Yararlı Bilgiler

Ne yazık ki hemoroid hastalığı ilaç endüstrisi tarafından ağrı, acı ve baharatla özdeşleştirilmeye çalışılmaktadır. Acılı yiyecekler yenirken ağzınızı nasıl yakıyorlarsa çıkışta da anüsünüzü yakacaklardır. Bu bir hastalık değildir. Hemoroid hastalığı da ağrılı bir hastalık değildir. Dolayısıyla bu tür bir ilişki söz konusu değildir. Ancak hatalı bir şekilde hemoroid diye tanımlanan bir anal fissürünüz yani çatlağınız varsa acı yediğinizde doğal olarak ağrını artacaktır.

Her normal insanın hemoroidleri olur. Bunlar dışarıya sarkmadıkları ve kanamadıkları sürece hastalık söz konusu değildir ve tedavi gerekmez. Sizin hemoroid olarak adlandırdığınız sorunun altında çatlaktan fistüle, hemoroid hastalığından kansere kadar çok farklı sorunlar yatabilir. Bu nedenle tavsiye üzerine ilaç kullanmak yerine hekime başvurmak tek doğru çözümdür.

"Hemoroidler nedeniyle ameliyat olacaktım. Doktor kolonoskopi istedi. Acaba sigortamdan daha fazla para alabilmek için mi?"

Hemoroid hastalığına kalın bağırsak tümörünün eşlik etme olasılığı çok yüksektir. O nedenle bir erişkinde hemoroidlere cerrahi girişim yapılacak ise mutlaka kolonoskopi yapılarak bir kalın bağırsak sorunu olmadığından emin olunmalıdır. Ayrıca ülseratif kolit gibi bir hastalık da bulunabilir ve farkına varılmadan hemoroid ameliyatı yapılacak olursa ölümcül olabilecek komplikasyonlar görülebilir.

Mide Reflüsü olarak bilinen Gastro Özofageal Reflü hastalığı, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması nedeni ile oluşur. Reflü, asit, safra ve pankreas sıvısı içeren mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini bu mide içeriğinden koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır. Erişkinlerin yaklaşık %20'sinde reflü görülür. KadıköyŞifa Sağlık Grubu Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Levent Eminoğlu, bol miktarda gıda tükettiğimiz Ramazan ayında reflüye yol açabilen yiyecekler hakkında detaylı bilgi veriyor.

Bir reflü hastası her zaman için beslenme konusunda kendi uzmanı olmalı ve kendisini en çok etkileyen gıdaları belirleyip bu gıdaları mümkün olduğunca diyetinden çıkarmalıdır. Her gıda her kişide aynı etkiyi yapmayacaktır. Yediğimiz gıdanın ne olduğunun yanı sıra, yediğimiz miktar, yediğimiz zaman ve yanında tükettiklerimiz, bu gıdaların etkisini değiştirecektir.

Narenciye ve reflü

Portakal, greyfurt ve ekşi mandalina ile limon klasik olarak reflüyü tetiklerler. Çok asitli olduklarından bu gıdaların tüketilmesi mide ve göğüste yanmaya neden olabilir. Özellikle aç karnına yenmemelidirler. Miktar sınırlandırıldığı ve tok tüketildiği sürece çok sorun yaratmayabilirler.

Domates ve reflü

Likopen içermesi nedeni ile özellikle son yıllarda çok sağlıklı bir sebze olarak nitelendirilen domates asidik yapıda olduğundan özellikle yatkınlığı olan kişilerde reflüye neden olabilir. Aç karnına tüketilmesi reflüyü daha da artıracaktır. Pişmiş domatesin böyle bir etkisi yoktur.

Baharatlar ve reflü

Acı yeşil biber, kırmızı biber ve karabiber içeren gıdalar reflünün en büyük tetikleyicilerindendir. Baharatlar aşırı tüketildiklerinde reflüsü olmayan kişilerde dahi midenin savunma mekanizması olan alkali örtüye zarar verebilirler. Reflü hastalığı olan kişilerde ise asit salınımını artırarak göğüste yanmayı tetiklerler. Bu nedenle çoğu kez yanma hem mide hem de göğüste algılanabilir.

Nane ve reflü

Çoğu kez mide bağırsak hastalıklarında rahatlama ve tedavi amaçlı kullanılan nane aslında bir reflü tetikleyicidir. Yemek borusu ve mide arasındaki kapak düzeneğinde gevşemeye yol açtığından mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçışını artırır ve reflüyü başlatır. Özellikle mide içi basıncının arttığı yemek sonrası dönemde tüketilmemelidir.

Eski kaşar, fıstık, yağlı pirzola ve reflü

Bu gıdaların ortak paydası hepsinin çok yağlı olmasıdır. Yağlı gıdalar mide boşalımını geciktirir. Mide boşalımı geciktiğinde basınç yüksek kalacağından mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçışı hızlanacak ve kolaylaşacaktır. Özellikle de akşam yemeklerinde yağlı gıdalardan kaçınılmalıdır.

Alkol ve reflü

Özellikle fermente edilmiş alkoller (kırmızı şarap, Viski, konyak ve bira) reflüyü arttırır. Özellikle yağlı bir yemeğe eşlik ettiklerinde bu etki çok daha fazla görülecektir. Reflüyü arttırmalarındaki en önemli etken nanede olduğu gibi mide ve yemek borusu arasında çalışan ve reflüye engel olan mide kapak düzeneğinin basıncını düşürmeleri ve reflüyü kolaylaştırmalarıdır.

Kafein ve reflü

Kahve, çay, tatlandırılmış gazlı içecekler, buzlu çay gibi kafein içeren içecekler çoğu reflü hastasının yakından bildiği gibi reflüyü çok hızlı şekilde tetiklerler. Kahve severlerin sabah kahvesi sonrasında gün sonunda kahve ve kafein içeren diğer içecekleri tüketmemeleri gerekir.

Çikolata ve reflü

Çikolata iki nedenle reflüye yol açar. Birincisi özellikle de aç karnına ve çok miktarda tüketildiğinde yemek borusu ve mide arasındaki kapak düzeneğini gevşetmesi, ikincisi ise kendisi tek başına reflü nedeni olan bol kafein içermesidir.

Gazlı içecekler ve reflü

Gazlı içecekler yemekle birlikte tüketildiğinde zaten artmış olan mide içi basıncını, içerdikleri basınçlı gazın midede serbest hale dönüşmesi ile çok daha fazla arttırırlar. Artmış olan bu basınç ise mide içeriğinin yemek borusuna kaçışını çok kolaylaştırır.

En sık tetikleyici nedenleri kronik kabızlık ve ıkınma olan hemoroid hastalığı, Batı toplumlarında insanların yaklaşık %50’sinde hayatlarının herhangi bir döneminde görülüyor. Hastalığın seyrine göre çeşitli şekillerde tedavi edilebilen hemoroidin görülme sıklığı yaşla birlikte artabiliyor, yakınması olan bu kişilerin yaklaşık %20’sinde ise girişimsel tedavi gerekiyor.

Hemoroidal hastalık nedir?

