Yararlı Bilgiler

Güneş ışınları

200 - 400 nm boyundaki ışınlardır

Yeryüzüne ulaşma oranları % 0.3 - % 6.8

% 75’i saat 10:00-15:00 arasında

En yoğun 11:00 – 13:00

Güneşin etkileri

D vitamini sentezi

UVB etkisi ile oluşur

Deri kanserinden korumaya yardımcı

Aşırı maruziyet sorun !!!!!

Deride melanin oluşumunu artırır

Psikoloji üzerine olumlu etkisi vardır

Ultraviyole ışınları

UVC = 200 – 290 nm

UVB = 290 – 320 nm

UVA = 320 - 400 nm

UVC

Yeryüzüne ulaşmaz

Karsinojeniktir

15-20 yıldır ozon tabakası incelmesi önemli

Mikrop öldürür

Sterilizasyonda kullanılır

Kızarıklık oluşturur

Lekeye neden olmaz

UVB

Melanin pigmentini arttırır

Koyulaşma oluşturur

Güneş yanığından sorumludur

Yeryüzüne ulaşan ışınların % 0.3 – 0.5’i

DNA hasarına yol açar

UVB’nin etkisi gunesvederi009UVA’dan 600-1000 kez fazladır

Biyolojik olarak en aktif ve potansiyel olarak zararlı ışın türüdür

Kansere neden olur

Fotoyaşlanmada rol oynar

Bağışıklık sistemini baskılar

UVA

Enerji yönünden fakirdir

UVB’den daha az zararlı

Derin etkili

Yeryüzüne UVB’den

10-20 kat fazla ulaşır

Birikici etkisi önemlidir

Güneşin çok yönlü etkileri

UV’nin deriye kısa ve uzun dönem etkileri

Güneş yanığı

Bronzlaşma

Bağışıklık sistemi baskılanması

Yaşlanma

Kanser oluşumu

DNA hasarı

Güneş yanığı

Aşırı UVB’ye maruziyet sonucu oluşan yangısal reaksiyon

Yangı

Hücrede DNA hasarı

Bronzlaşma

Daha az yoğun veya kısa süre maruziyet sonucu deri koyulaşması

Renk koyulaşmasının amacı hücre DNA’sını bir şemsiye gibi korumak

Ani renk koyulaşması

UVA’nın etkisi ile ortaya çıkar

Güneşe çıktıktan 1 dk- 1 saat arasında deri koyulaşır

Kalıcı pigmentasyon

UVB ışınları ile oluşur

Güneşe çıktıktan 72 saat sonra belirir

UV dozu yüksek olmalıdır

Güneşin bilinmeyen yüzü

Bebek cildi, doğumsal lekelerhariç, lekesizdir

Tüm leruz kalma sonkeler güneşe maucu yıllar içinde oluşur

Lekesiz görünen bir cilt Wood ışığı altında incelendiğinde güneşe bağlı lekeler görülür

Deri kalınlaşması

Çoğunlukla UVB etkisi ile Derinin üst tabakalarının normalin 2-4 katı kalınlaşması söz konusudur

Güneş ışınlarına karşı koruma sağlar

Fotohasarlı deri

İnce ve kaba kırışıklıklar

Renk koyulaşması, damarlanma

Deride kabalaşma

Deride incelme

Bağışıklığın baskılanması

Deri kanserleri

Melanom !!!!

Deri hücrelerin de ölüm -anormal bağışıklık yanıtı -yangı

Hücrede kanser oluşumuna yol açan mutasyon

Deri kanseri

Deri kanserleri görülme sıklığı artmaktadır

İncelmiş ozon tabakası

Sıcak bölgelerde tatil alışkanlığı

Güneşlenme alışkanlığı

Açık hava sporları

UV ışınları düşük dozlarda bile kanser nedeni olabilir

Deri tipi, kanser riskinde önemli rol oynar

Melanom görülme sıklığı

25-34 yaş arasında:

Erkeklerde en sık görülen 4. kanser

Kadınlarda ise en sık görülen 2. kanser

Her yıl 100.000’in üstünde melanom tanısı

Her saatte bir kişi melanomdan hayatını kaybetmektedir

Deri kanserlerinin %90’ı

Melanomların %60’ı UV ışınlarına bağlıdır

GÜNEŞTEN KORUNMA

Deride hafif kızarıklık varsa dikkat

Gölgede kalınmalı

Tatillerde güneşten bilinçli yararlanılmalı

Güneşten korunma konusunda bilgilenilmeli

Yanık ten deri kanserinden korumaz, unutulmamalı !!!!!!

Mümkün olduğu kadar deri örtülmeli

Şapka giyilmeli

Dışarıda kalma saatlerine özen gösterilmeli

Güneşten koruyucular konusunda hekimden bilgi alınmalı

Deri hastalıklarının tedavisinde ultraviyole yani güneş ışınları kullanılıyor. Fototerapi adı verilen bu tedaviler, dalga boyları belirlenmiş özel lambalarla gerçekleştiriliyor. Fototerapide tüm vücut ultraviyole ışınına maruz kaldığı için, yöntemin belli sayının üzerinde uygulanması tercih edilmiyor. Fototerapi tedavisi gören hastaların uzun süren takiplerinde, cilt kanserleri gelişme riskinde artış ve deride erken yaşlanma gözlenebiliyor. Buradan yola çıkarak, yan etki ve riskleri
ortadan kaldırmak için ‘Hedefe Yönelik Fototerapi’ yöntemi geliştirildi.

Türkiye’de sadece beş yerde bulunan Excimer Light adlı cihazla uyguladığımız ‘Hedefe Yönelik Fototerapi’de; Ultraviyole dozları, kısa süre içinde, sadece tedavi edilmek istenen hastalıklı bölgeye uygulanıyor. Hedefe yönelik fototerapi tedavisinin, sedef hastalığı ve vitiligo olmak üzere, birçok dermatolojik hastalıkta etkili bir yöntem olduğu kanıtlanmıştır.

Sedef Hastalığında Hedefe Yönelik Fototerapi

Excimer Light ile ortalama 10 seanslık uygulama sonrasında başarı oranı, yüzde 70 ile 90 oranındadır. Tedavi bitiminde hastalığın tekrar ataklarının azaldığı bilinmektedir. Cihaz deri kıvrım yerleri ve saç gibi zor alanlara da ulaşılabilme olanağı veriyor.

