Yararlı Bilgiler

Çocuklar da ebeveynlerinin yaşadığı süreçlerin farkındadır ve bilgi almak isteyebilir. Soru sormamaları, ilgilenmiyormuş gibi görünmeleri merak etmedikleri anlamına gelmez. Çocuğun yaşına uygun, anlayabileceği bir dilde ve sindirebileceği bilgiyi vermek gerekir.

  • Hasta olan ebeveynin durumunu kısaca anlatın.
  • Tedavinin yan etkilerinden kaynaklanan değişikliklerin (saç dökülmesi, halsizlik gibi) hastalıktan değil tedavinin yan etkilerinden kaynaklandığını anlatın.
  • Bunun geçici bir durum olduğunu vurgulayın.
  • Sorularını cevaplayın endişelerini ifade etmesine izin verin
  • Endişelerini gidermeye çalışın.
  • Hastalık, doktor, hastane temalı oyunlar oynamasına, resimler yapmasına izin verin.
  • Hastalık ve iyileşme konularının işlendiği çocuk kitaplarından yardım alın.
  • Çocuğun günlük rutinlerinin devam etmesini sağlayın.
  • Ailece yaşadığınız duygusal çalkantılara tanık olmasına izin vermeyin.
  • Çocuğun hasta olan ebeveynine duygularını açmasını teşvik edin; resim çalışmaları ya da mektup yazmak gibi.

Çocuklar anneleriyle kurdukları güvenli ilişkilerle kendilerine ve çevrelerine güvenmeyi ya da kurulan yetersiz temaslarla kendilerine ve çevrelerine güvenmemeyi öğreniyorlar. Bu da onların ileride çevreleriyle kuracakları ilişkilerin temelini belirliyor.

Çocuk gelişiminde ANNENİN rolü

Annenin kalbi ve koşulsuz sevgisi her çocuğun okuludur adeta bambaşka duygular içeren bu eşsiz okul, ilk andan itibaren çocuğun yaşamında büyük etkilere sahip... Dolayısıyla, anne olmak sadece çocuk doğurmak değil, aynı zamanda onu hayata hazırlamak olarak da biliniyor.

Çocukların gelecekte özellikle ruhsal açıdan başarılı ve sağlıklı olabilmeleri için anneleriyle olan iletişimlerinin süreklilik içerisinde dengeli, sevgi dolu ve uyumlu devam edebilmesi gerekiyor. Uzmanlar, kişilik gelişiminin insanın yaşamı boyunca türlü değişimlere açık olduğunu belirtse de, bireyin kişilik yapılanmasının temeli anne karnında başlayıp, çocukluk döneminde atılıyor. Annenin çocuk üzerindeki ilk etkileri hamilelik sürecinde başlayıp, bir hayli önem arz ediyor. Bu nedenle, bir annenin bebeği ile olan iletişimi anne karnında başlıyor. Çünkü işitme duyusu anatomik yapısı sayesinde diğer duyu organlarından daha önce oluşuyor ve bu nedenle 'ses işitme ve tepki verme fonksiyonları' yoluyla annenin çocuğunun üzerindeki etkisi bir kat daha artıyor.

Annenin ruhsal durumu, yakın, sıcak ve duyarlı sosyal çevrenin varlığı, aile ve eş ilişkileri; çocuğun annesi ve sosyal çevresiyle güvenli bir bağ oluşturmasına ön ayak oluyor. Çocuğun kendini güvende hissetmesi, duygularını doğru duygusal işaretlerle ifade edebilmesi, gerekli becerileri kazanabilmesi, özgüven, öz değer ve öz yetkinliğin oluşumu, toplumsal yeterliliği gibi pek çok psikolojik yapı, özellikle 0-6 yaş çocukluk döneminde, anne-çocuk iletişimiyle gerçekleşiyor.

Çocuklar gelecekte anneleri onları ne yaptıysa o oluyorlar, mantığı hayata geçiyor. Dolayısıyla, ilk günden itibaren çocuk ile karşılıklı etkileşimde bulunmak, bakımını, beslenmesini, korunmasını ve sevgi ihtiyaçlarını karşılamak için bir annenin gösterdiği olağanüstü çabaları, sadece anneler gününde hatırlamak yerine, hiç ama hiç unutmamak gerekiyor.

Ruhsal gelişim, bilişsel ve sosyal yönleriyle YAŞAM BOYU devam eden bir süreç...

Gelişim süreci içinde anneler, çocuklarının, bilişsel ve sosyal alanlarda edindikleri bilgileri içselleştirmelerinde aktif rol oynuyorlar. Bu süreç içinde çocuklar; bağımlılıktan özerkliğe, ben-merkezcilikten paylaşmaya, sabırsızlıktan, isteklerini ertelemeye ve beklemeyi öğrenmeye, tutarsız davranışlardan tutarlılıklara, duyguları ani değişmelerden daha dengeli bir duygu durumuna, düşünceleri ise somut düşünceden soyut ve mantıklı düşünmeye doğru bir gelişim ve değişim gösteriyorlar. Bu süreçte annenin sevgisini dengeli, sürekli ve tutarlı bir biçimde vermesi, en az çocuğun beslenmesi için gerekli olan besin maddeleri kadar önem arz ediyor. Diğer en önemli şey, annenin çocuğuna verdiği bakım ve çocuğu ile geçirdiği süre değil, geçirilen sürenin niteliği, annenin duyarlılığı, koşulsuz sevgisi, ilgisi ve cesaretlendirmesi...

1- Sınavın yaklaşmakta olduğunu sürekli çocuklarınıza hatırlatmayın.

2- Rahatlar düşüncesiyle sık sık “sana güveniyoruz”, “sen yaparsın” ya da “kazanırsın, merak etme” türünde konuşmalar yapmamaya çalışın.

3- Çocuğunuzla sınav öncesinde kendisini nasıl hissedip değerlendirdiğine yönelik konuşmalar yapın, gerekiyorsa sadece dinleyin.

