Yararlı Bilgiler


Yanlış: Memede farkedilen her kitle meme kanseri olduğu anlamına gelir.

Doğru: Her 10 kitleden 8 i kanser değildir. Kadın eğer memesinde bir kitle veya değişiklik hissederse, bir an önce doktoruna görünmelidir. Kadınlar çoğu zaman korkuları yüzünden düzenli sağlık kontrolü yaptırmaz; karşılaşacaklarından korktukları için tedaviden uzak dururlar. Aylık kendi kendine muayene, düzenli doktor kontrolü ve düzenli mamografi çekimleriyle meme kanserini çok erken yakalayabilirler.


Yanlış: Erkekler meme kanseri olmaz.

Doğru: Maalesef erkeklerde de meme kanseri görülebilir. Erkeklerde meme dokusu çok gelişmemiş ve küçük olduğundan meme kanseri çok az sıklıkta görülür. Her 100 meme kanserinin sadece 1 tanesi erkekte, 99 tanesi kadınlarda görülür. Bu nedenle erkeklerde, 40 yaşından sonra ayda bir kez duş alırken memelerini kontrol etmelidirler.


Yanlış: Mamografi meme kanserinin yayılmasına yol açar.

Doğru: Mamografi yaklaşık 50 yıldır gelişmiş ülkelerde meme kanserinin erken tanısı için başarı ile ve güvenle kullanılmaktadır. Ayrıca bir mamografi çekimi sırasında kadına verilen radyasyon dozu, 1 santigreyden daha azdır. Oysa meme kanseri tanısı konulan ve memesi korunan kadınlara verilen radyasyon dozu 6.000 – 6.500 santigrey kadardır. Bu rakamlar, mamografi sırasında verilen ışının ne kadar düşük olduğunu göstermektedir. Mamografi çekimi sırasında memeye uygulanan baskı, sadece kadınların az miktarda ağrı duymasına) neden olur, kanserin yayılmasına neden olmaz. Günümde, ülkemizde de kullanılan “Dijital mamografi” sayesinde kadınlar daha az ağrı duymaktadır.


Yanlış: Bir kişinin ailesinde meme kanseri varsa, bu durum, söz konusu kişinin de meme kanseri olacağı anlamına gelir.

Doğru: Ailesinde meme kanseri olan kadınlar yüksek risk grubunda olmalarına karşın, bunların hepsinin meme kanserine yakalanması söz konusu değildir. Meme kanseri olan kadınların yüzde 85’inde ailede meme kanseri yoktur. Annesi, kız kardeşi veya kızında meme kanseri olan kişi kanserli yakınlarının teşhis yaşından 10 yıl önce düzenli mamografi çektirmeye başlamalıdır. Örneğin, annesi 40 yaşında meme kanseri olan bir kadında 30 yaşında meme kanseri taraması başlamalıdır.


Yanlış: Meme kanseri bulaşıcı bir hastalıktır.

Doğru: Meme kanseri bulaşıcı bir hastalık değildir, insandan insana bulaşmaz. Meme kanseri, vücutta kontrol altına alınamayan ve normalden farklı bir şekil gösteren ve çoğalan hücre veya hücrelerin ortaya çıkması sonucu görülür.


Yanlış: Değişime uğramış BRCA1 ve BRCA2 genlerinin düzeltilmesi ile meme kanseri önlenebilir.

Doğru: Meme kanseri olan kadınların yüzde 5 kadarında mutasyona uğramış BRCA-1 ve BRCA-2 genleri vardır. Bu genleri taşıyan kadınların, meme kanseri olmaları yüksek bir ihtimaldir. Bu genlerin taşıyıcısı olan kadınlarda her iki meme dokusunun çıkarılması meme kanserini önleyebilir. Bunların tedavileri meme kanseri cerrahisi uzmanlarınca planlanmalıdır.

Ne yazık ki hemoroid hastalığı ilaç endüstrisi tarafından ağrı, acı ve baharatla özdeşleştirilmeye çalışılmaktadır. Acılı yiyecekler yenirken ağzınızı nasıl yakıyorlarsa çıkışta da anüsünüzü yakacaklardır. Bu bir hastalık değildir. Hemoroid hastalığı da ağrılı bir hastalık değildir. Dolayısıyla bu tür bir ilişki söz konusu değildir. Ancak hatalı bir şekilde hemoroid diye tanımlanan bir anal fissürünüz yani çatlağınız varsa acı yediğinizde doğal olarak ağrını artacaktır.

Her normal insanın hemoroidleri olur. Bunlar dışarıya sarkmadıkları ve kanamadıkları sürece hastalık söz konusu değildir ve tedavi gerekmez. Sizin hemoroid olarak adlandırdığınız sorunun altında çatlaktan fistüle, hemoroid hastalığından kansere kadar çok farklı sorunlar yatabilir. Bu nedenle tavsiye üzerine ilaç kullanmak yerine hekime başvurmak tek doğru çözümdür.

Hemoroidler nedeniyle ameliyat olacaktım. Doktor kolonoskopi istedi. Acaba sigortamdan daha fazla para alabilmek için mi?

Hemoroid hastalığına kalın bağırsak tümörünün eşlik etme olasılığı çok yüksektir. O nedenle bir erişkinde hemoroidlere cerrahi girişim yapılacak ise mutlaka kolonoskopi yapılarak bir kalın bağırsak sorunu olmadığından emin olunmalıdır. Ayrıca ülseratif kolit gibi bir hastalık da bulunabilir ve farkına varılmadan hemoroid ameliyatı yapılacak olursa ölümcül olabilecek komplikasyonlar görülebilir.

Her ay adet döneminizin 5. ve 7. günleri arasında yapılması uygundur. Bu dönemde meme dokusu daha az şiş ve hassastır. Menopozdaki bayanların ise her ay aynı günlerde meme muayenesi yapmaları uygundur.

