Yararlı Bilgiler

Yrd. Doç. Dr. Ozan UZUNHAN, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları / Yenidoğan (Neonatoloji) uzmanı


Günümüzde her 10 bebekten biri prematüre doğuyor. Prematüre bir bebek, normalden ne kadar erken doğmuş ise, erken doğumla ilişkili sorunları da aynı oranda artıyor.

Özellikle 34 gebelik haftasından önce doğan bebeklerin neredeyse tamamının Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde izlenmesi gerekirken, daha büyük prematüre bebeklerin bir kısmı için yoğun bakım ihtiyacı gerekmeyebiliyor.

Prematüre bebeklerin organ sistemleri tam olarak gelişmediğinden bu bebekler doğum sonrası solunum, dolaşım ve beslenme desteği gibi bazı destek tedavilerine ihtiyaç duyarlar.

Bu bebekler vücut ısılarını koruyamadıkları için kuvöz olarak adlandırılan ortam ısısının ve nemin ayarlandığı özel yaşam ünitelerinde izlenirler ve yaşamsal bulguları devamlı olarak monitörle yakından takip edilir.

Bağışıklık sistemleri henüz gelişmediğinden enfeksiyonlara karşı oldukça duyarlıdırlar. Bu bebeklerin en önemli ölüm nedeni enfeksiyonlardır. Bu bakımdan sıklıkla antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyarlar.

Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri nasıl olmalı?

Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri'nin prematüre bir bebeğin doğumundan, sağlıklı bir şekilde eve taburcu olana kadar ihtiyaç duyulan tüm bakım ve destek tedavilerini karşılayacak donanım ve nitelikte olması gerekir.

Bunun için uygun fiziksel ve tıbbi donanımın yanı sıra bu konuda özel eğitim almış hekim ve hemşire kadrosunun bulunması da oldukça önemlidir.

Ülkemizde üst düzey hastanelerin bir kısmında Yenidoğan uzmanı hekimler Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri'nde görev almaya başlamıştır.

 

Çocukluk çağında şişman olmak önemli bir sorun.

Ülkemizdeki rakamlar çocuklarda şişmanlığın giderek artığını gösteriyor. Son verilere göre her dört-beş çocuktan birinde fazla kilo mevcut. Ne yazık ki, çocukluğunda şişman olan bireylerin çoğu, erişkin olduklarında da şişman kalıyor. Şişman ergenlerde, büyüklerde de görülen, insülin direnci ve tip 2 şeker hastalığı, karaciğer yağlanması, hipertansiyon, polikistik over hastalığı gibi kiloya bağlı problemler oluşmaktadır.

Çocuklarda şişmanlık neden artıyor?

Bu sorun birçok ögenin bileşimiyle ortaya çıkıyor. En önemli etken aile. Anne ve babasından biri şişman olan çocuğun şişman olma olasılığı % 40, hem annesi hem de babası şişman olan çocukta bu oran % 70 olabiliyor. Oysa anne ve babası normal kilolu olan çocuklarda bu risk % 10. Geleneksel aile yapımızda “Gürbüz olan çocuk sağlıklıdır” anlayışı ile özellikle küçük yaşlarda çocuğun aç olmadığı halde zorla beslenmesi sık görülür. Modern toplum yaşamının getirdiği yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik de önemli bir etken. Uzun okul saatleri ve sınavlara hazırlık nedeniyle, yoğun eğitim programları, çocuklara boş zaman bırakmamakta; çocuklar da buldukları zamanları televizyon ve internet başında geçirmeyi tercih etmekte. Hızlı yaşam temposunda aile sofralarının kurulmaması, hazır yemek sipariş edilmesi, doğru beslenmenin ekonomik yükünün daha ağır olması da şişmanlığa zemin hazırlar.

Kilolu olmak çocuğun arkadaş çevresinden ve sosyal yaşamdan kopmasına neden olmakta, aktivite azlığı ile daha fazla yemek ve alınan kiloların verilememesi bir kısır döngü oluşturmaktadır.

Çocuklarda şişmanlığı nasıl önleyebiliriz?

Bu konuda en önemli görev aileye düşüyor. Anne-babaların ve çocuklarla zaman geçiren diğer aile büyüklerinin, kendi beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktiviteleriyle çocuklarına örnek olmaları gerekmekte.

• Basit şeker ve yüksek yağ içeren abur-cuburları, yüksek kalorili içecekleri eve sokmamak;

• Fast-food besinleri çocuğa ödül olarak sunmamak;

• Ekran süresini kısıtlamak;

• Çocuğun uykusunu iyi almasını sağlamak bir başlangıç olabilir.

