Yararlı Bilgiler

Aileler bebeklerinde kalp hastalığı olup olmadığını fark edebilir. Önemli doğumsal kalp hastalığı olan bebekler genellikle doğumdan sonraki ilk birkaç ay içerisinde kendilerini belli eder.

Doğumdan kısa bir süre sonra, bebekte ciddi tansiyon düşüklüğü ve kan dolaşımının bozulması sonucu acil durum oluşabilir. Kimi bebeklerde dudak, dil ve tırnak diplerinde morarma ilk belirtidir.

Diğer bir grup kalp hastalığında ise, nefes alma güçlüğü, sık nefes alma, iyi beslenememe, aşırı terleme, kilo alamama ya da kilo kaybı ilk belirtiler olabilir. Çok ciddi olmayan kimi rahatsızlıklarda ise, rutin muayeneler sırasında kalpte “üfürüm” duyulması sonucu yapılan ileri tetkiklerde ortaya çıkar. Üfürüm kalp atışları arasında duyulan ek bir ses anlamındadır. Ama her üfürüm altta yatan bir kalp hastalığının habercisi değildir. Bir kalp doktoru tarafından yapılacak muayene ve tetkikler sonrasında üfürümün herhangi bir hastalığı işaret edip etmediği ortaya çıkaracaktır.

Uzman hekimler tarafından uygulanan “Fetal Ekokardiografi” yöntemiyle, gebeliğin 16 ile 20’ci haftası arasında, bebeğin kalbi incelenebilir. Böylece majör kalp anomalilerinin belirlenmesi mümkün olur.

Ameliyatsız yöntemlerle TEDAVİ MÜMKÜN MÜ?

Girişimsel (ameliyatsız) yöntemlerin, doğumsal kalp hastalıklarının tedavisindeki yeri hızla artmaktadır. Bir çok kapak ya da damar darlıkları artık anjiyo laboratuvarlarında, ameliyata gerek olmadan açılabilmektedir. Ayrıca, bazı damar açıklıkları ve kalp içi delikler cerrahiye gerek kalmadan kapatılabilmektedir. 

RİSKLER en aza indirilebilirbebeginizde-kalp-hastaligi-olup-olmadigini-fark-edebilirsiniz.jpg

Unutulmamalıdır ki, her işlem bir miktar hayati risk taşıyabilir. Aileler, hekimleriyle açık iletişimde olmalı; çocuğa uygulanması planlanan tedavi, bu tedavinin alternatifleri, fayda ve riskleri hakkında detaylı bilgi almalıdır. Doğumsal kalp hastalıkları konusunda özel eğitim almış; pediatrik kardiyoloji, kalp cerrahisi ve anestezi doktorlarının işbirliği içinde çalıştığı deneyimli merkezler başarılı sonuçlar elde etmektedir. Bu tür hastaların, tanı ve tedavilerinin, yeni teknolojileri barındıran bu merkezlerde yapılması; erken ve doğru tanının konulması, doğru tedavinin zamanında planlanabilmesi ve uygulanabilmesi açısından önem taşımaktadır.

Ameliyatsız tedaviler BİRÇOK AVANTAJ sunmaktadır.

  • Cerrahi nedeniyle oluşabilecek risklerden uzaklaşmak,
  • Hastanede kalış süresinin azalması
  • Kesi izi olmaması


Prof. Dr. Yalım YALÇIN

Pediyatrik Kardiyoloji Uzmanı

Şişli Florence Nightingale Hastanesi

İşinin ehli çocuk cerrahları tarafından gerçekleştirilen yenidoğan sünneti özel bir teknik ile 15-20 dakika gibi kısa bir süre içinde tamamlanabilmektedir. Lokal anestezi ile gerçekleştirilen işlemden sonra yenidoğan bebeklerde yara iyileşmesi hızla gerçekleşebilmektedir.

Yenidoğan bir bebekte vücudun tüm organları tamamlanmış, göreve hazır görünse de birçok organ, görevlerini bebek büyüdükçe öğrenecek ve bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençlik çağına kadar adım adım olgunluğa erişilecektir. Kendi kendine beslenmeyi, oturmayı, yürümeyi konuşmayı, daha sonra okuma yazmayı öğrenme yolunda bu bebek; çocuk-genç ve erişkin tanımlarını birer birer geçirecek ve toplumda "Adam" olarak yerini alacaktır. Organların "görevlerini öğrenme" süreci, aslında beyin ve sinir sisteminin olgunlaşarak bu organ veya organ sistemlerini kumanda altına alması ile bağlantılıdır.

Konumuz olan "Çocukların gece işemeleri" de Beyin-Sinir sistemi ile idrar torbası arasındaki iletişim, yani beynin idrar torbasına kumanda etme yeteneği ile ilgilidir. İdrarı idrar torbasında tutabilmenin birinci şartı, normal yapıda bir idrar torbası, normal bir Beyin-Sinir sistemine sahip olmaktır. Doğumsal olarak bu yapıları bozuk olan insanların, bu yazı başlığı altında incelenmesi kuşkusuz olanaksızdır. Bu kişilerin tanımlanması, tedavisi başka bir yazı konusu olmalıdır. Yapısal (Anatomik) bozukluğu olmayan bir çocuk ortalama 2,5 yaşında çişini tutmayı, haber vermeyi ve yardımlı ya da yardımsız tuvalete çiş yapmayı öğrenir. Bu çocukların büyük bir kısmı gece de çişlerini tutmayı ve sabahleyin uykudan altları kuru olarak uyanmayı becerirler. Çocuğun idrar kontrolünü öğrenmesi demek, böbreklerin sürekli olarak ürettiği idrarın elastik bir yapısı olan idrar torbasında birikmesi ve mesanenin çıkış kapısını büzerek kapalı tutan kas yapısı sayesinde altının kuru kalması demektir. Mesane dolup gerildiği zaman, sinir sistemi beyine idrar yapma gerektiğini haber verir ve mesanenin dışa açılan kapı sistemi istemli olarak gevşetilerek idrarın dışarı atılmasına izin verilir.Yani idrar kontrolünü kazanmış bir çocukta mesanenin büyüklüğü yaşa uygunsa, mesane duvar yapısı elastikse çişini ancak idrar torbası dolup gerildiğinde, "Çiş yapma" işlemi, sinir sisteminin bu cocuğun beynine "idrar torban doldu,çiş yapman lazım!" uyarısını vermesi ve beynin de mesane çıkış kapısını kapayan kas yapısına gevşeme emri vermesi sonucunda oluşur.

Gündüz saatlerinde çişini kontrol etmeyi öğrenen ve alt bezinden kurtulan çocukların bir kısmı gece uyku sırasında çiş yapmaya devam ederler. Bu alt ıslatma olayı çişini tutamayıp küçük miktarda kaçırmanın ötesinde idrarın tümünü boşaltmak biçimindedir. Anneleri ertesi sabah iç çamaşırı, pijama ve çarşaflarını hatta şiltelerini ıslak bulurlar. İlkokul çağına kadar kısmen hoşgörülen bu durum, ailenin olduğu kadar çocuğun kendisi için de önemli bir sorun halini alır.

Bilimsel açıdan bakıldığı zaman, 7 yaşına gelmiş çocukların % 5-10'unda görülen bu durum, haftanın üç veya daha fazla gecesinde ortaya çıkar. Erkek çocuklarda daha sık görülür.

Çocuklarda GECE İŞEMELERİNİN bilinen sebepleri arasında ŞUNLAR sayılabilir;

  • Aile fertlerinde daha önce benzer duruma rastlanmış olması,
  • İdrar torbasının yeterince büyümemiş olması, (Bu çocukların gündüz saatlerinde de sık idrara çıktıkları dikkati çeker)
  • İdrar torbasında normalde olmaması gereken, istemsiz gelişen kasılmalar,
  • Uykunun derin olması ve çocuğun mesanesinin dolması nedeniyle beyne giden habere rağmen uyanamaması,
  • Gelişmiş insanda gece-gündüz farkının algılanmasıyla oluşan ve otomatik olarak gece böbreklerin idrar oluşturmasını azaltan "Vazopressin" isimli hormonun bu çocuklarda yeterince ve zamanında salgılanmaması.

Çocuklarda gece işeme sorunu olan bir çocuğun "tedavi" edilmesi 5 yaşından önce düşünülmemelidir. Tedavi planlanan bir çocukta bu problemin gerçek sebebinin doğumsal bir yapı bozukluğu olmadığından emin olmak gerekir. Genellikle bir idrar tahlili ve ultrasonografik inceleme ile idrar iltihabı ve böbrek-idrar torbası yapılarında anatomik bozukluk olmadığı tespit edildikten sonra "Gece işeme" sorunu tedavi edilmeye çalışılır.

Tedaviden söz ederken, altını ıslatan çocuğu, yaşı kaç olursa olsun cezalandırarak veya korkutarak vazgeçirmek mümkün değildir. Gece alt ıslatmanın tek bir psikolojik sebebe bağlı olduğunu düşünmek de yanlıştır. Kıskançlık (yeni bir kardeşin gelmesi), veya çocuğun iç dünyasına etki eden ailesel nedenlerin gece işemelerine yol açtığı fikrinin ne kadar doğru olduğu da belli değildir. Gece işemelerinin tüm sebeplerinin hala tam açıklığa kavuşmamış olduğunu bilerek, günümüzde kullanılan tedavi yollarına bir göz atalım:

Çocuğun tedaviye hazırlanması: Genellikle ailenin bu konuda şikayete başladığı 5-6 yaş döneminde, çocuk henüz durumunun bir sorun olduğunun farkında değildir. Doktorun bu konuda hem çocuğu bilinçlendirmesi hem de ailenin konuya bakış açısını yönlendirmesi gerekir. Tedavi hangi türde olursa olsun sonuca varmanın uzun sürebileceği, moral bozukluğuna yer olmadığı vurgulanmalıdır.

Alışkanlıkların gözden geçirilmesi: Gece yatmadan önce sıvı alımının azaltılması ve yatmadan önce idrara çıkılması hep ilk akla gelen tavsiyedir. Ancak bunun dışında, gündüz saatlerinde okul tuvaletlerinin temiz olmaması ve benzer sebeplerle uzun süreler idrarını tutan çocukların bu alışkanlıklarından vazgeçirilmesi de önemlidir.

Çiş yapma çizelgesi: Daha çok küçük çocukları motive etmek ve alt ıslatma istatistiği elde etmek için kullanılır. Ailenin tutacağı bu çizelgede alt ıslatma olmadığı günler çizelge üzerinde birer sembolle (yıldız veya çiçek resmi gibi) canlandırılarak çocuğun da bu günlerde mükafatlandırılması fayda sağlayacaktır. Aynı çizelge gün içi işemelerde de işlenirse hekimin de çocuğun işeme ritmi hakkında fikir sahibi olmasına yarar sağlar.

Alarm sistemleri: İç çamaşırına veya yatak çarşafı üzerine konan, ıslanmaya duyarlı bir parçası olan ve idrar yapılmaya başladığı an ses uyarısıyla çocuğu uyandıran bu sistemler gece işemelerinde başarıyla kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir. İlk günlerde çok yararlı gibi görünmese de 6-8 haftalık tedavi ile sonuç alınabilmektedir. Tesir mekanizması muhtemelen, mesane tam boşaltılmadan çocuğun günler içinde mesanesinin dolması ile uykunun bölünmesi arasında beyinsel bir ilişki kurmasına yaramakta, bir taraftan da günler içinde mesane gece kapasitesinin artması mümkün olmaktadır.

İlaç tedavileri: Gece boyunca böbreklerin idrar oluşturma hızını azaltacak ilaçlar bu amaçla kullanılmaktadır. Ana maddesi Desmopressin olan ve buruna sıkılarak veya ağızdan alınarak kullanılan bu ilaç gece boyunca idrarın daha az salgılanarak mesanenin dolma zamanını uzatır. Çocukların en az %70'inde iyi sonuç verir. İlaç kesildikten sonra gece işemelerinin tekrarlama olasılığı da az değildir. Tekrar kullanılabilir, ancak doktor kontrol altında olmak zorundadır.

Bir başka ilaç grubu da mesanenin gevşek kalmasını sağlayan Desmopressin maddesini içeren ilaçlardır. Gündüz zamanı da sık idrara çıktığı belirlenen çocuklarda gece işemelerini büyük oranda düzeltebilir. Bu ilaç da doktor kontrolü altında kullanılır, ilaca başlamak için mesanenin çalışma özelliklerini saptayan araştırmalar gerekebilir.

Kullanılması özel durumlar dışında sakıncalı olabilecek, İmipramin içeren ilaçların da bu tedavi için tavsiye edildiği bilinmektedir. Çocuk Psikiyatri uzmanları dışında kimsenin bu ilacı yazmaması gerektiği unutulmamalıdır.

Tedavi yöntemlerinin tek tek uygulama dışında, zor cevap alınan çocuklarda kombine edilerek kullanılması veya yöntem değiştirerek her aşamada bir tanesinin kullanılması gibi yaklaşımlar bazen daha çabuk sonuç verir. Gece işemeleri tedaviye rağmen tekrarlayabilir, sabırla yeniden ele alınır ve her çocuk sonunda sabah altı ıslak kalkma derdinden kurtulur. Erişkin yaşta gece işemeleri devam eden insan yok denecek kadar azdır.

Yeni doğan sünnetinin en önemli 2 avantajı; Çocuğun ileride yaşayabileceği olası travmadan korunması ve yenidoğan dönemine ait üriner sistem enfeksiyonlarının görülme sıklığını 10 kat daha az görülmesinin sağlanmasıdır.

Doğumdan sonra 24-48 saat (ilk iki gün) içinde sünnet rahatlıkla gerçekleşebilir. Lokal anestezi altında gerçekleştirilen sünnet 15-20 dakika sürmektedir.

Eğer ilk iki gün içinde sünnet yapılamadıysa, doğumdan sonra 2 aya kadar yapılabilmektedir.

Sünnet; Hem dini hem de kültürel gerekçeler nedeni ile ülkemizde erkek çocuklarına en sık uygulanan cerrahi girişimdir.

Tıbbi açıdan da yararı olan sünnet için önceden çocukların ilkokul çağına gelmeleri beklenirdi. Ancak son yıllarda yeni doğan sünneti oldukça yaygın olarak uygulanmaktadır.

Günümüzde yeni doğan bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütü ile beslenmesi önerilmektedir. Anne sütü bebek için en sağlıklı olan besindir. Uygun koşullarda gereksinim duyulduğu anı beklemektedir. Isıtma, soğutma, depolama, mikroptan arındırma için özel aletlere, biberon, emzik vb. aracılara ve temiz su kaynağına bağımlı değildir. Anne sütünde mikrop üremez, bozulmaz, hastalık kaynağı olmaz.