Özellikle tedaviye dirençli olan avuç içi ve ayak tabanındaki sedef hastalığının tedavisinde çok iyi yanıt alındığı biliniyor.

30 santimetrekarelik bir alana uygulama, yaklaşık 1,5 dakikadan daha kısa sürmekte olup seansların sıklığı, hastalığın şiddetine göre değişkenlik gösterir. Genellikle 10 günde bir uygulanır.

Vitiligo Hastalığında Hedefe Yönelik Fototerapi

Vitiligo, dış derinin renk kaybına uğramasıyla oluşan beyaz plaklarla seyreden bir deri hastalığıdır. “Hedefe Yönelik Fototerapi”de seans sayısının sedef hastalığına oranla daha fazla olması gerekir. Özellikle yüz bölgesine yerleşen vitiligoda başarılı ve hızlı yanıt elde ediliyor. Fototerapi, diğer tedavi ajanlarıyla birlikte de kullanılabilir. Tedavi haftada bir ile üç arasında periyotlarla uygulanır.

Hedefe Yönelik Fototerapi’nin Kullanıldığı Başlıca Hastalıklar:

  • Sedef Hastalığı
  • Vitiligo
  • Saçkıran
  • Deri Lenfoması
  • Atopik Egzemalar
  • Dirençli El Egzamaları


Prof. Dr. Sibel ALPER

Dermatoloji Uzmanı

İstanbul Florence Nightingale Hastanesi

Sedef hastalığı nedir?

Sedef deri hücrelerinin bağışıklık sistemindeki yanlış sinyaller nedeniyle çok hızlı çoğaldığı, derinin bası/darbe bölgelerinde, kızarıklık ve pullanmalar ile kendini gösteren bir deri hastalığıdır.

Sedef hastalığı bulaşıcı mıdır?

Sedef hastalığı kesinlikle bulaşıcı değildir ve normal yaşantıyı sürdürmede hiçbir engel oluşturmaz. Sedef hastasına dokunarak, aynı havuza girerek veya yakın ilişkide bulunarak sedef hastası olunmaz.

Sedef hastalığı kronik bir hastalık, değil mi?

Evet, kroniktir. Yıllarca devam edebilir ama hastaların % 75’inde çok hafif seyreder.

Sedef hastalığı en sık kimlerde görülüyor?

Tüm dünya ülkelerinde sedef hastalığı görülmektedir. Erkek ve kadınlarda eşit oranda görülür ama kadınlarda biraz daha erken başlamaktadır. Hemen herkeste ve her yaşta görülebilir, erişkinlerde daha sıktır. En çok 20’li yaşlarda ortaya çıkar. % 75 oranında 40 yaştan önce başlar. Bir de 50-60 yaşları önemli bir dönemdir.

Sedef hastalığının tam olarak nedeni nedir? Genetik mi?

Sedef hastalığının nedeni hâlâ belli değildir. Genetik olarak taşısa bile birkaç şey bir arada olunca tetiklenebilmektedir. Ailede sedef hastalığı olması riski arttırmaktadır, ama ailesinde sedef hastalığı olan birinde mutlaka hastalık ortaya çıkacak diye bir durum söz konusu değildir. Sedef hastalığı birden fazla gen ile ilgili ailesel bir hastalıktır. Bir ebeveynde varsa risk yaklaşık yüzde 10’dur. Bu genler tanımlanmıştır. Ancak kalıtsal olarak geçen herkeste hastalık ortaya çıkmaz. Tetikleyici nedenlere de ihtiyaç vardır.

Stres sedef hastalığını artırıyor mu?

Tüm bağışıklık sistemi hastalıklarında olduğu gibi stres sedef hastalığının tetikleyicileri arasındadır. Sedef hastalığı ve stres arasında bir kısır döngüden söz edebilmektedir. Bazı ilaçlar, enfeksiyonlar, aşırı ultraviyole, hormonal değişiklikler gibi başka tetikleyiciler de bulunmaktadır.

Polonyalı araştırmacı Udo Erasmus ‘İyileştiren Yağlar- Öldüren Yağlar ‘ kitabında sedef hastalarına lezyonların üstüne keten tohumu yağı sürmelerini öğütlüyor. Yararı olabilir mi?

Belki de psikosomatik etkili...(psikolojik olarak iyi geleceğine inandığınız bir şeyin vücuda fayda sağlaması) Antioksidan niteliği olan gıdalara ağırlık verilmesi yerinde olabilir. Ama ilaç tedavisi her zaman ilk seçenektir.

Ortalıkta tıp doktoru olmayan, bitkilerle tedaviye yönlendiren, üstelik bunu gazete köşelerinde yapan, bir şekilde parıldayan! kişiler de var. Bu gibi kişilerin de önerileriyle hastalar ilaç yerine, bitkisel tedavilere yönelebiliyor. Bu doğru mu?

Hayır. Birincisi kullanılan bazı bitkiler tedaviyi çok geciktirebiliyor; ikincisi; var olan lezyonları şiddetlendirebiliyor. Sonuçta hastalar iyileşebilecekken iyileşemez hale geliyorlar. Üstelik hastanın cebinden bitkisel tedavi için ilaca göre bazen daha fazla ücret çıkıyor.

Peki sedef hastalığının tedavisinde kullanılan ilaçlar güçlü mü?

Hafif vakalarda dışarıdan krem şeklinde ilaçların uygulanması söz konusudur. Eğer sedef hastalığının lezyonları vücudun % 5’inden fazlasına yayılmışsa krem dışında faklı tedavi seçenekleri de gerekebilir. Tedavi gecikirse zaman içinde eklem, kalp, metabolik sendrom, obezite gibi farklı rahatsızların gözlenme riski de artabilmektedir.

Bağışıklık mekanizmasını düzeltmeye yönelik çok yeni tedaviler var. Ümitsiz olmak için hiç neden yok. Sedef hastalığının tedavisinde hastaların uyumu, gösterecekleri özen de çok önemli. Örneğin hastalar genelde lezyonlar azalınca ilaç kullanmayı bırakıyorlar. Oysa ilacı düzenli kullanmak çok önemli.

Sedef hastaları güneşe çıkmasınlar mı?

Aşırısı zararlı. Kontrollü güneş olabilir. Yani sabah ve akşam belli saatlerde. Fazlası hastalığı tetikliyor.

