Yararlı Bilgiler

Sedef hastalığı nedir?

Sedef deri hücrelerinin bağışıklık sistemindeki yanlış sinyaller nedeniyle çok hızlı çoğaldığı, derinin bası/darbe bölgelerinde, kızarıklık ve pullanmalar ile kendini gösteren bir deri hastalığıdır.

Sedef hastalığı bulaşıcı mıdır?

Sedef hastalığı kesinlikle bulaşıcı değildir ve normal yaşantıyı sürdürmede hiçbir engel oluşturmaz. Sedef hastasına dokunarak, aynı havuza girerek veya yakın ilişkide bulunarak sedef hastası olunmaz.

Sedef hastalığı kronik bir hastalık, değil mi?

Evet, kroniktir. Yıllarca devam edebilir ama hastaların % 75’inde çok hafif seyreder.

Sedef hastalığı en sık kimlerde görülüyor?

Tüm dünya ülkelerinde sedef hastalığı görülmektedir. Erkek ve kadınlarda eşit oranda görülür ama kadınlarda biraz daha erken başlamaktadır. Hemen herkeste ve her yaşta görülebilir, erişkinlerde daha sıktır. En çok 20’li yaşlarda ortaya çıkar. % 75 oranında 40 yaştan önce başlar. Bir de 50-60 yaşları önemli bir dönemdir.

Sedef hastalığının tam olarak nedeni nedir? Genetik mi?

Sedef hastalığının nedeni hâlâ belli değildir. Genetik olarak taşısa bile birkaç şey bir arada olunca tetiklenebilmektedir. Ailede sedef hastalığı olması riski arttırmaktadır, ama ailesinde sedef hastalığı olan birinde mutlaka hastalık ortaya çıkacak diye bir durum söz konusu değildir. Sedef hastalığı birden fazla gen ile ilgili ailesel bir hastalıktır. Bir ebeveynde varsa risk yaklaşık yüzde 10’dur. Bu genler tanımlanmıştır. Ancak kalıtsal olarak geçen herkeste hastalık ortaya çıkmaz. Tetikleyici nedenlere de ihtiyaç vardır.

Stres sedef hastalığını artırıyor mu?

Tüm bağışıklık sistemi hastalıklarında olduğu gibi stres sedef hastalığının tetikleyicileri arasındadır. Sedef hastalığı ve stres arasında bir kısır döngüden söz edebilmektedir. Bazı ilaçlar, enfeksiyonlar, aşırı ultraviyole, hormonal değişiklikler gibi başka tetikleyiciler de bulunmaktadır.

Polonyalı araştırmacı Udo Erasmus ‘İyileştiren Yağlar- Öldüren Yağlar ‘ kitabında sedef hastalarına lezyonların üstüne keten tohumu yağı sürmelerini öğütlüyor. Yararı olabilir mi?

Belki de psikosomatik etkili...(psikolojik olarak iyi geleceğine inandığınız bir şeyin vücuda fayda sağlaması) Antioksidan niteliği olan gıdalara ağırlık verilmesi yerinde olabilir. Ama ilaç tedavisi her zaman ilk seçenektir.

Ortalıkta tıp doktoru olmayan, bitkilerle tedaviye yönlendiren, üstelik bunu gazete köşelerinde yapan, bir şekilde parıldayan! kişiler de var. Bu gibi kişilerin de önerileriyle hastalar ilaç yerine, bitkisel tedavilere yönelebiliyor. Bu doğru mu?

Hayır. Birincisi kullanılan bazı bitkiler tedaviyi çok geciktirebiliyor; ikincisi; var olan lezyonları şiddetlendirebiliyor. Sonuçta hastalar iyileşebilecekken iyileşemez hale geliyorlar. Üstelik hastanın cebinden bitkisel tedavi için ilaca göre bazen daha fazla ücret çıkıyor.

Peki sedef hastalığının tedavisinde kullanılan ilaçlar güçlü mü?

Hafif vakalarda dışarıdan krem şeklinde ilaçların uygulanması söz konusudur. Eğer sedef hastalığının lezyonları vücudun % 5’inden fazlasına yayılmışsa krem dışında faklı tedavi seçenekleri de gerekebilir. Tedavi gecikirse zaman içinde eklem, kalp, metabolik sendrom, obezite gibi farklı rahatsızların gözlenme riski de artabilmektedir.

Bağışıklık mekanizmasını düzeltmeye yönelik çok yeni tedaviler var. Ümitsiz olmak için hiç neden yok. Sedef hastalığının tedavisinde hastaların uyumu, gösterecekleri özen de çok önemli. Örneğin hastalar genelde lezyonlar azalınca ilaç kullanmayı bırakıyorlar. Oysa ilacı düzenli kullanmak çok önemli.