Çocuğun büyüme ve gelişmesini takip eden çocuk doktoru kilo artışlarına duyarlı olmalı, çocuğun kilosu normal olsa bile her görüşmede aileye sağlıklı beslenme konusunda bilgi vermeli. Çocuklarda şişmanlık gelişiminin önlenmesi erken yaşlardan itibaren doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılması ve fiziksel aktivitelerin teşvik edilmesi ile mümkün. Buna rağmen kilo veremeyen çocukların endokrinoloji uzmanlarınca incelenmesi; varsa eşlik eden sorunlarının tedavisi, ileri yaşlarda görülecek problemleri azaltır.

Romatizma sonucu gelişen kalp hastalıklarında" infektif endokardit" görülme olasılığı vardır. İnfektif endokardit; kalbin veya damarların içini döşeyen zarların, kana karışan bakteriler tarafından iltihaplandırılmasıdır.

Bu tehlikeli hastalıktan çocuğunuzu korumak için aşağıdaki önerilere uyulması ÇOK ÖNEMLİDİR.

  • Kana karışan bakterilerin çoğu ağız yolundan kana geçtiği için, ağız ve diş temizliği çok önemlidir. Bu nedenle dişler hem yemekten sonra, hem de şeker ve dondurma gibi tatlı şeyler yedikten sonra yumuşak bir fırça ile fırçalanmalı ve dişlerin çürümesi önlenmelidir.
  • Diş çürükleri önemli bir mikrop kaynağıdır. Diş çürükleri varsa ya dolgu yaptırılmalı, dolgu mümkün değilse çektirilmelidir. Belirli aralarla diş hekimi kontrolü ve yeni başlamış çürüklerin tedavisi tercih edilmelidir.
  • Diş çekimi, diş kanal tedavisi ve dolgusu, geniz eti alınması, bademcik, fıtık ameliyatı, sünnet ve kulak delme gibi her türlü cerrahi girişimde, endokardit gelişme riski vardır. Bu hastalıktan korunmak için diş girişimi ve her tür cerrahi girişim öncesinde koruyucu ilaç kullanılmalıdır. Bu amaçla diş doktoru veya doktorunuzun gözetiminde işaretli antibiyotikleri kullanmak gereklidir.
  • Bu nedenle aşağıdaki yazı gidilen her diş hekimine veya başvurulan her doktora mutlaka gösterilmelidir:

"İlgili Hekim veya Diş Hekimine

Hastamız, kalp romatizması nedeniyle "bakteriyemi"ye yol açan her tür girişim sırasında infektif endokardit riski taşımaktadır. Bu nedenle yapılacak girişime göre formda işaretli ilaç profilaksisinin önerilerimiz doğrultusunda uygulanması gerekmektedir."

Oyun çocukluğun vazgeçilmez ögesidir. Çocukların oyundan alıkonulmaları zihinsel gelişimleri ve sosyal yaşamları üzerinde olumsuz etki yaratır.

Aileler kalp hastalığı olan çocuklarında hangi tip aktivitelere izin vereceklerini bilirlerse, aşırı kollayıcı olma gibi yanlış hareketlerden kaçınabilirler.

Spor aktivitelerinin belirlenmesinde kalp hastalığının tipi ve yapılacak sporun ağırlık derecesi önem taşımaktadır. Spor aktiviteleri, ancak çocuğu izleyen doktorun kararı ile yapılabilir. Bu aktivitelerin hangisini yapabileceği, çocuğun kalp hastalığı tipine göre çocuk kardiyoloji uzmanı tarafından belirlenir.

Birbirini seven genç kız ve genç bir erkek... Evlilikle mutlu bir aile oluşuyor. Artık tek özlemleri bir bebek., mutluluklarını daha da arttıracak onları hayata bağlayacak bir çocuk. Ancak her zaman bu beklenti mutlu bir şekilde sonlanıyor mu?

Maalesef her 100 doğumda bir bebek doğuştan kalp hastalığı ile dünyaya geliyor.Özlem ve beklentiler yerini telaşa, hastane kapılarında beklemeye bırakıyor.

Doğuştan olan kalp hastalıkları, kalbin herhangi bir bölümünde görülebilen sorunları kapsar. Kalbin temiz kan ve kirli kanın odacıkları arasındaki duvarda ortaya çıkan delikler en sık görülen anomalilerdir. Bu delikler yoluyla kirli kan ve temiz kan birbirine karışarak çocuğa ciddi sıkıntılar yaşatırlar.

Kalpten çıkan damarlarda terslik başka bir ciddi problemdir. Bu durumda vücuda temiz kan değil oksijensiz kirli kan pompalanacağı için çocuğun doğumdan sonra birkaç gün bile yaşaması mümkün olamayabilmektedir.

Kalbin belli odacıklarının hiç oluşmaması veya küçük kalması, kalp içindeki kapakçıkların kapalı olması veya yeterince gelişmemesi gibi birçok problem doğuştan kalp hastalıkları arasında sayılabilir.

Aileler çocuklarında bir kalp problemi olup olmadığını fark edebilirler mi? Evet. Çünkü doğuştan kalp problemi olan bebekler genellikle bazı sıkıntılarla bunu belli ederler.

