Yararlı Bilgiler

  • Kilo almaktan kaçının.
  • Sigara kullanmayın.
  • Sert yatak kullanın.
  • Sırtüstü ya da yan yatın. Yüzükoyun yatmayın.
  • Yumuşak zeminlere oturmayın. Dik ve düzgün oturun, otururken sırtınızı destekletin.
  • Alçak yerlere oturmaktan kaçının.
  • Ağır taşımayın. Dolap itme-çekme gibi aktivitelerden uzak durun.
  • Uzun süre ayakta durmanız gerektiğinde bir ayağınızı bir destek üzerine koyun.
  • Rahat ve düz ayakkabıları tercih edin. Yüksek topuklu ayakkabı giymekten kaçının.
  • Yerden eşya kaldırmak için dizlerinizi bükerek çömelin. Eşyayı vücudunuza yakın tutarak kaldırın.
  • Günlük aktivitelerinizde belinizi zorlayacak rotasyon tarzı aktivitelerden kaçının. Gövdeyi blok halinde hareket ettirmeye çalışın.
  • Uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan kaçının. (Çok fazla ayakta durmak, çok fazla oturmak, uzun süre araba kullanmak gibi...)
  • Binicilik tarzı sporlardan uzak durun.
  • Yaşamınızdaki stresi azaltın.
  • Çivi çakmak, matkapla delik açmak gibi aktivitelerden uzak durun.
  • Büroda çalışıyorsanız belli aralıklarla kalkıp dolaşın. Sık kullandığınız eşyaları vücudu döndürmeden rahat alabileceğiniz yerlere koyun.
  • Düzenli egzersiz yapın. Egzersizlerinizi yavaş yavaş yapmaya özen gösteri

Bel egzersizleri

bel-agrisi-hakkinda-yararli-bilgiler.jpg
  • Sırtüstü dizlerinizi bükün, ayaklarınızı yere basın. Karın ve kalça kaslarınızı kasarak belinizi yatağa doğru bastırın. 10'a kadar sayıp-gevşeyin.

  • Sırtüstü pozisyonda, kollar vücudun yanında dizlerinizi bükün. Kollar ve omuzlar yerde, başınızı öne doğru kaldırın. 10'a kadar sayıp-gevşeyin.

  • Sırtüstü pozisyonda, kollar yanda, dizleri bükün. Kollarınızı dizlerinize doğru uzatıp, başınızı ve omuzlarınızı öne doğru hafif kaldırın. 10'a kadar sayıp-gevşeyin.

  • Sırtüstü pozisyonda, kollar yanda dizleri bükün. Kollarınızı sağ dizinize doğru uzatırken başınızı ve omuzlarınızı sağa doğru hafif kaldırın. 10'a kadar sayıp-gevşeyin. Daha sonra aynı hareketi sol taraf için tekrarlayın.

  • Sırtüstü pozisyonda dizinizi büküp bacağınızı elinizle kendinize doğru çekin. (Bu sırada düz olmasına dikkat ediniz). 10'a kadar sayıp-gevşeyin.

  • Sırtüstü pozisyonda, dizlerinizi bükerek her iki bacağı elinizle kendinize doğru çekin. 10'a kadar sayıp-gevşetin.

  • Yüzükoyun pozisyonda, karnınızın altına ince bir yastık-rulo koyun. Kollar yanda başınızı ve göğsünüzü yataktan kaldırmaya çalışın. 10'a kadar sayıp-gevşeyin.

  • Sırtüstü pozisyonda, havlu yada çarşaf ruloyu ayağınızın altından şekildeki gibi geçirin. Diğer bacak yataktan kalkmayacak. Ruloyu her iki taraftan tutarak bacağınızı düz olarak kaldırın. 10'a kadar sayıp-gevşeyin.

  • Eller ve dizler üzerinde emekleme pozisyonuna gelin. Bu pozisyonda önce sırtı tamamen çukurlaştırmaya çalışıp 10'a kadar sayıp-gevşeyin.

  • Egzersizlerinizi düzenli yavaş yapmaya özen gösterin. Egzersiz sırasında ağrı sınırınızı zorlamayın..




Aşil tendonu topuğun üstünde yer alır ve baldır kaslarının alt kısmında bulunur. İnsan vücudundaki en kuvvetli tendon olan Aşil Tendonu koşma, yürümede en önemli görevi üstlenir.

Aşil tendiniti, tendonun mikropsuz olarak iltihabıdır ve birçok nedeni mevcuttur. Fakat esas olarak değişen ayak ve ayak bileği biomekaniği buna neden olmaktadır. Düztabanlarda iç kısma daha fazla yük biner ve tendonun iç kısmı iltihap olur. Diğer biomekanik problemlerde aynı etki ile (zayıf ya da gergin baldır adalesi, ayak bilekte sertlik, yanlış ayakkabı) aşil tendinitine neden olurlar. Diğer önemli sebep yanlış antremandır. Aniden artan antreman süresi ve yoğunluğu, tendona fazla yük binmesine neden olur. Saha şartlarının bozukluğu, yanlış ve uygun olmayan ayakkabı giyilmesi de diğer sebepler arasında yer alır.

