Beslenme İçin Yararlı Bilgiler

Böbrekler vücudumuzun en önemli organlarındandır. Bel omurlarımızın her iki yanında yer alırlar. Erkeklerdeki ağırlığı 125-170 gr, kadınlarda 115-155 gr. arasında değişir. Boyu 11-12cm, kalınlığı 3.5-4cm, eni 5-7.5 cm olup fasulye biçiminde çift organlarımızdandır. Sağ böbrek sol böbrekten 1-2cm kadar aşağıdadır. Bu kadar küçük olan bu organların fonksiyonları ise düşünülemeyecek kadar büyüktür.

Böbreğin işlevleri:

  • Metabolizma sonucu meydana gelen artıkların, kandaki zehirli maddelerin atılma işlemidir ki, bu gerçek anlamda idrar yapma olayıdr.
  • Vücudun sıvı-iyon dengesini ayarlar.
  • Asit-baz dengesini ayarlar.
  • Vücutta kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan vücut için zararlı zehirli maddelerin atılmasını sağlar
  • Birtakım hormonlar salgılayarak vücudumuz için çok gerekli düzenlemeler yapar.

Bu düzenlemeler şunlardır:

  • Kan yapımını “eritropoetin” salgılayarak düzenler.
  • Kan basıncını “renin” salgılayarak ve onu kana vererek ayarlar.
  • Kemik mineral yapısını 1.25 dihidroksikolekalsiferol salgılayarak (Vitamin D’nin aktif metaboliti) dengede tutar. Bu hormonların yapım ve yıkım yeridir,
  • Vücudun tüm organlarıyla bir bütün olarak düzenli çalışmasını sağlar.

Böbrekler, bu fonksiyonları bozulunca görevlerini yerine getiremeyecek; kanda atılması gereken maddeler atılamayacak, kanda birikerek semptomlar verecek, idrar miktarında azalma olacaktır. Böbrek hastalıklarının çoğu sinsi ve ağrısız seyreder. Fonksiyonu bozulan böbrek idrarla atılması gereken zehirli maddeleri süzemeyecek ve kanda çeşitli semptomlar (belirtiler) verecektir. Böbreklerin fonksiyonlarının azalması ve kaybolması ani ise; Akut (geriye dönüşebilen), yıllar içinde sessizce devam ederek gelişiyorsa; Kronik (geri dönüşü olmayan) bir tablo ortaya çıkar.

Böbrek hastalıkları

Klinikte çok çeşitli böbrek hastalıkları vardır. Ancak, diyet tedavisine gerek duyulan böbrek hastalıkları şunlardır; Akut böbrek yetmezliği (ABY) .

Akut böbrek yetmezliğinin nedenlerinden bazıları şunlardır;

a. Ağır kanama, kusma, ishal, yanık sonucu kan basıncında düşme

b. Gebelik: Kanamalar, gebelik zehirlenmesi, sağlıksız koşullarda yapılan düşükler

c. Kalp yetmezliği

d Böbrek hastalıkları: Nefrit, böbrek damarının tıkanması

e. İdrar yollarında tıkanıklık: Kanser, prostat büyümesi, taşa bağlı tıkanma

f. Ameliyatlardan, özellikle büyük ameliyatlardan sonra böbrek işlevlerinde ki bozukluk

g. İlaçlar: İlaçlara bağlı akut böbrek yetmezliği sık karşılaşılan bir sorundur, bu nedenle ilaçlar kesinlikle doktor denetiminde kullanılmalıdır.

Kronik böbrek yetmezliği (KBY)

Kronik böbrek yetmezliğinin nedenleri ise şu şekilde sıralanabilir; Türk Nefroloji Derneğinin verilerine göre;

a. Nefrit: Böbrek iltihabıdır.

b. Şeker hastalığı

c. Hipertansiyon

d. Taş, tıkanma, tümör gibi idrar yolu hastalıkları

e. Böbrek kistleri

f. Diğer nedenler

Akut glomerulo nefrit (nefritik sendrom) (AGN)

Glomerül; böbreklerde kanın süzüldüğü kılcal damar yumağıdır. Hastalığın klinik belirtileri bir boğaz enfeksiyonu sonrası başlar.

a. Oligüri veya Anüri vardır.

b. Fazla su veya tuz birikimine bağlı olarak hücreler arasında

su toplanması nedeniyle hafif ve ağır derecede ödem vardır.

c. Aşırı su ve tuz birikimi dolaşım bozukluğu, sol kalp yetersizliği,

hipertansiyon ve dolaşım yetersizliği görülür.

d. Hematüri görülür. (idrar rengini değiştiren idrarda kan

bulunması olayıdır.)

e. Proteinüri görülür. (İdrarda hafif veya seyrek olarak ağır derecede protein atımı görülebilir.)

f. Hafif bir anemi görülebilir.

g. Elektrolit bozuklukları oluşabilir.

Kronik glomerulo nefrit (KGN)

Glomerüler hastalıkların hemen hemen hepsi kronikleşerek KGN oluşturabilirler. Kronik böbrek yetmezliğinin en önemli nedenidir.

Nefrotik sendrom (NS)

Massif (çok fazla, şiddetli) idrarla protein atımı, kan protein seviyesinde düşüş, yaygın 

ödem , kan kolesterol seviyesinde artış ve idrarla yağ atımı ile karakterize bir tablodur.

Böbrek taşları

Böbrek taşları üriner sistemin en sık görülen hastalıkları arasındadır. Böbrek taşlarının asıl tedavisi, taş cinsinin belirlenmesine ve cinsi belirlenen taşlara neden olan faktörlerin ortadan kaldırılabilmesine bağlıdır.

Böbrek hastalıklarının bazı belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri

Gece idrara kalkma, ağrılı idrara çıkma, halsizlik, nefes darlığı, çarpıntı, idrar miktarında azalma veya artma, hipertansiyon, el, ayaklar ve göz etrafında ödem (şişme) böbrek hastalıklarının belirtilerindendir. Böbrek yetmezliğinin erken dönemlerinde belirtiler çok silik olabilir. Yalnızca gece sık idrara çıkmak da böbrek hastalıklarının belirtisi olarak sayılabilir. Ancak noktüri (gece sık idrara çıkma); akşam çok sıvı (çay, su, karpuz...) alanlarda veya prostat hastalığı olanlarda da görülebilir. Dolayısıyla başka bir neden yoksa böbrek yetmezliğinden şüphelenilebilinir. Bu amaçla kan ve idrar incelemeleri yapılmalıdır.

Böbrek yeterince çalışmayınca; bulantı, kusma, uyuklama, halsizlik, nefes darlığı gibi şikayetlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Böbreklerin çalışmaması halinde vücutta su ve yemek tuzunun birikeceğini, bunun da tansiyon yükselmesi, akciğerlerde su toplanması, nefes darlığı hatta kalp hastalığına neden olacağı da bilinmelidir.

Böbrek yetmezliğinin tanısı kanda üre veya kreatinin isimli maddelerin ölçülmesi ile mümkündür. İdrar incelemesi, radyolojik yöntemler, kanın biyokimyasal incelemesi ve diğer laboratuar incelemeleri böbrek yetmezliğinin nedenini anlamaya yöneliktir. Bu nedenle bu tip belirtilerin varlığını hisseden bireylerin bir doktora başvurmaları ve böbrek hastalıkları açısından araştırılmaları gereklidir.

Tedavi kesinlikle bir doktor denetiminde olmalıdır.

Tedavide önemli noktalardan biri eğer var ise kan basıncı düşüklüğü veya yüksekliğinin kontrol altına alınmasıdır. Diyaliz, uygun beslenme programı ve ilaçlar böbrek hastalıklarının tedavi yöntemlerindendir.

Böbrek hastalıkları ve beslenme

Böbrek hastalıklarının diyet tedavileri hastalığa ve tablosuna uygun olarak düzenlenmelidir. Böbrek hastalıklarnda önemli ve etkili bazı mikro ve makro besin öğelerini şu şekilde sıralayabiliriz;

Protein:

Büyüme ve gelişmenin sağlanması dokuların onarımı ve vücut savunması için en önemli besin türüdür. Proteinler aminoasit adı verilen küçük ünitelerin vücudumuzda bir araya getirilmesi ile oluşur. Bu aminoasitlerin bazıları vücut tarafından yapılır, bazıları yapılamaz (esansiyel aminoasitler) ve mutlaka dışarıdan hayvansal gıdalardan alınması gereklidir. Protein açısından en değerli gıda yumurtadır. Bunun yanı sıra süt, peynir, diğer hayvansal gıdalar ve kuru baklagillerde de protein bulunur. Proteinler vücutta değişik görevler için kullanıldıktan sonra yıkılır ve bunun sonucu protein yıkım ürünü olan üre, ürik asit, kreatinin gibi vücut için zararlı maddeler açığa çıkar ve sağlıklı kişilerde böbrek tarafından idrarla dışarı atılır. Böbrek yetersizliği varsa bu maddeler dışarı atılamaz ve buna bağlı hastalık belirtileri (halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, ağızda kötü koku) ortaya çıkar. Böbrek yetmezliği hastalarında protein alımının kısıtlanması ile bu zehirli maddelerin üretimi de azaltılmış olur, Ancak hastanın alması gereken protein miktarı biyokimya bulgularına ve hastalığın seyrine uygun olarak gerekli formüllerle kişiye özgü olarak değerlendirilmelidir.

Potasyum:

Tuza benzeyen kan ve dokularda bulunan bir maddedir. Adelelerin ve kalbin kasılmasında çok önemli rol oynar. Böbrek yetersizliğinde potasyum böbrekler tarafından vücuttan uzaklaştırılamayabilir ve fazla alınması sonucu kandaki potasyumun yükselmesine yol açar. Bu çok tehlikeli bir durumdur ve aniden kalp durmasına sebep olabilir. Potasyumun en zengin kaynakları; kurutulmuş meyve ve sebzeler (üzüm,incir,bamya), taze meyve (muz,üzüm,erik vb.) ve sebzelerin birçoğudur. Bu yüzden yemeklerde kullanılan tüm sebzelerin önce haşlanmasını ve haşlama suyunun atılmasını önermekteyiz.

Kalsiyum ve fosfor: 

Kalsiyum ve fosfor dengesi de böbrek yetersizliğinde bozulmaktadır. Kan fosfor düzeylerinde yükselme ve kalsiyum düzeylerinde azalma görülmektedir. Ancak kalsiyumdan zengin gıdalar aynı zamanda fosforun da zengin kaynaklarıdır. Bazı durumlarda doktor tarafından önerilen fosfor bağlayıcı ve kalsiyumu yükselten ilaçlar kullanılabilmektedir. Bu nedenle böbrek için önemi olan bu minerallerin hastanın diyalize girme durumu , hastalığın aşaması ve seyri göz önünde bulundurularak düzenlenmesi gerekmektedir. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengin gıdalar, tüm süt ürünleri ve balıklardır.

Tuz: 

Böbrek yetersizliğinde vücuda alınan tuzun atımı azalır ve vücutta birikir. Fazla miktarda tuz tansiyonu yükseltir vücutta su birikmesine ve kalp yetersizliğine yol açar. Bu nedenle hastanın alması gereken günlük tuz miktarı belirlenmelidir.

Yağlar: 

Besin öğeleri arasında vücuda en yüksek enerjiyi sağlayan gruptur. Günlük yaşamımızda yağ alımı dediğimiz zaman tereyağ, margarin, bitkisel yağlar ve çeşitli etlerde bulunan yağlar akılımıza gelir. Aldığımız kalorinin %20 ve %40’ı yağlardan sağlanır ayrıca A,D,E,K vitamini gibi yağda eriyen vitaminler de bu besinler ile birlikte emilir. Yağların kendi içinde pek çok alt grubu vardır. Bunlardan biri de kolesteroldür. Kolesterol çok önemli görevleri olan bir yağ türüdür. Bir kısmı karaciğerde yapılır, bir kısmı ise yiyeceklerle alınır. Uzun süreli olarak kanda belirli miktarın üzerinde olması (250 mg ve üzeri) damar sertliği, kalp krizi ve beyin inmelerinin nedenlerinden biridir. Böbrek rahatsızlığı olan hastalarda ise hastalığın daha hızlı ilerlemesine sebep olabilir, bu nedenle kişilerin diyetlerinde kolesterol alımı kısıtlanmalıdır. Bu hastalar özellikle zeytin, mısır, ayçiçek gibi bitkisel sıvı yağlar kullanmalı, hayvansal kaynaklı yağ ve kolesterolü yüksek oranda içeren besinlerden uzak durmalıdır.

Su: 

Böbrek yetersizliğinin ileri aşamalarına kadar genellikle hastalar içtikleri su ile orantılı miktarda idrar çıkarırlar. Böbrek yetersizliğinin erken dönemlerinde ise kanda üre ve diğer zararlı maddelerin çok yükselmemesi için alınacak en iyi önLem fazla miktarda su içmektir.

Ancak böbrek yetmezliğinin son dönemlerinde idrar miktarı iyice azalır ve su içmekle idrar miktar artmaz. Fazla suyun vücutta kalması ise tansiyon yüksekliğine, kalp yetersizliğine, nefes darlığına yol açar. Hastalığın bulunduğu aşamaya, seyrine göre ve günlük çıkardığı sıvıyla orantılı olarak alması gerekli sıvı miktarı hesaplanmalı ve hastanın bu miktara uygun olarak sıvı tüketimi ayarlanmalıdır. 

Bazı besinlerin potasyum miktarları

Sebze grubu

bobrek-hastalarinda-beslenme-rehberi.jpg








1. Grup sebzeler:

Potasyum düzeyi düşük derece olanlar
(1 porsiyonu 0-100mg potasyum içerir)

Yiyecek adı 1 porsiyon ölçüsü

Kırmız Lahana                 4 yemek kaşığı

Salatalık                            1/2 orta boy

Taze fasulye                     4 yemek kaşığı

Yeşil soğan                       4 adet

Dolmalık biber                  1 adet (60gr)

Sivri biber                         8 adet (çiğ)

Kuru soğan                       1 küçük boy (60gr)

Maydanoz                         2 yemek kaşığı

Turp                                  2 küçük boy

Tere                                  4 yemek kaşığı

Çarliston biber (çiğ)          3 orta boy

2. Grup sebzeler:

Potasyum düzeyi orta derece olanlar

(1 porsiyon 100-200mg potasyum içerir)

Yiyecek adı 1 porsiyon ölçüsü

Lahana (pişmiş)                4 yemek kaşığı

Havuç (çiğ)                      1 küçük boy

Havuç (pişmiş)                 1/2 su bardağı 

Bezelye                           3 yemek kaşığı

Kuşkonmaz (pişmiş)           4 yemek kaşığı 

Pancar                             4 yemek kaşığı 

Karnabahar                       4 yemek kaşığı 

Kereviz                            4 yemek kaşığı 

Kereviz sapı                     5 küçük sap

Patlıcan                           4 yemek kaşığı

Karalahana                       2 yemek kaşığı

Şalgam                            2 yemek kaşığı

Marul                               2 orta boy yaprak 

Bamya                             4 yemek kaşığı 

Ispanak (çiğ)                    4 yemek kaşığı 

Taze kabak                      4 yemek kaşığı 

3. Grup sebzeler:

Potasyum düzeyi yüksek derecede olanlar

(1 porsiyon 200-300 mg potasyum içerir)

Yiyecek adı 1 porsiyon ölçüsü

Enginar                           2 yemek kaşığı 

Brüksel lahanası              2 yemek kaşığı 

Brokoli                            2 yemek kaşığı 

Mantar                            2 yemek kaşığı 

Bal kabağı                       2 yemek kaşığı 

Ispanak (pişmiş)               2 yemek kaşığı

Pazı                               4 yemek kaşığı

Semizotu                         4 yemek kaşığı

Domates (çiğ)                  1/2 orta boy

Pırasa                            5 yemek kaşığı

Bakla                             3 yemek kaşığı

Ebegümeci (pişmiş)          4 yemek kaşığı

Börülce (pişmiş-taze)        2 yemek kaşığı

4. Grup sebzeler:

Potasyum düzeyi çok yüksek derecede olanlar

(1 porsiyon 300-(+) mg potasyum içerenler)

Yiyecek adı 1 porsiyon ölçüsü

Kuru fasulye                                   2 yemek kaşığı

Mercimek                                       2 yemek kaşığı

Barbunya                                       2 yemek kaşığı

Patates (kızarmış-fırnda pişmiş)        1/2 orta boy

Cips                                              10 adet

Soya fasulyesi                                2 yemek kaşığı

Yerelması                                       2 yemek kaşığı

Meyve grubu

1. Grup meyveler:

Potasyum düzeyi düşük derecede olanlar

(1 porsiyon 0-100 mg potasyum içerir)

Yiyecek adı 1 porsiyon ölçüsü

Elma püresi                                    2 yemek kaşığı

Kiraz                                             12 adet

Kızılcık                                         12 adet

Kuş üzümü                                     2 yemek kaşığı

Üzüm (küçük çekirdeksiz)                15 adet

Hindistan cevizi                              30 gram

Ananas                                         1/2 orta boy

2. Grup meyveler:

Potasyum düzeyi orta derecede olanlar

(1 porsiyon 100-200 mg potasyum içerir)

Yiyecek adı 1 porsiyon ölçüsü

Elma                                        1 orta boy

Böğürtlen                                  4 yemek kaşığı

Ahududu                                   4 yemek kaşığı 

Kavun                                      1/2 dilim 

Hurma                                      4 adet

İncir                                         3 adet

Bektaşi Üzümü                          4 yemek kaşığı 

Siyah Üzüm                              12 adet

Tüysüz Şeftali                           1 orta boy 

Şeftali                                      1 orta boy

Kırmızı Erik                              1 adet

Mürdüm Eriği                             2 adet

Yeşil Erik                                  3 adet

Kuru Üzüm                                2 yemek kaşığı

Çilek                                        12 adet

Mandalina                                 1 orta boy

Karpuz                                     1 ince dilim

Vişne                                       15 adet

Yeni Dünya (Malta Eriği)               6 adet

3. Grup meyveler:

Potasyum düzeyi çok yüksek derecede olanlar

(1 porsiyon 200-30G mg potasyum içerir)

