Yararlı Bilgiler

Ne yazık ki hemoroid hastalığı ilaç endüstrisi tarafından ağrı, acı ve baharatla özdeşleştirilmeye çalışılmaktadır. Acılı yiyecekler yenirken ağzınızı nasıl yakıyorlarsa çıkışta da anüsünüzü yakacaklardır. Bu bir hastalık değildir. Hemoroid hastalığı da ağrılı bir hastalık değildir. Dolayısıyla bu tür bir ilişki söz konusu değildir. Ancak hatalı bir şekilde hemoroid diye tanımlanan bir anal fissürünüz yani çatlağınız varsa acı yediğinizde doğal olarak ağrını artacaktır.

Her normal insanın hemoroidleri olur. Bunlar dışarıya sarkmadıkları ve kanamadıkları sürece hastalık söz konusu değildir ve tedavi gerekmez. Sizin hemoroid olarak adlandırdığınız sorunun altında çatlaktan fistüle, hemoroid hastalığından kansere kadar çok farklı sorunlar yatabilir. Bu nedenle tavsiye üzerine ilaç kullanmak yerine hekime başvurmak tek doğru çözümdür.

Hemoroidler nedeniyle ameliyat olacaktım. Doktor kolonoskopi istedi. Acaba sigortamdan daha fazla para alabilmek için mi?

Hemoroid hastalığına kalın bağırsak tümörünün eşlik etme olasılığı çok yüksektir. O nedenle bir erişkinde hemoroidlere cerrahi girişim yapılacak ise mutlaka kolonoskopi yapılarak bir kalın bağırsak sorunu olmadığından emin olunmalıdır. Ayrıca ülseratif kolit gibi bir hastalık da bulunabilir ve farkına varılmadan hemoroid ameliyatı yapılacak olursa ölümcül olabilecek komplikasyonlar görülebilir.

1) Depresyon: Halsizlik, yorgunluk, başağrısı, iştahsızlık en sık rastlanan bulgulardır.

2) Yeterli ve Kaliteli Uyku Uyumamak: Yetişkinler günlük ortalama 7-8 saat uyku uyumalıdır. Büyüme/gelişme çağındaki çocuklar ise, 9-10 saatten daha az uyumamalıdır. Uykuda yenilenemeyen ve dinlenemeyen bir vücutla yeni güne başlamak, yıpratıcı bir sürece girmeye neden olur.

3) Uyku Apnesi: Çoğunlukla aşırı kilolularda (morbid obezler) ya da KOAH hastalarında görülür. Uyku sırasında belirli aralıklarla solunum durur. Bu kesintiler kişiyi uykudan uyandırır ya da derin ve sağlıklı bir uyku yaşamasına engel olur. Kişi yatakta yatar, fakat debelenip durur. Çözüm, aşırı kiloları vermek, sigara ve benzeri risk faktörlerini hayattan uzaklaştırmaktadır.

4) Yetersiz Beslenme: Az yeme sonucu oluşan enerji eksikliği, bitkinlik, kan şekerinin düşük seyretmesi, kişiyi yorgun ve halsiz kılar. Bu hastaların 3 öğün düzenli yemek yemesi, ara öğünler alması, protein ve karbonhidrat tüketimine dikkat etmesi gerekir.

5) Kansızlık: Kadınlarda daha sık görülür. Adet kanamasının aşırı olması en çok rastlanan nedenidir. Aşırı kanama demir eksikliği yaratır. Demir dokulara oksijen taşınmasını sağlar. Kansızlık oluştuğunda dokular yeterince oksijenlenemediği için yorgunluk baş gösterir. Kansızlık, basit hastalıklargrubunda olmasına rağmen, nadiren de olsa önemli ve hayati birçok hastalığın öncü bulgusu olabilir. Bu nedenle, tedavi edilmeden önce mutlaka nedeni belirlenmelidir.