Sedef hastalığının beslenmeyle ilgisi var mı peki?

Sedef hastalığındaki yapı çok ilginç; sadece deri hastalığı değil. Deriden başlıyor ama bu hastalarda obezite riski var. Bu hastalarda TNF (tümör nekrozis faktör) adlı bir kimyasalın salgısı yüksek. Bu kimyasal yağ dokusunda da salgılanıyor. Lezyonun aktif olmasına yol açıyor.

Sedef hastalarının sağlıklı yaşamaları gerekiyor. Hepimiz için geçerli olduğu gibi; egzersiz, doğru beslenme.

Güneş kremi kullanalım mı, kullanmayalım mı?

Güneşten korunmanın ilk basamağı giysi ile korunmadır. Şapka, gözlük gibi mekanik önlemleri aldıktan sonra güneş koruyuculara güvenmeliyiz. Yaz aylarında koruyucu kesinlikle kullanılmalı, ancak ürün konusunda doktora danışılmalı. Çok çeşitli markalar var, ama hepsi içeriklerini tam açıklamıyor. Dolayısıyla güvenilir ürün ve deri tipine göre seçilmeli. Makyaj yapılıyorsa renkli ürünler kadınlarda tercih edilebilir.

Ne zaman sürelim? Güneşe çıkmadan hemen önce mi? Ya tekrarı?

Güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeli ve 4 saatte bir tekrarlanmalıdır. Kaç faktörlü koruma kremi kullanalım? Yaz aylarında en az 30 koruma faktörü gerekmektedir. Esmer tenlilerde bu yeterken, açık renk deride ve açık renk gözde mutlaka 50 SPF tercih edilmelidir. Yüzümüz ve vücudumuza süreceğimiz krem faktörleri değişik olsun mu? Koruma faktörü aynı olmalı çünkü gövdede çok sayıda benler bulunabiliyor ve bunların da güneşten korunması çok önemli. Çok ciddi bir deri kanseri olan melanom sıklığı tüm dünyada artıyor ve en çok benler üzerinde gelişiyor. Dolayısıyla tüm vücudu korumak önemli.

Güneş kremi alırken nelere dikkat edelim?

Öncelikle içeriğini tüm detayıyla açıklayan, güvenilirliği kanıtlanmış firmaların ürünleri seçilmeli. Günümüzde her tür deri tipine ve deri sorunlarına uygun, hatta hamileler ve çocukların da kullanabileceği ürünler var. Dermatoloğunuza danışarak seçerseniz hem deri zarar görmez, hem de birden fazla yarar sağlayabilirsiniz. Örneğin; sivilce tedavisi,1 eke tedavisine katkı gibi.

Ne zaman güneşe çıkalım?

Saat 11:00-16:00 arası güneşten uzak durulmalı. Ancak güneş maruziyeti derken deniz, havuz anlaşılmamalı. Günlük aktivitelerimiz sırasında da bu saatlerde gölge ve kapalı ortamlar tercih edilmeli. Deniz kenarında güneş kum ve denizden yansıyacağı için şemsiye altı her zaman güvenli olmayabilir.

Daha iyi yanmak için çeşitli içecekleri üzerine döken var, zeytinyağı süren var... Bunlara ne diyeceksiniz?

Eyvah diyeceğim sanırım. Bronzluk insanda enerjik görünüm veriyor ve antideprasan etkisi var. Ancak uzun vadede erken yaşlanma ve deri kanseri riski düşünüldüğünde değmez diye söyleyebilirim. Artık deri kanseri sıklığı artışı nedeniyle yapılan uyarılar sonucu tüm dünya starlarında bile bronzluk out. Çok istenirse otobronzan ürünler kullanılabilir. İngiltere'de aşırı solaryum tutkusu nedeniyle cilt kanseri vakaları yaygın, gazetelerde çok sık yer alır.

Solaryumdan kesinlikle uzak mı durmalı?

FDA solaryumu 18 yaş altına yasakladı. Bu yasağın erişkine uzaması da bekleniyor. Solaryumlar kontrolsüz güneş ışını veriyor. Deri kanserine yol açtığı ve derinin bağışıklık sistemini baskıladığına dair kanıtlar var, uzak durulmalı.

Kaç saat güneşlenmek yeterli?

Ülkenin ekvatora yakınlığı ve güneş ışınlarını ne kadar aldığına bağlı D vitamini için gerekli süre değişiyor. Genel kural derinizin kızarması için gereken zamanın yarısı kadar güneşte kalmanız. Türkiye için konuşursak, beyaz tenli bir kişi için Haziran ayında bu 10:00-11:00 arası 15 dakikadır. Ten esmerleştikçe bu süre uzar, çok esmer birinde 1 saati bulabilir.

Güneş sonrası cilt bakımı nasıl olmalı?

Güneşli günlerde deri nemini hızlı kaybeder. Gün boyu su tüketimini arttırmalıyız. Ilık-soğuk su ile duş, ardından 5 dakika içinde süt tarzında hiyaluronik asit içeren bir nemlendirici uygun olur.

1- Bütün kadınlarda selülit oluşabilir! Kadınlarda selülit oluşma oranı erkeklerden çok daha baskındır. Yağlı ve zayıf besleyici yiyecekler tüketmeyin. Metabolizmayı hızlandırın.

2- Selülitlerinizin fazla olması kilolu olduğunuz anlamına gelmez! Selülitler tek tip değildir ve eşit şekillerde oluşmazlar. Selülitlerin oluşma mekanizması kilolu olmanızla direkt ilişkili değildir. Selülitler kilolardan bağımsız bir şekilde de oluşabilir.

3- Selülit dolaşımın daha az olduğu bölgelerde oluşur. Kalçalar, üst ve alt bacaklar, kolların üst kısımlarında selülit oluşabilir. Aktivite azlığıyla da daha fazla oluşur. Günlük spor alışkanlığını arttırın. İyi bir cilt sıkılaştırıcı ve egzersiz ile savaşa başlayabilirsiniz!

4- Sadece kremler yetmez! Egzersiz yapmadan kullanılan selülit kremlerin etkinliği çok azdır. Her gün en az 45 dakika yürümeye çalışın.

5- Antioksidanlardan yardım alın. "Ginkgo biloba" yağ hücrelerinin oksijenlenmesini artıran güçlü antioksidanlardandır. Cilt altı yüzeyde kan dolaşımını artırarak yapıyı güçlendirir, selülitlerin azalmasına yardımcı olur.