Sporcu antreman ile artan ağrıdan şikayetçidir. Antreman ya da koşu devam ederse ağrı çok şiddetlenir ve şişlik oluşur. Sıklıkla tendon sabahları sert hissedilir. Aşil tendonu kalınlaşır ve hassastır.

Başlangıçta tedavi olarak buz kompresi, istirahat ve bandaj uygulanır. Ağrı fazla ise analjezik ilave edilir. Şikayetler geçinceye kadar sportif aktiviteler yasaklanır. Antienflamatuvar ilaçlar verilebilir.

Fizik tedavi uygulanmaya başlanır. Enflamasyon geçince masör yada fizyoterapist baldır adalelerini kuvvetlendirme ve germe programına başlar. Eğer ayak bileği sertse, burası fizyoterapi ile açılır ve kuvvetlendirilir.

Aşil tendon kopmalarının çoğu ileri yaşlarda görülür, ancak genç sporcularda da sık olarak tendinitis görülmektedir. Karakteristik olarak tendon kemiğe yapıştığı yerden belirli mesafe yukarda yırtılır ve bu bölge kan akımının en az olduğu bölgedir. Yaşlanma ve bu bölgede kan akımının az olması arasında direkt bir ilişki mevcuttur.

Sakatlık anında sporcu bacağın arkasına tekme ya da bir şey atıldığını hisseder. Bazen bir ses duyduğunu ifade eder. Şişlik ve ağrı olur. Ayakta kuvvet kaybı vardır. Eli ile dokunduğunda tendon bölgesinde bir boşluk hisseder. Yüzükoyun yatarak ayağın itmesi ile gerçekleştirilen Thompson testi pozitiftir.

Genç sporcularda yapılacak cerrahi müdahale sonrası iyileşme ve spora dönüş en kısa zamanda olur. Yırtık iki uç karşılıklı olarak dikilir. Ayak bilek aşağı sarkık alçı uygulanır.

Yaşlılarda ve tam olmayan yırtıklarda alçı ile tedavi uygulanır. Bu arada son yıllarda Artroskopi olarak tamir yapılmakta ve başarılı sonuçlar yayınlanmaya başlamıştır.

6-12 haftalık bir iyileşme dönemi sonrası fizik tedavi uygulanmalıdır. İyi ve tam bir iyileşme olmadan spora dönüş, tekrar kopmalara neden olabilir.

Aşil tendon kopmaları önlenebilir mi?

Bizim burada tavsiyemiz antreman ya da maça başlamadan iyi bir ısınma, uygun germe hareketleri, uygun ve topuğu desteklenmiş spor ayakkabısıdır. Bir başka çok önemli husus en ufak ağrıda dinlenme, buz kompresi uygulanmalı ve derhal doktora başvurmadır.

Bu tür sakatlıklar özel adale çalışma programı, basış bozukluklarının düzeltilmesi, doğru ayakkabı giyme, antreman şeklinin değiştirilmesi ile en aza indirgenebilir.

Sizlere sağlıklı spor yapabileceğiniz günler dileği ile.

Bel ağrıları dünyada insanların hekime başvurmasına neden olan ikinci en sık yakınmadır.

Omurgamız silindir biçimde 24 adet omurun üstüste birleşmesinden oluşur.“Lumbar bölge” olarak adlandırılan omurganın bel bölgesinde L1, L2, L3, L4 ve L5 olarak numaralandırılan 5 omur bulunurç ve bunlar içeri doğru bir yaylanma oluşturacak biçimde dizilir. En alttaki L5 omuru omurgamızı “sakrum” adı verilen, her iki kalça kemiğinin ortasında yer alan üçgen biçimli kemikle birleştirir. Omurlar birbirinden “disk”lerle ayrılırlar.

Sağlıklı bir disk omurgada tıpkı araba amortisörü gibi şok emici olarak çalışır. Disklerimiz omurgayı yerçekimine karşı korur. Aynı zamanda atlama, çekme, itme gibi güçlü hareketlerde omurgayı korur.

Fıtıklaşma diskin merkezindeki çekirdek dışarı doğru basınç yapmaya başladığında oluşur. Çekirdek dış halkalara basınç yapar, halkaların bir bölümü çatlar ve disk dışarı doğru kabararak fıtıklaşır.

Disk çekirdeğinin dışarı doğru kabarmasına “bel fıtığı” adı verilir.