Sedef hastaları güneşe çıkmasınlar mı?

Aşırısı zararlı. Kontrollü güneş olabilir. Yani sabah ve akşam belli saatlerde. Fazlası hastalığı tetikliyor.

Sedef hastalığının beslenmeyle ilgisi var mı peki?

Sedef hastalığındaki yapı çok ilginç; sadece deri hastalığı değil. Deriden başlıyor ama bu hastalarda obezite riski var. Bu hastalarda TNF (tümör nekrozis faktör) adlı bir kimyasalın salgısı yüksek. Bu kimyasal yağ dokusunda da salgılanıyor. Lezyonun aktif olmasına yol açıyor.

Sedef hastalarının sağlıklı yaşamaları gerekiyor. Hepimiz için geçerli olduğu gibi; egzersiz, doğru beslenme.

1- Bütün kadınlarda selülit oluşabilir! Kadınlarda selülit oluşma oranı erkeklerden çok daha baskındır. Yağlı ve zayıf besleyici yiyecekler tüketmeyin. Metabolizmayı hızlandırın.

2- Selülitlerinizin fazla olması kilolu olduğunuz anlamına gelmez! Selülitler tek tip değildir ve eşit şekillerde oluşmazlar. Selülitlerin oluşma mekanizması kilolu olmanızla direkt ilişkili değildir. Selülitler kilolardan bağımsız bir şekilde de oluşabilir.

3- Selülit dolaşımın daha az olduğu bölgelerde oluşur. Kalçalar, üst ve alt bacaklar, kolların üst kısımlarında selülit oluşabilir. Aktivite azlığıyla da daha fazla oluşur. Günlük spor alışkanlığını arttırın. İyi bir cilt sıkılaştırıcı ve egzersiz ile savaşa başlayabilirsiniz!

4- Sadece kremler yetmez! Egzersiz yapmadan kullanılan selülit kremlerin etkinliği çok azdır. Her gün en az 45 dakika yürümeye çalışın.

5- Antioksidanlardan yardım alın. "Ginkgo biloba" yağ hücrelerinin oksijenlenmesini artıran güçlü antioksidanlardandır. Cilt altı yüzeyde kan dolaşımını artırarak yapıyı güçlendirir, selülitlerin azalmasına yardımcı olur.

6- Banyoda vücudunuzu düzenli olarak masaj yaparak yıkayın. Günlük kalp yönüne doğru yapılan sert masaj hareketleriyle vücudunuzdaki dolaşımı artırıp selülit oluşumunu azaltabilirsiniz.

7- Elma sirkesi... Kahve veya yarı yarıya sulandırılmış elma sirkesi ile yuvarlak hareketlerle masaj yapmak selülit oluşumunu azaltmaya ve sıkılaşmaya yardımcıdır.

8- Şekere dikkat... Yüksek şeker ve katkı maddesi içeren yiyeceklerden uzak durun.

9- Önce doğallık... Doğal yağ ve besinlerin tüketilmesi, antioksidan içerikli meyve ve sebzeler selülit oluşumunu önleyebilir.

10- Suya dikkat! Günlük en az 2 litre su tüketin.

11- Yeşil çay tüketmek metabolizmanızı hızlandırarak yağ yakımını artırır ve selülit oluşumunu önlemeye yardımcıdır.

12- Sihirli ama basit bir karışıma ne dersiniz? Ilık bir bardak suya karıştırılan limon suyu veya elma sirkesi ile bir çay kaşığı bal yine metabolizmanızı hızlandırarak selülit oluşumunu önlemeye yardımcıdır.

Doğumsal cilt lekeleri nedir, ne sıklıkla görülürler?

Ciltte görülen doğumsal damar lekeleri doğumda mevcut ya da doğumu izleyen ilk yılda ortaya çıkan kırmızı, bordo, mor renkli cilt lekeleridir. Doğumsal cilt lekeleri sık görülen bir durumdur. Bunların başlıcaları hemanjiyom ve port wine (porto şarabı) lekeleridir. Hemanjiyomlar insanlarda görülen en sık doğumsal anomali türü olup, yenidoğanların %2'sinde ve 1 yaşına kadar olan çocukların da %12'sine kadar değişebilen oranlarda ve değişik büyüklüklerde izlenebilirler. Porto şarabı lekeleri ise yenidoğanların yaklaşık %0.4 ünde görülebilirler. Benzer şekilde cilt altındaki daha derin damarları tutan arteriovenöz ve venöz malformasyonlar da cilt üstünde görünebilen renk değişikliklerine neden olabilen damarsal lezyonlardır. Bazı damarsal cilt lekeleri ise yetişkin yaşlarda da ortaya çıkabilirler.

