Yararlı Bilgiler

• Son 24 saat içerisinde alkol vb. maddeler alınmamış olunmalıdır.
• Hamileyseniz veya şüpheniz varsa işlemlere başlamadan önce mutlaka bildirmeniz gerekir.
• Daha önce yapılmış test ve tetkikler varsa yanınızda getirmeniz yararlıdır.
• Randevu gününde ve saatinde mutlaka aç gelin. En az 8-10 saat aç olmanız gerekmektedir. (Sadece su içebilirsiniz)

Doktor- hasta ilişkisi özellikle sürekli takip gerektiren (şeker, kalp, akciğer vb) hastalıklarda oldukça önem taşımaktadır.

Sağlığınızla ilgili sorumluluk almanız, sağlığınızı sorgulamanız gerekir. Hastalığınız, tedavi yöntemleri, ilaçlar ve yaşam tarzı değişiklikleriyle ilgili soracağınız sorular, alacağınız sağlık hizmetinin kalitesini, güvenliğini ve etkinliğini çok artıracaktır.

Kısıtlı ve çok değerli randevu sürecini verimli kullanmak için bilinmesi gerekenler şöyledir: Doktora gitmeden önce; Yanınıza sizi iyi tanıyan bir yakınınızla gitmelisiniz, görüşme sırasında ve sonrasında unutabileceğiniz anlamadığınız noktaları size hatırlatabilir. Özellikle anne baba ve kardeşlerinizin sağlık durumları ve geçmişleri hakkında detaylı not almanız faydalı olur. Sağlık geçmişinizi, geçirdiğiniz önemli hastalıkları, ameliyatları, kazaları, alerjilerinizi, kullanmakta olduğunuz ilaç ve bitkisel takviyeleri, egzersiz, yeme, içme, uyku, çalışma şartları, alkol vb alışkanlıklarınızı yazılı olarak hazırlayın. Önemli eski tetkiklerinizi yanınızda bulundurun.

Varsa şikayetlerinizi ve sormak istediklerinizi önem sırasına göre not alın.Şikayetlerinizin başlangıçtan itibaren seyrini, hangi koşullarda ve nelerle ilişkili olduğunu (örneğin beslenme, hareket, gece-gündüz, veya ilaçlarla ilişkisini) belirleyin.Görüşme amacınızı aşağıdaki örneklere göre netleştirin ve önem sırasına göre yazın. Genel kontrol veya herhangi bir sağlık sorununu çözmek. İlaç almak veya ilaç değiştirmek Çeşitli testler yaptırmak Ameliyat veya tıbbi tedavi seçeneklerini tartışmak gibi.

Doktorunuzun tercihine göre, hazırladığınız bilgi notlarını ve sorularınızı, görüşme öncesi yardımcı personel aracılığıyla iletebilir veya görüşme sırasında gündeme getirebilirsiniz.

Doktorunuzun verdiği bilgileri mutlaka kaydedin ve sonra hazırladığınız soruları önem sırasına göre sorun, cevaplarını not alın. Tetkik ve tedavi sürecini tekrarlayarak tümüyle anlayıp anlamadığınızı netleştirmek için doktorunuzun onayını isteyin. Doktorunuzun verdiği bilgilere göre aşağıdaki gibi yeni sorularınız olabilir: Hastalığım nedir? Hastalığımın tedavi seçenekleri nelerdir? Her seçeneğin avantajı ve dezavantajı, iyileşme süreci nasıldır, yan etkileri nelerdir? Tetkik gerekir mi? Tetkik neyle ilgilidir? Tetkikin alternatifleri var mıdır? Tetkikin yan etkileri var mıdır? Sonuçlar ne ifade edecektir? Tetkikler için gereken hazırlıklar nelerdir? Reçete edilen ilaçların özellikleri ve olası yan etkileri nelerdir? Ne şekilde, günde kaç defa, aç veya tok alınmalı, eski ilaçlardan bırakılması gerekenler veya aynı anda içilmemesi gereken ilaçlar var mı? Neden ameliyat olmam gerekiyor ve başka seçenekler var mı? Bu ameliyatı sık yapıyor musunuz ve sonuçları nasıl? Hayat tarzımı, beslenmemi değiştirmem gerekecek mi? Daha sonraki aşamalarda beni neler bekliyor? Hangi durumlarda doktor aranmalıdır? Daha detaylı bilgilere nasıl ulaşabilirim? (broşür, video veya internet sitesi?)