Bel fıtığına yol açan nedenler

Atlama, zıplama, itme, çekme gibi günlük aktivitelerimiz sırasında diskin çekirdek bölümü dıştaki halkalara her zaman basınç yapmakla birlikte halkalar basınca karşı dirençlidir. Ancak anulus giderek yaşlanır, daha gevrek olmaya başlar va halkalarda çatlamalar ve yırtılmalar ortaya çıkar. Bu çatlayan ve yırtılan bölümleri vücut nedbe dokusuyla onarır. Bu süreç “dejenerasyon” olarak bilinir. Zamanla halkalar zayıflar ve çekirdek halkaların zayıf bölgesinden diskin tümüyle dışa doğru kabararak fıtıklaşmasına neden olur. Başlangıçta fıtıklaşma halkaların dışa kabarması biçimindedir. Sonuçta halkalar yırtılır ve çekirdek bölümü tümüyle dışarı fıtıklaşır.

Günlük aktivitelerimizin etkileri ve yaşlanmayla birlikte halkaların gevrekleşmesi dışında aşırı kilo, egzersizden uzak yaşam, karın ve bel kaslarının zayıflığı gibi etmenler bel fıtığının önemli nedenleri arasındadır. Ayrıca tam kanıtlanmamış olmakla birlikte ailevi yatkınlıktan da sözedilebilir.

Halkalarda ya da çekirdekte herhangibir dejenerasyon olmaksızın ani travmalarda da disk fıtıklaşabilir. Ağır bir nesneyi öne eğilerek kaldırmak, çekmek ya da merdivenlerden kalça üstü düşmek gibi ani hareket ve travmalarda bel fıtığı gelişebilir.

Bel fıtığının belirtileri nelerdir?

Fıtıklaşma değişik nedenlerle ağrıya neden olur. İlk ağrı tipi “mekanik” ağrıdır. Disk fıtıklaştığında, günlük hareketlerimiz sırasında diskin hareketleriyle birlikte halkaların dışındaki sinir ağı tahriş olarak mekanik bel ağrısı yapar. İkinci ağrı tipi ise “enflamasyon” ağrısıdır. Diskin kan damarlarıyla beslenmesi olmadığı için normal koşullarda diskin çekirdeği kan damarlarıyla temas halinde değildir. Ancak halkalar yırtılıp çekirdek dışarı çıkarsa kan damarlarıyla temasa geçer. Böylece çekirdek içinde bir reaksiyon gelişerek kimyasal maddeler açığa çıkar. Vücut da bu kimyasal yabancı maddelere karşı mikroplara verdiği reaksiyona bezer “enflamasyon” adı verilen bir reaksiyon verir ve sonuçta enflamasyon ağrısı da ortaya çıkmış olur. Üçüncü tip ağrı ise fıtıklaşan diskin sinire baskısıyla ortaya çıkan ağrıdır. Bu ağrı genellikle kalçadan bacak boyunca topuğa kadar yayılır. Bu ağrıya da sinir basısı nedeniyle ortaya çıktığı için “nörojenik” ağrı adı verilir.

Bel fıtıklarının büyük bölümü dejeneratif değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkar. Dejeneratif değişiklikler sonuçta fıtıklaşmaya gitmekle birlikte belirtiler yavaş yavaş artarak ortaya çıkar. Başlangıçta yakınmalar gelip geçici künt bel ağrısı atakları biçimindedir. 1-2 günle 1-2 hafta süreli bu ağrı atakları aralıklarla birkaç yıl devam eder. Hekimler bu tür ataklarda durumun diskin halkalarındaki küçük yırtıklara bağlı olduğunu bilirler. Halkalarda çatlamalar büyüyüp yırtılma meydana geldiğinde sinire basıyla birlikte kuyruksokumu ve bacağa vuran ağrılar ortaya çıkar.

Fıtıklaşma eğer halkaları tümüyle yırtar ve çekirdek dışarı çıkarsa aniden kalçada başlayan ve bacağa yayılan keskin ağrı biçiminde bulgular ortaya çıkar. Bu durumda hastalar bel ağrısından çok keskin bacak ağrısı hissederler. Bu durum muhtemelen halka bölümünün yırtılıp basınç etkisinden kurtulması ve basıncın sadece sinire yönelmesiyle ortaya çıkar. Bir diğer ağrı da çekirdeğin halkaları yırtıp dışarı çıktığında kan damarlarıyla temas ederek ortaya çıkmasına neden olduğu kimyasal maddelerin yarattığı “enflamasyon” ağrısıdır. Enflamasyon belden başlayıp kuyruksokumu ve kalçalara yayılan zonklayıcı ağrıların kaynağı olabilir.

Fıtıklaşan disk omurilikten çıkan sinire bası yaparak sinir basısı bulgularına neden olabilir. Bu durumda ağrı sinirin yayılım alanına uygun olarak bacağa yayılı

Ağrı fıtıklaşma tarafındaki kalçada, baldırda ve hatta ayak ve parmaklarda hissedilebilir.