Doğumsal cilt lekeleri hangi türlerde olurlar?

Hemanjiyomların %70'i doğumda mevcuttur, %15'i doğumu izleyen ilk yıl içinde belirir, geri kalanı da daha sonraki yıllarda ortaya çıkarlar. Genellikle kız çocuklarında daha sık görülürler. Hemanjiyomlar vücudun genellikle tek bir bölgesinde görülmekte ve %15 olguda birden fazla adette de olabilirler.

İlk yıl içinde ortaya çıkan hemanjiyomlar ilk 4-6 ay içinde hızla büyür ve daha belirgin bir hale gelirler. Bunu izleyen 6 ay içinde bu görünümlerini koruduktan sonra yaklaşık 5-7 yaşlarına kadar renkleri solarak iyileşme eğilimi gösterirler, tamamen ortadan kalkmamakla birlikte olguların yaklaşık %80'inde, bu yaşlarda ve değişken oranlarda gerileme gösterebilirler. Hemanjiyomu olan çocukların yaklaşık %50'sinde lekeler, erken okul yaşlarından sonra mevcut kalmaya devam ederler.

Porto şarabı lekeleri ise doğumda mevcut mor-bordo renkli lezyonladır, değişmezler, çocuk büyüdükçe yavaş yavaş büyürler ve yaşam boyu aynı renkte kalırlar.

Tedavileri nasıldır?

Daha önceleri tedavileri pek mümkün olmayan doğumsal lekeler, son yıllarda etkin lazer teknolojilerinin geliştirilmesiyle tedavi edilebilir duruma gelmişlerdir. İlk lazerler ile olan tedavilerde, kalıcı iz oluşumu ve rengin silinmeden başka bir renge dönüşmesi gibi durumlar izlenmekteyken, son zamanlarda geliştirilen lazer türleri bu risklere neden olmadan tedaviyi mümkün kılabilmişlerdir. Bunlar arasında PDL türü lazer, doğumsal lekelerin tedavisinde standart tedavi olarak kabul edilmektedir. Biz de merkezimizde damarsal lezyonların tedavisinde PDL lazeri türü kullanmaktayız.

Lazer tedavisi, cilde üstünden uygulanan lazer ışını yardımıyla gerçekleştirilmektedir. Cerrahi bir girişim söz konusu olmadığı için kesi yapılması gerekmez, ve kanama ve ağrı gibi durumlar söz konusu değildir. Tedavi, genellikle 4-6 hafta aralıklarla uygulanan 4-6 seans tedaviden oluşur.

Lazer tedavisinin başarı oranı nedir?

Başarı, lezyonların renginin belirgin derecede açılması ya da tamamen ortadan kaybolması olarak tanımlanır. Başarı oranları hemanjiyomlar için %85-95, porto şarabı lekeleri için %40-75 arasında değişir. Erken yaşlarda cildin daha ince olması ve lekelerdeki damarların daha küçük ve yüzeyel olması nedeniyle tedaviye erken başlanması durumunda başarı daha fazla olmaktadır. Benzer şekilde daha yüzeyel olan lezyonlarda da, daha derin ve kalın olan lezyonlara kıyasla tedavi çok daha başarılı olmaktadır.

PDL lazer, başka hangi hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır?

PDL türü lazer, bacaklarda ve yüzde görülen ince varislerin, ciltte pullu lezyonlara neden olan sedef hastalığının, yüz cildinde kırmızı renkli görünüme neden olan roza hastalığının, akne veya sivilcelerin, siğillerin, ameliyat veya travmaya bağlı izlerin, yüzde yaşlanmaya bağlı kırışıklıkların ve güneş lekelerinin tedavisinde de başarıyla kullanılmaktadır.

Hangi benler kanser habercisi olabilir?

Tehlikeli kanser türlerinden biri olarak gösterilen “melanom”da erken tanının büyük önem taşıdığı bilinmektedir. Sıradan benlerle, içinde farklı ve olağan dışı bazı hücrelerin bulunduğu displastik nevüs (displastik benler) farklıdır. Sıradan benler “melasonit” adı verilen deri hücrelerinin gruplar halinde büyümesinden ibaret bir deri oluşumu özelliğini taşır ve erişkinlerde ortalama 10-40 arasında sıradan benlerden bulunabilir. Bu benler ortalama 5 milimetre çapında, net sınırlı, oval-yuvarlak, kubbemsi, tek renkli lezyonlar şeklindedir.

