Yararlı Bilgiler

  • Son 24 saat içerisinde alkol vb. maddeler alınmamış olunmalıdır.
  • Hamileyseniz veya şüpheniz varsa işlemlere başlamadan önce mutlaka bildirmeniz gerekir.
  • Daha önce yapılmış test ve tetkikler varsa yanınızda getirmeniz yararlıdır.
  • Randevu gününde ve saatinde mutlaka aç gelin. En az 8-10 saat aç olmanız gerekmektedir. (Sadece su içebilirsiniz)

Doktor - Hasta ilişkisi özellikle sürekli takip gerektiren (şeker, kalp, akciğer vb) hastalıklarda oldukça önem taşımaktadır.

Sağlığınızla ilgili sorumluluk almanız, sağlığınızı sorgulamanız gerekir. Hastalığınız, tedavi yöntemleri, ilaçlar ve yaşam tarzı değişiklikleriyle ilgili soracağınız sorular, alacağınız sağlık hizmetinin kalitesini, güvenliğini ve etkinliğini çok artıracaktır.

Kısıtlı ve çok değerli randevu sürecini verimli kullanmak için bilinmesi gerekenler şöyledir: Doktora gitmeden önce; Yanınıza sizi iyi tanıyan bir yakınınızla gitmelisiniz, görüşme sırasında ve sonrasında unutabileceğiniz anlamadığınız noktaları size hatırlatabilir. Özellikle anne baba ve kardeşlerinizin sağlık durumları ve geçmişleri hakkında detaylı not almanız faydalı olur. Sağlık geçmişinizi, geçirdiğiniz önemli hastalıkları, ameliyatları, kazaları, alerjilerinizi, kullanmakta olduğunuz ilaç ve bitkisel takviyeleri, egzersiz, yeme, içme, uyku, çalışma şartları, alkol vb. alışkanlıklarınızı yazılı olarak hazırlayın. Önemli eski tetkiklerinizi yanınızda bulundurun.

Varsa şikayetlerinizi ve sormak istediklerinizi önem sırasına göre not alın.Şikayetlerinizin başlangıçtan itibaren seyrini, hangi koşullarda ve nelerle ilişkili olduğunu (örneğin beslenme, hareket, gece-gündüz, veya ilaçlarla ilişkisini) belirleyin.Görüşme amacınızı aşağıdaki örneklere göre netleştirin ve önem sırasına göre yazın. Genel kontrol veya herhangi bir sağlık sorununu çözmek. İlaç almak veya ilaç değiştirmek Çeşitli testler yaptırmak Ameliyat veya tıbbi tedavi seçeneklerini tartışmak gibi.

Doktorunuzun tercihine göre, hazırladığınız bilgi notlarını ve sorularınızı, görüşme öncesi yardımcı personel aracılığıyla iletebilir veya görüşme sırasında gündeme getirebilirsiniz.

Doktorunuzun verdiği bilgileri mutlaka kaydedin ve sonra hazırladığınız soruları önem sırasına göre sorun, cevaplarını not alın. Tetkik ve tedavi sürecini tekrarlayarak tümüyle anlayıp anlamadığınızı netleştirmek için doktorunuzun onayını isteyin.

Doktorunuzun verdiği bilgilere göre aşağıdaki gibi yeni sorularınız olabilir:

  • Hastalığım nedir?
  • Hastalığımın tedavi seçenekleri nelerdir?
  • Her seçeneğin avantajı ve dezavantajı, iyileşme süreci nasıldır, yan etkileri nelerdir? Tetkik gerekir mi? Tetkik neyle ilgilidir?
  • Tetkikin alternatifleri var mıdır?
  • Tetkikin yan etkileri var mıdır? Sonuçlar ne ifade edecektir?
  • Tetkikler için gereken hazırlıklar nelerdir?
  • Reçete edilen ilaçların özellikleri ve olası yan etkileri nelerdir?
  • Ne şekilde, günde kaç defa, aç veya tok alınmalı, eski ilaçlardan bırakılması gerekenler veya aynı anda içilmemesi gereken ilaçlar var mı?
  • Neden ameliyat olmam gerekiyor ve başka seçenekler var mı?
  • Bu ameliyatı sık yapıyor musunuz ve sonuçları nasıl?
  • Hayat tarzımı, beslenmemi değiştirmem gerekecek mi?
  • Daha sonraki aşamalarda beni neler bekliyor?
  • Hangi durumlarda doktor aranmalıdır?
  • Daha detaylı bilgilere nasıl ulaşabilirim? (broşür, video veya internet sitesi?)
  • Size eşlik eden yakınınızla durum değerlendirmesi yapın.
  • Sorunları ve yol haritasını belirleyin.
  • Şüphede kaldığınız durumları tekrar doktorunuza danışın.
  • Değerlendirme sonrası yeni sorularınız varsa not alın.
  • Takip sürecinde şu durumlarda doktorunuza veya ekibine ulaşın.
  • İlaçlarla veya uygulanan işlemlerle ilgili yan etkiler olursa.
  • Şikayetlerinizde artış olursa.
  • Öngörülmeyen yeni şikayetler gelişirse.
  • Başka bir doktorun vereceği ilaç ve ilaç benzeri ürünler olursa.
  • Yeni tahlil sonuçlarını alınca.
  • Anlamadığınız tahlil sonuçları olursa.

Sorularınız, sağlık ekibine durumunuzu daha iyi kavrama fırsatı verecektir. Doktorunuzun cevapları, daha doğru kararlar vermenize, daha dikkatli olmanıza, tıbbi hatalardan uzak kalmanıza ve kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olacaktır. Sözün Özü: Doktora hazırlanarak gitmeniz, sağlığınızla ilgili daha iyi sonuçlar almanızı sağlayabilir.

Kanser

Kanser gün geçtikçe görülme sıklığı artan, sinsi ilerleyen hayatı tehdit eden ciddi bir hastalıktır. Pek çok kanser türünde, hastaların fark edebileceği belirtiler ancak hastalığın ileri evlerinde ortaya çıkmaktadır. Oysa rutin sağlık kontrolleri sayesinde doktorların fark edebileceği ve kanseri erken aşamada teşhis edebilecekleri bazı belirteçler bulunmaktadır. Günümüzde kanserin erken tanısı sayesinde kanser tedavileri daha başarılı olarak gerçekleştirebilmektedir. Yaygın bazı kanser türlerinin [kolon, karaciğer, akciğer (küçük hücreli akciğer kanseri), meme, yumurtalık, testis, prostat, pankreas] erken tanısında kanda bakılan birincil biyo belirteçler önemli ipucu verebilmektedir.

Sağlıklı bireylerde de kısmen yüksek değerlere rastlanabildiğinden tarama testi olarak kullanılmazlar. Bu testler hekimler tarafından şüpheli durumlarda kullanılır. Kanserin varlığında bulunan iltihap ve kan damarı büyümesi gösteren moleküller ise "ikincil" biyolojik belirteçler olarak adlandırılır. Hekiminiz tüm sonuçları gözden geçirecek ve kanser riskiniz hakkında size detaylı bilgi verecektir.

Kardiyoloji

Yürürken, merdiven çıkarken nefes darlığı ya da göğüs ağrısı yaşıyor musunuz? Çok çabuk yoruluyor kısa sürede ter içinde kalıyor ve tükenmiş gibi hissediyor musunuz? Bu belirtiler daralmış ya da tıkalı kalp damarlarına bağlı olabilir. Bu sorunlar kalp krizi, anjina veya inmeye yol açabilmektedir.

Kalp damar hastalıkları hala dünyada en önde gelen ölüm nedenidir. Erken teşhis kalp damar hastalıklarının başlamasını önlemek için anahtardır. Kalp damar hastalıklarının risklerinin değerlendirilmesinde artık sadece kolesterol, HDL ve LDL ölçümü yeterli görülmemektedir. Alt grup kolesterol / lipid profili, PLAC testi ve bazı farklı testler ile pek çok faktör ayrıntılı olarak değerlendirilmektedir.

Cinsel işlev

Hemen hemen herkes, hayatında bir dönem kendi cinsel dürtüsünden geçici endişelenmektedir. Birçok kişi için, cinsel istekte azalma sadece yaşlanma sürecinin doğal bir sonucudur. Ama bazıları için, cinsel dürtü değişikliği, hormon dengesizliği veya diğer hastalıkların göstergesi olabilmektedir. Gelişmiş kapsamlı bir sağlık değerlendirmesi, metabolik fonksiyonu ve cinsel işlev bozukluğu belirtilerini açıklamaya yardımcı testlerle herhangi bir hastalığın olup olmadığı ortaya konabilmektedir.

Enerji / Yorgunluk

Yorgunluk belirtileri kişiden kişiye değişebilir. Bazı durumlarda yorgunluk altta yatan bir hastalık nedeniyle olurken, bazen de geçici bir durum olarak ortaya çıkabilmektedir. Yorgunluk ve düşük enerji düzeyleri ile birlikte kilo alımı, cinsel istekte azalma aynı anda gözlenebilmektedir. Of, "Yaşlanıyorum" diyerek bu belirtileri göz ardı etmek kolay olabilir ama doktora başvurup gerekli tetkikleri yaptırmak en doğru yaklaşım olacaktır.

Diyabet (şeker hastalığı) ve DİYABET ÖNCESİ dönem (Prediyabet)

Ülkemizde de şişmanlık ve diyabet (şeker hastalığı) giderek önemli bir sorun halini almıştır.

Prediyabet; yani diyabet öncesi dönem genellikle uzun vadeli zarar verir , bu dönem 3 ila 10 yıl sürebilmektedir. Prediyabet tanısı alan kişiler ilerde kesinlikle diyabet hastası olacaktır anlamına gelmez. Çünkü prediyabet tedavi edilebilir ve geri dönüşümlü olabilmektedir. Kişinin diyabet riskini belirlemek için kullanılan standart testlerin (kapsamlı kan testi, standart A1C, açlık plazma glukoz testleri gibi) yanı sıra leptin, adiponektin, C-peptid dahil prediyabetik koşulları ile ilişkili kan tabanlı biyo-belirteçlere bakılarak gelişmiş sağlık değerlendirmesi yapılabilmektedir.

Yorgunluk hissi ile kalp hastalıkları arasındaki ilişki nedir?

Kendisini yorgun hissettiğini ve gittiği doktorların herhangi bir neden bulamadığını söyleyen hastaların bir kez de kardiyolojik muayeneden geçmeleri önemlidir. Yorgunluk bazı kalp hastalıklarının ilk bulgusu olabilir. Kişinin, yürümek, merdiven çıkmak gibi günlük aktivitelerini yapmakta zorlanmasıyla ilgili yakınması, akla ilk olarak kalp hastalığını getirmemelidir. Ancak kansızlık, tiroid ya da çeşitli kas ve nörolojik hastalıklar bulunmadığında kalp hastalıklarının da yorgunluk nedeni olabileceği unutulmamalıdır.

Yorgunluk hangi kalp hastalıklarının belirtisi olabilir?

Kalbin pompalama gücü azaldığında; yani kalp yetmezliği oluştuğunda, hastanın ilk yakınmaları, yorgunluk, bitkinlik olabilir. Tüm organ ve dokuların olduğu gibi, iskelet kaslarının da kana gereksinimleri vardır. Kalbin pompalama gücü azaldığında, vücut kanı öncelikli olarak beyin, böbrek ve kalbe gönderdiğinden, iskelet kaslarına gelen kan miktarı azalır. Dolayısıyla, kişi kendini yorgun hisseder. Kalp yetmezliği tedavisi olan bir hasta, yorgunluktan yakınmaya başladığında, kalp yetmezliğinin kötüye gittiği düşünülmelidir.

Yorgunluğa hangi belirtiler eşlik ettiğinde kalp hastalıklarından şüphelenmeli ve kardiyoloji uzmanına başvurmalı?

Sebebi bulunamayan yorgunluğun kalp krizinin erken bulgularından olabileceğini söyleyenler vardır. Bir kişide hiçbir neden yokken, yorgunluk, uyku bozukluğu, aşırı sinirlilik, nefes almada zorluk ortaya çıkarsa, bunun bir kalp krizi habercisi olma ihtimali vardır. Önceleri bu bulguları “infarktüs öncesi sendromu” (preinfarktüs sendromu) olarak isimlendirenler olmuşsa da, bugün için klasik bilgi olarak kabul edilmemektedir. Ancak kalp krizi geçiren kişilere sorulduğunda pek çoğu kriz öncesinde böyle bir dönem geçirdiğini söylemektedirler.

Özellikle; yorgunluğa eşlik eden;

  • Eforla gelen göğüs ağrısı,
  • Göğüs yanması

Koroner arter hastalığı ile ilgili olması kuvvetle muhtemeldir.