  • Öncelikle aynanın önünde, ay ayakta, kollarınız serbest durumdayken her iki memenizde daha önce fark etmediğiniz bir değişiklik olup olmadığına bakın (şişlik, çekinti, renk değişikliği, şekil bozukluğu)
  • Her iki elinizi başınızın arkasına birleştirerek dirseklerinizi arkaya doğru açın ve birinci şıktaki değişikliklere dikkat edin.
  • Her iki elinizi belinizin yanına dayayın ve hafifçe omuzlarınızı öne doğru itin. Daha sonra bu hareket esnasında hafifçe öne doğru eğilin ve birinci şıktaki değişikliklere dikkat edin
  • Bir kolunuzu yukarı doğru kaldırın. Muayene için öteki elinizi 2,3 ve 4. Parmaklarınızın iç yüzleri kullanın. Parmaklarınızı birbirine bitişik tutun. Cildinize hafifçe bastırarak, tüm meme ve koltuk altı bölgenizi kontrol edin. Böylece meme üst dış kadrandaki yoğunlukları daha kolay fark edebilirsiniz.
  • Meme kanserinin yaklaşık yarısı bu alanda görülür. Muayene esnasında aşağıdaki doğrultudan birini kullanarak olağan dışı kitle veya sertlik olup olmadığına bakın. Daha sonra aynı işlemi diğer memeye uygulayın (muayene esnasında elin daha rahat kayması için krem türü sıvılar kullanılabilir. Bu muayene duş alırken de yapılabilir)
  • Koltuk altından başlayarak, memenin dışından büyük bir daire çizin. Gittikçe daireleri küçülterek meme başına doğru tüm bölgeyi muayene edin.
  • Koltuk altınızdan başlayarak parmaklarınızı yukarı aşağı hareket ettirin. Hareketleri içe doğru kaydırarak devam edin. Hareketlerde memenin alt sınırına kadar geldiğinizden emin olun.
  • Meme dış sınırından meme başına doğru parmaklarınızı yıldız şeklinde hareket ettirerek tüm meme dokusunu kontrol edin. Sonra koltuk altını tekrar kontrol edin.
  • Dördüncü şıktaki muayeneyi yatar durumda tekrar edin. Muayene ettiğiniz tarafın omuz altına ince bir yastık yerleştirmeniz muayenenin daha etkili olmasına yardımcı olur. Saptanan her kitle sertlik veya değişiklik kanser değildir. Ancak saptanan her değişikliğin uzman doktorlarca değerlendirilmesi gereklidir.
  • Dikkatli ve yumuşak bir şekilde meme başlarınızı sıkarak herhangi bir akıntı olup olmadığını kontrol edin. Akıntı varsa vakit geçirmeden doktorunuza haber verin. Genelde sıkma ile meme başında akıntı olmaz. Ancak bazı normal memelerde de zaman zaman veya sürekli akıntı olabilmektedir. Meme başından gelen akıntının rengi, geliş sıklığı ve yoğunluğunda olabilecek değişiklikler önemlidir.

Öncelikle vücudunuzu bu konuda terbiye edemeyeceğinizi çok iyi anlamak gerekiyor. Hayatımızda doğa ile savaşıp kazanabildiğimiz bir durum söz konusu değildir. Zira doğa çok güçlüdür. Yendim sanarsınız ama aslında çok büyük zararlara uğramışsınızdır. Doğa ile uyumlu yaşadığınızda ise mutlu ve huzurlu olursunuz.

Birçok insan vücudunu terbiye ettiğini ve her sabah aynı saatte ve sıklıkla aç karnına tuvalete giderek dışkıladığını söyler. Dışkılama konusunda yapılabilecek en büyük hataların başında gelen bu davranışı kesinlikle yaşamınızdan çıkarmalısınız.

Dışkılamak için dışkılama gereksinimini beklemelisiniz. Vücudunuzun dilini anlamaya çalışırsanız aslında dışkılamaya hazır olduğunu size ne kadar açık bir şekilde ifade ettiğini göreceksiniz. Vücudunuzun dilini anlayamıyorsanız sabah kahvaltınızı yapın ya da akşam yemeğinizi yiyin ve oturup vücudunuzu dinleyin. Yaklaşık yarım saat içinde size dışkılama ihtiyacının sinyallerinin gelmeye başladığını göreceksiniz. Yani vücudunuz kapının anahtarı kendisinde olan kilidini açmıştır artık. Gidip dışkılamanızı rahatça gerçekleştirebilirsiniz.

Bunu yaparken tuvalette vakit geçirmeye kalkmayın. Kitap, dergi, gazete okumayın. Televizyon seyretmeyin. Mobil cihazınızla internete girmeyin. Tuvalet dışkılama mekanıdır ve sadece o işin yapılması gerekir.

Tuvalete oturduğunuzda eğer yapamıyorsanız birkaç dakika bekleyip kalkın. Zorlamayın. Kilit açılmamış demektir. Çıkın ve beklemeye devam edin. Daha sonra tekrar denersiniz.

Tekrar hatırlatayım, "vücudumu terbiye ettim, her sabah aynı saatte dışkılarım" safsatasından lütfen uzak durun.

Vücudunuz hazır olmadan zorla dışkılarsanız kapının kilidi kırılacaktır. Bunun sonucunda zamanla hemoroidleriniz sarkıp sorun yaratmaya başlayacak ya da makatınızda son derece ağrılı bir çatlak oluşabilecektir. Buna lütfen izin vermeyin.

Dışkılama insan yaşamının önemli işlevlerinden birisidir. İnsan organizması ağızdan alınan besinlerin sindirim kanalında sürekli ileriye ilerletilmesi, bu esnada sindirim işlemine tabi tutulması ve sonunda anüs yolu ile kontrollü olarak çıkarılması üzerine kurulmuştur. Ancak hiç unutulmaması gereken şey, bu faaliyetin aynen soluk alıp verişimiz, aynen kalbimizin atışı gibi bizim kontrolümüzde olmadığıdır. Vücutta "başına buyruk" olarak tanımlayabileceğimiz bir "otonom sinir sistemi" vardır ve bu sinir sistemi yaşamsal faaliyetleri bizim inisiyatifimize bırakmaksızın düzenlemektedir.