En çok görülen belirti çocuğun nefes alıp vermede sıkıntı yaşanmasıdır. Çocuk sık sık ve zorlukla nefes alır, çabuk yorulur. Bu durum o kadar yoğun olabilir ki bebek beslenemez, kilo alamaz ve hatta giderek zayıflar.

Bir diğer belirti ise morarmadır. Özellikle oksijensiz kanın vücuda pompalandığı rahatsızlıklarda veya kalpten akciğere giden damarların gelişmediği durumlarda vücutta morarma görülür, bebeklerin özellikle dudak çevreleri ve parmak uçları morarır. Biraz daha büyük çocuklarda ise çabuk yorulma, yaşıtları gibi koşup oynayamama problemi olur. Kısa zamanda ciddi hayati tehlikeyle karşı karşıya kalırlar.

Günümüzde bu tip sıkıntılarla her an hayati tehlikeyle karşı karşıya olan bu çocukları sağlıklı yaşama kavuşturmak mümkün olmaktadır.

Grup Florence Nightingale Hastaneleri olarak, ülkemizin bu büyük sağlık probleminin çözümü için ciddi bir gayret ve çalışma içinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Ülkemiz genel olarak kalp cerrahisinde uluslararası bir başarı düzeyine sahip olmasına rağmen çocuk kalp cerrahisi sadece sınırlı sayıdaki birkaç merkezde başarıyla yapılmaktadır. Bunun nedeni, çocuk kalp ameliyatlarının çok daha ayrı bir uzmanlık ve deneyim gerektirmesi yanında, hastanelerin de büyük yatırımlar ve teknolojik desteği sunma zorunluluğudur.

Hastanemiz bu alandaki takdire değer uygulamaları ve deneyimli kadroları sayesinde çocuk kalp ameliyatlarında ülkemizde lider konumuna gelmiştir.

0-2 yaş dönemi; çocukların  gelişiminin, kişiliklerinin, beceri ve zeka düzeylerinin şekillenmesi için en kritik dönemdir. Bu dönemin bilinçli olarak farkına vardığımızda, çocuğumuz fizik ve ruh sağlığı yerinde,  mutlu bir birey olacaktır.

0-2 yaş niçin bu kadar önemli?

Yenidoğan bebeğin beyninde 100 milyar sinir hücresi vardır. Bu hücreler birbirileriyle, hücreler arası bağlantılarla gelişir ve bebeğin zeka gelişimine katkı sağlar. Bu dönemde bebeğe gösterilecek ilgi, hücreler arası iletişimi dolayısıyla bebeğin zeka seviyesini arttırır.

Bu dönemde beyin ağırlığı artar. 3. sene sonunda bebeğin beyin ağırlığı doğum beyin ağırlığının 3 katına ulaşır. Bunun için ilk yıllar boşa geçirilmemeli, zeka seviyesini güçlendirmek için çocukla yakından iletişim kurulmalıdır.

 

İlk 6 ay

Bebek 2. aydan itibaren annesini ya da bakım vereni gözleri ile takip etmeye başlar.  Annesinin sesini tanır, bu yüzden annenin bebekle bol bol konuşması önemlidir.

Bu dönemde bebek bilinçli olarak gülümsemeye başlar. Bebekle konuşarak ve gülümseyerek iletişim kurulmalıdır. Bebeğin aynı zamanda duyu organları da gelişir.  Bebek dokunarak cisimleri, kişileri tanımak ister. Önce annenin ya da bakım veren kişinin parmağını kavramaya başlar. Kavrama sonrasında objeleri tutmaya çalışır. Bebeğe önce objeleri göstermek, konuşmak sonra dokunmasına izin vermek onunla sosyal iletişim kurmak açısından önemlidir.

Bebek ilk 6 aylık dönemde henüz desteksiz oturamadığı için kucağınıza yaslanarak oturacaktır. Bebek kucakta ise dikkatini çekecek, dokunma şevkini arttıracak renkli, ses çıkaran oyuncaklar bebeğe uzatılabilir. Siyah, beyaz, kırmızı, mavi, tercih edilen renklerdir. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, oyuncakları ağza götürebileceğinden, boğulma riskidir. Önlem için küçük,  parçalı oyuncaklardan sakınmak gerekir.

6-12 ay

6-12 aylık dönemde bebek önce emeklemeye sonra yürümeye kısaca hareketlenmeye başlar. Bu dönemde en dikkat edilmesi gereken ev kazalarıdır. Etrafta bebeğe zararı dokunacak cisimler varsa yerlerinin değiştirilmesi, bebek için izole ve güvenli bir alan açılaması gerekir.

Yutulma ve içilme riskine karşı, çamaşır suyu, deterjan, lavabo aç ve benzeri kimyasal maddeleri yüksek dolaplara yerleştirilmelidir. Elektrik prizleri minik parmaklar için çok cezbedici olduğundan prizler koruyucular ile kapatılmalıdır.