  • Nefes darlığı,
  • Gece uykudan nefes darlığı ile uyanma

Kalp yetmezliği ile ilgili olabileceği düşünülmelidir. Bu hastalar vakit geçirmeden kardiyoloji uzmanına başvurmalıdırlar.

Yorgunluk belirtisi ile ortaya çıkan ve kalp hastalıklarıyla en çok karıştırılan hastalıklar hangileridir?

Yorgunluk belirtisi verip, kalp hastalığıyla karıştırılan hastalıkların başında tiroid hastalıkları ve MS gibi, miyopatiler gibi nörolojik hastalıklar gelmektedir. Yorgunluğun sebebi basit bir biçimde kansızlığa bağlanıp, daha sonra kalp hastalığı olduğu anlaşılan hastalar da vardır.

Yorgunluk belirtisiyle doktora kadınlar mı, yoksa erkekler mi daha çok başvurur?

Genelde bu belirtiyle kadınların daha sık başvurduğunu söyleyebiliriz.

Yorgunluk belirtisinin ciddiye alınmaması ne gibi sorunları beraberinde getirir?

Yorgunluk belirtisini önemsemeyip doktora başvurmayan, bu sebeple erken tanı ve dolayısıyla tedavi şansını yitiren kalp hastaları vardır. Kalp krizi geçiren hastaların pek çoğu, geriye doğru düşündüğünde, başta yorgunluk olmak üzere, nefes alamama, uyku bozukluğu, aşırı sinirlilik gibi pek çok yakınması olduğunu hatırlamaktadır. Bu yakınmalarla kendisine müracaat eden hastada bunların kalp krizi habercisi olduğunu düşünüp hastasını kardiyolojiye yönlendiren hekim, hastasını kalp krizi gibi son derece ölümcül bir hastalıktan korumuş olur.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tanımladığı şekilde sağlık; fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik halidir. Beslenme insanın temel ihtiyaçlarından birini oluşturduğu gibi sağlığını da etkileyen en önemli etmenlerin başında gelir. Büyümek ve gelişmek, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşayabilmek için gerekli olan besin ögelerinin vücuda alınması gerekir. Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan enerji ve besin ögelerinin her birinin yeterli miktarlarda alınması ve vücutta uygun şekilde kullanılması ise “Yeterli ve Dengeli Beslenme” olarak tanımlanır. Bireylerin yeterli ve dengeli beslenmesi, başta obezite olmak üzere, kalp-damar hastalıkları, diyabet, kanser gibi hastalıkların görülme riskinin azalması, protein enerji malnütrisyonun, vitamin-mineral yetersizliklerinin önlenmesi vb. beslenme ile ilgili sağlık sorunlarının en aza indirilmesinde rol oynayan koruyucu etmenlerden biridir.

Obezite çok ciddi bir hastalıktır

Obezite alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki dengesizlik sonucu oluşan, vücut ağırlığının olması gerekenden daha fazla olması durumu ile karakterize çok ciddi bir hastalıktır. Şehir yaşamının değiştirdiği yemek yeme anlayışının değişmesi, sosyal ve iş ortamları nedeniyle sürekli dışarıda yenilen yemekler, çalışma hayatının yoğunluğuna bağlı olarak evde yemek pişirme oranının azalması ve hazır tüketime yönelme aktivite azlığı gibi pek çok neden obezite için tetikleyici olabilmektedir.

Doğru beslenme obezite tedavisinde önemli rol oynar

Obezitenin tedavisinde ve önlenmesinde değiştirilebilir risk faktörleri arasında beslenme önemli bir basamağı oluşturur. Doğru ya da yanlış alışkanlıklar obezite ile direkt ilişkilidir. Beslenme alışkanlıkları ele alındığında öğün düzeni oldukça önemlidir. Düzensiz öğün tüketmek, günde tek öğün yemek yemek, ara öğün yapmamak ve benzeri yanlış uygulamalar vücudu enerji tasarrufu yapmaya iter ve bu durum kan şekeri düzensizlikleriyle beraber sonraki öğünlerde daha fazla besin tüketimi ile sonuçlanır.

3 ana, 2 – 4 ara öğünden oluşan bir beslenme sistemi oluşturulmalı

Azar azar ve sık aralıklarla beslenme metabolizmanın devamlılığını sağlar, kan şekerinin düzenlenmesine yardım eder ve sonraki öğünlerde ihtiyaç fazlası enerji alımını engelleyerek vücudun yağ depolamasını azaltır. 3 ana, 2 – 4 ara öğünden oluşan bir sistem dâhilinde düzenli olarak yemek yenmelidir. Kahvaltı günün en uzun açlığı olan gece açlığını takip etmesi nedeniyle biten enerjinin tekrar alınabilmesini sağlayan günü en önemli öğünüdür.

Güne mutlaka kahvaltı ile başlanmalı

Gece boyunca devam eden açlığı ardından kahvaltı öğününü atlamak, kan şekerinin düşmesine ve buna bağlı olarak yüksek şeker ve yağ içerikli besinleri yeme arzusunun doğmasına neden olur. Evde, yolda, okulda veya işyerinde nerede olunduğu fark etmeksizin güne muhakkak kahvaltıyla başlanmalıdır. Böylece hem günlük ekinlikler için gerekli enerji daha güne başlarken sağlanmış olur hem de öğle ve akşam öğünlerinde tüketilecek besin miktarı azaltılır. Öğün düzeni ile birlikte beslenmede mümkün olduğu kadar çok çeşitli besin seçimi önemlidir.

Her gün tüm besin grupları (süt-yoğurt, et, sebze-meyve, tahıl grupları) beslenme planı içinde yer almalıdır. Bu besinlerin hepsinden bir öğünde tüketilemese de her besinin içerdiği farklı besin öğesinden yararlanabilmek için gün içerisinde farklı öğünlerde alınmaya çalışılmalıdır. Yemek hazırlama ve pişirme sırasında sağlıklı yöntemler tercih etmek, kızartmalar ve bol yağlı yiyecekler yerine haşlama, ızgara, fırında ve buharda pişirme yöntemlerini seçmek yağ ile alınan fazladan enerjiyi engeller ve kalp yükünü azaltır. Sebze ve meyveler yüksek lif ve vitamin-mineral içeriğine sahip düşük kalorili besinlerdir. Lif daha uzun süre tok kalmayı sağladığı için alınacak besin alımını azaltacaktır. Farklı renk e tatlardaki sebze ve meyveleri bol miktarda ve çeşitli olarak tüketmek hem kilo kontrolünü sağlayacak hem de birçok hastalıktan (kanser, kalp-damar hastalıkları gibi) korunmaya yardımcı olacaktır.

Az şekerli besinler tercih edilmeli!

Rafine şeker, şekerli içecekler, tatlılar, pasta, kek vb. besinler bileşimindeki şeker ve çeşitli soslar (karamel sos, çikolata sos vb.) nedeniyle yüksek enerji içerirler. Beslenmede az şekerli besinleri tercih etmek, çay şekeri gibi rafine şeker tüketiminden mümkün olduğunca kaçınmak, tatlıların ve şekerli her türlü besinin tüketimini sınırlandırmak vücut ağırlığının kontrolüne yardımcı olur. Ekmek, pilav, makarna, çorba ve kuru baklagiller gibi kompleks karbonhidrat kaynağı besinler vücudun en önemli enerji kaynağıdır. Şeker gibi basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidrat kaynaklarını tüketmek, ekmeğin beyazı yerine çavdarlısını, kepekli veya tam tahıllısını, pilavın esmer olanını, makarnanın kepekli olanını tercih etmek, kuru baklagiller gibi tokluk hissini artıran besinleri tüketmek kan şekeri dengesini sağlamaya ve kilo kontrolüne yardım eder.

Az yağlı protein kaynakları tüketilmeli!

Yağlar karbonhidrat ve proteinlere göre daha fazla enerji içerirler. Yağdan gelen enerjiyi azaltmak için et-tavuk-balık yağsız olarak tüketilmeli. Süt-yoğurt-peynirin tam yağlı olanları yerine az yağlı ve/veya yağsız olanları tercih edilmeli. Yemeklerde kullanılan yağ miktarı azaltılmalı ve hayvansal kaynaklı yağlar yerine, doymamış yağ asitlerinden zengin bitkisel sıvı yağlar (zeytinyağı, ayçiçeği, mısırözü vb. yağları) kullanılmalı. Sucuk, salam, sosis gibi yağlı et ve ürünleri ile cips, çikolata, patates kızartması gibi besinlerin tüketimi sınırlandırılmalı, yüksek yağ içeriğine sahip hayvansal kaynaklı besinler (et, tavuk) yanında, bitkisel kaynaklı besinler de (kuru baklagiller) tercih edilmelidir.

Günde 2 – 3 litre su tüketmek vücut ısısını dengeler!

Vücut için hayati önem taşıyan su mevsim fark etmeksizin her daim yeterli düzeyde tüketilmelidir. Su vücut ısısının dengelenmesi, metabolizmanın devamı ve vücudun zehirli atık maddelerin uzaklaştırılması için elzemdi. Bu nedenle günde bireysel ihtiyaçlar dâhilinde ve herhangi bir kısıtlama olmadığı sürece 2 – 3 litre su mutlaka içilmelidir. Su kaybını artıran tuzun ve salamura gibi fazla tuz içeren besinlerin tüketimi ise sınırlandırılmalıdır.

Tek tip besine dayanan diyetlerden kaçının!

Çok kısıtlı enerji değerlerine sahip, tek tip besine dayanan veya herhangi bir besin grubunun dâhil olmadığı “sağlıksız diyetler olarak tabir edebileceğimiz diyetler kilo vermeye kısa vadede yardımcı oluyor gibi görünse de uygulanan bu diyetler hastalık veya ameliyat gibi zorunlu haller dışında önerilmezler. Uygun enerji ve besin öğesi içeriğe sahip olmadıklarından verilen kiloların hızla geri dönmesin ve sağlığın olumsuz etkilenmesine neden olurlar. Kısa vadede hızlı kilo kaybı yerine, uygun sürede, uygun kilo kaybı hedeflenmelidir. Doktor, diyetisyen, egzersiz uzmanı, psikolog veya psikiyatrın yer aldığı bir ekip desteği obezite tedavisinin başarısını artıracaktır.

Dengeli beslenme ile birlikte düzenli egzersiz ihmal edilmemeli!

Sağlık için beslenme kadar düzenli egzersiz de büyük önem taşır. Amerikan Spor Tıbbı ve Koleji (ACSM) ve Amerikan Kalp Derneği (AHA)’nın ortak olarak 2007 yılında yayınladıkları fiziksel aktivite ve toplum sağlığı raporunda, sağlığı iyileştirmek ve devamlılığını sağlamak için, sağlıklı yetişkinlerin orta şiddetli aerobik egzersizleri haftada 5 gün, minimum 30 dakika süreyle, ağır şiddetli aerobik egzersizleri ise haftada 3 gün, minimum 20 dakika süre ile yapmaları gerektiği belirtilmektedir. Ancak özellikle obez bireylerde, herhangi bir sağlık problemine neden olmamak için yapılacak egzersizin türüne, sıklığına, süresine ve şiddetine muhakkak bir egzersiz uzmanından destek alınarak karar verilmeli, koşullara uygun ve düzenli olarak takip edilebilecek bir aktivite türü seçilmelidir. Egzersiz yapılırken hiçbir zaman sadece kilo vermek hedeflenmemeli, egzersizin sağlıklı yaşamın bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Ulusal Gıda ve Beslenme Stratejisi’nin ana hedefi küreselleşen dünya ile uyumlu, yaşam kalitesi artırılmış, sağlıklı ve gelişmiş bir toplumdur. Bireylerin kan parametreleri dikkate alınarak, genetik özellikleri, metabolizmaları, fiziksel özellikleri, yaşam şekilleri ve beğenileri, aktivite düzeyleri ve özel durumları incelendikten sonra, bu bilgiler çerçevesinde beslenme programları oluşturulmalı ve bireylerin takibi düzenli olarak yapılmalıdır. Sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak, yeterli ve dengeli beslenmeyi yaşam tarzı haline dönüştürmek beslenme tedavisinin temel amacıdır.

Fizyolojik yorgunluk

Sağlık durumu normal olan kişilerde stres, yetersiz dinlenme, yetersiz uyku, diyet değişiklikleri veya aşırı aktivite durumunda görülür. Yaşlı hastalarda bu tip yorgunluk daha sıktır.

Organik yorgunluk

Bu tip yorgunluk bazı hastalıklarla birlikte görülür. Orta ve ileri yaş hastalarda en sık karşılaşılan durumdur. Aile hikayesi, tam bir fizik muayene ve yapılan kan ve görüntüleme ile ilgili tetkikler sonrası nedeninin belirlenip, ilgili hastalığın tedavisi ile yorgunluk ortadan kaldırılabilir.