Anne sütünün BEBEĞE ve ANNEYE faydaları nelerdir?

Anne sütü ile beslenen bebeklerde enfeksiyon hastalıkları daha az görülmekte, beyin gelişimi daha iyi olmakta, allerjik hastalıklar, ishal ve solunum yolu hastalıkları ve hatta ileri yaşlarda ateroskleroz, kanser ve multipl skleroz gibi hastalıklar daha az bildirilmektedir. Emziren annelerde ise meme kanseri, yumurtalık kanseri, osteoporoz ve kansızlık daha az görülmektedir.

Anne sütü ÖZELDİR

Anne sütü her bebek ve her dönem için özeldir. Prematürelerde ve hayatın ilk günlerinde farklı yapıda bir anne sütü söz konusudur. İlk bir hafta memelerden "kolostrum" adlı süt gelir ve bebeği besleyici ve enfeksiyondan koruyucu özellikleri ön plandadır. Bunu ikinci hafta boyunca protein içeriği azalırken, laktoz, yağ ve toplam kalori içeriği artan "geçiş sütü" izler. Daha sonraki dönemlerdeki olgun anne sütü de emzirmenin başlangıcında karbonhidrattan, sonunda yağdan zengin olarak gelir.

Anne sütünün ÖZELLİKLERİ nedir?

Anne sütü özel yapıda, sindirimi kolay ve enfeksiyondan koruyucu nitelikleri zengin bir protein içeriğine sahiptir. Anne sütünde protein ve minerallerin inek sütüne göre daha az olması, sindirim ve böbrekler açısından bebeğin yüklenmesini önler. Anne üstündeki demir, çinko gibi minerallerin emilimi, inek sütüne göre çok daha fazla, örneğin demir için beş katıdır. Anne sütünde sindirimi kolay doymamış yağ asitlerinin oranı yüksektir. Beyin ve sinir sistemi için şart olan temel ve zorunlu yağ asitleri ise inek sütüne göre 8 kat olup, ilk 4 ay boyunca bebek tarafından sentezlenememektedir.

Anne sütü ile BEBEĞİN BESLENMESİ nasıl olmalıdır?

İlk saatlerden itibaren bebeğin istekle, uygun koşullarda ve doğru teknikle emzirilmesi anne sütü ile bebeğin beslenebilmesi için en önemli koşuldur. Emzirme sırasında salgılanan oksitosin ve prolaktin hormonları memedeki sütün boşalmasını sağlar ve yeni süt yapımını uyarır.

Başarılı bir EMZİRME nasıl olmalı?

Başarılı bir emzirme için her şeyden önce doğru kucaklama ve pozisyon alma gereklidir. Anne normal koşullarda rahat bir koltukta, sırtı dik olarak oturmalıdır. Bebek yüzü ve gövdesi aynı doğrultuda ve anneye dönük, başı gövdeye göre yüksekte, yani eğri bir çizgi oluşturacak şekilde anne tarafından kucaklanmalıdır. Bebeğin başı, annenin emzirilen göğsünün tarafındaki kolu dirsekten bükülerek, dirsek kıvrımının hemen önüne yerleştirilmelidir. Bebeğin altta kalan kolu anne ile bebek arasına girmemelidir. Bebeğin başına arkadan bastırılmamalıdır. Anne kolunun altı gereğinde bir yastık ile desteklenebilir. Bebek uygun şekilde pozisyon verilerek kucağa alındıktan sonra alt dudağı meme ucunun altına gelecek şekilde bebek aşağıdan yukarıya doğru memeye yaklaştırılmalı, diğer elin dört parmağı memeyi alttan desteklerken başparmak üstte memeyi yönlendirmelidir. Anne meme ucunu bebeğin dudaklarına değdirerek emme için ağzını açmasını sağlamalı, bebek ağzını genişçe açtığında meme ucu ve çevresindeki kahverengi bölüm (areola) birlikte bebeğin ağzına verilmelidir. Bebeğin çenesi memeye dayanmalı, üstteki başparmak burnun tıkanmasını önlemelidir.

SÜT YAPIMI üzerine etkili faktörler nelerdir?

Süt yapımını belirleyen en önemli iki faktör bebeğin sık emmesi ve memelerin boşaltılmasıdır. Yorgunluk ve stres, ruhsal sıkıntılar ve en önemlisi emzirmeye isteksizlik, anne sütü miktarını azaltabilir. Meme büyüklüğü süt yapımında önemli değildir. Yine meme başlarının düz veya içe çökük olması bebek doğru teknikle emzirilirse sorun olmaz. Annenin yeterli sıvı alması ve dengeli beslenmesi yeterlidir. Aşırı kalorili, şekerli yiyecek ve içeceklerin süt yapımına katkısı yoktur. Sıvı alımının aşırısı da sakıncalı olabilir. Sebze ve meyveler, yeşil salatalar bolca tüketilmelidir. Anne yeterli süt ve süt ürünleri ile protein ve demir içeren gıdaları dengeli bir şekilde almalıdır. Gebelikte olduğu gibi, kalsiyum ve demir desteği sürdürülmelidir.

Emzirme sıklığı ve süresi NE OLMALI?

Yeni doğan doğumdan sonra en kısa zamanda memeye verilmeli ve devamında emzirme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalıdır. İlk emzirmelerde süt hemen gelmeyebileceğinden, bebeğe başka bir besin vermeden emzirmeye devam edilmelidir. Özellikle ilk 2 ay her istediğinde bebeğe meme verilmelidir. Başlangıçta her emzirmede sırası değiştirilerek her iki göğsün de emzirilmesi sütün artması açısından yararlı olsa da, süt miktarı arttığında her öğünde bir memenin emzirilmesi yeterli olabilmektedir. Her öğünde bebeğin bir memeyi tamamen boşaltması sağlanmalıdır. Bu süre genellikle 10-15 dakika kadardır. İlk dönemden sonra emzirme aralıkları 2-3 saate uzayabilmektedir.

Acaba sütüm YETERLİ Mİ?

Bebeğin yeterli beslendiği, günde en az beş kez idrar yaparak bezini ıslatması, en geç 15. günde doğum kilosuna ulaşması ve ayda en az 500-600 gram alması ile anlaşılır. Bebeklerde ilk günlerde görülen doğal tartı kaybının nedeni vücutta su oranının azalması ve suyun yer değiştirmesidir; anne sütü yetersizliğine bağlanmamalıdır. Dışkılama sayısı, bebeğin huzursuzluğu, uyku düzensizliği veya aşırı ağlaması anne sütü miktarı açısından güvenilir kriterler değildir. Çok iyi tartı alan bebeklerde de benzer yakınmalar görülebilir. Sadece bezin hep kuru bulunması ve sürekli olarak koyun pisliği gibi ufak ve sert parçalar halinde az miktarda kaka yapılması açlık bulgusu olabilmektedir. Bunlar dışında en önemli kriter, bebeğin yeterli kilo almamasıdır.

Emzirmede SIK YAPILAN HATALAR nelerdir?

Emzirmeden önce meme başının karbonatlı su, sabunlu su veya çeşitli kremler ile temizlenmesi meme başı çatlağına ve bebeğin memeyi tutmasında çeşitli güçlüklere neden olabilir. En iyi meme bakımı anne sütü ile olur. Özel silikon başlıklar bebeğin memeyi doğru kavramasını engeller. Ortamda aşırı kalabalık ve gürültü, aile içi gerginlikler, aşırı sıcak, sıkı giysiler ve örtüler bebeğin emmesini olumsuz etkileyebilir. Eldiven giydirilmesi bebeğin parmaklarını emmesini engelleyerek huzursuzluğuna neden olabilir. Bebeğin doymadığı kaygısı ile biberon kullanılarak ek besin verilmesi, emziğin şekerli sıvılara ve bala batırılması, bebeğe şekerli bitki çayları verilmesi memeye isteksizlik yaratabilir. Görüldüğü gibi, başarılı bir emzirmenin birinci kuralı istemek ve gerisini bebeğe bırakmaktır.

TC Sağlık Bakanlığı, doğumdan ilk öğretim hayatı sonuna kadar tüm çocukların, çocukluk çağı bulaşıcı hastalıkları ve hepatit gibi bazı kronik hastalıklara karşı aşılanmasını zorunlu tutmuştur. Aşılama Aile Sağlığı Merkezlerinde ücretsiz olarak yapılmaktadır. Aynı aşı programı özel hastanelerde de uygulanmaktadır.
 
Aşı Programı:

  • Hepatit B Aşısı Doğum, 1.ay ve 6.ay sonunda 3 doz
  • BCG (Verem): 2. ayın sonunda tek doz
  • Karma Aşı (Difteri, Boğmaca, Tetanoz): 2,4,6. ay ve 18-24 ay 1 doz tekrar
  • Kızamık-Kızamıkçık- Kabakulak: 12. Ay ve İlköğretim 1. Sınıf tek doz tekrar
  • Çocuk Felci: 6.ay, 18-24 ay, İlk öğretim 1. Sınıf olmak üzere 3 kez
  • Tetanoz ilköretim 1. Sınıf ve 8. Sınıf olmak üzere 2 kez uygulanır.
asi-takvimi.jpg


Bebeklik döneminde otizmin belirtileri görülür. 12. Aydan itibaren otizm tanısı konulabilir. Daha erken yaşlarda otizm tanısı koymak riskli olabilir.

Otizmde GENEL OLARAK GÖZLEMLENEN belirtiler şunlardır:

  • Normal gelişim gösteren bir bebek erken aylarda göz teması kurarken, otizmli çocukların göz teması kurmuyor olması.
  • Otizmli bebeklerin, annesiyle ya da kendisine ilgi gösteren bireylerle ilgilenmemeleri; onların ilgilerine tepki vermemeleri.
  • Çevrelerindeki objelerle ilgilenmemeleri.
  • Normal gelişim gösteren bir bebe ismine tepki verirken, otizmli bebeklerde bu davranışın gelişmemesi
  • Ağlama ve sürekli huysuzlaşma gibi problemlerin görülmesi.

Yrd. Doç. Dr. Ozan UZUNHAN, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları / Yenidoğan (Neonatoloji) Uzmanı

Günümüzde her 10 bebekten biri prematüre doğuyor. Prematüre bir bebek, normalden ne kadar erken doğmuş ise, erken doğumla ilişkili sorunları da aynı oranda artıyor.

Özellikle 34 gebelik haftasından önce doğan bebeklerin neredeyse tamamının Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde izlenmesi gerekirken, daha büyük prematüre bebeklerin bir kısmı için yoğun bakım ihtiyacı gerekmeyebiliyor.

Prematüre bebeklerin organ sistemleri tam olarak gelişmediğinden bu bebekler doğum sonrası solunum, dolaşım ve beslenme desteği gibi bazı destek tedavilerine ihtiyaç duyarlar.

Bu bebekler vücut ısılarını koruyamadıkları için kuvöz olarak adlandırılan ortam ısısının ve nemin ayarlandığı özel yaşam ünitelerinde izlenirler ve yaşamsal bulguları devamlı olarak monitörle yakından takip edilir.

Bağışıklık sistemleri henüz gelişmediğinden enfeksiyonlara karşı oldukça duyarlıdırlar. Bu bebeklerin en önemli ölüm nedeni enfeksiyonlardır. Bu bakımdan sıklıkla antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyarlar.

Yenidoğan yoğun bakım üniteleri NASIL OLMALI?

Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri'nin prematüre bir bebeğin doğumundan, sağlıklı bir şekilde eve taburcu olana kadar ihtiyaç duyulan tüm bakım ve destek tedavilerini karşılayacak donanım ve nitelikte olması gerekir.

Bunun için uygun fiziksel ve tıbbi donanımın yanı sıra bu konuda özel eğitim almış hekim ve hemşire kadrosunun bulunması da oldukça önemlidir.

Ülkemizde üst düzey hastanelerin bir kısmında Yenidoğan uzmanı hekimler Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri'nde görev almaya başlamıştır.

 

Çocukluk çağında görülen kalp hastalıkları konjenital (doğumsal) ve edinsel (sonradan görülen) olarak iki ana grupta toplanıyor. Konjenital kalp hastası olan çocuklar kalpte yapısal birtakım bozukluklarla doğuyor.

Doğumsal kalp hastalığı olan çocuklarda hastalığın belirtisi ciddi tansiyon düşüklüğü ve kan dolaşımı bozukluğuyla karşımıza çıkıyor.

Bu, hamileliğin çok erken dönemlerinde (hamileliğin 7. haftasında kalp gelişimi tamamlanmakta), çoğu kez anne henüz hamile olduğunun farkında bile olmadığı dönemde, kalbin normal gelişiminin etkilenmesi sonucu oluyor. Bu, yapısal bozuklukların önem derecesi, odacıklar arasında küçük bir 'delik' gibi basit bir problemden çok daha karmaşık ve ağır hastalıklara kadar değişebiliyor.

Yaygın mı?

Her anne adayı için konjenital kalp hastalığı olan bir çocuk doğurma olasılığı 1000 doğumda 8'dir. Ülkemizde yılda yaklaşık 10 bin ile 15 bin çocuk konjenital kalp hastalığı ile doğmakta. Bugün 'Fetal Ekokardiografi' yöntemi ile riskli gebeliklerde, gebeliğin 16. ile 20. haftaları arasında majör kalp anormalliklerin belirlenmesi mümkün. Ancak anne karnında etkin bir tedavi henüz söz konusu değil.

Belirtileri var mı?

Belirtiler hastalığın tipine göre değişiyor. Önemli doğumsal kalp hastalığı olan çocuklar genellikle doğumdan sonraki ilk birkaç ay içinde kendilerini belli ediyor. Kısa süre içinde ciddi tansiyon düşüklüğü ve kan dolaşımının bozulması sonucu acil bir durum olarak da karşımıza çıkıyor. Kimi bebeklerde ise morarma (dudak, dil ve tırnak diplerinde) ilk belirtisi.

Diğer bir grup kalp hastalığında ise sık nefes alma, nefes alma güçlüğü, kilo alamama ya da kilo kaybı, aşırı terleme ilk belirtiler olabilir. Bazen de çocuğun hiçbir şikayetinin olmadığı, rutin muayene sırasında kalpte 'üfürüm' duyulması sonucu ortaya çıkar. Üfürüm, kalp atışları arasında duyulan ek bir ses anlamında.