Sinir basısı aynı zamanda bacakta sinirin yayılım alanında iğnelenme, karıncalanma ve uyuşmalara neden olabilir. Duyu bozukluklarının ortaya çıktığı hastalarda reflekslerde de yavaşlama görülür. Sinir basısının sonucu olarak sinirin idare ettiği kaslarda güçsüzlük ve duyusunu sağladığı alanlarda duyu bozuklukları ortaya çıkar.

Ender olarak da ortaya idrar ve gayta bozuklukları çıkar. İleri derecede büyük fıtıklar spinal kanal içini doldurarak mesane ve barsakları idare eden sinirlere bası yapabilirler. Bu bası nedeniyle belde başlayan ağrı her iki bacağa yayılır ve apış arasında hissizlik ya da karıncalanma gelişir. Bası nedeniyle idrar ve dışkılama kontrolü bozulur. Böylesi bir bozukluk acil bir duruma işaret eder. Basınç acil olarak ortadan kaldırılmadığı takdirde bozukluklar kalıcı hale gelebilir. Bu duruma “kauda ekuina” sendromu adı verilir. Bu durum geliştiğinde hekiminiz acil ameliyat önerecektir.

Belirti vermeden de ortaya çıkabilir mi?

Bel fıtığının belirti vermeksizin disk dejenerasyonu olarak görülen biçimi vardır. Ender olarak tam fıtıklaşma gelişip bulgu vermeyen durumlar da sözkonusudur. Her iki halde de herhangi girişim gerekmez. Ancak önlem olarak hastanın düzenli egzersiz yapması ve kilo almaması önerilir.

Her bel ağrısı bel fıtığı göstergesi midir?

Bel ağrılarının bel fıtığı dışında çeşitli nedenleri vardır. Bunları iki ana grupta toplayabiliriz. Birinci grupta omurgamızı ilgilendiren sorunlar vardır. Bunlar omurlar arası eklemlerin bozukluğu, omur kaymaları, dar kanal hastalığı (lumbar stenotok kanal), omurga eğriliği (skolyoz), omurga ve omurilik tümörleri ve enfeksiyonları gibi nedenlerdir.

İkinci grubu ise omurga dışı nedenler oluşturur. Özellikle kalça, diz ve ayak eklemlerindeki bozukluklar omurganın günlük aktivitelerimiz sırasında normal duruşunu bozarak bel ağrısına neden olabilirler. Bu nedenle hastaların ayrıntılı hikayelerinin bilinmesi ve ayrıntılı olarak muayene edilmesi tanı ve tedavi açısından büyük önem taşımaktadır.

Risk grubunda kimler vardır?

Düzenli egzersiz yapmayanlar, aşırı kilolu olanlar, çalışma yaşamlarında ağır fizik yük altında çalışanlar, ailevi yatkınlığı olanlar ana risk gruplarını oluşturmaktadır.

Hangi yaşlarda daha sık görülür?

En sık görülme yaşları 40-60 yaşlar arasıdır. 60 yaş sonrasında daha çok dejeneratif değişiklikler görülmekle birlikte, ileri yaşlarda uzak fıtıklaşma (ekstraforaminal herniasyon) denen, kanal dışı fıtıklaşmalar daha sıktır.

Bel fıtığının görülme sıklığı nedir?

Bel ağrıları tüm toplumların en büyük sorunlarından bir tanesidir. Tüm insanların %90’ı, hayatının bir döneminde kendisini kısa süreli de olsa çalışma yaşamından alıkoyacak bir bel ağrısıyla mutlaka karşılaşır. Tüm bel ağrılı hastaların %3-4’ünde girişim gerektiren bel fıtığı görülür.

Bel ağrısı olan hastaların hangi uzmana başvurması gerekiyor?

Bel ağrısı ile tıbbın birçok dalı yakından ilgilenme ve değişik uygulamalar yapmaktadır. Bu dalların başlıcaları nöroşirürji, nöroloji, fizik tedavi ve rehabilitasyon, ortopedi ve algoloji (ağrı tedavisi) dallarıdır. Bunun dışında hekim denetiminde ya da hekimler tarafından uygulanan manuel terapiyi sayabiliriz. Bu kadar çok tıp dalının ilgilenmesi hastalar açısından yararlı olmakla birlikte aynı zamanda hastalarda büyük bir kafa karışıklığı da yaratmaktadır. Farklı uzmanlardan değişik öneriler alan hastalar ne yapacağını bilemez duruma düşmektedir. Bu nedenle hastaların gerek tanı gerekse tedavi açısından değişik uzmanları dolaşıp alınan bilgileri sentezlemeye çalışmak yerine, ilgili tüm dalların birarada işbirliği içinde hizmet verdiği, hastanın ortaklaşa değerlendirilip yapılacak uygulamalara ilgili tüm dalların katılımıyla karar verildiği omurga merkezlerine (spine center) başvurması en uygun yoldur.