Bebek bu aylarda bir takım heceler söylemeye, agu gugu sesleri çıkarmaya başlayabilir. Bir yaşa yaklaşınca ise tek ve kısa kelimeleri söyleyebilir. Ancak her çocuğun gelişim hızı farklıdır bu yüzden bebeğin 1 yaşına gelmiş olmasına rağmen konuşamaması onun zeka geriliğinin göstergesi olamaz. Doktor kontrolleri bebeğin gelişimi hakkında en doğru bilgiyi verecektir.

Bu dönemde ilk aylarda olduğu gibi anne bebek ilişkisi, güven ve kaybetme duyguları önemlidir. Bu dönemde anneler bebeklerinden uzun dönem ayrı kalmamalı, bakım veren kişiler çok sık değiştirilmemelidir.

Asılı ve müzikli oyuncaklar bu yaş bebeklerin çok ilgisini çeker. Kumaş ve plastik kitaplar bebekle beraber okunabilir,  yürümesine destek olacak oyuncaklar hareketlenmesini sağlayabilir. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken nokta yürüteç kullanılmaması gerektiğidir. Yürüteç  ayak kaslarının gelişimini yavaşlatır.

 

 

1 – 2 yaş

Bu dönemde bebek artık yürümeye başlamıştır. Yine bu dönemde kendi kendine yemek yemeyi dener ve bu ona çok zevk verir. Dokunarak öğrenmeye devam eder.

Basit ritmik şarkılar hoşuna gider; erişkinleri taklit eder. Bu dönem aynı zamanda isteklerin başladığı ve bağımsız hareket etme güdüsünün oluştuğu dönemdir. Bu isteklerine belirli sınırlar çevresinde izin verilmeli, müdahale etmemelidir.

Bebek bu dönemde tek başına oynayabilir, oyuncaklarını paylaşmayı istemez. Bebeği oyuncaklarını paylaşması konusunda zorlamamalıdır. İstediği yapılmadığı zaman sinirlenir ve bağırmaya başlayabilir.  

 

3 – 4 yaş

3 yaşından 4’e geçiş bebeklik evresinden çıkılarak çocukluk dönemine girilmesi anlamına gelir. Bu yaş aralığında çocuk  sosyal beceriler edinmeye başlar.

  1. Diğer çocuklarla birlikte oyun oynar
  2. Diğer çocuklara yardımsever davranmaya başlar
  3. Alıştıkları ortamlarda ebeveynlerinden rahatça ayrı kalabilir
  4. Eylemlerinde daha bağımsız olmaya çalışır, kendisi bazı şeyleri yapmak için inatlaşır
  5. Paylaşma ve sıra kavramını anlar

3 yaşındaki çocuğun ara sıra (özellikle reddedildiğinde) öfke nöbetleri geçirmesi normaldir.

3 Yaş Motor Gelişimi

Motor gelişim hareketlerin gelişimini ifade eder. 3 yaşında bir çocuk;

  1. Parmak ucunda yürüyüp ve koşabilir
  2. Ağaca ve merdivene tırmanabilir
  3. Tek ayak üzerinde birkaç saniye dengede durabilir
  4. 3 tekerlekli bisikleti kullanabilir
  5. Top oyunlarında gelişim göstermeye başlar.
  6. Çatal ve kaşık kullanımına başlayabilir
  7. Tuvalet konusunda daha tutarlı olmaya başlar. Gece alt ıslatma haricinde gündüz bez kullanmayabilir.
  8. Karmaşık cümleleri doğru olarak kurabilir
  9. Hikâyelerden ve şakalardan hoşlanmaya başlar
  10. Bolca soru sorar

 

4 yaş çocuğu

4 yaş çocuğu artık sadece kendisinin merkez olmadığını, kuralları, başkalarının hak ve özgürlüklerini anlamaya başlar. Sabretmeyi, beklemeyi öğrenir. Oyun için kendisiyle anlaşan arkadaşlarını seçer. Kendi cinsiyle oynamayı yeğler.

Olaylar arasında neden sonuç ilişkisi kurabilir. Kendi başına bağımsız hareket etmek ister, inatlaşır.  Konuşması anlaşılır ve akıcı hal alır. Sıklıkla neden ve niçinli sorular sorar. Kelimelerin anlamlarını öğrenmeye çalışır. Gerçek ve düşü kavramını karıştırabilir, hikaye uydurabilir, gerçek olmayan olayları gerçekleşmiş gibi anlatabilir. Ezber yapabilir.

4 yaş çocuğuna nasıl davranmalı?

Sorularını sabırla cevaplayın. Kızarak terslemeyin.

Birlikte keyif alabileceğiniz oyunlar, faaliyetler planlayın.

Nesnelerin isimlerini düzgünce söyleyin. Cümleleriniz düzgün ve tam olsun. Bebekçe konuşmayın.