Çocuklarda duyulan üfürümlerin yarıdan fazlası 'normal' ya da 'masum üfürümler' olarak adlandırılır, yani kalp tamamen normaldir ancak bu üfürüm çocuğun ileride kalp hastası olma riskini artırmaktadır. Günümüzde çağdaş konjenital kalp cerrahisi uygulanan merkezlerimizde birçok doğumsal kalp rahatsızlığın cerrahi tedavisi başarıyla ve tam olarak yapılabiliyor.

Doğuştan işitme kaybının erken tanı ve erken rehabilitasyonu giderek önem kazanmaktadır. Bu yüzden tüm dünyada evrensel bir yenidoğan işitme taraması gündemdedir. Yeni geliştirilen güvenilirliği yüksek testlerle ve taşınabilir cihazlarla işitme taramaları daha da kolaylaşmıştır. Yenidoğan işitme tarama programları 1993'de ABD’de, 1998'den bu yana da Avrupa Birliği ülkelerinde işitme engellilerin erken tanısı ve rehabilitasyonu için önerilen bir tarama programıdır. Bu programın amacı hayatın ilk 6 ayında işitme engelli çocukların tanılanmasını ve cihazlandırılmasını sağlamak, onların biyolojik, psikolojik ve sosyal gelişim sürecini yakalamalarına yardımcı olmak, diğer bireyler gibi eğitim olanaklarından yararlanabilmelerini mümkün kılmak ve üretken, mutlu bir birey olarak toplumdaki yerlerini almalarını sağlamaktır.

Risk grubuna giren yenidoğanlar öncelikli olmak üzere tüm yenidoğanların işitme tarama testlerinden geçirilmesi, erken tanı, tedavi ve rehabilitasyon için zorunludur.

İşitme nasıl olur?

İşitme zincirleme gelişen seri bir olaya bağlıdır. Ses kulak zarına erişir ve titreşim iç kulağa aktarılır. İç kulak, sesi oluşturan titreşimleri sinir uyarılarına çeviren hücrelere aktarılır. Binlerce sinir ses sinyalini beynin alt düzeylerine taşır. Burada sinyalin özellikleri ses olarak algılanır. Eğer sesler doğru olarak algılanırsa, biz de seslerin ne anlama gelmiş olduğunu algılamış oluruz.

İşitmede RİSK altında olan YENİDOĞANLAR şunlardır;

  1. Erken doğan bebekler.
  2. 37 doğum haftasından erken doğan yenidoğanlar.
  3. 1500 gramdan daha düşük doğum tartısı olan bebekler.
  4. 5 günden fazla yenidoğan yoğun bakım ünitesinde kalmış yenidoğanlar.
  5. 10 günden fazla solunum desteği almış yeni doğanlar.
  6. Bakteriyel menenjit tanısı olan bebekler.
  7. Ailede kalıtsal olan, çocuklukta başlayan işitme kaybı hikayesi.
  8. Annenin hamileliği sırasında geçirilen kızamık, frengi, toksoplazma gibi enfeksiyonlar.
  9. Bebeğin yüz ve kafasında, kulak kepçesi ve kulak kanalında yüksek olması.
  10. Kandaki sarılık değerlerinin kan değişimini gerektirecek kadar yüksek olması.
  11. Doğumdan sonraki ilk dakikalarda 6’dan daha düşük apgar puanının olması.
  12. İdrar söktürücüler ile birlikte kullanılan bazı antibiyotikler ve ototoksik ilaçlar.
  13. Bir sendromu düşündüren diğer bulgular ile birlikte işitme kaybı.
  14. Tip 2 nörofibroma düşündüren diğer bulgular ile birlikte işitme kaybı.
  15. Yarık damak ve yarık dudak deformiteleri.
  16. Tekrarlayan ve ısrarlı devam eden orta kulak iltihabı.
  17. Bilinç kaybı ve kafatasında çatlakla birlikte görülen kafa travması.
  18. Ailenin, çocuğun işitme, konuşma ve lisan gelişiminde gerilik fark etmesi.

Tedavi ve terapi yaklaşımlarına bir an önce başlanabilmesi, işitme kaybının erken tanısı ile mümkündür ancak

Emisyon tarama testi (OAE-OTOAKUSTİK emisyon)

Bu test en erken bebek doğduktan ilk 12 saat sonrasında yapılır. Bu test işitme kaybının derecesini göstermez, sadece sağ-sol iç kulaktaki dış tüylü hücrelerin işlevsel olup olmadığını gösterir. Otoakustik emisyon dış kulak yoluna yerleştirilen bir mikrofon aracılığıyla kolaylıkla yapılır. Bebeğe acı vermeyen, bebek uykuda iken yapılan basit, kolay bir testtir. Yapılan test sonucunda yeterli veri elde edilemez ise daha ileri tetkik olarak ABR testi uygulanmalıdır. O-ABR testi bebeğin kulak arkalarına, elmacık kemiği bölgesine ve alına yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile yapılmaktadır. Riskli yenidoğanlar baz alınarak özellikle orta ses dalgası yayılım tarama testinden geçemeyen bebekler için uygulanan bir test yöntemidir.

Çocukluk Çağında ŞİŞMAN OLMAK Önemli Bir Sorun.

Ülkemizdeki rakamlar çocuklarda şişmanlığın giderek artığını gösteriyor. Son verilere göre her dört-beş çocuktan birinde fazla kilo mevcut. Ne yazık ki, çocukluğunda şişman olan bireylerin çoğu, erişkin olduklarında da şişman kalıyor. Şişman ergenlerde, büyüklerde de görülen, insülin direnci ve tip 2 şeker hastalığı, karaciğer yağlanması, hipertansiyon, polikistik over hastalığı gibi kiloya bağlı problemler oluşmaktadır.

Çocuklarda ŞİŞMANLIK NEDEN ARTIYOR?

Bu sorun birçok ögenin bileşimiyle ortaya çıkıyor. En önemli etken aile. Anne ve babasından biri şişman olan çocuğun şişman olma olasılığı % 40, hem annesi hem de babası şişman olan çocukta bu oran % 70 olabiliyor. Oysa anne ve babası normal kilolu olan çocuklarda bu risk % 10. Geleneksel aile yapımızda “Gürbüz olan çocuk sağlıklıdır” anlayışı ile özellikle küçük yaşlarda çocuğun aç olmadığı halde zorla beslenmesi sık görülür. Modern toplum yaşamının getirdiği yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik de önemli bir etken. Uzun okul saatleri ve sınavlara hazırlık nedeniyle, yoğun eğitim programları, çocuklara boş zaman bırakmamakta; çocuklar da buldukları zamanları televizyon ve internet başında geçirmeyi tercih etmekte. Hızlı yaşam temposunda aile sofralarının kurulmaması, hazır yemek sipariş edilmesi, doğru beslenmenin ekonomik yükünün daha ağır olması da şişmanlığa zemin hazırlar.

Kilolu olmak çocuğun arkadaş çevresinden ve sosyal yaşamdan kopmasına neden olmakta, aktivite azlığı ile daha fazla yemek ve alınan kiloların verilememesi bir kısır döngü oluşturmaktadır.

Çocuklarda Şişmanlığı NASIL ÖNLEYEBİLİRİZ?

Bu konuda en önemli görev aileye düşüyor. Anne-babaların ve çocuklarla zaman geçiren diğer aile büyüklerinin, kendi beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktiviteleriyle çocuklarına örnek olmaları gerekmekte.

  • Basit şeker ve yüksek yağ içeren abur-cuburları, yüksek kalorili içecekleri eve sokmamak;
  • Fast-food besinleri çocuğa ödül olarak sunmamak;
  • Ekran süresini kısıtlamak;
  • Çocuğun uykusunu iyi almasını sağlamak bir başlangıç olabilir.

Çocuğun büyüme ve gelişmesini takip eden çocuk doktoru kilo artışlarına duyarlı olmalı, çocuğun kilosu normal olsa bile her görüşmede aileye sağlıklı beslenme konusunda bilgi vermeli. Çocuklarda şişmanlık gelişiminin önlenmesi erken yaşlardan itibaren doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılması ve fiziksel aktivitelerin teşvik edilmesi ile mümkün. Buna rağmen kilo veremeyen çocukların endokrinoloji uzmanlarınca incelenmesi; varsa eşlik eden sorunlarının tedavisi, ileri yaşlarda görülecek problemleri azaltır.

Yenidoğan bebeklerin herhangi bir sağlık sorunu yoksa ve bulunduğu ortamın ısısı iyi düzenlenmiş ise; banyo yaptırılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Aşağıda sıralanan banyo tekniği, bebeğinizin göbeği düşünceye kadar yani ilk 1 hafta-10 gün içinde uygulayacağınız tekniktir:

  • Bebeğinizin göbeği düşene kadar ve sonraki 2-3 gün bebeğinizi akan suyun altında yıkamanız önemlidir. Böylece su, vücudundan akıp gideceği için, göbeğin kirli su ile teması ve enfeksiyon riski önlenmiş olur.

  • Hava şartları ve evinizin sıcaklığı uygun ise bebeğinizi her gün banyo yaptırmanızı tavsiye ediyoruz. Çünkü banyo, bebeğinizin rahatlaması ve gelişimi açısından önemlidir. Ancak şartlar uygun değilse banyoyu gün aşırı yaptırmak da yeterli olur.

  • Banyo yaptıracağınız ortamın ve kullanacağınız malzemelerin temiz ve yalnızca bebeğinize ait olmasına özen gösteriniz.

  • Bebeğinizin banyosunu yaptıracağınız ortamın ısısını 25°C - 26°C’ye kadar yükseltebilirsiniz. Banyo bittikten ve bebeğinizi giydirdikten sonra ortamın ısısını normale düşürebilirsiniz. Ortam 22°C - 23°C ısısında olması yeterlidir.

  • Bebeğinizin banyosunu, emzirmeden önce, karnı açken yaptırınız. Karnının tok olması tutuş pozisyonuna bağlı olarak kusmaya neden olabilir.

  • Banyo için genelde akşam saatlerini tercih ediniz. Böylece bebeğinizin geceyi daha sakin ve uyuyarak geçirmesini sağlamanın yanı sıra sizde dinlenme fırsatı bulmuş olursunuz.

  • Bebeğinizin banyo suyunun ısısı, vücut ısısı ile aynı, yani 36,5°C-37°C olmalıdır. Bebeklerin cildi çok ince ve hassas olduğu için, daha yüksek sıcaklıklar yanıklara sebep olabilir. Bu nedenle suyun sıcaklığından emin olmak için su termometresi kullanmanız daha güvenli olur. Termometreniz yok ise kolunuzun dirsek kısmıyla suyun sıcaklığını kontrol edebilirsiniz.

  • Bebeğinizi sol elinizin üzerine yüzüstü pozisyonda yatırın. Baş parmağınız sol koltuk altında, işaret parmağınız boynun hemen altında, omuzlarını destekleyecek şekilde, orta, yüzük ve küçük parmağınız ise sağ kolu kavrayacak şekilde koltuk altında olmalıdır (kayıp düşmesini önlemek için). Bu pozisyonda özellikle başın aşağı doğru duruşu önemlidir. Böylece bebeğinizin başını yıkarken dökeceğiniz suyun kulaklarına, ağzına ya da burnuna kaçması önlenmiş olur.

  • Uygun pozisyon sağlandıktan sonra, bebeğinizin vücudunu ıslatın ve bebekler için uygun olan herhangi bir bebek şampuanını vücuduna az miktarda dökerek köpürtün, serbest olan elinizle sırtını, kollarını, bacaklarını ve ayaklarını, karnını, göğsünü, bebeğinizi kavradığınız elinizi çekmeden yavaşça ovarak yıkayın. Sonra ensesinden aşağıya bolca su dökerek cildini durulayın. Bu işlemi bir kez yapmanız yeterlidir. Şampuanı haftada 1 kez kullanmanızı tavsiye ediyoruz.

  • Daha sonra başının tam üstünden su dökün ve başını şampuanlayarak köpürtün. Parmak uçlarınızla hafifçe ovarak yıkayın ve daha sonra yine başının tam üstünden bolca su dökerek iyice durulayın.

  • Bebeğinizin cildi kuruysa son durulama suyundan önce bir kabın içine göz kararı ile bebek yağını koyup sulandırarak tüm vücuduna dökün ve sadece su dökerek fazla yağı cildinden akıtın. Bebe yağını haftada 1 kullanmanızı öneririz.

Cilt bakımı

  • Yenidoğan bebeklerin cildi çok ince ve çok hassas olduğu için kolayca zedelenebilir. Ancak cilt bütünlüğünün bozulması bebek için bir enfeksiyon riskidir. Bu nedenle bebeğinizin cildine özen göstermelisiniz.

  • Doğumdan sonraki bir-iki gün içinde bebeğinizin cildi kuru bir hal alır ve eklem yerlerindeki deri kıvrımları tahriş olabilir ve çatlayabilir. Bu nedenle alerjik olmayan, PH'ı uygun bir losyon ya da süt ile bebeğinizin cildini günde 1-2 kez nemlendirmelisiniz.

  • Bebek yağını cilde direkt sürmek, alerjikreaksiyonlara neden olabilir, sadece banyo sırasında ve sulandırılarak haftada 1 kez kullanılması daha uygundur.

  • Bebeğinizin doğumdan sonra dış dünyaya adaptasyonu sırasında cildinde toksik eritem döküntüler belirebilir. Bu döküntüler sivilce tarzında, sarı-beyaz uçlu ve kırmızı renklidir. Bebeğin, vücudunun ve yüzünün çeşitli yerlerinde görmek mümkündür. 7 ile 10 gün içinde geçmesi beklenen bu döküntüler normaldir ve çok yoğun olmadığı sürece herhangi bir müdahaleye gerek yoktur. Eğer döküntüler çoğalırsa hekiminize danışmalısınız.

  • Pişik oluşumunu önlemek için bebeğinizin alt bezini mutlaka her emzirme öncesinde kontrol etmelisiniz. Bebekler anne sütü ile beslendiklerinde pişik daha az görülmektedir ancak altlarında uzun süre kalan kirli bezler pişik oluşumunu hızlandırır.

  • Eğer bebeğinizin poposunda kızarıklık fark ettiyseniz, her bez değişiminde mutlaka koruyucu bir pişik kremi kullanmanız yararlı olur.

  • Kızarıklık ilerler ve cilt bütünlüğü bozulursa mutlaka hekime danışmalı ve doktorunuzun önerdiği tedavi edici pomatları kullanmalısınız.

  • Kaka yaptığı zamanlarda belden aşağısını yıkamanız daha uygun olur.