Damar yumağı yapısında olan ve anüsün çıkışında yastıkçık görevi gören hemoroidal dokunun kalınbağırsak duvarına bağlandığı bağların kronik kabızlık, ıkınma, gebelik ve uzun süre ayakta çalışmak gibi nedenlerle zarar görmesiyle oluşan bir hastalıktır. İlaç veya girişimsel tedavi uygulanan hastaların sayısı göz önüne alındığında, tedavi maliyeti ve işgücü kaybı ile günümüz modern toplumlarının en önemli sağlık sorunlarından biridir.

Hemoroidal hastalıkta karşılaşılan en sık tetikleyici

Hastalığın en sık tetikleyicisi kabızlık ve ıkınmadır. Dışkının kıvamını yumuşatıcı diyet önlemleri hastalığın kontrol altına alınmasında önemli ve etkilidir. Rafine gıdalardan kaçınılması; kepekli ekmek ve kepekli undan üretilen gıdaların tüketilmesi; bol miktarda sebze ve meyve yenmesi; acıdan, ekşiden, mayalı içeceklerden uzak durulması ve günde en az 1,5-2 lt. sıvı alınması önerilmektedir. Spor yapmanın barsak hareketleri üzerinde düzenleyici etkisi vardır.

Hemoroidal hastalık, ilerleme durumuna göre 4 evresi

Her evrede değişik sağaltım (tedavi) yöntemleri kullanılabiliyor. Özellikle 2. ve 3. evre hemoroidlerde DeLongo yöntemi öneriliyor. Bu girişim yönteminde hemoroid dokusunda kesilme ve dikiş olmadığından girişim sonunda ağrı ve rahatsızlık hemen hemen hiç olmuyor ve hasta aynı gün evine dönebiliyor.

Yaşam tarzı değişikliklerinin ve ilaç tedavilerinin yeterli olmadığı durumlarda girişimsel yöntemlerle hastalığın tedavisi mümkündür. Girişimsel yöntemler arasında yer alan DeLongo Tekniğinin, operasyon sonrasında ağrı hissedilmediği için rahatlıkla günübirlik uygulanabilen ve hasta konforunu bozmayan bir yöntem olması sebebiyle sıkça kullanıldığını ve yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır.

Toplumumuzun erişkin nüfusunun yaklaşık yarısı yaşamının bir döneminde hemoroid ile ilgili rahatsızlık yaşıyor.

1. Hemoroid Nedir?

Hemoroid dokusu her insanda anus (makat) bölgesinde olan, toplardamar ve atardamarın doğrudan bağlantılı olduğu bir damar yumağıdır.

2. Nasıl ortaya çıkıyor?

Bu damar yumağı şişip dolaşımı bozulduğunda ya da sarktığında ağrı, kanama ya da kaşıntı yapmaya başladığında hemoroid hastalığı oluşur.

3. Hemoroidin türleri var mı?

Hemoroid; iç ve dış hemoroid olarak sınıflandırılır.

4. İç ve dış hemoroid nedir, ikisi arasındaki farklar nelerdir?

Anus (makat) iç tarafında olan hemoroid dokusu iç, anus dış kenarında olanlar ise dış hemoroid olarak adlandırılır. Temelde aynı dokunun iki farklı yerde olması dışında farkları yoktur.

5. Hemoroidin belirtileri nelerdir?

Hemoroid hastalığının en sık rastlanılan belirtileri; kanama, ağrı kaşıntı ve ele büyümüş meme gelmesidir.

6. Hemoroid eskiden daha çok yaşlılarda görülürdü. Ancak şimdi gençlerde de bu hastalığa rastlanıyor. Değişen yaşam koşulları bu hastalığın ortaya çıkışını tetikliyor mu?

Toplumumuzun yeme alışkanlığının değişmesi, daha fazla hazır ve hızlı gıda tüketmemiz, daha çok masa başı işi yapılması, daha az spor yapılması ve kilo artışı hastalığın ortaya çıkışını hem daha önceye çekiyor, hem de artırıyor.

7. Daha çok hangi yaşlarda görülüyor?

Hemoroid hastalığı hemen her yaşta görülebilmektedir ancak daha çok kırklı yaşlardan sonra ortaya çıkar.

8. Hemoroid sık görülen bir sorun mu?

Toplumumuzun erişkin nüfusunun yaklaşık yarısı yaşamının bir döneminde hemoroid ile ilgili rahatsızlık yaşıyor.

9. Acı ve baharatlı gıda tüketenlerde hemoroid görülür mü?

Aşırı baharat kullanımı dışkıyı etkilediğinden hemoroid dokusunu etkiler ve yakınmaları tetikleyebilir.

10. Kimler hemoroid riski altında?

Süreğen kabızlığı olan kişiler, ıkınarak ve uzun sürede tuvalet yapan kişiler ve aşırı kilolu insanlar en büyük çekinceye sahiptir.

11. Hemoroidin genetik etkisi var mı?

Bazı ailelerde damar duvarı ile ilgili kalıtımsal özellik nedeni ile varis ve hemoroid hastalığı daha sık görülebilir.

12. Hemoroid başka bir hastalıkla karıştırılabilir mi?

Hemoroid hastalığı belirtileri kalın barsak kanseri, kalın barsağın yangısal hastalıkları (kolit) ve makat bölgesinin diğer bazı hastalıkları ile karışabilir.

13. Hemoroid ne tür şikâyetlere neden oluyor?

En sık rastlanılan yakınmalar ağrı, kanama, sarkma, kaşıntı ve şişen memelerin ele gelmesidir.

14. Hemoroid için neden bir uzmana başvurmak gerekiyor?

Bu belirtiler artığında ya da süreğen hale geldiğinde, kişinin yaşam kalitesini bozduğunda bir genel cerrahi uzmanına danışılmalıdır.

15. Hemoroid kadında mı, yoksa erkekte mi daha sık görülüyor?

Her iki cinste de eşit oranda görülmektedir.

16. Hemoroid teşhisini kendi kendimize koyabilir miyiz?

Hemoroid memesi dışarıda ve şiş ise tanı için yeterlidir. Ancak bir genel cerrahi uzmanı tarafından muayene edilmeden yakınmaların (özellikle kanamanın) yalnızca hemoroidden kaynaklandığı doğrulanamaz.

17. Hemoroid nasıl teşhis ediliyor? Detaylı olarak anlatalım.

Hemoorid tanısı bir genel cerrahın muayenesi ve endoskopik inceleme (sigmoidoskopi ya da kolonoskopi) ile konulur. “Endoskopik inceleme” ince, uç kısmında ışık olan kıvrılabilir bir cihazla hastanın canı yanmadan iç hemoroid dokusunun ve gereğinde tüm barsağın incelenmesine verilen addır.

18. Teşhis yöntemlerini detaylı olarak yazar mısınız?

Tanı yöntemleri; el ile muayene ve endoskopik incelemedir.

19. Hemoroidin teşhis edilmesi ne kadar sürer?

Muayene çok basit ve kısa bir işlemdir. En fazla birkaç dakika sürer. Endoskopik inceleme ise gerekli barsak temizliği sonrası barsağın tamamın ya da bir kısmının incelenmesine bağlı olarak 5 ile 20 dakika arasındadır.

20. Hemoroid nasıl bir tedavi yöntemi uygulanıyor?

Hemoroid hastalığının sağaltımında, evresine bağlı olarak birçok yöntem kullanılmaktadır.