Yiyecek adı 1 porsiyon ölçüsü

Kayısı (taze)                           2 adet orta boy

Kayısı (kuru)                           2 adet

Muz                                       1/2 küçük boy

İnciri (kuru)

Greyfurt

Portakal

Armut

Ayva

Erik

Kivi

Avokado

Dut

Nar

Meyve suları

1. Grup:

Potasyum düzeyi düşük derecede olanlar

(1 porsiyon 20 mg potasyum içerir)

Meyve Suyu Adı                                       1 Porsiyon Ölçüsü

Kızılcık suyu                                            180 gram

Limon suyu                                               2 yemek kaşığı

Limonata                                                  120 gram

2. Grup:

Potasyum düzeyi orta derecede olanlar

(1 porsiyon 100 mg potasyum içerir)

Meyve Suyu Adı                                      1 Porsiyon Ölçüsü

Üzüm suyu                                              80 mg 

Şeftali nektarı                                          120 mg

Elma suyu                                               120 mg

Elma şarabı                                             120 mg

Armut nektarı                                           240 mg

3. Grup:

Potasyum düzeyi çok yüksek derecede olanlar

(1 porsiyon 200 mg potasyum içerir)

Meyve Suyu Adı                                     1 Porsiyon Ölçüsü

Erik suyu                                               80 gr

Mandalina suyu                                       80 gr

Domates suyu                                         80 gr

Portakal suyu                                          80 gr

Kayısı nektarı                                         120 gr

Greyfurt suyu                                          120 gr

Ananas suyu                                           120 gr

Bazı besinlerin fosfor miktarları

1. Grup:

Fosfor değeri düşük derecede olanlar

Besinler                               Fosfor değeri (mg)

Yoğurt

Pirinç                                   80

İnek sütü                              94

Kuru üzüm                            95

Lor                                      101

Soya sosu                            104

Erik pestili                            107

Kuru kayısı                          108

Taze mısır                            111

Kereviz                                115

Dondurma                             115

Mantar                                 116

Bezelye                               116

Ördek eti                             139

Cips patates                        139

Kayısı pestili                        139

Galeta unu                           141 

Çikolata                               142

Koyun eti                             147

Bütün tavuk                          147

Makarna                               162

Karides                                166

Taze börülce                         173

Karabiber                              174

Enginar                                 176

Hindi eti                                178

Yumurta                                180

Levrek                                  180

Tavuk eti                               183

Istakoz                                 183

Şehriye                                 183

Dana eti                                193

2. Grup:

Fosfor değeri yüksek derecede olanlar

Besinler                              Fosfor değeri (mg)

Nohut                                  312

Karaciğer                             330

Fındık                                 337

Soğan                                 340

Kuru bamya                          377

Kurutulmuş taze fasulye         377

Mercimek                             377

Ceviz                                   380

Rokfor                                 392

Otlu peynir                           393

Maya                                   394

3. Grup:

Fosfor değeri çok yüksek derecede olanlar

(Tüm yiyeceklerin miktarları 100mg üzerinden verilmiştir. 

Fosfor değeri miligram olarak belirtilmiştir.)

Besinler                                  Fosfor değeri (mg)

Börülce                                   425

Badem                                    426

Neskafe                                  457

Kimyon                                   460

Antep fistiği                             499

Badem                                    500

Chedar peyniri                          508

Soya fasulyesi                         512

Kars peyniri                             536

Kaşar peyniri                           583

Susam                                    532

Gravyer peyniri                         605

Soya unu                                 634

Kakao                                     648

Tahin                                       732

Ay çekirdeği                             837

Kabak çekirdeği                        1144

Maya                                      1291

Kepek                                     1276

Kabartma tozu                          1450

Balık unu                                 3100

Potasyum ve fosfor miktarları ile ilgili çizelgeyi kullanırken dikkat edilmesi gerekenler:

Potasyum ve fosfor miktarı çok yüksek olan sebze ve meyveler tüketilmelidir.

Potasyum ve fosfor miktarı yüksek olan sebze ve meyveler sık tüketilmelidir.

Genellikle potasyum ve fosfor miktarı düşük olan sebze ve meyveler tercih edilmelidir.

Potasyum ve fosfor miktarı yüksek ve çok yüksek olan sebze ve meyveler bir arada tüketilmemelidir. Örneğin enginar ile ıspanak veya mantar ile patates aynı gün içerisinde tüketilmemelidir.

Potasyum ve fosfor miktarı yüksek de olsa düşük de olsa tüm sebze ve meyveler önerildiği miktarda tüketilmelidir.

Öneriler:

• Tuzsuz ekmek tüketiniz.

• Öğün atlamayınız, az ve sık beslenmeye özen gösteriniz.

• Sıvı kontrolü için daima küçük bardakları kullanınız.

• Spor ve egzersiz yapmaya özen gösteriniz.

• Potasyum-fosfor-sodyum ve protein içeren besinleri size belirtilen miktarlardan fazla tüketmeyiniz.

• Sebzelerinizi haşladıktan sonra haşlama suyunu süzerek tüketiniz.

Yasaklar:

• Konserve, salamura tuzlu et, balık

• Sucuk, salam, sosis gibi şarküteri ürünleri

• Et suyu tabletleri

• Sakatatlar (böbrek, beyin, dalak, ciğer, dil, yürek gibi)

• Kakao - çikolata ve bunları içeren besinler

• Kola

• Salça

• Mayalı yiyecekler

• Yağlı tohumlar ve kuruyemişler (ceviz, fındık, fıstık, badem, yer fıstığı gibi)

• Kepekli tahıllar

Emzirme, bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için en uygun beslenme yöntemidir. Anne ile bebeğin sağlığı üzerinde biyolojik ve psikolojik bir etkiye sahiptir.

Emzirme sırasındaki enerji ve besin ögeleri ihtiyacı gebelikte olduğundan daha fazladır. Emziklilik döneminde süt üretimi için gerekli olan enerji iki kaynaktan sağlanır:

1- Gebelik süresince vücut yağı olarak depolanan enerji
2- Besin gruplarından gelen enerji

Laktasyon döneminde anne, hem kendi vücudundaki besin ögeleri depolarını dengede tutmak hem de salgıladığı sütün karşılığı olan enerji, protein, mineral ve vitaminleri almak için yeterli ve dengeli beslenmelidir. Aksi takdirde kendi vücut depolarından harcar. Bu da sağlığının bozulmasına ve yetersiz süt salgılanmasına neden olur.

Emziklilikte ENERJİ ve BESİN ihtiyacı

  • Anne sütü ile bebeğinin ihtiyacını tamamen karşılayan bir kadın günde ortalama 700-800 mL süt salgılar. Bu sütün karşılığı olan enerji ve besin ögeleri ihtiyacı emziklilik döneminde de normal gereksinmeye ek yapılarak artırılmalıdır.

  • Yeterli düzeyde anne sütü üretimi için yeterli miktarda sıvı almaya özen gösterilmelidir. Günde en az 8-12 bardak sıvı alınması gerekmektedir.

  • Emziklilik döneminde suyun yanı sıra besin değeri yüksek süt ve taze sıkılmış meyve suyu gibi içecekler tercih edilebilir. Süt ve meyve suyu aynı zamanda diğer besin ögelerinin tüketimini de sağlayacağından, anne sütü verimliliğini de etkileyecektir. Örneğin; süt tüketimi kalsiyum, meyve suyu ise C vitamini sağlayacaktır.

  • Emziklilik döneminde zayıflama diyeti yapılmamalıdır. Bu dönemde günlük alınması gereken enerji, beslenme uzmanı tarafından düzenlenmelidir. Özellikle emziklilik döneminin başında düşük kalorili bir diyet uygulaması süt yapımını azaltmakta ve sütün besin değerini olumsuz etkilemektedir.

  • Emziklilik döneminde alkol ve sigara kullanılmamalıdır.

  • Soğan, sarımsak, brokoli, kabak, karnabahar, acı baharatlar veya kuru baklagiller, anne sütünün tadını değiştirebilir. Bu durum bazı bebeklerde huzursuzluk (gaz oluşturması, emmeyi reddetme gibi) yaratırken, bazıları hiç fark etmeyebilir.

Emzirme döneminde BESLENME ÖNERİLERİ

  • Anneler eski kilolarına dönmek için acele etmemelidir. Bu süreç diyetisyen kontrolünde gerçekleştirilmelidir.

  • Lohusalarda zayıflama diyeti uygulanmamalıdır. Ancak unlu, yağlı ve şekerli besinleri aşırı yememeye dikkat edilmelidir.

  • Emzirme döneminde sütün boşalması için annenin iyi beslenmesi, stresten uzak ve yeterince dinlenmiş olması ve bebeğini sık aralıklarla emzirmesi önemlidir.

  • Doğumdan sonra bebek emzirilirken gebelik öncesi döneme göre daha fazla sıvı besin alınmalıdır.

  • Sıvı alımı günde ortalama 3 litre (10-12 su bardağı) kadar olmalı ve özellikle su, ıhlamur, nane, papatya, ısırgan gibi çayları, şekersiz komposto, taze sıkılmış meyve suları, limonata ve süt gibi hafif doğal içecekler şeklinde tercih edilmelidir.

  • Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yumurta, peynir gibi besin grupları mutlaka günlük beslenme programında yer almalıdır.

  • Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren besinlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.

  • Vitamin ve mineral yönünden zengin sebze ve meyvelere her öğünde yer verilmelidir.

  • Mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Çünkü iyot bebeğin zeka gelişiminde etkilidir ve doğal besinlerle alınamaz.

  • Çay, kahve, kola mümkün olduğunca tüketilmemelidir. Çay içilmek istendiğinde yemekten 1-2 saat sonra açık ve limonlu olarak tüketilmesi , vitamin ve mineral kayıplarını önlemesi açısından önemlidir.

  • Demir eksikliği emzirme döneminde sık karşılaşılan bir sorundur. Demir eksikliği anemisini engellemek için kırmızı et ve yeşil yapraklı sebze tüketimi artırılmalıdır. Anne sütüyle bebeğe geçen demir, bebeğin demir depolarının dolması ve kan yapımında kullanılması açısından da önemlidir.

  • Demir yönünden zengin yiyecekler; et, tavuk, balık, yumurta, sakatatlar, kuruyemişler (ceviz, badem gibi), kurutulmuş meyveler (üzüm, kayısı, erik, pestil gibi) kurubaklagiller (kurufasulye, nohut, mercimek gibi), pekmez ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Bu besinlerin tüketimine özen gösteriniz.

  • Annenin beslenmesinde balık tüketimi önemli yer almalıdır. Balıkta bulunan ve anne sütü ile bebeğe geçecek olan omega-3, DHA, EPA bebeğin mental gelişimi için önemlidir.

  • İçeriği bilinmeyen hiçbir gıda maddesi tüketilmemeli, Gıda içerinde bulunan katkı maddeleri anne sütünden bebeğe geçerek istenmeyen durumlarla karşılaşılabilir.

  • Tarım ürünlerine haşere öldürücü ilaçlar atıldığından sebze ve meyveler iyice yıkanmalıdır.

  • Sigara ve alkol, yapay tatlandırıcılar anne sütüne geçtiği için kullanılmamalıdır.

Anne sütü bebek için en uygun besindir. Sağlıklı bir anne günde ortalama 700 – 800 ml süt salgılamaktadır. Emzirme döneminde süt salgılanması kadının normal gereksinmesinden daha fazla enerji, protein, vitamin ve mineralleri almasını gerektirir. Emziren annenin salgıladığı sütteki enerjinin önemli bir kısmı yediklerinden sağlanmaktadır. Alınan enerji tam olarak süt enerjisine dönüşememekte, vücut dokuları da bir miktar harcanmaktadır. Emziren anne; ek olarak enerji ve besin ögelerini diyetle alamazsa kendi vücudundan harcar. Bunun sonucu kendi sağlığı bozulur ve yeterince süt veremez. Bu nedenle annenin, bebeğini emzirdiği dönemde kendi beslenmesine de dikkat etmesi gerekmektedir.

Emzirme Döneminde Önerilen GÜNLÜK BESİN MİKTARLARI Aşağıdaki Gibidir;

Beslenme Önerileri

Emziren annenin enerji, protein ve kalsiyumdan zengin beslenmesi gerekir, ayrıca annenin su ihtiyacı da artar. Çünkü emzirmek, vücudun sıvı ihtiyacını arttırır. Anne günde en az 10 su bardağı sıvı almalıdır. Sıvı konusunda en iyi tercih sudur.

  • Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peynir belirtilen miktarlarda düzenli olarak tüketilmelidir.
  • Her gün 1 adet yumurta ve 1 porsiyon etli sebze yemeği veya kuru baklagil yenilmelidir.
  • Kuru fasülye, nohut, mercimek,ve bulgur içeren yemekleri; portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmelidir.
  • D vitamini besinlerde bulunmaz. Ancak güneş ışınlarının doğrudan cilde yansıması ile sağlanır. Bu nedenle emziren anne güneşlenmeye özen göstermelidir.
  • Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Doğal besinlerde yeterince alınamayan iyot, ancak iyotlu tuz kullanımıyla anne sütünden bebeğe geçer.
  • Kuru meyveler ve kuru yemişler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Ağırlık kontrolü de yapılarak bu besinler tüketilebilir.

NOT: Bebeğinizi sezeryan yöntemiyle dünyaya getirdiyseniz; operasyon sonrası beslenmeniz, doktorunuzun direktifi doğrultusunda, diyet uzmanı tarafından ayarlanacaktır. İlk birkaç gün süreyle anestezi nedeniyle oluşabilecek gaz problemini aza indirgeyebilmek için, gaz yapıcı özelliği olan bazı yiyecekler (karnabahar, lahana, brokoli gibi bazı kış sebzeleri, kuru baklagiller, çiğ sebze ve meyve, soğuk şekersiz süt ve yoğurt vb.) diyetinizin dışında bırakılacaktır.

Tüm emziren anneler 4-6 aylık emzirme döneminde gaz oluşumunu engellemek için özellikle yemek yeme yöntemlerine dikkat etmeli; yemeklerini yavaş yemeli ve iyi çiğnemelidirler. Bebek ve annede gaz oluşumunu engellemek adına diyette kısıtlamaya gitmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

EMZİREN ANNENİN dikkat etmesi gereken hususlar

  • Meme başı çökmesi, çatlaması, ağrılı ve şiş göğüsler annenin süt vermesini güçleştirir ve sütün azalmasına yol açar. Bu nedenle; daha gebelik döneminde göğüsleri emzirmeye hazırlamak gerekir. Bu gibi durumlar aşağıdaki önerilere uyularak çözümlenebilir ve bebek için gerekli süt verimi arttırılabilir;
  • Yaşamının ilk 4-6 ayı bebeğin zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı olması için çok önemlidir. İlk 4–6 aylık dönemde anne sütü yeterli olduğu sürece D vitamini dışında bebeğe hiçbir şey verilmemeli, annenin huzurlu, dinlenmiş olması ve iyi beslenerek bebeğini emzirmesi sağlanmalıdır.
  • Bebek her ağladığında emzirilmelidir.
  • Sık sık ve isteyerek emzirme; meme bezlerini uyararak süt yapımını arttırır
  • Emzirme döneminde kilo vermeye çalışılmamalı, başarılı emzirme ile 6 ayda normal kiloya inilebilmektedir. İnilemez ise; anne ilk 4-6 aylık periyot sonrasında zayıflama diyeti uygulayabilir.
  • Gebelik sırasında önerilenden daha fazla kilo alınmışsa her ay iki kilo kaybetmek normaldir. Ayda iki kilodan fazla ağırlık kaybı doğru değildir.
  • Emziren anne zayıflama diyeti yapmamalıdır ama unlu, yağlı ve şekerli besinleri aşırı yememeye dikkat etmelidir.
  • Çökük meme başı gebeliğin beşinci ayından sonra, belli aralıklarla elle masaj yaparak uzatmaya çalışılmalıdır. Bu yöntem sonuç vermezse; emzirme sırasında, meme başını saracak şekilde özel emzik kullanılmalıdır.
  • Emziren anne, meme başında çatlak olmaması için her emzirmeden sonra meme ucuna bir, iki damla kendi sütünden sürmelidir.
  • Göğüs, iyi boşaltılmazsa memeler şişer, sertleşir ve deri kızarır. Bu durumda; bebeği daha sık emzirmek veya sütü sağmak gerekmektedir.
  • Doğum sonrası ilk birkaç gün anne sütü yeterli gelmiyorsa, bebeğe hemen mama biberonu verilmemelidir.
  • Emzirme döneminde beslenmeye dikkat edilirse; süt verimi artar, bebek sağlıklı büyür.

Emziren annelere PRATİK ÖNERİLER:

  • Anneler eski vücut ağırlıklarına dönmek için hemen acele etmemelidirler. Bu süre 6 ay ya da daha fazla sürebilir. Bebeklerini emziriyorlarsa eski formlarına daha kolay dönebilirler.
  • Doğumdan sonra bebek emzirilirken gebelik öncesi döneme göre daha fazla sıvı besin alması gerekmektedir.
  • Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinler mümkün olduğu kadar yenmemelidir.
  • Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir.
  • Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları tercih edilmelidir.
  • Pekmez kan yapıcıdır, şeker boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine tatlı olarak pekmez yenmesi kansızlığa karşı alınacak önlemlerden biridir
  • Emzirme süresince bebeğin hep memede olması ve emerken uykuya dalması emzirmenin iyi gittiğinin bir işaretidir
  • Emzirme süresi her bebeğe göre değişebilir, doygunluğa ulaşması yani olgun sütü emmesi beklenmelidir.