6) Aşırı Kafein Tüketilmesi: Aşırı kafein tüketimi yorgunluğa sebep olur. Sinirlilik, uykusuzluk, kalp atım hızının artması, tansiyon yüksekliği başlıca bulgularıdır. Kafeinli içecek, ilaç, kahve ve çayın aşırı tüketiminden kaçınmak çözüm yoludur.

7) Sıvı Kaybı: Yetersiz sıvı alınmaması ya da aşırı sıvı kaybı dehidratasyonu oluşturur. Yeterli sıvı tüketimi sorunu çözecektir.

8) Vardiyalı İşten Kaynaklanan Uyku Düzensizliği: Dönüşümlü gece/gündüz çalışmak, vücudun bioritmini altüst eder ve uyku düzensizliğine sebep olur. Uyunan alanın sessiz, loş ve karanlık tutulması, uykuyu kolaylaştırır.

9) Besin Alerjileri: Klinik olarak alerji bulguları vermese de, yorgunluk kendini zinde hissedememe gibi bulgularla seyredebilir. Alerji yapan besinlerin belirlenmesi sorunu çözecektir.

10) Kalp Hastalığı: Kalp yetmezliği, endokardit (kalbin iç yüzü iltihabı), perikardit (kalp zarı iltihabı), hipertansiyon, hipotansiyon vb. bilhassa egzersize ve aktiviteye dayalı durumlarda kendini gösterir. Giderek kolay yapılan işlerin yapılmasında zorluk çekme söz konusudur. Kişinin zaman kaybetmeden hekimine başvurması gerekir.

11) Şeker Hastalığı: Yüksek kan şekeri, hücreye girip metabolize edilemediğinden enerji kaynağı olarak kullanılamaz. Yeterince besin tüketilmesine rağmen enerjisiz kalan vücutta yorgunluk baş gösterir. Uygulanacak ilaç tedavisi, diyet ve egzersiz, hastalığı kontrol altına alacaktır.

12) Reaktif Hipoglisemi: İnsülin salgılanmasında bozukluk olduğunda, yemek sonrası kan şekeri düşüklüğü ortaya çıkar. Yorgunluk, halsizlik, sinirlilik, tahammülsüzlük, baş ağrısı, baş dönmesi en sık bulgularındandır. Diyabetin erken evresi olarak kabul edilir. Nörotik ve depresif hastalıklarla karıştırılabilir. Diyet ve egzersiz sonucu kilo verildiğinde bu durum düzelir.

13) İnsülin Direnci: Gün içinde acıkma atakları, canı tatlı çekme, yemek sonrası uyku gelmesi, halsizlik, yorgunluk sık bulgularındandır.

14) Hipotiroid: Tiroid bezinin çalışmaması ya da az çalışması durumudur. Metabolizma yavaşlar. Kişi kendini halsiz ve yorgun hisseder. Kilo alır. Vücutta doku aralıklarında ödem olur. Dışarıdan verilecek tiroid hormonu yeniden vücut dengesini kurar ve durumu düzeltir.

15) Böbrek Üstü Bezi Yetersizliği: Kortizon hormonu eksikliği sonucu ileri derecede halsizlik ve yorgunlukla ortaya çıkar. Tiroit yetersizliği ile eş zamanlı olarak seyredebilir. Bu hastalarda öncelikli olarak böbrek üstü bezi hormonu verilir. Bir kaç gün sonra da tiroit hormonu ilave edilerek tablo düzeltilir.

 

16) Gizli İdrar Yolu Enfeksiyonu: İdrarda yanma hissi, acil işeme hissi olmaksızın, yorgunluk ve halsizlik ortaya çıkar. İdrar tetkik ve antibiyoterapi ile sorun kısa sürede çözülür.

17) Enfeksiyonlar: Sıtma, Tüberküloz, HIV Enfeksiyonu, Sitomegalovirus Enfeksiyonu, Öpücük Hastalığı, Grip, Hepatit Enfeksiyonu, en sık karşılaşılan halsizlik ve yorgunluk yapan rahatsızlıklardır.