Displastik benler ise sıradan benlerden farklı görünümde ve genellikle 5 milimetreden daha büyüktür, pembeden koyu kahverengi gibi renklerde olabilir. Sınırları düzensiz olan bu benler çoğunlukla güneş gören bölgelerin yanında, saçlı deri, kalça gibi güneş görmeyen yerlerde de ortaya çıkabilir. Bir kişide 10'dan fazla displastik ben bulunabilir. Displastik benleri bulunanlarda genellikle sıradan benler de çok sayıdadır. Displastik benlerde melanom gelişebilmektedir. Hiç displastik beni olmayanlara kıyasla 5'ten fazla displastik beni olanlarda melanom riski 10 kat daha fazladır. Yani ben sayısı arttıkça, risk de artmaktadır.

Bu tür benleri olanların güneşten korunması, solaryumdan uzak durması ve benlerinde değişiklik fark ettiklerinde hemen doktora başvurması gerekir. Bu benlerdeki renk değişikliği, büyüme-küçülme, yapısında, dokusunda değişiklik, kabuklanma, sertleşme, kabarma, kaşıntı ve sızıntı çok önemli uyarıcı değişiklikler olarak algılanmalıdır.

Erken tanının önemi

Her bireyin mutlaka bir kez dermatoloğa başvurarak tüm benleri kontrol ettirmesinin oldukça önemlidir. Displastik benleri olanlar yılda 2 kez kontrole gitmeli. Özel görüntüleme yöntemleriyle doktorlar benleri fotoğraflayacak ve her muayenede kıyaslayarak, değişimi en erken dönemde, daha kanserleşme olmadan fark edecektir. Ailesinde melanom olanlarınbu kontrolleri 3 ayda bir yaptırması önerilir. Melanom çok tehlikeli ve hızlı ilerleyen bir deri kanseri türü olduğundan benlerin değerlendirmesi ve takibi mutlaka normal sağlık kontrolü takviminde yer almalıdır. Nasıl check-up yaptırıyoruz, derinin de düzenli check-up'ı yapılmalı, bütün benler kontrol edilmelidir.

Yaşlanma karşıtı etkileri nedeniyle vitaminler üzerinde son yıllarda çokça durulmaktadır. Vitaminler genel sağlığımızı ve onun en önemli parçası olan deri sağlığımızı korumak için başvurmamız gereken ajanlar arasındadırlar. Özellikle ultraviyole ışınlarının derimizde oluşturduğu hasarı onarmak açısından önem taşırlar. Derimizi ve bağışıklık sistemimizi hastalıklardan korumaya ve güneşin yaşlandırıcı etkisini ortadan kaldırmaya yönelik uygulamalar arasında vitaminlerin yeri oldukça değerlidir.

Vitaminler, biyolojik olarak aktif, vücut işlevlerimizin sağlıklı bir şekilde devamı açısından vazgeçilmez organik bileşiklerdir. Derimiz çevresel faktörlere ve deride oksidatif strese yol açan güneş ışınlarına en çok maruz kalan en büyük organımızdır. Bazı vitaminler epidermis ve dermisin günlük fonksiyonlarını düzenlemek için gerekliyken, bazıları kozmetik uygulamalar yoluyla derinin UV ile oluşan hasardan korunmasına yardımcı olurlar.

Bütün bu etkiler açısından içlerinde en önemlileri A ve E vitaminidir. A vitamini doğada iki farklı formda bulunur; retinol ve karotenoid. Retinol sadece hayvani yağlardan, sütten, yumurtadan, karaciğerden, balık yağından yüksek oranda alınabilirken, karoten havuçtan, domatesten, renkli sebze ve meyvelerden alınır. Bu vitaminler epidermisteki hücrelerin büyümesini düzenlerler. A vitamininin hem eksikliğinde hem fazlalığında deride kuruluk ve pullanma ortaya çıktığından doğru kullanım çok önemlidir. Karotenlerin UV hasarını önleyici etkileri bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Sentetik A vitamini türevleri olan ilaçlar ise gerek deriye sürülerek gerekse ağızdan alınarak birçok deri hastalığının ve yaşlanmış derinin tedavisinde kullanılmaktadır. Derideki kollajen ve elastini arttırdığı çalışmalarla gösterilmiştir.

E vitaminin antioksidan özellikleri ön plandadır. Bitkilerde, yağlı tohumlarda, mısır, fındık, soya, buğday, bazı et ve süt ürünlerinde bulunur. E vitamini, güneş hasarını ve güneşe bağlı yaşlanmayı azaltmaktadır. Bu etkinlikleri ile her iki vitamin de çeşitli kozmetikler içinde bulunmaktadırlar. Ancak tek başına kozmetiklerle bu yaşlanmayı güçlü bir şekilde geriye almak mümkün olmadığından, devreye dermaroller, lazer gibi uygulamaları da sokmak gerekir.