İnme basitçe beynin damarsal sebeplerle bir kısım işlevini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Genellikle halk arasında felç olarak da tanınır, ancak her felç beyin damarlarından kaynaklanmadığından inme değildir (örneğin çocuk felci, yüz felçlerinin çoğu gibi). Damar tıkanıklığı veya kanama sonucu olabilir. Sonuçta işlevini kaybeden bölgeye göre belirtiler oluşur. Örneğin beynin sol tarafında (orta-dış bölgelerde) bir tıkanıklık olduğunda hasta karşı tarafta yüz-kol-bacakta güç ve his kaybı, konuşma bozukluğu olurken, sağ tarafta aynı bölge tutulduğunda konuşma korunur.

İnme neden olur?

Halk arasında kalp krizi sebepleri daha iyi bilindiğinden bu örnek üzerinden gidebiliriz. Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite ve sigara nasıl kalp damarlarında tıkanıklık yapıp o bölgenin kanlanmasını bozarak işlevini kaybettiriyorsa, beyinde de aynı sebeplerle tıkanma ile inme ortaya çıkar. Ayrıca özellikle yaşlılarda sıklıkla kalpteki ritim bozukluklarında düzensiz dolaşım sonucu oluşan pıhtıların koparak beyin damarına ulaşıp tıkamasıyla da inme oluşabilir.

Kanama ise çoğunlukla yukarıda bahsedilen sebeplerle damar cidarının elastikiyetini ve dayanıklılığını kaybetmesi ile yüksek tansiyon sonucu ortaya çıkar.

İnme önlenebilir mi? Tedavisi nedir?

İnme tansiyon, kolesterol, kan şekeri, kilo kontrolü ve ritim bozukluklarına yönelik müdaheleler ile büyük oranda önlenebilir. Önleyici olarak hastanın riski varsa kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilebilir.

İnmenin tedavisi ise yaygın kanının aksine tıkalı damarın ilaçla veya cerrahi ile açılması değildir. Nadiren, o da çok sınırlı sayıda hastada ilk birkaç saat içinde tıkanıklığı açıcı ilaç verilerek iyi sonuçlar alınabilir, ancak bu ilaçların kanama yapıcı riskleri de büyük olduğundan hastaya uygun değilse verilmezler. İnme zaten kanama sonucu gelişmişse bu ilaçlar verilemez.

İnme sebebine bağlı olarak farklı tedavi edilir. Tıkanıklık sonucu oluşmuş olan inmede kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilir, bahsedilen risk faktörleri daha sıkı kontrol altına alınmaya çalışılır.

Kanama sonucu oluşmuş ise daha çok tansiyon kontrolü üzerinde durulmalıdır. Tabi ki diğer risk faktörleri de yine yakından takip edilerek müdahale edilir.

Daha sonraki dönemde ise hastanın düzenli fizik tedavi görmesi tedavinin bel kemiğini oluşturur.

İnme düzelir mi?

İnmenin düzelmesi beynin hasar görmüş alanının büyüklüğüne ve hastanın yaşıyla beraber var olan diğer hastalıklarına bağlıdır. Özellikle iyi bir fizik tedavi alması, bu tedaviye uyum sağlaması çok önemlidir. Sonuç olarak inme geçiren hastada hemen hiçbir belirti kalmayabileceği gibi, hiç düzelme de olmayabilir. Ancak sıklıkla hastanın ne kadar sürede ve ne oranda düzeleceği öngörülemez. İlk 6 ayda maksimum düzelme görülür.

Fizik tedavi alanında elektrik akımları ağrı kesici olarak ve dokuları iyileştirmek ve kasları güçlendirmek amacıyla zaten senelerdir kullanılıyor. Ancak tüm vücuda kas uyarımı, çok yeni bir yöntem.

EMS (Elektro Kas Uyarımı) olarak adlandırılan sistem, tam olarak vücuttaki ana kas gruplarına güçlendirme amaçlı elektriksel uyarım yapıyor. Basit bir hareket bile vücutta 3-4 misli kas güçlenmesi ile sonuçlanıyor.

Vücudun hangi bölgelerinde uygulanıyor?

Omurga ve omurgaya bağlı bel-boyun ağrıları ve fıtıkları, postür bozuklukları, skolyoz ve kifoz gibi omurga eğrilikleri sorunlarında kullanılıyor. Öncesinde yapılan postür analiziyle hangi kaslar üzerinde çalışılması gerektiği belirleniyor.

Ardından güçlendirilmesi gereken kaslar için bir program oluşturuluyor. Üzerinde elektrotlar bulunan özel bir yelekle, yarım saatlik egzersiz eşliğinde hastanın ana kas grupları çalıştırılıyor. Bu yöntemle küçük hareketlerle bile kasların maksimum oranda güçlendirilmesi sağlanıyor

Ameliyat sonrası da uygulanıyor mu?

Hasta uzun bir süre hareketsiz kaldığında kasları da zayıflıyor. Özellikle omurga ve fıtık ameliyatlarından sonra üç ay boyunca aktif spor hayatına dönmesi söz konusu değil. Bu dönemde yapılacak en iyi şey, omurganın güçlendirilmesi.