21. Cerrahi tedavi kesin çözüm sağlıyor mu?

Cerrahi girişimlerde hiçbir zaman % 100 garantili bir çözüm beklenilemez. Ancak en kalıcı ve kesine yakın çözüm elbette cerrahi girişimdir.

22. Ne zaman cerrahiye gerek duyuluyor?

Özellikle evre 2 ve üstü hemoroid hastalığında, kişinin yaşam kalitesini bozan durumlarda ve ilaç tedavisinin yanıtsız olduğu ya da ilacı bırakınca yineleyen yakınma durumunda cerrahi önerilir.

23. Hemoroid tekrarlar mı?

Sağaltım sonrası aşırı kabızlık ile ilgili gerekli önlemler alınmaz, hasta sürekli ıkınırsa, kısa sürede aşırı kilo alır ise ya da gebelikte hemoroid hastalığı yineleyebilir.

24. Kremler ya da ilaçlar hemoroidi geçirir mi?

Krem ve ilaç tedavisi hemoroid yakınmalarını azaltabilir ya da kısa süre için geçirebilir ancak özellikle evre 2 ve üstü hemoroid hastalığında kalıcı çözümü sağlamaz.

25. Hemoroid konusunda alternatif çözümler var mı?

Hemoroid hastalığı çok eski ve çok yaygın bir hastalık olduğundan geliştirilmiş birçok sağaltım yöntemi vardır. Kabul edilmiş tıbbi uygulamaların yanı sıra, birçok yöntemin denendiğini gözlemliyoruz ancak bilinçsizce yapılan bu sağaltım denemeleri çoğu kez istenmeyen ve hastanın yaşam kalitesini daha da bozan sonuçlar doğuruyor.

26. Çok ilerlemiş vakalarda hemoroidin kansere dönüşme riski var mı?

Hemoroid hastalığında hücresel düzeyde kanserleşme bildirilmemiştir.

27. Kimlerin ameliyat olması gerekiyor?

Hemoroid hastalığının neden olduğu yakınmaları sıklaşan, ilaç kullanımına rağmen yakınmaları yineleyen, yaşam düzeyinde belirgin kötüleşme yaşayan hastaların ameliyat olması önerilir.

28. İkinci derece hemoroidi olan bir hasta mutlaka üçüncü ve dördüncü evre hemoroidi olan gibi mutlaka cerrahi yönteme mi başvurmak zorunda?

2. evrede eğer yakınmalar sık değil ise ilaç kullanımı ile rahatlama sağlanabilir.

29. Hemoroidde meydana gelen ve sık sık tekrarlayan kanamadan dolayı hastalarda kansızlık şikâyeti görülebilir mi?

Eğer sürekli hale gelen kanama varsa, her defasında çok kanamasa da, çok ciddi boyutlarda kansızlığa neden olabilir.

30. Hemoroidde lazer tedavisi nedir?

Hemoroid hastalığında lazer tedavisi aslında bir dağlama yöntemidir. Evre 1 ve kanamanın ön planda olduğu hemoroid hastalığında kullanılabilir.

31. Lazer tedavisi kesin çözüm sağlar mı?

Lazer tedavisi hemoroid hastalığında kesin çözüm sağlamaz.

32. Lazer ve cerrahi tedavi yöntemi arasındaki farklar neler?

Cerrahi yöntemlerde hemoroid memesi çıkartılır ya da yukarı asılır. Lazer tedavisinde ise lazer ışınının neden olduğu ısı hasarı ile doku dağlanır.

33. Hemoroid ameliyatı nasıl yapılıyor?

Hemoroid hastalığında çok sayıda ameliyat yöntemi vardır. Klasik ameliyatta büyümüş memeler kesilerek çıkartılır. Bu çok ağrılı ve iyileşmesi uzun süren bir ameliyat olduğundan hastalar çok dayanılmaz oluncaya kadar genelde cerrahiden çekinirlerdi.

Ancak “De Longo Yöntemi” olarak adlandırdığımız yeni cerrahi yöntemle hem ağrısız hem de iyileşmesi çok kısa süren cerrahi artık olasıdır. De Longo yönteminde hemoroid memeleri kesilip çıkartılmaz. Sarkmış ve bu nedenle şişmiş olan hemoroid memeleri olmaları gereken yere çekilirler. Bu işlem kalın barsak içinde ağrı algısı olamayan bölümde yapıldığından sonrasında hemen hiç ağrı olmaz. Günü birlik uygulanabilen bir tedavi yöntemidir. Hastalar 2 gün içinde işlerine dönebilirler.

34. Oturma banyosu nedir?

Oturma banyosu çoğunlukla tuvalet sonrasında ılık suya oturma ile yapılan ve şişmiş, ağrıyan ya da kaşıntıya neden olan memeleri rahatlatmak amacı ile uygulanan bir yöntemdir.

35. Tüm hemoroidi olanlara önerilir mi?

Tüm hastalarda işe yaramamakla birlikte, yapılmasında hamilelik dönemi dışında sakınca yoktur.

36. Oturma banyosu ne kadar zamanda bir yapılmalı?

Günde 2 kez ya da tuvalet sonraları önerilmektedir.

37. Oturma banyosu ne kadar süre yapılmalı?

10 -15 dakika yeterlidir.

38. Hemoroid gebelik sırasında daha mı sık görülüyor?

Hemoroid sorunu kadınlarda en sık gebelik dönemi ya da loğusalık döneminde görülür.

39. Nedenleri nelerdir?

Gebelik sırasında kadınlarda kan miktarının çok artması, büyüyen rahmin toplar damarlara yaptığı bası ve gebelik nedeni ile değişen hormonların damar duvarında yaptığı gevşetici etki ve elbette gebelikte kabızlığın da daha sık olması hemoroid hastalığının çok daha artmasına neden olmaktadır.

40. Nasıl tedavi ediliyor?

Gebelik döneminde elbette olduğunca cerrahi tedaviden kaçınırız. Sıvı alımının artırılması, bol lifli gıda ile beslenilmesi, hareketin artırılması önerilir. Oturma banyosu olmasa da sıcak ve ılık su duşu uygulanabilir. Aşırı kabızlıkta dışkı yumuşatıcı şuruplar kullanılabilir. Yerel etkili krem ve fitiller kullanılabilir. Ancak tüm bu önlemlere rağmen nadir de olsa cerrahi tedavi kaçınılmaz olabiliyor.

41. Kabızlık ile hemoroid arasında ilişki var mı?

Kabızlık hemoroid hastalığının belki de en önemli hazırlayıcı nedenidir. Kabızlık nedeni ile ıkınılması hemoroid dokusunu her tuvalette aşağı ve dışarıya iter. Sarkan hemoroid memesinde dolaşım bozulur, kan göllenir; bu da daha çok sarkmaya neden olur.

42. Hemoroidden korunmak mümkün mü?

Gerekli önlemler çoğu kez hemoroid hastalığını engelleyebilir.

43. Nasıl önlemler alabiliriz?

Öncelikle tuvalet alışkanlığımızı kaybetmemeli ve her gün düzenli olarak tuvalete gitmeliyiz. Bol sıvı alınmalı, bol meyve sebze, bol lifli gıda tüketilmeli ve hızlı gıdadan uzak durulmalıdır. Olası olduğunca az işlenmiş gıdaları seçmeli ve hareketimizi artırmalıyız.