4- Çocuğunuzla gündemi belli olan, özellikle onu ve çalışmalarını konu alan konuşmalar yapabilirsiniz.

5- Çocuğunuza yönelik olarak yapacağınız olumlu şeyleri sınav sonucuna endekslemeyin.

6- Sınav öncesinde öğrencinizi kaygılandıran, telaşlandırıcı tavır ve davranışlardan kaçının.

7- Çalışmasını sağlarım düşüncesiyle tehditler, suçlayıcı ve eleştirel bir gözle yaklaşıpdeğerlendirme yapmayın.

8- Çocuğunuzun sizden beklediği tek şey kendisi objektif bir şekilde değerlendirmeniz ve sonuçne olursa olsun onun yanında olduğunuzu hissettirmenizdir.

9- Bazı durumlarda anne-baba kendi gerçekleştiremedikleri ideallerini çocuklarının gerçekleştirmesini isterler.”Ben olamadım, o olsun” anlayışı ile gençler zorlanır, baskı altında tutulur. Çocukların istek ve ideallerinin sizinkinden farklı olabileceğini unutmayınız.

10- Çocuğunuzun başarısını başkaları ile kıyaslamanız onu üzecektir. Nasıl ki insanların fiziksel özellikleri aynı değilse başarıları da aynı olmayabilir. Onu başkaları ile değil daha önceki kendi durumu ile kıyaslayınız.

11- Aile içindeki çatışmalar gencin başarısını azaltacaktır. Aile içi tutarlı davranışların ve belirli kuralların olması aile içi iletişimi kolaylaştıracaktır.

12- Ders çalışma konusunda yapılacak aşırı baskılar çocuğunuzun çalışma ve başarma isteğini düşüreceği için bu konuda aşırı baskı yapmayınız. Motive edici ve destekleyici yaklaşımlar daha sağlıklı olacaktır.

13- Çocuğunuzun sınava sakin ve endişeden uzak hazırlanmasına çalışın; sizin kaygılı ve telaşlı olmanız onun da kaygısını çoğaltacaktır.

14- Okul seçimi veya meslek seçimi konusunda yol gösterebilir, fikrinizi söyleyebilirsiniz, ama son kararı siz değil, çocuğunuz versin. Unutulmasın ki çocuğunuzun yeteneklerine ve isteklerine uygun olmayan bir mesleği seçmesi onu mutsuz ve başarısız yapar.

15- Çocuğunuzun sınırlarını zorlamayın. Geçmiş okul ve sosyal hayatındaki başarılarını göz önünde bulundurarak gerçekçi beklentiler içinde olun.

16- Çocuğunuzun hem okul derslerine çalışması hem de sınava hazırlanması onun yükünü artırmaktadır. Kendini daha rahat hissedebilmesi için ders dışı faaliyetlere de zaman ayırmasına izin verin.

17- Anne – baba olarak göreviniz çocuğunuza iyi bir eğitim vermek olduğu kadar, ona hayatı sevdirmek ve yaşama sevincini aşılamak olduğunu göz ardı etmeyin.

18- Ders çalışmak ve sınav kazanmak uğruna çocuklarınızla olan yakınlığınızı tehlikeye atmayın.

19- Önündeki sınavda başarılı olsa da olmasa da önemli olan çocuğunuzla aranızdaki sıcaklığın tehdit edilmemesidir.

20- Anne ve babaların kabul etmeleri gereken bir şey vardır ki, kimse kimseye yaşamayı öğretemez. Herkes hayatı kendisi, “yaşayarak” öğrenir. Çocuklarınızın bazı hatalar dışında, yaşayarak öğrenmesine izin verin.

21- Sınavlar sadece birer fırsattır. Bu fırsatların bir şekilde telafisi vardır. Aile, öğrenciye sınavın bir ölüm-kalım meselesi olmadığını, yararlanılması gereken bir fırsat olduğunu, bu fırsat kaçırılsa bile hayatta başka fırsatların onu beklediğini, bir kapı kapanırsa başka bir kapının açılacağını, bu sınavı kazanmanın hayatta başarılı ve mutlu olmak için tek yol olmadığını anlatın.

22- Unutmayın ki, kendi varlıklarından memnun olanlar, iyi sonuçlara ulaşırlar. Hoşgörü, karşımızdakini istediğimiz gibi olmaya zorlamak değil, kendi istediği gibi olmasına imkan verme büyüklüğüdür.

Bir eğitim yarıyılını mutlu bitirecek öğrenciler olduğu kadar; mutsuz, kaygılı bitirecek öğrenciler de vardır. Bu öğrenciler için karne dönemi hayatlarının en sıkıntılı dönemleridir. Kendileri şimdiden karnenin sonucunu bilirler fakat evde bekleyen anne ve babaların son durumdan kesin olarak haberleri olmayabilir. Anne babalar çocuklarının genel durumunu bilseler de, son bir umutla karnenin iyi gelmesini beklerler. Bu bekleyiş de çocuğu kaygılandırır.  

Kötü karnenin sorumlusu sadece ÇOCUK değil

Kötü karnenin tek sorumlusu çocuk değil sonuç olarak çocukla bu sorumluluğu paylaşmak gerekli. Çocuğun okul başarısızlığı hangi nedenlerden kaynaklanıyor olabilir:

Kişisel özellikler

Aileden kaynaklanan sebepler

Okuldan kaynaklanan sebepler olarak sıralanabilir. 

Kişisel ÖZELLİKLER

Çocuğun IQ seviyesinin yaşıtlarına oranla düşük olması, öğrenme güçlüğü, depresyon, davranım bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun mevcut olması, bedensel bir engelinin veya rahatsızlığının bulunması görme-işitme kayıpları önem taşımaktadır.