EMS (Elektro Kas Uyarımı) yöntemi, günlük hayata dönüşü kısaltıyor. Felsefemiz “sakatlık ne olursa olsun, omurgayla başlamak.” Çünkü vücudumuz

mekanik bir sistem. Onu bir bina olarak düşünürsek, omurga da vücudun taşıyıcı kolonudur.

Metabolik bozukluk için EMS

Çağımızın hastalığı olarak bilinen ve insülin direnci, karında yağlanma, kan şekerinin ani yükselmesi ve düşmesiyle kişinin metabolik bozukluk yaşadığı metabolik

sendromda da EMS sistemini kullanıyoruz. Bu sistemle karın ön duvarı, sırt ve omurgayı çevreleyen küçük kaslar çalışırken, karın içi yağ dokusu da eriyor. Bu da karaciğer yağlanmasını azaltıyor, kan şekerini regüle ediyor ve insülin direncini dengeliyor.

Sadece diyetle kilo kaybı hedefleyen kişilerin tedavisine egzersiz eklendiğinde, kilo kaybının daha fazla olduğu, kas kitlesinin korunduğu, yeni kilo alımının uzun süre engellendiği ve kişinin ruhsal açıdan daha iyi hissettiği görülür.

Hedef önce kasları güçlendirmek

Egzersiz tedavisine alınan obez hastalarda hedef, vücut ağırlığı nedeniyle kullanılmamaya bağlı olarak zayıf düşmüş eklem ve kasları güçlendirmektir. Ayrıca, kasların dayanıklılığını arttırıp, kilo vermeyi sağlayacak ve aerobik kapasiteyi artıracak uzun soluklu aktif egzersizler programlanır.

İlk aşama:

Ultrason, sıcak paket gibi ısıtıcı fizik tedaviler ile kas, eklem ve bağların esnekliği artırılırken, elektro terapi cihazlarıyla kaslar güçlendirilir. Aynı zamanda eklem ve kas ağrıları hafifletilir. Kasların, özel kas cihazlarıyla güçlendirilmesi amaçlanır. Ayrıca eklem içinde oluşan ödem ve dolaşım bozukluğunun da tedavisi yapılır. Bacak ve kol bölgelerinde şişliğe sebep olan lenf ödemi masajla giderilir.

İkinci aşama:

Hasta, ağrısız ve yeterli bir kas kuvvetine ulaştığında aktif programa geçilir. Bu dönemde hastaya aktif eklem hareket açıklıkları, esneme ısınma egzersizleri ve aerobik kapasiteyi artırıcı egzersizler verilir. Aerobik egzersizler yürüme bandı ya da bisiklet ile uygulanabilir. Florence Nightingale Hastanesi’nde eğitmenler eşliğinde, antigravite yürüme sistemi, su içi yürüme sistemi ve elektromyostimulasyon sistemi obezite sorunu olan hastalara uygulanmaktadır. Bu sistemler klasik yürüme bandı veya bisiklete göre daha konforlu, güvenli ve etkin sistemlerdir.

Tüm vücut elektrokas uyarımı - EMS

EMS, hastanın kaslarını güçlendirmesine ve kısa sürede etkili egzersiz yapmasına olanak veren bir sistemdir. Bu sistemde vücuda giyilen bir yelek ve üzerindeki elektrotlar sayesinde bir taraftan elektriksel kas uyarımı yapılırken, aynı zamanda da uzman bir eğitmen eşliğinde aktif olarak egzersiz yapılır.

Haftada 2 kez ve 1 seans 25 dakika olmak üzere uygulanan bu egzersiz sistemiyle tüm vücut ve özellikle de karın kaslarında yeterli güçlendirme sağlanabiliyor. Hasta, çok kısa süre içinde uzun sürede elde edilebilen egzersiz sonuçlarına ulaşır. Kas gücü artarken yüksek kalori harcayıp kilo verir.

Su içi yürüme sistemi (Hydrophysio):

Su dolu bir tankın içine yerleştirilmiş güvenli ve etkin bir yürüme bandıdır. Suyun sıcaklığı, masaj etkisi ve suyun direncine karşı yapılan egzersiz birleşince; kasların güçlenmesi ve daha çok kalori harcaması sağlanır.                                                                 

İnsan ortalama ömrü ciddi olarak uzadı. Ülkemizde kadınlarda 76 erkeklerde ise 74 oldu. Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya gibi ülkelerde ise 80 yaşın üzerine çıktı. Ömrün uzamasının yanında acaba bizim eklemlerimizi kaplayan kıkırdaklarımız da yenilenerek uzun yaşama ayak uyduruyor mu? Bilindiği gibi eklem yüzlerini kaplayan hyalin kıkırdak olarak isimlendirilen yapının yenilenmesi son derece zordur. İçindeki hücre sayısı toplam kütlenin ancak %1 ini oluşturmaktadır.