Nasıl ki heyecanlanınca ya da korkunca kalp atım hızı artar, tansiyonumuz yükselir ya da soluk alıp verişimiz hızlanırsa duygusal faktörler sindirim sisteminin çalışmasına da değişik şekillerde etki ederler. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi bizim bu değişikliklere bilinç düzeyinde doğrudan etki etmemiz söz konusu değildir.

İşte dışkılama işlevi, bu otonom sinir sistemi ile bilinçli kontrolümüzdeki "somatik sinir sistemi"'nin ortak kontrolü altındadır.

Makatı sararak dışkıyı kaçırmamamızı sağlayan kaslar iki temel grupta toplanır. Bunlardan iç sfinkter dediğimiz kas otonom sinir sistemince kontrol edilir. Yani biz istemli olarak bu kası kasamayız, gevşetemeyiz.

Dış sfinkter denilen kaslar ise bizim kontrolümüzdedir. Normalde kasılı bulunan bu kasların dışkılama sırasında gevşeyerek yolu açmaları gerekir ki normal ve sağlıklı bir dışkılama yapılabilsin.

Dışkılama işlevini daha iyi anlayabilmek için evinizin kapısı ile olan benzerliği ortaya koymakta yarar var. Bugün ev kapılarımızda sıklıkla iki farklı kilit kullanıyoruz. Şimdi şöyle düşünelim: Kilitlerden birisinin anahtarı bizde ama diğerinin anahtarı bizde değil. Anahtarı bizde olmayan kilit sadece belirli zamanlarda ve koşullarda açılıyor. Siz anahtarına sahip olmadığınız kilit açılmadan evden çıkmak isterseniz kendi kilidinizi açıyorsunuz ve zorlayarak diğer kilidi de kırarak dışarıya çıkıyorsunuz.

İşte dışkılamada da eğer vücut dışkılamaya hazır değil ise yani kendi kilidini açmamışsa siz dışkılama işlemini zorlanarak (ıkınarak) gerçekleştirebilirsiniz ama bunun karşılığında makatınızda bulunan birçok yapıya zarar vererek birçok hastalığa zemin hazırlarsınız.

Makatımızdaki kontrolümüz altında olmayan kilit ne zaman açılmaktadır? Genellikle yemek özellikle de sabah kahvaltısı bu kilidi açan en güvenilir anahtardır. Ciddi bir fiziksel egzersiz de kilidin açılmasını sağlayabilir.

Torba yani kolostomi ya da ileostomi birkaç farklı durumda uygulanır. Tümör rektumun son kesiminde ise anüsün korunması mümkün olmayabilir ve bu durumda kalın bağırsak kalıcı olarak torbaya alınır yani kolostomi yapılır. Bugünkü koşullarda bu torbanın kapatılması ve yeni bir anüs oluşturulması söz konusu değildir.

Bazen de rekumdaki tümör çıkarıldıktan sonra kalın bağırsağın birbirine birleştirildiği yerdeki yara tamamen iyileşinceye kadar o bölgeye dışkı gelmemesi istenir. Bu durumda ince bağırsak torbaya bağlanır (ileostomi). Sıklıkla ameliyat öncesi ışın tedavisi alan hastalarda uygulanan bu ileostomi birkaç hafta sonra yeni bir ameliyatla kapatılır ve hasta normal yolla dışkılamaya devam eder.

Bazı durumlarda ameliyatın bir komplikasyonu olarak kalın bağırsağın bağlantı yerinden sızıntı olabilir ve bu durumda da tekrar ameliyatla torba uygulanır.

Bazen de kalın bağırsaktaki tümör bağırsak tıkanıklığına yol açıp acil ameliyat gerektirebilir. Bu gibi durumlarda acil şartlarda hastayı fazla riske sokmamak için hekim öncelikle bir torba uygulayarak bağırsağın boşalmasını ve asıl ameliyatın daha sonraya bırakılmasını tercih edebilir.

Kalın bağırsak kanserinin gerçek tedavisi ilgili kesimin ameliyatla çıkarılmasıdır. Kemoterapi ve ışın tedavisi cerrahiye yardımcı olmak üzere ameliyattan önce veya sonra uygulanabilir ancak tek başlarına tam tedavi sağlayamazlar. Ancak ameliyat ile tedavi edilemeyecek kadar ileri hastalıkta ameliyat yerine diğer tedavileri öneriyoruz.

Kalın bağırsak kanseri ailevi bir özellik taşıyabilir. Durumu mutlaka hekiminize anlatıp bilgi almalısınız. Ailesinde iki ya da daha fazla kalın bağırsak kanseri olan kişilerde ilk kolonoskopi için 50 yaşı beklenmez.

Ailedeki en genç kanserli kişinin yaşından beş yaş öncesinde kolonoskopi kontrolleri başlatılır.

Kalın bağırsak kanserlerinin % 85 – 90 kadarı yaklaşık 5 – 10 sene içinde gelişip büyüyen bir polipten kaynaklanır. Dolayısıyla bilimsel olarak da gösterilmiştir ki uygun aralıklarla kolonoskopi yapılması ve saptanan poliplerin endoskopik yolla çıkarılması kalın bağırsak kanseri oranını belirgin bir şekilde düşürmektedir.

Önerilen yaklaşım ailesinde kalın bağırsak kanseri olmasa bile her insanın 50 yaşında bir kez kolonoskopi yaptırmasıdır. Polip saptanmazsa beş ile on yıl aralıklarla devam edilmeli polip saptanırsa hekimin belirleyeceği düzende kontroller yapılmalıdır.