Size eşlik eden yakınınızla durum değerlendirmesi yapın.
Sorunları ve yol haritasını belirleyin.
Şüphede kaldığınız durumları tekrar doktorunuza danışın.
Değerlendirme sonrası yeni sorularınız varsa not alın.
Takip sürecinde şu durumlarda doktorunuza veya ekibine ulaşın.
İlaçlarla veya uygulanan işlemlerle ilgili yan etkiler olursa.
Şikayetlerinizde artış olursa.
Öngörülmeyen yeni şikayetler gelişirse.
Başka bir doktorun vereceği ilaç ve ilaç benzeri ürünler olursa.
Yeni tahlil sonuçlarını alınca.
Anlamadığınız tahlil sonuçları olursa.

Sorularınız, sağlık ekibine durumunuzu daha iyi kavrama fırsatı verecektir. Doktorunuzun cevapları, daha doğru kararlar vermenize, daha dikkatli olmanıza, tıbbi hatalardan uzak kalmanıza ve kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olacaktır. Sözün Özü: Doktora hazırlanarak gitmeniz, sağlığınızla ilgili daha iyi sonuçlar almanızı sağlayabilir.

Kanser
Kanser gün geçtikçe görülme sıklığı artan, sinsi ilerleyen hayatı tehdit eden ciddi bir hastalıktır. Pek çok kanser türünde, hastaların fark edebileceği belirtiler ancak hastalığın ileri evlerinde ortaya çıkmaktadır. Oysa rutin sağlık kontrolleri sayesinde doktorların fark edebileceği ve kanseri erken aşamada teşhis edebilecekleri bazı belirteçler bulunmaktadır. Günümüzde kanserin erken tanısı sayesinde kanser tedavileri daha başarılı olarak gerçekleştirebilmektedir. Yaygın bazı kanser türlerinin [kolon, karaciğer, akciğer (küçük hücreli akciğer kanseri), meme, yumurtalık, testis, prostat, pankreas] erken tanısında kanda bakılan birincil biyo belirteçler önemli ipucu verebilmektedir.

Sağlıklı bireylerde de kısmen yüksek değerlere rastlanabildiğinden tarama testi olarak kullanılmazlar. Bu testler hekimler tarafından şüpheli durumlarda kullanılır. Kanserin varlığında bulunan iltihap ve kan damarı büyümesi gösteren moleküller ise "ikincil" biyolojik belirteçler olarak adlandırılır. Hekiminiz tüm sonuçları gözden geçirecek ve kanser riskiniz hakkında size detaylı bilgi verecektir.

Kardiyoloji
Yürürken, merdiven çıkarken nefes darlığı ya da göğüs ağrısı yaşıyor musunuz? Çok çabuk yoruluyor kısa sürede ter içinde kalıyor ve tükenmiş gibi hissediyor musunuz? Bu belirtiler daralmış ya da tıkalı kalp damarlarına bağlı olabilir. Bu sorunlar kalp krizi, anjina veya inmeye yol açabilmektedir.

Kalp damar hastalıkları hala dünyada en önde gelen ölüm nedenidir. Erken teşhis kalp damar hastalıklarının başlamasını önlemek için anahtardır. Kalp damar hastalıklarının risklerinin değerlendirilmesinde artık sadece kolesterol, HDL ve LDL ölçümü yeterli görülmemektedir. Alt grup kolesterol / lipid profili, PLAC testi ve bazı farklı testler ile pek çok faktör ayrıntılı olarak değerlendirilmektedir.