Ev adresini ezberleyebilir. Ezberleyebileceği kısa şarkı ve adres oyunu oynayın.

Bu yaştan itibaren özbakım becerileri gelişir. Burnu akınca burnunu silebilir, hapşırınca eli ile ağzını kapayabilir. Sofra kurallarına uygun şekilde yemek yiyebilir. Giysilerini giyip, çıkarabilir. Ayakkabı bağcığını bağlayabilir. Dişlerini fırçalayabilir. Öz bakım kurallarını öğretin.

Eşyalarını toplayabilir, ufak tefek işlerde büyüklerine yardım edebilir. Bu konuda destekleyici olun.

 

5 yaş çocuğu

İlk çocukluk evresinin son noktası olan 5 yaş aynı zamanda "altın yaş" olarak nitelendirilir. 5 yaş çocuğu olgun, çevresine karşı dostça bir yaklaşım içinde olan, kısmen sorumluluk sahibi küçük bir bireydir.

5 yaş çocuğu başladığı işi bitirmeyi sever. Artık daha çabuk karar verir pozisyondadır. Kas hâkimiyeti gelişmiştir, düzenli cümleleriyle insanları şaşırtabilir. Sosyal ilişkileri artmıştır. Ailesine, okuluna ve topluma uyum gösterir. Güven duygusu gelişmiştir.  Söylenenleri dikkatlice dinler, inanır ve uygular. Belleği güçlüdür.

İshalden korunma için anne sütü.

İshalden korunma için en iyi yöntem anne sütü ile beslenmedir. Anne sütü ile beslenen bebek mikroplarla çok az oranda temas eder. Ayrıca anne sütü bebeğin vücut direncini arttırır, savunma sistemini ve bağırsak florasını güçlendirir.

Anne sütü ile beslenen bebeklerde genelde ağır ishal görülmez. İshalli bebekta anne sütü kesilmez tam aksine anne sütü alımı teşvik edilir çünkü anne sütü ile sıvı kaybı önlenir.

İshalin en sık nedeni hijyen bozukluğudur. Temiz içme suyunun olmayışı, kanalizasyon sistem yetersizliği enfeksiyonlara neden olan faktörlerdir. Bu yüzden hijyen kurallarına dikkat etmek ishalden korunmada birincil öneme sahiptir.

Bebeğe bakım veren kişinin elleri temiz olmalıdır. Bebeğin besinleri hazırlamadan önce, tuvalet sonrası ve bebeğin bezini değiştirdikten sonra, bebeği beslemeden önce bol sabunlu su ile yıkanmalıdır. Hazır mama, süt formülleri hazırlanırken suların kaynatılması; biberonların düzenli kaynatılarak steril hale getirilmesi gerekir. Bardak, tabak, kaşık gibi yiyecek araçlarının temiz yıkanmasına, içlerinde süt ve yiyecek artıklarının kalmamasına dikkat edilmelidir.

Çiğ meyve ve sebzelerin bol ve temiz su ile iyice yıkanması önemlidir. Besinlerin taze hazırlanması, açıkta bırakılmaması ve sonra kullanım düşünülerek bekletilmemesi gerekir.

İshale karşı aşı var mı?

Erken çocukluk çağı ishallerinin önemli bir bölümünden sorumlu olan rotavirüs enfeksiyonlarını önlemeye yönelik olarak ağız yoluyla uygulanan rotavirüs aşısı geliştirilmiştir. Bu aşının 2-3 aylık bebeklere uygulanmasının yaygınlaştırılması temel hedeflerimizden olmalıdır.

İshal olmamak için alınması gereken önlemler nelerdir?

  • Bebeğiniz için kaynamış soğutulmuş su kullanın.
  • Bebeğinize sadece pastörize edilmiş süt içirin. Açıktan aldığınız günlük sütleri kaynatmayı unutmayın.
  • Sebze ve meyveleri iyice yıkayın.
  • Sucuk ve sosisi çiğ tüketmeyin.
  • Sokak satıcılarının açıkta sattığı yiyecek veya içeceklerden almamaya çalışın.
  • Yemek yemeden önce ve tuvalet sonrası ellerinizi bol su ve sabunla köpürterek yıkayın.
İshal tedavisinin temel amacı kişinin sulu dışkılama yoluyla vücuttan attığı tuz ve sıvı miktarını geri koymaktır. İshal olan çocuklara bol bol sıvı içecekler verilmelidir.  Bebek anne sütü tüketiyorsa, ishal olduğunda anne sütüne devam edilmelidir.

TC Sağlık Bakanlığı, doğumdan ilk öğretim hayatı sonuna kadar tüm çocukların, çocukluk çağı bulaşıcı hastalıkları ve hepatit gibi bazı kronik hastalıklara karşı aşılanmasını zorunlu tutmuştur. Aşılama Aile Sağlığı Merkezlerinde ücretsiz olarak yapılmaktadır. Aynı aşı programı özel hastanelerde de uygulanmaktadır.