Rektum, kalın bağırsağın anüse açılan yaklaşık 15 cm'lik son kesiminin adıdır. Kısaca kalın bağırsağın bir bölümüdür.

İnce bağırsaktan kronik kan kaybı sık görülmeyen bir durum olsa da tanıda zorluklar içerir. Gastroskopi ve kolonoskopi bu gibi durumlarda yetersiz kalır. Genellikle böyle durumlarda olası bir tümörü saptayabilmek için karın tomografisi yaparız. Tomografi bize yol göstermezse endoskopik ileri tekniklere başvururuz. Bunlardan birisi bir ilaç kapsülü şeklindeki telsiz mikro kameranın hastaya yutturularak görüntülerin bilgisayar ortamında incelenmesi yani kapsül endoskopidir. Diğer bir seçenek ise özel endoskoplarla uzun sürede uygulanabilen enteroskopi işlemidir. Hekiminiz sizi bunlara yönlendirecektir.

Crohn hastalığının kendisi ameliyatla tedavi edilemez. Ayrıca ameliyat sonrası çok sık olarak nüks eden bir hastalıktır. Biz sadece komplikasyon varlığında ameliyat yaparız. Bu komplikasyonlar darlık nedeniyle bağırsak tıkanması, fistül yani bağırsaktan deriye normalde olmaması gereken bir kanal oluşması, tedaviye yanıt alınamayan inflamasyon gibi durumlardır. İlaçlarla kontrol altında tutulabilen bir Crohn hastasında cerrahi girişimi önermeyiz.

Ameliyatlardan sonra gelişen karın içi yapışıklıklar cerrahinin çözülememiş sorunlarındandırlar. Ameliyattan seneler sonra bile ortaya çıkabilen tıkanıklık tablosu genellikle bir ameliyata gerek kalmadan hastane koşullarında tedavi edilip ortadan kalkabilir. Ancak tekrar etmesini önleyecek kesin bir çözüm ne yazık ki yoktur. Biz her karın ameliyatında karın içinde travmayı en aza indirerek, kanamayı hassas bir şekilde kontrol ederek, dokulara nazik davranarak ve mümkün olan her durumda kapalı ameliyatı tercih ederek yapışıklıklara bağlı bağırsak tıkanıklığı riskini en aza indirmeye çalışırız. Ancak önceden yapılmış bir ameliyat için yapılabilecek fazla birşey yoktur. Bağırsak tıkanıklığı durumunda neler olabileceğini hastalarımız aanlatıp öyle bir durumda vakit geçirmeksiniz bir sağlık kuruluşuna başvurmalarını öğütleriz. Kesin olarak gerekmedikçe cerrahi girişimlerden kaçınırız çünkü her yeni ameliyat yeni yapışıklık riski anlamına gelecektir.

Akalazya'da tanımlanan tüm tedavi yöntemleri uygulanabilir. Aslında bu yöntemlerin hiçbiri hastalığı tedavi etmez. Sadece yutmayı biraz daha rahatlatır. Balonla dilatasyonun birkaç sefer uygulanması gerekebilir. Ameliyat ile daha erken sonuç alınabilir. Ameliyat laparoskopik yani kapalı olarak uygulanabilmektedir. Tüm tedavi yöntemlerinin sonrasında az ya da çok reflü hastalığı oluşabilir. Akalazyanın ileride doğrudan kansere dönüşmese de akalazyalı hastalarda yemek borusu kanseri riski normal insanlara göre daha yüksektir. Ayrıca daha başlangıçta kanserin hatalı olarak akalazya şeklinde tanılanması mümkündür. Bu nedenle akalazya tanısı kesin bile olsa her hastaya gastroskopik muayene uygulanır ve tedaviden sonra da belirli aralıklarla endoskopik kontrollere devam edilir.

Evlerde tuz ruhu ve sodyum hidroksit (kostik soda) gibi sıvıların, yağ çözücülerin, çamaşır sularının sadece orijinal ambalajlarında, çocukların uzanamayacakları yerlerde saklanması çok önemlidir. Bu tür çözeltiler hiçbir zaman bir bardağa ya da su şişesine konulmamalıdırlar. Hiçbir surette mutfaklarda bulundurulmamalıdırlar.

Yemek borusuna uygulanacak olan genişletme (dilatasyon) işlemleri yırtılma ve kanama gibi riskler taşırlar. Özellikle yırtılma ortaya çıktığında bunun ne yazık ki ölüme kadar gidebilecek sonuçları olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki o darlığın giderilmesi için yapılacak bir cerrahi girişimin riski çok daha yüksek olabilir. Genişletme işleminin başarı oranı özellikle altta yatan sebebe bağlıdır. Genellikle tek bir genişletme işlemi yeterli olmayıp belirli aralıklarla birkaç kez yapılması ile sorunun çözümü mümkün olabilmektedir.