AİLEDEN kaynaklanan sebepler

Aile içi ilişkilerin nitelikli olması, çocukla iletişim dilinin doğru olması, çocuğun gelişim dönemlerinde zengin uyaran verilmesi, öğrenme ile ilgili çevresel faktörlerin sağlıklı olması, anne-babanın sağlıklı model olması, kültürel seviyenin, ders çalışma ortamının sağlanması, ailenin disiplini, başarıyı olumlu etkileyen faktörlerdir. Ailelerin diğer çocuklarla kendi çocuklarını kıyaslamaları, başarısızlığı sonucu onu yargılamaları ve eleştirmeleri yerine çözüm yolları aramaları en doğru yaklaşımdır.

OKULDAN kaynaklanan sebepler

Okuldaki eğitim ve öğretim programının çocukların gelişim seviyelerine uygun zenginleştirilmiş programlar olması, öğretmenin bilgi aktarımı, disiplini sağlayabilen araştırıcı, etkili öğretmenlik yetilerine sahip olması gerekmektedir.

Çocuğun akademik başarısı beklenenin altında ise öncelikle bir araştırma yapılmalıdır. Bir çocuk-ergen psikiyatristi ve psikoloğundan yardım alınmalı, çocuk-aile ve okula yönelik bir çalışma düzenlenmelidir.

En çok yapılan HATALAR

En çok yapılan hatalar, çocuğu cezalandırmak, tehdit etmek, diğer çocuklarla kıyaslamak, korkutmak, kişiliğine yönelik saldırılardır. Bu davranışlar çocukta suçluluk duyguları oluşturabilir ya da çocukta savunmalar gelişebilir. Uyum ve davranış sorunları da ortaya çıkabilir. Yani tabloya başka sorunlar eklenebilir.

Ne YAPILMALI?

Çocuğu bu süreçte yalnız bırakmak değil, ona her durumda değer verdiğimizi hissettirmemiz, sorun varsa soruna yönelik tedbirler almamız gerekmektedir.

Yarım dönem boyunca çocuk başaramadığını tatilde başaramaz. Çocuktan tatilde sıkı çalışma programı uygulamasını beklememek, ancak özel eğitimle desteklenmesi gereken bir durum varsa, bir eğitici rehberliğinde ek çalışma yapılması uygun olacaktır.

Tatil, tatil gibi yaşanmalıdır. Özel destek gerektiren durumlar dışında, genel bir tekrar, kitap okuma, çok zorlayıcı olmayan çalışmalar yapılabilir.”

Aile büyüklerine ziyaretler planlayın: Annenne ve babanne ziyaretleri ile aile özlemini giderebilecek sıcak bir ortamlar oluşturun. Bu çocuğunuzun ruhsal doygunluğa erişmesini ve yeni döneme huzurlu ve hazır başlamasına yardımcı olacaktır.

Aktivitelere katılım düzenleyin: Yoğun okul zamanında fırsat bulunamayan aktivitelere katılınabilir,örneğin kış döneminde kayak yapılabilir, yüzme veya dans kurslarına gidilebilir. Çocuğunuzun hangi dala daha yatkın olduğunu tespit edip, isteğine göre yönlendirmek ve gerek sanat gerek spor dalında destek sağlamak en doğru adım olacaktır.

Dinlenmeyi asla unutmayın: 15 gün çocuğunuzu asla okulda öğrendiklerinden ve okul ortamından uzak tutmaz hem de çocuğun dinlenmesi hem de vücut yorgunluğunu atması için ideal bir süredir.

Tatilde doğal ortamları tercih edin: Yapacağınız şehirden uzak küçük birliktelikler çocuğunuz için adeta bir ruhsal terapi olacaktır. Yeni döneme yüksek bir moral ve enerjiyle başlamasını sağlar. Aile içindeki huzur ve birlikte geçirilen kaliteli zaman okul başarısını her zaman artıracaktır.

Tatili görüşülemeyen arkadaş, akraba ve kuzenlerle görüşmek için bir firsata çevirin: Okul döneminde bu ortamları yakalamak çok zor oluyor,derslerin yoğunluğundan dolayı,15 günlük bu tatil kesinlikle bu eksikliği gidermek için sunulan bir fırsattır, bunu iyi bir şekilde değerlendirmek gerekiyor.

Bilgisayarlara biraz mola! Çocuğunuza tatile başlamadan önce seveceği birkaç kitap okuması önerin.

İlgilendiği bir konu hakkında bir yazı hazırlaması önerin: Çocuğunuza bu şekilde hem isteyerek yapabileceği, bilgi dağarcığını arttırabilceği hem de araştırma ruhunu aşılayabileceği bir imkan sağlayın.

Herşeyin başı sevgi: Unutmayın aile ve akraba bağlarını kuvvetlendirerek, eğlenceli,kültürel ve sportif aynı zamanda bilimsel ve eğitici bir tatil geçirmek elinizde…Çok güzel ve verimli bir sömestre tatili geçirmeniz dileğiyle..

Bilgiler tekrar edilmedikçe unutulur. Çocuklar bilgiyi ne kadar tekrar ederlerse o kadar iyi öğreneceklerdir. Bu tekrarlar okulda yoğun olarak yapılabiliyorsa bu durumda eve fazla iş kalmaz. Eğer okulda yeterli tekrar yapılamıyorsa mutlaka eve geldiklerinde tekrar yapmaları gerekmektedir. Buradaki önemli nokta “ödev verilmeli-verilmemeli” tartışmasından çok verilen ödevin özellikleri; öğretmenin, ebeveynin ve öğrencinin ödeve karşı tutumlarıdır. Bazı öğretmen öğrencilere çok ağır ev ödevi verirken, ödevin niteliğini göz ardı edebilirler. Bazı öğretmenler ise az, ancak öğrencinin düşünme becerilerini geliştirici nitelikte ev ödevleri verebilmektedir. Öğretmenlerdeki bu farklılıklara karşılık, öğrencilerin ev ödevlerini yapıp yapmamasına göre de birbirlerinden farklılıklar gösterirler. Ev ödevlerini düzenli biçimde yapan öğrenciler olduğu gibi, bu görevi düzenli yapmayan öğrenciler de bulunmaktadır.

