Ana Sayfa İnsan Kaynakları  Bize Ulaşın S.S.S.


 


 


 


 

Tromboz Polikliniği

 

Tromboz nedir?

Tromboz kalp veya damar sisteminde istenmeyen pıhtı oluşmasıdır. Bu pıhtının organlara yerleşmesi ciddi organ yetersizliklerinden ölüme kadar uzanan önemli sorunlara neden olur.  Pıhtının atar damarları tıkaması (arteriyel tromboz) kalp krizi, beyin damar tıkanıkları (felç) tablolarına neden olur, bu durum tüm dünyada en önemli  sakatlık ve ölüm nedenidir. Pıhtı toplar damarlarda oluştuğunda (venöz tromboz) en çok bacak ve karın toplar damarlarını tutar.  Buradan kopan pıhtı parçacıklarının akciğer damarlarını tıkaması (pulmoner emboli) hayatı tehdit eden önemli bir problemdir.

 

Trombozu nasıl tanıyabiliriz?

Atar damar (arter) trombozunda tıkanan damarın beslediği bölgede hücreler ölür. Hangi organın damarı tıkanırsa ona göre bulgu ortaya çıkar. Örneğin kalbi besleyen koroner damarlardan biri tıkanırsa kalp krizine bağlı şiddetli sol göğüs ağrısı, bacağı besleyen atar damar tıkanırsa gangrene bağlı şiddetli ağrı ve beyazlaşma görülür. Toplar damar (venöz) trombozunda ise belirli bir vücut kısmından toplanan kanın kalbe geri dönüşü engellenmektedir. Bacak toplar damarı tıkanınca ağrı, şişlik ve kızarıklık ortaya çıkar.


Tromboz neden oluşur?

Normalde vücudun hasar gören bölgelerinde  kanamayı durdurmak ve iyileşmeyi sağlamak için vücut damarın içinde pıhtı oluşturur. Bu normal savunma mekanizmasıdır. Bu mekanizma vücutta tromboz gelişimini engelleyen çok sayıda  sistem ile dengede çalışır ve bu olay sadece hasarlı alanda sınırlanır. İstenmeyen tromboz gelişimi bu hassas dengenin bozulması sonucu gerçekleşir. Tromboz genetik hastalıklardan dolayı ortaya çıkabileceği gibi edinsel (sonradan gelişen) durumlardan da kaynaklanabilir.


Edinsel olarak tromboza neden olan faktörler nelerdir?

Edinsel olarak tromboz gelişimine katkısı olan durumları ileri yaş, şişmanlık, gebelik, sigara içme, uzun süre hareketsiz kalmaya neden olan yolculuklar (uçak seyahatlari vb), hastalıklar (felç, kırık, alçılı tedavi vb.) ve kalça-diz protezi gibi operasyonlar olarak tanımlayabiliriz. Ayrıca diabet, kan yağ tablosundaki bozukluklar (hiperlipidemiler), damar duvarında iltihaplanmaya neden olan hastalıklar, damar sertliği (ateroskleroz), kanserler ve antifosfolipid sendromunda (tekrarlayan düşükler ve damar tıkanıklıklarıyla seyreden, daha çok kadınlarda görülen bir hastalıktır) tromboz görülebilir. Doğum kontrol ilaçları, menapoz tedavisinde kullanılan hormon ilaçları ve kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar da tromboz riskini arttırırlar.


Genetik olarak tromboza neden olan faktörler nelerdir?

Kişinin genlerinde meydana gelen bazı değişiklikler tromboz gelişme riskini arttırır.  Şimdiye kadar tanımlanmış genetik bozukluklar daha çok toplar damar (venöz) tromboz gelişim riskini arttırmaktadır. Bu mutasyonların çoğu toplumda belli sıklıkta bulunmaktadır, bu mutasyonu taşıyan herkesin tromboz geçireceği söylenemez. Ancak kişide edinsel risk faktörleri eklenirse tromboz  riski katlanarak artmaktadır. Genellikle bu tür mutasyonlar kişide 20-30’lu yaşlardan sonra gebelik, ameliyat, kırık gibi bir durum eklendiğinde trombotik atağa neden olmaktadır.


Kimlerde tromboza neden olabilecek genetik bozukluklar aranmalıdır?