Emziren annenin GÜNLÜK BESLENME PROGRAMI

Kahvaltı :

    1 su bardağı süt (şekerli, kalsiyumdan zenginleştirilmiş) 1 yumurta veya 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir (30 gram) 5 adet zeytin 1 – 2 ince dilim ekmek 1 yemek kaşığı pekmez veya bal veya reçel 1 adet meyve, 1 havuç veya domates

    Ara öğün:

    • 1 porsiyon meyve

    Öğle:

    • 1 porsiyon etli sebze yemeği (sebzeli köfte, tavuk, balık)
    • 1 porsiyon pilav veya makarna
    • 1 kase yoğurt veya ayran
    • 1 ince dilim ekmek
    • Mesvim salatası

    Ara öğün:

    • 1 kibrit kutusu kadar peynir
    • Ekmek
    • Domates, salatalık veya meyve

    Akşam :

    • 1 kase çorba (tarhana, mercimek, sebze veya yoğurtlu çorbalar)
    • 60 – 90 gram et (balık, tavuk) veya kıymalı sebze yemeği
    • 1 kase yoğurt veya sütlü tatlılar
    • 1 porsiyon zeytin yağlı sebze yemeği
    • Mevsim salata, 1 adet meyve
    • 1 dilim ekmek

    Yatarken:

    • 1 bardak süt veya sütlü tatlılar veya 1 kase yoğurt

    NOT : Yemek aralarında ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları, az şekerli limonata ve komposto içilerek sıvı alımı arttırılabilir.

    Öncelikle fiziksel aktivite ile dokulara daha çok oksijen sağlandığı için metabolizma hızlanır. Harcanan enerji ile vücutta yağ dokusu kaybı olur. Özellikle karın/göbek bölgesi yağlanmasının azalmasına yol açar. Haftada 150 dakika yada günde 25 dakika fiziksel aktivite yapılması yada günde 10.000 adım atılması vücudumuzun yağ yakımına ve göbek çevresi yağlanmanın azalmasına büyük katkı sağlar.

    Karın hareketlerini arttırmak, mekik çekmek, yoga yada plates yapmak kas sistemini iyi çalıştırdığı için karın/göbek bölgesinde oldukça etkili olacaktır. Merrdiven inip çıkmak, kısa mesafeleri yürümek de fiziksel aktiviteyi arttırmak için oldukça yararlıdır.

    Öte yandan aldığımız besinlerinde karın/göbek bölgesi yağlanmasına büyük etkisi vardır. Bu makalede mümkün olduğunca karın/göbek bölgesi yağlanmanın azalmasına katkısı olan besinlerden bahsetmeye çalışacağız.

    Örneğin; badem omega 3 içeriği yüksek bir yağlı tohumdur. Yüksek omega 3 karın bölgesinde yağlanmayı azaltacağından, ara öğünlerde haftada 3-4 gün 10 adet badem tüketimi metabolizmayı hızlandırarak, karın bölgesindeki yağlanmayı azaltacaktır. Badem sütü de hem proteini hem de omega 3 içeriği yüksek bir besindir. Sabah kahvaltısında yulafla birlikte tüketilebilinir. Gece ara öğününde de yatmadan 3 saat önce içilmesi, hem tok tutacaktır, hem de karın bölgesinden kilo kaybına yardımcı olacaktır.

    Akdeniz diyetinin vazgeçilmezi olan zeytinyağı da miktarı orantılı tüketildiğinde omega 9 içeriğinden dolayı kilo kontrolüne yardımcıdır. Özellikle kalp sağlığı içi oldukça önemli olan zeytinyağ, doymuş yağ içermediği için, rahatlıkla tüketilebilinir. Yağsız tüketilen bir salatada A, D, E, K vitaminleri alınamaz. Çünkü bu vitaminer yağda eriyerek emilen vitaminlerdir. Omega 3 ve omega 6 nın oranın sağlayabilmek için zeytinyağını diyetinizde bulundurmak doğru olacaktır.

    Somon balığı da yine omega 3 içeriği en yüksek balık çeşidi olarak önemli bir besindir. Haftada 3 gün balık tüketimi, omega 3 ihtiyacını karşılayacaktır. Yapılan araştırmalar, özellikle göbek çevresindeki yağlanmanın azalmasında omega 3 yağ asitlerinin etkili olduğunu vurgulamaktadır.

    Karın çevresinde ki yağlanmayı azaltmak için özellikle önerdiğimiz bir diğer besin grubu da kırmızı mor meyvelerdir. Kalp sağlığı koruyan bu meyveler içerdiği fitokimyasal sayesinde kanser karşı da koruyucu etki göstermektedirler. Posa içeriğinin yüksek olması, kabızlığı ortadan kaldırır. Metabolizmayı hızlandırıcı etkileri sayesinde bel çevresinin azalmasına yol açar. Yeşil mercimek de demir ve posa içeriği çok yüksek bir besindir. Bağırsak hareketlerinin arttırarak metabolizmayı canlandırır ve karın bölgesi yağlanması için mücadelede yararlı bir diğer besin maddesidir.

    Birazda yulaftan bahsetmek isteriz. Yulaf, zararlı kolesterol olarak bilinen yüksek LDL kolesterol seviyelerini düşürür, kalbi korur, bağışıklık sistemini güçlendirir, düşük kan şekeri oranlarını düzenler, çocuklarda meydana gelebilecek astım riskini azaltır, kanserleri önler, kanserlerden özellikle kolon ve meme kanseri üzerinde etkilidir. Bu tür hastalıklara karşı etkili olabilen yulafı her bireyin her yaş grubunun tüketmesi sağlığı ve vücut direnci için oldukça faydalıdır. Yüksek lif içeriği sayesinde, metabolizmayı hızlandırır. Yulaf içerdiği beta glukan sayesinde mide ve barsak sistemi üzerinde oldukça olumlu etkileri olan bir besindir..

    Sağlıklı beslenmenin olmazsa olmazı ise günde ortalama 2-2,5 litre su içmektir. Vücuttan toksik maddelerin atılmasını sağlamasının yanında yeterli miktarda su tüketimi metabolizmayı da hızlandırmaktadır ve kilo üzerine de olumlu etki gösterir.

    Kalbimiz, atar damarlar ve toplar damarlar sistemi ile yaşamsal organlarımızı besleyen, temel ve çok önemli bir organımızdır. Koroner damar hastalığı çeşitli nedenlerle, damarların iç duvarlarında yağ birikimi ve buna bağlı çeşitli mekanizmaların açığa çıkması sonucu, damar içerisinde plaklar oluşması ile ortaya çıkar. Bu daralmalar nedeniyle de damarlar içindeki bir pıhtı kalp krizine sebep olabilir.

    Koroner kalp hastalığı

    Kalp kasını besleyen damarlar koroner damarlardır. Bu sistemdeki bozukluk koroner damar hastalığı olarak adlandırılır. Kalbimiz, atar damarlar ve toplar damarlar sistemi ile yaşamsal organlarımızı besleyen, temel ve çok önemli bir organımızdır. Koroner damar hastalığı çeşitli nedenlerle, damarların iç duvarlarında yağ birikimi ve buna bağlı çeşitli mekanizmaların açığa çıkması sonucu, damar içerisinde plaklar oluşması ile ortaya çıkar. Bu daralmalar nedeniyle de damarlar içindeki bir pıhtı kalp krizine sebep olabilir.

    Değiştirilemeyen risk faktörleri

    Yaş: Yaşın ilerlemesiyle birlikte her iki grup birey için kalp hastalığına yakalanma riski artmaktadır. 35-44 yaş grubu erkeklerde görülme sıklığı aynı yaş grubundaki bayanlara göre 3 kat daha fazladır. Kalp hastalığına yakalanma riski erkeklerde 45 yaş üstü iken, bayanlarda menepozla birlikte 55 yaş ve sonrası görülme sıklığı artmaktadır.

    Aile öyküsü: 1. derece akrabalarda; erkekte 55 yaş ve altı, kadında 65 yaş ve altında kalp damar hastalığı görülmesi risk oluşturmaktadır.

    Değiştirilebilen risk faktörleri

    Sigara: En önemli risk faktörlerinden biri olan sigara kullanımı, ülkemizdeki yaygınlığı nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Sigara içimi, kardiyovasküler hastalık riskini iki kat artırmaktadır. Sigara içenlerde miyokard infarktüsü ve kardiyak ölüm riski içmeyenlere göre erkeklerde 2.7, kadınlarda 4.7 kat daha fazla bulunmuştur.

    Çevresel sigara dumanına maruz kalan bireylerde de (pasif sigara içicileri) kalp hastalığı riski artmaktadır. Miyokard infarktüsü geçiren kişilerin sigaraya devamı durumunda re-infarktüs ve ani ölüm riski yüksektir. Oysa miyokard infarktüsü geçirmiş olgularda sigaranın bırakılmasını takiben birinci yılda risk yarı yarıya azalmakta ve ikinci yıl içinde de risk, hiç içmeyenler düzeyine inmektedir.

    Kolesterol: Kanda bulunan bir yağ çeşitidir. Kandaki yüksek kolestrol seviyeleri kan damarlarının duvarlarına zarar verir. Damar çeperinde birikerek plaklar oluştururlar.

    Bu da kalp, beyin ve diğer organlara oksijen taşıyan kanın geçişini kısıtlar. Beyne ve kalbe giden damarları sertleştirirler (artesiosklerosis). Biriken kolesterol damarları daraltır. Genellikle üst sınır olarak 180-200 kabul edilir. Düşük kolesterol seviyelerine sahip kişiler daha uzun yaşarken yüksek kolesterol düzeyine sahip olanlar daha erken yaşta kaybedilmektedir.

    • Doymuş yağlardan ve kolesterolden fakir diyet seçilmelidir. Sıvı yağlarda doymamış yağ daha fazla olduğundan, sıvı yağlar tercih edilmelidir
    • Genel olarak sebze, meyve ve tahıllar tercih edilmelidir
    • Kızartmalardan kaçınılmalıdır
    • Kırmızı et yerine beyaz et tercih edilmelidir
    • Yüksek tansiyon varsa kullanılan tuz azaltılmalıdır
    • Karaciğer, böbrek ve beyin gibi kolesterolü fazla olan etlerden uzak durulmalıdır
    • Gıdaların yağ ve kalori içeriklerine de dikkat edilmelidir. Yağı azaltılmış peynir, süt tercih edilmelidir
    • Diyet peynir, diyet süt kullanılsa bile sınırlı miktarda tüketilmelidir


    koroner-kalp-hastaligi-ve-beslenme.jpg




















    LDL kötü kolesterol: Kandaki kolesterolün %90’ını taşıyan yağ çeşididir. Normalde vücut hücrelerinin ihtiyacı olan yağı taşır. Kanda normal değerinden fazla olursa damar duvarlarında birikmektedir. Normal değerleri 130 mgr/dlt’nin altında olmasıdır. Ancak kişinin yaş ve risk faktörlerine göre normal sınırları değişmektedir. Örneğin; kalp ve damar hastalığı olanlarda, LDL Kolesterol seviyeleri 100 mgr/dlt’nin altında olmalıdır. Hatta yeni yayınlara göre; yüksek riskli olan bu hastalarda 70 mgr/dlt’nin altında olmalıdır.

    HDL iyi kolesterol: Görevi, damarlardaki hücrelerden kullanılmayan kolesterolü uzaklaştırarak, yeniden karaciğere taşımaktır. Bu nedenle iyi kolesterol miktarının yükseltilmesi çok önemlidir. Erkeklerde 40 mgr/dlt, kadınlarda 50 mgr/dlt’nin üzerinde olması gerekir. Yükseltilmesi için; zayıflama, sigaranın kesilmesi, fizik aktivitenin arttırılması ve bir grup ilaç (statin grubu, fibratlar, niacin) kullanılması gerekmektedir.

    Trigliserid: Yüksek trigliserid düzeyi kalp hastalığı riskini arttırmaktadır. Trigliserid seviyesi 150 mgr/dlt’nin altında olmalıdır. Bunun nedeni trigliserid ve HDL kolesterolün metabolizma üzerindeki rolüdür. Eğer hastanın trigliserid düzeyi çok yüksekse, o zaman buna bağlı olarak HDL kolesterolde (iyi kolesterol), azalma gözlenir. Trigliserid seviyesinin düşmesi için, fazla kilolu olan kişilerin zayıflatılması, doymuş yağ ve kolesterolden düşük bir beslenme programı oluşturulması, basit karbonhidrat tüketiminin azaltılması, fiziksel aktivite yapılması gerekmektedir.

    Hipertansiyon: Kalbin kasılması sırasında ölçülen kan basıncı büyük tansiyon, kalbin gevşemesi esnasında ölçülen kan basıncı ise küçük tansiyondur. Hipertansiyon, değişik böbrek, kalp, damar hastalıklarına, felçlere ve görme kaybına yol açabilir. Tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda, kan basıncı yüksekliğine daha sık rastlanır.

    Kalp hastalığının en önemli risk faktörlerinden biridir. Araştırmalar, tansiyon seviyesinin 130/85 mmhg’nin altında tutulması gerektiğini göstermektedir.

    Diyabet: Diyabet, bir risk faktörü olmanın yanı sıra, koroner kalp hastalığı varlığına eşdeğer bir risk taşıdığından risk değerlendirmesinde ayrı bir yeri vardır.

    Obezite: Obezite, kalp damar hastalıklarının gelişmesine yol açan bağımsız ve önemli bir risk faktörüdür. Özellikle karın çevresi yağ dokusu risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Obez kişilerde Tip 2 diyabet gelişme riski 2 kat fazla iken bu risk abdominal obezitesi olanlarda 10 kat fazladır. Bel çevresinin kadında -88 cm, erkekte -102 cm olması durumunda abdominal obezite tanısı konur. Abdominal obezite sıklıkla metabolik sendromun bir unsuru olup insülin direnci, bozulmuş açlık glukozu, hipertansiyon, trigliserid yüksekliği ve HDL-kolesterol düşüklüğü ile birliktedir.

    Fiziksel aktivite azlığı: Koroner arter hastaları egsersiz programlarından oldukça fayda görürler. Hem ek damarların oluşturulması açısından, hem de iyi kolesterol olan HDL’nin yükseltilmesinde ve obezitenin tedavisinde çok önemli rol oynar. Yapılacak fiziksel aktivitenin tipi, sıklığı ve süresi önemlidir. Haftada en az 4 gün 30 dakika; hızlı yürümek, merdiven çıkmak, yüzmek, bisiklete binmek, dans etmek gibi yapılan aktiviteler büyük kas gruplarının ardı sıra kasılıp gevşemesini sağlar.

    Yapılan bu tür fiziksel aktiviteler koroner kalp hastalığı riskini azaltır.

    Koroner kalp hastalığından koruyucu diyet, kan yağlarını düşürmenin yanı sıra şişmanlığın, insülin direnci gelişmesinin önlendiği, Tip-2 diyabet ve hipertansiyon riskinin azaltıldığı sağlıklı bir beslenme olarak algılanmalıdır. Koroner kalp hastalığından korunmak için iyi beslenme alışkanlığı çocukluk yaşlarında kazanılmalıdır. Şişmanlığı önleyen, vücudun gereksinimi kadar kalori içeren bir diyet uygulanmalıdır.

    Trans yağ asitleri

    Diyette alınan kolesterol de LDL-K düzeylerini yükseltmektedir. Kolesterol miktarı yüksek besinler, sakatat (beyin, ciğer, böbrek), tereyağ ve yumurta sarısı doymuş yağlardan da zengin olan gıdalardır. Günlük kolesterol alımının -200 mg olması önerilmektedir. Trans-çoklu doymamış yağ asitlerinin LDL-K’yı yükselttikleri ve HDL-K’yı azalttıkları gösterilmiştir. Ticari mutfaklardaki kızartmalarda, hazır yemeklerde, börek-çörek (yağlı çörekler, yağlı kraker) yapımında da bu yağlar kullanılmaktadır. Bu yağların tüketimi en aza indirilmelidir.

    Doymamış yağ asitleri

    Doymamış yağ asitleri çoklu ve tekli-doymamış yağ asitleri diye ayrılırlar. Diyette doymuş yağ asitlerinin yerine çoklu-doymamış yağların konmasıyla LDL-K’da düşme sağlanabilir. Çoklu-doymamış yağ asitleri içinde iki ana grup vardır: Omega-3 ve omega-6 yağ asitleri.

    Omega-6 yağ asitlerinden (esas olarak linolenik asit) zengin bitkisel yağlar, mısır özü, ayçiçeği, soya fasülyesi yağıdır. Linoleik asit vücutta serbest radikal oksidasyonuna yatkın olduğundan, diyette alınan linoleik asit miktarı total kalorinin %10’unu geçmemelidir.

    Doymuş yağ asitleri

    Diyette alınan doymuş yağ asitleri, LDL-K düzeylerini yükseltir. Doymuş yağlar ayrıca insülin direncini de arttırmaktadır. Doymuş yağ asitleri memeli hayvanların etlerinde ve bunlardan elde edilen süt ürünlerinde doğal olarak bulunduğundan doymuş yağlar örneğin tereyağ kahvaltıda ve yemeklerde ilave olarak kullanılmamalıdır.

    Yağsız/az-yağlı diyet süt ürünleri (peynir, yoğurt,süt) kullanılmalı, kuzu-koyun eti yerine daha az yağlı dana eti ile tavuk, hindi ve özellikle balık tercih edilmeli, sakatat, pastırma, sucuk, sosis ve salamdan kaçınılmalıdır. Omega-3 yağ asitlerinin diyetle alınımı arttırılmalıdır. Omega-3 yağ asitleri yağlı deniz balıklarından başka bazı bitkilerde keten-tohumu ve yağında, konola yağında, soya yağında ve fındıkta bulunmaktadır. Günde 5-6 adet gibi az miktarda fındık yenmesinin küçük bir yararı söz konusu olabilecekken, total kaloriyi ve omega-6 yağ asitleri alımını da arttıracak şekilde daha fazla tüketilmesinden kaçınılmalıdır.

