Yararlı Bilgiler

  • Kuş gribini taşıyabilecek, hem canlı hem de telef olmuş hayvanlarla temas etmemek gereklidir. Çocukların kanatlı hayvanlarla oynamalarına izin verilmemelidir.
  • Kuş gribi hastalığı geçiren kişiyle temas etmemek gereklidir. Hastalık, hem vücut sekresyonlarıyla, hem de solunum yoluyla bulaştığı için, 1-2 metreden daha yakın durmamak gerekir.
  • Kanatlı hayvan eti ve yumurta tüketirken, çok iyi piştiğinden emin olmak gerekir.
  • Kanatlı hayvan eti ve yumurta, çiğ durumdayken, pişirmek üzere hazırlanması esnasında kullanılan, mutfak malzemeleri, tezgah ve eşyalar mutlaka deterjanla yıkanmalıdır. Eller bol su ve sabunla yıkanmalıdır.

Mevsim değişikliğinin yaşandığı şu günlerde salgın hastalıklar herkesi tehdit ediyor. Soğuk algınlığı ve grip vakalarında yaşanan artış, bitkisel tedavilerin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nden Diyetisyen Ece Günay Akkuş, doğal yollarla korunmanın mümkün olduğunu belirterek, "Hastalıklar sinyal verdiğinde bitkilerle hazırlanacak karışımlar yatağa düşmenizi engelleyecektir" diyor. Ece Günay Akkuş, kronik bir rahatsızlığı olmayanlara şu bitki çaylarını öneriyor... gripten korunmanın doğal yolları

Kakule-tarçın: Soğuk algınlığı, bronşit, öksürük, yüksek ateş şikayetlerinin hafifletilmesinde, ağız ve boğaz iltihaplarının giderilmesinde kakule etkilidir. Demleme usulü, baharatlarla karıştırılarak içilebilir. Bunlar arasında tarçın öne çıkar. Tarçın ve kakule içeriğindeki etken maddeler bağışıklık sistemini güçlendirir. Virüs ve mikroplara karşı savaş verir. 

Mürver-nane: Gribe, öksürüğe ve nezleye faydalıdır. Soğuk algınlığını giderip, göğsü yumuşatır. Nane ile birlikte demlenerek tüketilmesi önerilir. 

Zencefil kökü-limon: Limon ile birlikte tüketildiğinde soğuk algınlığına ve sindirime yardımcı olur. Boğazınızda veya vücudunuzda kırıklık, halsizlik, ağrı hissettiğinizde taze zencefil rendesi, limon suyu ve bal karışımı size iyi gelecektir. 

Ihlamur: Ihlamur çiçeklerinin iltihap ve ağrı giderici özelliği vardır. Soğuk algınlığı şikayetlerinin ve boğazdaki tahrişin azalmasına, tedavinin hızlanmasına yardımcı olur. Sarımsak: Kanın antioksidan kapasitesini arttırır, bağışıklığı destekler. Ezerek tüketmelisiniz. 

Ekinezya: Nezle, soğuk algınlığından korur ve tedaviye yardımcıdır. Sıvı şeklindeki ekinezya ürünlerini tercih edin. 

Karabiber tanesi: Ağrı kesici ve ateş düşürücü etkisi bulunmaktadır. Toz karabiber ile hazırlanan çay gargara şeklinde uygulandığında boğaz enfeksiyonlarına ve ağrının azalmasına yardımcı olacaktır.

Adaçayı: içerdiği uçucu bileşenler ağız ve boğaza yerleşen enfeksiyon ile iltihaplarda etkilidir. Soğuk algınlığı, grip ve bronşite iyi gelir. 2-3 poşet tıbbi adaçayını 150 ml kaynamış içme suyunun içerisinde 5-10 dakika bekletin. Boğazınızın dayanabileceği sıcaklığa gelince günde 6-8 defa gargara yapın.

Kuşburnu: Kuşburnu meyvesi C vitamini bakımından en zengin kaynaklardan biri olarak kabul edilir. Tam kurutulmuş meyveler parçalanıp 10 dakika kaynatıldıktan hemen sonra tüketildiğinde içeriğindeki C vitamininden yüksek dozda faydalanılabilir. Vücuda direnç verir.