Şişli Florence Nightingale Hastanesinden Uzm. Psikolog Belgü Kaçmaz, önemli olan ödevin verilip verilmemesinden ziyade verilen ödevin niteliği olduğunu belirtiyor.

Çocuğa ÖDEV verilmeli mi verilmemeli mi?

Ödev, öğretmenlerin her gün öğrenciler okuldan eve döndüklerinde, bir sonraki güne hazırlanmaları ve/veya o gün öğrenilen dersi tekrar etmeleri ya da yeni bir bilgiyi öğrenmeleri için verilen alıştırmalardır. Bu noktada öğretmenin, ebeveynin ve öğrencinin ödeve yaklaşımı; ödevlerin yapılması ve ödev yapmanın faydasını arttırıcı etkisi olması açısından önemlidir. Siz kendinizi düşünebilirsiniz. Mesela yeni bir dil öğrenirken ne kadar çok tekrar yaparsanız o kadar kolay ve kalıcı bir şekilde öğrenirsiniz. Tekrar etmediğinizde ise yavaş yavaş bilgilerinizi unutmaya başlarsınız. Aynı şey çocuklarınız için de geçerlidir.

Peki anne baba ödev konusuna NASIL yaklaşmalıdır?

Öncelikle ödevin bir amaç değil, tekrar için bir araç olduğunun farkına varmak yararlı olabilir. Çocuklar zaten okulda tüm bir günü yeni bilgiler öğrenerek ve yorularak geçirmekteler. Eve geldiklerinde ise rahatlamaya ve biraz boş zaman/ hobi zamanı geçirmeye hakları var. Eğer ödevleri eve gelir gelmez yapılması gereken birer yük olarak görürseniz çocuklarınız da sizin gibi düşüneceklerdir.

Çok ısrarcı olmak, çocuk eve girdiği anda “hemen ödevine otur” demek, ödevlerde eksiklik olduğunda cezalandırmak ya da ödevler zor geldiğinde onlara kızmak pek etkili yöntemler olmayacaktır. Bunun yerine;

Çocuğun okul sonrası vaktinin birlikte planlamak, plan yapılırken çocuğun ihtiyaçlarını ve çalışma alışkanlıklarını göz önüne almak,

Ödevlerin belirli bir zaman diliminde yapılması için anlaşmak ve yapılmadığı takdirde çocuğu cezalandırmayarak öğretmenle iletişime geçmek ve öğretmenin eğer gerekiyorsa bir yaptırım uygulaması,

Ödevleri bir başarı kriteri olarak almak yerine tekrar alıştırmaları olarak görmek. Ödev akademik başarının sadece bir parçası, dersleri dinlemek, anlamak, okula severek gitmek ve arkadaş ilişkileri hepsi bir bütün olarak okul başarısını etkiliyor. Baskıcı yaklaşımınız sadece ödev yapmak istememesine neden olamaz, gün geçtikçe okuldan soğumasına da neden olacaktır.

Yeterince dinlenmesine izin vermek, hobi ve ilgi alanlarına zaman dilimi ayırması için destek olmak. Sanat ya da spor dalıyla uğraşan öğrencilerin çok da başarılı oldukları unutulmamalıdır.

Çocuk ısrarla ödevine oturmuyorsa mutlaka bir uzmandan destek almak gibi daha yapıcı davranış biçimleri uygulamaya konulabilir.

Çocuk açısından düşündüğümüzde ise, ödevin ilkokul 1. Sınıftan itibaren alınması ve yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olduğunu görürüz. Çocuk ilkokul 1. Sınıftan ve hatta artık anaokulundan itibaren eve okulla ilgili bir alıştırma getirir ve çoğu zaman çok severek yapar. Bitirdiğinde anne ve babasına gösterir, onunla gurur duyar.

Peki ne oluyor da OKUL HAYATINA bu şekilde başlayan çocuk daha sonra ödev yapmaktan sıkılıyor ya da ÖDEVİNİ YAPMAMAYA başlıyor?

Bu durumun başında öğretmenin çocuğun yaşına göre fazla ve niteliksiz ödev vermesi gelmekte. Bu fazla ödevleri bitiremeyen çocuğa ebeveyn baskısı geliyor ve çocuk yavaş yavaş bunalmaya başlıyor.

Diğer bir neden ise anne ve baba ilkokul 1. Sınıftan beri çocuğun ödevini onunla birlikte yapmış olabiliyor ve çocuk sorumluluk almayı öğrenemiyor. Büyüdüğünde ise ödevini tek başına yapması bekleniyor fakat çocuk bunu öğrenmemiş oluyor. Bu noktada yine aile içindeki ilişkiler gerginleşiyor ve ödev hem çocuk hem de ebeveyn için bir sorun halini alıyor. Halbuki çocuklar ilkokul 1. Sınıfın ikinci döneminden itibaren ödevlerini kendi başlarına yapabilir. Anne ve baba, çocuk yapamadığı zaman devreye girmeli ve yardımcı olmalıdır.

Bir başka neden ise çocukta konsantrasyonla ilgili bir sıkıntı olabilir, dikkatini toplamakta zorlanıyor ve bu nedenle ödevini yapamıyor olabilir. Bu problemi yaşayan çocuklar zaten sınıf içinde de akademik zorluklar yaşamaktadırlar. Bu durumda uzmana danışmanın faydası olacaktır.

Kız ve erkek çocuklarının ergenlik çağına geçişten itibaren, fizyolojik ve psikolojik sorunlarının ihmal edilmesi, gelecekte çözümü güç sonuçlar yaratabilir. Kadıköy Florence Nightingale Hastanesi Büyüme ve Ergenlik Merkezi, bu dönemdeki çocuklar ve ailelerin ihtiyaçlarına yönelik sağlık hizmeti veriyor.