    Protein, karbonhidrat ve lifli gıdalar

    Her gün et yenilmesi gerekli değildir. Protein gereksinimi, bezelye, nohut, kuru fasulye, mercimek gibi kuru baklagillerden ve tam tahıllardan da karşılanmalıdır. Bu besinler liften de zengin olduklarından, kan kolesterol düzeyini düşürmede de yardımcı olabilmektedirler. Baklagiller, tahıllar ve sebzeler diyette önemli bir yer tutmalıdır.

    Antioksidanlar

    Gözleme dayalı epidemiyolojik çalışmalar fazla miktarda antioksidan alımının koroner kalp hastalığı riskini azalttığı şeklindedir. Bu nedenle antioksidanlardan zengin sebze, meyve, tüm tahıl ürünleri diyette arttırılmalıdır. A vitaminin ana maddesi olan beta-karoten havuçta ve yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunur. Doğal gıdaların dışında, ilave olarak beta-karoten alınmasının bir yararı olmadığı hatta zararlı etkileri olabileceği gösterildiğinden, bu vitamin doğal kaynaklardan alınması yeterlidir.

    B vitaminleri vehomosistein

    Folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinden plazma homosistein düzeyini azalttığı gösterilmesine rağmen bu azalmanın kardiyovasküler riski düşürüp düşürmeyeceği henüz belirlenmemiştir. Bu konuda yürümekte olan çok sayıda kontrollü çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmaların sonuçları elde edilene kadar Folik asit, B12 ve B6’nın diyetle alımının artılması uygun olur, ek olarak alınması önerilmez. Bu nedenle diyet folik asit, vitamin B6 ve vitamin B12 kaynağı olarak yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, bulgur, meyve, balık ve süt ürünlerini yeterli miktarda içermelidir.

    Kötü kolesterolü arttıranlar

    • Kırmızı et
    • Sosis, sucuk, salam, pastırma
    • Tam yağlı süt ürünleri (süt, tereyağı, peynir, yoğurt, kaşar peynir, otlu peynir, chedar, gravyer)
    • Yumurta sarısı haftada 3 yumurtadan fazlası yenilmemeli
    • Margarinlerin çoğu
    • Karides, havyar, kalamar
    • Kızarmış yiyecekler (sebze kızartmaları dahil)
    • Liften fakir beslenme
    • Kabuklu deniz ürünleri (istakoz, istiridye, karides, midye)

    Kötü kolesterolü azaltanlar 

    • Egzersiz
    • Kilo vermek
    • Tekli doymamış (monounsaturated) yağlar
    • Zeytinyağı
    • Fındık yağı
    • Meyve ve sebzeler
    • Çoklu doymamış (polyunsaturated) yağlar
    • Ayçiçek yağı
    • Mısır yağı
    • Keten tohumu
    • Ceviz, fındık, badem
    • Çözünen lif türleri
    • Yulaf

    Diyet yaparken nelere dikkat etmeli?

    • Diyet ihtiyaca göre planlandığı için yiyecekler belirtilen miktarlarda ve öğünlerde yenmelidir
    • Etler, haşlama, ızgara, fırında veya sebzelerle birlikte pişirilmelidir. Kızartmalar ve kavurmalardan kaçınılmalıdır
    • Yemekler kavrulmadan pişirilmelidir.
    • Sebze yemeklerine 1 kilo sebze için 2 yemek kaşığı sıvı yağ, etli yemekler için daha az miktarda yağ eklenmelidir
    • Yağsız dana eti tercih edilmelidir.
    • Tavuğun derisi ve yağlı kısımları yenmemelidir.

    Diyet yaparken nelerden uzak durulmalı?

    • Kuyruk yağı, iç yağı, margarin, tereyağ
    • Sakatatlar (ciğer, böbrek, beyin, işkembe vb.)
    • Yağlı etler, koyun-kuzu eti, av hayvanları, tavuk derisi, domuz eti
    • Deniz ürünleri (karides, midye, havyar vb.)
    • Sucuk, salam, sosis, pastırma, kavurma
    • Yağlı yiyeceklerden; kaymak, krema, mayonez, tahin, tahin helvası, soslar, sos ilave edilmiş yiyecekler
    • Yoğun şerbetli hamur tatlıları, milföy gibi yağlı hamurlarla yapılmış yiyecekler
    • Tam yağlı ve kaymaklı süt, yoğurt, yağlı peynirler çeşitleri
    • Et ve sebze kızartmaları ve kavurmaları

    Öneriler

    Günde;

    • 2 su bardağı süt veya yoğurttan (diyet süt veya yoğurt tercih ediniz) (400 ml) fazlasını tüketmeyiniz
    • 2 kibrit kutusu peynirden (60 gr) fazlasını tüketmeyiniz
    • 3 köfte kadar yağsız etten (100 gr) balık veya tavuk tercih ediniz fazlasını tüketmeyiniz
    • 4 tatlı kaşığı şekerden ve 2 tatlı kaşığı reçel veya baldan fazlasını tüketmeyiniz
    • 1 tatlı kaşığı bitkisel sıvı yağ olmak üzere toplam 2 yemek kasığı (20 gr) sıvı yağdan fazlasını tüketmeyiniz. Kullandığınız yağ, zeytinyağ bile olsa bu miktarı aşmayınız
    • Yemeklerde kepekli ekmeği tercih ediniz
    • En az 2-3 porsiyon pişmiş sebze veya çiğ sebze yiyiniz
    • 1,5-2 litre su içiniz
    • Pilav ve makarnayı 1 öğün yiyebilirsiniz (sıvı yağla yapılmış)
    • Günde 3-6 porsiyon arası çiğ sebze ve meyve tüketiniz
    • Yemeklerinizi yavaş yiyip iyi çiğneyiniz, öğün atlamayınız
    • Kuru yemişleri miktarı aşmadan: Fındık 6-7 adet, taze ceviz 3-4 adet, badem 8-10 adet tüketebilirsiniz
    • OMEGA-3 yağ asitlerinden zengin deniz ürünleri, kırmızı et ve tavuktan daha az yağ ve doymuş yağ içerir. Dolasıyla düzenli balık tüketmek kan kolestrol seviyesini düzenlemede fayda sağlar. Özellikle soğuk sularda yaşayan uskumru, ton, somon, sardalye gibi yağlı balıklar ile gölgede yaşayan alabalıklarda daha fazla bulunur. Ayrıca kanola ve soya yağları da bir miktar içerir.

    Gebe kadının beslenmesinde amaç, annenin kendi fizyolojik gereksinimlerini karşılayarak vücudundaki besin ögeleri yedeğini dengede tutmak,fetusun normal büyümesini sağlamaktadır.

    Gebeliğin gerektirdiği ENERJİ ve BESİN Ögeleri

    Gebelik öncesinde normal ağırlıkta olan bir anne adayının gebeliği süresince ayda ortalama 1 kg. ağırlık kazanması istenir. Genellikle ilk 3 aylık dönemde ağırlık kazanımı gereklidir. Anne adayının, normal enerji gereksinimine ek olarak ilk 3 ayda günde 150 kalori, 4-9 ay arası ise günde 300 kalori daha alarak, normal vücut ağırlığına ayda 1-1,5 kg eklenmesi önerilir. Gebelik başlangıcından normal ağırlığından şişman olan anne adayının fazla ağırlık kazanmasına gerek yoktur.

    Gebelik döneminde önerilen GÜNLÜK BESİN MİKTARLARI aşağıdaki gibidir;

    Yemekler genellikle 3 öğünde tüketilir. Gebeliğin ilk döneminde öğün sayısı arttırılarak öğündeki yemek miktarı azaltılabilir.

    Gebelikte BESLENME İÇİN öneriler:

    Etler haşlama veya ızgara olarak hazırlanmalı süt ce türevleri yarım yağlı veya az yağlı ayrıca kaymaksız tercih edilmeli, sebze ve meyveler en doğal şekliyle taze olmalı ve meyveler mümkünse kabuklu olarak tüketilmelidir. Haftada 2-3 defa kurubaklagil yemeklerin tüketilmesi tavsiye edilir.

    Gebelikte KABIZLIK

    Baz gebelik hormonlarının bağırsak hareketlerini yavaşlatıcı etkisi, kilo artışı nedeniyle günlük hareketlerinde azalma, anne adaylarında kabızlık oranını yükseltmektedir.

    Posa içeren sebze ve meyvelerin tüketilmesi, günlük 1,5-2 litre sıvı tüketilmesi, kuru kayısı, kuru erik, incir gibi besinlerin yenilmesi veya komposta, hoşaf olarak tüketilmesi ile fiziksel aktivitenin arttırılması, gebelikte oluşan kabızlığın çözümünde yardımcı olacak önerilerdendir.

    Gebelikte hiperemezis

    Gebelerde bireysel farklılıklar olduğundan, hiperemezisde diyet programı bireye özeldir. Genel olarak bulantı olduğu dönemlerde aşırı sıvı, aşırı tatlı ve yağlı yiyecekler yerine,tuzlu ve katı yiyecekler tercih edilmelidir. Mümkünse baharatlı gıdalardan uzak durulmalıdır.

    Gebelikte BESLENME PROGRAMI (1 günlük)

    Kahvaltı

    Süt (Az şekerli, kalsiyumdan zenginleştirilmiş)

    Yumurta veya yarım ağlı peynir

    Ekmek

    Pekmez, bal veya reçel

    Meyve veya taze sıkılmış meyve suyu (Yaz ayları için domates, maydanoz, yeşil biber, ıhlamur veya bitki çayı)

    Ara Öğün

    Meyve

    Öğle

    Etli yemek veya kurubaklagil yemeği

    Pilav veya makarna

    Yoğurt

    Ekmek

    Meyve

    Ara Öğün

    Süt veya sütlü kek veya muhallebi

    Meyve

    Akşam

    Çorba ( Tarhana, mercimek, sebze veya yoğurtlu çorbalar)

    Et veya etli sebze yemeği

    Mevsim salatası

    Ekmek

    Meyve

    Yatmadan Önce

    Süt veya yoğurt

    Not: Enerji gereksinimi, bireyden bireye farklılık gösterdiği için örnek menüde miktarlar belirtilmemiştir. Size özel bir gebelikte beslenme programı için bir uzmana başvurunuz.

    Gastroözofageal Reflüde Beslenme

    Önerilmeyen besinler:

    Gastroözofageal reflü semptomlarını azaltmak veya yok etmek için, aşağıdaki besinleri diyetinizden sınırlayabilirsiniz veya çıkarabilirsiniz:

    Çikolata

    Alkollü içecekler

    Kafeinli içecekler ( çay, kahve, gazlı içecekler, enerji içecekleri gibi)

    Yağ içeriği yüksek besinler:

    Tam yağlı süt/yoğurt, krema, tam yağlı peynir çeşitleri, kakao

    Kızartma ürünleri, şarküteri ürünleri (sosis, salam vb.),

    Dondurulmuş ürünler

    Kuruyemişler (**beslenme programınızda diyetisyeninizin belirlediği ölçülerde tüketilebilir, fazla tüketimi önerilmemektedir)

    Karbonhidrat içeriği yüksek hamur ve hamur işleri ve şerbetli-yağlı tatlılar

    Fazla yağ tüketimi ( Günlük tüketim toplam 4 yemek kaşığı sıvı yağı geçmemelidir)

    Herhangi bir semptoma sebep olan sebze / meyveler ( Sebze ve meyve semptomları kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir)

    Kuru baklagiller (kuru fasulye, nohut, barbunya vb.- Kişi semptomlara göre diyetinde sınırlayabilir veya diyetinden çıkarabilir)

    Turşu, soğan, sarımsak, nane ve nane şekeri, sirke, et suyu ile hazırlanmış yemekler

    Yaşam tarzı değişiklikleri

    Haftada en az 3-4 gün tok karnına olmadan fiziksel aktivite yapmaya özen gösterilmelidir.

    Sıkı giysiler giymekten kaçınılmalıdır.

    Sigara kullanılmamalı, kullanılıyor ise bırakılmalıdır.

    Reflüsü olan bireyler, yemeklerden hemen sonra uzanmamalı ve uyumamalıdırlar. Uzandıkları zaman, yatağın baş kısmını yastık desteği ile yaklaşık 15-20 cm yükseltmeleri, gece boyunca oluşacak reflü riskini azaltacaktır.

    Aşırı sıcak ve aşırı soğuk besin tüketiminden kaçınılmalıdır.

    Beslenme düzeni ile ilgili dikkat edilmesi gereken son önemli nokta ise, sıvı tüketimidir. Ana öğünlerde çok fazla sıvı tüketimi reflüyü tetikleyebilir. Bu nedenle, sıvılar yani su ve içeceklerin tüketimi ana öğünler yerine, ara öğünlerde tercih edilmelidir. Günlük ihtiyacımız olan 8-10 bardak su tüketimi de kesinlikle sağlanmalıdır.

    Gastroözofageal reflü hastalar 1 günlük nasıl beslenmeli?

    Örnek menü:

    Sabah:

    4-5 yemek kaşığı yulaf + 1 çay bardağı az yağlı süt (100 ml) ile birlikte (az miktarda tarçın eklenebilir)

    1 adet haşlanmış / fırınlanmış elma

    Ara:

    2 adet grissini + 1 dilim az yağlı peynir (30 gr)

    Öğle:

    Izgara veya fırında balık

    Buharda sebze ( 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile)

    1 dilim tam buğday ekmeği(25 gr)

    Ara:

    1 kase komposto (şekersiz)

    Ara:

    Yarım muz + Rezene veya karanfilli çay

    Akşam:

    6 yemek kaşığı etli sebze

    1 kase yağsız yoğurt (200 gr)

    2 yemek kaşığı haşlanmış makarna

    Son Ara ( Uyumadan 3 saat önce):

    1 çay bardağı yağsız süt (100 ml)

    6-7 adet çig badem

    Kanser, hücrelerin kontrolsuz olarak çoğalmasıdır. Buna sebep olan beslenmeyle ilgili faktörler arasında; yanlış besin seçimi ve kötü beslenmek ,aşırı kilolu olmak ve fiziksel aktivitede yetersizlik yer alır.

    Kemoterapi veya radyoterapi ile tedavi edilen kanser türlerinde, tedaviye bağlı olarak beslenme problemleri gelişebilir. Bu problemler;

    • İştahtan kesilme
    • Kilo alımı veya kilo kaybı
    • Ağız yada boğaz ağrısı
    • Ağız içi yaraları
    • Koku yada tat değişikliliğine duyarlılık
    • Bulantı ve kusma
    • İshal ve kabızlık
    • İlaç-besin etkileşimi
    • Alerjen besinlere karşı duyarlılık
    • Sıvı dengesi
    • Kan bulgularında değişikliklerdir.

    Kanser hastalarının yeterli ve dengeli beslenmesi gerekmektedir. Bunun için aşağıda yer alan genel önerilere uyulması gerekmektedir.

    • İdeal vücut ağırlığı korunmalıdır.
    • Yağ ve şeker tüketimi azaltılmalıdır.
    • İşlenmiş etlerden(sucuk, salam, sosis...) ve sakatatlardan uzak durulmalıdır.
    • Yiyeceklerde pişirme yöntemi olarak, haşlama, buğulama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.
    • Aşırı tuz tüketiminden kaçınılmalıdır.
    • Besinlerin saklama koşullarına dikkat edilmelidir.

    Hastanemizde kanser tedavisi alan kişilere, kişiye özel beslenme programları planlanmaktadır.

    KEMOTERAPİ ve RADYOTERAPİ sırasında beslenme

    Tedavi öncesinde vücut sağlıklı besinlerle güçlendirilmelidir. Bol bol sebze ve meyve tüketilmelidir. Tedavi sırasında (hormon tedavisi dışında) pek çok kişi kilo kaybeder. Dolayısıyla, tedaviden önce vücut ağırlığı "normal" düzeyde, hatta normalin biraz üzerinde tutulmalıdır.

    Her hangi bir kanser tedavisinde kesin ve sabit diyet ve beslenme kuralları yoktur. Tedavi yöntemlerinden biri uygulandığı sırada ya da uygulandıktan hemen sonra hekimlere veya diyetisyenlere beslenme ile ilgili öneriler sorulmalıdır.

    Bazı hastaların normal yemek yemeye devam edebildiklerini unutulmamalıdır. Bazı hastalar ise iştahtan kesilir ve hiçbir şey yemek istemezler. Bazıları da açlık hisseder ve yemek isteyebilir fakat yiyemez. Yemek yeme ya da yememe isteği ile yiyeceklerin iyi ya da kötü görünmesi, farklı tedavi yöntemlerine göre değişebilir. Tedavi günler ya da haftalar sürebilir. Vücudun verdiği tepkiler uygulanan tedaviye göre değişkenlik gösterebilir.

    Tedavi sırasında BESLENMEYE ilişkin öneriler:

    Beş temel besini grubunu her gün tüketmeye çalışınız.

    • Birinci grup:
    • Et, tavuk, balık, yumurta, nohut, mercimek, kuru fasulye gibi kuru baklagillerdir. Haftada 2 gün balık, 2 gün kırmızı et, 2 gün tavuk, 1 gün de nohut, kuru fasulye, mercimek gibi kuru baklagilleri tüketmenizi öneririz.
    • İkinci grup:
    • Sebzeler
    • Üçüncü grup:
    • Meyveler (Greyfurt hariç)
    • Dördüncü Grup:
    • Tahıllar, ekmekler, pilavlar, makarnalar
    • Beşinci Grup:
    • Yoğurt, ayran, peynir, süt ve süt ürünleri

    Yiyebildiğiniz zaman yeterli protein ve kalori içeren yiyecekler alınız. Bunlar gücünüzü korumanıza, vücut dokularının bozulmasının önlenmesine ve tedavi nedeniyle zarar görebilecek dokularınızın yenilenmesine yardım edecektir.Sabah kahvaltısına önem veriniz. Genellikle iştahsızlık ile karşılaşılmasına rağmen sabah kahvaltısında besin tüketimi daha iyidir.