Mikroplara ölüm!

● 4-5 bardak suya, biraz çubuk tarçın, 2-3 tane top karabiber, birkaç diş karanfil, 1 çay kaşığı toz veya parça zencefil, kabuklu çekirdekli elma parçası, limon parçası, varsa kuşburnu atılır ve kaynatılır. İçine, ıhlamur, nane eklenir. Çayın rengi sarımtırak hal alınca süzüp, balla karıştırılarak içilir.

● Bu çay, içindeki zencefil ve karabiber nedeniyle biraz acı olabilir. Karışıma istenirse zerdeçal de eklenebilir. Gribin meydana getirdiği ağrıları, sızıları ve yorgunluğu azaltır. Mikropları öldürür. Öksürük ve tahrişleri önler.

Astımı olanlara hünnap

Hünnap bitkisinin C vitamini deposu olduğunu söyleyen Ece Günay Akkuş, yararlarını şöyle anlattı: "Bu bitki, astım ve solunum sistemi hastalarına çok faydalı. Aynı zamanda balgam söktürüyor. Yüksek lif içeriği ile bağırsakları çalıştırıyor. Şeker oranı düşük olduğu için porsiyon kontrolü yaparak, şeker hastalarına da önerilebilir."

Uluslararası seyahat eden kişilerde belirli enfeksiyon hastalıkları görülebilmektedir. Turistik gezi yapan kişiler enfeksiyon riski açısından üç gruba ayrılabilirler:

• Kısa süreli ve kentlerde iyi hijyenik koşullarda seyahat edenler (iş adamları vb.),

• Kent ya da kırsal bölgelere organize turlar ile seyahat edenler,

• Kötü koşullarda seyahat edenler (maceracı, sırt çantaları ya da bisikletle gezenler vb.).

Birinci grupta enfeksiyon gelişme riski en az iken 3. grupta bu risk en fazladır.

Seyahatten 3-4 hafta önce enfeksiyon hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve gerekli koruyucu önlemler alınmalıdır. Koruyucu önlemler belirli hastalık etkenlerine karşı aşılama, antibiyotik uygulaması ve bazı hijyen ve beslenme önlemlerinden oluşmaktadır. Seyahat dönüşü ateş vb bulgular olması halinde derhal enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

Diyabetik hastalarda enfeksiyon hastalıkları daha sık olarak görülmektedir. Bunda en önemli nedenler bu hastaların bağışıklık sistemlerindeki bozukluk, damar yapılarındaki bozukluklar ve nöropati denilen sinir iltihabıdır.

En sık karşılaşılan enfeksiyonlar alt solunum yolu enfeksiyonları (zatüre vb), idrar yolu enfeksiyonları, diyabetik ayak enfeksiyonları, mantar enfeksiyonları, tüberküloz ve deri ve yumuşak doku enfeksiyonlarıdır. Ayrıca bu hastalarda enfeksiyonların tekrarlama riski de yüksektir.

Diyabetik hastalarda enfeksiyonlar daha şiddetli seyredebilir. Bu nedenle diyabetik hastalar enfeksiyon bulguları olması halinde (ateş, titreme, idrarda yanma, sık idrara çıkma, ishal, kusma, ayakta yara, deride kızarıklık, öksürük, balgam çıkarma, aksırma vb) derhal enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurmalıdırlar. Ayrıca enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi için bazı aşıların yapılması gerekmektedir.

Yaşlılarda (65 yaş ve üzeri kişiler) enfeksiyonlara daha sık rastlanmaktadır. Yaşlılarda enfeksiyonların daha sık görülmesinin başlıca nedenleri;

• Bağışıklık sistemindeki yetersizlik

• Kronik hastalıklar (böbrek yetmezliği, diyabet, kalp yetmezliği vb)

• Bağışıklığı baskılayıcı ilaçların (steroid vb) kullanımı

• Huzurevi vb toplam yaşam alanlarında bulunmalarıdır.

Yaşlılarda enfeksiyonların belirtileri ve bulguları tipik değildir. Bu durum bu hastalarda tanı ve tedavide gecikmelere neden olabilmektedir. Örneğin, ateş enfeksiyonların en önemli bulgusudur. Ancak yaşlılarda ciddi enfeksiyonlarda dahi ateş görülmeyebilir. Tanı ve tedavide gecikme enfeksiyonların yaşlılarda daha ağır seyretmesine ve ölüm oranlarında artışa yol açmaktadır.