Akalazya adı verilen hastalık yemek borusunun hareketlerinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Kanserle ilişkisi yoktur. Hastalar katı gıdaları daha kolay yuttuklarını ifade ederler. Ayrıca intihar amaçlı ya da kaza ile içilen kimyasal maddeler içildikten hemen ya da yıllar sonra yemek borusunda daralmalara yol açabilirler. Geçirilmiş ameliyatlar, demir eksikliği anemisi ve bazı sistemik hastalıklar da kanser olmaksızın yutma güçlüğüne yol açabilirler.
Yemek borusu kanserinin erken evrelerde yakalanabilmesi ancak gastroskopik inceleme ile mümkündür. Şüphe durumunda gastroskopi yapılarak hem yemek borusu hem de mide güvenli bir şekilde incelenir. Şüpheli bölgelerden parçalar alınarak mikroskop altında kesin tanı konulur.
Erişkin insanlarda yutma güçlüğü sıklıkla kansere bağlı olsa da kanser dışı sebeplerle de yutma güçlüğü oluşabilir. Ancak yemek borusu kanseri oldukça hızlı ve kötü seyirli bir hastalık olduğu için hekim yutma güçlüğü olan bir hastada ilk olarak kanser olmadığından emin olmak ister.
Mide şikayeti olan bir insanın sigara içiyor olmasının akılla mantıkla açıklanabilir bir yanı yoktur. Sigara içince mide ağrısı çeken bir insana önerilecek in iyi tedavi sigara içmemesidir.
Bu tümörler nadir görülürler ve çok özelleşmiş hücrelerden çıkarlar. Moleküler düzeydeki mekanizmaları bilindiği için hedefe yönelik ilaç tedavilerinden yarar görürler. Yine de ideal tedavileri ameliyatla tümörün tamamının çıkarılmasıdır. Mide kanserine göre daha iyi seyrettikleri söylenebilir.
Hastalığın tam anlamıyla tedavisi ancak erken evrelerde ameliyatla mümkündür. İleri evrelerde ise ameliyata ek olarak kemoterapi ve ışın tedavisi uygulanabilir. Uzak organlara yayılmış yani dördüncü evre hastalıkta ise ameliyattan kaçınırız. Kısaca söylemek gerekirse mide kanserinde ameliyatla tedavinin mümkün olması iyi bir özelliktir. Diğer tedaviler hastalığı tam olarak yok etmeyi değil hastanın olabildiğince uzun ve konforlu yaşamasını amaçlarlar.
Evet. Ne yazık ki tüm gelişmelere rağmen mide kanseri en kötü seyirli kanserlerdendir. Tedavinin temeli erken evrede yakalayıp ameliyatla tümörün çıkarılmasıdır. Tabii ki birçok durumda ameliyattan önce veya sonra kemoterapi ya da ışın tedavisi uygulanabilmektedir.
Mide kanserine özgü bir belirti yoktur. Hazımsızlık, şişkinlik, iştahsızlık gibi sık rastlanan şikayetler mide kanserinde de görülebilir. Midenin girişini tutan kanserlerde yutma güçlüğü, çıkışını tutuan kanserlerde de kusma görülebilir. Özel bir belirti vermeden sinsice ilerlediği için ve belirti verdiğinde ileri evrelere ulaşmış olacağı için bir erişkinde her türlü hazım sorununda endoskopi yapılarak mide gözle incelenmelidir.

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Meme kanseri ise süt yapan meme dokusu ve daha sık olarak süt taşıyan süt kanallarından kaynaklanan bir kanser türüdür.

Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserdir. Dünya Sağlık Örgütü, 2012 yılında tüm dünyada 1.670.00 yeni teşhis konulan meme kanserli kadın olduğunu, meme kanserinin kadınlarda görülen kanserlerin dörtte birini teşkil ettiğini belirtmiştir. Gelişmiş ülkelerde her 7 kadından birinde meme kanseri görüldüğü bilinmektedir. Meme kanseri gelişmiş ülkelerde azalmakta olup, gelişmekte olan ülkelerde artmaktadır. 2030 yılında tüm meme kanserlerinin %75’inin gelişmekte olan ülkelerde görüleceği hesaplanmaktadır.

Türkiye’de meme kanseri sıklığı
Yaptığımız araştırmalarda, ülkemizde meme kanseri sıklığını son 20 yılda iki katından fazla arttığını göstermiştir. Bu artışın giderek daha fazla olacağı ve yılda yaklaşık 25.000 kadına meme kanseri teşhisi koyulacağı ve her 8 kadından birinin meme kanserine yakalanacağı hesap edilmektedir.

Türkiye’de meme kanseri ortalama 25 yaşından itibaren görülmeye başlar ve görülme sıklığı yaşa göre artar. 45-49 yaş grubunda ise pik yaparak tüm meme kanserlerinin %16,7’sini oluşturur.. Yaygın toplum tabanlı tarama programımızın olmaması, ülkemizde evre 0 meme kanseri oranının %5 civarında, evre I meme kanserinin %27, evre II meme kanseri oranının ise % 44 olmasına, yani ileri evrede tanı konulmasına neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde evre 0 meme kanseri oranı bizden 4-5 kat, evre I (erken evre) meme kanseri oranı ise 2 kat daha fazladır.

Meme kanserinden korunmak konusunda çeşitli önemli çalışmalar sürmektedir. Şişmanlık, vücut kitle endeksi, kilo ve meme kanseri arasındaki ilişki öne çıkmaktadır. Özellikle menopoz dönemindeki kadınların şişmanlaması önemli bir risk faktördür. Çünkü yağ dokusunun artması östrojen sentezinin de artmasına neden olmaktadır ve östrojen artışı meme kanseri riskini yükseltir. Bu nedenle şişmanlığı önlemek için düzenli egzersiz yapılması (haftada toplam 5-6 saat) ve kalori alımını kısıtlayıcı diyet uygulanması şarttır.

Bu koruyucu önlemlere ek olarak 12 aydan daha uzun süre emzirmek, hormonlu besinleri kullanmamak, alkolden uzak durmak, östrojen hormonlu ilaçların uzun süre kullanılmaması önemlidir.

Meme kanserinden koruyucu ilaçları düzenli olarak kullanmak da meme kanserinden korumaktadır. Bu ilaçlar meme kanserinin tedavisinde de kullanılan tamoksifen ve aromataz inhibitörleridir. Meme kanserine yakalanma riski yüksek olan hastalarda (doğum yapmayan, süt veremeyen, ailesinde meme kanseri olan, erken adet gören, geç menopoza giren vs) kadınlarda bu ilaçların meme kanserini başarı ile önlediği bilinmektedir.