  • Bebeğinizin kıyafetleri için özellikle pamuklu ve alerjik olmayan kumaşları tercih ediniz. Yıkarken deterjan ve yumuşatıcı yerine sabun tozu kullanınız. Bebeğinizi ortamın ısısına uygun giydiriniz.

Göbek bakımı

  • Göbek kordonu, bebek anne karnındayken onu anneye bağlayan, dolaşımını ve beslenmesini sağlayan bir bağdır. Doğumdan hemen sonra bağın kesilmesiyle birlikte bebek anneden ayrılır. Ve bebeğin solunumunun başlamasıyla birlikte dolaşım sistemi de anneden bağımsız olarak çalışmaya başlar.

  • Göbek kordonu, içinde bulunan damarlar nedeniyle kanamaya açık bir yapıdadır. Bu nedenle doğumdan sonra klemplenerek kesilir. Klemp, göbek bağı kuruyup düşene kadar çıkarılmamalıdır.

  • Kesilen göbek kordonu ilk günlerde şeffaf ve ıslak bir yapıdadır. Ancak zaman içinde kuruyarak göbeğin deriyle birleştiği yerden düşecek hale gelir. Ölü bir doku olduğu için bebek göbek bağından acı hissetmez. Ancak enfeksiyon açısından korunması gereken riskli bir bölgedir.

  • Göbek kordonunun yaklaşık 7 ile 10 gün içinde kuruyarak düşmesi beklenir. Bu süre içinde hem kurumayı kolaylaştırmak hem de enfeksiyonu önlemek amacıyla bebeğe göbek bakımı yapılmalıdır.

  • Göbek bakımını günde 4 kez yapınız. Her banyodan sonra tekrarlayınız. Göbek bağının kirlendiğini düşündüğünüz zamanlarda göbek pansumanını yapabilirsiniz.

  • Göbek bakımı için, doktorunuzun tavsiye ettiği, antiseptik özelliği olan solüsyonu kullanınız. Göbek bağı düştükten sonra oluşan çukur bölgeye 2-3 gün daha, günde 1-4 kez olmak üzere uygun solüsyon ile bakım yapmaya devam ediniz. Göbek bağının en geç 2 hafta içinde düşmesi beklenir. Bu süre içinde göbekte kanama ya da sulanma, renk değişikliği, koku, akıntı gibi enfeksiyon belirtileri olup olmadığını  gözlemleyiniz.

  • Herhangi bir kanama ya da enfeksiyon belirtisi gördüğünüzde veya göbek bağının belirtilen sürede düşmemesi ya da düştükten sonra kanama olması durumunda mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Göz, burun ve kulak bakımı

  • Bebeğinizin gözlerine özel bir bakım yapmanıza gerek yoktur.

  • Eğer çapaklanma varsa doktorunuza başvurunuz.

  • Eğer bebeğinizin göz kapaklarında ödem, silindiği halde tekrarlayan sarı-yeşil renkli çapaklanma ya da akıntı olursa mutlaka doktorunuza danışınız.

  • Yenidoğan bebeklerin burnu, bulunduğu ortamın kuru olmasından dolayı sıklıkla tıkanabilir. Bebekler ağlamaları dışında sadece burunlarından nefes alıp verirler. Bu nedenle burunlarının açık olması solunumun rahatlığı açısından önemlidir. Burnunda tıkanıklık farkederseniz doktorunuza başvurunuz.

  • Özellikle banyo sonrası bebeğinizin kulaklarının ıslak kalmaması için ince bir tülbent yardımı ile kulağının iç kısmını ve kulağının kepçe kısmındaki su ve kiri temizleyebilirsiniz.

Bu konuya DİKKATİNİZİ ÇEKMEK amacıyla önerilerde bulunmak istiyoruz

  • Bebeğiniz için endişelenmeniz beklenen bir durumdur, ancak bu endişenin sizde aşırı stres faktörü oluşturmasına izin vermemeli, bununla beraber yenidoğan bebeğinizi en iyi şekilde gözetmelisiniz.

  • Bebeğiniz, doğumdan sonra ilk kez yanınıza getirildiğinde, üzerinde bebeğinizin soyadının, cinsiyetinin, doğum tarihi ve saatinin, hastane protokol numarasının, kadın-doğum doktorunuzun adının ve oda numaranızın yazılı olduğu bir kol bandının bebek hemşiresi tarafından kolunuza takıldığından emin olunuz. (Hasta Yatış Bölümü tarafından takılan kol bandı dışında.)

  • Bebeğiniz odanıza geldiğinde, üzerinde bebeğinizin soyadının, cinsiyetinin, doğum tarihi ve saatinin, hastane protokol numarasının, kadın-doğum doktorunuzun adının ve oda numaranızın yazılı olduğu kol bantlarının her iki koluna da takılmış olduğundan emin olunuz. (Bebeğinizin kol bantlarındaki bilgilerin, bebek hemşiresi tarafından size takılan kol bandı ile uyumlu olup olmadığını karşılaştırarak kontrol ediniz.)

  • Bebeğinizin beşiğindeki başucu kartının, bebeğinizin doğum ve diğer bilgileri ile uyumlu olup olmadığını, bebeğiniz yanınıza her geldiğinde mutlaka yeniden kontrol ediniz.

  • Banyoya girdiğinizde veya dinlenirken bile bebeğinizi görüş alanınızdan ayırmayınız. Odadan çıkmayı veya uyumayı planlıyorsanız, bebek hemşiresini uyararak bebeğinizin bebek bakım odasına alınmasını sağlayınız veya aile bireylerinden birini bebeğinizin yanında bırakınız.

  • Çok yorgun olduğunuzu hissettiğiniz zamanlarda, bebeğinizi emzirmek ya da uyutmak amacıyla yatağınıza aldığınızda, yatak kenarlarındaki koruyucu kolçakları mutlaka kaldırtınız. Böylece uyuya kalmanız halinde bile bebeğinizi yataktan düşme riskine karşı korumuş olursunuz.

  • Servise kabul edildiğinizde rutin bebek bakım odası işlemleri, beslenme, ziyaret saatleri ve güvenlik önlemleri konusunda bilgi isteyiniz.

  • Hastane üniforması ve kimlik kartı olmayan hiç kimseye bebeğinizi teslim etmeyiniz.

  • Bebek bakım odasında çalışan hemşire ve görevlilere aşina olup, özellikle bebeğinizle ve sizinle ilgilenen hemşireleri tanıdığınızdan emin olunuz.

  • Odanıza giren veya bebeğinizle ve sizinle ilgilenen tanımadığınız kişilere, hastanede çalışıyorlarsa ve orada olmak için bir sebepleri varsa bile, kimliklerini sorunuz ve hemşirelerinizi uyarınız.

  • Bebeğiniz testler için sizden alındığında nereye götürüldüğünü ve ne kadar süre kalacağını ve testlerden kimin sorumlu olduğunu sorarak öğreniniz. Eğer bebeğinizi almaya gelen kişi, yapılacak işlemler, götürülme nedeni ve bebeğiniz konusunda endişeli yada huzursuzsanız bebeğiniz ile birlikte gitmeniz uygun olacaktır.

  • Bebeğinizin cepheden, yüzünü net olarak gösteren bir fotoğrafını çekerek saç ve göz rengi, boyu, ağırlığı doğum tarihi ve fiziksel özellilerini anlatan bir tanıtım kartı oluşturunuz.

  • Bebeğinizin doğumunu gazete ilanı ile duyurmanın getireceği riskleri dikkate alınız. Doğum ilanlarında ev adresi kesinlikle belirtilmemeli ve bilgiler ebeveynlerin soyadı / soyadları ile sınırlı tutulmalıdır.

Özellikle;

  • Bebeğinize bakan kişilerin hastane kimlik kartlarını görmeyi talep ediniz.

  • Bebeğinize ve size takılan kol bantlarını mutlaka karşılaştırarak kontrol ediniz.

  • Bebeğinizin başucu kartını sürekli kontrol etmeyi ihmal etmeyiniz.

  • Bebek bakım odasında çalıştığını gösteren kimliği bulunmayan kişilere bebeğinizi emanet etmeyiniz.

  • Tanımadığınız biri odanıza girerse hemşirenize haber veriniz.

  • Bebeğinizi odanızda asla yalnız bırakmayınız, bebeğinizle ilgilenemeyecek durumdaysanız bebek bakım odasına gönderiniz.

  • Bebeğinizin yatağını kapıdan görünmeyecek şekilde yatağınızın yanına yerleştiriniz. Bebeğinizi yatağınızda emziriyor ya da uyutuyorsanız mutlaka yatak kenarlarını kaldırtınız.

  • Bebeğinizin her zaman yatağında taşındığından emin olunuz. Bebeğinizi hastane koridorunda kucakta gezdirmeyiniz.

  • Size refakat eden kişinin, ziyaretçi akışını kontrol altında tutması bebeğinizin ve sizin güvenliğiniz açısından çok önemlidir. Sessiz, sakin ve huzurlu bir ortam hem bebeğiniz hem de sizin için daha güvenli ve dinlendirici olacaktır.

Romatizma sonucu gelişen kalp hastalıklarında" infektif endokardit" görülme olasılığı vardır. İnfektif endokardit; kalbin veya damarların içini döşeyen zarların, kana karışan bakteriler tarafından iltihaplandırılmasıdır.

Bu tehlikeli hastalıktan çocuğunuzu korumak için aşağıdaki önerilere uyulması ÇOK ÖNEMLİDİR.

  • Kana karışan bakterilerin çoğu ağız yolundan kana geçtiği için, ağız ve diş temizliği çok önemlidir. Bu nedenle dişler hem yemekten sonra, hem de şeker ve dondurma gibi tatlı şeyler yedikten sonra yumuşak bir fırça ile fırçalanmalı ve dişlerin çürümesi önlenmelidir.
  • Diş çürükleri önemli bir mikrop kaynağıdır. Diş çürükleri varsa ya dolgu yaptırılmalı, dolgu mümkün değilse çektirilmelidir. Belirli aralarla diş hekimi kontrolü ve yeni başlamış çürüklerin tedavisi tercih edilmelidir.
  • Diş çekimi, diş kanal tedavisi ve dolgusu, geniz eti alınması, bademcik, fıtık ameliyatı, sünnet ve kulak delme gibi her türlü cerrahi girişimde, endokardit gelişme riski vardır. Bu hastalıktan korunmak için diş girişimi ve her tür cerrahi girişim öncesinde koruyucu ilaç kullanılmalıdır. Bu amaçla diş doktoru veya doktorunuzun gözetiminde işaretli antibiyotikleri kullanmak gereklidir.
  • Bu nedenle aşağıdaki yazı gidilen her diş hekimine veya başvurulan her doktora mutlaka gösterilmelidir:

Hastamız, kalp romatizması nedeniyle "bakteriyemi"ye yol açan her tür girişim sırasında infektif endokardit riski taşımaktadır. Bu nedenle yapılacak girişime göre formda işaretli ilaç profilaksisinin önerilerimiz doğrultusunda uygulanması gerekmektedir."

Oyun çocukluğun vazgeçilmez ögesidir. Çocukların oyundan alıkonulmaları zihinsel gelişimleri ve sosyal yaşamları üzerinde olumsuz etki yaratır.

Aileler kalp hastalığı olan çocuklarında hangi tip aktivitelere izin vereceklerini bilirlerse, aşırı kollayıcı olma gibi yanlış hareketlerden kaçınabilirler.

Spor aktivitelerinin belirlenmesinde kalp hastalığının tipi ve yapılacak sporun ağırlık derecesi önem taşımaktadır. Spor aktiviteleri, ancak çocuğu izleyen doktorun kararı ile yapılabilir. Bu aktivitelerin hangisini yapabileceği, çocuğun kalp hastalığı tipine göre çocuk kardiyoloji uzmanı tarafından belirlenir.

Birbirini seven genç kız ve genç bir erkek... Evlilikle mutlu bir aile oluşuyor. Artık tek özlemleri bir bebek., mutluluklarını daha da arttıracak onları hayata bağlayacak bir çocuk. Ancak her zaman bu beklenti mutlu bir şekilde sonlanıyor mu?

Maalesef her 100 doğumda bir bebek doğuştan kalp hastalığı ile dünyaya geliyor.Özlem ve beklentiler yerini telaşa, hastane kapılarında beklemeye bırakıyor.

Doğuştan olan kalp hastalıkları, kalbin herhangi bir bölümünde görülebilen sorunları kapsar. Kalbin temiz kan ve kirli kanın odacıkları arasındaki duvarda ortaya çıkan delikler en sık görülen anomalilerdir. Bu delikler yoluyla kirli kan ve temiz kan birbirine karışarak çocuğa ciddi sıkıntılar yaşatırlar.

Kalpten çıkan damarlarda terslik başka bir ciddi problemdir. Bu durumda vücuda temiz kan değil oksijensiz kirli kan pompalanacağı için çocuğun doğumdan sonra birkaç gün bile yaşaması mümkün olamayabilmektedir.

Kalbin belli odacıklarının hiç oluşmaması veya küçük kalması, kalp içindeki kapakçıkların kapalı olması veya yeterince gelişmemesi gibi birçok problem doğuştan kalp hastalıkları arasında sayılabilir.

Aileler çocuklarında bir kalp problemi olup olmadığını fark edebilirler mi? Evet. Çünkü doğuştan kalp problemi olan bebekler genellikle bazı sıkıntılarla bunu belli ederler.

  • En çok görülen belirti çocuğun nefes alıp vermede sıkıntı yaşanmasıdır.

  • Çocuk sık sık ve zorlukla nefes alır, çabuk yorulur.

  • Bu durum o kadar yoğun olabilir ki bebek beslenemez, kilo alamaz ve hatta giderek zayıflar.

  • Bir diğer belirti ise morarmadır. 

Özellikle oksijensiz kanın vücuda pompalandığı rahatsızlıklarda veya kalpten akciğere giden damarların gelişmediği durumlarda vücutta morarma görülür, bebeklerin özellikle dudak çevreleri ve parmak uçları morarır. Biraz daha büyük çocuklarda ise çabuk yorulma, yaşıtları gibi koşup oynayamama problemi olur. Kısa zamanda ciddi hayati tehlikeyle karşı karşıya kalırlar.

Günümüzde bu tip sıkıntılarla her an hayati tehlikeyle karşı karşıya olan bu çocukları sağlıklı yaşama kavuşturmak mümkün olmaktadır.