Yaşlılarda enfeksiyonu düşündüren belirtiler şunlar olabilir: bilinç bozukluğu, düşkünlük, hareketlerde azalma, iştahsızlık, iletişim kurmada azalma, öksürük, ishal, burun akıntısı, idrarda yanma, tansiyonun düşmesi, kalp hızında artış ve ateş yüksekliği olması. Yaşlılarda tekrarlanan ölçümlerde >37,2 0C ve tek ölçümde >37,8 0C olması ateş olarak kabul edilir. Yaşlılarda en sık görülen enfeksiyonlar idrar yolu enfeksiyonu, akciğer enfeksiyonu (pnömoni-zatüre), deri ve yumuşak doku enfeksiyonu, ishaller ve invaziv alet (protez, idrar yolu kateteri, damar içi kateteri vb) enfeksiyonlarıdır.

Yaşlı kişiler enfeksiyonlardan korunmaları için belirli aşı programlarına alınmalıdırlar. Bu planlamalar enfeksiyon hastalıkları polikliniklerinde yapılmaktadır. Ayrıca enfeksiyonu düşündüren yukarıda belirtilen bulguların olması halinde enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurmalıdırlar.

Bağışıklığı olmayan tüm erişkinler bu enfeksiyonlara karşı aşılanmalıdır.

Varisellaya karşı bağışıklığı olmayan tüm erişkinler bu enfeksiyona karşı aşılanmaldır.

Kronik hastalığı olanlar ve yaşlılar pnömokok (zatüre etkeni) aşısını yaptırmalıdır.

Hepatit A'ya karşı bağışıklığı olmayan erişkinler bu enfeksiyona karşı aşılanmalıdırlar.

Gençler ve hepatit B yönünden risk altında olan bireyler (ailesinde hepatit B enfeksiyonu olanlar, riskli cinsel birlikteliği olanlar vb) hepatit B aşısını olmalıdırlar.

Tüm erişkinler bir doz Difteri ve Boğmaca aşısını yaptırmalıdır. Tetanoz aşısı 10 yılda bir tekrarlanmalıdır. Gebeler de tetanoz, difteri ve boğmaca aşısını yaptırmalıdır.

Her yıl çok sayıda erişkin kişi aşı ile önlenebilir enfeksiyonlar nedeni ile ciddi olarak hastalanmakta ve hatta ölmektedir. Erişkinler çocukluk çağından sonra da aşılanma gereksinimi konusunda bilgi sahibi olmadıklarından kendileri için gerekli aşıları yaptırmamaktadır. 

Ayrıntılı bilgi için lütfen bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurunuz.

Hastane enfeksiyonu hastanede başka sağlık sorunları nedeniyle tedavi olurken enfeksiyon gelişmesidir. Genel olarak, hastaneye yattıktan 48-72 saat sonra ve taburcu olduktan sonraki 10 gün içinde meydana gelen enfeksiyonlar hastane enfeksiyonu kabul edilir. Protez varlığında operasyon sonrası 1 yıl içinde meydana gelen protez enfeksiyonları hastane enfeksiyonu olarak kabul edilir.

Hastane enfeksiyonları hastanede yatış süresini uzatmakta, hastada önemli sağlık sorunlarına hatta ölüme yol açmaktadır. Hastane enfeksiyonları aynı zamanda ek mali yük te getirmektedir. Hastane enfeksiyonları çok sayıda başarılı geçen ameliyat veya diğer tıbbi tedavileri başarısız kılmaktadır.

Hastanede yatarak tedavi gören hastaların başarılı bir şekilde tedavisi ancak hastane enfeksiyonlarının önlenmesi ile mümkündür. Hastane enfeksiyonlarının önlenmesi bu konuda deneyimli bir ekibin olması ve buna maddi ve manevi güçlü bir hastane yönetimi desteği ile olabilmektedir. Hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli birim hastane enfeksiyon komitesidir. Bu komitenin en önemli bireyi ve başkanı da enfeksiyon hastalıkları uzmanıdır.