18) Vücuttaki Kimyasallar: Vitamin ve mineral eksikliği, zehirlenme halsizlik yapar. Fazla alkol tüketimi uykuya geçişi zorlaştırdığı ve derin uykuya engel olduğu için yorgunluğa sebep olur. D vitamini eksikliği de halsizlikve yorgunluk duygusunun sorumlularındandır.

19) Diğer Hastalıklar: Cushing hastalığı, Akromegali, böbrek ve karaciğer hastalığı elektrolit bozukluğuna sebep olan rahatsızlıklardır.

20) Menopoz: Bu dönemde uyku bozukluğu sık görülür. Gece terlemesi, sıcak basması, hormon dengesizliği sonucunda yorgunluk ve halsizlik oluşur.

21) Kanserler: Hastalığın kendisi ve tedavisi için kullanılan kemoterapi/radyoterapi halsizlik ve yorgunluk yapar.

22) Sistemik Hastalıklar: Romatoid Artrit, Fibromiyolji, Lupus hastalığında yorgunluk sıkça görülür.

23) İlaç Kullanımı: Antidepresanlar, steroidler (kortizon), alerji ilaçları, hipertansiyon ilaçları, kaygı giderici ilaçlar, kolestrol düşürücü statinler, sakinleştiriciler ile tedavide yorgunluk rastlanabilir bir durumdur.

24) Parazit Hastalıkları: Parazitler bedenimize ait gıda ve kanla beslenirler. Özellikle çiğ et ve kirli ellerle yapılan yemekler, sağlıksız et kesimleri başlıca oluşum sebepleridir. Parazitler, kansızlık, vitamin ve mineral eksikliğine yol açarak, vücutta halsizlik ve yorgunluğa neden olurlar.

25) Kronik Stres: Aşırı gerilime bağlı halsizlik ve yorgunluk söz konusudur.

26) Bunama: Yorgunluk ve halsizlik yapar.

27) Reflü: Beslenme düzensizliği nedeniyle halsizlik yapar.

28) Aşırı Kilo (Obezite): Metabolik ve mekanik sebeplerle yorgunluk yapar.

29) Alerjik Rinit: Burun tıkanıklığı, solunum yetersizliği, yardımcı solunum kaslarının

fazla çalışması yorgunluk sebebidir.

30) Seratonin Hormonu Yetersizliği: Seratonin beyinden salgılanır. İştah ve uykuyu düzenler. Yediğimiz karbonhidratlar, insulinle eş zamanlı olarak geçici seratonin salgılatırlar. Seratonin azlığı kişiyi tatlıya yönlendirir. Örneğin, çikolatadaki triptofon, beyinde seratonine dönerek kişiye mutluluk duygusu verir. Stres ortamı seratonini oluşturur; kişiyi atıştırmalara yöneltir. Ayrıca kilo alımını tetikler. Yorgunluk ve halsizlik bütün bu süreçlerin doğal sonucudur. Aşırı insülin ve seratonin salınımının kontrol altına alınması, kilo alımının denetlenmesi konusunda kolaylık sağlar.

Öncelikle vücudunuzu bu konuda terbiye edemeyeceğinizi çok iyi anlamak gerekiyor. Hayatımızda doğa ile savaşıp kazanabildiğimiz bir durum söz konusu değildir. Zira doğa çok güçlüdür. Yendim sanarsınız ama aslında çok büyük zararlara uğramışsınızdır. Doğa ile uyumlu yaşadığınızda ise mutlu ve huzurlu olursunuz.

Birçok insan vücudunu terbiye ettiğini ve her sabah aynı saatte ve sıklıkla aç karnına tuvalete giderek dışkıladığını söyler. Dışkılama konusunda yapılabilecek en büyük hataların başında gelen bu davranışı kesinlikle yaşamınızdan çıkarmalısınız.