Aşı Programı:

  • Hepatit B Aşısı Doğum, 1.ay ve 6.ay sonunda 3 doz
  • BCG (Verem): 2. ayın sonunda tek doz
  • Karma Aşı (Difteri, Boğmaca, Tetanoz): 2,4,6. ay ve 18-24 ay 1 doz tekrar
  • Kızamık-Kızamıkçık- Kabakulak: 12. Ay ve İlköğretim 1. Sınıf tek doz tekrar
  • Çocuk Felci: 6.ay, 18-24 ay, İlk öğretim 1. Sınıf olmak üzere 3 kez
  • Tetanoz ilköretim 1. Sınıf ve 8. Sınıf olmak üzere 2 kez uygulanır.

Çocukların sağlıklı beslenmesi için dört ana besin grubundan yeterli ve dengeli bir miktarda tüketmeleri gerekir.

Sağlıklı beslenmede olması gereken besin grupları nelerdir?

Dört ana besin grubu; süt, et, sebze ve meyve, tahıl olarak adlandırılır. Süt grubundan süt, yoğurt, peynir,  et grubundan et, tavuk, balık, yumurta (et grubuna dahil edilir), kuru baklagiller, sebze ve meyve grubundan mevsimine göre uygun miktarda ve tahıl grubundan ekmek, bulgur, makarna, pirinç vb. besinlerin her öğünde yeterli miktarlarda tüketilmesine dikkat edilmelidir.

Kemik ve Diş Gelişimi İçin.

Kemik ve diş gelişimi için günde 2-3 su bardağı süt, yoğurt, 1 kibrit kutusu miktarı beyaz peynir tüketmeleri gerekir. Yine her gün en az 5 porsiyon taze sebze veya meyve hastalıklara karşı vitamin desteği olarak önerilmektedir.

Kahvaltı nasıl olmalı?

Büyük çocuklar için en önemli öğün kahvaltıdır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde, çocuğun okul performansı düşer, çocukta yorgunluk, dikkat dağınıklığı, baş ağrısı ve zihinsel performansta düşüş gözlenir. Bu yüzden çocukların her sabah düzenli ve yeterli miktarda besin öğesi içeren kahvaltı yapma alışkanlığı kazanmaları gerekir. Peynir, taze meyve veya meyve suları (konsantre, hazır alınan meyve suları hariç) birkaç dilim ekmek, 1 bardak süt çocuklar için kahvaltıda yeterlidir. Protein ve zengin vitamin, mineral kaynağı olmasından dolayı haşlanmış yumurtanın sıklıkla tüketilmesi gerekir.

Öğünlerin atlanmaması bir başka önemli faktördür...

Günlük tüketilecek besinlerin 3 ana, 2 ara öğünde alınması en uygun olanıdır.

Beslenmede hijyen.

Açıkta satılan besinler, yeterince güvenilir ve temiz değildir. Çocukların okul çevresinde açıkta satılan besinleri almamaları konusunda kesinlikle uyarılmaları gerekir.

Okul kantinlerinden bulunan süt, ayran gibi ambalajlı besinlerin satın alınırken etiket bilgisine ve son kullanım tarihinin geçmemiş olmasına dikkat edilmeli, ambalajsız satılan tost, simit, poğaça gibi yiyeceklerin temiz ve güvenilir şekilde hazırlanmış ve muhafaza edilmiş olmasına dikkat edilmelidir.

Temizlik önemli bir faktördür. Beslenme çantası ve su mataralarının her gün temizlenmesine özen gösterilmeli, çocuklar, tuvalet ve umumi kullanıma açık çeşme sularından su içmemeleri konusunda uyarılmalıdır.

Sağlık  için çocuklara el yıkama ve diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir. Kirli eller, basit bir soğuk algınlığından ölümcül hastane enfeksiyonlarına kadar pek çok hastalığın nedeni olabilmektedir. Bu nedenle çocuklara, özellikle yemek yemeden önce ve sonra, tuvalete girdikten, dışarıda oyun oynadıktan sonra, dışarıdan eve gelince ellerini, ılık akan su altında sabun ile iyice ovuşturarak yıkamaları konusunda alışkanlık kazandırılması gerekmektedir.

Atıştırmalıklar nasıl olmalı?

Atıştırmalıklar çocukların çok sevdikleri ara besinlerdir. Obezite riskine karşı şeker ve şekerli gıdalar, cips gibi yağlı ve tuzlu besinler, gazlı içecekler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir domates, taze meyve, kuru yemişlerin ve meyvelerin tüketimi alışkanlık haline getirilmelidir.

Beslenme kadar spor da önemli...