Hastanemizde hastane enfeksiyonlarının önlenmesi konusunda etkin bir mücadele sürdürülmektedir. Bu konuda başta hekimler ve hemşireler olmak üzere hastane personeline sürekli eğitimler verilmektedir. Ayrıca hastanede dirençli bakteri florasının oluşumunun engellenmesi için etkin bir antibiyotik kullanım politikası uygulanmaktadır. En az 3 ayda bir yapılan enfeksiyon kontrol komitesi toplantısında gözlemler paylaşılmakta ve tespit edilen sorunların giderilmesi için politikalar oluşturulmaktadır.

DOMUZ GRİBİ NEDİR?

Domuz gribi, A(H1N1) tipi virüsten kaynaklanan, insanlarda hastalığa yol açan viral bir hastalıktır. Hastalık ilk kez Meksika ve ABD'de görülmüş ve daha sonra birçok ülkeye yayılmıştır. Bu virüse " domuz gribi" denmesinin sebebi, domuzlar arasında görülen grip virüslerine çok benzediğinin gösterilmiş olmasıdır. Bu yeni virüs insan, domuz ve kuş virüslerinin bir karışımıdır.

BELİRTİLERİ

Grip belirtileri nedeniyle nezle ve soğuk algınlığına benzediğinden başlangıçta ciddiyeti farkedilmeyebilir.

• Halsizlik, kas ağrıları, baş ağrısı, yüksek ateş, boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı, karın ağrısı ishal, bulantı ve kusmadır.

• Normalde bu belirtiler başladıktan 3-7 gün içerisinde hastalık geriler. Fakat öksürük ve halsizlik daha uzun sürebilir.

• Özellikle yaşlı, çocuk ve direnci kıran ek hastalığı olanlarda (kanser, AİDS hastaları, bağışıklık sistemini baskılayan kortizon gibi ilaçları kullananlarda) daha ağır hastalığa dönüşür.

• Sinüzit, zatürre, orta kulak iltihabı veya tüm vücuda yayılması ile kalp dokularının bile iltihaplanabileceği ciddi tablolar görülebilir. Ayrıca şeker, kalp ve kronik akciğer hastalığı olanlarda, bu hastalıkları alevlendirip, kötüleştirebilir. Hastalık en çok çocuk ve yaşlılarda ağır seyreder.

KORUNMAK İÇİN:

• Yemek yemeden önce sıcak su ve sabunla ellerin özenle yıkanması gerekiyor.

• Evde diş fırçalarının ayrı kaplarda tutulması, işyerlerinde ortak kullanım alanlarında, merpen trabzanı, kapı kolu gibi virüs barındıracak noktaların kağıt veya peçete ile tutularak açılması öneriliyor.

• Hasta kişilerle yakın temastan kaçınılması, ellerin burun göz ve ağza götürülmemesi, tırnak yenmemesi öneriliyor.

• Mikrop bulaşmış olabilecek yüzeylerin uygun şeklinde silinmesi temizlenmesi odanın sık sık havalandırılması faydalı oluyor.

• D vitamini ihtiyacımızın büyük çoğunluğu güneşe bağımlı olduğundan eksikliği durumunda hekime danışarak takviyesi öneriliyor.

• Probiyotik yani faydalı bakteri içeren doğal yoğurt, sarımsak, soğan, sirke ev yapımı turşu, boza, kefir, taze sebze ve C vitamini tüketimi önem kazanıyor.

• Şekerli unlu gıdalar, şekerli meşrubatlar virüslere karşı bağışıklık sisteminin mücadelesini zorlaştırdığı için tüketilmemesi gerekiyor.

• Günde 30 dakika kadar hızlı yürüyüş, 4-5 dakika kültürfizik egzersiz yapılması bağışıklığı güçlendiriyor.

• Düzenli 7 saat kadar uyku bağışıklık sistemini güçlü tutuyor.

• Meyve suyu kana hızlı şeker karışmasına neden olup bağışıklık sistemini zayıflattığından nar ve portakal gibi meyvelerin bütün haliyle yenmesi gerekiyor.

• Çinko ile selenyum, kabuklu kuruyemişler ve hayvansal proteinler az tüketiyorsanız eksik olabileceğinden, takviyesi faydalı olabiliyor.