Psikojenik yorgunluk

Genel olarak tüm yorgunlukların %50'sini oluşturur. En sık depresyonla birliktedir. Herhangi bir yaş gurubunda oluşabilir. Çoğunlukla gün içinde azalır. Duygu, düşünce ve stres durumuna paralel olarak şiddeti değişebilir.

Kronik yorgunluk sendromu

Kronik yorgunluk sendromu büyük ihtimalle yüzyılımızın yaygın hastalığı olacaktır. Yaşlılarda nadirdir. Yorgunluğu olan hastaların %30'unda organik veya psikolojik sebep bulunmaz. Tanı koyulana dek idiyopatik kronik yorgunluk olarak değerlendirilir. Bu olgularda motivasyon azlığı konsantrasyon yetersizliği, güçsüzlük, irritabilite vardır. Sıklıkla psikomotor yavaşlama vardır.

Yorgunluk bir hastalık mı, yoksa bir hastalık işareti midir?

Yorgunluk çoğunlukla bir hastalık bulgusu olmakla birlikte, kronik yorgunluk sendromu adı altında hastalığın kendisi de olabilir. Yorgunluk her türlü bakteriyel, viral ya da parazitik enfeksiyonun, kansızlık ve benzeri kan hastalığının, karaciğer ya da böbrek hastalığının, kandaki vitamin ve mineral eksikliklerinin, hormonal hastalıkların, beslenme ve uyku bozuklukları sonucunda oluşabilir. Özellikle tiroid hormon yetmezliği, böbrek üstü bezi yetmezliği, büyüme hormonu yetmezliği ve hipoglisemi gibi hormonal sebepler erken dönemde gözden kaçabilir. Kronik yorgunluk sendromunun tanısı içinse; tam bir klinik değerlendirme sonrası tanımlanamayan devamlı ve tekrarlayan yorgunluğun yeni ve bilinen bir zamanda başlaması, devamlılığı, sosyal ve iş hayatındaki aktivitelerde yavaşlamaya yol açması gerekir. 6 ay üzerinde devam eden durumlarda bu sendrom düşünülmelidir.

Yorgunluk hangi durumlarda masum bir halin ötesine geçerek tehlike işareti olabilir?

Yorgunluk yakınması; daha önce yaşanılmayan ölçüde yoğunsa, günlük aktiviteleri sınırlıyorsa, beraberinde başka yakınmalar mevcutsa, takipte olduğunuz kronik bir hastalığınız mevcutsa ya da aile hikayesi veya vücut yapısı nedeniyle bazı organik hastalıklar açısından risk grubunda bulunuyorsanız ve kendi çabalarınızla geçmiyorsa zaman kaybetmeden bir hekimle görüşmelisiniz. Yakınmanın tehlikeye işaret edip etmediği bazı tıbbi araştırmalar sonucunda netleşecek bir durumdur. Pek çok sinsi seyirli kanserin ilk bulgusu yorgunluk olabilmektedir. Ve bu durumda kilo kaybı, beslenme bozukluğu ve hastalığın tutulma bölgesi ile ilgili pek çok ek yakınma sonradan tabloya eklenebilmektedir.

Yorgunlukla kronik yorgunluk arasındaki farklılıklar nelerdir?

KRONİK YORGUNLUK sendromu sürekli ve tekrarlayıcı seyreden, bir çok sistemi etkileyen bir hastalığı tanımlamak için kullanılır. Tek bir sebebi yoktur. Bu hastalığın viral bir enfeksiyon tarafından çalışma dengesi bozulan beyin kaynaklı olduğu veya stres ve savunma sisteminde oluşan bozulmanın ve hedef sapmasının içinde olduğu bir durum olduğunu kabul etmeliyiz. Kronik yorgunluğun en ayırt edici özelliği yatak istirahati ile geçmemesidir. Bu sürecin sonucu bitkinliktir.

Kronik yorgunluk sendromunu gösteren belirtiler hangileridir?

Fiziksel Tükenmişlik Bulguları

  • Başka bir nedene bağlı olmayan, istirahatle geçmeyen, 6 aydan uzun süren, ortalama günlük aktiviteyi en azından %50 azaltacak derecede, sürekli ve tekrarlayıcı fiziksel ve mental bitkinlik hissi.
  • Güçsüzlük, daha önce tolere edilebilen egzersizden sonra oluşan ve 24 saat ya da üzerinde devam eden bir durumdur.
  • Enerji kaybı
  • Yıpranma
  • Hastalıklara karşı daha hassas olma
  • Baş ağrıları
  • Bulantı
  • Kas krampları ve miyalji
  • Bel ağrıları
  • Denge kaybı
  • Sindirim sorunları
  • Uyku bozuklukları
  • Çabuk yorulma
  • Hafif ateş, üşüme
  • Boğaz ağrısı
  • Boyunda ağrılı lenf bezleri
  • Açıklanamayan genelleşmiş kas zayıflığı
  • Kaslarda katılaşma
  • Geçici eklem ağrıları
  • Farenjit
  • Bazı hastalarda gribal enfeksiyon benzeri durumlar

Duygusal Tükenmişlik Bulguları

  • Işıktan rahatsızlık
  • Düşünmede zorluk
  • Göz önünde beneklerin uçuştuğu hissi
  • Depresyon
  • Umutsuzluk, unutkanlık
  • Evde, işte gerginlik- tartışma artışı
  • Kızgınlık
  • Net görememe
  • Huzursuzluk,sabırsızlık
  • Nezaket, saygı gibi pozitif bulgularda azalma

Zihinsel Tükenmişlik Bulguları

  • Doyumsuzluk 
  • İşi bırakma
  • Kendine ve işine karşı negatif yaklaşım
  • Hafıza problemleri
  • İşi savsaklama

Kronik yorgunluk daha çok kimlerde görülür?

Kronik yorgunluk sendromu A tipi agresif dediğimiz hırslı, titiz, mükemmelliyetçi, çabuk sinirlenen, tez canlı kişilik yapılarında daha çok görülür. Kentsel yaşam ve çalışma yoğunluğunun sonucu olarak bu toplumun bireylerinde daha sıktır. Doktorlar ve diğer yardımcı sağlık çalışanlarında, yönetici kadrosunda çalışanlarda, ekonomi alanında çalışanlarda daha yoğun görülür. Kadın cinsiyet erkeklerden daha fazla risk altındadır.

Kronik yorgunluğun giderilmesi için yapılması gerekenler nelerdir?

Kronik Yorgunluk Sendromunun tanı amaçlı kan testleri yoktur.

Tedavi planı:

  • Tatil
  • Egzersiz (kas gevşemesine yardımcı, hafif egzersizler)
  • Günlük istirahat sürelerini uzatma
  • İlaç
  • Vitaminler (günlük ihtiyaca göre)
  • Psikoterapi (hayat tarzı değişikliği)

Yorgunluğa neden olan sağlık sorunları neler olabilir?

1- Kan hastalıkları: kansızlık çeşitleri, kan kanserleri
2- Kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları: kroner kalp hastalığı, kalp yetmezlikleri, kalp ritim bozuklukları, kapak hastalıkları, periferik atar ve toplardamar problemleri
3- Solunum sistemi bozuklukları: uyku –apne sendromu, astım, KOAH gibi hastalıklar, akciğer kanserleri
4- Sindirim sistemi hastalıkları: mide-bağırsak kanamaları, iltihabi bağırsak hastalıkları, karaciğer yetmezliği(siroz), hepatitler, kanserler
5- Böbrek yetmezlikleri ve idrar yollarının böbreğin iltihabi ve kötü huylu hastalıkları
6- Hormonal hastalıklar: tiroid hormonu yetmezliği, böbreküstü bezi yetmezliği, şeker dengesizliği (tip2 diyabet, hipoglisemi), büyüme hormonu yetmezliği, östrojen- testesteron hormanlarında dengesizlik
7- Nörolojik hastalıklar
8- Vitamin – mineral yetersizlikleri: B12, Dvitamini yetersizliği gibi
9- Enfeksiyon hastalıkları

Kişinin yorgunluğunun kaynağını anlamaya yarayan tahliller hangileridir?

Yorgunluğu olan hastada yapılacak tetkikler:

1- Kan sayımı, sedimentasyon
2- Karaciğer fonksiyon testleri
3- Böbrek fonksiyon testleri
4- Kan şekeri, tiroid hormonları
5- Kandaki vitamin, mineral ve elektrolit düzeyleri
6- Ek yakınmalarla ve muayene bulguları ile karar verilecek görüntüleme yöntemleri

Beslenme şekli yorgunluk nedeni olabilir mi? Kendini yorgun hissedenler nasıl beslenmelidir?

Beslenme şekli yorgunluk sebebi olabilir. Et ve kuru baklagilden fakir bir beslenme demir ve vitamin B12 eksikliği nedeni ile kansızlığa dolayısıyla yorgunluğa neden olabilir. Yoğun yağlı ve karbonhidratlı beslenme şekli hipoglisemiye, diyabete eğilim yaratacağından ve kilo fazlası oluşturacağından yorgunluk yaratabilir. Meyve ve sebzeden fakir beslenme folik asit, c vitamini, potasyum gibi pek çok mineral, vitamin eksiğine neden olabilir.

Sıvı alımımızın yeterli ve dengeli olması oldukça önemlidir. Kafein ve çay tüketimine dikkat edilmelidir. Bu içeceklerin her birinin günde 2 - 3 fincandan fazla tüketimi yorgunluk nedeni olabilir.

Her gıda grubunun dengeli alımı beslenmeden kaynaklanacak yorgunluğun önüne geçecektir. Dengesiz beslenme ile sıkı diyetler oldukça önemli bir yorgunluk nedenidir.

Kendini yorgun hisseden kişiler gün içinde neler yapmalıdır?

Yorgunluğu olan insanlar:

  • Dengeli beslenmeli, fazla kilolarından kurtulmalı
  • Yaşamlarını tekdüzelikten çıkaracak uğraşlar edinmeli
  • Her sabah 10 - 15 dakika kas gevşetici egzersizler yapmalı
  • Uyku ritmine dikkat etmeli, günlük tempolarını düşürmeli
  • Tatil fırsatlarını değerlendirmeli
  • İş yerinde iş yükünü paylaşmaya yönelik çalışmalar yapmalı
  • - Organik nedenler olabileceği ihtimaline yönelik hekim desteği alınmalıdır.

Sigarayı bırakanlar kilo almaya mahkûm mudur?

Sigara içenlerin bırakmama nedenlerinin başında çoğu zaman kilo artışından korkmaları geliyor. Pek çok kişinin sigarayı bıraktıktan sonra ciddi bir kilo artışı ile karşılaşması tiryakileri bırakma konusunda engelliyor. Oysa sigarayı bıraktıktan sonra kilo artışını engellemek mümkün.

Araştırmalar sigarayı bırakanların ortalama 2 – 5 kg arasında kilo aldığını ve günlük içilen sigara miktarına bağlı olarak alınan kilonun da farklılık gösterdiğini belirtmektedir. Günlük 2 paket sigara içen bireyler, günlük1 paket sigara içen bireylerden daha fazla kilo almakta ve kilo alımı özellikle sigarayı bırakmayı takip eden ilk 6 aylık süreçte olmaktadır.

Sigarayı bırakmanın ardından kilo alımının temel nedenleri nelerdir?

Enerji dengesizliği: Ağırlık artışlarında temel faktör alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki dengesizliktir. Günlük olarak alınması gereken enerji yaşa, cinsiyete, vücut ağırlığına, metabolizmaya ve yapılan egzersiz miktarına göre farklılık göstermekte; ancak temelde harcanan enerji alınan enerjiden fazla olduğu durumlarda kiloda artışlar meydana gelmektedir. 1 kg kaybetmek veya kazanmak için gerekli enerji 7000 kaloridir ve vücudumuza aldığımız her ekstra 7000 kalori kilomuzda 1 kg artışa neden olurken, harcadığımız her 7000 kalori de 1 kg azalma sağlar. Bu durumda alınan ve harcanan enerji arasındaki dengeyi sağlamak ağırlık kontrolüne yardımcı olacaktır.