Cinsel İşlev
Hemen hemen herkes, hayatında bir dönem kendi cinsel dürtüsünden geçici endişelenmektedir. Birçok kişi için, cinsel istekte azalma sadece yaşlanma sürecinin doğal bir sonucudur. Ama bazıları için, cinsel dürtü değişikliği, hormon dengesizliği veya diğer hastalıkların göstergesi olabilmektedir. Gelişmiş kapsamlı bir sağlık değerlendirmesi, metabolik fonksiyonu ve cinsel işlev bozukluğu belirtilerini açıklamaya yardımcı testlerle herhangi bir hastalığın olup olmadığı ortaya konabilmektedir.

Enerji / Yorgunluk
Yorgunluk belirtileri kişiden kişiye değişebilir. Bazı durumlarda yorgunluk altta yatan bir hastalık nedeniyle olurken, bazen de geçici bir durum olarak ortaya çıkabilmektedir. Yorgunluk ve düşük enerji düzeyleri ile birlikte kilo alımı, cinsel istekte azalma aynı anda gözlenebilmektedir. Of, "Yaşlanıyorum" diyerek bu belirtileri göz ardı etmek kolay olabilir ama doktora başvurup gerekli tetkikleri yaptırmak en doğru yaklaşım olacaktır.

Diyabet (Şeker Hastalığı) ve Diyabet Öncesi Dönem (Prediyabet)
Ülkemizde de şişmanlık ve diyabet (şeker hastalığı) giderek önemli bir sorun halini almıştır.

Prediyabet; yani diyabet öncesi dönem genellikle uzun vadeli zarar verir , bu dönem 3 ila 10 yıl sürebilmektedir. Prediyabet tanısı alan kişiler ilerde kesinlikle diyabet hastası olacaktır anlamına gelmez. Çünkü prediyabet tedavi edilebilir ve geri dönüşümlü olabilmektedir. Kişinin diyabet riskini belirlemek için kullanılan standart testlerin (kapsamlı kan testi, standart A1C, açlık plazma glukoz testleri gibi) yanı sıra leptin, adiponektin, C-peptid dahil prediyabetik koşulları ile ilişkili kan tabanlı biyo-belirteçlere bakılarak gelişmiş sağlık değerlendirmesi yapılabilmektedir.

Vücudumuz fonksiyonlarını düzgün yürütebilmek için belli bir ısı aralığında çalışmak zorundadır. Bu nedenle çevre ile etkileşip, ısı alarak veya ısı kaybederek dengesini sağlamaya çalışır. Vücut sıcaklığını düşürmek için kullanılan en etkin yol ‘Radyasyon Yolu ‘ diye adlandırılan, ısıyı havaya vererek vücut sıcaklığının azaltılmasıdır. Bu yol ısı kaybımızın % 65’ini sağlar. Sıcaklık arttığında, vücuttan havaya ısı transferi zorlaşır ve vücut ısımız artar.

Terleme , soğuk ortamlar, soğuk cisimlerle temas yollarıyla ısımızı kaybedemez ve uzun süre güneşe veya yüksek sıcaklıktaki ortamlara maruz kalırsak, ‘Sıcak Çarpması veya Güneş Çarpması’ denilen tablo ortaya çıkar.

Isını yükselmesi vücudumuzdaki protein ve yağ dokularını etkileyip çalışmalarını ve yapılarını bozar. Bu nedenle tüm sistemlerimiz etkilenir ve ciddi sıcak çarpmaları ölümle sonuçlanabilir.

Aşırı sıcak bizi hem ruhsal, hem de fiziksel açıdan etkiler. Ruhsal açıdan en sık görülen belirtiler; halsizlik, isteksizlik, sıkıntı hissi, dikkat dağınıklığı,, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenmedir. Bu durum günlük yaşam temposunu bozar ve iş verimini düşürür.

Fiziksel açıdan bir çok belirti görülür. Terli ve soğuk cilt, bitkinlik, susama hissi, kas krampları, başağrısı, başdönmesi, bulantı, kusma, idrar koyulaşması ilk bulgulardır. Sıcaklık artmaya devam ederse cilt kuru sıcak ve kırmızı bir hal alır, vücut ısısı yükselir, solunum ve nabız hızlanır,davranış bozukluğu, bilinnç bulanıklığı gelişir.