Dışkılamak için dışkılama gereksinimini beklemelisiniz. Vücudunuzun dilini anlamaya çalışırsanız aslında dışkılamaya hazır olduğunu size ne kadar açık bir şekilde ifade ettiğini göreceksiniz. Vücudunuzun dilini anlayamıyorsanız sabah kahvaltınızı yapın ya da akşam yemeğinizi yiyin ve oturup vücudunuzu dinleyin. Yaklaşık yarım saat içinde size dışkılama ihtiyacının sinyallerinin gelmeye başladığını göreceksiniz. Yani vücudunuz kapının anahtarı kendisinde olan kilidini açmıştır artık. Gidip dışkılamanızı rahatça gerçekleştirebilirsiniz.

Bunu yaparken tuvalette vakit geçirmeye kalkmayın. Kitap, dergi, gazete okumayın. Televizyon seyretmeyin. Mobil cihazınızla internete girmeyin. Tuvalet dışkılama mekanıdır ve sadece o işin yapılması gerekir.

Tuvalete oturduğunuzda eğer yapamıyorsanız birkaç dakika bekleyip kalkın. Zorlamayın. Kilit açılmamış demektir. Çıkın ve beklemeye devam edin. Daha sonra tekrar denersiniz.

Tekrar hatırlatayım, "vücudumu terbiye ettim, her sabah aynı saatte dışkılarım" safsatasından lütfen uzak durun.

Vücudunuz hazır olmadan zorla dışkılarsanız kapının kilidi kırılacaktır. Bunun sonucunda zamanla hemoroidleriniz sarkıp sorun yaratmaya başlayacak ya da makatınızda son derece ağrılı bir çatlak oluşabilecektir. Buna lütfen izin vermeyin.

Dışkılama insan yaşamının önemli işlevlerinden birisidir. İnsan organizması ağızdan alınan besinlerin sindirim kanalında sürekli ileriye ilerletilmesi, bu esnada sindirim işlemine tabi tutulması ve sonunda anüs yolu ile kontrollü olarak çıkarılması üzerine kurulmuştur. Ancak hiç unutulmaması gereken şey, bu faaliyetin aynen soluk alıp verişimiz, aynen kalbimizin atışı gibi bizim kontrolümüzde olmadığıdır. Vücutta "başına buyruk" olarak tanımlayabileceğimiz bir "otonom sinir sistemi" vardır ve bu sinir sistemi yaşamsal faaliyetleri bizim inisiyatifimize bırakmaksızın düzenlemektedir.

Nasıl ki heyecanlanınca ya da korkunca kalp atım hızı artar, tansiyonumuz yükselir ya da soluk alıp verişimiz hızlanırsa duygusal faktörler sindirim sisteminin çalışmasına da değişik şekillerde etki ederler. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi bizim bu değişikliklere bilinç düzeyinde doğrudan etki etmemiz söz konusu değildir.

İşte dışkılama işlevi, bu otonom sinir sistemi ile bilinçli kontrolümüzdeki "somatik sinir sistemi"'nin ortak kontrolü altındadır.

Makatı sararak dışkıyı kaçırmamamızı sağlayan kaslar iki temel grupta toplanır. Bunlardan iç sfinkter dediğimiz kas otonom sinir sistemince kontrol edilir. Yani biz istemli olarak bu kası kasamayız, gevşetemeyiz.

Dış sfinkter denilen kaslar ise bizim kontrolümüzdedir. Normalde kasılı bulunan bu kasların dışkılama sırasında gevşeyerek yolu açmaları gerekir ki normal ve sağlıklı bir dışkılama yapılabilsin.

Dışkılama işlevini daha iyi anlayabilmek için evinizin kapısı ile olan benzerliği ortaya koymakta yarar var. Bugün ev kapılarımızda sıklıkla iki farklı kilit kullanıyoruz. Şimdi şöyle düşünelim: Kilitlerden birisinin anahtarı bizde ama diğerinin anahtarı bizde değil. Anahtarı bizde olmayan kilit sadece belirli zamanlarda ve koşullarda açılıyor. Siz anahtarına sahip olmadığınız kilit açılmadan evden çıkmak isterseniz kendi kilidinizi açıyorsunuz ve zorlayarak diğer kilidi de kırarak dışarıya çıkıyorsunuz.