Beslenme kadar spor da vücudun düzenli çalışması, tüketilen besinlerin vücuda yararlılığının artırılması, fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişim için olumlu katkı sağlar.  Bu nedenle, uzun süreli televizyon seyretme, bilgisayar kullanımı yerine çocukların sevdikleri herhangi bir spor dalına yöneltilmeleri uygun olur.

Günümüzde yeni doğan bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütü ile beslenmesi önerilmektedir. Anne sütü bebek için en sağlıklı olan besindir. Uygun koşullarda gereksinim duyulduğu anı beklemektedir. Isıtma, soğutma, depolama, mikroptan arındırma için özel aletlere, biberon, emzik vb. aracılara ve temiz su kaynağına bağımlı değildir. Anne sütünde mikrop üremez, bozulmaz, hastalık kaynağı olmaz.

Anne sütünün bebeğe ve anneye faydaları nelerdir?

Anne sütü ile beslenen bebeklerde enfeksiyon hastalıkları daha az görülmekte, beyin gelişimi daha iyi olmakta, allerjik hastalıklar, ishal ve solunum yolu hastalıkları ve hatta ileri yaşlarda ateroskleroz, kanser ve multipl skleroz gibi hastalıklar daha az bildirilmektedir. Emziren annelerde ise meme kanseri, yumurtalık kanseri, osteoporoz ve kansızlık daha az görülmektedir.

Anne sütü özeldir.

Anne sütü her bebek ve her dönem için özeldir. Prematürelerde ve hayatın ilk günlerinde farklı yapıda bir anne sütü söz konusudur. İlk bir hafta memelerden "kolostrum" adlı süt gelir ve bebeği besleyici ve enfeksiyondan koruyucu özellikleri ön plandadır. Bunu ikinci hafta boyunca protein içeriği azalırken, laktoz, yağ ve toplam kalori içeriği artan "geçiş sütü" izler. Daha sonraki dönemlerdeki olgun anne sütü de emzirmenin başlangıcında karbonhidrattan, sonunda yağdan zengin olarak gelir.

Anne sütünün özellikleri nedir?

Anne sütü özel yapıda, sindirimi kolay ve enfeksiyondan koruyucu nitelikleri zengin bir protein içeriğine sahiptir. Anne sütünde protein ve minerallerin inek sütüne göre daha az olması, sindirim ve böbrekler açısından bebeğin yüklenmesini önler. Anne üstündeki demir, çinko gibi minerallerin emilimi, inek sütüne göre çok daha fazla, örneğin demir için beş katıdır. Anne sütünde sindirimi kolay doymamış yağ asitlerinin oranı yüksektir. Beyin ve sinir sistemi için şart olan temel ve zorunlu yağ asitleri ise inek sütüne göre 8 kat olup, ilk 4 ay boyunca bebek tarafından sentezlenememektedir.

Anne sütü ile bebeğin beslenmesi nasıl olmalıdır?

İlk saatlerden itibaren bebeğin istekle, uygun koşullarda ve doğru teknikle emzirilmesi anne sütü ile bebeğin beslenebilmesi için en önemli koşuldur. Emzirme sırasında salgılanan oksitosin ve prolaktin hormonları memedeki sütün boşalmasını sağlar ve yeni süt yapımını uyarır.

Başarılı bir emzirme nasıl olmalı?

Başarılı bir emzirme için her şeyden önce doğru kucaklama ve pozisyon alma gereklidir. Anne normal koşullarda rahat bir koltukta, sırtı dik olarak oturmalıdır. Bebek yüzü ve gövdesi aynı doğrultuda ve anneye dönük, başı gövdeye göre yüksekte, yani eğri bir çizgi oluşturacak şekilde anne tarafından kucaklanmalıdır. Bebeğin başı, annenin emzirilen göğsünün tarafındaki kolu dirsekten bükülerek, dirsek kıvrımının hemen önüne yerleştirilmelidir. Bebeğin altta kalan kolu anne ile bebek arasına girmemelidir. Bebeğin başına arkadan bastırılmamalıdır. Anne kolunun altı gereğinde bir yastık ile desteklenebilir. Bebek uygun şekilde pozisyon verilerek kucağa alındıktan sonra alt dudağı meme ucunun altına gelecek şekilde bebek aşağıdan yukarıya doğru memeye yaklaştırılmalı, diğer elin dört parmağı memeyi alttan desteklerken başparmak üstte memeyi yönlendirmelidir. Anne meme ucunu bebeğin dudaklarına değdirerek emme için ağzını açmasını sağlamalı, bebek ağzını genişçe açtığında meme ucu ve çevresindeki kahverengi bölüm (areola) birlikte bebeğin ağzına verilmelidir. Bebeğin çenesi memeye dayanmalı, üstteki başparmak burnun tıkanmasını önlemelidir.

Süt yapımı üzerine etkili faktörler nelerdir?