Bu kondrosit adı verdiğimiz hücreler ya yaşamımız esnasında geçirdiğimiz travmalar sonucunda kıkırdağın yaralanması ile ya da yaşın ilerlemesine bağlı olarak azalmaktadır. Sonuçta kıkırdağın yenilenmesi azken tamamen yok olur. Dolayısı ile eskiden daha kısa yaşamlarda kullandığımız aynı kıkırdağı daha uzun sürede kullanmaya başladık. Günlük yüklenmeleri de hesaba kattığımız zaman kıkırdakların yıpranması daha da artmaktadır. Osteoartrit dediğimiz maalesef halk arasında yanlış isimlendirilen kireçlenme oluşmaktadır.

Son 10 senedir spor yapmak çok yaygınlaştı. Bunun sonucunda spor yaralanmaları da arttı ve özellikle diz kıkırdak yaralanmaları çok güncel konu haline geldi. Özellikle genç yaşta yaşanılan kıkırdak lezyonları bölgesel olmakta ve iyi tedavi edildiğinde ileriye dönük eklem bozukluğunu engellemektedir. Eğer tedavi edilmezse zaman içinde tüm eklemi bozmaktadır.

Yıllar önce eklemlerden geçirilmiş cerrahi girişimler mesela menisküs ameliyatları yıllar sonra kıkırdak lezyonlarına neden olmaktadır.

Son bir grupta yapısal ve genetik formatın neden olduğu özellikle 55 yaş üstü bayanlarda daha fazla görülen kıkırdak lezyonları söz konusudur.

Bahsettiğim tüm bu gruplar sonuçta kıkırdaklarındaki lezyonlar nedeni ile çeşitli şikayetlere sahip olacaklardır. Ortalama ömrün de uzadığı düşünülürse uzun seneler bu şikayetler devam edecek ve artacaktır sonunda da protez uygulamalarına gidilecektir.

Özellikle diz gibi yük taşıyıcı eklemlerdeki bu problemler kişilerin yaşam kalitelerini düşürmekte ve onları depresyona sokmaktadır.

Bilim dünyası bu gerçeği görerek kıkırdak lezyonlarının ciddiyetini ve doğurduğu sonuçları üzerine kıkırdağın yenilenmesi konusunda araştırmalara başlamıştır.

Önceleri eklemin yükünü azaltıcı egzersiz programları, kilo verdirmeler, ilaç tedavileri uygulanmış ama problemin ilerlediği görülmüştür. Özellikle de tam kat kıkırdak kayıplarında kemik ortaya çıkmakta ve kıkırdak oluşmamaktadır.

Birinci jenerasyon tedavi olarak özellikle sınırları belli genç ve orta yaşlardaki kıkırdak eksikliklerinde mikrokırık yöntemi uygulanmaya başlanmıştır. Bu yöntem artroskopik olarak diz eklemini hiç açmadan monitörde görerek uygulanmaktadır. Amaç kıkırdağın olmadığı bölgede kemik iliğini açarak buradan gelen kanın o bölgede yerleşerek içindeki kök hücreleri de kullanarak yeni bir kıkırdak oluşturma felsefesine dayalıdır. Ancak oluşan yeni kıkırdak orjinali gibi olmamakta ve dayanıklılığı daha kısa sürmektedir. Uygulanabilir lezyonlar 2 cm kareye kadar büyüklükte olanlardır.

Daha büyük lezyonlarda ise mozaikplasti adı verilen yöntem uygulanmaktadır. Bu teknikte kişinin aynı ekleminin sağlam bölgesinden 7-8-9-10 mm. çaplı silindirik kıkırdak ile birlikte kemik greftlerin alınarak kıkırdak olmayan yere transferi yapılmaktadır. Dört santimetre kareye kadar büyüklükte olan lezyonlarda tercih edilir.

Bu iki teknik de endoskopik olarak yapılabilmekte ve hasta aynı gün evine gönderilmektedir. Ancak yeni kıkırdak olması için kişi, 4-6 hafta o tarafına yük vermemelidir.

Eğer lezyon daha da büyükse veya daha önce söylediğim teknikler başarısız olduysa o zaman kontrosit kültür uygulaması yapılabilir. Artık bu teknikler ikinci jenerasyondur. Burada yapılan sağlam kıkırdaktan bir parça alıp bu parçadan laboratuarlarda kıkırdak hücresi olan kondrositlerin üretilmesidir. Sonra bu kültür hücreleri ikinci ameliyatla ekleme kıkırdağın olmadığı kısmına nakledilir. Bu sıvı ortamlı olduğu için orada durmasını sağlayacak kemik zarı periostta kullanılmaktadır. Bu teknik daha da ilerletilmiş olup sıvı materyalin kaybolmasını da azaltmak için özel materyaller üretilmiş ve üretilen hücreler bunlara emdirilmiştir. Bunlara skafold adı verilmektedir. Sonra bu skafoldlar problemli bölgeye konmaktadır.