• Zencefil, kuşburnu, ıhlamur, nane-limon, tarçın çayları iyileşmeye yardımcı olabiliyor.

• Tavuk suyu çorba ise çok iyi geliyor.

Hastalıkların etrafımızda kol gezdiği bugünlerde en çok çocuklarımız için endişeleniyoruz. Şişli Florence Nightingale Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Yrd. Doç. Dr. Banu Yazıcı, 5 adımda çocukları gripten korumanın yollarını anlattı:

EI yıkama alışkanlığı kazandırın: Anaokulundan itibaren çocuklara bulaşıcı hastalıklardan korunmak için el yıkama eğitimleri verilmeli. Bu konuda evde anne - babaya, okulda öğretmenlere sorumluluk düşüyor.

Tuvalet eğitimine dikkat edin: Hastane yatışlarına yol açabilen bağırsak enfeksiyonları, tuvalet temasıyla geçiyor. Bu yüzden çocukların tuvalet eğitimi ihmal edilmemeli.

0yuncakları yıkayın: Oyuncakların haftada bir kere yıkanması veya tozlarının alınması gerekiyor.

Eve güneş girsin: Evinizi bol bol güneşlendirin ve havalandırın.

Çamaşırları ütüleyin: Çamaşırlarınızı, çamaşır suyu katkılı deterjanlarla yıkayabilirsiniz. Ardından yüksek ısıda ütülenerek mikroplardan korunmak mümkün olabilir.

Bir rotavirüs, ilk yarım saatte çamaşır suyuyla dezenfekte edilmezse o yüzeyde en az bir ay yaşayabilir.

Hpv (rahim ağzı kanseri) aşısı

Human Papiloma Virus (HPV) ABD'de en sık görülen cinsel temasla bulaşan hastalıklar arasındadır. Bu ülkede HPV virusu her yıl 6.2 milyon insana bulaşmaktadır. HPV'nin kadın nüfusta her ne kadar bazı önemli hastalıklara sebep olduğu bilinmekte ise de erkeklerde de hastalıklara neden olmakta veya kadınlara bulaştırılmaktadır.

Gardasil (HPV aşısı) canlı virus taşımayan bir aşı olup 6 aylık süre içerisinde 3 doz şeklinde uygulanmaktadır. Rahim ağzı kanseri ve genital siğillere neden olan 4 tip viruse karşı yüksek derecede etkin bir aşı olarak kabul edilmektedir.

HPV Aşısı hangi yaş aralığında yapılmalıdır?

HPV aşısı 12-26 yaş arasında genç kızlara ve en erken 9 yaş başlangıç olarak yapılabilmektedir.

Neden bu kadar genç yaşta önerilmektedir ?

Cinsel yaşam başlamadan önce ve HPV tiplerinden her hangi biri ile karşılaşmamış olmak aşıdan en yüksek korunmayı sağlamaktadır.

Cinsel aktivitesi olanlarda HPV aşısı faydalı mıdır ?

Cinsel yaşamı başlamış olan kadınlarda aşı koruyucu olmasına rağmen, cinsel teması olmamış kişilere göre daha az korunmaktadırlar. Bunun nedeni cinsel yaşamı başlamış olanlarda bazı HPV tipleri bulaşmış olabileceğinden aşının koruma gücünde azalma oluşmaktadır. Buna rağmen herhangi bir HPV tipinde bulaşma olsa dahi diğer 3 tipe karşı korumanın devam ettiği görülmektedir.

Neden 9-26 yaş arası gibi bir aralık sözkonusudur ?

HPV aşısının etkinliği ile ilgili çalışmalar başlangıç olarak bu yaş aralığını kapsamış ve yetkili ilaç kontrol kurumları tarafından sertifiye edilmiştir. Yakın zamanda 26 yaş üzerine çalışmalar başlamış, bazı sonuçlar elde edilmiştir. Halen ilaç izin komisyonları 9-26 yaş aralığını esas almaktadır. (CDC guidelines 2006).

Erkeklerde HPV aşısı yapılabilinir mi?