Sıcak çarpması en çok güneş ışınlarının dik geldiği, günün en sıcak saatlerinde olur. Terleme mekanizması iyi olmadığından çocuklar, vücut destek rezervleri azaldığından ve ek hastalık görülme sıklığı arttığından yaşlılar risk grubundadır. Bunun dışında hamileler, hipertansiyonlular, kalp ve damar hastaları, şeker hastaları, tiroid bezinin hızlı çalışması (Hipertiroidi) gibi metabolik hastalığı olanlar, depresyon ilaçları gibi nörolojik sistemi etkileyen ilaçları kullananlar, ateşli hastalığı olanlar ve şişmanlar diğer risk grubunu oluşturur.

Herhengi bir hastalığı olmasa dahi dışarıda çalışarak, direkt güneş ışınlarına maruz kalan işçiler ve ağır bedensel iş yapanlar da risk altındadır.

Vücudumuzun hiç haraeket etmesek dahi metabolizma nedeniyle ısı ürettiğini unutmamak gerekir. Sıcak havada yapılan egzersiz ve ağır spor bu ısı üretimini 10 kata kadar arttırabilir. Bu nedenle güneş ışınlarını etkili olmadığı, serin saatlerde ve nemin yükselerek hissedilen ısıyı arttırdığı günler dışında spor yapılmalıdır. Sporun süresi uzun olmamalı ve ağır sporlardan kaçınılmalıdır. Spor kıyafetlerinin ince, rahat, nemi emen, ve sentetik olmayan açık renkte olmasına dikkat edilmelidir.

Sıcaklardan korunmak ve güneş çarpmasını engellemek için alınacak önlemler şunlardır :

- Mevsime uygun ince ve açık renkli giysiler giyilmeli, sentetik kıyafetlerden kaçınılmalıdır. Mümkün oldukça pamuklu giysiler tercih edilmelidir.

- Günlük sıvı tüketimi 1,5- 2 lt üzerinde olmalı, sıcaklık arttıkça sıvı tüketimi de arttırılmalıdır. İçecek olarak mümkün oldukça su tercih edilmelidir.

- Meyve ve sebze ağırlıklı bir beslenme programı uygulanmalıdır. Bir öğünde çok yenilmemeli, ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Mümkün olduğunca alkol tüketilmemelidir.

- Günün sıcak saatlerinde dışarı çıkılmamalı, serin ve gölge ortamlar tercih edilmelidir

- Kapalı mekanlar ve iş yerlerinde ortam ve pencereler hava akımına izin verecek şekilde düzenlenmelidir. Isı üreten elektrikli cihazlar daha az kullanılmalı, kullanılmadıkları zaman fişleri çekilmelidir.

- Klimaların son yıllarda kullanımı artmıştır. Doğru kullanıldığında kapalı mekanlarda sıcaklıkla mücadelede en etkin yöntemdir. Klimalar temiz tutulmalı , filtre ve iç temizlikleri periyodik olarak yapılmalıdır. Hava akım yönü, direkt üzerimize gelmeyecek şekilde ayarlanmalıdır.

Aşırı düşük ısılarda çalıştırılması sakıncalıdır. Klimlar temiz olmadığında veya filtreleri iyi temizlenmediğinde, mikrobik ve allerjik hastalıklara neden olabilirler. Aşırı düşük ısıda ve direkt üzerimize gelecek şekilde çalıştırılmaları ise kas spazmları, vücut ağrıları gibi yakınmalara neden olabilir.

- Kronik hastalar ilaçlarını düzgün kullanmalı ve sıcaktan etkilenme olasılığı yüksek hastalar doktorlarına başvurarak, alınacak önlemler ve ilaç tedavilerini düzenlenmesi konusunda gerekli tavsiyeleri almalıdırlar.