Deriyi gençleştirmek tek yöntemle mümkün değildir, ideal olan ihtiyaca göre değişik yöntemler ile lekeleri, kırışıklıkları, damarlanmaları, gevşemeleri hedeflemek ve kombine tedaviler ile sonuca ulaşmaktır. Bu yöntemler dermatolojik muayenenizin ardından hekiminizle birlikte, sizin ihtiyaçlarınıza göre belirlenir.

Uygulanacak yöntemler yaşa, ortaya çıkan yaşlanma belirtilerinin düzeyine göre seçilmelidir. Genç yaşlarda yüzeysel kimyasal peeling, dermaroller, ileri evrede ise fraksiyonel lazer, derin peeling, dolgu uygulamaları seçilebilir. Botoks uygulamalarının iki dönemde de yeri vardır.Sağlıklı bir deriye sahip olmanın, genel sağlık ile çok yakından ilgili olduğunu, sağlıklı beslenme, antioksidanlar, spor ve düzenli uyku ile en değerli mücevherimizin cildimiz olacağını unutmamak dileğiyle.

Yeni doğanın derisi hassastır. Kimyasallar, parfümler, giysi boyaları, deterjanlar tahrişe, kızarıklığa ve kaşıntıya neden olabilir. Yeni doğan bebeğin derisi vernix denilen koruyucu bir tabaka ile kaplıdır, bu tabaka bir hafta içinde soyularak kaybolur. Temizlemek için zorlamak doğru değildir. Mümkün olduğu kadar az ürün kullanılmalıdır. İlk 6 saate banyo önerilmemektedir.

Giysiler, battaniye, çarşaflar kullanılmadan önce mutlaka yıkanmalıdır. İki kez durulama yapmak yararlı olabilir. Çok sık banyo derideki koruyucu nem ve yağ tabakasını zedeleyerek tahriş edici ve alerjen maddelerin emilimini kolaylaştırabilir. İlk aylarda haftada 1 kez yumuşak sünger ile yıkamak yeterlidir. Arada kirlenen bölgeler ılık su ve pH'ı uygun sabunla silinebilir.

Vitaminler biyolojik olarak aktif, vücudumuzun fonksiyonlarının sağlıklı işleyişi açısından vazgeçilmez ve birçoğu esansiyel olan organik bileşiklerdir. Vitaminler yağda ve suda eriyen vitaminler olarak başlıca iki gruba ayrılırlar. Yağda eriyen vitaminler A, D, E, K; suda eriyenler ise B ve C vitaminleridir. Yağda eriyen vitaminler ihtiyaç olandan fazla alındıklarında vücutta birikebilirler. Vitamin eksiklikleri gelişmiş ülkelerde sıklıkla metabolik veya organik bozukluklara bağlı olarak, gelişmekte olan ülkelerde ise malnütrisyon/ kötü beslenme ile ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır.

Derimiz çevresel faktörlere ve deri için önemli bir serbest radikal üreticisi olan güneşe en çok maruz kalan en büyük organımızdır. Bazı vitaminler epidermis ve dermisin günlük fonksiyonlarını düzenlemek için gerekli iken bazı vitaminler topikal/ yüzeysel uygulamalar yoluyla derinin UV ile tetiklenen hasardan korunmasına yardımcı olmaktadır

A vitamini

A vitamini doğada başlıca hayvani yağlarda, sütte, yumurtada, karaciğerde, balık yağında, havuçta, domateste, renkli sebze ve meyvelerde bulunmakta, bazı mantar türleri ve bazı bakteriler tarafından üretilmektedir. A vitamini eksikliğinde deride kuruluk ve pullanma gelişir. Ağızdan alındığında A vitamini karaciğerde depolanır. A vitaminin yaklaşık 1/3’ü karoten formundadır. Karotenlerin başlıca etkisi deriyi ultraviyole (UV) radyasyonundan korumalarıdır. Foto yaşlanma gösteren deride mevcut olan kırışıklık ve kabalaşmayı, melazmayı (ciltteki siyah kahverengi lekeler) ve lentigoları (güneş lekesi) azaltır. A vitamininin dışarıdan sürülmesinin kolagen yapımı arttırdığı da gösterilmiştir.

B vitaminleri

B vitaminleri suda eriyen bileşiklerdir ve fazla alındıklarında vücuttan atılırlar. B vitamini çok çeşitli besinlerde bulunmaktadır. B vitamini; tüm tahıllarda, muz, patates, karaciğerde, hindi etinde bulunur. Ultraviyole hasarını azaltıp, kollagen sentezini uyarır.