6- Banyoda vücudunuzu düzenli olarak masaj yaparak yıkayın. Günlük kalp yönüne doğru yapılan sert masaj hareketleriyle vücudunuzdaki dolaşımı artırıp selülit oluşumunu azaltabilirsiniz.

7- Elma sirkesi... Kahve veya yarı yarıya sulandırılmış elma sirkesi ile yuvarlak hareketlerle masaj yapmak selülit oluşumunu azaltmaya ve sıkılaşmaya yardımcıdır.

8- Şekere dikkat... Yüksek şeker ve katkı maddesi içeren yiyeceklerden uzak durun.

9- Önce doğallık... Doğal yağ ve besinlerin tüketilmesi, antioksidan içerikli meyve ve sebzeler selülit oluşumunu önleyebilir.

10- Suya dikkat! Günlük en az 2 litre su tüketin.

11- Yeşil çay tüketmek metabolizmanızı hızlandırarak yağ yakımını artırır ve selülit oluşumunu önlemeye yardımcıdır.

12- Sihirli ama basit bir karışıma ne dersiniz? Ilık bir bardak suya karıştırılan limon suyu veya elma sirkesi ile bir çay kaşığı bal yine metabolizmanızı hızlandırarak selülit oluşumunu önlemeye yardımcıdır.

El üzerindeki cildimiz daha incedir. Kan damarları ve kök hücre kaynağı açısından fakirdir. Bu nedenle el yaşlılığı vücudun diğer kısımlarından önce fark edilir.

Şişli Florence Nightingale Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Zahide Eriş Eken elde yaşlanmanın etkilerini azaltan önerilerini aşağıda bulabilirsiniz.

Temizlik malzemelerine dikkat: Ellerinizi sürekli yıkamak ve temizlik malzemeleri içinde kullanılan kimyasallar ellerin kurumasına ve cildin hasarlanmasına yol açar. Bunu önlemek için koruyucu elpen kullanmaya özen gösterin.

Soğuk havalarda elpen kullanın: Soğuk hava ve rüzgar sürekli ellerimizin kurumasına, çatlamasına sebep olur. Dışarıya çıkarken elleri korumak ve elpen kullanmak gerekir. Özellikle kış aylarında yıkanmasıyla ellerin nemi hızla azalır.

Her şeyin başı hijyen: Tabii ki bulaşıcı hastalıklar ve bakterilerden korunmanın en kolay yolu ellerin yıkanmasıdır. Fakat yıkamadan sonra ellere günde en az 3 sefer nemlendirici krem kullanmak kurumayı önler.

Doğru nemlendiriciyi seçmek önemlidir! Yağ bazlı nemlendiriciler ellerin nemlendirilmesinde daha uygun olacaktır. Ayrıca cildin daha canlı görünmesi için meyve asitleri ve vitamin içerikli nemlendiricileri deneyin. Nemlendiricinizin pahalı olması gerekmez, etkili olması yeterlidir.

El masajı uygulayın: Nemlendiricinizi kullanırken ellere, tırnak kenarlarına masaj yaparak yavaş hareketlerle sürmek nemlendirmede daha etkilidir.

Güneşten korumaya özen gösterin: Güneş ışınlan zamanla ellerin üzerinde leke ve çil oluşumuna yol açar ve ellerinizin daha yaşlı görünmesine sebep olur. Bu sebeple ellerinize de güneş koruyucu krem kullanmak gerekir. Veya en az 15 faktörlü bir nemlendirici kullanabilirsiniz. Ayrıca oluşan lekelerin çeşitli krem ve işlemlerle tedavisi mümkündür. Bunun için dermatoloğunuza başvurun.

Ölü hücrelerden arındırın: Yumuşak hareketlerle ve bir avuç şekerle el sırtlarına masaj yapın. Bu işlem ölü hücreleri uzaklaştırır, kan dolaşımını hızlandırır ve el derisinin daha canlı görünmesine sebep olur.

Tırnak bakımım atlamayın: Tırnaklar ellerin en önemli parçasıdır. Tırnak ve tırnak kenarları da kuruluktan etkilenir. Bu sebeple tırnakları ve tırnak kenarlarını masaj yaparak nemlendirmek gerekir. Tırnak cilasının uzun süre tırnakta kalması ve aseton kullanımı tırnaklarda sararmaya yol açar, unutmayın.

Tırnaklara limon suyu: Tırnaklara limon suyuyla masaj yaparak meyve asitlerinin tırnakların parlaklığını korumasını sağlayabiliriz. Ayrıca günlük 2.5 mg biotin takviyesinin tırnakların daha sağlam ve sağlıklı olmasını sağladığı ispatlanmıştır.

Beslenmenin önemini unutmayın: Birçok yiyecek biotin içerir fakat en çok biotin içeren yiyecekler ekmek mayası, hardal tozu, yer fıstığı, fındık, ay çekirdeği, tavuk ve sığır ciğeri, yumurta, bademdir. Tırnak kenarlarınızdaki kuruluk ve deri soyulmalarına da yine yağ bazlı nemlendiricilerle veya saf vazelinle masaj yapmak iyi gelecektir.

Kalsiyum desteği: Ayrıca kalsiyum I eksikliği tırnakları kırılgan ve kuru hale getirir. Vitamin B eksikliği tırnak yatağında hastalığa yol açabilir.

Mevsimsel depresyon en sık kışın görülüyor. Yağışlı ve bulutlu hava şartları nedeniyle güneş ışığının eksikliği beyinde, mutluluk hormonu ve ciltte D vitamini üretimini azaltıyor. Çalıştığımız ortamın mümkünse gün ışığını bol miktarda alacak şeklide konumlandırılması gerekiyor. İşe gidip gelirken vasıtadan bir durak önce inip gün ışığında güneş gözlüğü takmadan yürümek kışa uyum sağlamamızı kolaylaştırıyor. İyimser arkadaşlarla vakit geçirmek ve hobiler ile meşgul olmak, sosyalleşmek depresyon riskini azaltıyor.

Kış yorgunluğunu atın!