- Çocuk, yaşlı ve hamileler iyi gözlenmelidir. Bu gruptakilerin kolayca ve ağır sıcak çarpmasına maruz kalabilecekleri unutulmamalıdır. Örneğin sıcak havada sıcak bir otomobilde bir çocuğu kısa bir süre yalnız bırakmak bile kötü sonuçlar doğurabilir

Ağır kış şartlarının kapımızı çaldığı şu günlerde sağlığımızı korumak için çok daha fazla özen göstermek gerekiyor. Özellikle yaşlılar, kalp, akciğer hastalan, kanser tedavisi görenler, karaciğer yetersizliği, böbrek yetersizliği olanlar ve küçük çocuklar bağışıklık sistemleri zayıf olduğundan soğuk, karlı, rüzgarlı sert havalarda daha kolay hastalanıyorlar.
İstanbul Florence Nightingale Hastanesi, Sağlıklı Yaşam Merkezi Direktörü, Dr. Özgür Şamilgil soğuk havaya nasıl hazırlanabileceğimizi 15 adımda anlattı.
1. Dışarıda geçirilecek süreye dikkat edin
Öncelikle ne kadar hazırlıklı olarak soğuk havaya çıkıyor olsak da dışarıda kalacağımız süreyi mümkün olduğunca kısa tutmayı planlamalıyız. Aslmda soğuk hava bağışıklık hücrelerinin sayısını arttırarak mikroplara karşı savunma sistemimizi güçlendiriyor. Fakat soğukta kaldığımız süre uzadıkça vücudumuzun mücadele gücü giderek tükeniyor ve hastalanmaya yatkın hale geliyoruz
2. Kat kat lahana gibi giyinip vücudunuzu ısıtın
Bir veya iki kalın kazak yerine kat kat giyilen kıyafetler gereğinde gün içerisinde girdiğimiz sıcak ortamlarda terlemeyi engellemek, ortama uymak için inceltilebiliyor. Aksi taktirde üzerimizde biriken ter dışarıya çıktığımızda üşütmemize ve kas tutulmalarına neden olabiliyor. Naylon esaslı hava geçirmeyen kumaşlar yerine terlemeyi engelleyen ve ıslanmaya karşı koruyucu özellikte kıyafetler giyilmeli
3. Vücudunuzun dayanıksız bölgelerine dikkat
Burun, kulak, baş, eller, ayaklar ve parmaklar yani soğuğa en dayanıksız bölgelerimizi çift kat eldiven çorap ve başlıkla çok daha iyi korumamız gerekli. Başı korumamak, soğuk çarpması sonucu sinüzit, orta kulak ve bademcik iltihabına neden oluyor.
4. Yüksek tansiyon hastaları ilaçlarınızı yanınıza alın
Yüksek tansiyonu olanların burun, kulak, baş, eller, ayaklar ve parmaklardaki kılcal damarların soğuktan büzüşmesi sonucu tansiyonlarının daha da yükselebileceğini bilerek doktorlarına danışarak yanlarına acil durumda kullanacak ilaçlarını almaları tavsiye ediliyor.
5. Akciğer ve kalp hastaları sağlığınıza özen gösterin
Özellikle akciğer ve kalp hastalığı olanların mümkünse soğuk havalarda dışarı çıkmamaları, çıkarken bu tedbirlere çok daha dikkat etmeleri gerekiyor. Akciğer sorunu olanların burun ve ağızdan soğuk havayı ciğerlerine çekmeleri başta soğuk algınlığı, nezle, grip ve daha da önemlisi zatürre riskini arttırıyor. Bu nedenle kalın atkı, kar maskesi benzeri kıyafetler ve kalın başlıklar kullanmalı. Kalp damar hastalarının, soğuğun vücutta yarattığı stres hormon artışı nedeniyle ani damar daralması sonucu kalp krizi ve inme riski nedeniyle çok daha dikkatli olmaları gerektiğini bilmeleri gerekiyor. Birkaç kat çorap giyerken özellikle şeker hastalarınm ayakkabı vurması sorunu yaşamamak için sıkı ayakkabı giymemeleri öneriliyor.
6. Damar sağlığınız için sıvı alımı çok önemli