44. Stres hemoroidi etkiliyor mu?

Stres bedenimizin her hücresinde dolayısı ile her hastalıkta etkilidir.

45. Çay, kahve, alkol tüketimi hemoroid riskini artırıyor mu?

Kahve tüketimi çoğu kez barsak hareketini artırır ve kabızlığı engelleyici etkisi vardır. Alkol ile özellikle mayalı içecekler (bira kırmızı şarap) ile alındığında hemoroid hastalığını tetikleyebilir.

Safra kesesinin görevi, karaciğerin ürettiği safrayı depolamaktır.

Sindirim sırasında, safra kesesi kasılarak içindeki safrayı bağırsağa boşaltır. Böylelikle yağlı maddelerin emilimi gerçekleşir.

Son yıllarda, özellikle ultrasonografinin yaygın olarak kullanılmasıyla çokça duymaya başladığımız safra kesesi hastalığı, ‘safra kesesi polipleri’dir. Görülme sıklığı yüzde 3 ile yüzde 6 arasındadır. Safra kesesi polipleri iltihaba neden olabilirler. Ancak genellikle bulgu vermeden sessiz kalır.Poliplerin endişe veren özellikleri ise kanserleşme riskleridir.

Safra kesesi polipleri için izlenecek yol haritası

Safra kesesi poliplerinin tanı ve tedavisiyle ilgili izlenmesi önerilen bir yol haritası oluşturulmuştur. En önemli parametre ultrasonografide belirlenen polipin boyutudur.

  • 20 mm’nin üzerindeki boyuta sahip safra kesesi polipleri kanser gibi düşünülerek mutlaka en kısa sürede ameliyat edilmelidir.
  • 10-20 mm. arasındaki polipler ‘kanser şüpheli’ olarak nitelendirirler. Safra kesesinin ameliyatla alınması gerekir.
  • Safra kesesi poliplerinin yaklaşık yüzde 90’ı 1 cm’in altındadır. Şayet yemeklerden sonra şişkinlik, ağrı, bulantı,ateş gibi safra kesesi iltihabı bulguları varsa, safra kesesi ameliyatla alınmalıdır.
  • Boyutu 5 mm’nin altında olan ve herhangi bir yakınmaya yol açmayan polipler, 6 ay arayla ultrasonografiyle kontrol edilir. Büyüme görülmezse bu kontrol her yıl tekrarlanır. Büyüme görüldüğünde veya iltihap bulguları oluştuğunda, ameliyat kararı verilir. Aksi durumda takibe devam edilebilir.
  • 5 mm. ile 1 cm. arasındaki sessiz poliplerde ilk kontrol ultrasonografisi 3 ay sonra, diğer kontroller ise 6 ayda bir yapılmalıdır. Üçüncü kontrolden sonra boyutta değişiklik olmamışsa, yıllık ultrasonografilerle takibe devam edilir.

Ne zaman ameliyat olmalı?

Safra kesesi polipleri, kimi zaman safra kesesi taşları ile bir arada görülebilir. Bu durumda, boyutu 1 cm’in altında dahi olsa, safra kesesi ameliyatı hekimler tarafından önerilmektedir

Kalın Bağırsak İle İlgili Sık Sorulan Sorular

Kalın bağırsak ile rektum farklı organlar mıdır?

Rektum, kalın bağırsağın anüse açılan yaklaşık 15 cm'lik son kesiminin adıdır. Kısaca kalın bağırsağın bir bölümüdür.

Kalın bağırsak kanseri önlenebilir bir hastalık mıdır?

Kalın bağırsak kanserlerinin % 85 – 90 kadarı yaklaşık 5 – 10 sene içinde gelişip büyüyen bir polipten kaynaklanır. Dolayısıyla bilimsel olarak da gösterilmiştir ki uygun aralıklarla kolonoskopi yapılması ve saptanan poliplerin endoskopik yolla çıkarılması kalın bağırsak kanseri oranını belirgin bir şekilde düşürmektedir.

Önerilen yaklaşım ailesinde kalın bağırsak kanseri olmasa bile her insanın 50 yaşında bir kez kolonoskopi yaptırmasıdır. Polip saptanmazsa beş ile on yıl aralıklarla devam edilmeli polip saptanırsa hekimin belirleyeceği düzende kontroller yapılmalıdır.

Ailemde çok sayıda kalın bağırsak kanserli hasta var. Ne yapmalıyım?

Kalın bağırsak kanseri ailevi bir özellik taşıyabilir. Durumu mutlaka hekiminize anlatıp bilgi almalısınız. Ailesinde iki ya da daha fazla kalın bağırsak kanseri olan kişilerde ilk kolonoskopi için 50 yaşı beklenmez.

Ailedeki en genç kanserli kişinin yaşından beş yaş öncesinde kolonoskopi kontrolleri başlatılır.

Kalın bağırsak kanseri ameliyatsız tedavi edilemez mi?

Kalın bağırsak kanserinin gerçek tedavisi ilgili kesimin ameliyatla çıkarılmasıdır. Kemoterapi ve ışın tedavisi cerrahiye yardımcı olmak üzere ameliyattan önce veya sonra uygulanabilir ancak tek başlarına tam tedavi sağlayamazlar. Ancak ameliyat ile tedavi edilemeyecek kadar ileri hastalıkta ameliyat yerine diğer tedavileri öneriyoruz.

Ne zaman torba uygulanır?

Torba yani kolostomi ya da ileostomi birkaç farklı durumda uygulanır. Tümör rektumun son kesiminde ise anüsün korunması mümkün olmayabilir ve bu durumda kalın bağırsak kalıcı olarak torbaya alınır yani kolostomi yapılır. Bugünkü koşullarda bu torbanın kapatılması ve yeni bir anüs oluşturulması söz konusu değildir.

Bazen de rekumdaki tümör çıkarıldıktan sonra kalın bağırsağın birbirine birleştirildiği yerdeki yara tamamen iyileşinceye kadar o bölgeye dışkı gelmemesi istenir. Bu durumda ince bağırsak torbaya bağlanır (ileostomi). Sıklıkla ameliyat öncesi ışın tedavisi alan hastalarda uygulanan bu ileostomi birkaç hafta sonra yeni bir ameliyatla kapatılır ve hasta normal yolla dışkılamaya devam eder.

Bazı durumlarda ameliyatın bir komplikasyonu olarak kalın bağırsağın bağlantı yerinden sızıntı olabilir ve bu durumda da tekrar ameliyatla torba uygulanır.

Bazen de kalın bağırsaktaki tümör bağırsak tıkanıklığına yol açıp acil ameliyat gerektirebilir. Bu gibi durumlarda acil şartlarda hastayı fazla riske sokmamak için hekim öncelikle bir torba uygulayarak bağırsağın boşalmasını ve asıl ameliyatın daha sonraya bırakılmasını tercih edebilir.