Kanıta dayalı tıp açısından erkeklerde HPV aşısına ait kesin bir kanıt henüz yeterli değildir. Dolaylı veri ve bulguların ışığı altında penis, anüs kanseri ve genital siğil gibi patalojiler üzerinde yararları olacağı düşünülmektedir. Bilimsel çalışmaların seyrine göre erkeklerin aşılanmasının, kadınları da bazı kanser tiplerinden dolaylı olarak koruyacağı düşünülmektedir. Fakat elimizde kesin kanıtlar olmaması nedeni ile henüz erkekler üzerinde aşılama protokolleri söz konusu değildir.

Gebe kadınlar aşı olabilir mi?

HPV aşısı halen gebelerde önerilmemektedir. Gebelerde ve anne karnındaki bebekler üzerinde, aşının yan etkileri üzerine yeterli kanıt ve araştırmalar yoktur. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, gebelerde ve yeni doğan üzerinde istenmeyen etkilerini göstermemiş olmasına rağmen ,mevcut çalışmalar kesin kanıt açısından yetersiz kalmaktadır. Mevcut bilgiler, gebeliğin sona ermesinden sonra aşıların başlamasını veya eksiklerin tamamlanmasını önermektedir. Aşının ilk dozu yapıldıktan sonra gebeliğini fark eden gebelerin diğer aşılarını gebeliğin sonlanmasından sonra devam etmesi gerekmektedir.

HPV aşısının etkinliği ne kadar?

HPV aşısı 4 tip viruse karşı yüzde yüz koruma sağlamaktadır. Bu 4 tip virüsün oluşturabileceği serviks, vulva ,vagina prekanseröz oluşumlarını ve genital siğillerini engellemektedir. Yukarıda belirtilen bu yüksek oranlı koruma 9-26 yaş arasında 4 tip HPV enfeksiyonu ile hiç karşılaşmamış kişileri kapsamaktadır. HPV' nin 4 adet tipinden her hangi biri ile karşılaşmış bireylerde bu koruma oranları düşmektedir. HPV aşısının mevcut prekanseröz lezyonları veya genital siğilleri tedavi edici özelliği kesinlikle yoktur. Koruyucu etki ile tedavi edici etkileri karıştırmamak son derece önemlidir.

HPV aşısı kaç yıl süre ile koruyuculuğunu devam etmektedir?

Aşının kaç yıl süre koruduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, aşının koruyuculuğunun en az 5 yıl olduğunu kanıtlamıştır. Koruyuculuğun 5 yıl üzerinde olabileceği düşünülmektedir fakat yeterli çalışmalar henüz elde yoktur.

HPV aşısının yetersiz kaldığı noktalar nelerdir?

Aşının bütün HPV virüslerine karşı koruma sağlamaması nedeni ile genital kanser ve siğillere karşı tam bir koruma sağlamaması mümkün olmamaktadır. Rahim ağzı kanserlerinin %30 oranına karşı koruma sağlanmamaktadır. Bu nedenle aşı sonrası kadınların rahim ağzı kanserine karşı tarama testlerine (Pap Smear testi gibi) devam etmeleri şarttır. Aynı zamanda genital siğillerinin %10 oranı kadarı aşıya rağmen korunulmamaktadır. Bu nedenle diğer cinsel temasla bulaşan hastalıklara ve koruma çatısı dışında kalan HPV türlerine karşı kişilerin gerekli duyarlık ve korunmayı göstermesi gerekmektedir.

Genç kızlarda yeterli koruma için aşının her üç dozunun yapılması gerekli midir?

HPV aşısının yeterli koruma sağlaması için genç kızlarda bir veya iki doz yapılması yeterliliği hakkında yeterli kanıt yoktur. Bu sebeple eldeki bilgiler ışığı altında her üç dozun tamamlanması, gerekli koruma için şart görülmektedir.

HPV aşısı güvenilirliği nedir?

HPV aşısının FDA (Federal Drug Administration) kurumu tarafından yaşları 9-26 arası olan 11.000 kadın üzerinde emniyet ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışma, aşıya ait ciddi bir yan etki olmadığını göstermiştir. En sık görülen yan etki, aşı yerinde bazen görülen yanma hissidir. CDC (Central Disease Control) ve FDA halen aşı güvenilirliği ile ilgili çalışmalarını ortaklaşa devam ettirmektedir.