Büyüme sağlıklı olmanın en önemli göstergesi. İlk bir yaşta hızlı bir büyüme çizgisi gösteren çocuk, ergenlik çağında da buna benzer bir süreci yaşıyor. Yaşamının ilk bir yılında bebekler ortalama 24 cm. uzuyor. Ergenlik çağında da erkekler 25-30 cm, kızlar ise 20 cm boy atıyor. Bu dönemde boy uzaması dışında fizyolojik ve psikolojik olarak birçok değişiklikler yaşanıyor. Kızlarda 10 yaş, erkeklerde 12 yaş civarında başlayan ve ortalama 3-5 yıl arasında süren bu süreçte ergenlik çağındaki çocukların sağlık kontrolünden geçmesi gerekiyor.Uzmanlar, "Ergenlik dönemi, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir" diyerek ergenlikle ilgili şunları söylediler:

"Kızlarda meme gelişiminin başlaması ve cinsel bölgede kıllanma, erkeklerde ise genital bölge gelişmesi ve cinsel bölgede kıllanma ile ergenlik başlar. Ergenlik dönemindeki cinsel ve fiziksel gelişme daha erken tamamlansa da, psikolojik gelişmeyi de içeren adölesan dönemi 18-20 yaşına kadar sürer. Bu dönemde çocukların uzman hekim tarafından mutlaka takip edilmesi gerekir çünkü çocuğunuzun hayatının şekillendiği bu dönemde ortaya çıkan rahatsızlıklar, çocuğunuzda kalıcı hasarlara yol açabilir."

Ergenlik NE ZAMAN başlar?

Ergenlik belirtilerinin görülmesinde kızlar ve erkekler arasında farklar var. Sadece belirtiler açısından değil zamanlama olarak da kız ve erkek çocuklar arasında belirgin ayrılıklar bulunuyor. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce giriyorlar. Kızların 10 yaşından, erkeklerin 12 yaşından itibaren ergenliğe adım attığı kabul ediliyor. Kızlarda meme büyümesi, erkeklerde cinsel organların büyümeye başlaması ile ergenlik başlıyor. Uzmanlar, bu noktada ailelere bir uyarıda bulunuyor: "Ergenlik 10-18 yaş aralığı kabul edilmesine karşın ender olarak kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik belirtilerin ortaya çıkması bir hastalık ve tedavi edilmesi gerekir. Âdet döneminden sonra kızlar ancak 5-6 cm atabildikleri için ciddi bir boy kısalığı sorunu ile karşı karşıya kalabilir. Erkeklerde ise 13.5 yaşına kadar ergenlik belirtilerinin görülmemesi normal bir durum değildir. Bu yaşa kadar herhangi bir ergenlik belirtisi görülmezse merkeze başvuru gerekir."

Ergenlik dönemi sorunları merkeze başvuran ergenlere bir sorunları olsun olmasın uygulanan bazı tetkikler var. İlk etapta detaylı bir fiziksel muayeneden sonra ergenin boyu ve kilosu ölçülerek normal değerlerle karşılaştırılıyor. Bu dönemde kemik sağlığı yönünden sorunlar sık görüldüğü için kemik grafisi alınıyor. Kız ve erkek çocuklara tam kan tahlili yapılırken, kızlarda guatr mevcut ise T3, T4, TSH değerlerine bakılıyor. Uzmanlar, yapılan testler sonucu en sık karşılaştıkları sorunları şöyle sıralıyor:

Erken Ergenlik: Kızlarda 8 erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik belirtilerinin başlamasıdır. Erken ergenlik tedavi edilmezse boy kısalığı ve erken adet görmeye sebep olur.

Boy kısalığı: Ergenlikte büyümenin en hızlı olduğu "büyüme hızı doruğu" kızlarda ortalama yılda 9 cm erkelerde ise 10.5 cm dir. Boy uzaması ergenliğin son evrelerinde giderek yavaşlar, kızlarda adetten sonra, erkeklerde 17-18 yaşlarında hemen hemen durur. Boy kısalığı genel olarak erken ergenliğe giren ve ergenlik dönemi kısa süren çocuklarda gözleniyor. Tiroid hormonu, büyüme hormonu, seks hormonları ve hatta iklim şartları boyun uzamasını etkiliyor. Genetik faktörler boy uzamasında tek başına yeterli değil. Çocuk, yaşıtlarından kısa olduğunda, yılda 5 santimetreden az uzadığında dikkatli olmak gerekiyor.

Cinsel gelişme yetersizliği: Özellikle ergenliğe geç giren erkek çocuklarda rastlanılan ve boy kısalığı ile birlikte görülen bir durum. Cinsel gelişme ergenlik dönemindeki hormonların salgılanması ile ortaya çıkıyor. Cinsel gelişmede yetersizlik gözlenirse, vakit geçirmeden mutlaka müdahale edilmesi gerekiyor.

Guatr: Özellikle kız çocuklarında görülen bu durumun mutlaka tedavi edilmesinde fayda var. Endrokrinolog tarafında yürütülen tedaviyle genellikle başarılı sonuçlar alınıyor.

Anemi: Ergenlik çağında, özellikle kız çocuklarında görülen bir hastalık olan anemi, halsizlik, yorgunluk, solukluk ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini gösteriyor.

Aşırı kıllanma: Kız çocuklarında, hormon bozuklukları nedeniyle oluşabiliyor. Özellikle adet düzensizliği ile beraber görülüyorsa vakit geçirmeden tetkik yapılıp, tedavi edilmesi gerekiyor.

Fiziksel sorunlar: Omurga eğrilikleri, bel ağrıları gibi ortopedik sorunlara ergenlik döneminde sıkça rastlanıyor.

Obezite: Kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri obezite ile doğrudan ilişkili hastalıklar arasında yer alıyor. Ergenlik, vücuttaki yağ hücre sayısının belirlenmesinde kritik bir dönem. Bu dönemde yağ hücrelerinin sayısında artış oluyor ve bu aslında normal bir süreç. Ancak aşırı beslenme ve hareketsizlik durumunda yağ hücrelerindeki bu artış kolaylıkla obeziteye neden olabiliyor. Bu dönemde yağ birikiminin önlenmesi, ileriki yaşlarda obezitenin önlenmesinde de yardımcı oluyor. Ergenlikte obez olan her 10 çocuktan 7'si tedavi edilmezse ileride obez olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Âdet düzensizlikleri ve ağrılı adetler, ergenlik çağındaki kız çocuklarda sık rastlanıyor.