Metabolizmanın yavaşlaması: Metabolizmamız kalp, beyin ve karaciğer gibi önemli organların normal çalışabilmesi için enerjiye gereksinim duyar ve günlük olarak alınan enerjinin %70'i bu fonksiyonlar için kullanılır. Sigaranın etken maddesi nikotin metabolik hızı artırmakta ve harcanan kalori miktarını artırmaktadır; ancak bu yöntem kalori harcamak için seçilecek son derece sağlıksız bir yöntemdir. Sigara içtikten sonra metabolizma hızlanır, içilen her sigara kalbin dakika 10–20 kez daha fazla vuruş yapmasına neden olur. Sigara içenlerde kalp hastalıklarının yüksek olmasının bir nedeni de aslında budur. Sigara bırakıldığında metabolik hız azalır ve olması gereken sağlıklı seviyeye düşer. Normal seviyeye düşüş birkaç hafta veya birkaç ay sürebilir ve bu esnada daha az kalori harcanıyor olması da kilo alma ihtimalini artırır, ancak hiçbir zaman metabolizmayı hızlandırmak için sigara içmek doğru seçenek değildir.

Beslenme alışkanlıklarının değişmesi: Araştırmalar sigarayı bırakan insanların yemek tüketimlerini artırdıklarını göstermektedir. Sigarayı bırakmanın ardından tat ve koku alma hislerinin normale dönmesi nedeniyle iştahta artışlar meydana gelmekte, yemek alımındaki artışla beraber sevilen ve sevilmeyen besinlerde de değişiklikler olabilmektedir. Özellikle yüksek kalori içeren tatlı ve yağlı besinlere eğilimin arttığı gözlemlenmiştir.

Ağızda bir şeyler olması gerektiği hissi: Sigarayı bırakma sonrası ağızda veya elde sürekli bir şeyin olmasının özlenmesi sonucunda, ağız ve eller yemek yemekle veya atıştırmakla meşgul edilmeye çalışılır. Sürekli bir şeyler tüketiliyor olması da alınan fazla enerji miktarını artırır.

Yiyeceklerin stres anında kurtarıcı olarak algılanması: Sigara stresi ve sıkıntıyı önlemek, yalnızlığı gidermek, kendini ödüllendirmek, zaman geçirmek ve sosyalleşmek gibi çeşitli amaçlarla kullanılabilmektedir. Sigarayı bırakmanın ardından bütün bunların yerine yemek yemenin veya atıştırmanın koyulması kilo almanın bir diğer nedenidir.

Ağırlık artışı engellenebilir mi?

Sigara kalbe kilo almaktan çok daha fazla zarar verir. Araştırmalar günde bir paket sigara içmenin kalp üzerinde oluşturduğu stresin ancak 45 kg ağırlık artışı sonrası olabileceğini belirtmekte, bu nedenle sigarayı bırakma sonrası kilo artışı olsa dahi bunun hiçbir zaman sigara ile aynı düzeyde olmayacağını vurgulamakta tersine sigarayı bırakmanın kişinin akciğer kanseri ve diğer kanserlere yakalanma riskini, kalp krizine ve inme geçirme riskini azaltacağını göstermektedir.

Sigarayı bırakanların kilosunda artış olması hiçbir zaman bir zorunluluk veya kaçınılamaz bir durum değildir. Kalp hastaları üzerinde yapılan çalışmalar sigarayı bırakmanın ardından beslenme ve yaşam biçimi değişiklikleri ile kilo alımının engellediğini ortaya koymaktadır. Alınan kalorilerin dengeli bir beslenme programıyla düzenlenmesi ve metabolizmanın uygun egzersiz programıyla hızlandırılması ağırlık kontrolü için en mükemmel yoldur. Özellikle yağlı besinleri kontrollü tüketmek oldukça önemlidir. Çünkü yağlar en fazla enerji veren besin grubudur, 1 g yağ 9 kalori verirken, 1 gram karbonhidrat ve protein 4 kalori verir. Dolayısıyla yağ miktarı azaltılmış besinleri seçerek aynı miktar yemek yemeye devam edilerek aynı kiloda kalınabilir.

Öneriler

  • Etiket okuma alışkanlığı kazanıp yiyeceklerin içerisinde fark edilmeden alınan kalorilerin farkına varınız.
  • Besinlerin daha az yağlı olanlarını tam yağlı olanlara tercih ediniz.
  • Yemek aralarında atıştırmak için kalorisi düşük besinleri tercih ediniz.
  • Sebze ve meyvelerden zengin, yağsız et ve ürünlerini, az yağlı veya yağsız süt ve ürünlerini içeren, kan şekerini dengeleyici tam tahıllı ürünlerin yer aldığı dengeli bir beslenme programını benimseyiniz.
  • Şeker ve şekerli besinlerden uzak durarak gereksiz kalori alımını azaltınız. Şekerli besin tüketmek istiyorsanız doğal tatlandırıcılar ile yapılmış olanları tercih ediniz.
  • Düzenli egzersiz yaparak kalori harcamanızı artırın, iştahınızı baskılayın, tekrar sigara içme arzunuzun önüne geçin ve stresinizi azaltınız.

Öğün atlamayın..

Yeterli ve dengeli beslenmek için öğün atlamayın. Çünkü atlanan her öğün bir sonraki öğüne kadar daha çok acıkmanıza ve karşınıza çıkan her yemeği kalorisi yüksek veya düşük, miktarca çok veya az demeden ihtiyacınızdan fazla tüketmenize neden olacaktır.

Öğününüz çeşitli olsun..

Mümkün olduğu kadar çok çeşitli beslenmeye özen gösterin. Her gün beslenme planınız içerisinde tüm besin gruplarına (süt, et, sebze-meyve, tahıl) yer vermeye çalışın. Bu besinlerin hepsinden bir öğünde tüketemeseniz de gün içerisinde farklı öğünlerde almaya çalışın.

Bol sebze ve meyve tüketin..

Sebze ve meyveler bol su ve vitamin-mineral içerip, az kalorilidirler. Bol miktarda ve değişik renklerde sebze, meyve tüketmeniz hem kilo kontrolüne yardım eder, hem de birçok hastalıktan (kanser, kalp-damar hastalıkları) korunmanızı sağlar. Dikkat edeceğiniz önemli bir nokta ise mevsiminde sebze-mevye tüketimidir.

Yağ tüketimini azaltın..

Beslenmenizdeki yağ tüketimini azaltın. Özellikle katı yağlardan (margarin, tereyağ vb.) uzak durun, daha çok bitkisel sıvı yağları tercih edin. Bir günde en fazla 3 yemek kaşığı sıvıyağ tüketin. Yemeklerinizi hazırlarken kızartma yerine ızgara, haşlama, buharda ve fırında pişirme yöntemlerini kullanın.

Abur - cubura sınırlama getirin..

Abur cubur olarak nitelendirilen hazır yiyecekler ve ağır tatlılar, pastalar fazla miktarda yağ ve enerji içerdiğinden hem kilo aldırıcı hem de hastalıklara yatkınlığı arttırıcıdır. Bu nedenle bu yiyeceklere mutlaka sınırlama getirin.

Kurubaklagilleri ve lifli besinleri tüketin..

Tüketilen karbonhidrat kaynağının türüne ve miktarına dikkat edin. Saf şeker kaynakları ve rafine unlu besinler yerine tokluk hissini arttıran, kabızlığı engelleyen ve kilo kontrolünü kolaylaştıran kurubaklagilleri (nohut, mercimek, barbunya gibi), lifli tahılları, taze ve kuru meyveleri, sebzeleri tercih edin.

Günde 2 - 2.5 litre su için..

İnsan yaşamı için oksijenden sonra gelen en önemli öğe sudur. İnsan açlığa haftalarca dayanabilirken susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. Vücut ısısının dengelenmesi, metabolizmanın devamı ve vücuttan zehirli atık maddelerin atılması için su elzemdir. Bu nedenle günde 2-2.5 litre su tüketin.

Alkol alıyorsanız, azaltın..

Alkollü içki tüketme alışkanlığınız varsa bundan vazgeçmeye çalışın, bırakamıyorsanız da azaltın. Ayrıca içkinin çeşidi de önemlidir. Viski, konyak, votka gibi sert alkollü içkiler bira ve şaraba oranla daha yüksek kalorilidir. Alkol boş enerjidir, bize dönüşü yağ şeklinde olur. Alkol alırken, yanında atıştırdığınız kuru yemiş, cips türünde besinlerin son derece kalorili olduklarını da unutmayın.

Egzersizi ihmal etmeyin..

Sağlıklı yaşam ve sağlıklı beslenme düzeninin içerisine muhakkak bir egzersiz programını dahil edin. Yaşam koşullarınıza uygun, sürekli yapabileceğiniz bir aktivite türünü seçin ve düzenli olarak egzersiz yapın.

İdeal kilonuzu koruyun..

Hastalıklara yakalanma riskinizi azaltmak, her zaman zinde ve enerjik olmak için sağlıklı kilo aralığınızda olmanız oldukça önemlirdir. Bunun için Beden Kitle İndeksi (BKİ), vücut yağ yüzdesi, bel çevresi ve kalça çevresi ölçümlerinizin sağlıklı dilimde olmasına özen gösterin.

Mevsim değişikliğinin yaşandığı şu günlerde salgın hastalıklar herkesi tehdit ediyor. Soğuk algınlığı ve grip vakalarında yaşanan artış, bitkisel tedavilerin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nden Diyetisyen Ece Günay Akkuş, doğal yollarla korunmanın mümkün olduğunu belirterek, "Hastalıklar sinyal verdiğinde bitkilerle hazırlanacak karışımlar yatağa düşmenizi engelleyecektir" diyor. Ece Günay Akkuş, kronik bir rahatsızlığı olmayanlara şu bitki çaylarını öneriyor... gripten korunmanın doğal yolları

Kakule-tarçın: Soğuk algınlığı, bronşit, öksürük, yüksek ateş şikayetlerinin hafifletilmesinde, ağız ve boğaz iltihaplarının giderilmesinde kakule etkilidir. Demleme usulü, baharatlarla karıştırılarak içilebilir. Bunlar arasında tarçın öne çıkar. Tarçın ve kakule içeriğindeki etken maddeler bağışıklık sistemini güçlendirir. Virüs ve mikroplara karşı savaş verir. 

Mürver-nane: Gribe, öksürüğe ve nezleye faydalıdır. Soğuk algınlığını giderip, göğsü yumuşatır. Nane ile birlikte demlenerek tüketilmesi önerilir. 

Zencefil kökü-limon: Limon ile birlikte tüketildiğinde soğuk algınlığına ve sindirime yardımcı olur. Boğazınızda veya vücudunuzda kırıklık, halsizlik, ağrı hissettiğinizde taze zencefil rendesi, limon suyu ve bal karışımı size iyi gelecektir. 

Ihlamur: Ihlamur çiçeklerinin iltihap ve ağrı giderici özelliği vardır. Soğuk algınlığı şikayetlerinin ve boğazdaki tahrişin azalmasına, tedavinin hızlanmasına yardımcı olur. Sarımsak: Kanın antioksidan kapasitesini arttırır, bağışıklığı destekler. Ezerek tüketmelisiniz. 

Ekinezya: Nezle, soğuk algınlığından korur ve tedaviye yardımcıdır. Sıvı şeklindeki ekinezya ürünlerini tercih edin. 

Karabiber tanesi: Ağrı kesici ve ateş düşürücü etkisi bulunmaktadır. Toz karabiber ile hazırlanan çay gargara şeklinde uygulandığında boğaz enfeksiyonlarına ve ağrının azalmasına yardımcı olacaktır.

Adaçayı: içerdiği uçucu bileşenler ağız ve boğaza yerleşen enfeksiyon ile iltihaplarda etkilidir. Soğuk algınlığı, grip ve bronşite iyi gelir. 2-3 poşet tıbbi adaçayını 150 ml kaynamış içme suyunun içerisinde 5-10 dakika bekletin. Boğazınızın dayanabileceği sıcaklığa gelince günde 6-8 defa gargara yapın.

Kuşburnu: Kuşburnu meyvesi C vitamini bakımından en zengin kaynaklardan biri olarak kabul edilir. Tam kurutulmuş meyveler parçalanıp 10 dakika kaynatıldıktan hemen sonra tüketildiğinde içeriğindeki C vitamininden yüksek dozda faydalanılabilir. Vücuda direnç verir.

Mikroplara ölüm!

● 4-5 bardak suya, biraz çubuk tarçın, 2-3 tane top karabiber, birkaç diş karanfil, 1 çay kaşığı toz veya parça zencefil, kabuklu çekirdekli elma parçası, limon parçası, varsa kuşburnu atılır ve kaynatılır. İçine, ıhlamur, nane eklenir. Çayın rengi sarımtırak hal alınca süzüp, balla karıştırılarak içilir.

● Bu çay, içindeki zencefil ve karabiber nedeniyle biraz acı olabilir. Karışıma istenirse zerdeçal de eklenebilir. Gribin meydana getirdiği ağrıları, sızıları ve yorgunluğu azaltır. Mikropları öldürür. Öksürük ve tahrişleri önler.