Rahim ağzı kanseri ve HPV virusundan korunmanın diğer yolları nelerdir?

Rahim ağzı kanserlerinin %70 oranına neden olan bir başka aşı henüz deneme ve çalışma sürecindedir. Yakın zamanda bu aşı sağlık hizmetine sürülecektir.

Yıllık ve düzenli yapılan pap smear testleri rahim ağzı kanserlerinin büyük bir kısmının erken ve tedavi edilebilinir dönemde yakalanmasını sağlamaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde rahim ağzı kanserine yakalanların büyük çoğunluğu ya hiç ya da son 5 yıl içerisinde Pap Smear testi yaptırmamış kadınlardan oluşmaktadır.

Prezervatif kullanımının, rahim ağzı kanserinden koruma sağladığı ve genital siğilleri azalttığı belli bir oranda bilinmektedir. Aynı zamanda prezervatif kullanılmasının AIDS ve cinsel temasla bulaşan birçok hastalığı belli bir oranda engellediği bilinmektedir.

Grip aşısı uygulandığı insanlarda %70 ile %90 oranında gribe karşı bir bağışıklılık sağlar %10 ve %30 arasında da herhangi bir etkinlik göstermeyebilir.

Çoğu kez düşündüğümüz olmuştur grip aşısı gerçekten gerekli midir diye... Milyonlarca insanın 1 yıl içinde bu hastalığa yakalandığı ve özellikle çocukların ve de yaşlıların ciddi biçimde etkilendikleri düşünülürse grip aşısının gerçekten gerekli olduğu ortaya çıkar.

GRİP AŞISI ne tür bir KORUMA sağlar?

Grip aşısı uygulandığı insanlarda %70 ile %90 oranında gribe karşı bir bağışıklılık sağlar %10 ve %30 arasında da herhangi bir etkinlik göstermeyebilir. Bu kişinin burada verilen aşıya karşı bağışıklık oluşturabilme yeteneğiyle ilişkilidir. Grip aşısı her ne kadar bağışıklık oluşturmasa da özellikle yaşlı bireylerde etkinliği gribe bağlı oluşacak komlikasyonlar üzerinde çok belirgindir. Özellikle yaşlılarda görülen zatüre, kalp krizi, felç ve ölüme kadar götüren hastalıklar için önemli ölçüde koruma sağlar.

Grip aşısı neden her yıl TEKRARLANMAKTADIR?

Bize o yıl için uygulanan grip aşısı son bir yıl içinde gelişmiş grip virüslerine karşı oluşturularak hazırlanmış grip aşısıdır. Normalde grip virüsü çok hızlı biçimde mutasyona yani bölünmeye uğrayarak kendinin şeklini ve yapısını değiştirir Her yıl değişik bir varyasyonda karşımıza çıkabilir. Dolayısıyla bir yıl öncesinde saptanmış ve oluşabilecek grip virüslerine karşı hazırlanmış aşılar ancak o yıl için etkili olabilir bir sonraki yılda grip virüsü değişik bir yapıya bürüneceği için yeniden grip aşısına gereksinim vardır.

Grip aşısı KİMLERE yapılmalıdır?

Grip aşısı grip virüsüne karşı korunmak isteyen herkese karşı uygulanabilir ama özellikle uygulaması gereken hastalık grupları şunlardır:

Hamileler

50 yaş veya daha yaşlı kimseler

Kronik hastalığı bulunan kişiler

Sağlık alanında çalışan doktor, hemşire ve sağlık personelin tümüne uygulanmalıdır.

Kimlere grip aşısı UYGULANMAMALIDIR?

Grip aşısına karşı daha önce alerjik reaksiyonu olduğu saptanmış olan kişiler

Yumurtaya karşı alerjisi olan kişiler

Grip aşısı uygulandıktan sonra 6 hafta içinde bir otoimmün sinir sistemi hastalığı o lan guillian - BARRE sendromu adı verilen hastalığa yakalananlar kişilere 2. kez grip aşısı uygulanması çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir

Ateşli dönemde iken grip aşısı uygulanmaması ve bu dönemin üzerinden tam iyileşme sağlandıktan ve 1 hafta geçmesinden sonra grip aşısı uygulanması uygundur.