Gastroözofageal Reflüde Beslenme

Önerilmeyen besinler:

Gastroözofageal reflü semptomlarını azaltmak veya yok etmek için, aşağıdaki besinleri diyetinizden sınırlayabilirsiniz veya çıkarabilirsiniz:

Çikolata

Alkollü içecekler

Kafeinli içecekler ( çay, kahve, gazlı içecekler, enerji içecekleri gibi)

Yağ içeriği yüksek besinler:

Tam yağlı süt/yoğurt, krema, tam yağlı peynir çeşitleri, kakao

Kızartma ürünleri, şarküteri ürünleri (sosis, salam vb.),

Dondurulmuş ürünler

Kuruyemişler (**beslenme programınızda diyetisyeninizin belirlediği ölçülerde tüketilebilir, fazla tüketimi önerilmemektedir)

Karbonhidrat içeriği yüksek hamur ve hamur işleri ve şerbetli-yağlı tatlılar

Fazla yağ tüketimi ( Günlük tüketim toplam 4 yemek kaşığı sıvı yağı geçmemelidir)

Herhangi bir semptoma sebep olan sebze / meyveler ( Sebze ve meyve semptomları kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir)

Kuru baklagiller (kuru fasulye, nohut, barbunya vb.- Kişi semptomlara göre diyetinde sınırlayabilir veya diyetinden çıkarabilir)

Turşu, soğan, sarımsak, nane ve nane şekeri, sirke, et suyu ile hazırlanmış yemekler

Yaşam tarzı değişiklikleri

Haftada en az 3-4 gün tok karnına olmadan fiziksel aktivite yapmaya özen gösterilmelidir.

Sıkı giysiler giymekten kaçınılmalıdır.

Sigara kullanılmamalı, kullanılıyor ise bırakılmalıdır.

Reflüsü olan bireyler, yemeklerden hemen sonra uzanmamalı ve uyumamalıdırlar. Uzandıkları zaman, yatağın baş kısmını yastık desteği ile yaklaşık 15-20 cm yükseltmeleri, gece boyunca oluşacak reflü riskini azaltacaktır.

Aşırı sıcak ve aşırı soğuk besin tüketiminden kaçınılmalıdır.

Beslenme düzeni ile ilgili dikkat edilmesi gereken son önemli nokta ise, sıvı tüketimidir. Ana öğünlerde çok fazla sıvı tüketimi reflüyü tetikleyebilir. Bu nedenle, sıvılar yani su ve içeceklerin tüketimi ana öğünler yerine, ara öğünlerde tercih edilmelidir. Günlük ihtiyacımız olan 8-10 bardak su tüketimi de kesinlikle sağlanmalıdır.

Gastroözofageal reflü hastalar 1 günlük nasıl beslenmeli?

Örnek menü:

Sabah:

4-5 yemek kaşığı yulaf + 1 çay bardağı az yağlı süt (100 ml) ile birlikte (az miktarda tarçın eklenebilir)

1 adet haşlanmış / fırınlanmış elma

Ara:

2 adet grissini + 1 dilim az yağlı peynir (30 gr)

Öğle:

Izgara veya fırında balık

Buharda sebze ( 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile)

1 dilim tam buğday ekmeği(25 gr)

Ara:

1 kase komposto (şekersiz)

Ara:

Yarım muz + Rezene veya karanfilli çay

Akşam:

6 yemek kaşığı etli sebze

1 kase yağsız yoğurt (200 gr)

2 yemek kaşığı haşlanmış makarna

Son Ara ( Uyumadan 3 saat önce):

1 çay bardağı yağsız süt (100 ml)

6-7 adet çig badem

1- Depresyon: Halsizlik, yorgunluk, başağrısı, iştahsızlık en sık rastlanan bulgulardır.

2- Yeterli ve Kaliteli Uyku Uyumamak: Yetişkinler günlük ortalama 7-8 saat uyku uyumalıdır. Büyüme/gelişme çağındaki çocuklar ise, 9-10 saatten daha az uyumamalıdır. Uykuda yenilenemeyen ve dinlenemeyen bir vücutla yeni güne başlamak, yıpratıcı bir sürece girmeye neden olur.

3- Uyku Apnesi: Çoğunlukla aşırı kilolularda (morbid obezler) ya da KOAH hastalarında görülür. Uyku sırasında belirli aralıklarla solunum durur. Bu kesintiler kişiyi uykudan uyandırır ya da derin ve sağlıklı bir uyku yaşamasına engel olur. Kişi yatakta yatar, fakat debelenip durur. Çözüm, aşırı kiloları vermek, sigara ve benzeri risk faktörlerini hayattan uzaklaştırmaktadır.

4- Yetersiz Beslenme: Az yeme sonucu oluşan enerji eksikliği, bitkinlik, kan şekerinin düşük seyretmesi, kişiyi yorgun ve halsiz kılar. Bu hastaların 3 öğün düzenli yemek yemesi, ara öğünler alması, protein ve karbonhidrat tüketimine dikkat etmesi gerekir.

5- Kansızlık: Kadınlarda daha sık görülür. Adet kanamasının aşırı olması en çok rastlanan nedenidir. Aşırı kanama demir eksikliği yaratır. Demir dokulara oksijen taşınmasını sağlar. Kansızlık oluştuğunda dokular yeterince oksijenlenemediği için yorgunluk baş gösterir. Kansızlık, basit hastalıklargrubunda olmasına rağmen, nadiren de olsa önemli ve hayati birçok hastalığın öncü bulgusu olabilir. Bu nedenle, tedavi edilmeden önce mutlaka nedeni belirlenmelidir.

6- Aşırı Kafein Tüketilmesi: Aşırı kafein tüketimi yorgunluğa sebep olur. Sinirlilik, uykusuzluk, kalp atım hızının artması, tansiyon yüksekliği başlıca bulgularıdır. Kafeinli içecek, ilaç, kahve ve çayın aşırı tüketiminden kaçınmak çözüm yoludur.

7- Sıvı Kaybı: Yetersiz sıvı alınmaması ya da aşırı sıvı kaybı dehidratasyonu oluşturur. Yeterli sıvı tüketimi sorunu çözecektir.

8- Vardiyalı İşten Kaynaklanan Uyku Düzensizliği: Dönüşümlü gece/gündüz çalışmak, vücudun bioritmini altüst eder ve uyku düzensizliğine sebep olur. Uyunan alanın sessiz, loş ve karanlık tutulması, uykuyu kolaylaştırır.

9- Besin Alerjileri: Klinik olarak alerji bulguları vermese de, yorgunluk kendini zinde hissedememe gibi bulgularla seyredebilir. Alerji yapan besinlerin belirlenmesi sorunu çözecektir.

10- Kalp Hastalığı: Kalp yetmezliği, endokardit (kalbin iç yüzü iltihabı), perikardit (kalp zarı iltihabı), hipertansiyon, hipotansiyon vb. bilhassa egzersize ve aktiviteye dayalı durumlarda kendini gösterir. Giderek kolay yapılan işlerin yapılmasında zorluk çekme söz konusudur. Kişinin zaman kaybetmeden hekimine başvurması gerekir.

11- Şeker Hastalığı: Yüksek kan şekeri, hücreye girip metabolize edilemediğinden enerji kaynağı olarak kullanılamaz. Yeterince besin tüketilmesine rağmen enerjisiz kalan vücutta yorgunluk baş gösterir. Uygulanacak ilaç tedavisi, diyet ve egzersiz, hastalığı kontrol altına alacaktır.