Grup Florence Nightingale Hastaneleri olarak, ülkemizin bu büyük sağlık probleminin çözümü için ciddi bir gayret ve çalışma içinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Ülkemiz genel olarak kalp cerrahisinde uluslararası bir başarı düzeyine sahip olmasına rağmen çocuk kalp cerrahisi sadece sınırlı sayıdaki birkaç merkezde başarıyla yapılmaktadır. Bunun nedeni, çocuk kalp ameliyatlarının çok daha ayrı bir uzmanlık ve deneyim gerektirmesi yanında, hastanelerin de büyük yatırımlar ve teknolojik desteği sunma zorunluluğudur.

Hastanemiz bu alandaki takdire değer uygulamaları ve deneyimli kadroları sayesinde çocuk kalp ameliyatlarında ülkemizde lider konumuna gelmiştir.

Ramazan ayında çocuklarının oruç tutmasını isteyen aileler ve bu isteğe olumlu bakan çocuklar bazı noktalara dikkat etmelidir. Aileleriyle ortak bir şeyler paylaşmak hevesi ve kendini büyümüş hissetme isteğiyle oruca başlayacak olan çocukların öncelikle yarım oruç, tekne orucu tutmalarında fayda vardır. Doğrudan doğruya yaz mevsiminde, sıcakta, 17 saat kadar birdenbire aç kalmak çocuğun sağlığını çok olumsuz etkileyebilir. Çocukların metabolizması erişkinlerden tamamen farklıdır büyümeye programlı bir metabolizma temel besin elementlerinden protein yağın şekerin ve özellikle vitaminlerin dengeli bir şekilde ve mutlaka düzenli olarak alınmasını gerektirmektedir.

Özellikle yaz aylarında okullar kapandıktan sonra dış aktivitelerde çok daha fazla vakit geçirmekte olan çocukların, besin, vitamin, mineral ve özellikle su ihtiyaçları önemli ölçüde artmaktadır. Bunun yanında yaz dersleri veya kursları alan çocukların zihin yeteneklerinin körelmemesi ve aktif olarak derse katılımlarının sağlanabilmesi için su ve enerji ihtiyaçlarının karşılanması şarttır. Bu durumdaki çocukların başarılarının azalmaması, olumsuz etkilenmemesi için oruç tutmamaları tavsiye edilir. Aksi durumda dikkat eksikliği, sinirlilik, huysuzluk, unutkanlık, baş dönmesi, göz kararması, idrar azalması, çarpıntı ve aşırı uyuklama şikayetleri gelişebilir.

Ne yapmalı ne yapmamalı?

İlk günler çocuklar sahura mutlaka kaldırılmalı, fakat iftara kadar beklemeden öğlen ya da öğleden sonra bir öğün etli sebze yemeği, bulgur, ayran, tereyağı, bakliyat gibi tok tutacak özellikte yemek yenmeli, mutlaka su içilmeli ve bu şekilde vücudun alışmasına fırsat verilmelidir.

İftarda lokmalar çok iyi çiğneyin

İftarda bir anda iyi çiğnemeden lokmaları yutmaları ve fazla gıda tüketmeleri hazımsızlık sorunlarına yol açabilir. Şeker ihtiyaçlarını öncelikli olarak şeftali, karpuz, kayısı, üzüm gibi sulu meyvelerden sağlamaları vitamin ve mineral dengesinin korunmasını sağlayacaktır.

Suya dikkat!

Eğer çocuk dış ortamda sportif faaliyetlerde, oyun ortamında fazlasıyla bulunmak arzusundaysa mümkün olduğunca su ihtiyacının giderilmesi ve aşırı terlemeyle vücudun susuz kalmasına engel olunması şarttır. Peş peşe her gün oruç tutulması yerine öncelikle, yarım oruç diğer gün oruçsuz bir gün daha sonra vücudun vereceği cevaba göre peş peşe yarım oruçlar şeklinde oruç denenebilir.

Kilo takibine önem verin

Ayrıca çocuklar her gün tartılarak hızlı ve tehlikeli olabilecek şekilde kilo kaybı olup olmadığının, idrar renginin gözlenmesi gereklidir. İdrarın koyulaşması yetersiz su alımına bağlı iltihaplanma ve böbrek yetersizliği riski yaratabilir. Sahurda fazla miktarda şekerli gıda almamaları konusunda çocuklarınızı uyarın

Bu durumda çok daha kısa sürede acıkacakları, susayacakları, oruca dayanamayacaklarını bilinmelidir. Çabuk ve uzun süre tok tutacağından sahurda, protein ve yağ ağırlıklı bir beslenme tercih edilmelidir. Yumurta, süt, yoğurt, tereyağı ve peynir mutlaka sofrada bulunmalıdır, bir miktar pekmez ve az miktarda bal tüketilebilir. Karpuz gibi sulu meyveler tercih edilmelidir. Sahurda köfte sucuk gibi tuzlu besinler tüketilmesinin çocuğu kısa sürede susatacağı bilinmelidir.

Uyku önemlidir

Ayrıca çocukların uykuya ihtiyacının erişkinlerden daha fazla olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle çocukların mümkün olduğunca ramazanda erken yatırılıp uykusunu alması sağlanmalıdır ve ayrıca oruç döneminde de şekerleme yapmaları teşvik edilmelidir.

Güneşe dikkat!

Güneşte uzun süre susuz kalan çocukların baygınlık nöbeti geçirmesi, yani güneş çarpmasına yakalanma olasılıkları yüksektir. Şuur bulanıklığı yaşayabilecekleri unutulmamalı, bu nedenle ailelerinden uzun süre uzakta kalmamaları, kontrol altında tutulmaları şarttır.

Biberon, alıştırma bardağı, göğüs pompası, anne sütü saklama poşetleri gibi ürünlerde kullanılan BPA ve onun bir formu olan BPS, bebeğin sağlığını tehdit ediyor. Uzmanlar, bu ürünlerin bebekte büyüme ve davranış bozukluklarına yol açtığını kaydediyor.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 2011 yılı Haziran ayında Bebek sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle AB ile paralel olarak, bebek beslenmesinde kullanılan polikarbonat malzemelerin üretiminde Bisfenol A'nın (BPA) kullanımını yasakladı. Bunun üzerine özellikle içeriğinde BPA bulunan plastik biberonlar, piyasadan toplatıldı. Birçok marka, ambalajlarında BPA içermediğini belirtti. Ancak BPA'nın yasaklanmasının ardından otoriteler BPA'nın benzer bir formu olan ve sonuçları da BPA ile benzer BPS kullanımının arttığını belirtiyor.

Yapılan araştırmalar BPA'nın çocuklarda östrojen hormonunu taklit ederek erken cinsel olgunlaşmaya neden olduğu, büyüme ve davranış bozukluklarına yol açtığını gösteriyor. Bunun yanında kanser, diyabet ve kalp damar hastalıkları riskini artırdığı biliniyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Doktoru Başak Namdar Çelikkan, ebeveynlerin bebeklerine biberon ve türevi ürünler alırken içeriğinde BPA kadar BPS olmadığına da dikkat etmesini öneriyor. Çelikkan, "Özellikle biberon, alıştırma bardağı, göğüs pompası, anne sütü saklama poşetleri gibi ürünler seçerken BPA ve BPS içermediklerinden emin olmak gerekir. BPS plastikler üzerinde BPA ile aynı etkiyi gösteriyor. Bu nedenle çocuğunuz için seçtiğiniz ürünün BPS de içerip içermediğini sorgulayın" diyor. İlk 6 haftada biberon kullanımını mecbur kalınmadığı sürece önermediklerini kaydeden uzman, şunları söylüyor:

“Lansinoh'un yaptığı kapsamlı bir araştırmaya göre; Türkiye'de annelerin yüzde 53'ünün hedeflediği emzirme süresi 12-24 ay ve yüzde 43 oranında bu hedef gerçekleşiyor."

Yaz döneminde hamile ve emziren annelerin günde en az 2,5 litre su içmesini tavsiye eden Başak Çelikkan, "Gün içerisinde fazla ter kaybı var ise içecekleri 1 maden suyu kaybetmiş oldukları minerali hızla geri kazanmalarına yardımcı olacaktır. Hamile ve emziren anneler protein ağırlık beslenmeye özen göstermelidir" önerisinde bulunuyor.

Emziren anneler sütlerini artırmak için bol su içmeli ve protein ağırlıklı beslenmelidirler. Bununla birlikte rezene çayı içmenin de süt artırdığı bilinmektedir.

Hastalıkların etrafımızda kol gezdiği bugünlerde en çok çocuklarımız için endişeleniyoruz. Şişli Florence Nightingale Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Yrd. Doç. Dr. Banu Yazıcı, 5 adımda çocukları gripten korumanın yollarını anlattı:

EI yıkama alışkanlığı kazandırın: Anaokulundan itibaren çocuklara bulaşıcı hastalıklardan korunmak için el yıkama eğitimleri verilmeli. Bu konuda evde anne - babaya, okulda öğretmenlere sorumluluk düşüyor.

Tuvalet eğitimine dikkat edin: Hastane yatışlarına yol açabilen bağırsak enfeksiyonları, tuvalet temasıyla geçiyor. Bu yüzden çocukların tuvalet eğitimi ihmal edilmemeli.

0yuncakları yıkayın: Oyuncakların haftada bir kere yıkanması veya tozlarının alınması gerekiyor.

Eve güneş girsin: Evinizi bol bol güneşlendirin ve havalandırın.

Çamaşırları ütüleyin: Çamaşırlarınızı, çamaşır suyu katkılı deterjanlarla yıkayabilirsiniz. Ardından yüksek ısıda ütülenerek mikroplardan korunmak mümkün olabilir.

Bir rotavirüs, ilk yarım saatte çamaşır suyuyla dezenfekte edilmezse o yüzeyde en az bir ay yaşayabilir.

Kız ve erkek çocuklarının ergenlik çağına geçişten itibaren, fizyolojik ve psikolojik sorunlarının ihmal edilmesi, gelecekte çözümü güç sonuçlar yaratabilir. Kadıköy Florence Nightingale Hastanesi Büyüme ve Ergenlik Merkezi, bu dönemdeki çocuklar ve ailelerin ihtiyaçlarına yönelik sağlık hizmeti veriyor.

Büyüme sağlıklı olmanın en önemli göstergesi. İlk bir yaşta hızlı bir büyüme çizgisi gösteren çocuk, ergenlik çağında da buna benzer bir süreci yaşıyor. Yaşamının ilk bir yılında bebekler ortalama 24 cm. uzuyor. Ergenlik çağında da erkekler 25-30 cm, kızlar ise 20 cm boy atıyor. Bu dönemde boy uzaması dışında fizyolojik ve psikolojik olarak birçok değişiklikler yaşanıyor. Kızlarda 10 yaş, erkeklerde 12 yaş civarında başlayan ve ortalama 3-5 yıl arasında süren bu süreçte ergenlik çağındaki çocukların sağlık kontrolünden geçmesi gerekiyor.Uzmanlar, "Ergenlik dönemi, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir" diyerek ergenlikle ilgili şunları söylediler:

"Kızlarda meme gelişiminin başlaması ve cinsel bölgede kıllanma, erkeklerde ise genital bölge gelişmesi ve cinsel bölgede kıllanma ile ergenlik başlar. Ergenlik dönemindeki cinsel ve fiziksel gelişme daha erken tamamlansa da, psikolojik gelişmeyi de içeren adölesan dönemi 18-20 yaşına kadar sürer. Bu dönemde çocukların uzman hekim tarafından mutlaka takip edilmesi gerekir çünkü çocuğunuzun hayatının şekillendiği bu dönemde ortaya çıkan rahatsızlıklar, çocuğunuzda kalıcı hasarlara yol açabilir."

Ergenlik NE ZAMAN başlar?

Ergenlik belirtilerinin görülmesinde kızlar ve erkekler arasında farklar var. Sadece belirtiler açısından değil zamanlama olarak da kız ve erkek çocuklar arasında belirgin ayrılıklar bulunuyor. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce giriyorlar. Kızların 10 yaşından, erkeklerin 12 yaşından itibaren ergenliğe adım attığı kabul ediliyor. Kızlarda meme büyümesi, erkeklerde cinsel organların büyümeye başlaması ile ergenlik başlıyor. Uzmanlar, bu noktada ailelere bir uyarıda bulunuyor: "Ergenlik 10-18 yaş aralığı kabul edilmesine karşın ender olarak kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik belirtilerin ortaya çıkması bir hastalık ve tedavi edilmesi gerekir. Âdet döneminden sonra kızlar ancak 5-6 cm atabildikleri için ciddi bir boy kısalığı sorunu ile karşı karşıya kalabilir. Erkeklerde ise 13.5 yaşına kadar ergenlik belirtilerinin görülmemesi normal bir durum değildir. Bu yaşa kadar herhangi bir ergenlik belirtisi görülmezse merkeze başvuru gerekir."

Ergenlik dönemi sorunları merkeze başvuran ergenlere bir sorunları olsun olmasın uygulanan bazı tetkikler var. İlk etapta detaylı bir fiziksel muayeneden sonra ergenin boyu ve kilosu ölçülerek normal değerlerle karşılaştırılıyor. Bu dönemde kemik sağlığı yönünden sorunlar sık görüldüğü için kemik grafisi alınıyor. Kız ve erkek çocuklara tam kan tahlili yapılırken, kızlarda guatr mevcut ise T3, T4, TSH değerlerine bakılıyor. Uzmanlar, yapılan testler sonucu en sık karşılaştıkları sorunları şöyle sıralıyor:

Erken Ergenlik: Kızlarda 8 erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik belirtilerinin başlamasıdır. Erken ergenlik tedavi edilmezse boy kısalığı ve erken adet görmeye sebep olur.

Boy kısalığı: Ergenlikte büyümenin en hızlı olduğu "büyüme hızı doruğu" kızlarda ortalama yılda 9 cm erkelerde ise 10.5 cm dir. Boy uzaması ergenliğin son evrelerinde giderek yavaşlar, kızlarda adetten sonra, erkeklerde 17-18 yaşlarında hemen hemen durur. Boy kısalığı genel olarak erken ergenliğe giren ve ergenlik dönemi kısa süren çocuklarda gözleniyor. Tiroid hormonu, büyüme hormonu, seks hormonları ve hatta iklim şartları boyun uzamasını etkiliyor. Genetik faktörler boy uzamasında tek başına yeterli değil. Çocuk, yaşıtlarından kısa olduğunda, yılda 5 santimetreden az uzadığında dikkatli olmak gerekiyor.

Cinsel gelişme yetersizliği: Özellikle ergenliğe geç giren erkek çocuklarda rastlanılan ve boy kısalığı ile birlikte görülen bir durum. Cinsel gelişme ergenlik dönemindeki hormonların salgılanması ile ortaya çıkıyor. Cinsel gelişmede yetersizlik gözlenirse, vakit geçirmeden mutlaka müdahale edilmesi gerekiyor.