Çocuklarda grip aşısı NEDEN 2 DOZDA uygulanır?

9 yaşın üzerindeki çocuklarda eğer ilk kez grip aşısı uygulanıyorsa grip aşısının 2 ayrı dozda uygulanması gerekir. Bunun nedeni de çocuk yaşlarda gribal enfeksiyona karşı bağışıklık sisteminin uyarılmasının ve buna karşı oluşacak bağışıklamanın gecikmesinden kaynaklanmaktadır.

Grip aşısının 65 YAŞIN ÜZERİNDEKİLERDE yeterince etkin olmadığı DOĞRU mudur?

65 yaş üstü bireylerde grip aşısının istenilen düzeyde etki göstermediği doğrudur. 65 yaşın üzerinde bağışıklık sisteminin yanıtı çok yavaş oluşmaktadır. Buna rağmen grip aşısının 65 yaşındaki kişilerde uygulamasında her ne kadar bağışıklık sistemi geç oluşsa da bu yaşta oluşacak gribal enfeksiyonların ağır komlikasyonlarından 65 yaşın üzerindeki kişilerde ciddi bir koruma sağladığı gösterilmiştir.

Grip aşısı olmasamda GRİBE KARŞI kendimi koruyabilir miyim?

Grip aşısı olsak da olmasak da her şıkta gribe karşı ve diğer virüslere karşı kendimizi koruma olasılığımız mevcuttur. Bunun en temel uygulaması hijenik şartlara iyi uymamızdan geçer. İyi bir hijyenik uygulama bizim bulaşıcı hastalıklara karşı en önemli defansif mekanizmamızdır.

Bunun için

Ellerinizi sabunla yoğun biçimde yıkamalıyız.

Gözlerinize, burnunuza ve ağızımıza çok fazla ellerimizle dokunmamalıyız.

Gribal enfeksiyonun salgın olduğu dönemlerde kalabalıkların içinde bulunmaktan kaçınmalıyız

Öksürürken veya hapşırırken mutlaka ağız ve burnumuzu bir mendil ile kapatmalıyız.

Grip aşısı olmuş olmama rağmen HASTALIĞA YAKALANMA olasılığım var mı?

Grip aşısı yapılmış olsa dahi vücüdumuzda gribe karşı bağışıklık oluşmuş olsada vücüdumuza giren grip virüsünun grip aşısında kullanılanlardan farklı tipte olması halinde gribe yoğun biçimde yakalanma şansımız mevcuttur.

Gribe yakalanırsam NE YAPMALIYIM?

Gribe yakalanmış bir kişi işine ve okuluna gitmemelidir. Bulaşıcı bir hastalık olması dolayısı ile gribal enfeksiyonun yayılmasında önemli bir rol oynarsınız. Belirtileri hafifletmek amacıyla;

Bol miktarda sıvı gıda alınız

Gripli iken alkol ve sigara kullanmayınız.

Gribal enfeksiyonda tedavinin çok büyük bir anlamı olmadığı için belirtilere yönelik tedavi uygulanmaktadır. Bununda en önemli belirtileri genelde ağrı ve ateş düşürücü olarak aseteminofen çok şiddetli eklem ağrıları ve kas ağrıları varsa bu durumda da içinde ibubrufen ihtiva eden ilaçları kullanabilirsiniz.

Antivirütik ilaçların kullanımı ancak doktor denetimi altında olacağı için bu ilaçların rasgele kullanılmaması gereklidir.

Gribe bağlı ne tür KOMPLİKASYONLAR oluşabilir?

Gribe bağlı komplikasyonların başında bakteriyal enfeksiyonlar, zatüre ve ciddi sıvı kaybı gelir. Eğer kronik bir tıbbi probleminiz varsa bu kronik tıbbî problemin daha da kötüleşmesi söz konusudur. Çocuklarda genelde sinüzit ve kulak enfeksiyonları gelişir.

Grip aşısı UYGULANDIKTAN sonra hemen KORUMA başlar mı?

Grip aşısı uygun aldıktan sonra yaklaşık 15 gün ile 21 gün sonrasında gerçek anlamda koruma sağlayabilir. Bu dönemde aşının koruması altında olmadığınız için gribe yakalanabilirsiniz.

Bizden haberdar olmak ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.