    Bunu değerlendirmek amacıyla meyve ve taze sıkılmış meyve suları, yumurta, peynir, bal, pekmez, ekmek tüketmelisiniz.

    Eğer kendinizi iyi hissetmezseniz ve yalnızca bir iki şey yemek isterseniz diğer besinleri yiyebilecek hale gelene kadar bunlardan yiyiniz.

    Ek kalori ve protein almak için SIVI BESİNLERİ deneyiniz.

    Kemoterapi aldığınız günler bol su içemeye özen gösteriniz. (Günde 2-2.5 lt).Su, vücudunuzun gerektiği gibi işlev yapması için çok önemlidir. Yeterince sıvı içmek, vücudunuzun ihtiyacı olan sıvıyı almasını sağlar.

    Pek çok yetişkine günde 6-8 bardak su yeterlidir. Gündüzleri yanınızda bir su şişesi bulundurunuz.

    Bu, çok su içme alışkanlığı kazanmanıza yardım edebilir.Su içmek istemiyorsanız canınızın istediği içeceği içiniz.Çok iştahsız olduğunuz zamanlarda endişeye kapılmayınız.

    Kendinizi daha iyi hissetmek için ne yapabilirseniz onu yapınız. Yiyebilecek hale gelir gelmez yemeğe başlayınız, eğer yiyememe sorununuz bir iki günde düzelmezse bunu hekiminize söyleyiniz.Kemoterapi tedavisi sırasında greyfurt tüketmeyiniz, greyfurt suyu içmeyiniz. Aşırı tuzlu ve aşırı şekerli besinlerden uzak durunuz.

    İŞTAHTAN kesilme

    İştahtan kesilme ya da iştah azalması, tedavi sırasında karşılaşılan en yaygın sorundur. Nitekim, kanser hücreleri, vücudu aç olmadığına ikna eden bir madde salgılar. Normal yiyen fakat zayıflayan ya da birdenbire yemeğe olan bütün ilgisini kaybeden ve kilo vermeye başlayan bir kişinin hasta olmasından kuşkulanılması yaygındır. Fakat korku ya da depresyonun da kişinin iştahtan kesilmesine neden olabileceğini unutmayınız. Tedavi sırasında bulantı, kusma, besinlerin kokularının ya da tatlarının değişik hissedilmesi gibi yan etkiler, hastayı iştahtan kesebilir. İştahtan kesilme yalnızca birkaç gün de sürebilir veya tedavi boyunca hatta tedavi bittikten sonra da devam edebilir.

    Eğer İŞTAHINIZ azaldıysa;

    Acıkmamış olsanız bile kendinizi yemek yemeye zorlamalısınız.

    Az miktarda sık sık yemelisiniz. Böylece daha çok besin almak kolaylaşacaktır.

    Ayaküstü yiyecekleri elinizin altında bulundurunuz, böylece canınız bir şey yemek istediği zaman kolayca ulaşabilirsiniz. Peynir ve kraker, meyve, yoğurt, muhallebi bunlardan bazılarıdır. Dışarı çıkarken yanınıza bisküvi, kraker ya da kuru üzüm gibi yiyecekler alınız.

    Kalorisi yüksek iyi kaliteli protein içeren besinleri (yumurta, et, yoğurt, peynir, kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya gibi kuru baklagiller, esmer ekmek) seçmelisiniz.

    Bazen yiyeceklerin biçimini değiştirmek onları daha iştah açıcı yapar. Örneğin, taze meyveyi bütün olarak yemek sorun yaratıyorsa, meyveleri komposto, püre, hoşaf olarak yiyebilirsiniz. Sütlü tatlılara dövülmüş ceviz, fındık eklerseniz hacim değişmez fakat enerji ve protein değeri artar. Süte ve/veya yoğurda bal pekmez katarak yiyebilirsiniz.

    Dondurma, yoğurt ve sütlü tatlılar gibi soğuk yiyecekleri yemeye çalışınız.

    Yemek zamanlarınızı mümkün olduğunca sakin ve güzel hale getiriniz. Yiyecekleri çekici bir şekilde hazırlarsanız yemenize yardımcı olabilir.

    Düzenli egzersiz iştahınızı açabilir. Hekiminizle konuşup egzersiz yapıp yapmayacağınızı öğreniniz.

    Yemek sırasında çok az içecek içiniz çünkü içecek doygunluk hissi verir. Önce katı ardından sıvı besinlerle beslenmelisiniz.

    AĞIZ ya da BOĞAZ ağrısı

    Ağızda acıma, diş etlerinde hassasiyet ve boğaz ağrısı çoğu zaman kemoterapiden ve radyoterapiden kaynaklanır. Gene de yemeğe gayret etmelisiniz. Fakat tuzlu, asitli, sert ve kuru besinleri çiğnemek ve yutmak zor olacaktır. Bu nedenle yumuşak ve besleyici besinleri seçmelisiniz. Örneğin; Yoğurt, muz, patates püresi, ezme çorbalar, sebze püresi, salep, olgun taze meyve, pişmiş yumurta, çok pişmiş et, elma püresi, yumuşak peynir, makarna, muhallebi, sütlaç yiyebilirsiniz.

    Yiyecekleri bebek yiyecekleri gibi (yumuşak, oda sıcaklığında ya da ılık, küçük parçalar halinde ve sıvı) hazırlamanız ve hatta bazen bebekler için hazırlanmış sebze ve meyve pürelerini tüketmeniz iyi olur. Ağız ya da boğaz sorunu olanlar için bebek mamaları mükemmel yiyeceklerdir ve genellikle çok besleyicidir. Pek çok bebek maması ayrıca vitamin ve mineral katkılıdır.

    Eğer AĞRILI AĞIZ sorunlarınız varsa;

    Yemeklerden önce ve sonra ağzınızı çeşitli temizleyici maddelerle çalkalamalısınız.

    Sıcak, acı baharatlı, asitli yiyeceklerden, ham meyveler ve sebzelerden, tuzlu yiyeceklerden kaçınmalısınız.

    Çiğneme güçlüğünüz var ise, sulu, yarı sulu veya her türlü yemeği blenderize edilmiş besinler şeklinde tüketmelisiniz.

    KOKU ya da TAT değişikliği

    Tedavi sırasında tat ve koku algılama duyunuz değişebilir. Yiyecekler, özellikle et ve yüksek proteinli diğer besinler acı ya da metalik bir tat vermeye başlar. Pek çok yiyeceğin tadı azalır ya da tatsızlaşır. Bu değişikliklerin nedeni hastalığın kendisi ya da kemoterapi ya da radyasyon tedavisi olabilir. Diş sorunları da tat ve koku değişikliğine yol açar. Genellikle tedavi tamamlandıktan sonra bu değişiklikler normale döner.

    Eğer TAT ALMA DUYUNUZ değiştiyse;

    Alışverişinizi kendiniz yapınız, gözünüze hoş görünen ve güzel kokan yiyecekleri seçiniz ve hazırlayınız.

    Et tercihini kendiniz yapınız. Etleri meyve suları ya da hoşunuza giden soslara yatırarak lezzetini arttırınız.

    Yemeklerin tat ve kokularını değiştirmek için fesleğen, nane, kekik, biberiye gibi aromalı otlar ve baharatlar kullanınız, yemeklerinize soğan ya da sarımsak ekleyiniz.

    Turunçgillerle tatlandırılmış tatlı ve muhallebi yemeyi deneyiniz.

    Yiyecekleri soğuk veya oda ısında tüketmelisiniz.

    Değişik görünüm ve renkte yiyecekler tüketmelisiniz.

    Yemek kokularından veya kötü kokulu besinlerden kaçınmalısınız.

    Bulantı pek çok tedavinin ortak yan etkisidir. Bulantı; tedavi sırasında, tedaviden hemen sonra veya birkaç gün sonra görülebilir. Genellikle tedavi tamamlandıktan bir ya da iki hafta sonra geçer. Bulantıyı kontrol altına alabilecek bazı ilaçlar vardır. Bu ilaçları almak için hekiminize başvurunuz.

    Kusma bulantı ile birlikte olabilir ve bazı kanser tedavilerine bağlı olarak ortaya çıkar. Kusma bulantı olmadan da görülebilir.

    Eğer BULANTI ve KUSMANIZ varsa;

    Mideyi rahatlatacak besinler yiyiniz. Örneğin, kızarmış ekmek, kraker, gevrek, simit, makarna, yağsız kekeler ya da tatlılar, fırında pişmiş ya da haşlanmış derisiz haşlanmış tavuk, beyaz peynir, kuru meyveler gibi kuru yiyecekler yemelisiniz.

    Bulantınız olduğu zaman yağlı besinler, kızartmalar, baharatlı ya da sıcak yiyecekler, ağır kokulu yiyeceklerden sakınınız.

    Yemek yedikten sonra yatmamalısınız.

    Yemeklerinizi azar azar ve yavaş yavaş yemelisiniz.

    Sıvı tüketiminizi yemek aralarında oda sıcaklığında, yavaş yavaş ve yudum yudum yapmalısınız.

    Açlık hissederseniz öğün aralarında da yiyiniz.

    Sizi cezbeden yiyecekleri yiyiniz.

    Sevdiğiniz yiyecekler bulantı yapıyorsa onları yemeyiniz.

    Sabah kalktığınızda bulantınız oluyorsa, yataktan çıkmadan önce kraker ya da kızarmış ekmek yiyiniz.

    Kusma nöbetleri geçmeden hiçbir şey yemeyiniz ya da içmeyiniz. Kusma kontrol altına alındıktan sonra yavaş yavaş hafif besinler yemeye çalınız. Bulantı ve kusmanız geçince normal beslenmeye başlayınız

    Rahat giysiler giyiniz.

    Tedavi sırasında, özellikle kemoterapi ve vücudun alt bölgelerine, mide ve bağırsaklara radyoterapi uygulanması sırasında ishal yaygın olarak görülür. Ayrıca enfeksiyonlar, besinlere karşı hassasiyet (ilaçlar nedeniyle ortaya çıkabilir) ve duygusal sorunlar da ishale sebep olabilir.

    İshal sırasında besinler içerisindeki vitaminler, mineraller ve su kana emilemeden çabucak kalın bağırsağa geçer ve dışarı atılır. Bu durum, vitamin ve mineral eksikliğine neden olur, ayrıca su kaybına ve vücutta suyun azalmasına yol açar.

    Eğer DİYARE (ishal) olursanız;

    Yüksek şeker ve yağ tüketiminde barsak faaliyetleri artacağından az yağlı az şekerli gıdalar tüketmelisiniz.

    Az miktarda sık sık yemek yemeliniz.

    Kaybettiğiniz suyu yerine koymak için bol miktarda oda ısısında sıvı tüketmelisiniz.

    Sebze ve meyveleri pişmiş tüketmelisiniz.

    Yağsız pilav, makarna, yağsız tost, yağsız süt, yağsız yoğurt, kabuksuz elma yiyebilirsiniz.

    Derisi alınmış tavuk ya da hindi, az yağlı dana eti ya da balık, akı ve sarısı katılaşıncaya değin suda pişmiş yumurta yiyebilirsiniz.

    Et suyu, muz, şeftali, pişmiş patates, pişmiş havuç gibi yüksek oranda sodyum ve potasyum içeren besinler tüketmelisiniz.

    Gaz yapıcı yiyecekler, lahana ve karnabahar, kuru baklagiller, acı ve baharatlı yiyecekleri diyetinizden çıkarmalısınız.

    Yağlı besinler, kızartmalar, çiğ sebze, fındık, fıstık, ceviz gibi kuru yemişler ve çekirdek yemeyiniz.

    Kayısı, armut, erik gibi meyveleri tüketmeyiniz.

    Süt ve sütlü besinler ishalinizi arttırıyorsa tüketmemelisiniz.

    Kahve, koyu çay, kakao tüketmemelisiniz.

    Sıcak yemeyiniz ve içmeyiniz.

    Eğer gazınız ve şişkinliğiniz varsa;

    Gaz yapıcı, çiğ sebze ve meyveler, kepekli gıdalar, soğan, turp, lahana, kuru baklagiller, karnabahar tüketmemelisiniz.

    Yemeklerinizi yavaş yavaş iyi çiğneyerek hava yutmadan yemelisiniz.

    Azar azar ve sık sık beslenmelisiniz.

    Bazı ilaçlar kabızlık yapabilir. Genellikle ağrı kesiciler kabızlığa yol açar. Yeterince lif ya da sıvı içermeyen ya da yağ oranı yüksek beslenme de aynı sorunları yaratabilir.

    Eğer KONSTİPASYON (kabız) olursanız;

    Diyetinize posalı yiyecekler, çiğ sebze ve meyve, kepekli ekmek, kuru baklagiller eklemelisiniz.

    Her türlü sıvı besini daha çok alınız. Günde 10 bardak su içmelisiniz.

    Ilık içecekleri tercih ediniz. Ihlamur çayı içebilirsiniz.

    Kayısı ya da kuru erik suyu ya da hoşafı, kısa süreli kabızlıkların giderilmesine yardımcı olur.

    Hekiminize danışarak her gün hafif egzersiz yapabilirsiniz.

    Tedavi sonrasında BESLENME

    Kanser tedavilerine bağlı (özellikle kemoterapi ve radyoterapi) yan etkilerin pek çoğu tedavi tamamlandıktan sonra ortadan kalkar. Tedavi sona erdiğinde hasta kendisini giderek daha iyi hissetmeye başlayacak, yiyeceklere ve yemek yemeye ilgisi yavaş yavaş normale dönecektir. Bazen bazı yan etkiler devam edebilir. Tedaviden sonra çok çeşitli ve değişik yiyecekler yiyiniz, hiçbir yiyecek tek başına vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini karşılamaz. Hem çiğ hem de pişirilmiş sebzeleri bolca yiyiniz. Sebzelerden özellikle, fasulye, karnabahar, bürüksel lahanası, havuç, brokoli ve her türlü yeşil yapraklı sebzeleri bolca yiyiniz. Hazırladığınız yemeklere bol soğan, sarımsak, maydanoz, nane, dereotu, fesleğen gibi aromalı bitkiler koyunuz. Bolca meyve yiyiniz. Meyve suyu içiniz. Kepeği ve özü ayırılmamış ekmeğe ve tahıllara ağırlık veriniz. Yağlı yiyecekleri, çok şekerli yiyecekleri, turşuyu, tütsülenmiş yiyecekleri azaltınız. Az yağlı süt ve ürünlerini tercih ediniz. Yiyecek hazırlarken, ızgara, buğulama, benmari, fırında pişirme, teflon tava veya tencerede sote yöntemi gibi az yağlı pişirme yöntemlerini kullanınız. Yağsız et, derisiz tavuk, derisiz hindi ve balık yiyiniz. Her gün 10 bardak su ve diğer içeceklerden içiniz.

    Kaynaklar:

    Nutrition and Cancer, Ed. M. Winick, Inter Science Pub. New York, Chichester, Brisbone, Toronto, 2000.

    Diyet el kitabı, Ayşe Baysal ve ark. Hatiboğlu yayınevi, Ankara, 2002.

    Kanseri Tanıyalım, Ayşe Baysal ve Wayne Criss, Hatiboğlu yayınevi, Ankara, 2002.

    Eating hints for cancer patients before, during & after treatment, National Institutes of Health National Cancer Institutes, 1999.

    Beslenme ve Kanser

    Düşük vücut kitle indeksine (VKİ'nin 18,5'den az olması) sahip olunması kemik yoğunluğunun azalmasına neden olan sebeplerden biridir.

    Size uygun doğru beslenme ve egzersizler sayesinde vücut kitle indeksinizi arttırabilir ve kemiklerinizi güçlendirebilirsiniz. Bunun için hekiminiz size yardımcı olacaktır.

    Televizyon karşında çok vakit geçirmek, sürekli araç kullanmak, evden dışarı çıkmamak gibi alışkanlıklarınız varsa bu tüm vücudunuzu olduğu gibi kemiklerinizi de olumsuz etkiler.

    Egzersiz kemiklerinizi güçlendirir. Aynı zamanda kaslarınızı da güçlendirerek düşme ve kırık riskini de azaltır.

    Ne kadar fazla tuz tüketirseniz, vücudunuzdan atılan kalsiyum miktarı o kadar fazla olur. Bu da kemikleriniz için zararlıdır.

    Turşu, cips, abur cuburlar fazla tuz içeren gıdalardandır. Tuzu tamamen kesmeyin ancak günlük 6 gramdan fazla tüketmemeye özen gösterin.

    Kanser tedavilerine bağlı (özellikle kemoterapi ve radyoterapi) yan etkilerin pek çoğu tedavi tamamlandıktan sonra ortadan kalkar. Tedavi sona erdiğinde hasta kendisini giderek daha iyi hissetmeye başlayacak, yiyeceklere ve yemek yemeye ilgisi yavaş yavaş normale dönecektir. Bazen bazı yan etkiler devam edebilir. Tedaviden sonra çok çeşitli ve değişik yiyecekler yiyiniz, hiçbir yiyecek tek başına vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini karşılamaz. Hem çiğ hem de pişirilmiş mevsiminde sebzeleri bolca yiyiniz. Sebzelerden özellikle, fasulye, karnabahar, bürüksel lahanası, havuç, brokoli ve her türlü yeşil yapraklı sebzeleri bolca tüketiniz.

    Hazırladığınız yemeklere bol soğan, sarımsak, maydanoz, nane, dereotu, fesleğen gibi aromalı bitkiler koyunuz. Mevsiminde meyveler tüketiniz. Kepeği ve özü ayırılmamış ekmeğe ve tahıllara ağırlık veriniz. Yağlı yiyecekleri, çok şekerli yiyecekleri, işlem görmüş, tütsülenmiş yiyecekleri azaltınız. Az yağlı süt ve ürünlerini tercih ediniz. Yiyecek hazırlarken, haşlama, buğlama, benmari, fırında pişirme, az yağlı pişirme yöntemlerini kullanınız. Yağsız et, derisiz tavuk, derisiz hindi ve balık yiyiniz. Her gün 10 bardak su içiniz.