Derinin yağ tabakasının korunmasına katkıda bulunur. Yara iyileşme sürecinde olumlu etkisi vardır. Folik asit DNA sentezinde görev alır. Kemik iliği hücreleri gibi hücresel döngüsü hızlı hücrelerde DNA sentezi için kritik öneme sahiptir. Eksikliği yaşlılarda, alkoliklerde, metotreksat ya da fenitoin gibi bazı ilaçların alınması durumunda meydana gelir. Eksikliğinde hematolojik değişiklikler gelişir. Deri sürekli folik asit ihtiyacı olan bir organdır. UV ışınlarına maruz kalmak derideki folik asit ve türevlerinin azalmasına neden olur. Folik asit eksikliğinde DNA tamir mekanizmalarının azalması ile ilişkili olarak deride karsinogenez artabilir. Bu nedenle derinin sağlığı için folik asit alımı oldukça önemlidir.

C vitamini

C vitamini turunçgillerde ve sebzelerde bulunur, önemli bir antioksidandır. Güçlü bir antioksidan olan C vitamini E vitamininin antioksidan kapasitesini arttırır. Güneşten koruyucu ürünlere eklendiğinde UV koruyucu etkinin arttığı saptanmıştır. C vitamininin kollagen üretimini arttırdığı tespit edilmiş, klinik çalışmalarda foto yaşlanma bulguları gösteren derinin tedavisinde etkili olduğu kanıtlanmıştır.

C vitamini türevi olan askorbik asit; topikal/ harici kullanım ile foto yaşlanma, melazma (ciltteki siyah, kahverangi lekeler) ve çatlak tedavisinde kullanılmaktadır. Topikal uygulamadaki en önemli problem C vitaminin hava ve ışık ile temas sonrasında okside olması ve deriden emiliminin az olmasıdır.

D vitamini

Yağlı balıklarda, karaciğerde, yumurta ve kırmızı ette bulunur. D vitamini sedef hastalığının tedavisinde ve UV ışınlarının deri üzerindeki olumsuz etkilerini baskılanmasında kullanılmaktadır.

E vitamini

E vitaminin antioksidan özellikleri ön plandadır. Bitkilerde, yağlı tohumlarda, mısır, fındık, soya, buğday, bazı et ve süt ürünlerinde bulunur. E vitamini, güneş hasarını ve güneşe bağlı yaşlanmayı azaltmaktadır.

K vitamini

K vitamini yeşil yapraklı sebzelerde, bazı bitkisel yağlarda (kanola, soya, zeytin) bulunur . Ayrıca yararlı bağırsak bakterileri tarafından da üretilmektedir. Kanın pıhtılaşmasında önemli görevi bulunur. Eksikliğinde burun ve dişeti kanamaları, kolay morarma gelişimi görülür. Topikal/ harici olarak %1’lik K vitamini kullanımı ile lazer ve dolgu gibi işlemlerden sonra deride gelişen morlukların daha kısa sürede gerilemesi sağlanabilmektedir. Retinol ile kombine kullanımına bağlı göz altı morluklarında iyileşme bildirilmektedir.

Biotin

Biotin H vitamini ya da B7 vitamini olarak da bilinir. Yağ ve karbonhidrat metabolizmasında rol alır. Maya, yumurta, süt, ve karaciğerde bulunur. Bağırsakdaki yararlı bakteriler tarafından da sentezlenir. Saç dökülmelerinde, bazı saç hastalıklarının ve tırnak hastalıklarının tedavisinde kullanılabileceği belirtilmektedir.Kırılgan tırnaklarda biotin kullanımının tırnak değişikliklerini düzelttiği gösterilmiştir.

Spor yapanlarda görülen deri problemleri ortalama %15 antrenman zamanı kaybına yol açmaktadır. Düzenli olarak tüm takım üyelerinin kontrolü gerekir. Spor yapanlarda görülebilecek deri belirtileri:

• Nasır (kallus):

Bası yerinde oluşan deri kalınlaşmasıdır. Ortası belirgin sert deri kalınlaşması şeklinde görülür. Ayakkabı seçimi değiştirilmeli, yumuşatıcılar uygulanmalı, gerekirse cerrahi çıkarılmalıdır.

• Siğil:

ayak tabanında genellikle birden fazla küçük sertlikler şeklindedir. Human papilloma virüs (HPV) neden olur. Üzerleri kazındığında siyah noktacıklar görülür. Koterizasyon, lazer, kimyasallar veya dondurarak tedavi edilir.

• Siyah topuk:

Topukta travmaya bağlı küçük kanamalardır. Tedaviye gerek yoktur.

• Travmatik bül:

Aşırı sürtünmeye bağlı içi su dolu kabarcıkların ortaya çıkmasıdır. Nedeni ortadan kaldırmak gerekir. Kabarcığın tavanı bırakılarak steril koşullarda boşaltılır. Antiseptik yara örtüsü uygulanır.