İşte dışkılamada da eğer vücut dışkılamaya hazır değil ise yani kendi kilidini açmamışsa siz dışkılama işlemini zorlanarak (ıkınarak) gerçekleştirebilirsiniz ama bunun karşılığında makatınızda bulunan birçok yapıya zarar vererek birçok hastalığa zemin hazırlarsınız.

Makatımızdaki kontrolümüz altında olmayan kilit ne zaman açılmaktadır? Genellikle yemek özellikle de sabah kahvaltısı bu kilidi açan en güvenilir anahtardır. Ciddi bir fiziksel egzersiz de kilidin açılmasını sağlayabilir.

Torba yani kolostomi ya da ileostomi birkaç farklı durumda uygulanır. Tümör rektumun son kesiminde ise anüsün korunması mümkün olmayabilir ve bu durumda kalın bağırsak kalıcı olarak torbaya alınır yani kolostomi yapılır. Bugünkü koşullarda bu torbanın kapatılması ve yeni bir anüs oluşturulması söz konusu değildir.

Bazen de rekumdaki tümör çıkarıldıktan sonra kalın bağırsağın birbirine birleştirildiği yerdeki yara tamamen iyileşinceye kadar o bölgeye dışkı gelmemesi istenir. Bu durumda ince bağırsak torbaya bağlanır (ileostomi). Sıklıkla ameliyat öncesi ışın tedavisi alan hastalarda uygulanan bu ileostomi birkaç hafta sonra yeni bir ameliyatla kapatılır ve hasta normal yolla dışkılamaya devam eder.

Bazı durumlarda ameliyatın bir komplikasyonu olarak kalın bağırsağın bağlantı yerinden sızıntı olabilir ve bu durumda da tekrar ameliyatla torba uygulanır.

Bazen de kalın bağırsaktaki tümör bağırsak tıkanıklığına yol açıp acil ameliyat gerektirebilir. Bu gibi durumlarda acil şartlarda hastayı fazla riske sokmamak için hekim öncelikle bir torba uygulayarak bağırsağın boşalmasını ve asıl ameliyatın daha sonraya bırakılmasını tercih edebilir.

Kalın bağırsak kanserinin gerçek tedavisi ilgili kesimin ameliyatla çıkarılmasıdır. Kemoterapi ve ışın tedavisi cerrahiye yardımcı olmak üzere ameliyattan önce veya sonra uygulanabilir ancak tek başlarına tam tedavi sağlayamazlar. Ancak ameliyat ile tedavi edilemeyecek kadar ileri hastalıkta ameliyat yerine diğer tedavileri öneriyoruz.

Kalın bağırsak kanseri ailevi bir özellik taşıyabilir. Durumu mutlaka hekiminize anlatıp bilgi almalısınız. Ailesinde iki ya da daha fazla kalın bağırsak kanseri olan kişilerde ilk kolonoskopi için 50 yaşı beklenmez.

Ailedeki en genç kanserli kişinin yaşından beş yaş öncesinde kolonoskopi kontrolleri başlatılır.

Kalın bağırsak kanserlerinin % 85 – 90 kadarı yaklaşık 5 – 10 sene içinde gelişip büyüyen bir polipten kaynaklanır. Dolayısıyla bilimsel olarak da gösterilmiştir ki uygun aralıklarla kolonoskopi yapılması ve saptanan poliplerin endoskopik yolla çıkarılması kalın bağırsak kanseri oranını belirgin bir şekilde düşürmektedir.

Önerilen yaklaşım ailesinde kalın bağırsak kanseri olmasa bile her insanın 50 yaşında bir kez kolonoskopi yaptırmasıdır. Polip saptanmazsa beş ile on yıl aralıklarla devam edilmeli polip saptanırsa hekimin belirleyeceği düzende kontroller yapılmalıdır.

Rektum, kalın bağırsağın anüse açılan yaklaşık 15 cm'lik son kesiminin adıdır. Kısaca kalın bağırsağın bir bölümüdür.