    Beslenme kişiye özel olmalıdır. Kişinin yaşam tarzı, geçmiş beslenme öyküsü, boyu, kilosu, cinsiyeti, kan tablosu, kullanılan ilaçlar gibi etkenler göz önünde bulundurularak, her tedavi sırasında diyetisyen ile birebir konuşularak kişinin o anki durumuna göre bir beslenme tablosu oluşturmak fark yaratır ve önemlidir. Örneğin tedavinin başında normal olan potasyum değeriniz 2. Veya 3. Tedavide düşebilir veya yükselebilir. Bu durumda beslenmeniz yeniden değerlendirilmelidir.

    Hiçbir yiyecek tek başına vücudun ihtiyacı olan besin ögelerini karşılamaz. Bu sebeple besin çeşitliliği çok önemlidir. 5 temel besin ögesini de her gün düzenli olarak tüketmelisiniz. Hem çiğ hem de pişirilmiş mevsiminde sebzeleri bolca yiyiniz. Sebzelerden özellikle, fasulye, karnabahar, bürüksel lahanası, havuç, brokoli ve her türlü yeşil yapraklı sebzeleri bolca tüketiniz. Hazırladığınız yemeklere bol soğan, sarımsak, maydanoz, nane, dereotu, fesleğen gibi aromalı bitkiler koyunuz.

    Mevsiminde meyveler tüketiniz. Kepeği ve özü ayırılmamış ekmeğe ve tahıllara ağırlık veriniz. Yağlı yiyecekleri, çok şekerli yiyecekleri, işlem görmüş, tütsülenmiş yiyecekleri azaltınız. Az yağlı süt ve ürünlerini tercih ediniz. Yiyecek hazırlarken, haşlama, buğlama, benmari, fırında pişirme, az yağlı pişirme yöntemlerini kullanınız. Yağsız et, derisiz tavuk, derisiz hindi ve balık yiyiniz. Her gün 10 bardak su içiniz.

    Ramazan ayında çocuklarının oruç tutmasını isteyen aileler ve bu isteğe olumlu bakan çocuklar bazı noktalara dikkat etmelidir. Aileleriyle ortak bir şeyler paylaşmak hevesi ve kendini büyümüş hissetme isteğiyle oruca başlayacak olan çocukların öncelikle yarım oruç, tekne orucu tutmalarında fayda vardır. Doğrudan doğruya yaz mevsiminde, sıcakta, 17 saat kadar birdenbire aç kalmak çocuğun sağlığını çok olumsuz etkileyebilir. Çocukların metabolizması erişkinlerden tamamen farklıdır büyümeye programlı bir metabolizma temel besin elementlerinden protein yağın şekerin ve özellikle vitaminlerin dengeli bir şekilde ve mutlaka düzenli olarak alınmasını gerektirmektedir.

    Özellikle yaz aylarında okullar kapandıktan sonra dış aktivitelerde çok daha fazla vakit geçirmekte olan çocukların, besin, vitamin, mineral ve özellikle su ihtiyaçları önemli ölçüde artmaktadır. Bunun yanında yaz dersleri veya kursları alan çocukların zihin yeteneklerinin körelmemesi ve aktif olarak derse katılımlarının sağlanabilmesi için su ve enerji ihtiyaçlarının karşılanması şarttır. Bu durumdaki çocukların başarılarının azalmaması, olumsuz etkilenmemesi için oruç tutmamaları tavsiye edilir. Aksi durumda dikkat eksikliği, sinirlilik, huysuzluk, unutkanlık, baş dönmesi, göz kararması, idrar azalması, çarpıntı ve aşırı uyuklama şikayetleri gelişebilir.

    Ne yapmalı ne yapmamalı?

    İlk günler çocuklar sahura mutlaka kaldırılmalı, fakat iftara kadar beklemeden öğlen ya da öğleden sonra bir öğün etli sebze yemeği, bulgur, ayran, tereyağı, bakliyat gibi tok tutacak özellikte yemek yenmeli, mutlaka su içilmeli ve bu şekilde vücudun alışmasına fırsat verilmelidir.

    İftarda lokmalar çok iyi çiğneyin

    İftarda bir anda iyi çiğnemeden lokmaları yutmaları ve fazla gıda tüketmeleri hazımsızlık sorunlarına yol açabilir. Şeker ihtiyaçlarını öncelikli olarak şeftali, karpuz, kayısı, üzüm gibi sulu meyvelerden sağlamaları vitamin ve mineral dengesinin korunmasını sağlayacaktır.

    Suya dikkat!

    Eğer çocuk dış ortamda sportif faaliyetlerde, oyun ortamında fazlasıyla bulunmak arzusundaysa mümkün olduğunca su ihtiyacının giderilmesi ve aşırı terlemeyle vücudun susuz kalmasına engel olunması şarttır. Peş peşe her gün oruç tutulması yerine öncelikle, yarım oruç diğer gün oruçsuz bir gün daha sonra vücudun vereceği cevaba göre peş peşe yarım oruçlar şeklinde oruç denenebilir.

    Kilo takibine önem verin

    Ayrıca çocuklar her gün tartılarak hızlı ve tehlikeli olabilecek şekilde kilo kaybı olup olmadığının, idrar renginin gözlenmesi gereklidir. İdrarın koyulaşması yetersiz su alımına bağlı iltihaplanma ve böbrek yetersizliği riski yaratabilir. Sahurda fazla miktarda şekerli gıda almamaları konusunda çocuklarınızı uyarın

    Bu durumda çok daha kısa sürede acıkacakları, susayacakları, oruca dayanamayacaklarını bilinmelidir. Çabuk ve uzun süre tok tutacağından sahurda, protein ve yağ ağırlıklı bir beslenme tercih edilmelidir. Yumurta, süt, yoğurt, tereyağı ve peynir mutlaka sofrada bulunmalıdır, bir miktar pekmez ve az miktarda bal tüketilebilir. Karpuz gibi sulu meyveler tercih edilmelidir. Sahurda köfte sucuk gibi tuzlu besinler tüketilmesinin çocuğu kısa sürede susatacağı bilinmelidir.

    Uyku önemlidir

    Ayrıca çocukların uykuya ihtiyacının erişkinlerden daha fazla olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle çocukların mümkün olduğunca ramazanda erken yatırılıp uykusunu alması sağlanmalıdır ve ayrıca oruç döneminde de şekerleme yapmaları teşvik edilmelidir.

    Güneşe dikkat!

    Güneşte uzun süre susuz kalan çocukların baygınlık nöbeti geçirmesi, yani güneş çarpmasına yakalanma olasılıkları yüksektir. Şuur bulanıklığı yaşayabilecekleri unutulmamalı, bu nedenle ailelerinden uzun süre uzakta kalmamaları, kontrol altında tutulmaları şarttır.

    1- Mutlaka sahura kalkın!

    En önemli hata, bireylerin sahura kalkmamasıdır. Sahura kalkmayan bireyler, gün boyunca almaları gereken enerjiden daha azını almaktadırlar. Buna bağlı olarak, aldıkları vitamin mineral, karbonhidrat, protein veya da yağ eksik olmaktadır. Buna bağlı olarak, kan şekerlerinde düşmeler, hipotansiyon, halsizlik ve uyku hali olmaktadır. Bu bireyler ramazan sonunda kilo kaybı yaşamaktadırlar. Verdikleri kilolar da yağsız kütle (kas ve su kaybı olmaktadır.) Yağsız kütleden olan kilo kayıpları, kısa zamanda daha fazla miktarda kilo olarak geri alınmaktadır. Halbuki yapılan sahurla birlikte öğün sayısı artacağından metabolizma daha hızlı çalışacak ve kilo artışları olmayacaktır. Özellikle dengeli yapılmış bir sahur öğünüyle birlikte yağdan kilo kayıpları da sağlanabilir.

    2- Sıvı tüketimine dikkat edin

    İftardan sahura besin alındığı süre boyunca sıvı tüketimi oldukça önemlidir. Çünkü yaz aylarında havanın sıcak olmasıyla birlikte terleme oranı arttığından dolayı vücutta su ve mineral kaybı olmaktadır. Kaybedilen mineral ve suyun geri alımı vücut dengesi için oldukça önemlidir. Dolayısıyla bu süre zarfında az su içmek yapılan diğer büyük hatalardan biridir. Su ve sıvı miktarı birbirlerine karıştırılmamalıdır. İçilen çay, kahve ve komposto sıvı miktarına girmektedir. Suyun yerini tutmazlar. Bu sebeple bireyler su içerken, sıvıların dışında hesaplamalıdırlar. Bireylerin içtiği su miktarı kilogram başına değişir. 50 kilo olan bir kadının 1,5 kg su içmesi yeterliyken, 80 kg bir erkeğin 2,5 kg su içmesi gerekmektedir. Olduğu ağırlık üstünden 30cc su ile çarparak tüketmesi gerektiği su miktarını bulabilir.

    3- Aşırı tuz ve yağ tüketiminden uzak durun!

    Sahurda yapılan yanlışlardan biri de, çok tuzlu ve yağlı beslenmektir. Fazla tuz vücutta su tutacağından ödeme sebebiyet verecektir. Aynı zamanda susama hissini de arttıracaktır. Bu da gün boyu oruç tutan bireylere zor anlar yaşatabilir. Ayrıca yüksek tansiyonu olan bireylerin özellikle tükettikleri tuz miktarına çok dikkat etmeleri gerekmektedir. Yağlı besinler de susama hissini arttırdığı gibi kilolu bireylerin daha fazla kilo almasına sebebiyet verecektir. Ayrıca yağlı besinler kalp damar sağlığını etkilediğinden dolayı sahurda tüketilip yatıldıktan sonra hazımsızlık şikayetini arttırır. Kan yağlarını da yükseltebileceği gibi kalp rahatsızlıklarına sebebiyet verebilir.

    4- Sahurda ve iftarda yüksek karbonhidratlı yiyeceklerden uzak durun!

    Özellikle un, şeker gibi basit karbonhidrat içeren gıdalar hipoglisemi ve hiperglisemi risklerini arttırmaktadır. Bu da bireylerin insülin direncini arttırarak, karın bölgesi yağlanmasına sebep olacaktır. Ayrıca artmış insülin direnci kan şekeri değerlerini etkileyecektir. Basit karbonhidratlı besinlerin posa içeriği düşük olduğundan, bağırsak hareketlerini yavaşlatmaktadır. Bu da bireylerde kabızlık durumunu arttırmaktadır. Bu sebeple sahur ve iftar menülerinden poğaça, simit, börek gibi besinleri çıkararak onlar yerine posa içeriği yüksek olan sebze, meyve ve barbunya gibi kurubaklagilleri tercih etmek bağırsak hareketlerini arttıracağından mide-bağırsak sistemini olumlu yönde etkileyecektir.

    5- Gazlı içeceklere HAYIR!

    Sahurda ve iftarda yapılan diğer bir hata da içecekler yönündedir. Meyve suyu ve gazlı içecekleri tüketmek içerdikleri şeker oranından dolayı, kan şekerini olumsuz etkilemektedirler. Bunlar yerine ilk seçenek mutlaka su tüketmek olmalıdır. İkinci seçenek olarak da sahurda süt, iftarda ayran tercih edebiliriz. Özellikle sahurda ılık tarçınlı bir süt insülin direncini olumlu yönde etkileyerek, gün içerisindeki kan şekeri seviyelerini stabil kılacaktır. Sahurda karbonhidratlı gıdalar tüketmek, daha çabuk sindirileceğinden dolayı, gün boyunca açlık hissini arttıracaktır. Dolayısıyla proteini yüksek beslenmek, tokluk hissini arttıracağından, sahurda tercih edilmelidir. Özellikle çok tuzlu olmayan peynir ve yumurta içerdikleri protein ve yağ örüntüsünden dolayı mideyi geç terk edeceğinden dolayı tokluk hissini arttıracaktır. Yanında tüketilen tam tahıllı bir ekmek, hem posa içeriğinden dolayı bağırsak hareketlerini hızlandıracak hem de midede hacim kaplayarak bireyi tok tutacaktır.

    6- İftarda bir kase çorba içip ardından 15 dakika bekleyin

    İftarda yapılan bir hata da birden hızlıca tüm besinleri tüketme isteğidir. Gün boyunca uzun süre aç kalındıktan sonra düşen kan şekeri buna sebebiyet vermektedir. Bu durumu aşmak için oruç bozulan iftariyeliklerden sonra bir kase çorba içip 15 dakika beklemek gerekmektedir. Ana yemeğe mutlaka 15 dakika sonra başlanmalıdır. Çok yağlı ağır yemekler yerine ızgara, haşlanmış ya da fırınlanmış et tavuk ya da balık yemekleri tercih edilmelidir. Aksi takdirde yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlıkları riski artabilir.

    7- Reflünüz mü var? İşte cevabı

    İftarda hızlı ve çok miktarda besin tüketmek mide hastalıklarını da arttırmaktadır. Özellikle reflüyü oldukça tetiklemektedir. Gastrit reflü gibi mide şikayeti olan bireylerin, oruçlarını bozarken asitsiz iftariyeliklerle başlamaları gerekmektedir. En güzel başlangıç küçük bir kase komposto veya az yağlı bir çorbayla sağlanmaktadır. Mide hassasiyeti olan bireylerin çok sıcak ve çok soğuk olarak besinleri tüketmemesi gerekmektedir. Bu dönemde özellikle gazlı içeceklerden uzak durmaları gerekmektedir. Mide hassasiyeti olan bireylerin acı ve baharatlı gıdaları tüketmemeleri gerekmektedir. Ayrıca meyve asidi midelerini rahatsız edebileceğinden çiğ meyve yerine komposto veya hoşaf içmeyi tercih etmelidirler. Yemekten hemen sonra çok miktarda kahve ve çay içmek mide kapakçığını gevşeteceği için reflü riskini arttırabilir.

    8- Şerbetli tatlılara bir süre uzak durun

    Tüketilmek istenen tatlının şerbetli olması yine yapılan hatalardan biridir. Ramazan ayında yapılan güllaç tatlımızın aslında şerbetli tatlılar yerine daha masum olarak tüketilebilecek bir tatlı olduğunun bilinmesi gerekir. Yemekten 1 saat sonra yapılacak ara öğünün meyve ve ceviz olarak tercih edilmesi en uygunudur. Çünkü hem posa içeriği yüksektir hem de kan şekerini dengeler. İlla bir tatlı tüketilmesi istenirse, bu meyve ve ceviz yerine güllaç, dondurma ya da bir sütlaç olabilir. İçerdiği süt sayesinde kalsiyum ve protein içeriği yüksek olduğundan şerbetli tatlı kadar, kan şekerini etkilemeyecektir. Bu da oluşabilecek risklere karşı bireyleri korumaktadır.

    9- Süt ve süt ürünleri tüketin

    İftar ve sahurda süt ve süt ürünlerini tüketmek hem proteini yüksek olduğu için tok tutacaktır hem de kalsiyumun yüksek olması karın bölgesi yağlanmanın artması engelleyecektir. Ramazan ayında oruç tutan bireylerin süt ve süt ürünlerini günde en az 2 porsiyon olarak tüketmeleri oldukça önemlidir.

    Stres ve heyecan ise insan vücudunun enerji tüketimini artırmaktadır.

    Sınavlarda hiçbir besinin başarıyı tek başına, mucizevî bir şekilde etkilemiyor. Karbonhidrattan zengin beslenmek yerine protein içeren süt, yoğurt, peynir, et, balık, yağlı tohumları beslenmelerinde daha çok tercih etmelidirler. Protein mideyi daha geç terk edeceği için, doygunluk hissini arttıracak ve kan şekerini dengede tutacaktır. Tahıl grubu da oldukça önemlidir. 

    Tam tahıllı besinler B vitamini içerir. Beyin fonksiyonları ve dikkat için oldukça önemlidir. Sebze ve meyve grubu antioksidandır ve A, E,C vitamini içerirler. Uyanık kalma, uzun sure dikkati toparlamada, konsantrasyonun sağlanmasında bu vitaminler oldukça önemlidir.

    Beslenme önerileri

    1- Sınav öncesi yapılabilecek en kötü şey aç ve susuz olarak sınava girmektir. Yeterince besin ve sıvı almadan sınava girmek vücudumuzun (ve beynimizin) performansını olumsuz etkiler. Çok yüksek şeker içeren besinler ise önce kan şekerini yükseltirken bir süre sonra düşmesine neden olarak sınavın ortalarında kanda glikoz eksikliğine yol açabilir. Basit diye adlandırdığımız, şeker ve şekerli gıdalar yerine, kompleks karbonhidrat içeren tam tahıllı gıdaları tercih etmek hem doygunluk hissini arttıracak hem de daha geç acıktıracaktır. Dolayısıyla şeker miktarı çok yüksek besinler yerine şekere yavaş dönüşebilen tahıllar ve protein içeren besinlerin tüketilmesi uygundur.

    2- Sınavdan 1 hafta önce omega 3 alınmasına özen gösterilmelidir. En iyi omega 3 kaynağı balık , yeşil yapraklı sebzeler ve yağlı tohumlardır(ceviz, fındık, badem…). Zihinsel gelişin artmasında, dikkatin toplanmasında ve odaklanmanın artmasında omega 3 ün faydaları bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Sınavdan önceki hafta, 2 gün mutlaka balık tüketilmelidir. Bol yeşil salata ve ders aralarında ara öğün olarak ceviz ve badem tercih edilmelidir. Yağ asitleri sınavda beyin hücrelerinin çalışmasını olumlu yönde etkiler.

    3- Omega 3 ile beraber mutlaka antioksidant alınmalıdır. Sebze ve meyve tüketimine dikkat edilmelidir. Ara öğünlerde bisküvi ve çikolata yerine meyve ve ceviz tercih edilmelidir. A vitamini içeren havuç, C vitamini içeren turunçgiller, çilek gibi kırmızı meyveler ara öğün için oldukça iyi bir alternatif olacaktır.