Bir diğer yöntem de riski yüksek olan kadınlara yapılan koruyucu mastektomi ameliyatıdır. Profilaktik mastektomi, her iki memenin kanser olmadan boşaltılması ve içerisinin protezle doldurulmasıdır. (Ünlü sanatçı Angelina Jolie, anne ve anneannesinde meme ve yumurta kanseri olduğu, kanında meme kanseri genleri BRCA 1 ve 2 geni bulunduğu için bu prosedürü tercih etmiştir)

Meme ameliyatı sırasında, doktor gerekli gördüğünde koltuk altındaki lenf bezlerini de çıkarabilir. Bu işlem koltukaltı lenflerin çıkarılması (aksiller diseksiyon) adını almaktadır. Vücudumuzda kan dolaşımına ilave olarak lenf dolaşımı adı verilen beyaz lenf sıvısı dolaşımı vardır. Bu sıvı, lenf kanalları ile taşınırken lenf bezlerine uğrar. Koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılması, lenf sıvısının taşınmasını zorlaştırır, lenf kanallarının yollarını değiştirir ve koldaki sıvının genel dolaşıma ulaşmasını engeller. Ameliyattan dolayı, ameliyat tarafındaki elde ve kolda şişkinlik (lenfödem) riski artmaktadır. Bu risk, aynı memeye radyoterapi (ışın tedavisi) alındığında ciddi olarak artmaktadır.Bu nedenle meme ameliyatları sonrası hastaların el, ön-kol ve kollarının, her türlü kesik, yanık gibi travmalardan korunması büyük önem taşımaktadır.

  • Meme ameliyatında etkilenmiş kolun bakımı ve temizliği oldukça önemlidir. pH nötr sabunlarla temizlenmeli ve iyice kurulanmalı, nemli bırakılmamalıdır.
  • Cilt bakımı ve esnekliğine dikkat edilmeli, nemlendirilmesi için yağsız kremler, vücut sütü, vücut losyonu gibi yağ içeriği çok az olan nemlendiriciler kullanılmalıdır. Sıcak günlerde terlemeyi ve ciltte mantar oluşumunu engellemek için mantar önleyici kremler kullanılabilir.
  • Meme ameliyatından sonra duş alırken çok sıcak suyla duş almayınız. Ameliyatlı kolunuzu liflemeyiniz ve keselemeyiniz. Banyodan sonra saç kurutma makinesini kullanırken omuzlarınızı sıcağın etkisinden koruyunuz (Saçınızı baş aşağı pozisyonda kurutunuz).
  • Yanan bir soba veya şöminenin ısısından uzak durunuz.
  • Güneş ışınları zararlı olabilir. Özellikle güneş yanığından kaçınınız. Güneşlenirken yüksek koruma faktörü olan koruyucular kullanınız. Kolunuzu uzun süre güneşe maruz bırakmayınız. Güneşli havalarda gezinirken uzun kollu açık renkli ve bol giysiler kullanınız.
  • Çok sıcak su ile elinizde bulaşık veya çamaşır yıkamayınız.
  • Ütü yaparken yanıklara karşı dikkatli olunuz.
  • Özel bir diyet uygulamanıza gerek yoktur. Dengeli ve yeterli besleniniz.
  • Tuz oranı düşük, lifli gıdalardan zengin bir beslenmeyle ile ideal kilonuzu koruyunuz. Gereksiz kilo alımından kaçınınız. Şişmanlık ödem üzerine olumsuz etki yapar.
  • Kolay sindirilebilen proteinleri içeren besinleri(balık ve tavuk) almaya özen gösteriniz. (Protein alımına dikkat etmek şartıyla.)
  • Alkol ve sigaradan kaçınınız.
  • Meme ameliyatı sonrası yüzme, yoga, suda aerobik ve ritmik yürüyüşler faydalıdır.
  • Ameliyattan sonra uçak veya otobüs ile seyahat ederken mutlaka hekiminize danışınız. Gerekiyor ise mutlaka kolunuza bandaj yapınız veya kolluğunuzu kullanınız.
Ameliyattan sonra yapılması önerilen egzersizler:
  • Omuz ve kol eklemlerindeki kireçlenmeyi önler veya giderir,
  • Kola ameliyat öncesi hareketliliğini kazandırır,
  • El, ön-kol ve kol kaslarını güçlendirir,
  • Ameliyat ve radyoterapiye bağlı gelişen sırt, bel, boyun, baş ve omuz ağrılarının giderilmesine yardımcı olur,
  • Çarpık duruşu/ duruş bozukluğunu önler,
  • Elinizin, ön-kol ve kolunuzun şişmesini (lenfödemi) engeller,
  • Bu ekstremitenin normale dönüşü ve iyileşmesinin hızlanmasına yardımcı olur.

(Drenler (yaradan dışarı verilen hortumlar) çıkmadan önce; ameliyat sonrası ilk 24 saat içinde egzersizlere sınırlı hareketlerle başlanır.)

Meme Kanserinde Cerrahi Tedavi Nasıl Yapılır?

Tümörü değil memeyi korumaya çalışıyoruz. Meme cerrahı hastayı muayene ettikten sonra cerrahi öncesi bazı tetkikler isteyebilir. Daha önce çekilen ancak iyi bir görüntü vermeyen veya deneyimli bir meme radyolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmeyen mamografi, ultrasonografi veya emar görüntüleme yeniden istenebilir veya istenmemiş ise istenebilir. Dijital mamografi yöntemi ile hastaya verilen radyasyon dozu daha az olup, daha kaliteli bir görüntü elde edilmektedir. Yapılan muayene ve radyolojik tetkiklerle kanser olma ihtimali yüksek ise, bu kitle ameliyat sırasında çıkarılarak o esnada patolog tarafından değerlendirilebilir. Ancak, kanser olduğu konusunda az bir şüphe var ise, o zaman kalın iğne biyopsisi yapılarak patoloji uzmanına gönderilir. Bazı çok küçük ve ele gelmeyen şüpheli tümörlerden mamografi, ultrason veya emar yardımı ile biyopsi yapılabilir. Bazen bunlar ultrason veya mamografi yardımı ile işaretlenerek ameliyathanede çıkarılırlar.