Guatr: Özellikle kız çocuklarında görülen bu durumun mutlaka tedavi edilmesinde fayda var. Endrokrinolog tarafında yürütülen tedaviyle genellikle başarılı sonuçlar alınıyor.

Anemi: Ergenlik çağında, özellikle kız çocuklarında görülen bir hastalık olan anemi, halsizlik, yorgunluk, solukluk ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini gösteriyor.

Aşırı kıllanma: Kız çocuklarında, hormon bozuklukları nedeniyle oluşabiliyor. Özellikle adet düzensizliği ile beraber görülüyorsa vakit geçirmeden tetkik yapılıp, tedavi edilmesi gerekiyor.

Fiziksel sorunlar: Omurga eğrilikleri, bel ağrıları gibi ortopedik sorunlara ergenlik döneminde sıkça rastlanıyor.

Obezite: Kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri obezite ile doğrudan ilişkili hastalıklar arasında yer alıyor. Ergenlik, vücuttaki yağ hücre sayısının belirlenmesinde kritik bir dönem. Bu dönemde yağ hücrelerinin sayısında artış oluyor ve bu aslında normal bir süreç. Ancak aşırı beslenme ve hareketsizlik durumunda yağ hücrelerindeki bu artış kolaylıkla obeziteye neden olabiliyor. Bu dönemde yağ birikiminin önlenmesi, ileriki yaşlarda obezitenin önlenmesinde de yardımcı oluyor. Ergenlikte obez olan her 10 çocuktan 7'si tedavi edilmezse ileride obez olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Âdet düzensizlikleri ve ağrılı adetler, ergenlik çağındaki kız çocuklarda sık rastlanıyor.

Erkeklerde meme büyümesi: Ergenlik çağındaki çocuklarda görülüyor. Hormonal bir bozukluk olup olmadığının belirlenmesi gerekiyor.

Kemik sağlığı: Vücuttaki kemik kitlesi en fazla ergenlik döneminde kazanılıyor. Genetik yatkınlık, beslenme, hormonlar ve egzersizler kemik kitle oluşumunu etkiliyor. İleri yaşlarda görülen osteoporozun temelleri çocukluk ve özellikle ergenlik yaşlarında atılıyor.

Günümüzde; sağlıklı beslenme, besinlerdeki katkı maddeleri, şişmanlığın sağlık üzerine etkileri konusundaki toplumsal endişeler hepimizin üzerinde çok fazla baskı oluşturmaktadır. Anne-babalar özellikle büyüme-gelişme dönemindeki çocuklarına sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak için ne yapacaklarını bilemez haldedirler. Aileler, çocukları ve gençleri, bir yandan aşırı kilo alımı ve obeziteden, bir yandan da kilo ve dış görünüş konusunda aşırı hassasiyetin getirebileceği yeme bozukluklarından korumak için uğraşmaktadırlar.

Gençlerde ve çocuklarda kilo ve beslenme ile ilgili kaygıların takıntılara dönüşüp, anoreksi gibi yeme bozukluklarına yol açmasına gittikçe daha sık rastlanmaktadır. Kızlarda daha sık görülen ve genellikle 11-13 yaşlarda başlayan yeme bozuklukları, vücut fonksiyonlarını etkileyecek kadar ağır kilo kayıplarına yol açabilmektedir. Erken dönemde fark edilirse doğru medikal yaklaşımla, kötü sonuçlar doğurmadan tedavi edilebilen bu sorunu gençler ne yazık ki aylar, hatta yıllarca ailelerinden gizleyebilmektedir.

Çocukların ve özellikle gençlerin görünüşleriyle ilgilenmeleri ve kiloları konusunda hassas olmaları normaldir. Ergenlik döneminde çocukların bedenleri hızla değişir ve karşı cinsin ilgisini çekmek gibi yeni sosyal baskılarla karşılaşırlar. Bu dönemde ailelerin beslenme ve yemeğe yaklaşım konusunda iyi örnek oluşturmaları, yemek seçiminde kiloyu değil sağlıklı olmayı vurgulamaları, onlara olan sevgilerinin nasıl göründükleriyle değil nasıl biri olduklarıyla ilgili olduğunu belli etmeleri çok önemlidir.

YEME BOZUKLUĞU nedir?

Yeme bozukluğu olanlarda; kendini beğenmeme, kilosu ve yemeklerle ilgili negatif düşünceler içinde olma ve günlük aktivitesini ve vücut fonksiyonlarını etkileyecek yeme alışkanlıkları sergileme gözlenir. Anoreksia nervozalı bir kişi, tipik olarak zayıf olmak için aç kalır ve aşırı kilo kaybeder, doktorların yaşa ve boya göre belirlediği ideal kilonun %15 kadar altındadır. Bazı vakalar yemek kısıtlamasının yanı sıra kusma ve barsak hareketlerini hızlandırıcı ilaçlar kullanarak kilolarını kontrol altında tutmaya çalışırlar.

Yeme bozukluğu olan çocukların görüntüleri ile kendilerini nasıl gördükleri arasında büyük fark vardır. Ne kadar zayıflarsa zayıflasınlar kendilerini şişman hissetmeye devam ederler. Yeme bozukluğu çocuğun kontrol edebileceği bir davranış değildir; mutlaka tıbbi destek ve tedavi gerektirir.

Yeme bozukluklarının NEDENLERİ

Yeme bozukluğunun nedeni tam olarak bilinmemektedir fakat psikolojik, genetik, sosyal ve ailesel faktörlerin katkısı olduğu düşünülmektedir.

Bale, jimnastik gibi ince olmanın önemli olduğu bazı sporların yeme bozukluğuna eğilimi arttırdığı düşünülmektedir. Ayrıca yakın akrabalarında yeme bozukluğu olanlarda artmış risk, genetik yatkınlığı düşündürmektedir. Yeme bozukluğu olanlarda; obsesif -kompulsif kişilik bozukluğu ve ansiyete gibi bazı psikiyatrik problemler de daha sık görülür.

Bazı araştırmalara göre medya yeme problemlerinin artışında etkin olmaktadır. Reklamlardaki, filmlerdeki, televizyondaki ve spor programlarındaki birçok kadın çok zayıftır; bu da gençlerin güzelliği zayıflıkla özdeşleştirmesine neden olmaktadır. Erkekler de medyada idealize ettikleri karakterlere benzemek için kilo vermeye veya aşırı egzersize yönelebilmektedir.

Sıklıkla yeme bozukluğu olanlarda kendine güven sorunu vardır, zayıflamaya odaklanarak özgüvenlerini kazanmaya çalışırlar.

Yeme bozukluklarının BELİRTİLERİ

Çocuklardaki normalde görülen dış görünüşe önem verme eğilimi ile yeme bozukluğunun uyarıcı bulgularını ayırt etmek bazen zor olabilir.

Gençler özellikle genç kızlar, dış görünüşleriyle ilgilenmeye başladıklarında kendilerini başkaları ile karşılaştırıp diyet yapmak isteyebilirler. Bu yeme bozuklukları olduğu anlamına gelmez. Yeme bozukluğu olanlarda anormal davranışlar ve fiziksel bulgular dikkati çeker.

ANOREKSİ'DE bulgular

  • Belirgin kilo kaybı( boya göre kilo normalin %15 altında)
  • Sürekli zayıflama diyeti(zayıf olsa bile)
  • Şişman olduğunu düşünme(kilo kaybettikten sonra bile)
  • Kilo alma korkusu
  • Kızlarda adet düzensizliği, adet görememe
  • Yemek, kalori, besin değerleriyle sürekli ilgilenme
  • Yalnız yemeği tercih etme
  • Aşırı egzersiz
  • Yeme krizleri ve kendini kusturma
  • Uykusuzluk
  • Saçlar ve tırnaklarda kolay kırılma
  • Sosyal olarak içine kapanma ve depresyon

Yeme bozukluklarının ETKİLERİ

Yeme bozukluğu ciddi bir mental ve davranışsal sağlık sorunu olduğu gibi birçok fiziksel sağlık problemlerine de yol açmaktadır.

Anoreksik bir çocukta sıvı kaybı bulgularının yanısıra ileri evrelerde beyin fonksiyonları bile etkilenebilmekte ve baş dönmesi, bayılma, sinirlilik, şuur bulanıklığı, konsantrasyon yetersizliği ve hafıza kayıplarına yol açabilmektedir.

Anoreksi, çocuklarda büyümeyi etkileyerek, kemik yoğunluğunda azalma, püberte gecikmesi, kalp ritm bozuklukları ve kan basıncında düşmeye neden olabilir.

Yeme bozukluklarının TEDAVİSİ

Yeme bozukluğu tedavisinde amaç bozulmuş yeme davranışını değiştirerek yemek konusuna farklı bir yaklaşım getirmek ve yeni bir yeme düzeni kurmaktır. Eğer anoreksia tanısı beslenme bozukluğu gelişmeden fark edilirse tedavi daha kolay olmaktadır. Tedavide tıbbi destek, beslenme danışmanlığı ve psikoterapi gereklidir.

Yeme bozukluklarından KORUNMA

Yeme bozukluklarından korunmak için aileler sağlıklı bir yaşam biçimini benimsemelidir . Sağlıklı ve besleyici yemeklerin düzenli hazırlanmasına çocukların da katılımı sağlanmalıdır.. Acıkınca yemek yemenin, tokken yemeğe hayır diyebilmenin normal bir davranış olduğu öğretilmelidir. Spor tüm aile için eğlenceli, düzenli bir aktivite haline getirilmelidir. Eğer ailede beslenmeye ve spora karşı sağlıklı bir yaklaşım varsa çocuklar ve gençler bunu örnek alabilirler.

Yılın en güzel mevsimi olan yaz aylarında zamanı keyifli geçirmek için çocuklarımızla birlikte çıkacağınız tatilde vereceğimiz önemli püf noktalarına dikkat etmek elbetteki fayda sağlayacaktır. Yaz mevsiminde güneş ve denizden faydalanmak çocuklar için vazgeçilmezdir.

UV ışınları yaz aylarında özellikle gün ortasında en güçlü seviyeye ulaşır. O nedenle saat 10:00 ile 16:00 arasında çocukların güneşte kalması önlenmelidir.

Güneş yanığında ilk yardım olarak çocuğunuza soğuk su ile duş aldırın, yanık bölgelerinin üzerine soğuk kompres uygulayın, yanık cildin üzerine ağrı giderici içeren merhem, uygun kremler ve doktorunuzun önerdiği dozda ağrı kesici, ateş düşürücü ilaç kullanın. Yanık iyileşene kadar çocuğunuzu güneşten uzak tutun ve bol su içirin. Güneş çarpmasında öncelikle ateş, titreme, bulantı, kusma, dalgınlık gibi ön belirtiler vardır. Sıvı - tuz kaybını gidermek ve tedavi için bir sağlık kuruluşundan yardım istemek daha doğru olur.

Yazın barsak enfeksiyonları ve besin zehirlenmeleri de çocukları tehdit eder. Kirlenmiş su ve yiyeceklerle, bozuk gıdaların tüketimine çok dikkat edilmelidir. Çocukların kirli ellerle beslenmeleri, yıkanmamış meyve bilinmeyen gıdaları tüketmeleri engellenmelidir.

Barsak enfeksiyonları ve besin zehirlenmeleri kendini ateş, kusma, ishal ve karın ağrısı belli eder. Böyle durumlarda çocuğa bol sıvı verilmeli, ishal diyeti uygulanmalı, kusma ve ishal şiddetliyse altta yatan nedeni bulmak ve hemen tedavisini gerçekleştirmek için bir sağlık kuruluşundan vakit kaybetmeden yardım istenmelidir. Kusan çocuğun beslenmesinde çok dikkatli olmalı, sabırla ağızdan serum takmış gibi damla damla, lokma lokma, yani her 5 dakikada bir tatlı kaşığı veya bir lokma şeklinde beslemelidir.

Çocuklarla UÇAK YOLCULUĞU

Bebek ve çocuklarla uçak yolculuğu tüm anne ve babaları tedirgin eden bir konudur. İki haftalıktan itibaren küçük bebekler hiçbir sakınca olmaksızın uçakla yolculuk edebilirler. Prematüre bebekler için ise doktordan danışmalık alınmalıdır. Aktif enfeksiyonu olan çocukların hem kendileri için hem de diğer yolculara da enfeksiyonu bulaştırabilecekleri için çok zorunlu olmadıkça iyileşene kadar seyahat etmemesi daha uygundur.

Uçaktaki basınç değişiklikleri bebek ve çocukları büyüklerden daha çok etkiler. Kulak ağrısına yol açarak bebek ve çocuğun huysuzlaşmasına ve ağlamasına neden olur. O nedenle uçağa binmeden önce serum fizyolojik ile burun içi temizlenerek tıkanıklık giderilmeli, kulak zarına olan basıncı azaltmak ve dengelemek için kalkış ve iniş anında bebekler emzirilmeli yada emzik veya biberon verilmeli, daha büyük çocuklara meyve suyu içirilmeli veya sakız çiğnetilmelidir.

İki yaşından büyük çocuklara yolculuktan bir-iki hafta önce başlanarak yolculuk hakkında bilgi verilmeli, binişten inişe kadar geçen aşamalar defalarca anlatılarak çocuk yolculuğa hazırlanmalıdır. Bebeğinize evini hatırlatılacak bir eşyayı(battaniye gibi) da yanınıza alabilirsiniz.

Uzun yolculuklarda küçük çocukların huysuzlaşmasını önlemek için doktorunun önereceği hafif bir sakinleştirici ve ağrı giderici verilebilir. Uçuş öncesinde ve uçuş sırasında yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Uzun yolculuklarda yüzüne nemlendirici bir krem de sürebilirsiniz.

Çocuklarla OTOBÜS YOLCULUĞU

Otobüsle yolculuk çocuğu hareketini uzun süreli engelleyeceği için diğer yolculuk araçlarından daha zordur. Çocuğun rahat bir şekilde oturmasını sağlamak için ona da yer alınmalı ve cam kenarı tercih edilmelidir. Böylece dışarı bakarak oyalanması sağlanır. Ani frenlere karşın sıkılan çocuğun otobüs içinde tek başına hareketi engellenmelidir; mevcut ise emniyet kemeri takılmalıdır.