Erkeklerde meme büyümesi: Ergenlik çağındaki çocuklarda görülüyor. Hormonal bir bozukluk olup olmadığının belirlenmesi gerekiyor.

Kemik sağlığı: Vücuttaki kemik kitlesi en fazla ergenlik döneminde kazanılıyor. Genetik yatkınlık, beslenme, hormonlar ve egzersizler kemik kitle oluşumunu etkiliyor. İleri yaşlarda görülen osteoporozun temelleri çocukluk ve özellikle ergenlik yaşlarında atılıyor.

Günümüzde; sağlıklı beslenme, besinlerdeki katkı maddeleri, şişmanlığın sağlık üzerine etkileri konusundaki toplumsal endişeler hepimizin üzerinde çok fazla baskı oluşturmaktadır. Anne-babalar özellikle büyüme-gelişme dönemindeki çocuklarına sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak için ne yapacaklarını bilemez haldedirler. Aileler, çocukları ve gençleri, bir yandan aşırı kilo alımı ve obeziteden, bir yandan da kilo ve dış görünüş konusunda aşırı hassasiyetin getirebileceği yeme bozukluklarından korumak için uğraşmaktadırlar.

Gençlerde ve çocuklarda kilo ve beslenme ile ilgili kaygıların takıntılara dönüşüp, anoreksi gibi yeme bozukluklarına yol açmasına gittikçe daha sık rastlanmaktadır. Kızlarda daha sık görülen ve genellikle 11-13 yaşlarda başlayan yeme bozuklukları, vücut fonksiyonlarını etkileyecek kadar ağır kilo kayıplarına yol açabilmektedir. Erken dönemde fark edilirse doğru medikal yaklaşımla, kötü sonuçlar doğurmadan tedavi edilebilen bu sorunu gençler ne yazık ki aylar, hatta yıllarca ailelerinden gizleyebilmektedir.

Çocukların ve özellikle gençlerin görünüşleriyle ilgilenmeleri ve kiloları konusunda hassas olmaları normaldir. Ergenlik döneminde çocukların bedenleri hızla değişir ve karşı cinsin ilgisini çekmek gibi yeni sosyal baskılarla karşılaşırlar. Bu dönemde ailelerin beslenme ve yemeğe yaklaşım konusunda iyi örnek oluşturmaları, yemek seçiminde kiloyu değil sağlıklı olmayı vurgulamaları, onlara olan sevgilerinin nasıl göründükleriyle değil nasıl biri olduklarıyla ilgili olduğunu belli etmeleri çok önemlidir.

YEME BOZUKLUĞU nedir?

Yeme bozukluğu olanlarda; kendini beğenmeme, kilosu ve yemeklerle ilgili negatif düşünceler içinde olma ve günlük aktivitesini ve vücut fonksiyonlarını etkileyecek yeme alışkanlıkları sergileme gözlenir. Anoreksia nervozalı bir kişi, tipik olarak zayıf olmak için aç kalır ve aşırı kilo kaybeder, doktorların yaşa ve boya göre belirlediği ideal kilonun %15 kadar altındadır. Bazı vakalar yemek kısıtlamasının yanı sıra kusma ve barsak hareketlerini hızlandırıcı ilaçlar kullanarak kilolarını kontrol altında tutmaya çalışırlar.

Yeme bozukluğu olan çocukların görüntüleri ile kendilerini nasıl gördükleri arasında büyük fark vardır. Ne kadar zayıflarsa zayıflasınlar kendilerini şişman hissetmeye devam ederler. Yeme bozukluğu çocuğun kontrol edebileceği bir davranış değildir; mutlaka tıbbi destek ve tedavi gerektirir.

Yeme bozukluklarının NEDENLERİ

Yeme bozukluğunun nedeni tam olarak bilinmemektedir fakat psikolojik, genetik, sosyal ve ailesel faktörlerin katkısı olduğu düşünülmektedir.

Bale, jimnastik gibi ince olmanın önemli olduğu bazı sporların yeme bozukluğuna eğilimi arttırdığı düşünülmektedir. Ayrıca yakın akrabalarında yeme bozukluğu olanlarda artmış risk, genetik yatkınlığı düşündürmektedir. Yeme bozukluğu olanlarda; obsesif -kompulsif kişilik bozukluğu ve ansiyete gibi bazı psikiyatrik problemler de daha sık görülür.

Bazı araştırmalara göre medya yeme problemlerinin artışında etkin olmaktadır. Reklamlardaki, filmlerdeki, televizyondaki ve spor programlarındaki birçok kadın çok zayıftır; bu da gençlerin güzelliği zayıflıkla özdeşleştirmesine neden olmaktadır. Erkekler de medyada idealize ettikleri karakterlere benzemek için kilo vermeye veya aşırı egzersize yönelebilmektedir.

Sıklıkla yeme bozukluğu olanlarda kendine güven sorunu vardır, zayıflamaya odaklanarak özgüvenlerini kazanmaya çalışırlar.

Yeme bozukluklarının BELİRTİLERİ

Çocuklardaki normalde görülen dış görünüşe önem verme eğilimi ile yeme bozukluğunun uyarıcı bulgularını ayırt etmek bazen zor olabilir.

Gençler özellikle genç kızlar, dış görünüşleriyle ilgilenmeye başladıklarında kendilerini başkaları ile karşılaştırıp diyet yapmak isteyebilirler. Bu yeme bozuklukları olduğu anlamına gelmez. Yeme bozukluğu olanlarda anormal davranışlar ve fiziksel bulgular dikkati çeker.