Astımı olanlara hünnap

Hünnap bitkisinin C vitamini deposu olduğunu söyleyen Ece Günay Akkuş, yararlarını şöyle anlattı: "Bu bitki, astım ve solunum sistemi hastalarına çok faydalı. Aynı zamanda balgam söktürüyor. Yüksek lif içeriği ile bağırsakları çalıştırıyor. Şeker oranı düşük olduğu için porsiyon kontrolü yaparak, şeker hastalarına da önerilebilir."

Düşük vücut kitle indeksine (VKİ'nin 18,5'den az olması) sahip olunması kemik yoğunluğunun azalmasına neden olan sebeplerden biridir.

Size uygun doğru beslenme ve egzersizler sayesinde vücut kitle indeksinizi arttırabilir ve kemiklerinizi güçlendirebilirsiniz. Bunun için hekiminiz size yardımcı olacaktır.

Televizyon karşında çok vakit geçirmek, sürekli araç kullanmak, evden dışarı çıkmamak gibi alışkanlıklarınız varsa bu tüm vücudunuzu olduğu gibi kemiklerinizi de olumsuz etkiler.

Egzersiz kemiklerinizi güçlendirir. Aynı zamanda kaslarınızı da güçlendirerek düşme ve kırık riskini de azaltır.

1. Metabolizmayı hızlandırır.

2. Kalp kası ve diğer kasları kuvvetlendirir, daha etkin çalışmasını sağlar.

3. Kilo kontrolünü sağlar.

4. Koroner kalp hastalıklarına karşı koruyucu rol oynar.

5. Düşünsel yeteneklerin gelişmesine katkı sağlar.

6. Yaşlanma süresini geciktirir.

7. Dolaşımı düzenler, kalp, damar, beynin damarsal hastalıklar riskini azaltır.

8. Özellikle yaşlılarda fiziksel fonksiyonların iyileşmesinde katkıda bulunarak günlük yaşantılarında daha kolay sürdürebilmelerine yardımcı olur.

9. Solunum kapasitesini arttırır.

10. Salgılanan hormonlar sonucu psikolojik olarak iyi hissetmemizi sağlar.

11. Şeker, yüksek tansiyon gibi birçok hastalık için koruyucu ve tedavi edici rol oynar.

12. Kan basıncını düzenler.

13. Sindirimi kolaylaştırır.

14. Vücuda sağlık ve zindelik kazandırır.

15. Bel boyun ağrılarının hafifletir.

16. Kan yağlarının düzenlenmesini sağlar.

17. İyi huylu kolestrolü ( HDL) yükseltirken kötü huylu kolestrolü (LDL) azaltır.

18. Sindirime yardımcı olur.

19. Kemiklerin kuvvetlenmesini sağlar, osteoporozu engeller.

20. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Eklem ve kas esnekliğini arttırır.

Evde veya işte oturarak zaman geçirenlerin diyabet ve kalp hastalığı riski 2 kat artıyor ve 30 dakikalık egzersizin bile faydasını götürüyor, 1-2 saatte bir 2 dk kalkıp yürümek gerekiyor.

Düzenli egzersiz meme ve kolon kanseri riskini %25-30 azaltıyor.

Harvard mezunlarının uzun yıllar takibini içeren bir araştırmaya göre 1 saatlik egzersizin beklenen ömrü 2 saat uzattığı, kalp krizi olasılığını yüzde 35 azalttığı bildiriliyor.

Düzenli egzersiz yapanların ömrünün, hareketsiz yaşayanlara göre sağlıklı olarak 7 yıl kadar daha uzun olduğunu gösteren tıbbi yayınlar var.

Spor yaparken insanın biyolojisi nasıl değişiyor?

Kaslar; kasılma, hareket için şeker ve enerjiye ihtiyaç duyuyor. Enerji için ilave oksijen gerekiyor, nefes hızlanıyor, kalp daha fazla kan pompalamak için hızlanıyor. Kaslarda ince yırtıklar oluşuyor fakat bu iyileşme sırasında daha kalınlaşmasını ve güçlenmesini sağlıyor. Kaslar çok çalıştığından aşırı ısınıyor.

Akciğerler; kaslarınız istirahattekine göre 15 kat kadar fazla oksijene ihtiyaç duyduğundan nefes hızında artış oluyor. Göğüs kaslarınız ne kadar hızlı çalışıyorsa o kadar çok oksijen kullanabiliyor ve dayanıklı oluyorsunuz.

Kalp; kasların oksijen ihtiyacı arttığından kalp hızı yükseliyor, kan basıncı hızla artıyor, daha uzun süreli ve ağır egzersiz yapabiliyorsunuz, zamanla kalp kasları kalınlaşarak güçleniyor her bir atımda daha fazla kan pompalayabilir hale geliyor. Bu durum, egzersiz sırasında daha düşük nabız atışı ile kalbin daha ekonomik çalışmasını sağlıyor, kalbi besleyen yeni damarlar geliştikçe kan basıncınız düşüyor. 

Beyin; egzersiz sırasında kısa sürede daha iyi çalışmaya başlıyor, dikkat düzeyi yükseliyor, egzersiz sonrası saatlerde de devam ediyor. Yaşlanmayı geciktiren, dinçlik sağlayan büyüme hormonu salgılanıyor. Beyin hücreleri arasında zamanla yeni bağlantılar gelişiyor, hafıza ve öğrenme güçleniyor, parkinson, bunama, felç gibi hastalıklara karşı dayanıklılık artıyor. Morfin benzeri ağrı kesici ve depresyonu engelleyici mutluluk hormonu üretimi artıyor.

Kemik ve eklemler; istirahattekine göre egzersiz sırsında 5-6 kat yük altında kalıyor bu da kemik erimesi riskini azaltıyor. Kemiklerin yaşla beraber yumuşaması ve kısalmasına engel olmak için ağırlık kaldırarak egzersiz yapılması gerekiyor.

Bağışıklık sistemi; egzersizi takiben ilk 2 saat çok aktif hale geçiyor ve 24 saate kadar da bu durum sürüyor, mikrobik hastalıklara ve kansere karşı dayanıklılık artıyor.

Vücut ısısını sabit tutmak için terle önemli miktarda su ve mineral kaybı gerçekleşiyor. Spor öncesi ve sırasında yeterli sıvı almadıysanız kanınız pıhtılaşmaya eğilim gösteriyor.

Spor yapıldıktan sonra özellikle sauna ya da havuza girmek doğru mu?

Hem sağlıklı insanlar hem de kalp-damar hastaları için.

Vücut ağırlığının üçte ikisi, kanın yüzde 90'ı sudan oluşuyor. Spor sırasında önemli miktarda su ve mineral kaybı olduğundan, spor öncesi, spor esnasında ve hemen sonrasında buna engel olacak şekilde minerali sıvı ( maden suyu) tüketilmediyse, vücudun yavaşça soğutulması gerekirken sıcak saunaya veya soğuk havuza girmek büyük tehlike yaratıyor. Bu durum özellikle kalp hastalarında, tansiyon ve ritim bozukluğu olanlarda, sıvı mineral kaybına bağlı tansiyon düşmesi, ritim bozukluğu, kanın pıhtılaşmasına bağlı kalp krizi ve felce davetiye çıkarıyor. Saunaya ille girilecekse, 10-15 dk önce 500 ml (2-3 bardak) su içilmesi 10-15 dk dan fazla kalınmaması, kademeli sıcaklık artışı ve çıkarken kademeli sıcaklık düşürülmesine dikkat edilmesi çıkışta da 2 bardak maden suyu içilmesi öneriliyor.

Haftada kaç gün hangi sporlar yapılmalı?

Haftada toplam 15-25 km, 3-5 kere 4-5 km koşmak veya en az 5 gün 30-45 dakika hızlı yürüyüş başka bir ifadeyle aerobik veya kardiyo (hedeh kalp hızının -220'den yaşınızı çıkarın- %65'ine kadar sabit hızda hafif-orta tempolu koşu, yüzme, bisiklet benzeri) egzersiz ideal olarak görülüyor. Ayrıca haftada 3 gün 15 dakika kadar ağırlık çalışma ve Pilates benzeri esneklik egzersizleri yapılması öneriliyor.

Hangi yaşta hangi spor yapılmalı? (20’li yaşlardan itibaren…)

Sağlık açısından 20-40 yaşlar arası en faydalı olan sporlar ani hızlanma ve yavaşlama ile elastikiyet dayanıklılık gerektiren basketbol, futbol, bisiklet, su topu, yüzme, duvar tenisi, jimnastik, kürek gibi sporlar.

40-50'li yaşlardan itibaren bu tip ağır sporlar haftada 3 günden daha az yapılacak olursa kondisyon eksikliği nedeniyle riskli hale gelebiliyor. Devam edilecekse düzenli olarak haftada en az 3 gün yapılması gerekiyor. Sigara içiliyorsa ağır sporun hiç yapılmaması öneriliyor.

Yaş ilerledikçe riskli sporlardan uzak durulması, tempolu yürüyüş, hafif koşu, tenis, bisiklet, yüzme, golf, kas kaybını önlemek için hafif aletli jimnastik, Pilates gibi sporların tercih edilmesi gerekiyor.

Kalbi güçlendirmek için hangi egzersizler yapılmalı?

Sporcular arasındaki araştırmalara göre en güçlü kalbi olanlar kürekçiler. Amatörler içinse kalp için en uygun egzersiz, bisiklet, hafif tempolu koşu veya hızlı yürüyüş... Ayrıca ağırlık egzersizi de kalbi güçlendiriyor.

Spor yapmak için en uygun saat hangisi?

Kesin bir şey olmamakla beraber metabolizmanın en aktif olduğu sabah saatleri kendini daha dinç hisseden ve kilo vermeyi hedefleyenler için daha uygun görünüyor. Bazı kişiler, öğleden sonra daha verimli olduklarından akşam saatlerini tercih edebiliyorlar.

Bahar yorgunluğu, aslında birçok nedenin bir araya gelerek yarattığı bir tablodur. Yorgunluk hissinin yanında uyku düzensizliği, iştah azalması, kas krampları, eklem ağrıları ve bayanlarda âdet düzensizliği gibi belirtiler olabilir.

Gözden kaçırılmaması gereken şey bahar yorgunluğu tablosunun uzun sürmediğidir. Sürekli yorgunluk ve genel durum bozukluğu bu belirtilerle seyreden ciddi hastalıkları düşündürmelidir. Tiroit hastalıkları, ciddi depresyonlar, kronik hastalıklar, kötü huylu hastalıklar atlanmamalıdır. Böyle durumlarda bir an önce doktora başvurulmalıdır.

Öncelikle beslenmedeki sebze ve meyve miktarı artırılmalı, yağ miktarı düşürülmelidir. Bir öğünde çok miktarda yemek yerine, ara öğünlerin olduğu düzenli bir beslenme programı uygulanmalıdır. Katkı maddelerini fazla miktarda içeren, yoğun kalorili, tuz ve yağdan zengin, pasta, kek. cips, tuzlu kuruyemiş vb. gıdalardan uzak durulmalıdır. tüketilmelidir.

Zaman zaman hafif ya da ağır yorgunluk yaşamamız normal.

Ancak devamlı yorgunluk hissinden yakınanların günlük yaşam rutinlerini gözden geçirmesinde yarar var. Yorgunluk bazen ciddi hastalıkların işareti olabilir, işte yorgunluğun 13 sebebi ve yapılması gerekenler!

Uykusuzluk

6-8 saatlik iyi bir gece uykusunun sağlık için önemi çok büyük. Bölünmüş, kalitesiz, eksik ya da fazla uyku şunlara yol açabiliyor:

  • Bağışıklık sistemini ciddi derecede bozuyor.
  • Hafızayı önemli ölçüde zayıflatıyor, dikkat dağınıklığı yaratıyor.
  • Zihinsel ve fiziksel performansı düşürüp problem çözme yetisini azaltıyor.
  • Şeker Hastalığı'na yatkınlığa, tokken bile sık acıkmaya (gece nöbeti tutanlarda) kilo artışına neden oluyor.
  • Biyolojik iç saate bağlı (uyku hormonu ve antioksidan olan) Melatonin gibi hormonların dengesini bozup kansere neden olan oksidasyon yapıcı maddelere karşı dayanıksızlığa yol açıyor.
  • Stresle ilişkili, kalp, tansiyon, mide, barsak, psişik hastalıkları arttırabiliyor. Yatmadan önce kafanızı yoracak film, kitap veya mail takip etmeyin.Yatış ve kalkış saatlerinizi fazla değiştirmeyin.