Güneş yardımıyla cildimizde üretilen D vitamini, bağışıklık sisteminin 20'ye yakın antibiyotik benzeri silah üretimini sağlıyor. Özellikle yazın yeterli güneş görmeyen veya tatil yapamayanlar, havaların soğumasıyla virüslerle oluşan grip benzeri hastalıklara çok daha kolay yakalanıyor ve zor iyileşiyorlar. Bu kişilerin hekimlerine başvurarak kanda D vitamin seviyelerini ölçtürüp, takviye almaları gerekiyor.

Günde 2 saatten fazla TV seyretmek kalp hastalığı riskini 2 kat arttırıyor. Evde veya işte oturarak zaman geçirenlerin diyabet ve kalp hastalığı riski 2 kat artıyor ve 30 dakikalık egzersizin bile faydasını götürüyor, 1-2 saatte bir 2 dk kalkıp yürümek gerekiyor. Düzenli egzersiz meme ve kolon kanseri riskini %25-30 azaltıyor.

Üşüme birçok insanı tatlı yemeye sevk ediyor. Buysa kilo almaya neden oluyor. Ciltaltı yağ dokusunun artışı üşümeyi azaltsa da kilo fazlalığının getireceği hastalıklar uzun vadede sorun oluyor.

Mevsimsel ısı farkına uyum sağlamak için haftada en az 3 gün dışarıda 30-40 dakika yürüyüşe çıkmak gerekiyor.

Egzersiz ayrıca mevsimsel depresyon riskini de azaltıyor, vücuda mutluluk hormonu ve ağrı kesici madde ürettiriyor.

Serin havada yapılan egzersizin, daha çok kalori yakmayı sağladığı gibi soğuğa dayanıklılığı arttırdığı biliniyor. Japonya'dan bir araştırmaya göre, ormanda 2 saatlik yürüyüş bağışıklık hücrelerinin kısa sürede artmasını, güçlenmesini sağlıyor

Egzersize zaman ayıramayacakların alışverişe yürüyerek gitmek, asansör yerine merpen kullanmak gibi aktiviteler yapması faydalı olabiliyor. 10 ar dakikalık günde birkaç sefer yapılacak aktivite de benzer etki gösteriyor.

Düzenli egzersiz yapanlar soğuk algınlığı ve gribe yüzde 50 daha seyrek yakalanıyor. Yakalandığında kendini yorgun hissetmiyorsa, egzersize devam etmekle yüzde 30 çok daha çabuk iyileşiyor.

Doğumsal cilt lekeleri nedir, ne sıklıkla görülürler?

Ciltte görülen doğumsal damar lekeleri doğumda mevcut ya da doğumu izleyen ilk yılda ortaya çıkan kırmızı, bordo, mor renkli cilt lekeleridir. Doğumsal cilt lekeleri sık görülen bir durumdur. Bunların başlıcaları hemanjiyom ve port wine (porto şarabı) lekeleridir. Hemanjiyomlar insanlarda görülen en sık doğumsal anomali türü olup, yenidoğanların %2'sinde ve 1 yaşına kadar olan çocukların da %12'sine kadar değişebilen oranlarda ve değişik büyüklüklerde izlenebilirler. Porto şarabı lekeleri ise yenidoğanların yaklaşık %0.4 ünde görülebilirler. Benzer şekilde cilt altındaki daha derin damarları tutan arteriovenöz ve venöz malformasyonlar da cilt üstünde görünebilen renk değişikliklerine neden olabilen damarsal lezyonlardır. Bazı damarsal cilt lekeleri ise yetişkin yaşlarda da ortaya çıkabilirler.

Doğumsal cilt lekeleri hangi türlerde olurlar?

Hemanjiyomların %70'i doğumda mevcuttur, %15'i doğumu izleyen ilk yıl içinde belirir, geri kalanı da daha sonraki yıllarda ortaya çıkarlar. Genellikle kız çocuklarında daha sık görülürler. Hemanjiyomlar vücudun genellikle tek bir bölgesinde görülmekte ve %15 olguda birden fazla adette de olabilirler.

İlk yıl içinde ortaya çıkan hemanjiyomlar ilk 4-6 ay içinde hızla büyür ve daha belirgin bir hale gelirler. Bunu izleyen 6 ay içinde bu görünümlerini koruduktan sonra yaklaşık 5-7 yaşlarına kadar renkleri solarak iyileşme eğilimi gösterirler, tamamen ortadan kalkmamakla birlikte olguların yaklaşık %80'inde, bu yaşlarda ve değişken oranlarda gerileme gösterebilirler. Hemanjiyomu olan çocukların yaklaşık %50'sinde lekeler, erken okul yaşlarından sonra mevcut kalmaya devam ederler.

Porto şarabı lekeleri ise doğumda mevcut mor-bordo renkli lezyonladır, değişmezler, çocuk büyüdükçe yavaş yavaş büyürler ve yaşam boyu aynı renkte kalırlar.

Tedavileri nasıldır?

Daha önceleri tedavileri pek mümkün olmayan doğumsal lekeler, son yıllarda etkin lazer teknolojilerinin geliştirilmesiyle tedavi edilebilir duruma gelmişlerdir. İlk lazerler ile olan tedavilerde, kalıcı iz oluşumu ve rengin silinmeden başka bir renge dönüşmesi gibi durumlar izlenmekteyken, son zamanlarda geliştirilen lazer türleri bu risklere neden olmadan tedaviyi mümkün kılabilmişlerdir. Bunlar arasında PDL türü lazer, doğumsal lekelerin tedavisinde standart tedavi olarak kabul edilmektedir. Biz de merkezimizde damarsal lezyonların tedavisinde PDL lazeri türü kullanmaktayız.

Lazer tedavisi, cilde üstünden uygulanan lazer ışını yardımıyla gerçekleştirilmektedir. Cerrahi bir girişim söz konusu olmadığı için kesi yapılması gerekmez, ve kanama ve ağrı gibi durumlar söz konusu değildir. Tedavi, genellikle 4-6 hafta aralıklarla uygulanan 4-6 seans tedaviden oluşur.

Lazer tedavisinin başarı oranı nedir?

Başarı, lezyonların renginin belirgin derecede açılması ya da tamamen ortadan kaybolması olarak tanımlanır. Başarı oranları hemanjiyomlar için %85-95, porto şarabı lekeleri için %40-75 arasında değişir. Erken yaşlarda cildin daha ince olması ve lekelerdeki damarların daha küçük ve yüzeyel olması nedeniyle tedaviye erken başlanması durumunda başarı daha fazla olmaktadır. Benzer şekilde daha yüzeyel olan lezyonlarda da, daha derin ve kalın olan lezyonlara kıyasla tedavi çok daha başarılı olmaktadır.

