlarını devam ettirebilmektedirler. Fakat kontakt lensler kornea ile atmosferik oksijen arasında mekanik bir engel oluştururlar ve yapıldıkları materyalin gaz geçirgenliği ile paralel olarak göz yüzey dokularına yeterince oksijenin ulaşmasını engelleyebilirler. Hele ki gözler kapalı iken bu sorunun büyüyeceği açıktır.

Son yıllarda gelişen teknoloji ile paralel olarak üretilen yüksek oksijen geçirgenliğine sahip lensler ile bu sorun büyük ölçüde aşılmış, uykuda gözde kalabilen özel lensler üretilmiştir. Fakat yapılan bilimsel çalışmaların ışığında sadece oksijen geçirgenliğinin yeterli olmadığı aynı zamanda kontakt lensin oluşturduğu mekanik travmanın da göz sağlığı yönünden önemli olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca her gözün oksijensizlik gibi streslere kendine özgü bir tolerans sınırının olduğu ve bu nedenle doktorun kişiye özgü olan bu farklılığı dikkate alarak karar verdiği unutulmamalıdır.

Görüldüğü gibi kontakt lense kullanımı doktorun yönettiği, herbiri bilimsel temelere dayanan kurallar zinciridir ve sağlıklı bir kontakt lens uygulaması için ne doktordan ne de bilimsel gerçeklerden vazgeçilemez.

Diğer taraftan kanunlar önünde göz sağlığını koruma görev ve yetkisi de göz hekimlerine verilmiştir, başka hiçbir meslek grubu tarafından icra edilemez . (1).

Bu kurallar dışında temin edilen lensler, doktorun bilgi süzgecinden geçmedikleri için uygun lens seçimi, uygulama, hasta eğitimi ve kontrol basamaklarında çok önemli eksikler içermekte ve bunu yapanlar için hukuki ve vicdani yükümlülükler getirmektedir.

1.      5193 sayılı Optisyenlik Hakkında Kanun Yönetmeliği; 6. Bölüm, Madde 25b:

Optisyenlik müessesesinde reçetesiz her türlü kontakt lens satılması ve her türlü kontakt lens uygulaması, lens uygulaması ile ilgili alet bulundurulması yasaktır.

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.