Uzun süre kalabalık bir ortamda diğer kişilerle yolculuk küçük bebek ve çocuklar için enfeksiyon riski taşır. Ayrıca mola yerlerinde yoğun sigara dumanı çocuğu rahatsız edebilir ve bu yerlerde hastalık yapma olasılığı çok yüksektir. Molalarda temiz hava alması, yürümesi ve koşması sağlanmalıdır. Araba tutuyorsa doktorun önereceği bir bulantı giderici ilaç verilebilir. Çocuğun kusmasına karşın hafif gıdalar yedirilmeli; az az ve sık sık sıvı verilmelidir. Çocuğun rahat hareket etmesini sağlayacak, terletmeyecek kıyafetler giydirilmelidir.

Çocuklarla ARABA YOLCULUĞU

Kendi aracınızla yolculuk etmek kendiniz ve çocuğunuz açısından en iyi seçenektir. Çocuğun alıştığı ve daha rahat edebileceği bir ortam olup, enfeksiyon kapma riski ve başkalarını rahatsız etmek endişesi de ortadan kalkacaktır. Araba yolculuğu için çocuğun uyku saatlerini seçmeniz uygun olur.

Bebeğinizi rahatça arkaya yerleştirin. Çocuk arkada araba koltuğunda,emniyet kemeri daima takılı olarak oturtulmalı, tek başına bırakılmamalıdır. Eğer çocuk emniyet kemerini takmayı reddederse arabayı çalıştırmayın, emniyet kemerini bağlayıncaya kadar hareket etmeyin. Kapı ve cam emniyet kilidini kapalı tutmalı, çocuğun cam ve kapı ile oynaması engellenmelidir.

Çocuğun terlemesini önleyecek hafif kıyafetler giydirilmeli, aracın ısısı 22 dereceden fazla olmamalıdır. Araç içi sıcaklığın artması çocukta sıcak çarpmasına neden olabilir. Klimanın doğrudan çocuğun yüzüne gelmesinden kaşınılmalı, camlar cereyan yapmayacak ve çocuğun kol ve başını dışarı çıkarmasına engel olacak kadar açılmalıdır. Sıcak havalarda yapılan yolculuklarda çocuğun yeterli sıvı alması sağlanmalıdır. Sık verilen molalar çocuğun sıkılmasını önler ve aracın sık havalandırılması yolculuk için de yararlıdır. Molalarda çocuğunuzu bir saniye bile olsa, arabanın içinde yalnız başına bırakmayınız. Kendi aracınızda çocuğu oyalamak daha kolaydır. Oyuncakların yanı sıra şarkı söylemek, hikaye anlatmak ve toplu oyunlar oynamak gibi aktiviteler çocuğun sıkılmasını önleyecektir.

Bavulunuzda BULUNMASI GEREKENLER

  • Ateş düşürücü, ağrı kesici bir şurup;
  • Alerjik bünyeli çocuklar için antialerjik ilaçlar;
  • İsilik, pişik, güneş yanığı, böcek sokmasına karşı uygun kremler;
  • Uygun faktörlü (32 faktöre kadar) güneş koruyucu krem ve losyonlar;
  • Tam donanımlı bir ilkyardım çantası;
  • Güneş şemsiyesi ve geniş siperlikli şapka;
  • Sivri sineğe karşı tülden yapılmış cibimlik;
  • Çocukların kullanabileceği dozda üretilmiş sinek ve böcek ilaçları;
  • Yüzerken kullanacağı simit, yelek, kolluk vs.

11-19 yaş grubu arasında bir genç misiniz? Öyleyse bu ciddi hastalıklara karşı aşılanmış olmalısınız!!!

11-19 yaş grubu arasında olan bir çok genç, aşıların sadece küçük çocuklar için olduğunu ve aşıların yapılmış olduğunu düşünürler.

11-19 yaş grubu arasındaki milyonlarca gencin boğmaca, tetanoz, difteri, hepatit B, hepatit A, suçiçeği, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, polio, grip, zatürre, HPV enfeksiyonuna karşı aşıya gereksinimi olduğunu tahmin edebilir miydiniz?

AŞI şeması

Hepatit B: Şimdiye kadar olmadıysanız aşılama şemasını tamamlamalısınız.

Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak : Doktorunuzun size 2 doz MMR aşısını yaptığını kontrol edin.

Tetanoz, Difteri, Boğmaca: 11-12 yaş arasında Tdap hatırlama dozuna ihtiyacınız var. Ayrıca her 10 yılda bir tetanoz aşınızı tekrar yaptırmalısınız.

Polio (Çocuk Felci): Çocuk felci aşılama şemasını tamamlamadıysanız ve yaşınız 18'den küçük ise şimdi tamamlamalısınız.

Suçiçeği: Daha önce aşılanmadıysanız ve hala suçiçeği olmadıysanız hemen bu hastalığa karşı aşılanmalısınız. Bu aşı artık 2 doz olarak yapılmaktadır. Çocukken tek doz olarak yaptırdıysanız 1 doz daha yaptırmalısınız.

Hepatit A: Birçok gencin Hepatit A'ya karşı aşılanma ihtiyacı vardır. Özellikle Hepatit A hastalık riski yüksek bir toplumda yaşıyorsanız veya bu bölgelerden birine seyahat edecekseniz, kronik karaciğer hastalığına karşı risk faktörünüz varsa ya da sadece korunmak istiyorsanız 2 doz Hepatit A aşısı yaptırmalısınız.

HPV: Bütün ergenlik dönemindeki genç kızların rahim ağzı kanserini ve genital siğilleri önlemek amacıyla tercihen 11-12 yaş arasında 3 doz olarak aşılanmalıdır. Bu aşıyı yaptırmadıysanız ve 26 yaşından daha gençseniz aşılanmalısınız.

Grip: Astım, diabet, kalp hastalığı gibi kronik bir rahatsızlığınız var mı? Kronik rahatsızlığı olan herkesin her yıl gribe karşı aşılanması öneriliyor. Ayrıca gribe karşı korunmak isteyen herkes her yıl aşılanabilir.

Pnömokok: Kronik bir rahatsızlığınız var mı? Doktorunuzla Pnömokok aşısı gerekli olup olmadığını görüşün.

İşitme kaybı, doğumda karşılaşılabilecek yaygın hastalıklardan biridir. Özellikle bebeklerde gözlem yoluyla anlaşılması güç olan işitme azlığı erken dönemde tespit edilmediğinde konuşma ve dil gelişimi ile birlikte zihinsel gelişimi de olumsuz yönde etkilemektedir. Yenidoğan bebeklerde işitme kaybı görülme sıklığı yaklaşık binde bir ile üç arasındadır. Bu oran yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde kalması gereken bebeklerde daha yüksek olmaktadır.

Anne ve baba arasında akrabalık olması, ailede çocukluk döneminde başlayan kalıtsal işitme kaybı olması, annenin hamileyken kullandığı bazı ilaçlar ve geçirdiği hastalıklar, doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması veya solunum zorluğu yaşaması, doğum kilosunun 1500 gr'dan az olması, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde kalması, kulak şeklinin anormal görünmesi, doğum sonrasında sarılık değerlerinin yükselmesi, ateşli hastalık geçirmesi ve bebeğe verilen bazı ilaçlar işitme kaybına neden olabilmektedir. Bu faktörlerden birinin ya da bir kaçının mevcut olması halinde bebek, işitme kaybı açısından riskli olarak değerlendirilmektedir.

Bebeklerdeki işitme kaybını erken dönemde belirlemek amacıyla ülkemizde Yenidoğan İşitme Tarama Programı yürütülmektedir. Bu amaç doğrultusunda, tüm bebeklere doğumdan 24 saat sonrasından itibaren işitme tarama testi yapılabilmektedir.

Uygulanan testler:

Uyarılmış Otoakustik Emisyon (Evoked Otoacoustic Emissions, EOAE) ve

İşitsel Beyinsapı Cevabı (Auditory Brainstem Response, ABR) ölçümleridir.

Bu iki test tek tek ya da birlikte uygulanabilir. Uyarılmış otoakustik emisyonların işitme taramasında kullanılan iki farklı şekli vardır. Bunlar TEOAE (Transient Otoacoustic Emissions) ve DPOAE (Distortion Product Otoacoustic Emissions) testleridir. Her ikisi de yenidoğan işitme taramalarında başarıyla kullanılmasına rağmen TEOAE, DPOAE'ye göre teknik olarak daha basittir ve test süresi daha kısadır, ayrıca çok hafif derecedeki işitme kayıplarını bile ortaya çıkarması sebebiyle daha çok tercih edilir.

EOAE testi, bebeğin dış kulak kanalına bir prop (lastik bir tıkaç) yerleştirilerek yapılır. Test süresi bir kaç dakikadır. Ancak, dış kulakta ve ya orta kulakta sıvı ya da birikinti olması testin sonucunu etkilemektedir. ABR testinde ise, bebeğin cildine yerleştirilen elektrotlar ile kaydedilen dalgalara bakılarak işitme sistemi değerlendirilir. Her iki ölçüm sırasında da bebeğin hareketsiz olması gerekmektedir. Bu nedenle testin uyku esnasında yapılması sağlıklı sonuç elde edilmesi açısından önemlidir.

Doğum sonrasında en az iki kere yapıldığı halde EOAE testinden geçemeyen bebeklere ilk üç ay içinde ABR testi yapılması önerilmektedir. Ancak, daha önce belirtilen risk faktörlerinden her hangi biri ya da birkaçı mevcutsa o zaman hiç beklemeden ABR testinin yapılması uygundur. Doğumdan sonra işitme testi yapılmamış olan bir bebeğe test yaptırmak için hiç bir zaman geç değildir. Doğum yapılan yerde test yapılmamış olsa bile işitme taraması yapan en yakın merkeze gidilebilir. Nerelerde işitme testi yapıldığını tüm sağlık ocaklarından öğrenmek mümkündür.


Odyoloji Uzmanı Gül Sayar

Kadıköy Florence Nightingale Hastanesi

Evet, çocuklarda iğne yerine lazer akupunktur yapılır.

Hipospadias ameliyatından sonra HASTANEDE KALIŞ SÜRESİ nedir?

Hipospadiasın ciddiyetine ve uygulanan yönteme göre hastanede yatış süresi 3-10 gün arasında değişmektedir.

Hipospadias ameliyatlarının BAŞARISI nedir?

Hipospadias ameliyatından sonra çocuklar normal fonksiyon ve iyi bir estetik görüntüye sahip olabilmektedir. Hipospadiaslı çocukların %90'ında sorunlar tek bir ameliyat ile ortadan kalkabilmektedir. Ameliyatın başarısında ekibin, ameliyatın yapıldığı yerin önemi çok büyüktür.İşinin ehli olmayan kişilerce uygun olmayan ortamlarda yapılan ameliyatların sonunda istenilen fonksiyonel başarıya ve estetik görüntüye kavuşulamaması, komplikasyon görülme riski oldukça artmaktadır.

Hipospadiasın ÜREME FONKSİYONU üzerine etkileri nelerdir?

Hipospadias kısırlığa (infertiliteye) neden olan bir rahatsızlık değildir. Başarılı bir hipospadias ameliyatının da üreme üzerine olumsuz bir etkisi bulunmamaktadır.Aksine erişkin döneme kadar tedavi edilmeyen hipospadiaslı kişilerde iktidarsızlık sorunlarının boy gösterdiği bilinmektedir.

Hipospadias ameliyatı için EN UYGUN YAŞ nedir?

Günümüzde hipospadias ameliyatı için en uygun görülen yaş; 6-18 aylar arasıdır. Hipospadias ameliyatının komplikasyonları nelerdir? Hipospadias ameliyatından sonra her ameliyatta gözlenebilen bazı erken dönem riskler şöyledir: kanama, dikişlerin açılması, enfeksiyon. Geç dönemde ise, fistül (delik), stenoz (darlık), kordi tekrarlamasına bağlı peniste aşağı doğru eğrilme ve tekrarlayan üriner sistem enfeksiyonlarına eğilimde artış gözlenebilmektedir.Bu komplikasyonlar dikkatli ek cerrahi işlemler gerektirir.

0-2 yaş dönemi; çocukların  gelişiminin, kişiliklerinin, beceri ve zeka düzeylerinin şekillenmesi için en kritik dönemdir. Bu dönemin bilinçli olarak farkına vardığımızda, çocuğumuz fizik ve ruh sağlığı yerinde,  mutlu bir birey olacaktır.

0-2 yaş NİÇİN bu kadar önemli?0-5 yaş çocuk gelişimi

Yenidoğan bebeğin beyninde 100 milyar sinir hücresi vardır. Bu hücreler birbirileriyle, hücreler arası bağlantılarla gelişir ve bebeğin zeka gelişimine katkı sağlar. Bu dönemde bebeğe gösterilecek ilgi, hücreler arası iletişimi dolayısıyla bebeğin zeka seviyesini arttırır.

Bu dönemde beyin ağırlığı artar. 3. sene sonunda bebeğin beyin ağırlığı doğum beyin ağırlığının 3 katına ulaşır. Bunun için ilk yıllar boşa geçirilmemeli, zeka seviyesini güçlendirmek için çocukla yakından iletişim kurulmalıdır.

İlk 6 ay

Bebek 2. aydan itibaren annesini ya da bakım vereni gözleri ile takip etmeye başlar.  Annesinin sesini tanır, bu yüzden annenin bebekle bol bol konuşması önemlidir.

Bu dönemde bebek bilinçli olarak gülümsemeye başlar. Bebekle konuşarak ve gülümseyerek iletişim kurulmalıdır. Bebeğin aynı zamanda duyu organları da gelişir.  Bebek dokunarak cisimleri, kişileri tanımak ister. Önce annenin ya da bakım veren kişinin parmağını kavramaya başlar. Kavrama sonrasında objeleri tutmaya çalışır. Bebeğe önce objeleri göstermek, konuşmak sonra dokunmasına izin vermek onunla sosyal iletişim kurmak açısından önemlidir.

Bebek ilk 6 aylık dönemde henüz desteksiz oturamadığı için kucağınıza yaslanarak oturacaktır. Bebek kucakta ise dikkatini çekecek, dokunma şevkini arttıracak renkli, ses çıkaran oyuncaklar bebeğe uzatılabilir. Siyah, beyaz, kırmızı, mavi, tercih edilen renklerdir. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, oyuncakları ağza götürebileceğinden, boğulma riskidir. Önlem için küçük,  parçalı oyuncaklardan sakınmak gerekir.

6-12 ay

6-12 aylık dönemde bebek önce emeklemeye sonra yürümeye kısaca hareketlenmeye başlar. Bu dönemde en dikkat edilmesi gereken ev kazalarıdır. Etrafta bebeğe zararı dokunacak cisimler varsa yerlerinin değiştirilmesi, bebek için izole ve güvenli bir alan açılaması gerekir.