PDL lazer, başka hangi hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır?

PDL türü lazer, bacaklarda ve yüzde görülen ince varislerin, ciltte pullu lezyonlara neden olan sedef hastalığının, yüz cildinde kırmızı renkli görünüme neden olan roza hastalığının, akne veya sivilcelerin, siğillerin, ameliyat veya travmaya bağlı izlerin, yüzde yaşlanmaya bağlı kırışıklıkların ve güneş lekelerinin tedavisinde de başarıyla kullanılmaktadır.

Hangi benler kanser habercisi olabilir?

Tehlikeli kanser türlerinden biri olarak gösterilen “
melanom”da erken tanının büyük önem taşıdığı bilinmektedir. Sıradan benlerle, içinde farklı ve olağan dışı bazı hücrelerin bulunduğu displastik nevüs (displastik benler) farklıdır. Sıradan benler “melasonit adı verilen deri hücrelerinin gruplar halinde büyümesinden ibaret bir deri oluşumu özelliğini taşır ve erişkinlerde ortalama 10-40 arasında sıradan benlerden bulunabilir. Bu benler ortalama 5 milimetre çapında, net sınırlı, oval-yuvarlak, kubbemsi, tek renkli lezyonlar şeklindedir.

Displastik benler ise sıradan benlerden farklı görünümde ve genellikle 5 milimetreden daha büyüktür, pembeden koyu kahverengi gibi renklerde olabilir. Sınırları düzensiz olan bu benler çoğunlukla güneş gören bölgelerin yanında, saçlı deri, kalça gibi güneş görmeyen yerlerde de ortaya çıkabilir. Bir kişide 10'dan fazla displastik ben bulunabilir. Displastik benleri bulunanlarda genellikle sıradan benler de çok sayıdadır. Displastik benlerde melanom gelişebilmektedir. Hiç displastik beni olmayanlara kıyasla 5'ten fazla displastik beni olanlarda melanom riski 10 kat daha fazladır. Yani ben sayısı arttıkça, risk de artmaktadır.

Bu tür benleri olanların güneşten korunması, solaryumdan uzak durması ve benlerinde değişiklik fark ettiklerinde hemen doktora başvurması gerekir. Bu benlerdeki renk değişikliği, büyüme-küçülme, yapısında, dokusunda değişiklik, kabuklanma, sertleşme, kabarma, kaşıntı ve sızıntı çok önemli uyarıcı değişiklikler olarak algılanmalıdır.

Erken tanının önemi

Her bireyin mutlaka bir kez dermatoloğa başvurarak tüm benleri kontrol ettirmesinin oldukça önemlidir. Displastik benleri olanlar yılda 2 kez kontrole gitmeli. Özel görüntüleme yöntemleriyle doktorlar benleri fotoğraflayacak ve her muayenede kıyaslayarak, değişimi en erken dönemde, daha kanserleşme olmadan fark edecektir. Ailesinde melanom olanlarınbu kontrolleri 3 ayda bir yaptırması önerilir. Melanom çok tehlikeli ve hızlı ilerleyen bir deri kanseri türü olduğundan benlerin değerlendirmesi ve takibi mutlaka normal sağlık kontrolü takviminde yer almalıdır. Nasıl check-up yaptırıyoruz, derinin de düzenli check-up'ı yapılmalı, bütün benler kontrol edilmelidir.

Yaşlanma karşıtı etkileri nedeniyle vitaminler üzerinde son yıllarda çokça durulmaktadır. Vitaminler genel sağlığımızı ve onun en önemli parçası olan deri sağlığımızı korumak için başvurmamız gereken ajanlar arasındadırlar. Özellikle ultraviyole ışınlarının derimizde oluşturduğu hasarı onarmak açısından önem taşırlar. Derimizi ve bağışıklık sistemimizi hastalıklardan korumaya ve güneşin yaşlandırıcı etkisini ortadan kaldırmaya yönelik uygulamalar arasında vitaminlerin yeri oldukça değerlidir.

Vitaminler, biyolojik olarak aktif, vücut işlevlerimizin sağlıklı bir şekilde devamı açısından vazgeçilmez organik bileşiklerdir. Derimiz çevresel faktörlere ve deride oksidatif strese yol açan güneş ışınlarına en çok maruz kalan en büyük organımızdır. Bazı vitaminler epidermis ve dermisin günlük fonksiyonlarını düzenlemek için gerekliyken, bazıları kozmetik uygulamalar yoluyla derinin UV ile oluşan hasardan korunmasına yardımcı olurlar.

  • Bütün bu etkiler açısından içlerinde en önemlileri A ve E vitaminidir.

  •  A vitamini doğada iki farklı formda bulunur; retinol ve karotenoid.

  • Retinol sadece hayvani yağlardan, sütten, yumurtadan, karaciğerden, balık yağından yüksek oranda alınabilirken, karoten havuçtan, domatesten, renkli sebze ve meyvelerden alınır.

  • Bu vitaminler epidermisteki hücrelerin büyümesini düzenlerler.

  • A vitamininin hem eksikliğinde hem fazlalığında deride kuruluk ve pullanma ortaya çıktığından doğru kullanım çok önemlidir.

  • Karotenlerin UV hasarını önleyici etkileri bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

  • Sentetik A vitamini türevleri olan ilaçlar ise gerek deriye sürülerek gerekse ağızdan alınarak birçok deri hastalığının ve yaşlanmış derinin tedavisinde kullanılmaktadır. Derideki kollajen ve elastini arttırdığı çalışmalarla gösterilmiştir.

E vitaminin antioksidan özellikleri ön plandadır. Bitkilerde, yağlı tohumlarda, mısır, fındık, soya, buğday, bazı et ve süt ürünlerinde bulunur. E vitamini, güneş hasarını ve güneşe bağlı yaşlanmayı azaltmaktadır. Bu etkinlikleri ile her iki vitamin de çeşitli kozmetikler içinde bulunmaktadırlar. Ancak tek başına kozmetiklerle bu yaşlanmayı güçlü bir şekilde geriye almak mümkün olmadığından, devreye dermaroller, lazer gibi uygulamaları da sokmak gerekir.