• Tırnak batması:

Yanlış ayakkabı seçimine bağlı gelişebilir. Genellikle ayak baş parmak tırnağı etkilenir. Rahat ayakkabı giyilmeli, tel uygulamaları yapılmalı veya tırnak altına pamuk yerleştirilmeli, gerekirse antibiyotik kullanılmalıdır. Çok ağrılı olabilmektedir. İleri tırnak batması vakalarındatırnak çekimi ve matrisektomi düşünülebilmektedir.

• Siyah baş parmak (joggers toe):

Darbe ve basınç ile ortaya çıkar. Eğer tırnak altında hematom oluşmuşsa tırnağı delerek boşaltmak gerekir. Hafif olgularda tedaviye ihtiyaç duyulmaz. Uygun ayakkabı seçimi önemlidir.

• Tırnak mantarı:

Uzun süre hava almayan ayakkabı, nem, darbeler tırnak mantarının ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bulaşıcı olabilir. Tırnakta kalınlaşma, boşalma, renk değişikliği şeklinde görülür. Tedavi öncesi mikroskobik bakı ve kültür yapılması uygundur. Yaygın ise ağızdan ilaç verilmeli, hafif durumlarda ise sadece harici tedaviler yapılmalıdır.

• Molluscum kontagiosum (güreşçi siğili):

Pox virüsün neden olduğu, bulaşıcı bir deri hastalığıdır. Vücutta, birden fazla, yuvarlak, şeffaf, ortaları çökük kabarıklıklar vardır. İçlerinde peynirimsi bir madde bulunur. Dondurma, kazıma gibi işlemlerle tedavi edilebilmektedir.

• Uyuz:

Sarcopetes scabiei denilen parazit neden olur. Çok kaşıntılı kabarıklıklar ortaya çıkar. Deriye direkt temas ile bulaşır. Kazıyarak mikroskop altında parazit görüntülenebilir. Tedavide genel hijyenik önlemler ve permetrin kullanımı yer alır.

• Genital siğil:

Human papilomavirus (HPV)'nin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Genital bölgede düz veya üzerleri pütürlü kabarıklıklar gözlenir. Kimyasallar, elektrokoter, kriyokoter veya krem (imiquimod 5%) ile tedavi edilebilmektedir. Tedavi sırasında partner de kontrol edilmeli ve cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.

• Genital herpes:

Herpes simpleks virüsünün neden olduğu, kızarık zeminde grup halinde su dolu kabarcıkların görüldüğü bir deri hastalığıdır. Aşrı güneş ışını, direnç düşüklüğü hastalığı tetikleyebilir. Bulaşıcı olabilmektedir. Tedavide dışarıdan sürülen ve ağızdan alınan antiviral ilaçlar kullanılır. Eğer yılda 5 kereden fazla oluşuyorsa uzun süreli tedaviler önerilmektedir.

• Kasık mantarı (tinea inguinais):

Kasık bölgesinde kızarıklık, sulanma, bazen kabuklanma ile seyreder, kaşıntılıdır. Net sınırlıdır. Mikroskobik inceleme ve kültür ile tanı koyulur. Antifungal ilaçlar ile tedavi edilir. Nemin ve sürtünmenin azaltılması için önlem alınmalıdır.

• Eritrazma:

Corynebacterium denilen bir bakterinin neden olduğu enfeksiyondur. Kahverengi-kırmızı plaklar şeklindedir. Koltuk altı, kasık gibi kıvrım yerlerine yerleşir. Wood lambası ile tanı konulabilir. Ağızdan veya haricen eritromisin ilaç kullanımı ile tedavi edilebilmektedir.

• Hidradenitis supurativa:

Ter bezlerinin tıkanması ile ortaya çıkar. Koltuk altı, kasıklar ve genital bölgede apseler, iltihap sızması ve yara izleri şeklinde görülür. İlerlerse yaşam kalitesini önemli ölçüde bozar. Erken tedavi çok değerlidir. Enfeksiyon için antibiyotikler, tıkaç açılması için retinoidler, ileri olgularda cerrahi ve bağışıklık sistemi düzenleyiciler kullanılabilmektedir.

• Tiena versicolor:

Pityrosporum ovale mikroorganizmasının neden olduğu açık veya koyu renkli lekele ve üzerlerinde ince kabuklanmaların bulunduğu bir deri hastalığıdır. Bulaşıcı olabilir. Wood bakısı ve mikroskobik inceleme ile tanı konulabilir. Ağızdan veya dışarıdan antifungal ilaçlar, şampuanlar kullanılarak tedavi edilebilir.