Fazla alkol tüketimi

Alkol uyuklama yapsa da zamansız gece uyanmalarına neden oluyor. Normal şartlarda karanlıkta uyku hormonu salgılanması artınca uykumuz gelir ve uyuyoruz. Alkol zamansız uyuklama ve etkisi geçince gece uyanmaya neden olur. Bölünmüş uyku, enerji eksikliği yaratır. Bedenin dinlenmesi için 2 saat fakat beynin dinlenmesi için 6 saat kesintisiz uykuya ihtiyaç vardır.

Kahvaltıyı atlamak

Bazı kişiler kahvaltı yapmayınca enerji eksikliği hisseder bazıları ise tam tersi rahatsızlık duymaz ve hatta kahvaltı yemediğinde öğle yemeği gelmeden açlık veya halsizlik duymaz. Unutmayın hepimiz benzer olsak da farklıyız, vücudunuz sesini dinleyin. Kararı kendiniz verin. Bazı insanlar sabah, bazıları ise öğleden sonra dinç ve enerjiktir, mümkünse çalışma düzeninizi buna göre ayarlayın.

Yeterince su içmemek

Su ihtiyacımız günden güne ve hatta gün içinde bile değişkenlik gösterir.

Susama duyusu en önemli belirleyicidir. Genellikle koyu renk idrar, dilde ve ciltte kuruma su eksikliğini gösterir, idrar uçuk sarı renkte olmalıdır. Yaşlılarda susama duyusuna güvenmek zordur, günlük idrarın yaklaşık 1,5 litre olmasına dikkat edilmelidir.

Suyun az miktarda yüzde 2-5 civarında azalması bile damardaki kan basıncının düşmesine dokulara yeterli besin ve oksijen ulaştırılmasında eksikliğe neden olur halsizlik, başağrısı, kas ağrısı, enerji eksikliği yaratır.

Şekerli gıda, fast food beslenme

Özellikle kahvaltıda karbonhidrat ağırlıklı beslenme (bal, reçel, beyaz unlu gıdalar, meyve, meyve suyu) 2 saat sonra ani şeker düşmesi, enerji eksikliği yaratabilir. Bu durumda peynir, yumurta, domates, salatalık yemek sorunu çözebilir.

Demir eksikliği

Sadece kan yapımı için değil, beyin, sinir, kas, iskelet sistemi fonksiyonları için de önemli olan demir, besinlerle yeterli alınmaz veya adet kanaması, mide, basur kanaması gibi nedenlerle azalıyorsa takviye edilmesi gerekir. C vitamini ile beraber alınması mideden emilimini arttırır. Bitkisel demir, hayvansal demirden kimyasal açıdan farklıdır, hayvansal demir daha kolay ve hızlı emildiğinden ilk seçenek kırmızı ettir.

Stres

Mükemmeliyet, hırs ve evham, beyin ve sinir sisteminin diğer organ sistemleri üzerindeki düzenleyici etkisini yerine getirmesinde zorluk yaratır. Sevdiğiniz işi, mesleği yapmıyorsanız, çıkmazdan kurtuluşunuz zordur. Stres algı meselesidir. Olaylara bakış açınızı değiştirip iyimser olmaya çalışmanız, meslek dışı hobiler için vakit ayırmanız işi kolaylaştırabilir. İşe ayırdığınız saatin verimli olması, dinlenmeye ayırdığınız sürenin nasıl verimli geçirildiğine de bağlıdır.

Hayır diyememek

Herkese, her isteyene evet demek, sizi değil onları memnun eder. İyimser fakat gerçekçi olun, gereğinde hayır demeyi bilin, enerjinizi boşa tüketmeyin.

Kahveyi abartmamak

Birçok faydasının yanında kahve, eğer akşam geç saatlerde içilirse uyku hormonu melatoninin etkisini azaltmaktadır, biyolojik iç saatinizi şaşırtmamak için yatmadan 4 saat önce kahve tüketiminden vazgeçin. Su kaybına da neden olacağından öncesinde bir bardak su için.

Hafta sonları uyanma saatine dikkat

Haftaiçi yoğun çalışıp cumartesi ve veya pazar sabahları 1 saatten daha fazla geç kalmak biyolojik iç saatinizi bozar. Cuma ve Cumartesi gece geç yatsanız da uyanma saatinizi fazla değiştirmeyin, uykunuz yetmezse öğleden sonra 20 dakikalık şekerleme ile yetinin. Bu bile dinçlik sağlayacaktır.

D vitamini eksikliği

D vitamini, besinler yoluyla günlük ihtiyacın yüzde 5-10'undan fazla alınamayan, kas kemik beyin-sinir sistemi, metabolizma tiroid bağışıklık yumurtalık sindirim prostat fonksiyonları ile çok yakından ilişkilidir. Yaz güneşi dışında vücudumuzda üretilemediğinden en fazla eksiliği duyulan vitamindir. Enerji eksikliği ve bağışıklık sisteminde zayıflamaya neden olmamak için yazın sağlıklı güneşlenerek, kışın kan düzeyi eksik ise dışarıdan takviye alarak normal seviyede tutulması gerekmektedir.

C vitamini eksikliği

C vitamini vücutta birçok kimyasal tepkimede önemli rol oynuyor, cildin, eklem ve bağ dokularının, kemiklerin, damarların dayanıklılığı ve elastikiyetini sağlayan molekülün üretimini sağlıyor, vücutta yıpranma ve yaşlanmayı önlüyor, yağdan enerji üretimi için gereken Carnitene oluşumunu, mücadele hormonu noradrenalinin üretimini sağlıyor. Memeli hayvanlardan insan ve birkaçı dışında hepsi vücudunda C vitamini üretebiliyor. Üretme ve depolama yeteneğimiz olmadığından dışarıdan sürekli almamız gerekiyor.

Tiroid hastalığı

Metabolizmamızın ana hormonlarından olan tiroid hormonu, besinlerle alınan iyot ve selenyum yetersizliği durumda ciddi derecede halsizliğe neden olabiliyor. Özellikle deniz mahsullerini haftada 2-3 porsiyon tüketmek sorunu çözebiliyor. Eksikliği gibi fazla miktarda iyotlu tuz tüketimi ise yine farklı bir tiroid hastalığına neden olabiliyor.

Yorgunlukla başa çıkmak için;

  1. Enerji verici ve organik besinler tüketin: Badem, ceviz, fındık, kabuklu deniz mahsulleri, koyu kırmızı meyveler, siyah çikolata, halsizlik hissedildiğinde ilk tercih edilecek seçeneklerdir. Kırmızı et az pişirilerek tüketildiğinde içerdiği vitamin benzeri koenzim-Q-10. B12 vitamini ve mineraller sayesinde kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacaktır. Organik besinlerin antioksidan ve mineral içeriğinin daha yüksek olduğu düşünülüyor
  2. Sosyalleşin: Sevdiklerinizle, neşeli kişilerle birlikte zaman geçirmek verimliliğinizi, iyimserliğinizi artırır.
  3. Spor yapın: Hareketsiz yaşam birçok müzmin hastalığa zemin hazırlar. Düzenli egzersiz, dinçlik verici etkisi yanında, yaşlanmayı geciktirici büyüme hormonu, depresyonu engelleyen ağn kesici ve mutluluk hissi veren morfin benzeri bir madde salgılatır. Aynca kan basıncını düzenleyen damar genişletici kimyasallar üretilmesine yardım ederek beyin ve sinir sistemini geliştirerek sizi sürekli enerjik hissettirir.

Bu faydalan hissetmek için haftada 3 gün veya daha fazla egzersiz yapın.

Tanı yöntemlerindeki ilerlemeler sayesinde hastalıkların çoğu daha ortaya çıkmadan gelişme riski tespit edilip alınan koruyucu önlemler sayesinde geciktirilebilir hatta engellenebilir veya hastalık daha başlangıç aşamasında yakalanıp vücutta kalıcı hasar bırakmadan iyileşmesini sağlamak ya da kontrol altında tutmak mümkün olabilir.

Toplumumuzda yanlış bilinen, sadece bir laboratuara kan örneği verilerek yapılan testin Check-Up olduğunun sanılmasıdır. Hekim kişiyi ilk gördüğü andan itibaren bazı hastalıklar hakkında ipucu elde edebilir. Hastanın öz geçmişi, soy geçmişi, alışkanlıklarına ait bilgiler tanıya ulaşmakta büyük önem taşır. Hekim muayenesinde elde edilebilecek fiziki bulgular, laboratuar ve görüntüleme bulguları teşhisin kesinleşmesinde yardımcı olur. Sonuçlara göre ilgili uzman servise sevk edilir bu nedenle Check-Up'ın tam teşekküllü bir sağlık kuruluşunda yapılması gerekir.

Detaylı bir Check-Up programı ile aşağıda belirtilen hastalıkların önlenilmesi, bilinmiyorsa ortaya çıkarılması ve ilerlemeden tedaviye başlanılması mümkündür.

Hipertansiyon

Kan basıncındaki yükselme olarak tanımlanan hipertansiyon çoğu kimsede hiç belirti vermeden ya da belli belirsiz baş ağrısı, baş dönmesi ile kendini göstererek yıllarca devam eden sinsi bir hastalıktır.

Basit bir şekilde tansiyon ölçümü ile teşhisi konulabilen ve doğru ilaçlarla kolayca kontrol altına alınabilen hipertansiyon eğer kontrolsüz devam ederse arterleri ( atardamarları ), kalp, beyin, böbrek gibi hayati fonksiyonu önemli organları etkileyerek koroner kalp hastalığı, inme, böbrek yetersizliği gibi komplikasyonlarla seyreder ve geri dönüşü imkansız hasarlara yol açabilir.

Hipertansiyon teşhisi yalnızca tek ölçümde gözlenen yükselme ile konmaz. En az 3 kez yapılan ölçümlerde sistolik kan basıncı ( Büyük tansiyon ) 140 mmmHg ve diastolik kan basıncı ( küçük tansiyon ) 90 mmHg'nın üzerinde ise hipertansiyon tanısı ile hastanın tetkik ve tedaviye alınması gerekir. Benzer şekilde hipertansiyon, efor testi esnasında beklenenden çok daha yüksek bulunarak da saptanabilir. Bu test istirahat halinde normal bulunan ancak küçük eforlarda yükselen tansiyon değerleri ile hipertansiyon gibi sinsi bir hastalığı çok erken safhalarda yakalamaya, tuz alımını kısıtlamak, kilo vermek gibi basit yöntemlerle kimi zaman ilaca bile gereksinim duyulmadan kontrol altına alabilmemizi sağlamaya yardımcıdır.

Aort vücudumuzdaki en büyük ve geniş olan arterdir. Bu damarın daha da genişlemesi hatta yırtılmasına aort anevrizması ve diseksiyonu denir. Yüksek tansiyonla birlikte ölümle sonuçlanabilecek tehlikeli durumlara yol açabilir. Aynı hipertansiyon gibi uzun yıllar belirti vermeden sinsi seyreden bu hastalık check-up sırasında yapılan tetkikler ve ölçümler sayesinde basitçe saptanarak kritik seviyeye geldiğinde ameliyat ile tedavi edilebilir.

Kolesterol yüksekliği

Genel olarak kolesterol yüksekliği diye bilinen kan yağlarındaki artış kanda kolesterol ve trigliserid düzeyindeki artış ile ilgilidir.

Aterojenik risk artışının ( damar tıkanıklığı ) başlıca nedenlerinden biri olan hiperlipidemi yani kan yağlarındaki yükseklik; ailede hiperlipidemi öyküsü olup olmadığı, hareketsizlik, tiroid bezinin az çalışması ve yüksek yağ içeren diyetten etkilenir. Tedavide diyet, ilaç ve egzersiz ön plandadır.

Omega 3 yağ asitlerinden zengin balık tüketiminin karaciğerde lipid sentezini azaltması, LDL düzeyini etkilemeden aterojenik etkisini azaltması, trigliserid ve kolesterol düzeylerini düşürmesi, iyi kolesterol olarak bilinen HDL düzeyini arttırması nedeniyle faydalı olduğu bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir.

Günümüzde lipid düşürücü olarak elimizde değişik ilaçlar vardır. En sık kullandığımız statinler 1980'li yıllardan beri tanınmaktadır. Kolesterol ve LDL düzeyini düşürürken HDL düzeyinde de artışa neden olurlar. Karaciğer enzimlerinde artış, miyopati ( kas ağrısı ve zayıflığı ) gibi durumlara yol açtığından gerekli laboratuar takipleri yapılarak kontrol altında verilmelidir. Son yıllarda statin dozu yetersiz kaldığında bağırsaktan kolesterol emilimini azaltan ve ezetimib içeren ilaçlar da tedaviye eklenmiştir. Bir diğer ilaç, niasinin ( B3 vitamini) lipid düşürücü etkisi 1955'ten bu yana bilinmektedir ve son zamanlarda önem kazanmış risk faktörlerinden olan Lp( a) 'yı da düşürür. Ancak yan etki olarak ateş basması ve yüzde kızarmalara yol açabilmektedir.