Süt yapımını belirleyen en önemli iki faktör bebeğin sık emmesi ve memelerin boşaltılmasıdır. Yorgunluk ve stres, ruhsal sıkıntılar ve en önemlisi emzirmeye isteksizlik, anne sütü miktarını azaltabilir. Meme büyüklüğü süt yapımında önemli değildir. Yine meme başlarının düz veya içe çökük olması bebek doğru teknikle emzirilirse sorun olmaz. Annenin yeterli sıvı alması ve dengeli beslenmesi yeterlidir. Aşırı kalorili, şekerli yiyecek ve içeceklerin süt yapımına katkısı yoktur. Sıvı alımının aşırısı da sakıncalı olabilir. Sebze ve meyveler, yeşil salatalar bolca tüketilmelidir. Anne yeterli süt ve süt ürünleri ile protein ve demir içeren gıdaları dengeli bir şekilde almalıdır. Gebelikte olduğu gibi, kalsiyum ve demir desteği sürdürülmelidir.

Emzirme sıklığı ve süresi ne olmalı?

Yeni doğan doğumdan sonra en kısa zamanda memeye verilmeli ve devamında emzirme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalıdır. İlk emzirmelerde süt hemen gelmeyebileceğinden, bebeğe başka bir besin vermeden emzirmeye devam edilmelidir. Özellikle ilk 2 ay her istediğinde bebeğe meme verilmelidir. Başlangıçta her emzirmede sırası değiştirilerek her iki göğsün de emzirilmesi sütün artması açısından yararlı olsa da, süt miktarı arttığında her öğünde bir memenin emzirilmesi yeterli olabilmektedir. Her öğünde bebeğin bir memeyi tamamen boşaltması sağlanmalıdır. Bu süre genellikle 10-15 dakika kadardır. İlk dönemden sonra emzirme aralıkları 2-3 saate uzayabilmektedir.

Acaba sütüm yeterli mi?

Bebeğin yeterli beslendiği, günde en az beş kez idrar yaparak bezini ıslatması, en geç 15. günde doğum kilosuna ulaşması ve ayda en az 500-600 gram alması ile anlaşılır. Bebeklerde ilk günlerde görülen doğal tartı kaybının nedeni vücutta su oranının azalması ve suyun yer değiştirmesidir; anne sütü yetersizliğine bağlanmamalıdır. Dışkılama sayısı, bebeğin huzursuzluğu, uyku düzensizliği veya aşırı ağlaması anne sütü miktarı açısından güvenilir kriterler değildir. Çok iyi tartı alan bebeklerde de benzer yakınmalar görülebilir. Sadece bezin hep kuru bulunması ve sürekli olarak koyun pisliği gibi ufak ve sert parçalar halinde az miktarda kaka yapılması açlık bulgusu olabilmektedir. Bunlar dışında en önemli kriter, bebeğin yeterli kilo almamasıdır.

Emzirmede sık yapılan hatalar nelerdir?

Emzirmeden önce meme başının karbonatlı su, sabunlu su veya çeşitli kremler ile temizlenmesi meme başı çatlağına ve bebeğin memeyi tutmasında çeşitli güçlüklere neden olabilir. En iyi meme bakımı anne sütü ile olur. Özel silikon başlıklar bebeğin memeyi doğru kavramasını engeller. Ortamda aşırı kalabalık ve gürültü, aile içi gerginlikler, aşırı sıcak, sıkı giysiler ve örtüler bebeğin emmesini olumsuz etkileyebilir. Eldiven giydirilmesi bebeğin parmaklarını emmesini engelleyerek huzursuzluğuna neden olabilir. Bebeğin doymadığı kaygısı ile biberon kullanılarak ek besin verilmesi, emziğin şekerli sıvılara ve bala batırılması, bebeğe şekerli bitki çayları verilmesi memeye isteksizlik yaratabilir. Görüldüğü gibi, başarılı bir emzirmenin birinci kuralı istemek ve gerisini bebeğe bırakmaktır.


Yeni doğanın derisi hassastır. Kimyasallar, parfümler, giysi boyaları, deterjanlar tahrişe, kızarıklığa ve kaşıntıya neden olabilir. Yeni doğan bebeğin derisi vernix denilen koruyucu bir tabaka ile kaplıdır, bu tabaka bir hafta içinde soyularak kaybolur. Temizlemek için zorlamak doğru değildir. Mümkün olduğu kadar az ürün kullanılmalıdır. İlk 6 saate banyo önerilmemektedir.

Giysiler, battaniye, çarşaflar kullanılmadan önce mutlaka yıkanmalıdır. İki kez durulama yapmak yararlı olabilir. Çok sık banyo derideki koruyucu nem ve yağ tabakasını zedeleyerek tahriş edici ve alerjen maddelerin emilimini kolaylaştırabilir. İlk aylarda haftada 1 kez yumuşak sünger ile yıkamak yeterlidir. Arada kirlenen bölgeler ılık su ve pH'ı uygun sabunla silinebilir.

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.