Yeterli sıvı alımı olmadan uzun süre soğukta kalmak vücudun uç noktalarında susuzluğa bağlı olarak kılcal damarlarda daralmaya neden oluyor, bu durum hem soğuk yanığı denen donmalara hem de mikropların dışarı atılması için gereken burun akıntısı ve balgamın koyulaşmasma yol açıyor. Kahve ve çay gibi idrar söktürücü özelliği olan içecekler aslında burun ve boğaz salgılarını kuruttuğundan, bunun yerine ıhlamur, kuşburnu, nane-limon çayı tüketimi öneriliyor.
7. Kışın alkol alımına daha fazla dikkat edin
Alkol ise kılcal damarlarda burun ve yanaklarda sıcaklık hissi, kızarmaya neden olarak vücut ısısının arttığı hissini verse de tam tersine ısı kaybına neden olarak soğuk çarpması ve donma riskini arttırıyor. Ayrıca idrarla su kaybına da neden oluyor.
8. Solunum yollarınız için sigara içmeyin
Burun, boğaz ve akciğerlerin hava yolları birçok toz ve mikrobun içeriye girmesini engelleyen onları dışarı süpüren ince tüycüklere sahip. Onlara en çok ihtiyacımız olduğu rüzgarlı ve soğuk havalarda sigara içmeye devam etmek solunum yolu hastalıklarına davetiye çıkarıyor.
9. Egzersizi ihmal etmeyin, spor salonuna gidin
Düzenli yapılan egzersizin birçok faydası yanında soğuk havalara bağlı soğuk algınlığı ve gribal hastalıklara karşı dayanıklılığı arttırdığı biliniyor. Düzenli egzersiz yapanlar bu hastalıklara hem yüzde 50 daha seyrek yakalanıyor hem de yakalandığında kendini yorgun hissetmiyorsa, egzersize devam etmekle yüzde 30 çok daha çabuk iyileşiyor. Soğukta yapılan egzersiz bu açıdan daha da faydalı görülüyor. Yine de alışık olmayanların spor salonlarında yapması öneriliyor.
10. Uzun yol için su ve yiyeceklerinizi depolayın
Araç içerisinde en az 2 gün yetecek miktarda su ve gıda, kalın battaniye, acil yadım çantası bulundurulması soğukta donmayı engellemek için hareketsiz kalınmaması özellikle el ve ayak parmaklarının çalıştırılması faydalı görülüyor
11. Kayma ve düşmeye dikkat edin! Eller cepte olmasın
Kar, buz, yağmur özellikle yaşlılara düşmeye bağlı çok kolaylıkla kırıklara neden olabiliyor. Dışarı çıkmak zorunda olanların tabanı kaymayan ayakkabı giymeleri, baston taşımaları, küçük adımlarla yürümeleri mümkünse yanlarında birisinin bulunması öneriliyor. Düşerken kendinizi koruyabilmeniz için ellerinizin cebinizde olmaması gerekiyor.
12. Herşeyin başı iyi beslenmekten geçiyor
C vitamininden zengin portakal greyfurt kırmızı biber kuşburnu, boza, kefir, yoğurt, sirke, turşu gibi fermente edilmiş faydalı bakterilerden zengin gıdalar, bağışıklık sisteminin hammaddesi olan hayvansal proteinler için balık, et ve süt ürünlerinin tüketilmesi mikroplara, soğuğa karşı dayanıklılığı arttırıyor. Şekerli gıdalar ise bağışıklık sisteminin mikroplarla mücadelesini zorlaştırıyor, pirinç, patates, hamurişi yemekler, tatlılar, şerbetler, meşrubatlar bu açıdan zararlı görülüyor
13. D vitamini ile vücudunuzu dinç ve sağlıklı tutun
Herşeyden önemlisi güneş göremediğimiz için kışın en çok eksilen ve hastalıklara karşı korucu olan D vitaminimizi, kan düzeyini ölçtürmek ve doktorumuza danışarak takviye etmelisiniz.
14. Gözlerinize kar gözlüğü takmayı unutmayın
Ayrıca mutlaka yanınızda bulunması gereken malzemeden birisi de kar gözlüğü; göz kuruması ve kızarıklığını engelliyor.
15. Düzenli uyku, bağışıklık olmazsa olmazı
7-8 saatlik kaliteli uyku bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hastalıklara karşı direncimizi arttırıyor. Gece uykusunun yerini gündüz uykusu tutmuyor.