12- Reaktif Hipoglisemi: İnsülin salgılanmasında bozukluk olduğunda, yemek sonrası kan şekeri düşüklüğü ortaya çıkar. Yorgunluk, halsizlik, sinirlilik, tahammülsüzlük, baş ağrısı, baş dönmesi en sık bulgularındandır. Diyabetin erken evresi olarak kabul edilir. Nörotik ve depresif hastalıklarla karıştırılabilir. Diyet ve egzersiz sonucu kilo verildiğinde bu durum düzelir.

13- İnsülin Direnci: Gün içinde acıkma atakları, canı tatlı çekme, yemek sonrası uyku gelmesi, halsizlik, yorgunluk sık bulgularındandır.

14- Hipotiroid: Tiroid bezinin çalışmaması ya da az çalışması durumudur. Metabolizma yavaşlar. Kişi kendini halsiz ve yorgun hisseder. Kilo alır. Vücutta doku aralıklarında ödem olur. Dışarıdan verilecek tiroid hormonu yeniden vücut dengesini kurar ve durumu düzeltir.

15- Böbrek Üstü Bezi Yetersizliği: Kortizon hormonu eksikliği sonucu ileri derecede halsizlik ve yorgunlukla ortaya çıkar. Tiroit yetersizliği ile eş zamanlı olarak seyredebilir. Bu hastalarda öncelikli olarak böbrek üstü bezi hormonu verilir. Bir kaç gün sonra da tiroit hormonu ilave edilerek tablo düzeltilir.

 16- Gizli İdrar Yolu Enfeksiyonu: İdrarda yanma hissi, acil işeme hissi olmaksızın, yorgunluk ve halsizlik ortaya çıkar. İdrar tetkik ve antibiyoterapi ile sorun kısa sürede çözülür.

17- Enfeksiyonlar: Sıtma, Tüberküloz, HIV Enfeksiyonu, Sitomegalovirus Enfeksiyonu, Öpücük Hastalığı, Grip, Hepatit Enfeksiyonu, en sık karşılaşılan halsizlik ve yorgunluk yapan rahatsızlıklardır.

18- Vücuttaki Kimyasallar: Vitamin ve mineral eksikliği, zehirlenme halsizlik yapar. Fazla alkol tüketimi uykuya geçişi zorlaştırdığı ve derin uykuya engel olduğu için yorgunluğa sebep olur. D vitamini eksikliği de halsizlikve yorgunluk duygusunun sorumlularındandır.

19- Diğer Hastalıklar: Cushing hastalığı, Akromegali, böbrek ve karaciğer hastalığı elektrolit bozukluğuna sebep olan rahatsızlıklardır.

20- Menopoz: Bu dönemde uyku bozukluğu sık görülür. Gece terlemesi, sıcak basması, hormon dengesizliği sonucunda yorgunluk ve halsizlik oluşur.

21- Kanserler: Hastalığın kendisi ve tedavisi için kullanılan kemoterapi/radyoterapi halsizlik ve yorgunluk yapar.

22- Sistemik Hastalıklar: Romatoid Artrit, Fibromiyolji, Lupus hastalığında yorgunluk sıkça görülür.

23- İlaç Kullanımı: Antidepresanlar, steroidler (kortizon), alerji ilaçları, hipertansiyon ilaçları, kaygı giderici ilaçlar, kolestrol düşürücü statinler, sakinleştiriciler ile tedavide yorgunluk rastlanabilir bir durumdur.

24- Parazit Hastalıkları: Parazitler bedenimize ait gıda ve kanla beslenirler. Özellikle çiğ et ve kirli ellerle yapılan yemekler, sağlıksız et kesimleri başlıca oluşum sebepleridir. Parazitler, kansızlık, vitamin ve mineral eksikliğine yol açarak, vücutta halsizlik ve yorgunluğa neden olurlar.

25- Kronik Stres: Aşırı gerilime bağlı halsizlik ve yorgunluk söz konusudur.

26- Bunama: Yorgunluk ve halsizlik yapar.

27- Reflü: Beslenme düzensizliği nedeniyle halsizlik yapar.

28- Aşırı Kilo (Obezite): Metabolik ve mekanik sebeplerle yorgunluk yapar.

29- Alerjik Rinit: Burun tıkanıklığı, solunum yetersizliği, yardımcı solunum kaslarının fazla çalışması yorgunluk sebebidir.

30- Seratonin Hormonu Yetersizliği: Seratonin beyinden salgılanır. İştah ve uykuyu düzenler. Yediğimiz karbonhidratlar, insulinle eş zamanlı olarak geçici seratonin salgılatırlar. Seratonin azlığı kişiyi tatlıya yönlendirir. Örneğin, çikolatadaki triptofon, beyinde seratonine dönerek kişiye mutluluk duygusu verir. Stres ortamı seratonini oluşturur; kişiyi atıştırmalara yöneltir. Ayrıca kilo alımını tetikler. Yorgunluk ve halsizlik bütün bu süreçlerin doğal sonucudur. Aşırı insülin ve seratonin salınımının kontrol altına alınması, kilo alımının denetlenmesi konusunda kolaylık sağlar.

Öncelikle vücudunuzu bu konuda terbiye edemeyeceğinizi çok iyi anlamak gerekiyor. Hayatımızda doğa ile savaşıp kazanabildiğimiz bir durum söz konusu değildir. Zira doğa çok güçlüdür. Yendim sanarsınız ama aslında çok büyük zararlara uğramışsınızdır. Doğa ile uyumlu yaşadığınızda ise mutlu ve huzurlu olursunuz.

Birçok insan vücudunu terbiye ettiğini ve her sabah aynı saatte ve sıklıkla aç karnına tuvalete giderek dışkıladığını söyler. Dışkılama konusunda yapılabilecek en büyük hataların başında gelen bu davranışı kesinlikle yaşamınızdan çıkarmalısınız.

Dışkılamak için dışkılama gereksinimini beklemelisiniz. Vücudunuzun dilini anlamaya çalışırsanız aslında dışkılamaya hazır olduğunu size ne kadar açık bir şekilde ifade ettiğini göreceksiniz. Vücudunuzun dilini anlayamıyorsanız sabah kahvaltınızı yapın ya da akşam yemeğinizi yiyin ve oturup vücudunuzu dinleyin. Yaklaşık yarım saat içinde size dışkılama ihtiyacının sinyallerinin gelmeye başladığını göreceksiniz. Yani vücudunuz kapının anahtarı kendisinde olan kilidini açmıştır artık. Gidip dışkılamanızı rahatça gerçekleştirebilirsiniz.

Bunu yaparken tuvalette vakit geçirmeye kalkmayın. Kitap, dergi, gazete okumayın. Televizyon seyretmeyin. Mobil cihazınızla internete girmeyin. Tuvalet dışkılama mekanıdır ve sadece o işin yapılması gerekir.

Tuvalete oturduğunuzda eğer yapamıyorsanız birkaç dakika bekleyip kalkın. Zorlamayın. Kilit açılmamış demektir. Çıkın ve beklemeye devam edin. Daha sonra tekrar denersiniz.