ANOREKSİ'DE bulgular

  • Belirgin kilo kaybı( boya göre kilo normalin %15 altında)
  • Sürekli zayıflama diyeti(zayıf olsa bile)
  • Şişman olduğunu düşünme(kilo kaybettikten sonra bile)
  • Kilo alma korkusu
  • Kızlarda adet düzensizliği, adet görememe
  • Yemek, kalori, besin değerleriyle sürekli ilgilenme
  • Yalnız yemeği tercih etme
  • Aşırı egzersiz
  • Yeme krizleri ve kendini kusturma
  • Uykusuzluk
  • Saçlar ve tırnaklarda kolay kırılma
  • Sosyal olarak içine kapanma ve depresyon

Yeme bozukluklarının ETKİLERİ

Yeme bozukluğu ciddi bir mental ve davranışsal sağlık sorunu olduğu gibi birçok fiziksel sağlık problemlerine de yol açmaktadır.

Anoreksik bir çocukta sıvı kaybı bulgularının yanısıra ileri evrelerde beyin fonksiyonları bile etkilenebilmekte ve baş dönmesi, bayılma, sinirlilik, şuur bulanıklığı, konsantrasyon yetersizliği ve hafıza kayıplarına yol açabilmektedir.

Anoreksi, çocuklarda büyümeyi etkileyerek, kemik yoğunluğunda azalma, püberte gecikmesi, kalp ritm bozuklukları ve kan basıncında düşmeye neden olabilir.

Yeme bozukluklarının TEDAVİSİ

Yeme bozukluğu tedavisinde amaç bozulmuş yeme davranışını değiştirerek yemek konusuna farklı bir yaklaşım getirmek ve yeni bir yeme düzeni kurmaktır. Eğer anoreksia tanısı beslenme bozukluğu gelişmeden fark edilirse tedavi daha kolay olmaktadır. Tedavide tıbbi destek, beslenme danışmanlığı ve psikoterapi gereklidir.

Yeme bozukluklarından KORUNMA

Yeme bozukluklarından korunmak için aileler sağlıklı bir yaşam biçimini benimsemelidir . Sağlıklı ve besleyici yemeklerin düzenli hazırlanmasına çocukların da katılımı sağlanmalıdır.. Acıkınca yemek yemenin, tokken yemeğe hayır diyebilmenin normal bir davranış olduğu öğretilmelidir. Spor tüm aile için eğlenceli, düzenli bir aktivite haline getirilmelidir. Eğer ailede beslenmeye ve spora karşı sağlıklı bir yaklaşım varsa çocuklar ve gençler bunu örnek alabilirler.

0-2 yaş dönemi; çocukların  gelişiminin, kişiliklerinin, beceri ve zeka düzeylerinin şekillenmesi için en kritik dönemdir. Bu dönemin bilinçli olarak farkına vardığımızda, çocuğumuz fizik ve ruh sağlığı yerinde,  mutlu bir birey olacaktır.

0-2 yaş NİÇİN bu kadar önemli?0-5 yaş çocuk gelişimi

Yenidoğan bebeğin beyninde 100 milyar sinir hücresi vardır. Bu hücreler birbirileriyle, hücreler arası bağlantılarla gelişir ve bebeğin zeka gelişimine katkı sağlar. Bu dönemde bebeğe gösterilecek ilgi, hücreler arası iletişimi dolayısıyla bebeğin zeka seviyesini arttırır.

Bu dönemde beyin ağırlığı artar. 3. sene sonunda bebeğin beyin ağırlığı doğum beyin ağırlığının 3 katına ulaşır. Bunun için ilk yıllar boşa geçirilmemeli, zeka seviyesini güçlendirmek için çocukla yakından iletişim kurulmalıdır.

İlk 6 ay

Bebek 2. aydan itibaren annesini ya da bakım vereni gözleri ile takip etmeye başlar.  Annesinin sesini tanır, bu yüzden annenin bebekle bol bol konuşması önemlidir.

Bu dönemde bebek bilinçli olarak gülümsemeye başlar. Bebekle konuşarak ve gülümseyerek iletişim kurulmalıdır. Bebeğin aynı zamanda duyu organları da gelişir.  Bebek dokunarak cisimleri, kişileri tanımak ister. Önce annenin ya da bakım veren kişinin parmağını kavramaya başlar. Kavrama sonrasında objeleri tutmaya çalışır. Bebeğe önce objeleri göstermek, konuşmak sonra dokunmasına izin vermek onunla sosyal iletişim kurmak açısından önemlidir.

Bebek ilk 6 aylık dönemde henüz desteksiz oturamadığı için kucağınıza yaslanarak oturacaktır. Bebek kucakta ise dikkatini çekecek, dokunma şevkini arttıracak renkli, ses çıkaran oyuncaklar bebeğe uzatılabilir. Siyah, beyaz, kırmızı, mavi, tercih edilen renklerdir. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, oyuncakları ağza götürebileceğinden, boğulma riskidir. Önlem için küçük,  parçalı oyuncaklardan sakınmak gerekir.

6-12 ay

6-12 aylık dönemde bebek önce emeklemeye sonra yürümeye kısaca hareketlenmeye başlar. Bu dönemde en dikkat edilmesi gereken ev kazalarıdır. Etrafta bebeğe zararı dokunacak cisimler varsa yerlerinin değiştirilmesi, bebek için izole ve güvenli bir alan açılaması gerekir.

Yutulma ve içilme riskine karşı, çamaşır suyu, deterjan, lavabo aç ve benzeri kimyasal maddeleri yüksek dolaplara yerleştirilmelidir. Elektrik prizleri minik parmaklar için çok cezbedici olduğundan prizler koruyucular ile kapatılmalıdır.

Bebek bu aylarda bir takım heceler söylemeye, agu gugu sesleri çıkarmaya başlayabilir. Bir yaşa yaklaşınca ise tek ve kısa kelimeleri söyleyebilir. Ancak her çocuğun gelişim hızı farklıdır bu yüzden bebeğin 1 yaşına gelmiş olmasına rağmen konuşamaması onun zeka geriliğinin göstergesi olamaz. Doktor kontrolleri bebeğin gelişimi hakkında en doğru bilgiyi verecektir.