Ancak iş bu kadarla da bitmemektedir. Daha iyilerini yapmak üzere üçüncü jenerasyon teknikler geliştirilmiştir. Bu teknikte skafoldlar üzerine kondroprogenitör adı verilen yani bulunduğu ortama göre yapı özelliğini taşıyanhücreler konmuş ve bunlar uygulanmaya başlanmıştır. Bu hücreler kemik iliğinden, adaleden, yağdan ve sinovyumdan elde edilmektedir.

Bu teknikler hep iki operasyon ile de yapılmaktadır. Birincide sağlam doku alınıp çoğaltılmakta; ikinci operasyonda da oluşturulan doku kıkırdak yokluğunun olduğu bölgeye yerleştirilmektedir. Son çalışmalar ise bu olayın tek ameliyatla nasıl halledileceği konusundadır. Birçok araştırma devam etmektedir. Yine bu tekniklerdeki diğer bir yenilik skafoldlar üstüne dokuların yapımında kullanılan vücut tarafında salgılanan mediatör dediğimiz maddelerin yerleştirilmesidir. Gerçekten çok ileri bir teknolojidir.

Şu ana kadar bahsettiğim uygulamalar daha çok eklemin belli bölgesinde olan sınırlı kalmış kıkırdak defektlerinde uygulanan tekniklerdir. Bir de eklemin tamamını tutan ve tüm eklemde kıkırdak kaybı ile giden hastalıklar vardır. Günümüzde ilerlemiş bu hastalıklarda eklem protezleri uygulamaları başarı ile yapılmaktadır. Ancak hastalar artık kendi eklemleri yerine artifisyal eklemler kullanmaktadırlar. Gen tedavisi ile bu tip kıkırdak sorunları da çözülecektir. Bununla ilgili çalışmalar devam etmektedir. Ancak bu tekniklerde canlı virüslerin ve onlara yüklenen DNA'ların kullanılması bazı sorunlar getirmektedir. Bu nedenle daha çalışmalar hastalar üzerinde yaygın kullanıma müsaade etmemektedir. Bu sorunlar giderildiği taktirde hangi kıkırdak lezyonu olursa olsun tedavi edilebilecek herkes her zaman kıkırdağını korumuş veya yeniden yapmış olacaktır.

Sonuç olarak kıkırdaklar yenileniyor mu? Belki kendi başlarına hayır ama yeni teknolojik gelişmeler ve tedavi şekilleri ile evet; yenileniyor.

Sağlıklı eklemler için SAĞLIKLI KİLO

Fazla kilolar bu eklemlerin yükünü arttırır ve kıkırdağın bozulmasına yol açar. Kaybettiğiniz her 1 kilo, dizlerinizdeki 4 kiloluk basıncı yok eder.

Eklemler için DÜŞÜK ETKİLİ egzersiz.

Eklemleri korumak için en iyi egzersizler, yüzmek ve bisiklete binmek gibi düşük etkili egzersizlerdir. Çünkü yüksek etkili, vuruşlu, sarsıntılı egzersizler eklemlerinizin incinmesine ve kıkırdağınbozulmasına neden olabilir. Eklemlerin Etrafındaki Kasları Geliştirin. Eklemlerin etrafındaki kasların daha güçlü olması, eklemlerde daha az gerilim olduğu anlamına gelir. Kasların gücünde çok az artış olması bile, eklemlerimizin yükünü azaltır.

Tam HAREKET AÇIKLIĞI sağlayın.

Eklemlerinizin sertleşmesini önlemek ve esnekliklerini muhafaza etmek için hareket açıklığının tamamını kullanacak doğrultuda hareket ettirin. Eğer kireçlenmeniz varsa, doktorunuz veya fizyoterapistiniz size günlük hareket açıklığı egzersizlerini önerebilir. Karnınızı Güçlendirin.

Güçlü karın ve sırt kasları dengeye yardım eder. Ne kadar dengeli olursanız, düşme sonucu eklemlerinizi incitme riskinden o derece uzak olursunuz. Bu nedenle düzenli egzersizlerle karın kaslarınızı güçlendirin.

İyi bir duruşla eklemlerinizi KORUYUN

Ayakta ve otururken düz durun. İyi duruş, dirseğinizden dizlerinize kadar olan tüm eklemlerinizi korur. Duruşu iyileştirmenin en iyi yolu yürüyüş yapamaktır. Ne kadar hızlı yürürseniz, sizi dik pozisyonda tutmak için kaslarınız o kadar çok çalışır. Yüzme de duruşu düzeltir.

Ağır kaldırırken ve taşırken DİKKATLİ olun

Bir şeyler kaldırırken ve taşırken eklemlerinizi düşün. Doğru eğilme, kalma pozisyonlarını öğrenin. Çantaları elleriniz yerine kollarınızda taşıyın.