Deriyi gençleştirmek tek yöntemle mümkün değildir, ideal olan ihtiyaca göre değişik yöntemler ile lekeleri, kırışıklıkları, damarlanmaları, gevşemeleri hedeflemek ve kombine tedaviler ile sonuca ulaşmaktır. Bu yöntemler dermatolojik muayenenizin ardından hekiminizle birlikte, sizin ihtiyaçlarınıza göre belirlenir.

Uygulanacak yöntemler yaşa, ortaya çıkan yaşlanma belirtilerinin düzeyine göre seçilmelidir. Genç yaşlarda yüzeysel kimyasal peeling, dermaroller, ileri evrede ise fraksiyonel lazer, derin peeling, dolgu uygulamaları seçilebilir. Botoks uygulamalarının iki dönemde de yeri vardır.Sağlıklı bir deriye sahip olmanın, genel sağlık ile çok yakından ilgili olduğunu, sağlıklı beslenme, antioksidanlar, spor ve düzenli uyku ile en değerli mücevherimizin cildimiz olacağını unutmamak dileğiyle.

Yeni doğanın derisi hassastır. Kimyasallar, parfümler, giysi boyaları, deterjanlar tahrişe, kızarıklığa ve kaşıntıya neden olabilir. Yeni doğan bebeğin derisi vernix denilen koruyucu bir tabaka ile kaplıdır, bu tabaka bir hafta içinde soyularak kaybolur. Temizlemek için zorlamak doğru değildir. Mümkün olduğu kadar az ürün kullanılmalıdır. İlk 6 saate banyo önerilmemektedir.

Giysiler, battaniye, çarşaflar kullanılmadan önce mutlaka yıkanmalıdır. İki kez durulama yapmak yararlı olabilir. Çok sık banyo derideki koruyucu nem ve yağ tabakasını zedeleyerek tahriş edici ve alerjen maddelerin emilimini kolaylaştırabilir. İlk aylarda haftada 1 kez yumuşak sünger ile yıkamak yeterlidir. Arada kirlenen bölgeler ılık su ve pH'ı uygun sabunla silinebilir.

Vitaminler biyolojik olarak aktif, vücudumuzun fonksiyonlarının sağlıklı işleyişi açısından vazgeçilmez ve birçoğu esansiyel olan organik bileşiklerdir. Vitaminler yağda ve suda eriyen vitaminler olarak başlıca iki gruba ayrılırlar. Yağda eriyen vitaminler A, D, E, K; suda eriyenler ise B ve C vitaminleridir. Yağda eriyen vitaminler ihtiyaç olandan fazla alındıklarında vücutta birikebilirler. Vitamin eksiklikleri gelişmiş ülkelerde sıklıkla metabolik veya organik bozukluklara bağlı olarak, gelişmekte olan ülkelerde ise malnütrisyon/ kötü beslenme ile ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır.

Derimiz çevresel faktörlere ve deri için önemli bir serbest radikal üreticisi olan güneşe en çok maruz kalan en büyük organımızdır. Bazı vitaminler epidermis ve dermisin günlük fonksiyonlarını düzenlemek için gerekli iken bazı vitaminler topikal/ yüzeysel uygulamalar yoluyla derinin UV ile tetiklenen hasardan korunmasına yardımcı olmaktadır

A vitamini

A vitamini doğada başlıca hayvani yağlarda, sütte, yumurtada, karaciğerde, balık yağında, havuçta, domateste, renkli sebze ve meyvelerde bulunmakta, bazı mantar türleri ve bazı bakteriler tarafından üretilmektedir. A vitamini eksikliğinde deride kuruluk ve pullanma gelişir. Ağızdan alındığında A vitamini karaciğerde depolanır. A vitaminin yaklaşık 1/3’ü karoten formundadır. Karotenlerin başlıca etkisi deriyi ultraviyole (UV) radyasyonundan korumalarıdır. Foto yaşlanma gösteren deride mevcut olan kırışıklık ve kabalaşmayı, melazmayı (ciltteki siyah kahverengi lekeler) ve lentigoları (güneş lekesi) azaltır. A vitamininin dışarıdan sürülmesinin kolagen yapımı arttırdığı da gösterilmiştir.

B vitaminleri

B vitaminleri suda eriyen bileşiklerdir ve fazla alındıklarında vücuttan atılırlar. B vitamini çok çeşitli besinlerde bulunmaktadır. B vitamini; tüm tahıllarda, muz, patates, karaciğerde, hindi etinde bulunur. Ultraviyole hasarını azaltıp, kollagen sentezini uyarır.

Derinin yağ tabakasının korunmasına katkıda bulunur. Yara iyileşme sürecinde olumlu etkisi vardır. Folik asit DNA sentezinde görev alır. Kemik iliği hücreleri gibi hücresel döngüsü hızlı hücrelerde DNA sentezi için kritik öneme sahiptir. Eksikliği yaşlılarda, alkoliklerde, metotreksat ya da fenitoin gibi bazı ilaçların alınması durumunda meydana gelir. Eksikliğinde hematolojik değişiklikler gelişir. Deri sürekli folik asit ihtiyacı olan bir organdır. UV ışınlarına maruz kalmak derideki folik asit ve türevlerinin azalmasına neden olur. Folik asit eksikliğinde DNA tamir mekanizmalarının azalması ile ilişkili olarak deride karsinogenez artabilir. Bu nedenle derinin sağlığı için folik asit alımı oldukça önemlidir.

C vitamin

C vitamini turunçgillerde ve sebzelerde bulunur, önemli bir antioksidandır. Güçlü bir antioksidan olan C vitamini E vitamininin antioksidan kapasitesini arttırır. Güneşten koruyucu ürünlere eklendiğinde UV koruyucu etkinin arttığı saptanmıştır. C vitamininin kollagen üretimini arttırdığı tespit edilmiş, klinik çalışmalarda foto yaşlanma bulguları gösteren derinin tedavisinde etkili olduğu kanıtlanmıştır.

C vitamini türevi olan askorbik asit; topikal/ harici kullanım ile foto yaşlanma, melazma (ciltteki siyah, kahverangi lekeler) ve çatlak tedavisinde kullanılmaktadır. Topikal uygulamadaki en önemli problem C vitaminin hava ve ışık ile temas sonrasında okside olması ve deriden emiliminin az olmasıdır.

D vitamini

Yağlı balıklarda, karaciğerde, yumurta ve kırmızı ette bulunur. D vitamini sedef hastalığının tedavisinde ve UV ışınlarının deri üzerindeki olumsuz etkilerini baskılanmasında kullanılmaktadır.