Bu dönemde ilk aylarda olduğu gibi anne bebek ilişkisi, güven ve kaybetme duyguları önemlidir. Bu dönemde anneler bebeklerinden uzun dönem ayrı kalmamalı, bakım veren kişiler çok sık değiştirilmemelidir.

Asılı ve müzikli oyuncaklar bu yaş bebeklerin çok ilgisini çeker. Kumaş ve plastik kitaplar bebekle beraber okunabilir,  yürümesine destek olacak oyuncaklar hareketlenmesini sağlayabilir. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken nokta yürüteç kullanılmaması gerektiğidir. Yürüteç  ayak kaslarının gelişimini yavaşlatır.

1 – 2 yaş

Bu dönemde bebek artık yürümeye başlamıştır. Yine bu dönemde kendi kendine yemek yemeyi dener ve bu ona çok zevk verir. Dokunarak öğrenmeye devam eder.

Basit ritmik şarkılar hoşuna gider; erişkinleri taklit eder. Bu dönem aynı zamanda isteklerin başladığı ve bağımsız hareket etme güdüsünün oluştuğu dönemdir. Bu isteklerine belirli sınırlar çevresinde izin verilmeli, müdahale etmemelidir.

Bebek bu dönemde tek başına oynayabilir, oyuncaklarını paylaşmayı istemez. Bebeği oyuncaklarını paylaşması konusunda zorlamamalıdır. İstediği yapılmadığı zaman sinirlenir ve bağırmaya başlayabilir.  

3 – 4 yaş

3 yaşından 4’e geçiş bebeklik evresinden çıkılarak çocukluk dönemine girilmesi anlamına gelir. Bu yaş aralığında çocuk  sosyal beceriler edinmeye başlar.

  1. Diğer çocuklarla birlikte oyun oynar
  2. Diğer çocuklara yardımsever davranmaya başlar
  3. Alıştıkları ortamlarda ebeveynlerinden rahatça ayrı kalabilir
  4. Eylemlerinde daha bağımsız olmaya çalışır, kendisi bazı şeyleri yapmak için inatlaşır
  5. Paylaşma ve sıra kavramını anlar

3 yaşındaki çocuğun ara sıra (özellikle reddedildiğinde) öfke nöbetleri geçirmesi normaldir.

3 Yaş Motor GELİŞİMİ

Motor gelişim hareketlerin gelişimini ifade eder. 3 yaşında bir çocuk;

  1. Parmak ucunda yürüyüp ve koşabilir
  2. Ağaca ve merdivene tırmanabilir
  3. Tek ayak üzerinde birkaç saniye dengede durabilir
  4. 3 tekerlekli bisikleti kullanabilir
  5. Top oyunlarında gelişim göstermeye başlar.
  6. Çatal ve kaşık kullanımına başlayabilir
  7. Tuvalet konusunda daha tutarlı olmaya başlar. Gece alt ıslatma haricinde gündüz bez kullanmayabilir.
  8. Karmaşık cümleleri doğru olarak kurabilir
  9. Hikâyelerden ve şakalardan hoşlanmaya başlar
  10. Bolca soru sorar

4 yaş çocuğu

4 yaş çocuğu artık sadece kendisinin merkez olmadığını, kuralları, başkalarının hak ve özgürlüklerini anlamaya başlar. Sabretmeyi, beklemeyi öğrenir. Oyun için kendisiyle anlaşan arkadaşlarını seçer. Kendi cinsiyle oynamayı yeğler.

Olaylar arasında neden sonuç ilişkisi kurabilir. Kendi başına bağımsız hareket etmek ister, inatlaşır.  Konuşması anlaşılır ve akıcı hal alır. Sıklıkla neden ve niçinli sorular sorar. Kelimelerin anlamlarını öğrenmeye çalışır. Gerçek ve düşü kavramını karıştırabilir, hikaye uydurabilir, gerçek olmayan olayları gerçekleşmiş gibi anlatabilir. Ezber yapabilir.

4 yaş çocuğuna NASIL DAVRANILMALI?

Sorularını sabırla cevaplayın. Kızarak terslemeyin.

Birlikte keyif alabileceğiniz oyunlar, faaliyetler planlayın.

Nesnelerin isimlerini düzgünce söyleyin. Cümleleriniz düzgün ve tam olsun. Bebekçe konuşmayın.

Ev adresini ezberleyebilir. Ezberleyebileceği kısa şarkı ve adres oyunu oynayın.

Bu yaştan itibaren özbakım becerileri gelişir. Burnu akınca burnunu silebilir, hapşırınca eli ile ağzını kapayabilir. Sofra kurallarına uygun şekilde yemek yiyebilir. Giysilerini giyip, çıkarabilir. Ayakkabı bağcığını bağlayabilir. Dişlerini fırçalayabilir. Öz bakım kurallarını öğretin.

Eşyalarını toplayabilir, ufak tefek işlerde büyüklerine yardım edebilir. Bu konuda destekleyici olun.

5 yaş çocuğu

İlk çocukluk evresinin son noktası olan 5 yaş aynı zamanda "altın yaş" olarak nitelendirilir. 5 yaş çocuğu olgun, çevresine karşı dostça bir yaklaşım içinde olan, kısmen sorumluluk sahibi küçük bir bireydir.

5 yaş çocuğu başladığı işi bitirmeyi sever. Artık daha çabuk karar verir pozisyondadır. Kas hâkimiyeti gelişmiştir, düzenli cümleleriyle insanları şaşırtabilir. Sosyal ilişkileri artmıştır. Ailesine, okuluna ve topluma uyum gösterir. Güven duygusu gelişmiştir.  Söylenenleri dikkatlice dinler, inanır ve uygular. Belleği güçlüdür.

Bizden haberdar olmak ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.