Meme kanserinde cerrahi tedavi yöntemleri nelerdir?
  • Parsiyel Mastektomi: Memenin kanserli dokusunun etrafındaki ince bir sağlam meme dokusu ile birlikte alınması ameliyatı.
  • Mastektomi: Memenin meme başı, halkası ve derisi ile alınmasıdır.
  • Subkutan mastektomi ve protezle tamir (rekonstrüksüyon) Meme başı, halkası ve meme derisin korunarak içindeki meme dokusunun tamamen alınması söz konusudur. Ortaya çıkan boşluk silikon bir protezle doldurulur.
  • Bekçi (Sentinel) lenf bezi biyopsisi: Mavi boya veya radyoaktif maddeyi meme içerisine vererek koltuk altındaki mavi boyalı ve radyoaktif maddeyi tutan lenf bezinin çıkarılması işlemidir. Bu lenf bezinde kanser hücresi yok ise, bu kesilen yer kapatılır ve kol ödemi riski azalır.
  • Koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılması: Bekçi lenf bezinde kanser var ise, veya muayene ve radyolojik bulgular koltuk altında kanser olduğunu gösterirse, koltuk altından 10-15 tane lenf bezi çıkarılır. Memenin alındığı durumlarda meme derisinin altına, lenf bezlerinin çıkarıldığı durumlarda ise, koltuk altına bir negatif basınçlı (vakumlu) diren konularak burada biriken sıvının dışarı çıkması sağlanır. Bu drenaj işlemi bazen 5-7 gün bazen daha uzun sürebilir.

Meme hangi durumlarda alınıyor?

Hastalığın memede birden fazla yerde ve yaygın olarak olması, tümörün büyük memenin küçük olması, bazı durumlarda memeye radyasyon verilememesi durumunda memenizin alınmasına karar verebilir. Öncelikle önemli olan şeyin sizin sağlıklı ve uzun yaşamanız olduğunu unutmayınız. Ayrıca size meme alındıktan hemen sonra yeni bir meme de yapılabilir.


Koltuk altına yayılan tümör nasıl tedavi edilir?

Meme kanserinde tümör hücrelerinin genellikle ilk ulaştıkları yer, aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleridir. Ameliyattan önce yapılan değerlendirmelerde bu bölgede büyümüş lenf bezi var ise bunun biyopsisi yapılarak içerisinde kanser hücrelerinin olup olmadığı araştırılır. Şayet lenf bezinde de tümör olduğu saptanır ise, memedeki tümör çıkarıldıktan sonra lenf bezleri de buraya yapılan ayrı bir kesi ile çıkarılırlar. Değerlendirilmesi için patoloji uzmanına gönderilir. Şayet, muayene ve radyoloji bu lenf bezlerine yayılım tespit etmemiş ise, o zaman yukarıda belirtildiği gibi bekçi lenf bezi biyopsisi yapılır. Bu lenf bezlerine mikroskopik olarak yayılım var ise aksiller lenflerin çıkarılması hastalığın tedavi şeklini belirlememize yardımcı olur. Lenf bezlerinin çıkarıldığı boşluğa burada birikecek lenf sıvısı, serum ve kanı dışarıya akıtacak bir silikon tüp konularak ucu dışarıya alınır ve toplanacağı negatif basınç uygulanabilecek bir torbaya bağlanabilir. Hastalar bu direnle taburcu edilirler. Hastayı evinde takip edebilecek yakınına biriken sıvıyı 24 saatte ölçerek dökmesi öğretilir. Bu miktar 24 saat içerisinde 30 mililitrenin altına düştüğünde hasta doktoruna gelir ve diren çıkarılır. Diren pansumanı üzerine bir koruyucu yapıştırılır ve hastalar ameliyatlarının ertesi günü duş alabilirler.

Koltuk altı lenf bezleri alındıktan sonra komplikasyon görülebilir mi?

Koltuk altı lenf bezleri çıkarıldıktan sonra, kol iç kısmında uyuşukluk, his azalması, uyuşukluk ve duyu kaybı omuzda hareket kısıtlığı ve kolda ödem (lenfödem) ortaya çıkabilir. Bu komplikasyonlar, bekçi lenf bezi biyopsisi yapıldığında daha azdır.

Ameliyattan hemen sonra o taraftaki kolunuzu saç tarama, yemek yeme, su içme gibi günlük ihtiyaçlarınız için kullanabilirsiniz. Ameliyatlı taraftaki kol ve omuz hareketlerinizi koltuk altına konulan diren alındıktan sonra size önerdiğimiz şekilde yapabilirsiniz. En pratik ve kolay egzersiz, o taraftaki parmaklarınızın duvarda ulaştığı en üst noktaya çizdiğiniz bir çizginin üzerine ulaşması için merdivene tırmanır gibi hareket ettirmeniz ve elinize alacağınız bir lastik topu günde 5-6 defa ve 4-5 dakika süreyle sıkıp gevşetmenizdir. Ayrıca, omzunuzu öne veya arkaya doğru çevirerek hareket ettiriniz. Kol ve omuz hareketlerinizin eski düzeyine kavuşması için düzenli egzersiz yapınız. Yüzme bu amaçla yapılabilecek en iyi spordur. Bu konuda size hazırlamış olduğumuz kitapçık ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanımız yardımcı olacaktır.

Koltuk altındaki lenflerin alınmaması mümkün mü?

Yukarıda belirttiğimiz gibi, eğer tanı konulmuş bir kişinin tetkiklerinde ve muayenesinde koltuk altı lenf bezlerinde büyüme saptanmamış ise bu hastalara deneyim gerektiren bekçi lenf bezi biyopsisi uygulanmaktadır.