Yaşlanma karşıtı etkileri nedeniyle vitaminler üzerinde son yıllarda çokça durulmaktadır. Vitaminler genel sağlığımızı ve onun en önemli parçası olan deri sağlığımızı korumak için başvurmamız gereken ajanlar arasındadırlar. Özellikle ultraviyole ışınlarının derimizde oluşturduğu hasarı onarmak açısından önem taşırlar. Derimizi ve bağışıklık sistemimizi hastalıklardan korumaya ve güneşin yaşlandırıcı etkisini ortadan kaldırmaya yönelik uygulamalar arasında vitaminlerin yeri oldukça değerlidir.

Vitaminler, biyolojik olarak aktif, vücut işlevlerimizin sağlıklı bir şekilde devamı açısından vazgeçilmez organik bileşiklerdir. Derimiz çevresel faktörlere ve deride oksidatif strese yol açan güneş ışınlarına en çok maruz kalan en büyük organımızdır. Bazı vitaminler epidermis ve dermisin günlük fonksiyonlarını düzenlemek için gerekliyken, bazıları kozmetik uygulamalar yoluyla derinin UV ile oluşan hasardan korunmasına yardımcı olurlar.

Bütün bu etkiler açısından içlerinde en önemlileri A ve E vitaminidir. A vitamini doğada iki farklı formda bulunur; retinol ve karotenoid. Retinol sadece hayvani yağlardan, sütten, yumurtadan, karaciğerden, balık yağından yüksek oranda alınabilirken, karoten havuçtan, domatesten, renkli sebze ve meyvelerden alınır. Bu vitaminler epidermisteki hücrelerin büyümesini düzenlerler. A vitamininin hem eksikliğinde hem fazlalığında deride kuruluk ve pullanma ortaya çıktığından doğru kullanım çok önemlidir. Karotenlerin UV hasarını önleyici etkileri bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Sentetik A vitamini türevleri olan ilaçlar ise gerek deriye sürülerek gerekse ağızdan alınarak birçok deri hastalığının ve yaşlanmış derinin tedavisinde kullanılmaktadır. Derideki kollajen ve elastini arttırdığı çalışmalarla gösterilmiştir.

E vitaminin antioksidan özellikleri ön plandadır. Bitkilerde, yağlı tohumlarda, mısır, fındık, soya, buğday, bazı et ve süt ürünlerinde bulunur. E vitamini, güneş hasarını ve güneşe bağlı yaşlanmayı azaltmaktadır. Bu etkinlikleri ile her iki vitamin de çeşitli kozmetikler içinde bulunmaktadırlar. Ancak tek başına kozmetiklerle bu yaşlanmayı güçlü bir şekilde geriye almak mümkün olmadığından, devreye dermaroller, lazer gibi uygulamaları da sokmak gerekir.

Deriyi gençleştirmek tek yöntemle mümkün değildir, ideal olan ihtiyaca göre değişik yöntemler ile lekeleri, kırışıklıkları, damarlanmaları, gevşemeleri hedeflemek ve kombine tedaviler ile sonuca ulaşmaktır. Bu yöntemler dermatolojik muayenenizin ardından hekiminizle birlikte, sizin ihtiyaçlarınıza göre belirlenir.

Uygulanacak yöntemler yaşa, ortaya çıkan yaşlanma belirtilerinin düzeyine göre seçilmelidir. Genç yaşlarda yüzeysel kimyasal peeling, dermaroller, ileri evrede ise fraksiyonel lazer, derin peeling, dolgu uygulamaları seçilebilir. Botoks uygulamalarının iki dönemde de yeri vardır.Sağlıklı bir deriye sahip olmanın, genel sağlık ile çok yakından ilgili olduğunu, sağlıklı beslenme, antioksidanlar, spor ve düzenli uyku ile en değerli mücevherimizin cildimiz olacağını unutmamak dileğiyle.

Bizden haberdar olmak
ister misiniz?
florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
florence nightingale hastanesi

Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.