İnce bağırsaktan kronik kan kaybı sık görülmeyen bir durum olsa da tanıda zorluklar içerir. Gastroskopi ve kolonoskopi bu gibi durumlarda yetersiz kalır. Genellikle böyle durumlarda olası bir tümörü saptayabilmek için karın tomografisi yaparız. Tomografi bize yol göstermezse endoskopik ileri tekniklere başvururuz. Bunlardan birisi bir ilaç kapsülü şeklindeki telsiz mikro kameranın hastaya yutturularak görüntülerin bilgisayar ortamında incelenmesi yani kapsül endoskopidir. Diğer bir seçenek ise özel endoskoplarla uzun sürede uygulanabilen enteroskopi işlemidir. Hekiminiz sizi bunlara yönlendirecektir.

Crohn hastalığının kendisi ameliyatla tedavi edilemez. Ayrıca ameliyat sonrası çok sık olarak nüks eden bir hastalıktır. Biz sadece komplikasyon varlığında ameliyat yaparız. Bu komplikasyonlar darlık nedeniyle bağırsak tıkanması, fistül yani bağırsaktan deriye normalde olmaması gereken bir kanal oluşması, tedaviye yanıt alınamayan inflamasyon gibi durumlardır. İlaçlarla kontrol altında tutulabilen bir Crohn hastasında cerrahi girişimi önermeyiz.

Ameliyatlardan sonra gelişen karın içi yapışıklıklar cerrahinin çözülememiş sorunlarındandırlar. Ameliyattan seneler sonra bile ortaya çıkabilen tıkanıklık tablosu genellikle bir ameliyata gerek kalmadan hastane koşullarında tedavi edilip ortadan kalkabilir. Ancak tekrar etmesini önleyecek kesin bir çözüm ne yazık ki yoktur. Biz her karın ameliyatında karın içinde travmayı en aza indirerek, kanamayı hassas bir şekilde kontrol ederek, dokulara nazik davranarak ve mümkün olan her durumda kapalı ameliyatı tercih ederek yapışıklıklara bağlı bağırsak tıkanıklığı riskini en aza indirmeye çalışırız. Ancak önceden yapılmış bir ameliyat için yapılabilecek fazla birşey yoktur. Bağırsak tıkanıklığı durumunda neler olabileceğini hastalarımız aanlatıp öyle bir durumda vakit geçirmeksiniz bir sağlık kuruluşuna başvurmalarını öğütleriz. Kesin olarak gerekmedikçe cerrahi girişimlerden kaçınırız çünkü her yeni ameliyat yeni yapışıklık riski anlamına gelecektir.

Akalazya'da tanımlanan tüm tedavi yöntemleri uygulanabilir. Aslında bu yöntemlerin hiçbiri hastalığı tedavi etmez. Sadece yutmayı biraz daha rahatlatır. Balonla dilatasyonun birkaç sefer uygulanması gerekebilir. Ameliyat ile daha erken sonuç alınabilir. Ameliyat laparoskopik yani kapalı olarak uygulanabilmektedir. Tüm tedavi yöntemlerinin sonrasında az ya da çok reflü hastalığı oluşabilir. Akalazyanın ileride doğrudan kansere dönüşmese de akalazyalı hastalarda yemek borusu kanseri riski normal insanlara göre daha yüksektir. Ayrıca daha başlangıçta kanserin hatalı olarak akalazya şeklinde tanılanması mümkündür. Bu nedenle akalazya tanısı kesin bile olsa her hastaya gastroskopik muayene uygulanır ve tedaviden sonra da belirli aralıklarla endoskopik kontrollere devam edilir.

Evlerde tuz ruhu ve sodyum hidroksit (kostik soda) gibi sıvıların, yağ çözücülerin, çamaşır sularının sadece orijinal ambalajlarında, çocukların uzanamayacakları yerlerde saklanması çok önemlidir. Bu tür çözeltiler hiçbir zaman bir bardağa ya da su şişesine konulmamalıdırlar. Hiçbir surette mutfaklarda bulundurulmamalıdırlar.