Meme kanseri ile aile hikâyesi arasında ilişki var mıdır? Ailesinde meme kanseri olan kişi yüksek riskli midir?
Özellikle birinci derece akrabasında (anne, kız kardeş, kız) meme kanseri tanısı konulmuş olan bir kadında meme kanserine yakalanma riski artar. İkinci derece akrabalarda (teyze, hala, anneanne, babaanne) meme kanseri olması da riski artırır, ancak bu daha düşük bir düzeydedir. Yakın akrabaların meme kanseri tanı yaşından 10 yıl önce (yani annesi 40 yaşında meme kanseri olan bir kadının 30 yaşında), düzenli olarak ultrasonografi ve dijital mamografi çektirmeye başlanmalıdır. Olağan dışı belirtiler (memede kitle, meme başı kanlı akıntısı, deride veya meme başında çekilme vs.) ortaya çıktığında doktora başvurulmalıdır.

Adetler meme kanserini etkiler mi?
İlk adeti 12 yaşından önce gören, 55 yaşından sonra menopoza girmiş kadınlar yüksek risk grubundadır.

Sağlıklı beslenme, kişiyi meme kanserinden korur mu?
Yüksek yağ oranlı beslenme ve kırmızı et, meme kanseri riskini arttırır. Yağ, östrojen hormonunu tetikler, yani tümörün büyümesine katkıda bulunur. Mümkün olduğunca çok sebze ve meyve yemek çok yararlıdır Özellikle menopoz döneminde kilo almanın meme kanseri riskini arttırdığı bilinmektedir.

Sigara meme kanserine yol açar mı?
Bir çok çalışmada sigaranın doğrudan meme kanserine yol açtığına ilişkin bir sonuca ulaşılmamıştır. Meme kanseri ile sigara içenler ve pasif içiciler arasındaki ilişki halen araştırılmaktadır. Ancak sigara meme kanseri tanısı konmasından sonra tedavideki başarı oranını düşürür.

Alkol meme kanseri riskini arttırır mı?
Günde 2 kadehten fazla alkol tüketimi meme kanseri riskini arttırır.

Fiziksel etkinlik meme kanseri riskini azaltır mı?
Haftada toplam 5-6 saat egzersiz yapan bir kadının meme kanseri riski yaklaşık %30 azalır. Egzersiz, mutluluk hormonunun salgılanmasını sağlar, stresi azaltır, bağışıklık sistemini güçlendirir ve östrojen düzeyini düşürür.

Doğum kontrol hapları meme kanseri ile ilişkili midir?
35 yaşın altında ve 10 yıldan uzun süreyle doğum kontrol hapı kullanan kadınların meme kanseri riski daha yüksektir.

Kendi kendini muayene ne sıklıkla yapılmalıdır?
Kendi kendini muayene 20 yaşından itibaren yaşam boyu ayda bir kez yapılmalıdır. Meme dokusunda kitle, ya da çökme olup olmadığı ve meme başından akıntı gelip gelmediği kontrol edilmelidir. Kitle fark edildiğinde paniğe kapılmadan bir cerrahi uzmanına müracaat edilmelidir. Unutmayınız ki muayene sırasında bulunan her 10 kitleden 8’i kanserli değildir.

Mamografi acı verir mi?
Mamografi memeleri sıkıştırarak yapılan bit tetkiktir. Bazen kısa süreli bir acı verebilir. Mümkünse dijital mamografi tercih edilmelidir. Mamografi acil durumlar dışında, adet döneminden 1 hafta sonra yani memelerin daha az gergin ve hassas olduğu dönemlerde çektirilmelidir.

Meme kanserinde erken tanı için doktora ne sıklıkta gidilmelidir?
Meme muayenesi için kadınlar 20-40 yaş arası 3 yılda bir defa, 40 yaşından sonra yılda bir defa tercihan genel cerrahi uzmanına muayene olmalıdır.

Menopozda Hormon Yerine Koyma Tedavisi (Hormon Replasman Tedavisi- HRT) tedavisi ve meme kanserinin ilişkisi var mıdır?
Hormon yerine koyma tedavisi (HRT); meme kanseri riskinin artmasına, geç teşhis konulmasına ve memedeki yoğunluğu arttırarak mamografideki görüntünün bozulmasına neden olmaktadır. Amerikan Tıp Dergisi JAMA’da yayınlanan araştırmada; menopozdaki 16 bin 608 kadında hormon replasman tedavisi yapılanlarla plasebo (içerisinde ilaç olmayan ancak hastanın ilaç sandığı tablet) karşılaştırılmıştır. Araştırmacılar, hormon replasman tedavisinin tüm meme kanserlerini ve invaziv (yayılabilir) meme kanserini arttırdığını görmüştür. Aynı zamanda araştırmacılar 1 yıl sonra HRT grubundaki anormal mamograma sahip kadınların yüzdesinin plasebo grubundakilerle karşılaştırınca daha fazla olduğunu bulmuşlardır. Bu sonuçlar yayılabilen (invaziv) meme kanserinin östrojen ve progesteron tedavisi uygulanan kadınlarda istenmeyen bir hastalık sürecine neden olabileceği fikrini vermiştir. Sonuç olarak “Herhangi bir süreyle östrojen ve progestin hormonunu kullanan” yani hormon replasman tedavisi alan menopozdaki kadınlar, bu hormonların yararlarını ve yaratabileceği riskleri bilmelidirler. Makaleye göre, bir çok çalışma hormon replasman tedavisinin yüksek meme kanseri riskiyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Araştırmacılar sadece östrojen hormon tedavisini 25 yıl ve daha fazla uygulayan kadınlarda belirgin bir meme kanseri risk artışı bulmamışlardır. Ancak östrojen ve progesteronu birlikte uygulamanın (kombine hormon replasman tedavisi) meme kanseri riskini 1,7 kat artırdığını saptamışlardır.

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.