Tekrar hatırlatayım, "vücudumu terbiye ettim, her sabah aynı saatte dışkılarım" safsatasından lütfen uzak durun.

Vücudunuz hazır olmadan zorla dışkılarsanız kapının kilidi kırılacaktır. Bunun sonucunda zamanla hemoroidleriniz sarkıp sorun yaratmaya başlayacak ya da makatınızda son derece ağrılı bir çatlak oluşabilecektir. Buna lütfen izin vermeyin.

Dışkılama insan yaşamının önemli işlevlerinden birisidir. İnsan organizması ağızdan alınan besinlerin sindirim kanalında sürekli ileriye ilerletilmesi, bu esnada sindirim işlemine tabi tutulması ve sonunda anüs yolu ile kontrollü olarak çıkarılması üzerine kurulmuştur. Ancak hiç unutulmaması gereken şey, bu faaliyetin aynen soluk alıp verişimiz, aynen kalbimizin atışı gibi bizim kontrolümüzde olmadığıdır. Vücutta "başına buyruk" olarak tanımlayabileceğimiz bir "otonom sinir sistemi" vardır ve bu sinir sistemi yaşamsal faaliyetleri bizim inisiyatifimize bırakmaksızın düzenlemektedir.

Nasıl ki heyecanlanınca ya da korkunca kalp atım hızı artar, tansiyonumuz yükselir ya da soluk alıp verişimiz hızlanırsa duygusal faktörler sindirim sisteminin çalışmasına da değişik şekillerde etki ederler. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi bizim bu değişikliklere bilinç düzeyinde doğrudan etki etmemiz söz konusu değildir.

İşte dışkılama işlevi, bu otonom sinir sistemi ile bilinçli kontrolümüzdeki "somatik sinir sistemi"'nin ortak kontrolü altındadır.

Makatı sararak dışkıyı kaçırmamamızı sağlayan kaslar iki temel grupta toplanır. Bunlardan iç sfinkter dediğimiz kas otonom sinir sistemince kontrol edilir. Yani biz istemli olarak bu kası kasamayız, gevşetemeyiz.

Dış sfinkter denilen kaslar ise bizim kontrolümüzdedir. Normalde kasılı bulunan bu kasların dışkılama sırasında gevşeyerek yolu açmaları gerekir ki normal ve sağlıklı bir dışkılama yapılabilsin.

Dışkılama işlevini daha iyi anlayabilmek için evinizin kapısı ile olan benzerliği ortaya koymakta yarar var. Bugün ev kapılarımızda sıklıkla iki farklı kilit kullanıyoruz. Şimdi şöyle düşünelim: Kilitlerden birisinin anahtarı bizde ama diğerinin anahtarı bizde değil. Anahtarı bizde olmayan kilit sadece belirli zamanlarda ve koşullarda açılıyor. Siz anahtarına sahip olmadığınız kilit açılmadan evden çıkmak isterseniz kendi kilidinizi açıyorsunuz ve zorlayarak diğer kilidi de kırarak dışarıya çıkıyorsunuz.

İşte dışkılamada da eğer vücut dışkılamaya hazır değil ise yani kendi kilidini açmamışsa siz dışkılama işlemini zorlanarak (ıkınarak) gerçekleştirebilirsiniz ama bunun karşılığında makatınızda bulunan birçok yapıya zarar vererek birçok hastalığa zemin hazırlarsınız.

Makatımızdaki kontrolümüz altında olmayan kilit ne zaman açılmaktadır? Genellikle yemek özellikle de sabah kahvaltısı bu kilidi açan en güvenilir anahtardır. Ciddi bir fiziksel egzersiz de kilidin açılmasını sağlayabilir.

Torba yani kolostomi ya da ileostomi birkaç farklı durumda uygulanır. Tümör rektumun son kesiminde ise anüsün korunması mümkün olmayabilir ve bu durumda kalın bağırsak kalıcı olarak torbaya alınır yani kolostomi yapılır. Bugünkü koşullarda bu torbanın kapatılması ve yeni bir anüs oluşturulması söz konusu değildir.

Bazen de rekumdaki tümör çıkarıldıktan sonra kalın bağırsağın birbirine birleştirildiği yerdeki yara tamamen iyileşinceye kadar o bölgeye dışkı gelmemesi istenir. Bu durumda ince bağırsak torbaya bağlanır (ileostomi). Sıklıkla ameliyat öncesi ışın tedavisi alan hastalarda uygulanan bu ileostomi birkaç hafta sonra yeni bir ameliyatla kapatılır ve hasta normal yolla dışkılamaya devam eder.

Bazı durumlarda ameliyatın bir komplikasyonu olarak kalın bağırsağın bağlantı yerinden sızıntı olabilir ve bu durumda da tekrar ameliyatla torba uygulanır.

Bazen de kalın bağırsaktaki tümör bağırsak tıkanıklığına yol açıp acil ameliyat gerektirebilir. Bu gibi durumlarda acil şartlarda hastayı fazla riske sokmamak için hekim öncelikle bir torba uygulayarak bağırsağın boşalmasını ve asıl ameliyatın daha sonraya bırakılmasını tercih edebilir.

Kalın bağırsak kanserinin gerçek tedavisi ilgili kesimin ameliyatla çıkarılmasıdır. Kemoterapi ve ışın tedavisi cerrahiye yardımcı olmak üzere ameliyattan önce veya sonra uygulanabilir ancak tek başlarına tam tedavi sağlayamazlar. Ancak ameliyat ile tedavi edilemeyecek kadar ileri hastalıkta ameliyat yerine diğer tedavileri öneriyoruz.

Kalın bağırsak kanseri ailevi bir özellik taşıyabilir. Durumu mutlaka hekiminize anlatıp bilgi almalısınız. Ailesinde iki ya da daha fazla kalın bağırsak kanseri olan kişilerde ilk kolonoskopi için 50 yaşı beklenmez.

Ailedeki en genç kanserli kişinin yaşından beş yaş öncesinde kolonoskopi kontrolleri başlatılır.

Kalın bağırsak kanserlerinin % 85 – 90 kadarı yaklaşık 5 – 10 sene içinde gelişip büyüyen bir polipten kaynaklanır. Dolayısıyla bilimsel olarak da gösterilmiştir ki uygun aralıklarla kolonoskopi yapılması ve saptanan poliplerin endoskopik yolla çıkarılması kalın bağırsak kanseri oranını belirgin bir şekilde düşürmektedir.

Önerilen yaklaşım ailesinde kalın bağırsak kanseri olmasa bile her insanın 50 yaşında bir kez kolonoskopi yaptırmasıdır. Polip saptanmazsa beş ile on yıl aralıklarla devam edilmeli polip saptanırsa hekimin belirleyeceği düzende kontroller yapılmalıdır.

Rektum, kalın bağırsağın anüse açılan yaklaşık 15 cm'lik son kesiminin adıdır. Kısaca kalın bağırsağın bir bölümüdür.

İnce bağırsaktan kronik kan kaybı sık görülmeyen bir durum olsa da tanıda zorluklar içerir. Gastroskopi ve kolonoskopi bu gibi durumlarda yetersiz kalır. Genellikle böyle durumlarda olası bir tümörü saptayabilmek için karın tomografisi yaparız.