Tedavide sık kullanılmayan diğer gruplar safra asidi bağlayan reçineler ( kolestipol, kolestramin), Gemfibrozil ve fibratlardır. karın ağrısı, gaz, ishal gibi gastrointestinal yan etkileri, diğer ilaçlarla etkileşimleri açısından yine doktor kontrolünde ve dikkatli kullanılması gereklidir.

Miyokard enfarktüsü (kalp krizi)

Kalp krizi kalbin bir bölümüne yetersiz kan gitmesi nedeniyle oluşan hücre ölümüdür. Koroner arterlerdeki ( kalp kasını kanlandıran damarlar ) tıkanıklık belirli süreçlerden geçerek kan akışını tamamen engellenmesine kadar ulaşır. Hiperlipidemi, hipertansiyon, sigara, diabet, genetik faktörler özellikle ailede birinci derecede akrabalarda erken yaşta gözlenen kalp damar hastalığı, bel kalça oranının yüksek olması, stres bu süreci olumsuz etkileyen risk faktörleridir. İstirahatte iken belirti vermeyen ancak efor testinde basit şekilde ortaya çıkarılan kalp damar hastalığına defalarca şahit olduğumuz için özellikle risk altındaki kişilerin kardiyolojik kontrollerini düzenli yaptırmaları önerilir.

Aritmi (kalp ritim bozukluğu)

Aritmi, kalpte normal ritmin bozukluğu ile kendini gösterir. Kalbin hızlı veya yavaş çarpmasının yanı sıra normalde tek, belli ve aynı yerden çıkması gereken uyarının farklı yerlerden oluşmasına bağlı olabilir ya da uyarı, ileti sisteminin herhangi bir noktasında bloke olur veya duraksarsa da ritm bozukluğu oluşabilir. Normal kalp hızı dakikada 60-100 atım arasındadır. Bu rakam üzerine çıkarsa taşikardi'den söz edilir ve bu durum hasta tarafından çarpıntı olarak algılanır. Aritmi hiçbir şikayete sebep olmadan muayene esnasında tesadüfen kendini gösterebilir, bu aritmiler sıklıkla zararsızdır. Ritm bozukluğu, çarpıntı, kalpte anormal kuvvetli atım, baş dönmesi, bayılma, nefes darlığı kalbin anormal şekilde yavaşlaması, göğüs ağrısı gibi belirtiler verebilir. Koroner arter hastalıkları, hipertansiyon, miyokard İnfarktüsü ile beraber olan koroner kalp hastalığı, kardiyomiyopati ( kalp yetersizliği ), Kalp cerrahisi sonrası iyileşme dönemi, elektrolit dengesizliği, tiroid bezi çalışma bozuklukları, kanamalı hastalıklar, yüksek ateş, stres, kalp ritmini etkileyen ilaçlar (iatrojenik aritmiler),kokain, nikotin, alkol, kafein, vs. Aritmi ile beraber bulunan ya da zemin hazırlayan sebeplerdir.

Ani ölüm dediğimiz durum halk arasında sıklıkla yanlış olarak kalp krizi diye yorumlanır. Oysa kalp krizindeki ani ölümün sebebi, eğer kalp kasında yırtılma yoksa sıklıkla aritmidir. Bu tehlikeli aritmiler kalp krizi dışındaki birçok sebepten dolayı da karşımıza çıkabilir, zamanında müdahale edilemezse kalp durmasına sebep olabilir. Bunları önceden saptamak, önlem almak, önleyici tedavide bulunmak mümkündür.

Kanser

Dünyada ölüm sebepleri arasında kardiyovasküler sistem hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alır. Kanser anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıdır. Vücudumuz hücrelerden oluştuğu için taşıdığımız tüm doku ve organlarda kanser gelişebilir. Ancak check-up sayesinde yapılan taramalar ve kontroller sayesinde erken tanı mümkündür. Böylece tedavi şansı da yükselir.

Anemi (kansızlık)

Kansızlık olarak bilinen anemi kandaki Hb miktarının düşüklüğü ile kendini gösterir. Normal değerleri yaş ve cinsiyete göre değişir. Anemi, ani kanama, demir, folik asit ve B12 eksikliğine bağlı olabilir. Bu eksiklik diyetteki az miktarda alıma, vücut tarafından yetersiz olan emilime veya kronik kanamaya bağlı olabilir. Folik asit ve B 12 vitamini eksikliği diare (ishal) ve depresyonla kendini gösterebilir. Anemi bazı mide bağırsak hastalıkları ve kanserin habercisi olabileceğinden araştırılması gerekir.

Dispepsi (hazımsızlık)

Sindirim sistemi ile ilgili olan dispepsi, karın ağrısı, midede şişkinlik hissi iyi hazmedememe gibi şikayetlerle kendini gösterebilir. Böyle bir durumda sindirim sistemini ilgilendiren tüm organları sırayla gözden geçirmek gerekir. Bu şikayete sebep, basit bir gastrit veya gastroösafajeal reflü ( GOR ) dediğimiz mide asidinin yemek borusundan yukarıya kaçması olabildiği gibi sindirim sistemindeki organlardan bir veya daha fazlasının basit ya da ciddi anlamda tehlikeli olabilecek hastalıkları olabilir. Ayrıca gastrit ve GOR de tedavi, takip ve dikkat edilmezse ilerleyecek hastalıklardır.

Mide ile ilgili şikayetler sıklıkla kalp ile ilgili şikayetlerle karıştığı için çok dikkatli olmalı, ayırıcı tanı muhakkak yapılmalıdır. Ayrıca biri var diye diğeri olmayacak gibi bir kural olmadığından her iki hastalık da ayrı ayrı araştırılmalı, kalp ile ilgili ise tedavi edilmediğinde tehlikeli sonuçlarla karşılaşılabileceği göz önüne alınmalıdır.

Tiroid hastalıkları (guatr)

Boyun ön kısımda bulunan tiroid bezinin iltihap ve kanser dışındaki bir sebeple büyümesine guatr denir. Teşhisi muayene kan testi, tiroid ultrasonu veya sintigrafisi ile konur. Tiroid bezinin fazla çalışması ( hipertiroidi ) ya da az çalışması ( hipotiroidi ) değişik belirtiler verir. İştahın iyi olmasına rağmen kilo kaybı, ellerde titreme, sinirlilik hali, aşırı terleme, çarpıntı gibi şikayetler tiroid bezinin çok çalıştığını işaret eder. Buna karşılık kilo alma, soğuktan rahatsız olma, güçsüzlük, hareketlerde yavaşlama, cilt ve saç kuruluğu gibi belirtiler de tiroid bezinin az çalıştığını gösterir. Guatrda tüm diğer hastalıklarda olduğu gibi erken teşhis önemlidir aksi takdirde hastalık ilerler ve tedavi zorlaşır.

Tüm bu bilgiler ışığı altında ve daha buraya sığdıramayacağımız çeşitli belirtiler ve hastalıklarla da beraber vücudunuza gereken değeri, önemi vererek hiç şikayetiniz olmasa dahi ki Check-Up'ın anlamı da budur, gerekli kontrolleri yaptırmanız son derece yararlıdır. Hangi periyodla tekrarlayacağınız, tarafımızdan size ilk Check-Up sonrası söylenecektir. Çünkü kimi zaman yakaladığımız anormal değerleri daha sık ve yakın takibe alırız.

Vücudumuz fonksiyonlarını düzgün yürütebilmek için belli bir ısı aralığında çalışmak zorundadır. Bu nedenle çevre ile etkileşip, ısı alarak veya ısı kaybederek dengesini sağlamaya çalışır. Vücut sıcaklığını düşürmek için kullanılan en etkin yol ‘Radyasyon Yolu ‘ diye adlandırılan, ısıyı havaya vererek vücut sıcaklığının azaltılmasıdır. Bu yol ısı kaybımızın % 65’ini sağlar. Sıcaklık arttığında, vücuttan havaya ısı transferi zorlaşır ve vücut ısımız artar.

Terleme , soğuk ortamlar, soğuk cisimlerle temas yollarıyla ısımızı kaybedemez ve uzun süre güneşe veya yüksek sıcaklıktaki ortamlara maruz kalırsak, ‘Sıcak Çarpması veya Güneş Çarpması’ denilen tablo ortaya çıkar.

Isını yükselmesi vücudumuzdaki protein ve yağ dokularını etkileyip çalışmalarını ve yapılarını bozar. Bu nedenle tüm sistemlerimiz etkilenir ve ciddi sıcak çarpmaları ölümle sonuçlanabilir.

Aşırı sıcak bizi hem ruhsal, hem de fiziksel açıdan etkiler. Ruhsal açıdan en sık görülen belirtiler; halsizlik, isteksizlik, sıkıntı hissi, dikkat dağınıklığı,, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenmedir. Bu durum günlük yaşam temposunu bozar ve iş verimini düşürür.

Fiziksel açıdan bir çok belirti görülür. Terli ve soğuk cilt, bitkinlik, susama hissi, kas krampları, başağrısı, başdönmesi, bulantı, kusma, idrar koyulaşması ilk bulgulardır. Sıcaklık artmaya devam ederse cilt kuru sıcak ve kırmızı bir hal alır, vücut ısısı yükselir, solunum ve nabız hızlanır,davranış bozukluğu, bilinnç bulanıklığı gelişir.

Sıcak çarpması en çok güneş ışınlarının dik geldiği, günün en sıcak saatlerinde olur. Terleme mekanizması iyi olmadığından çocuklar, vücut destek rezervleri azaldığından ve ek hastalık görülme sıklığı arttığından yaşlılar risk grubundadır. Bunun dışında hamileler, hipertansiyonlular, kalp ve damar hastaları, şeker hastaları, tiroid bezinin hızlı çalışması (Hipertiroidi) gibi metabolik hastalığı olanlar, depresyon ilaçları gibi nörolojik sistemi etkileyen ilaçları kullananlar, ateşli hastalığı olanlar ve şişmanlar diğer risk grubunu oluşturur.

Herhangi bir hastalığı olmasa dahi dışarıda çalışarak, direkt GÜNEŞ IŞINLARINA maruz kalan işçiler ve ağır bedensel iş yapanlar da risk altındadır.

Vücudumuzun hiç haraeket etmesek dahi metabolizma nedeniyle ısı ürettiğini unutmamak gerekir. Sıcak havada yapılan egzersiz ve ağır spor bu ısı üretimini 10 kata kadar arttırabilir. Bu nedenle güneş ışınlarını etkili olmadığı, serin saatlerde ve nemin yükselerek hissedilen ısıyı arttırdığı günler dışında spor yapılmalıdır. Sporun süresi uzun olmamalı ve ağır sporlardan kaçınılmalıdır. Spor kıyafetlerinin ince, rahat, nemi emen, ve sentetik olmayan açık renkte olmasına dikkat edilmelidir.

Sıcaklardan korunmak ve güneş çarpmasını engellemek için alınacak önlemler şunlardır :

- Mevsime uygun ince ve açık renkli giysiler giyilmeli, sentetik kıyafetlerden kaçınılmalıdır. Mümkün oldukça pamuklu giysiler tercih edilmelidir.

- Günlük sıvı tüketimi 1,5- 2 lt üzerinde olmalı, sıcaklık arttıkça sıvı tüketimi de arttırılmalıdır. İçecek olarak mümkün oldukça su tercih edilmelidir.

- Meyve ve sebze ağırlıklı bir beslenme programı uygulanmalıdır. Bir öğünde çok yenilmemeli, ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Mümkün olduğunca alkol tüketilmemelidir.

- Günün sıcak saatlerinde dışarı çıkılmamalı, serin ve gölge ortamlar tercih edilmelidir

- Kapalı mekanlar ve iş yerlerinde ortam ve pencereler hava akımına izin verecek şekilde düzenlenmelidir. Isı üreten elektrikli cihazlar daha az kullanılmalı, kullanılmadıkları zaman fişleri çekilmelidir.

- Klimaların son yıllarda kullanımı artmıştır. Doğru kullanıldığında kapalı mekanlarda sıcaklıkla mücadelede en etkin yöntemdir. Klimalar temiz tutulmalı , filtre ve iç temizlikleri periyodik olarak yapılmalıdır. Hava akım yönü, direkt üzerimize gelmeyecek şekilde ayarlanmalıdır.

Aşırı düşük ısılarda çalıştırılması sakıncalıdır. Klimlar temiz olmadığında veya filtreleri iyi temizlenmediğinde, mikrobik ve allerjik hastalıklara neden olabilirler. Aşırı düşük ısıda ve direkt üzerimize gelecek şekilde çalıştırılmaları ise kas spazmları, vücut ağrıları gibi yakınmalara neden olabilir.