Ailesinde tromboz öyküsü olanlarda, bebeklik döneminde tromboz geçirenlerde, 40 yaşından önce tromboz gelişmiş ise, tromboz atakları tekrar etmiş ise, herhangi bir jinekolojik problem olmaksızın tekrarlayan düşükler olduğunda genetik olarak tromboza neden olabilecek durumlar araştırılmalıdır.
Tekrarlayan düşüklerin tromboz ile ilişkisi nedir? Gebelik kayıplarının büyük bir kısmı  jinekolojik problemler, anne ve babanın yumurta hücreleri ile ilgili sorunlara bağlıdır. Ancak bazı hastalarda tromboza yatkınlık yaratan edinsel veya genetik bir sorun olduğunda bebeği besleyen damarlarda tıkanma ortaya çıkabilir, bu durum anne karnında büyüme-gelişme geriliğine ve düşüklere yol açar.


Tromboz polikliniğinin görevleri nelerdir?

Tromboz polikliniği hasta ve ailesinin risk faktörlerini belirleyerek trombozsuz bir yaşam için destek vermeyi hedeflemektedir. Tromboz geçiren hastalar etkilenen organ ve sistemlere göre kardiyoloji, kadın hastalıkları ve doğum, nöroloji, göğüs hastalıkları, damar cerrahisi vb.  hekimleri tarafından tedavi edilirler. Tedavinin amacı istenmeyen pıhtının ortadan kaldırılması ve oluşmasının engellenmesidir. Tromboz polikliniğinde ise bu hastaların  edinsel ve genetik risk faktörleri araştırılır. Uygulanacak kan sulandırıcı tedavinin süresi belirlenir. Bazı hastalarda hayat boyu kan sulandırıcı ilaçlar kullanılması gerekebilir. Edinsel risk faktörleri (sigara içme, doğum kontrol ilacı kullanma, şişmanlık vb) tespit edilir. Tekrar tromboz gelişmesi riskini azaltmak için alınması gereken tedbirler belirlenir. Uzun yolculuklarda alınması gereken tedbirler ve yaşam tarzı değişiklikleri kişiye öğretilir. Hastanın klinik özelliklerine göre bazı ek tedaviler (şeker ve yağ metabolizmasını düzene sokmak gibi) düzenlenir.


Örneğin Faktör V Leiden mutasyonu, ülkemizde en sık karşılaşılan genetik tromboz nedenidir. Bu mutasyonu taşıyan kişilerde tromboz gelişme riski mutasyonu taşımayan kişilere göre 4-6 kat yüksektir. Eğer Faktör V Leiden mutasyonu taşıyan kişi sigara içerse risk 30 kat, doğum kontrol ilacı kullanırsa risk 35 kat artmaktadır.  Yine mutasyonun anne ve babadaki genler aracılığıyla geçtiği düşünülürse kardeşler ve çocuklarda da tromboz gelişme riski olacaktır.


Tromboz polikliniği ayrıca kan sulandırıcı hap (warfarin, coumadin) kullanan kişilerde tedavinin ayarlanmasına yardımcı olmaktadır. Warfarin (coumadin) K vitaminin kullanımını etkileyerek pıhtılaşma faktörlerinin aktif hale geçmesini engeller ve kanı sulandırır.  2-3 kat kadar sulanması hedeflenir. Eğer kan az sulanırsa yeterince koruyucu olmaz, çok fazla sulanırsa hayatı tehdit eden kanamalar olur. Alınan gıdalar, ilaçlar, o sırada geçirilen infeksiyonlar ilacın dozunu etkilemektedir. Bu nedenle bu ilacı kullanan hastalarda sürekli olarak kanın sulanma derecesi INR testiyle kontrol edilir.  Bazı hastalarda gıdalar ve ilaçlar sabitlendiği halde ilacın dozu ayarlanamamaktadır. Bazı hastalarda genetik mutasyonların Warfarin (coumadin)’e direnç oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu mutasyonlar araştırılarak, ilaç dozu buna göre ayarlanmaktadır.


Daha fazla bilgi için: Group Florence Nightingale Çağrı Merkezi - 0 (212) 444 0 436

   
Copyright © 2010 Group Florence Nightingale | Yasal Uyarı
Tüm hakları saklıdır | Webmaster