Tomografi bize yol göstermezse endoskopik ileri tekniklere başvururuz. Bunlardan birisi bir ilaç kapsülü şeklindeki telsiz mikro kameranın hastaya yutturularak görüntülerin bilgisayar ortamında incelenmesi yani kapsül endoskopidir. Diğer bir seçenek ise özel endoskoplarla uzun sürede uygulanabilen enteroskopi işlemidir. Hekiminiz sizi bunlara yönlendirecektir.

Ayrıca ameliyat sonrası çok sık olarak nüks'eden bir hastalıktır. Biz sadece komplikasyon varlığında ameliyat yaparız. Bu komplikasyonlar darlık nedeniyle bağırsak tıkanması, fistül yani bağırsaktan deriye normalde olmaması gereken bir kanal oluşması, tedaviye yanıt alınamayan inflamasyon gibi durumlardır. İlaçlarla kontrol altında tutulabilen bir Crohn hastasında cerrahi girişimi önermeyiz.

  • Ameliyatlardan sonra gelişen karın içi yapışıklıklar cerrahinin çözülememiş sorunlarındandırlar.
  • Ameliyattan seneler sonra bile ortaya çıkabilen tıkanıklık tablosu genellikle bir ameliyata gerek kalmadan hastane koşullarında tedavi edilip ortadan kalkabilir.
  • Ancak tekrar etmesini önleyecek kesin bir çözüm ne yazık ki yoktur.
  • Biz her karın ameliyatında karın içinde travmayı en aza indirerek, kanamayı hassas bir şekilde kontrol ederek, dokulara nazik davranarak ve mümkün olan her durumda kapalı ameliyatı tercih ederek yapışıklıklara bağlı bağırsak tıkanıklığı riskini en aza indirmeye çalışırız.
  • Ancak önceden yapılmış bir ameliyat için yapılabilecek fazla birşey yoktur.
  • Bağırsak tıkanıklığı durumunda neler olabileceğini hastalarımız aanlatıp öyle bir durumda vakit geçirmeksiniz bir sağlık kuruluşuna başvurmalarını öğütleriz.
  • Kesin olarak gerekmedikçe cerrahi girişimlerden kaçınırız çünkü her yeni ameliyat yeni yapışıklık riski anlamına gelecektir.

Aslında bu yöntemlerin hiçbiri hastalığı tedavi etmez. Sadece yutmayı biraz daha rahatlatır. Balonla dilatasyonun birkaç sefer uygulanması gerekebilir. Ameliyat ile daha erken sonuç alınabilir. Ameliyat laparoskopik yani kapalı olarak uygulanabilmektedir.

Tüm tedavi yöntemlerinin sonrasında az ya da çok reflü hastalığı oluşabilir. Akalazyanın ileride doğrudan kansere dönüşmese de akalazyalı hastalarda yemek borusu kanseri riski normal insanlara göre daha yüksektir.

Ayrıca daha başlangıçta kanserin hatalı olarak akalazya şeklinde tanılanması mümkündür. Bu nedenle akalazya tanısı kesin bile olsa her hastaya gastroskopik muayene uygulanır ve tedaviden sonra da belirli aralıklarla endoskopik kontrollere devam edilir.

Evlerde tuz ruhu ve sodyum hidroksit (kostik soda) gibi sıvıların, yağ çözücülerin, çamaşır sularının sadece orijinal ambalajlarında, çocukların uzanamayacakları yerlerde saklanması çok önemlidir. Bu tür çözeltiler hiçbir zaman bir bardağa ya da su şişesine konulmamalıdırlar. Hiçbir surette mutfaklarda bulundurulmamalıdırlar.

Özellikle yırtılma ortaya çıktığında bunun ne yazık ki ölüme kadar gidebilecek sonuçları olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki o darlığın giderilmesi için yapılacak bir cerrahi girişimin riski çok daha yüksek olabilir. Genişletme işleminin başarı oranı özellikle altta yatan sebebe bağlıdır. Genellikle tek bir genişletme işlemi yeterli olmayıp belirli aralıklarla birkaç kez yapılması ile sorunun çözümü mümkün olabilmektedir.

Akalazya adı verilen hastalık yemek borusunun hareketlerinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Kanserle ilişkisi yoktur. Hastalar katı gıdaları daha kolay yuttuklarını ifade ederler. Ayrıca intihar amaçlı ya da kaza ile içilen kimyasal maddeler içildikten hemen ya da yıllar sonra yemek borusunda daralmalara yol açabilirler. Geçirilmiş ameliyatlar, demir eksikliği anemisi ve bazı sistemik hastalıklar da kanser olmaksızın yutma güçlüğüne yol açabilirler.
Yemek borusu kanserinin erken evrelerde yakalanabilmesi ancak gastroskopik inceleme ile mümkündür. Şüphe durumunda gastroskopi yapılarak hem yemek borusu hem de mide güvenli bir şekilde incelenir. Şüpheli bölgelerden parçalar alınarak mikroskop altında kesin tanı konulur.
Erişkin insanlarda yutma güçlüğü sıklıkla kansere bağlı olsa da kanser dışı sebeplerle de yutma güçlüğü oluşabilir. Ancak yemek borusu kanseri oldukça hızlı ve kötü seyirli bir hastalık olduğu için hekim yutma güçlüğü olan bir hastada ilk olarak kanser olmadığından emin olmak ister.
Mide şikayeti olan bir insanın sigara içiyor olmasının akılla mantıkla açıklanabilir bir yanı yoktur. Sigara içince mide ağrısı çeken bir insana önerilecek in iyi tedavi sigara içmemesidir.
Bu tümörler nadir görülürler ve çok özelleşmiş hücrelerden çıkarlar. Moleküler düzeydeki mekanizmaları bilindiği için hedefe yönelik ilaç tedavilerinden yarar görürler. Yine de ideal tedavileri ameliyatla tümörün tamamının çıkarılmasıdır. Mide kanserine göre daha iyi seyrettikleri söylenebilir.
İleri evrelerde ise ameliyata ek olarak kemoterapi ve ışın tedavisi uygulanabilir. Uzak organlara yayılmış yani dördüncü evre hastalıkta ise ameliyattan kaçınırız. Kısaca söylemek gerekirse mide kanserinde ameliyatla tedavinin mümkün olması iyi bir özelliktir. Diğer tedaviler hastalığı tam olarak yok etmeyi değil hastanın olabildiğince uzun ve konforlu yaşamasını amaçlarlar.
Evet. Ne yazık ki tüm gelişmelere rağmen mide kanseri en kötü seyirli kanserlerdendir. Tedavinin temeli erken evrede yakalayıp ameliyatla tümörün çıkarılmasıdır. Tabii ki birçok durumda ameliyattan önce veya sonra kemoterapi ya da ışın tedavisi uygulanabilmektedir.
Hazımsızlık, şişkinlik, iştahsızlık gibi sık rastlanan şikayetler mide kanserinde de görülebilir. Midenin girişini tutan kanserlerde yutma güçlüğü, çıkışını tutan kanserlerde de kusma görülebilir. Özel bir belirti vermeden sinsice ilerlediği için ve belirti verdiğinde ileri evrelere ulaşmış olacağı için bir erişkinde her türlü hazım sorununda endoskopi yapılarak mide gözle incelenmelidir.