Yemek borusuna uygulanacak olan genişletme (dilatasyon) işlemleri yırtılma ve kanama gibi riskler taşırlar. Özellikle yırtılma ortaya çıktığında bunun ne yazık ki ölüme kadar gidebilecek sonuçları olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki o darlığın giderilmesi için yapılacak bir cerrahi girişimin riski çok daha yüksek olabilir. Genişletme işleminin başarı oranı özellikle altta yatan sebebe bağlıdır. Genellikle tek bir genişletme işlemi yeterli olmayıp belirli aralıklarla birkaç kez yapılması ile sorunun çözümü mümkün olabilmektedir.

Akalazya adı verilen hastalık yemek borusunun hareketlerinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Kanserle ilişkisi yoktur. Hastalar katı gıdaları daha kolay yuttuklarını ifade ederler. Ayrıca intihar amaçlı ya da kaza ile içilen kimyasal maddeler içildikten hemen ya da yıllar sonra yemek borusunda daralmalara yol açabilirler. Geçirilmiş ameliyatlar, demir eksikliği anemisi ve bazı sistemik hastalıklar da kanser olmaksızın yutma güçlüğüne yol açabilirler.
Yemek borusu kanserinin erken evrelerde yakalanabilmesi ancak gastroskopik inceleme ile mümkündür. Şüphe durumunda gastroskopi yapılarak hem yemek borusu hem de mide güvenli bir şekilde incelenir. Şüpheli bölgelerden parçalar alınarak mikroskop altında kesin tanı konulur.
Erişkin insanlarda yutma güçlüğü sıklıkla kansere bağlı olsa da kanser dışı sebeplerle de yutma güçlüğü oluşabilir. Ancak yemek borusu kanseri oldukça hızlı ve kötü seyirli bir hastalık olduğu için hekim yutma güçlüğü olan bir hastada ilk olarak kanser olmadığından emin olmak ister.
Mide şikayeti olan bir insanın sigara içiyor olmasının akılla mantıkla açıklanabilir bir yanı yoktur. Sigara içince mide ağrısı çeken bir insana önerilecek in iyi tedavi sigara içmemesidir.
Bu tümörler nadir görülürler ve çok özelleşmiş hücrelerden çıkarlar. Moleküler düzeydeki mekanizmaları bilindiği için hedefe yönelik ilaç tedavilerinden yarar görürler. Yine de ideal tedavileri ameliyatla tümörün tamamının çıkarılmasıdır. Mide kanserine göre daha iyi seyrettikleri söylenebilir.
Hastalığın tam anlamıyla tedavisi ancak erken evrelerde ameliyatla mümkündür. İleri evrelerde ise ameliyata ek olarak kemoterapi ve ışın tedavisi uygulanabilir. Uzak organlara yayılmış yani dördüncü evre hastalıkta ise ameliyattan kaçınırız. Kısaca söylemek gerekirse mide kanserinde ameliyatla tedavinin mümkün olması iyi bir özelliktir. Diğer tedaviler hastalığı tam olarak yok etmeyi değil hastanın olabildiğince uzun ve konforlu yaşamasını amaçlarlar.
Evet. Ne yazık ki tüm gelişmelere rağmen mide kanseri en kötü seyirli kanserlerdendir. Tedavinin temeli erken evrede yakalayıp ameliyatla tümörün çıkarılmasıdır. Tabii ki birçok durumda ameliyattan önce veya sonra kemoterapi ya da ışın tedavisi uygulanabilmektedir.
Mide kanserine özgü bir belirti yoktur. Hazımsızlık, şişkinlik, iştahsızlık gibi sık rastlanan şikayetler mide kanserinde de görülebilir. Midenin girişini tutan kanserlerde yutma güçlüğü, çıkışını tutuan kanserlerde de kusma görülebilir. Özel bir belirti vermeden sinsice ilerlediği için ve belirti verdiğinde ileri evrelere ulaşmış olacağı için bir erişkinde her türlü hazım sorununda endoskopi yapılarak mide gözle incelenmelidir.
Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.