E vitamini

E vitaminin antioksidan özellikleri ön plandadır. Bitkilerde, yağlı tohumlarda, mısır, fındık, soya, buğday, bazı et ve süt ürünlerinde bulunur. E vitamini, güneş hasarını ve güneşe bağlı yaşlanmayı azaltmaktadır.

K vitamini

K vitamini yeşil yapraklı sebzelerde, bazı bitkisel yağlarda (kanola, soya, zeytin) bulunur . Ayrıca yararlı bağırsak bakterileri tarafından da üretilmektedir. Kanın pıhtılaşmasında önemli görevi bulunur. Eksikliğinde burun ve dişeti kanamaları, kolay morarma gelişimi görülür. Topikal/ harici olarak %1’lik K vitamini kullanımı ile lazer ve dolgu gibi işlemlerden sonra deride gelişen morlukların daha kısa sürede gerilemesi sağlanabilmektedir. Retinol ile kombine kullanımına bağlı göz altı morluklarında iyileşme bildirilmektedir.

Biotin

Biotin H vitamini ya da B7 vitamini olarak da bilinir. Yağ ve karbonhidrat metabolizmasında rol alır. Maya, yumurta, süt, ve karaciğerde bulunur. Bağırsakdaki yararlı bakteriler tarafından da sentezlenir. Saç dökülmelerinde, bazı saç hastalıklarının ve tırnak hastalıklarının tedavisinde kullanılabileceği belirtilmektedir.Kırılgan tırnaklarda biotin kullanımının tırnak değişikliklerini düzelttiği gösterilmiştir.

Spor yapanlarda görülen deri problemleri ortalama %15 antrenman zamanı kaybına yol açmaktadır. Düzenli olarak tüm takım üyelerinin kontrolü gerekir. Spor yapanlarda görülebilecek deri belirtileri:

• Nasır (kallus):Bası yerinde oluşan deri kalınlaşmasıdır. Ortası belirgin sert deri kalınlaşması şeklinde görülür. Ayakkabı seçimi değiştirilmeli, yumuşatıcılar uygulanmalı, gerekirse cerrahi çıkarılmalıdır.

Siğil:ayak tabanında genellikle birden fazla küçük sertlikler şeklindedir. Human papilloma virüs (HPV) neden olur. Üzerleri kazındığında siyah noktacıklar görülür. Koterizasyon, lazer, kimyasallar veya dondurarak tedavi edilir.

• Siyah topuk:Topukta travmaya bağlı küçük kanamalardır. Tedaviye gerek yoktur.

• Travmatik bül:Aşırı sürtünmeye bağlı içi su dolu kabarcıkların ortaya çıkmasıdır. Nedeni ortadan kaldırmak gerekir. Kabarcığın tavanı bırakılarak steril koşullarda boşaltılır. Antiseptik yara örtüsü uygulanır.

• Tırnak batması:Yanlış ayakkabı seçimine bağlı gelişebilir. Genellikle ayak baş parmak tırnağı etkilenir. Rahat ayakkabı giyilmeli, tel uygulamaları yapılmalı veya tırnak altına pamuk yerleştirilmeli, gerekirse antibiyotik kullanılmalıdır. Çok ağrılı olabilmektedir. İleri tırnak batması vakalarındatırnak çekimi ve matrisektomi düşünülebilmektedir.

• Siyah baş parmak (joggers toe):Darbe ve basınç ile ortaya çıkar. Eğer tırnak altında hematom oluşmuşsa tırnağı delerek boşaltmak gerekir. Hafif olgularda tedaviye ihtiyaç duyulmaz. Uygun ayakkabı seçimi önemlidir.

• Tırnak mantarı:Uzun süre hava almayan ayakkabı, nem, darbeler tırnak mantarının ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bulaşıcı olabilir. Tırnakta kalınlaşma, boşalma, renk değişikliği şeklinde görülür. Tedavi öncesi mikroskobik bakı ve kültür yapılması uygundur. Yaygın ise ağızdan ilaç verilmeli, hafif durumlarda ise sadece harici tedaviler yapılmalıdır.

  • İyi bir fizik muayene, düzenli takip

  • Bulaşıcı olanlarda tedavi yanı sıra önlem için eğitim

  • Spor yapmayı engel durum olup olmadığının değerlendirilmesi

  • Takım arkadaşlarının kontrolü ve korunması çok önemlidir.

Sürekli terleyen, ıslanan deride hastalık ortaya çıkmadan önce tedbir almak açısından tüm spor dallarındaki sporculara iyi bir deri bakımının nasıl yapılacağı ve kullanılacak ürünler konusunda bilgilendirme gereklidir.

Çevre koşullarının sağlığı tehdit ettiği, yaşam şartlarının bizi zorladığı, stres gibi bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen faktörlerin yoğun olduğu bir dönemde yaşamaktayız. Dolayısıyla gerek deri sağlığını gerekse tüm vücut sağlığını korumak için özen göstermek zorundayız. Sağlıklı bir deriye sahip olmanın ilk koşulu genel vücut sağlığımızın iyi olmasıdır. Bunun için de alınacak tedbirler konusunda bilgili olmalı ve uygulamaya geçirebilmeliyiz.

Taze ve katkısız meyve ve sebze tüketimi, hayvansal yağlardan uzak durma, 3 beyazdan kaçınma (tuz, şeker ve beyaz un), bol su içme bizim için kural olmalıdır. Güneşten korunmak, zarar görmeden güneşten yararlanmak derinin yaşlanma sürecini geciktirdiğinden, güneşten korunmanın önemi bilinmeli ve uygun önlemler alınmalıdır. Sigara içmemek, sigarının neden olduğu kırışıklıkları arttırma, deri rengini bozma, derinin kan dolaşımını azaltma ve kollajen hasarından bizi koruyacaktır.

Düzenli spor yapılmalıdır ve uyku düzeni sağlanmalıdır.Stresle başa çıkmayı öğrenmek de en az diğer faktörler kadar önemlidir. Tüm bunların yanı sıra hem erkek hem kadınlarda günlük deri temizliği ve bakımı ihmal edilmemelidir. Güçlü sabunlar kullanılmamalı, deri düzenli olarak nemlendirilmelidir.

Bizden haberdar olmak ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.