    4- Öğrenciler için en önemli öğün kahvaltıdır. Sınav günü mutlaka kahvaltı yapılmalıdır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde dikkat daha çabuk dağılmakta, baş ağrısı ve yorgunluk oluşmaktadır. Yeterli enerji ve besin öğelerini sağlayan bir sabah kahvaltısında; içecek olarak süt, peynir, yumurta, birkaç dilim tam buğday unu ekmeği, zeytin, domates, yeşil biber, salatalık, maydanoz veya meyve gibi dört besin grubunda yer alan besinlerden oluşan bir mönü bulunmalıdır.

    5- Yeterince su mutlaka alınmalıdır. Ancak aşırıya kaçmak sınav sırasında rahatsızlık ve dikkat dağılmasına yol açabilir.

    6- Kahve ve çok miktarda çaya dikkat… başlangıçta uyarıcı etki yapabilir ancak daha sonra aşırı heyecan, sinirlilik ve huzursuzluk nedeni olabileceğinden dikkatle tüketilmelidir.

    7- Şekerli besinler ve cipse son! Ders çalışırken, şeker ve şekerli besinler, cips, kuruyemiş, gazlı içecekler gibi besinler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, taze meyve ve sebzelere ve kuru meyvelerin tercih edilmesi önemlidir.

    8- Açıkta satılan besinler, yeterince güvenilir ve temiz değildir. Ayrıca, uygun koşullarda muhafaza edilmedikleri için çabuk bozulma riski taşırlar. Bu nedenle, özellikle okul çevresinde açıkta satılan besinlerin kesinlikle satın alınmaması gerekmektedir.

    9- Hiç denenmemiş besinlerden uzak duralım! Daha önce hiç denememiş, bir besini ilk defa sınavdan önce denemek, oluşabilecek herhangi bir alerjiye sebebiyet verebilir.

    10- Sınavdan bir gün önce çok önemli! Sınavdan bir gün önce kuru baklagiller gibi gaz yapıcı besinler, lif ve yağ içeriği yüksek besinlerin tüketiminde dikkatli olunmalıdır.

    11- Demire yeterince önem verilmeli…Konsantrasyonu artıran dikkat ve düşünce gücünü arttırıcı zengin demir içeren besinler tüketilmelidir. Karaciğer, et, yeşil yapraklı sebzeler ve pekmez gibi.

    12- Fırında veya ızgara olarak hazırlanmış balık, tavuk, et, yumurta, fındık, fıstık ve ceviz tüketilmelidir. Bu besinler protein içerikleri nedeniyle uyanık kalma ve enerjinin tamamen kullanılmasını sağlar, içerdiği yağ asitleri beyin hücrelerinin çalışmasında önemli rol oynar.

    13- Tuza dikkat! Sınav esnasında susamaya neden olacak yağlı ve tuzlu besinlerden kaçınılmalıdır.

    14- Kafein içeren yiyecekler adrenalinin serbest kalmasına böylece stres düzeyinin artmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle günlük kahve tüketimin en fazla 2 fincan kahve/çay ile sınırlandırılması önemlidir.

    Ofis ortamında yanlış beslenme ve fiziksel aktivite azlığı ciddi sağlık problemlerini de beraberinde getirmektedir. Bu sağlık problemlerinin başında insülin direnci, obezite, bazı kanser türleri, metabolik sendrom gelmektedir. Bu hastalıklar, personelin yaşam kalitesinin yanı sıra, iş verimini olumsuz etkilemektedir. Şişli Florence Nightingale Hastanesinden , Dyt. Tuba Kayan Tapan çalışma hayatında dikkat edilmesi gereken adımları sıraladı;

    Öncelik beslenmede dengeyi sağlamakta!

    Öncelikle, yeterli ve dengeli beslenme oldukça önemlidir.

    Eğer birey kilo yada obez ise olması gereken ağırlığa gelmesi sağlanmalıdır. Kilo kaybı öncelikle, yorgunlık ve halsizliklik hissini ortadan kaldıracaktır. Dikkat ve konsantrasyonun artması için mutlaka, antioksidandan zengin ve omega 3 yağ asitlerini içeren bir beslenme planı oluşturulmalıdır.

    Abur cuburlara veda etmenin vakti geldi.

    Ofis çalışanlarının kilo almalarının başlıca sebepleri arasında; atıştırılan abur cuburlar, öğle yemeklerinde fast food tarzı beslenme, su yerine sürekli şekerli çay, kahve, meşrubat tüketimi ve çalışma saatleri nedeniyle ofis içerisinde ara öğün bulundurmamak ve uzun süren toplantıların sonucunda ara veya ana öğünlerin atlanması sayılabilir.

    Kesinlikle öğün atlamayın.

    Doğru bir beslenme planı hazırlarken ofis ortamında çalışanlar öncekille öğün atlamamalıdırlar. Günün en önemli öğünü şüphesiz ki kahvaltıdır. Kahvaltısız bir güne başlamak sağlığını, o günkü performansını ve iş verimini olumsuz etkiler. Poğaça , börek gibi gıdalar yüksek karbonhidrat içerdiği için, uyku ve yorgunluk hissi yaratacaktır. Bunun yerine, peynir, yumurta ve domates, salatalık,zeytin içeren bir kahvaltı, protein, omega 3 ve antioksidanlardan zengin olup, gunluk iş konsantrasyonun arttıracaktır.

    İşte size pratik bir kahvaltı

    Pratik bir kahvaltı isteniyorsa, 1 su bardağı süt ve ceviz veya 1 kase yoğurt ve elma, sağlıklı ve pratik bir kahvaltı olacaktır.

    Çalışma temposunu kısa yürüyüşlerle zenginleştirin.

    Öğle yemeklerini ofise siparş etmek yerine, mutlaka dışarı çıkıp (fiziksel aktive yapmış oluyoruz). Fast food, olmayan, mercimek çorbası, ızgara et ve yanında salata gibi besinsel yararlılığı yüksek olan bir menü tercih edilmelidir.

    Ofise spariş vermek zorundaysanız, ton balıklı salata, ızgara köfte salata, kepekli tost, ayran tarzında menüleri tercih edin. Pizza, hamburger tarzı yemekler, hem yüksek kalorilidir hem de öğleden sonra iş verimini düşürür.

    Her 15 dakikada bir omuz, kol ve bacaklarınızı hareket ettirin.

    Fiziksel aktivitesnizi arttırın. Çay, kahve, meşrubat tarzı içecekleri tüketmek yerine masanıza bir sürahi alın ve bol bol su tüketin. Siyah çay yerine, yeşil çay yada beyaz çayı tercih edin.

    Stresi azalttığı için rezene ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği için adaçayı, ıhlamur tercih edebileceğiniz iyi bir bitki çayı örneğidir. Şirket içerisinde asansör kullanmayınız.

    Çekmecelerde kuruyemiş bulundurun.

    Çekmecenize kuru kayısı, incir, grisini, kepekli bisküvi, ceviz, fındık tarzı bozulmayan ve koku yapmayan gıdalar koyun. Dışarı çıkamadığınızda iyi bir ara öğün alternetifidir.

    Toplantı sırasında veya ofiste yiyecek bir şeyler yemeniz mümkün olmadığı zamanlarda ara öğün süt yada ayran yada doğal mineralli su tüketmeyi tercih edin.

    Tatlı ihtiyacınızı, ceviz, fındık yada bademle beraber çubuk tarçın çayı tüketerek oldukça azaltabilirsiniz.

    Her gün yeni bir yanlışımızı öğreniyoruz beslenme konusunda. Üstelik bunlar, kesin doğru sandığımız bilgiler. Florence Nightingale Hastanesi’nden Dr. Özgür Şamilgil ve KKTC Yakın Doğu Ünv. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevinç Yücecan anlattı.

    Tereyağı, yoğurt, peynir, kırmızı et gibi gıdalardaki katı yağlar zararlıdır

    En uzun yaşayanlar listesinde ilk sıralarda yer alan Girit’lilerin günde 250 gr civarında yüzde 70 yağlı keçi peyniri tükettiği biliniyor. Fransa, Hollanda ve Norveç’te katı yağ tüketimi fazla olduğu halde kalp damar hastalıklarının az rastlandığı, düşük yağ tüketimi olan Şili’de ise daha fazla saptandığı ayrı bir gerçek. Üstelik yağı kestiğinizde yerine koyacağınız besin ise karbonhidrat yani şeker ve protein. Şekerin fazla tüketilmesi ise yağın fazla tüketilmesinden çok daha hızlı ve fazla kilo almaya neden oluyor. bayan-su-icerken

    Ayçiçek, pamuk, mısırözü, soya yağı çok faydalıdır. Balık kızartılırken kullanılabilir!

    Bunlar, omega-6’dan zengin çoklu doymamış yağ asitleri ve yeterince balık tüketmeyenlerde Omega-6/omega-3 dengesini, vücutta iltihap yaratıcı omega-6 lehine bozuyorlar. Fabrikada yüksek ısı ve basınç altında üretilen bu yağlar, dokuları yıpratıcı transyağlara dönüşüyor. Pişirme sırasında daha da bozuşuyorlar. Balık pişirirken kullanılırsa, balıktaki Omega-3 faydalı yağın vücutta kullanımını engelliyorlar. Soğuk sızma zeytinyağının ise böyle olumsuz etkisi yok.

    Az ve sık günde 6 öğün yemek sağlıklıdır

    Doğal hayatta besine ulaşımın kolay ve garantili olmadığını düşününce bile doğru olması mümkün görünmüyor. Açlık, şeker depolarının boşalmasını sağlıyor ve bu sayede yağ yakılmaya başlıyor, sık ve az yediğimizde şeker depolarının boşalmasına imkan olmuyor. Bundan sadece iki yüzyıl öncesine kadar en fazla iki öğün yemek yendiği biliniyor. Yani günde 2-3 öğünle beslenmek daha doğal. Az ve sık yemenin metabolizmayı hızlandırdığı söylentisinin güçlü bilimsel dayanağı da yok. Ancak ana öğünlere yakın çok acıkanlar için, kavrulmamış badem ceviz fındık ve peynir yoğurt gibi atıştırmalıklarla açlığı bastırmak faydalı bulunuyor.

    Osteoporozu önlemek için süt içilmeli miyiz?

    Aksine süt içilmesinin kemik erimesini artırıcı, peynir ve yoğurt tüketiminin ise kemik erimesini engelleyici olduğu araştırmalarla destekleniyor. İnek sütünde kalsiyum fazla olsa da emilimi zayıf oluyor. Koyu yeşil yapraklı sebzelerdeki kalsiyum magnezyum dengesi, kana çok daha fazla kalsiyum emilmesini sağlıyor ve kemik erimesine engel oluyor.

    Ekmekteki faydalı vitaminler başka besinlerde bulunmadığından soframızdan eksik edilmemeli

    Milyonlarca yıllık insan türünün yaşamında sadece 10 bin yıllık geçmişi olan ekmeğin ana besin öğesi olmasına imkan yok. Ekmekteki vitaminlerin çok daha fazlası diğer sebzelerde ve meyvelerde yüksek oranlarda bulunuyor. Kavrulmamış ceviz badem fındık tüketimi çok daha faydalı görülüyor. Üstelik ekmekteki gluten denen madde az veya çok birçok kişide dönemsel olarak şişkinlik hazımsızlık bağırsak duvarında hasara neden olabiliyor. Bağışıklık sistemine zarar vererek romatizmal hastalıkları tetikleyebildiği düşünülüyor. Fitat denilen içeriği nedeniyle demir, çinko ve kalsiyum emilimini bozabiliyor.

    Kırmızı et yerine mercimek gibi baklagillerden alınan demir kansızlığa çare

    Bitkisel kaynaklı demir ile hayvansal kaynaklı demirin kimyasal yapısı farklı olduğundan, mercimek gibi gıdalardan alınan demir yeterince emilemiyor, kırmızı etin yerine geçemiyor.

    Günde 2 porsiyon sebze veya meyve!

    Sağlıklı beslenme için günde 3-5 porsiyon sebze, 2-4 porsiyon meyve tüketmeli. Bu sebze ve meyvenin iki porsiyonu yeşil yapraklı sebze, portakal, limon gibi turunçgiller olmalı. Çalışmalar sebze ve meyve tüketimi ile kardiyovasküler hastalıklar, bazı kanser türleri, inme, Alzheimer, katarakt ve gözde kayıp riskinin azalması arasında kuvvetli ilişki olduğunu gösteriyor.

    Yaşlandıkça daha az protein tüketilmeli

    65 yaş üzerindekilerde fazla protein tüketimi ölüm oranında yüzde 28 düşme, kanser bağlı ölümlerde yüzde 60 azalma sağlıyor. Üstelik kemik erimesi riskini de azaltıyor. Kansere karşı koruyucu olan büyüme hormonunu, 65 yaştan sonra kas erimesiyle hızla eksiliyor. Bunun engellenmesi için yüksek proteinli diyetin gerekliliği ortaya çıkıyor.

    Kahvaltıda yumurta yerken, yanında çay içilebilir

    Çay ve kahvede bulunan okside olmuş fenolik ögeler ve tanenler yumurta ve diğer besinlerdeki demirin emilimini olumsuz etkiler. Bu nedenle kansızlığa meyilli, doğurganlık dönemindeki kadınların ve çocukların yemekle birlikte çay içmemeleri, çok arzu edilirse açık ve limonla birlikte içmeleri gerekir. Limon C vitamini içerdiğinden, fenolik ögelerin ve tanenlerin demir bağlayıcı etkisini azaltır. Yemekten 1 saat sonra içilen çay ve kahvenin demirin biyoyararlığına etkisi gözlenmemiştir.

    Yazın iyi güneşlendim iyi besleniyorum. D vitamini ihtiyacım yok

    D vitamini günlük ihtiyacımızın yalnızca yüzde 10 kadarı hayvansal besinlerle alınıyor. Üretimi yaz güneşine bağımlı olduğundan çoğumuzda sonbaharla beraber hızla eksiliyor. Yazın güneşlensek bile D vitamini takviyesi lazım.

    Hazır çorba üretiminde kesinlikle gerçek sebze kullanılmaz

    Artık tüm dünyada taze olarak toplanan sebzeler teknolojik olarak kurutulduktan sonra tamamen hijyenik bir tedarik zinciri içinde çorba ürtiminde kullanılıyor. Öte yandan taze sebzeler önce ayıklanmalı, yıkanmalı sonra doğranmalı ve yeteri kadar su ile pişirilmeli. Yeşil yapraklı sebzelerin su oranı çok yüksektir. Bu nedenle suyu koruyabilen derecelerde hiç su koymadan pişirilebilir. Sebze yemeğine ne kadar su konursa vitamin kaybı o kadar fazla olur.

    Margarin trans yağ ve kolesterol içerir

    Dünyada ve Türkiye’de margarin sektörü üretim yöntemlerini düzenledi. Türkiye’de margarin sanayi’nin yaklaşık yüzde 90’ından fazlası artık yüzde 1’in altında trans yağ içeren “trans yağsız” margarin üretimine tamamen geçti. Bitkisel yağlar kolesterol içermez. Bu nedenle “trans yağsız” margarinler ne kolesterol, ne de trans yağ içerir.

    Et suyu, et kadar besleyici

    Etin zengin kaynak olduğu protein ve demir etin suyunda değil, yapısında yer alır. Bu nedenle etin suyundan ziyade kendisi tüketilmeli.

    Yumurta ve kolesterol

    Yumurta sarısı kan kolesterolünü yükseltmez. Et sevmeyen ve tüketemeyenler tahıllı-sebzeli yemeklerin yanında günde bir yumurta yiyebilir.

    Mevsimsel depresyon en sık kışın görülüyor. Yağışlı ve bulutlu hava şartları nedeniyle güneş ışığının eksikliği beyinde, mutluluk hormonu ve ciltte D vitamini üretimini azaltıyor. Çalıştığımız ortamın mümkünse gün ışığını bol miktarda alacak şeklide konumlandırılması gerekiyor. İşe gidip gelirken vasıtadan bir durak önce inip gün ışığında güneş gözlüğü takmadan yürümek kışa uyum sağlamamızı kolaylaştırıyor. İyimser arkadaşlarla vakit geçirmek ve hobiler ile meşgul olmak, sosyalleşmek depresyon riskini azaltıyor.

    Kış yorgunluğunu atın!

    Güneş yardımıyla cildimizde üretilen D vitamini, bağışıklık sisteminin 20'ye yakın antibiyotik benzeri silah üretimini sağlıyor. Özellikle yazın yeterli güneş görmeyen veya tatil yapamayanlar, havaların soğumasıyla virüslerle oluşan grip benzeri hastalıklara çok daha kolay yakalanıyor ve zor iyileşiyorlar. Bu kişilerin hekimlerine başvurarak kanda D vitamin seviyelerini ölçtürüp, takviye almaları gerekiyor.

    Günde 2 saatten fazla TV seyretmek kalp hastalığı riskini 2 kat arttırıyor. Evde veya işte oturarak zaman geçirenlerin diyabet ve kalp hastalığı riski 2 kat artıyor ve 30 dakikalık egzersizin bile faydasını götürüyor, 1-2 saatte bir 2 dk kalkıp yürümek gerekiyor. Düzenli egzersiz meme ve kolon kanseri riskini %25-30 azaltıyor.

    Üşüme birçok insanı tatlı yemeye sevk ediyor. Buysa kilo almaya neden oluyor. Ciltaltı yağ dokusunun artışı üşümeyi azaltsa da kilo fazlalığının getireceği hastalıklar uzun vadede sorun oluyor.

    Mevsimsel ısı farkına uyum sağlamak için haftada en az 3 gün dışarıda 30-40 dakika yürüyüşe çıkmak gerekiyor.

    Egzersiz ayrıca mevsimsel depresyon riskini de azaltıyor, vücuda mutluluk hormonu ve ağrı kesici madde ürettiriyor.