- Kronik hastalar ilaçlarını düzgün kullanmalı ve sıcaktan etkilenme olasılığı yüksek hastalar doktorlarına başvurarak, alınacak önlemler ve ilaç tedavilerini düzenlenmesi konusunda gerekli tavsiyeleri almalıdırlar.

- Çocuk, yaşlı ve hamileler iyi gözlenmelidir. Bu gruptakilerin kolayca ve ağır sıcak çarpmasına maruz kalabilecekleri unutulmamalıdır. Örneğin sıcak havada sıcak bir otomobilde bir çocuğu kısa bir süre yalnız bırakmak bile kötü sonuçlar doğurabilir

Ağır kış şartlarının kapımızı çaldığı şu günlerde sağlığımızı korumak için çok daha fazla özen göstermek gerekiyor. Özellikle yaşlılar, kalp, akciğer hastalan, kanser tedavisi görenler, karaciğer yetersizliği, böbrek yetersizliği olanlar ve küçük çocuklar bağışıklık sistemleri zayıf olduğundan soğuk, karlı, rüzgarlı sert havalarda daha kolay hastalanıyorlar.
İstanbul Florence Nightingale Hastanesi, Sağlıklı Yaşam Merkezi Direktörü, Dr. Özgür Şamilgil soğuk havaya nasıl hazırlanabileceğimizi 15 adımda anlattı.

1. Dışarıda geçirilecek süreye dikkat edin

Öncelikle ne kadar hazırlıklı olarak soğuk havaya çıkıyor olsak da dışarıda kalacağımız süreyi mümkün olduğunca kısa tutmayı planlamalıyız. Aslmda soğuk hava bağışıklık hücrelerinin sayısını arttırarak mikroplara karşı savunma sistemimizi güçlendiriyor. Fakat soğukta kaldığımız süre uzadıkça vücudumuzun mücadele gücü giderek tükeniyor ve hastalanmaya yatkın hale geliyoruz

2. Kat kat lahana gibi giyinip vücudunuzu ısıtın

Bir veya iki kalın kazak yerine kat kat giyilen kıyafetler gereğinde gün içerisinde girdiğimiz sıcak ortamlarda terlemeyi engellemek, ortama uymak için inceltilebiliyor. Aksi taktirde üzerimizde biriken ter dışarıya çıktığımızda üşütmemize ve kas tutulmalarına neden olabiliyor. Naylon esaslı hava geçirmeyen kumaşlar yerine terlemeyi engelleyen ve ıslanmaya karşı koruyucu özellikte kıyafetler giyilmeli

3. Vücudunuzun dayanıksız bölgelerine dikkat

Burun, kulak, baş, eller, ayaklar ve parmaklar yani soğuğa en dayanıksız bölgelerimizi çift kat eldiven çorap ve başlıkla çok daha iyi korumamız gerekli. Başı korumamak, soğuk çarpması sonucu sinüzit, orta kulak ve bademcik iltihabına neden oluyor.

4. Yüksek tansiyon hastaları ilaçlarınızı yanınıza alın

Yüksek tansiyonu olanların burun, kulak, baş, eller, ayaklar ve parmaklardaki kılcal damarların soğuktan büzüşmesi sonucu tansiyonlarının daha da yükselebileceğini bilerek doktorlarına danışarak yanlarına acil durumda kullanacak ilaçlarını almaları tavsiye ediliyor.

5. Akciğer ve kalp hastaları sağlığınıza özen gösterin

Özellikle akciğer ve kalp hastalığı olanların mümkünse soğuk havalarda dışarı çıkmamaları, çıkarken bu tedbirlere çok daha dikkat etmeleri gerekiyor. Akciğer sorunu olanların burun ve ağızdan soğuk havayı ciğerlerine çekmeleri başta soğuk algınlığı, nezle, grip ve daha da önemlisi zatürre riskini arttırıyor. Bu nedenle kalın atkı, kar maskesi benzeri kıyafetler ve kalın başlıklar kullanmalı. Kalp damar hastalarının, soğuğun vücutta yarattığı stres hormon artışı nedeniyle ani damar daralması sonucu kalp krizi ve inme riski nedeniyle çok daha dikkatli olmaları gerektiğini bilmeleri gerekiyor. Birkaç kat çorap giyerken özellikle şeker hastalarınm ayakkabı vurması sorunu yaşamamak için sıkı ayakkabı giymemeleri öneriliyor.

6. Damar sağlığınız için sıvı alımı çok önemli

Yeterli sıvı alımı olmadan uzun süre soğukta kalmak vücudun uç noktalarında susuzluğa bağlı olarak kılcal damarlarda daralmaya neden oluyor, bu durum hem soğuk yanığı denen donmalara hem de mikropların dışarı atılması için gereken burun akıntısı ve balgamın koyulaşmasma yol açıyor. Kahve ve çay gibi idrar söktürücü özelliği olan içecekler aslında burun ve boğaz salgılarını kuruttuğundan, bunun yerine ıhlamur, kuşburnu, nane-limon çayı tüketimi öneriliyor.

7. Kışın alkol alımına daha fazla dikkat edin
Alkol ise kılcal damarlarda burun ve yanaklarda sıcaklık hissi, kızarmaya neden olarak vücut ısısının arttığı hissini verse de tam tersine ısı kaybına neden olarak soğuk çarpması ve donma riskini arttırıyor. Ayrıca idrarla su kaybına da neden oluyor.

8. Solunum yollarınız için sigara içmeyin

Burun, boğaz ve akciğerlerin hava yolları birçok toz ve mikrobun içeriye girmesini engelleyen onları dışarı süpüren ince tüycüklere sahip. Onlara en çok ihtiyacımız olduğu rüzgarlı ve soğuk havalarda sigara içmeye devam etmek solunum yolu hastalıklarına davetiye çıkarıyor.

9. Egzersizi ihmal etmeyin, spor salonuna gidin

Düzenli yapılan egzersizin birçok faydası yanında soğuk havalara bağlı soğuk algınlığı ve gribal hastalıklara karşı dayanıklılığı arttırdığı biliniyor. Düzenli egzersiz yapanlar bu hastalıklara hem yüzde 50 daha seyrek yakalanıyor hem de yakalandığında kendini yorgun hissetmiyorsa, egzersize devam etmekle yüzde 30 çok daha çabuk iyileşiyor. Soğukta yapılan egzersiz bu açıdan daha da faydalı görülüyor. Yine de alışık olmayanların spor salonlarında yapması öneriliyor.

10. Uzun yol için su ve yiyeceklerinizi depolayın

Araç içerisinde en az 2 gün yetecek miktarda su ve gıda, kalın battaniye, acil yadım çantası bulundurulması soğukta donmayı engellemek için hareketsiz kalınmaması özellikle el ve ayak parmaklarının çalıştırılması faydalı görülüyor

11. Kayma ve düşmeye dikkat edin! Eller cepte olmasın

Kar, buz, yağmur özellikle yaşlılara düşmeye bağlı çok kolaylıkla kırıklara neden olabiliyor. Dışarı çıkmak zorunda olanların tabanı kaymayan ayakkabı giymeleri, baston taşımaları, küçük adımlarla yürümeleri mümkünse yanlarında birisinin bulunması öneriliyor. Düşerken kendinizi koruyabilmeniz için ellerinizin cebinizde olmaması gerekiyor.

12. Herşeyin başı iyi beslenmekten geçiyor

C vitamininden zengin portakal greyfurt kırmızı biber kuşburnu, boza, kefir, yoğurt, sirke, turşu gibi fermente edilmiş faydalı bakterilerden zengin gıdalar, bağışıklık sisteminin hammaddesi olan hayvansal proteinler için balık, et ve süt ürünlerinin tüketilmesi mikroplara, soğuğa karşı dayanıklılığı arttırıyor. Şekerli gıdalar ise bağışıklık sisteminin mikroplarla mücadelesini zorlaştırıyor, pirinç, patates, hamurişi yemekler, tatlılar, şerbetler, meşrubatlar bu açıdan zararlı görülüyor

13. D vitamini ile vücudunuzu dinç ve sağlıklı tutun

Herşeyden önemlisi güneş göremediğimiz için kışın en çok eksilen ve hastalıklara karşı korucu olan D vitaminimizi, kan düzeyini ölçtürmek ve doktorumuza danışarak takviye etmelisiniz.

14. Gözlerinize kar gözlüğü takmayı unutmayın

Ayrıca mutlaka yanınızda bulunması gereken malzemeden birisi de kar gözlüğü; göz kuruması ve kızarıklığını engelliyor.

15. Düzenli uyku, bağışıklık olmazsa olmazı

7-8 saatlik kaliteli uyku bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hastalıklara karşı direncimizi arttırıyor. Gece uykusunun yerini gündüz uykusu tutmuyor.

Yaşlanma karşıtı etkileri nedeniyle vitaminler üzerinde son yıllarda çokça durulmaktadır. Vitaminler genel sağlığımızı ve onun en önemli parçası olan deri sağlığımızı korumak için başvurmamız gereken ajanlar arasındadırlar. Özellikle ultraviyole ışınlarının derimizde oluşturduğu hasarı onarmak açısından önem taşırlar. Derimizi ve bağışıklık sistemimizi hastalıklardan korumaya ve güneşin yaşlandırıcı etkisini ortadan kaldırmaya yönelik uygulamalar arasında vitaminlerin yeri oldukça değerlidir.

Vitaminler, biyolojik olarak aktif, vücut işlevlerimizin sağlıklı bir şekilde devamı açısından vazgeçilmez organik bileşiklerdir. Derimiz çevresel faktörlere ve deride oksidatif strese yol açan güneş ışınlarına en çok maruz kalan en büyük organımızdır. Bazı vitaminler epidermis ve dermisin günlük fonksiyonlarını düzenlemek için gerekliyken, bazıları kozmetik uygulamalar yoluyla derinin UV ile oluşan hasardan korunmasına yardımcı olurlar.

  • Bütün bu etkiler açısından içlerinde en önemlileri A ve E vitaminidir.

  •  A vitamini doğada iki farklı formda bulunur; retinol ve karotenoid.

  • Retinol sadece hayvani yağlardan, sütten, yumurtadan, karaciğerden, balık yağından yüksek oranda alınabilirken, karoten havuçtan, domatesten, renkli sebze ve meyvelerden alınır.

  • Bu vitaminler epidermisteki hücrelerin büyümesini düzenlerler.

  • A vitamininin hem eksikliğinde hem fazlalığında deride kuruluk ve pullanma ortaya çıktığından doğru kullanım çok önemlidir.

  • Karotenlerin UV hasarını önleyici etkileri bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

  • Sentetik A vitamini türevleri olan ilaçlar ise gerek deriye sürülerek gerekse ağızdan alınarak birçok deri hastalığının ve yaşlanmış derinin tedavisinde kullanılmaktadır. Derideki kollajen ve elastini arttırdığı çalışmalarla gösterilmiştir.

E vitaminin antioksidan özellikleri ön plandadır. Bitkilerde, yağlı tohumlarda, mısır, fındık, soya, buğday, bazı et ve süt ürünlerinde bulunur. E vitamini, güneş hasarını ve güneşe bağlı yaşlanmayı azaltmaktadır. Bu etkinlikleri ile her iki vitamin de çeşitli kozmetikler içinde bulunmaktadırlar. Ancak tek başına kozmetiklerle bu yaşlanmayı güçlü bir şekilde geriye almak mümkün olmadığından, devreye dermaroller, lazer gibi uygulamaları da sokmak gerekir.

Deriyi gençleştirmek tek yöntemle mümkün değildir, ideal olan ihtiyaca göre değişik yöntemler ile lekeleri, kırışıklıkları, damarlanmaları, gevşemeleri hedeflemek ve kombine tedaviler ile sonuca ulaşmaktır. Bu yöntemler dermatolojik muayenenizin ardından hekiminizle birlikte, sizin ihtiyaçlarınıza göre belirlenir.

Uygulanacak yöntemler yaşa, ortaya çıkan yaşlanma belirtilerinin düzeyine göre seçilmelidir. Genç yaşlarda yüzeysel kimyasal peeling, dermaroller, ileri evrede ise fraksiyonel lazer, derin peeling, dolgu uygulamaları seçilebilir. Botoks uygulamalarının iki dönemde de yeri vardır.Sağlıklı bir deriye sahip olmanın, genel sağlık ile çok yakından ilgili olduğunu, sağlıklı beslenme, antioksidanlar, spor ve düzenli uyku ile en değerli mücevherimizin cildimiz olacağını unutmamak dileğiyle.