• Joggers nipple (meme ucu sürtmesi):

Koşucularda görülür. Sürtmeye bağlı meme ucunda kızarıklık, acı ve çatlaklar oluşur. Nemlendiriciler ve koruma tedbirleri yeterli olabilmektedir.

• Uçuk:

Herper simplek virüs /HSV'nin neden olduğu, en sık ağız çevresine yerleşen, grup halinde içi su dolu kabarcıklardır. Karıncalanma ve yanma hissi eşlik edebilir. Direnç düşüklüğünde aşırı güneş maruziyeti sonrası ortaya çıkabilir. Açıldığında üzeri kabuklanır. Bulaşıcı olabilir. Sık tekrarlıyorsa ağızdan antiviral tedavi önerilebilmektedir.

• Akne mekanika:

Sivilce görünümündedir. Harici tedaviler yeterlidir.

• Herpes gladiatorum:

Darbe ve sürtünme yerinde gelişen herpes enfeksiyonudur. Kızarık zeminde grup halinde içi su dolu kabarcıklar vardır. Dışarıdan veya ağızdan antiviral ilaçlarla tedavi edilebilir. Bakteriyel enfeksiyon eklenmemesine dikkat edilmelidir.

• Selülit:

Deri ve deri altı dokunun enfeksiyonudur. Deride kızarıklık, şişlik, ısı artışı, hassasiyet vardır. Yatak istirahatı ve oral antibiyotik kullanımı gerekebilir.

• Erizipel:

Genellikle A grubu streptokokların (bir çeşit bakteri) oluşturduğu bir enfeksiyondur.Selülite göre daha yüzeyseldir. Kızarıklık, ısı artışı olur. Ateş, üşüme , titreme eşlik edebilir. Antibiyotiklerle tedavi edilir.

• İmpetigo:

Genellikle stafilokok veya sterptokok adlı bakterilere bağlı gelişen derinin yüzeysel enfeksiyon hastalığıdır. Balmumu şeklinde kabuklanma tipiktir. Antibiyotik tedavisine ihtiyaç vardır.

• Miliaria:

Ter bezi kanalı tıkanmasıdır. Kırmızı kabarıklıklar görülür. Terleme tetikler. Önlem alınması yeterlidir. Yine sporcularda kullanılan malzeme veya dışarıdan uygulanan losyonlara bağlı alerjik egzamalar, açık hava sporlarında güneş alerjileri, güneş yanıkları ortaya çıkabilmektedir

Tüm deri hastalıklarında:
• İyi bir fizik muayene, düzenli takip
• Bulaşıcı olanlarda tedavi yanı sıra önlem için eğitim
• Spor yapmayı engel durum olup olmadığının değerlendirilmesi
• Takım arkadaşlarının kontrolü ve korunması çok önemlidir.

Sürekli terleyen, ıslanan deride hastalık ortaya çıkmadan önce tedbir almak açısından tüm spor dallarındaki sporculara iyi bir deri bakımının nasıl yapılacağı ve kullanılacak ürünler konusunda bilgilendirme gereklidir.

Çevre koşullarının sağlığı tehdit ettiği, yaşam şartlarının bizi zorladığı, stres gibi bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen faktörlerin yoğun olduğu bir dönemde yaşamaktayız. Dolayısıyla gerek deri sağlığını gerekse tüm vücut sağlığını korumak için özen göstermek zorundayız. Sağlıklı bir deriye sahip olmanın ilk koşulu genel vücut sağlığımızın iyi olmasıdır. Bunun için de alınacak tedbirler konusunda bilgili olmalı ve uygulamaya geçirebilmeliyiz.

Taze ve katkısız meyve ve sebze tüketimi, hayvansal yağlardan uzak durma, 3 beyazdan kaçınma (tuz, şeker ve beyaz un), bol su içme bizim için kural olmalıdır. Güneşten korunmak, zarar görmeden güneşten yararlanmak derinin yaşlanma sürecini geciktirdiğinden, güneşten korunmanın önemi bilinmeli ve uygun önlemler alınmalıdır. Sigara içmemek, sigarının neden olduğu kırışıklıkları arttırma, deri rengini bozma, derinin kan dolaşımını azaltma ve kollajen hasarından bizi koruyacaktır.

Düzenli spor yapılmalıdır ve uyku düzeni sağlanmalıdır.Stresle başa çıkmayı öğrenmek de en az diğer faktörler kadar önemlidir. Tüm bunların yanı sıra hem erkek hem kadınlarda günlük deri temizliği ve bakımı ihmal edilmemelidir. Güçlü sabunlar kullanılmamalı, deri düzenli olarak nemlendirilmelidir.

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.