    Serin havada yapılan egzersizin, daha çok kalori yakmayı sağladığı gibi soğuğa dayanıklılığı arttırdığı biliniyor. Japonya'dan bir araştırmaya göre, ormanda 2 saatlik yürüyüş bağışıklık hücrelerinin kısa sürede artmasını, güçlenmesini sağlıyor

    Egzersize zaman ayıramayacakların alışverişe yürüyerek gitmek, asansör yerine merpen kullanmak gibi aktiviteler yapması faydalı olabiliyor. 10 ar dakikalık günde birkaç sefer yapılacak aktivite de benzer etki gösteriyor.

    Düzenli egzersiz yapanlar soğuk algınlığı ve gribe yüzde 50 daha seyrek yakalanıyor. Yakalandığında kendini yorgun hissetmiyorsa, egzersize devam etmekle yüzde 30 çok daha çabuk iyileşiyor.

    K vitamininden zengin yiyeceklerle beslenme Coumadin'in etkisini azaltabilir.K vitamini içeren gıdaların diyetten tamamen çıkarılması da mümkün değildir.Bu gıdaların alınması sağlıklı beslenme için gerekli olduğundan Coumadin kullanımı sırasında uyguladığınız diyeti devam ettirmeniz,değişiklik yapmamanız, hangi besinin K vitamini içerdiğinden daha önemlidir.

    Önemli diyet değişikliği yapmadan önce (örneğin kilo kaybetmek veya kazanmak için) doktorunuza danışınız.Her zaman düzenli ve dengeli beslenip, K vitamini içeren besinleri bazen az bazen çok yemediğiniz takdirde Coumadin ayarında bir değişiklik olmayacaktır.

    Eğer INR/PT takipleriniz dengesiz gidiyorsa doktorunuz lahana,pazı,ıspanak,Brüksel lahanası,kara lahana,brokoli,şalgam gibi K vitamini yüksek olan gıdaları almanızı tamamen yasaklayabilir.

    Herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle doktora başvurduğunuzda warfarin kullandığınızı söylemeyi unutmayın!

    Özellikle cerrahi bir girişim (ameliyat) olmanız gerektiğinde coumadinin kesilmesi zorunludur. Kalp doktorunuza haber verin ve ne yapmanız gerektiğini öğrenin.

    Acil durumlar için cüzdanınızda coumadin kullandığınızı belirten bir not bulundurmanızı önermekteyiz.

    Şu ana kadar belirttiğimiz farklılıklar dışında , yeni nesil pıhtı önleyici ilaçları kullanırken dikkat etmemiz gereken hususlar warfarin kullanımıyla tamamen aynıdır.

    Tansiyon; kanın damarlara uyguladığı basınçtır. Kalpten pompalanan kan atardamarlar (arterler) aracılığı ile tüm vücuda taşınır. Yüksek tansiyon bir diğer adı ile hipertansiyon, arterlerdeki kan basıncının normal seviyenin üzerinde olduğunu anlamına gelmektedir. Ne yediğiniz tansiyonunuzu (kan basıncınızı) etkiler)

    Belirli bazı gıdalar tansiyonun yükselmesine neden olur.

    Yine belirli bazı gıdalar ise tansiyonun düşmesine neden olur.

    Kilo almak tansiyonu yükseltirken

    Kilo vermek tansiyonu düşürür

    Yüksek tansiyonu (hipertansiyonu) KONTROL ALTINA almak için neler yemeliyim?

    Daha az tuz, yağ ve kalori içeren besinleri tercih edin

    Tuz yerine yemeğe tat vermesi için baharatlar, kurutulmuş sebzeler, limon ya da bazı meyve sularını kullanmayı deneyin.

    Yemeklerde daha az margarin ve katı yağ kullanın.

    Yüksek tansiyon hastasıyım, NELERİ yemeliyim?

    Yağsız ya da %1 yağlı süt, yoğurt, (kalsiyum açısından zengin besinler tansiyonunuzun düşmesine yardımcı olmaktadır)

    Yağsız et

    Derisiz tavuk ya da hindi

    Az tuzlu, kepekli tahıllar

    Az yağlı az tuzlu peynirler

    Taze meyve

    Taze yeşil sebze

    Tuzsuz tohumlar (kabak, kabak, ayçiçeği) ve tuzsuz fındık kan basıncını düşürmek mineral bakımından zengin gıdalardır.

    Yüksek tansiyon hastasıyım, HANGİ GIDALARDAN daha az yemeliyim?

    Tereyağı ve margarin

    Salata sosları

    Yağlı etler

    Tam yağlı süt, süt ürünleri

    Kızartılmış gıdalar

    Tuzlu atıştırmalıklar

    Konserve çorbalar

    Fast-food lar

    Fazla tuz tansiyonun yükselmesine neden olur mu ? Tuzun içinde sodyum bulunur. Eğer çok fazla tuz tüketirseniz, vücudunuz fazla sodyumu bedeninizden uzaklaştırabilmek için fazladan su tutmaya başlar. Bazı kişilerde fazla sodyumun neden olduğu bu ödem kalp ve damarlar üzerindeki stresi arttırarak tansiyonun yükselmesine neden olabilir.

    Günde en fazla ne kadar TUZ tüketebilirim?

    Sağlık Bakanlığı tarafından önerilen maksimum tuz miktarı 6 gramdır (2,4 gram Sodyum).

    Düşük yağ ve tuz oranına sahip yiyecekleri tüketin. Taze meyve ve sebzeleri daha bol tüketmeye özen gösterin. ( Doktorunuzdan, az tuz oranına sahip olan yiyeceklerin detaylı listesini öğrenebilirsiniz)

    Yiyeceklerinizi tatlandırmak için tuz yerine baharatlar kullanabilirsiniz.

    Katı yağ ve margarinden, kızarmış yiyeceklerden, aşırı yağlı soslardan ve tuzlu abur cuburlardan uzak durun.

    Doktorunuza potasyum takviyesi alıp almamanız gerektiğini danışın.

    Karaciğer nakli öncesinde uzun bir zaman hasta kaldınız ve muhtemelen çok kilo kaybettiniz. Bu yüzden, düzenli olarak yemek yemek, iyileşme döneminizin önemli bir kısmını oluşturur. Sağlıklı ve dengeli beslenme tekrar ayağa kalkmanızda önemli bir kriterdir. Ne yazık ki kortizon kullananların neredeyse hepsinde yaşanan etkilerinden biri iştahta belirgin bir artıştır. Böylelikle, kilo alma, birçok transplantasyon hastası için ciddi bir uzun dönem sorunu haline gelebilmektedir. Bu durumda kilonuz ile kan şekerinizi kontrol altında tutmak için az yağlı ve az şekerli bir diyete ihtiyaç duyabilirsiniz. İhtiyaçlarınızı karşılamaya yönelik dengeli bir beslenme sağlayacak yeme-içme planı oluşturmanıza yardım etmesi için beslenme uzmanına danışınız.

    Kilonuz ve kan şekerinizi kontrol altında tutmanız için diyetiniz aşağıdakileri içermelidir:

    Meyveler

    Sebzeler

    Taneli tahıllar ve ekmekler

    Az yağlı süt ve süt ürünleri ya da diğer kalsiyum kaynakları

    Yağsız etler, balık, kümes hayvanları ya da diğer protein kaynakları

    Beslenmenizde dikkat edeceğiniz diğer noktalar:

    Her gün tartılın.

    Öğün aralarında kek ve bisküvi gibi şekerli abur-cuburlardan kaçının.

    Acıktığınızı hissettiğinizde biraz meyve ya da sebze (düşük kalorili) yiyin.

    Her gün yaklaşık iki litre sıvı almaya çalışın. Yeterince sıvı almak tüm vücudunuz için gereklidir. Başta su olmak üzere bitki çayları, az yağlı pastörize süt ve meyve suları uygun seçeneklerdir.

    Her zaman taze meyve ve sebzeleri tüketmeye özen gösterin.

    Patates gibi toprakta büyüyen sebzeler her zaman soyulmalı ve kaynayan suda kaynatılmalıdır.

    Sebzeleri düdüklü tencerede pişirmek, buharda haşlamak içerdikleri vitaminleri korumalarını sağlayacaktır.

    Pastörize olmayan sütten yapılmış peynir yemeyin küflü peynirlerden kaçının.

    Süt, peynir,yağ ve yoğurt gibi ürünleri her seferde az miktarda satın alın;böylece onları taze olduklarında yiyebilirsiniz.

    Bağışıklık sisteminizi güçlenmesi için besleyici bir diyet önemlidir. Gerek görülürse, olağandan daha fazla protein ve kalori almanız gereken diyet listesi size verilecektir.

    Dengeli,sağlıklı ve güvenli  beslenme çok önemlidir. Bunun için aşağıdakilere dikkat edebilirsiniz:

    Uzak durmanız gerekenler;

    • Katkı maddeli paketli hazır gıdalar
    • Fast-food ürünler
    • İçinde tam olarak ne olduğu bilinmeyen işlenmiş etlerden (salam, sosis..vs)
    • İyi pişmemiş et, tavuk ve balıktan
    • İyi yıkanmamış meyve ve sebzelerden uzak durun

    Mümkün olduğunca evinizde mevsiminde alınmış meyve ve sebzeleri (kabuklarını soyarak ve pişirerek) iyi pilmiş et, tavuk balıkları tüketmeye özen gösterin. Artan yemekleri dikkatli saklayın ve bu yemekleri en fazla bir gün içinde tüketin. Başkalarıyla (ailenizden biri bile olsa) aynı bardak, çatal, kaşık vs paylaşmayın.

    Obezitenin tek bir nedeni ya da tek bir tedavi yöntemi yoktur. Birden fazla nedeni olan ve birden fazla tedavi seçeneği olan kompleks bir hastalıktır.

    Vücudumuz hayatta kalmak için enerjiye ihtiyaç duyar ve bu enerjiyi de besinlerden sağlanan kaloriler ile karşılarız. Harcadığımız enerjiden daha fazla kalori alıyorsak kilo almaya başlarız. Ancak neden obez olduğumuzu sadece bu şekilde açıklamak mümkün değildir. Obeziteye etki eden diğer farklı etkenlerden de bahsetmek gerekir:

    Alışkanlıklarımız:  Sağlıksız besinler yemek ve aşırı beslenme günümüzde edindiğimiz yanlış alışkanlıkların başında gelmektedir. Vakit kaybını önlemek için ayak üstü hızlı yenen gıdaları tercih etmek, hazır gıdalara her yerde ve her an ulaşabilmek bu durumu iyice kötüleştirmektedir. Günlük alışkanlıkların yanı sıra duygularımız da beslenme alışkanlıklarımızı etkileyebilmektedir.

    Yaşam tarzlarımız: Modern hayatta karşımıza çıkan kolaylıklar; asansörler, arabalar, uzaktan kumandalı cihazlar.. basit işleri yaparken bile minimum enerji yakmamıza neden olmakta ve bizi giderek hareketsizleştirmektedir. Özellikle şehirlerde benimsenen bu yaşam tarzı obezitenin neden şehirlerde köylere oranla daha fazla gözlendiğinin nedenlerinden biridir.

    Genlerimiz: Pek çok hastalıkta olduğu gibi obezite de kalıtsal faktörlerden etkilenmektedir. Eğer anne babanızdan biri obezse, ailesinde obez olmayan birine göre daha fazla risk altındasınız demektir.

    Arkadaşlarımız ve ailemiz: Eğer sürekli birlikte olduğumuz arkadaşlarınız ve aile bireyleriniz yanlış beslenme alışkanlıklarına sahipse; sürekli kalorisi yüksek abur cubur tüketiyor, yanlış zamanlarda (gece geç saatler gibi) yemek yiyor, öğünleri atlıyorsa muhtemelen siz de bu durumdan etkilenirsiniz.

    Aşırı kilo alımını etkileyen diğer faktörler ise şöyle sıralanabilir:

    Güven eksikliği: Aşırı kilolu ya da obez olmak kendinize güveninizi azaltabilmektedir. Böyle  hissettiğinizde kendinizi rahatlatmak için yemeğe daha çok düşebilirsiniz. Bu da kısır döngüye neden olabilir. Ayrıca tekrar tekrar yapılan yanlış diyetler kalıcı bir yarar sağlamadıkları için bu durumu daha da kötüleştirebilmektedir.

    Duygusal endişeler: Stres, anksiyete (kaygı bozukluğu) ya da depresyon, kronik ağrı  gibi bazı hastalıklar aşırı kiloya neden olabilmektedir. Bazı kişiler kendilerini sakinleştirmek, hoş olmayan durumlardan kaçmak, olumsuz duyguları azaltmak için  yemek yer.

    Duygusal travmalar: Özellikle çocukluk çağında yaşanan, fiziksel, duygusal istismar, ebeveynlerini ya da sevdikleri birini kaybetmek, evlilik ya da aile problemleri yanlış beslenme alışkanlıkları edinmeye ve sonucunda obeziteye neden olabilmektedir.

    Alkol kullanımı:  Alkollü içecekler yüksek kalori içerir. Eğer aşırı alkol tüketiyorsanız obeziteye yakalanma riskiniz ciddi oranda artabilir.

    İlaç kullanımı ve sağlık sorunları: Bazı ilaçlar ve bazı hastalıklar aşırı kilo artışına neden olabilmektedir. Örneğin Cushing sendromu, hipotiroidi (tiroid bezlerinin az çalışması)  gibi sağlık sorunları metabolizma hızını düşürdüğü için kilo alımına neden olabilmektedir. Yine bazı antidepresan ilaçlar ve kortizonlar da kilo alımını tetikleyebilmektedir.

    Çocukların sağlıklı beslenmesi için dört ana besin grubundan yeterli ve dengeli bir miktarda tüketmeleri gerekir.

    Sağlıklı beslenmede OLMASI GEREKEN besin grupları nelerdir?

    Dört ana besin grubu; süt, et, sebze ve meyve, tahıl olarak adlandırılır. Süt grubundan süt, yoğurt, peynir,  et grubundan et, tavuk, balık, yumurta (et grubuna dahil edilir), kuru baklagiller, sebze ve meyve grubundan mevsimine göre uygun miktarda ve tahıl grubundan ekmek, bulgur, makarna, pirinç vb. besinlerin her öğünde yeterli miktarlarda tüketilmesine dikkat edilmelidir.

    KEMİK ve DİŞ gelişimi için.

    Kemik ve diş gelişimi için günde 2-3 su bardağı süt, yoğurt, 1 kibrit kutusu miktarı beyaz peynir tüketmeleri gerekir. Yine her gün en az 5 porsiyon taze sebze veya meyve hastalıklara karşı vitamin desteği olarak önerilmektedir.

    Kahvaltı NASIL OLMALI?çoçuklar için sağlıklı beslenme önerileri

    Büyük çocuklar için en önemli öğün kahvaltıdır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde, çocuğun okul performansı düşer, çocukta yorgunluk, dikkat dağınıklığı, baş ağrısı ve zihinsel performansta düşüş gözlenir. Bu yüzden çocukların her sabah düzenli ve yeterli miktarda besin öğesi içeren kahvaltı yapma alışkanlığı kazanmaları gerekir. Peynir, taze meyve veya meyve suları (konsantre, hazır alınan meyve suları hariç) birkaç dilim ekmek, 1 bardak süt çocuklar için kahvaltıda yeterlidir. Protein ve zengin vitamin, mineral kaynağı olmasından dolayı haşlanmış yumurtanın sıklıkla tüketilmesi gerekir.

    ÖĞÜNLERİN ATLANMAMASI bir başka önemli faktördür...

    Günlük tüketilecek besinlerin 3 ana, 2 ara öğünde alınması en uygun olanıdır.

    Beslenmede HİJYEN

    Açıkta satılan besinler, yeterince güvenilir ve temiz değildir. Çocukların okul çevresinde açıkta satılan besinleri almamaları konusunda kesinlikle uyarılmaları gerekir.

    Okul kantinlerinden bulunan süt, ayran gibi ambalajlı besinlerin satın alınırken etiket bilgisine ve son kullanım tarihinin geçmemiş olmasına dikkat edilmeli, ambalajsız satılan tost, simit, poğaça gibi yiyeceklerin temiz ve güvenilir şekilde hazırlanmış ve muhafaza edilmiş olmasına dikkat edilmelidir.

    Temizlik önemli bir faktördür. Beslenme çantası ve su mataralarının her gün temizlenmesine özen gösterilmeli, çocuklar, tuvalet ve umumi kullanıma açık çeşme sularından su içmemeleri konusunda uyarılmalıdır.

    Sağlık  için çocuklara el yıkama ve diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir. Kirli eller, basit bir soğuk algınlığından ölümcül hastane enfeksiyonlarına kadar pek çok hastalığın nedeni olabilmektedir. Bu nedenle çocuklara, özellikle yemek yemeden önce ve sonra, tuvalete girdikten, dışarıda oyun oynadıktan sonra, dışarıdan eve gelince ellerini, ılık akan su altında sabun ile iyice ovuşturarak yıkamaları konusunda alışkanlık kazandırılması gerekmektedir.

    ATIŞTIRMALIKLAR nasıl olmalı?

    Atıştırmalıklar çocukların çok sevdikleri ara besinlerdir. Obezite riskine karşı şeker ve şekerli gıdalar, cips gibi yağlı ve tuzlu besinler, gazlı içecekler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir domates, taze meyve, kuru yemişlerin ve meyvelerin tüketimi alışkanlık haline getirilmelidir.

    Beslenme kadar SPOR da önemli...

    Beslenme kadar spor da vücudun düzenli çalışması, tüketilen besinlerin vücuda yararlılığının artırılması, fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişim için olumlu katkı sağlar.  Bu nedenle, uzun süreli televizyon seyretme, bilgisayar kullanımı yerine çocukların sevdikleri herhangi bir spor dalına yöneltilmeleri uygun olur.

    Bizden haberdar olmak ister misiniz?
    florence nightingale hastanesi çağrı merkezi
    florence nightingale hastanesi

    Copyright 2016 Florence Nightingale. Tüm hakları saklıdır.

    Web sitemizdeki bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik tüm işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.