Yutulma ve içilme riskine karşı, çamaşır suyu, deterjan, lavabo aç ve benzeri kimyasal maddeleri yüksek dolaplara yerleştirilmelidir. Elektrik prizleri minik parmaklar için çok cezbedici olduğundan prizler koruyucular ile kapatılmalıdır.

Bebek bu aylarda bir takım heceler söylemeye, agu gugu sesleri çıkarmaya başlayabilir. Bir yaşa yaklaşınca ise tek ve kısa kelimeleri söyleyebilir. Ancak her çocuğun gelişim hızı farklıdır bu yüzden bebeğin 1 yaşına gelmiş olmasına rağmen konuşamaması onun zeka geriliğinin göstergesi olamaz. Doktor kontrolleri bebeğin gelişimi hakkında en doğru bilgiyi verecektir.

Bu dönemde ilk aylarda olduğu gibi anne bebek ilişkisi, güven ve kaybetme duyguları önemlidir. Bu dönemde anneler bebeklerinden uzun dönem ayrı kalmamalı, bakım veren kişiler çok sık değiştirilmemelidir.

Asılı ve müzikli oyuncaklar bu yaş bebeklerin çok ilgisini çeker. Kumaş ve plastik kitaplar bebekle beraber okunabilir,  yürümesine destek olacak oyuncaklar hareketlenmesini sağlayabilir. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken nokta yürüteç kullanılmaması gerektiğidir. Yürüteç  ayak kaslarının gelişimini yavaşlatır.

1 – 2 yaş

Bu dönemde bebek artık yürümeye başlamıştır. Yine bu dönemde kendi kendine yemek yemeyi dener ve bu ona çok zevk verir. Dokunarak öğrenmeye devam eder.

Basit ritmik şarkılar hoşuna gider; erişkinleri taklit eder. Bu dönem aynı zamanda isteklerin başladığı ve bağımsız hareket etme güdüsünün oluştuğu dönemdir. Bu isteklerine belirli sınırlar çevresinde izin verilmeli, müdahale etmemelidir.

Bebek bu dönemde tek başına oynayabilir, oyuncaklarını paylaşmayı istemez. Bebeği oyuncaklarını paylaşması konusunda zorlamamalıdır. İstediği yapılmadığı zaman sinirlenir ve bağırmaya başlayabilir.  

3 – 4 yaş

3 yaşından 4’e geçiş bebeklik evresinden çıkılarak çocukluk dönemine girilmesi anlamına gelir. Bu yaş aralığında çocuk  sosyal beceriler edinmeye başlar.

  1. Diğer çocuklarla birlikte oyun oynar
  2. Diğer çocuklara yardımsever davranmaya başlar
  3. Alıştıkları ortamlarda ebeveynlerinden rahatça ayrı kalabilir
  4. Eylemlerinde daha bağımsız olmaya çalışır, kendisi bazı şeyleri yapmak için inatlaşır
  5. Paylaşma ve sıra kavramını anlar

3 yaşındaki çocuğun ara sıra (özellikle reddedildiğinde) öfke nöbetleri geçirmesi normaldir.

3 Yaş Motor GELİŞİMİ

Motor gelişim hareketlerin gelişimini ifade eder. 3 yaşında bir çocuk;

  1. Parmak ucunda yürüyüp ve koşabilir
  2. Ağaca ve merdivene tırmanabilir
  3. Tek ayak üzerinde birkaç saniye dengede durabilir
  4. 3 tekerlekli bisikleti kullanabilir
  5. Top oyunlarında gelişim göstermeye başlar.
  6. Çatal ve kaşık kullanımına başlayabilir
  7. Tuvalet konusunda daha tutarlı olmaya başlar. Gece alt ıslatma haricinde gündüz bez kullanmayabilir.
  8. Karmaşık cümleleri doğru olarak kurabilir
  9. Hikâyelerden ve şakalardan hoşlanmaya başlar
  10. Bolca soru sorar

4 yaş çocuğu

4 yaş çocuğu artık sadece kendisinin merkez olmadığını, kuralları, başkalarının hak ve özgürlüklerini anlamaya başlar. Sabretmeyi, beklemeyi öğrenir. Oyun için kendisiyle anlaşan arkadaşlarını seçer. Kendi cinsiyle oynamayı yeğler.

Olaylar arasında neden sonuç ilişkisi kurabilir. Kendi başına bağımsız hareket etmek ister, inatlaşır.  Konuşması anlaşılır ve akıcı hal alır. Sıklıkla neden ve niçinli sorular sorar. Kelimelerin anlamlarını öğrenmeye çalışır. Gerçek ve düşü kavramını karıştırabilir, hikaye uydurabilir, gerçek olmayan olayları gerçekleşmiş gibi anlatabilir. Ezber yapabilir.

4 yaş çocuğuna NASIL DAVRANILMALI?

Sorularını sabırla cevaplayın. Kızarak terslemeyin.

Birlikte keyif alabileceğiniz oyunlar, faaliyetler planlayın.

Nesnelerin isimlerini düzgünce söyleyin. Cümleleriniz düzgün ve tam olsun. Bebekçe konuşmayın.

Ev adresini ezberleyebilir. Ezberleyebileceği kısa şarkı ve adres oyunu oynayın.

Bu yaştan itibaren özbakım becerileri gelişir. Burnu akınca burnunu silebilir, hapşırınca eli ile ağzını kapayabilir. Sofra kurallarına uygun şekilde yemek yiyebilir. Giysilerini giyip, çıkarabilir. Ayakkabı bağcığını bağlayabilir. Dişlerini fırçalayabilir. Öz bakım kurallarını öğretin.

Eşyalarını toplayabilir, ufak tefek işlerde büyüklerine yardım edebilir. Bu konuda destekleyici olun.

5 yaş çocuğu

İlk çocukluk evresinin son noktası olan 5 yaş aynı zamanda "altın yaş" olarak nitelendirilir. 5 yaş çocuğu olgun, çevresine karşı dostça bir yaklaşım içinde olan, kısmen sorumluluk sahibi küçük bir bireydir.

5 yaş çocuğu başladığı işi bitirmeyi sever. Artık daha çabuk karar verir pozisyondadır. Kas hâkimiyeti gelişmiştir, düzenli cümleleriyle insanları şaşırtabilir. Sosyal ilişkileri artmıştır. Ailesine, okuluna ve topluma uyum gösterir. Güven duygusu gelişmiştir.  Söylenenleri dikkatlice dinler, inanır ve uygular. Belleği güçlüdür.

İshalden korunma için en iyi yöntem anne sütü ile beslenmedir. Anne sütü ile beslenen bebek mikroplarla çok az oranda temas eder. Ayrıca anne sütü bebeğin vücut direncini arttırır, savunma sistemini ve bağırsak florasını güçlendirir.

Anne sütü ile beslenen bebeklerde genelde ağır ishal görülmez. İshalli bebekta anne sütü kesilmez tam aksine anne sütü alımı teşvik edilir çünkü anne sütü ile sıvı kaybı önlenir.

İshalin en sık nedeni hijyen bozukluğudur. Temiz içme suyunun olmayışı, kanalizasyon sistem yetersizliği enfeksiyonlara neden olan faktörlerdir. Bu yüzden hijyen kurallarına dikkat etmek ishalden korunmada birincil öneme sahiptir.

Bebeğe bakım veren kişinin elleri temiz olmalıdır. Bebeğin besinleri hazırlamadan önce, tuvalet sonrası ve bebeğin bezini değiştirdikten sonra, bebeği beslemeden önce bol sabunlu su ile yıkanmalıdır. Hazır mama, süt formülleri hazırlanırken suların kaynatılması; biberonların düzenli kaynatılarak steril hale getirilmesi gerekir. Bardak, tabak, kaşık gibi yiyecek araçlarının temiz yıkanmasına, içlerinde süt ve yiyecek artıklarının kalmamasına dikkat edilmelidir.

Çiğ meyve ve sebzelerin bol ve temiz su ile iyice yıkanması önemlidir. Besinlerin taze hazırlanması, açıkta bırakılmaması ve sonra kullanım düşünülerek bekletilmemesi gerekir.

İshale karşı AŞI var mı?

Erken çocukluk çağı ishallerinin önemli bir bölümünden sorumlu olan rotavirüs enfeksiyonlarını önlemeye yönelik olarak ağız yoluyla uygulanan rotavirüs aşısı geliştirilmiştir. Bu aşının 2-3 aylık bebeklere uygulanmasının yaygınlaştırılması temel hedeflerimizden olmalıdır.

İshal olmamak için alınması gereken önlemler nelerdir?

  • Bebeğiniz için kaynamış soğutulmuş su kullanın.
  • Bebeğinize sadece pastörize edilmiş süt içirin. Açıktan aldığınız günlük sütleri kaynatmayı unutmayın.
  • Sebze ve meyveleri iyice yıkayın.
  • Sucuk ve sosisi çiğ tüketmeyin.
  • Sokak satıcılarının açıkta sattığı yiyecek veya içeceklerden almamaya çalışın.
  • Yemek yemeden önce ve tuvalet sonrası ellerinizi bol su ve sabunla köpürterek yıkayın.

İshal tedavisinin temel amacı kişinin sulu dışkılama yoluyla vücuttan attığı tuz ve sıvı miktarını geri koymaktır. İshal olan çocuklara bol bol sıvı içecekler verilmelidir.  Bebek anne sütü tüketiyorsa, ishal olduğunda anne sütüne devam edilmelidir.

Çocukların sağlıklı beslenmesi için dört ana besin grubundan yeterli ve dengeli bir miktarda tüketmeleri gerekir.

Sağlıklı beslenmede OLMASI GEREKEN besin grupları nelerdir?

Dört ana besin grubu; süt, et, sebze ve meyve, tahıl olarak adlandırılır. Süt grubundan süt, yoğurt, peynir,  et grubundan et, tavuk, balık, yumurta (et grubuna dahil edilir), kuru baklagiller, sebze ve meyve grubundan mevsimine göre uygun miktarda ve tahıl grubundan ekmek, bulgur, makarna, pirinç vb. besinlerin her öğünde yeterli miktarlarda tüketilmesine dikkat edilmelidir.

KEMİK ve DİŞ gelişimi için.

Kemik ve diş gelişimi için günde 2-3 su bardağı süt, yoğurt, 1 kibrit kutusu miktarı beyaz peynir tüketmeleri gerekir. Yine her gün en az 5 porsiyon taze sebze veya meyve hastalıklara karşı vitamin desteği olarak önerilmektedir.

Kahvaltı NASIL OLMALI?çoçuklar için sağlıklı beslenme önerileri

Büyük çocuklar için en önemli öğün kahvaltıdır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde, çocuğun okul performansı düşer, çocukta yorgunluk, dikkat dağınıklığı, baş ağrısı ve zihinsel performansta düşüş gözlenir. Bu yüzden çocukların her sabah düzenli ve yeterli miktarda besin öğesi içeren kahvaltı yapma alışkanlığı kazanmaları gerekir. Peynir, taze meyve veya meyve suları (konsantre, hazır alınan meyve suları hariç) birkaç dilim ekmek, 1 bardak süt çocuklar için kahvaltıda yeterlidir. Protein ve zengin vitamin, mineral kaynağı olmasından dolayı haşlanmış yumurtanın sıklıkla tüketilmesi gerekir.

ÖĞÜNLERİN ATLANMAMASI bir başka önemli faktördür...

Günlük tüketilecek besinlerin 3 ana, 2 ara öğünde alınması en uygun olanıdır.

Beslenmede HİJYEN

Açıkta satılan besinler, yeterince güvenilir ve temiz değildir. Çocukların okul çevresinde açıkta satılan besinleri almamaları konusunda kesinlikle uyarılmaları gerekir.

Okul kantinlerinden bulunan süt, ayran gibi ambalajlı besinlerin satın alınırken etiket bilgisine ve son kullanım tarihinin geçmemiş olmasına dikkat edilmeli, ambalajsız satılan tost, simit, poğaça gibi yiyeceklerin temiz ve güvenilir şekilde hazırlanmış ve muhafaza edilmiş olmasına dikkat edilmelidir.

Temizlik önemli bir faktördür. Beslenme çantası ve su mataralarının her gün temizlenmesine özen gösterilmeli, çocuklar, tuvalet ve umumi kullanıma açık çeşme sularından su içmemeleri konusunda uyarılmalıdır.

Sağlık  için çocuklara el yıkama ve diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir. Kirli eller, basit bir soğuk algınlığından ölümcül hastane enfeksiyonlarına kadar pek çok hastalığın nedeni olabilmektedir. Bu nedenle çocuklara, özellikle yemek yemeden önce ve sonra, tuvalete girdikten, dışarıda oyun oynadıktan sonra, dışarıdan eve gelince ellerini, ılık akan su altında sabun ile iyice ovuşturarak yıkamaları konusunda alışkanlık kazandırılması gerekmektedir.

ATIŞTIRMALIKLAR nasıl olmalı?

Atıştırmalıklar çocukların çok sevdikleri ara besinlerdir. Obezite riskine karşı şeker ve şekerli gıdalar, cips gibi yağlı ve tuzlu besinler, gazlı içecekler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir domates, taze meyve, kuru yemişlerin ve meyvelerin tüketimi alışkanlık haline getirilmelidir.

Beslenme kadar SPOR da önemli...

Beslenme kadar spor da vücudun düzenli çalışması, tüketilen besinlerin vücuda yararlılığının artırılması, fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişim için olumlu katkı sağlar.  Bu nedenle, uzun süreli televizyon seyretme, bilgisayar kullanımı yerine çocukların sevdikleri herhangi bir spor dalına yöneltilmeleri uygun olur.

Yeni doğanın derisi hassastır. Kimyasallar, parfümler, giysi boyaları, deterjanlar tahrişe, kızarıklığa ve kaşıntıya neden olabilir. Yeni doğan bebeğin derisi vernix denilen koruyucu bir tabaka ile kaplıdır, bu tabaka bir hafta içinde soyularak kaybolur. Temizlemek için zorlamak doğru değildir. Mümkün olduğu kadar az ürün kullanılmalıdır. İlk 6 saate banyo önerilmemektedir.

Giysiler, battaniye, çarşaflar kullanılmadan önce mutlaka yıkanmalıdır. İki kez durulama yapmak yararlı olabilir. Çok sık banyo derideki koruyucu nem ve yağ tabakasını zedeleyerek tahriş edici ve alerjen maddelerin emilimini kolaylaştırabilir. İlk aylarda haftada 1 kez yumuşak sünger ile yıkamak yeterlidir. Arada kirlenen bölgeler ılık su ve pH'ı uygun sabunla silinebilir.

Bizden haberdar olmak ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.